Jump to content
Türk Anime TV Forum
jans09

Mühür - 密閉 - Mippei (27. Bölüm Eklendi YENİ!!)

Önerilen İletiler

 
MÜHÜRblog
 
Kısaca:
Ame, 4 yaşında yaptığı yanlış bir büyü sonucu güçlerini kaybeder ve aynı zamanda babasının ölümüne neden olur. Üstelik bir insanı hiç bir iz bırakmayarak yok edecek kadar güçlü olan bu büyü yasaklıdır da. Aradan geçen 15 yıl boyunca buna inanan Ame bir gün nereden geldiğini anlayamadığı bir ses duyar ve bu ses ona son 15 yıldır doğru olduğunu sandığı şeylerin yalan olduğunu anlatmaktadır. Hikayemizin başladığı bu noktadan sonrası Ame'nin doğruları ve büyü gücünü arayış macerasıdır. Keyifli okumalar...
 
Kişiler ve bazı özellikleri
(Güncel)
 
Spoiler
AMESİNO: 4 yaşında babasının ölümüne neden olarak güçlerini kaybeden ve bunun sebebini öğrenmek için yola çıkan bir genç. Beyaz saçlı, yeşil gözlü, zayıf, uzun boylu ve yumuşak karakterli biri.
KURAMAUN/KURA: Doğduktan hemen sonra annesi Arigalar tarafından alınan ve onu kurtarmak isteyen ve yaşça kendinden büyüklerle eşit seviyede büyü gücüne sahip bir büyücü. Silahı: İkiz Kılıç ama her silah ve büyüyü kullanabiliyor. Güçleri çok dengesiz. Siyah saçlı, siyah gözlü, beyaz tenli, hareketli ve inatçı biri.
DRAMUL: Büyük büyücülerin arasındaki en genç büyücü olmasına rağmen en üstün büyücüler kadar gelişmiş bir güce sahip. Her türlü silah ve büyüde usta seviyede. Sarı saçlı, bal rengi gözlü, uzun ince bilge görünümlü ve güçlü biri.
KARMOK: En tecrübeli büyücülerden biri. Kaba, iri-yarı, sert çabuk sinirlenen bir mizaca sahip. Silahı: Çift yönlü ay kılıcı Açık kahverengi saçlı, yeşil gözlü, uzun boylu ve iri bir adam. İnatçı .oğu zaman huysuz aslında duygusal.
JİLYA: Tecrübeli büyücülerden biri. İnanılmaz hareketli, şen şakrak ve patavatsız bir kadın. Pekhu'nun ikiz kardeşi. Kılıç ustası. Silah: ince saplı eğimli kılıç. (Arap ve osmanlı tipi) Gri saçlı, açıkmavi gözlü, ince düzgün yüz hatlarına sahip bir kadın. Orta boylu ve zayıf.
KURAMA: Tecrübeli büyücülerden biri. Doğduştan parlak büyü gücüne sahip olmasına rağmen Arigalar tarafından babasının koruması sayesinde bulunamamış çok güçlü bir büyücü. Silahı: büyücü asası Beyaza yakın sarı saçlı, kahverengi gözlü, çok uzun ama ince bir adam. Genellikle pelerin giyer ve bilge bir görünüşe sahiptir.
NETRİB: 13 yaşında en genç büyücülerden biri. Hızlı öğrenmenin yanı sıra önünde bir kez yapılan büyüyü ne kadar güçlü olduğu fark etmeksizin ilk defasında başarıyla gerçekleştirebilen yetenekli bir çocuk. Yaşından dolayı biraz çocuksu biraz saf, neşeli ve konuşkan bir çocuk. Silahı Teber. Jinef ve Dramul'un oğlu. Çok açık yeşil saçlı ve koyu yeşil gözlü, narin bir görüntüsü var ama aşırı güçlü bir büyücü olduğu için çok dayanıklı
TOBİKE: İri yarı gövdesine karşın bebek gibi yüzü olan kibar ama eli ağır cinsten biri. Her nezaketi aşırı gücü sayesinde tersine dönen biraz da sakar biri. Silahlar: Kılıç ve kalkan Siyah kısa saçlı, aşırı çekik olduğu için mavi gözleri görünmeyen yuvarlak suratlı biri. İri, uzun, aşırı kaslı
PEKHU: Jilya'nın ikiz kız kardeşi. Çevik, esnek, sessiz ve aşırı duygusal biri. Her türlü küçük ve öldürücü silahı kullanabilir. Asıl silahı Çakram. Gri saçlı, koyu mavi gözlü, ince düzgün yüz hatlarına sahip bir kadın. Jilyadan biraz daha uzun ve daha esnek.
PSEUN: Genç büyücülerden biri. Çok zeki olmasının yanında aldatma büyülerinde yetenekli bir kız. Silahı Baston asa. Sarı saçlı, siyah gözlü, kısa boylu, narin yapılı
BAARA: Genç ve güçlü büyücülerden biri. Silahı: Mızrak (iki ucu bıçaklı) Kahverengi saçlı ve gözlü, uzun boylu, kaslı, sert görünümlü
KYATS: Jugalaeden kaçanların arasındaki en genç büyücü. Silahı Değişken. Siyah saçlı, mavi gözlü, çevik ve ince uzun biri
SATSEİLO: Genç büyücülerden biri. Silahı: Kısa saplı çift kılıç Lila saçlı, açık kahverengi gözlü, uzun boylu, neredeyse zenci kadar koyu tenli, diğer kızlara göre daha esnek biri
NESİJ: Genç büyücülerden biri. Silahı: Arbalet Kırmızı saçlı, yeşil gözlü, ince yapılı fakat aynı zamanda kaslı ve uzun boylu biri.
JİNEF: Kahinlerden. Silahı: Büyücü asası ve kama. Beyaza yakın sarı saçlı, çok açık mavi renkli gözlü, beyaz tenli sakinleştirici bir görüntüsü var
JAN: Kahinlerden. Silahı: Baston asa ve mızrak. Açık mavi saçlı ve gözlü, kumral tenli, orta boylu ince biri
KARDEN: Kahinlerin en güçlü olanı. Silahı: Asa ayrıca büyüler ile tüm silahları kontrol edebiliyor. Diğerlerinin içinde en yaşlı olmasına rağmen görünümü orta yaşlı biri gibi olan, kumral bir kadın.
MAFE: Tecrübeli şifacılardan. Silahı: Büyücü asası Hafif toplu, sarı saçlı mavi gözlü ve orta boylu biri
MAZE: Tecrübeli şifacılardan. Silahı: Büyücü asası Çok zayıf,kahverengi saçlı, yeşil gözlü biri
NEİJA: Genç büyücülerden biri. Silahı: Yay ve ok Kahverengi saçlı, kırmızı gözlü, ufak tefek ama çok dayanıklı biri
NİSE: Genç büyücülerden biri. Silahı: Kısa saplı kılıç Siyah saçlı, siyah gözlü, esmer, Satseilo kadar olmasa da uzun ve iri bir kız
GUÇELH: Genç büyücülerden biri. Silahı: Teber İri kıyım ve sert görünümlü, çok kısa koyu sarı saçlı ve mor gözlü
ABREÇ: Genç büyücülerden biri. Silahı: Kılıç Dazlak, siyah gözlü, orta boylu ince ama kaslı biri
TAMA: Genç şifacılardan. Silahı: Asa Kısa turuncu saçlı, açıkkahverengi gözlü, kısa boylu çok zayıf biri
MEJGİH: Genç büyücülerden biri. Silahı: Çakram Koyukahverengi saçlı, siyah gözlü, orta boylu hafif kaslı biri
TOGLAN: Genç büyücülerden biri. Silahı: Teber Koyu mor saçlı, koyu kahverengi gözlü, uzun Tobike kadar olmasa da iri biri.
SİNO: Ame'nin kız kardeşi Beyaza yakın çok açık pembe saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli, orta boylu, narin yapılı biri

SOHROK: Ame'nin babası, yetenekli ve tecrübeli bir büyücü. Silahı: Çift yönlü teber Açık sarı saçlı, koyu mavi gözlü, uzun boylu, kaslı bir adam


TSEİRK: Üstün ırk insanlarının arasından seçilen, doğduğunda diğerlerine göre daha fazla özel güç sahibi olduğu belirlenerek ailesi ile Jugale'nin içindeki kaleye alınıp orada yetiştirilen kişi. TSEİRK bir unvandır. Ariga konseyinin başıdır ve en güçlü büyücü olarak kabul edilir.
TLOGUR: Arigaların 1. büyük generali. Üstün ırktan Tseirk olacak kişisiyi eğitir.
MAMGOT: Arigaların 2. büyük generali. Üstün ırktan ve çok güçlü. (Yerine yenisi gelmiştir. Eskisinin hikayesi anlatılacak.)
ŞHABE: Arigaların 3. büyük generali. Karmok'un öldürdüğü. (yerine yenisi gelmiştir.)
SAFON: Güçlü Ariga büyücülerinden biri.
TAMAN: Güçlü Ariga büyücülerinden biri.

 

 

Adı geçen yerler
Spoiler
AÇBA: Kurama, Netrib, Tobike, Jilya, Karden, Mejgih  --  HUJJ


DARMVA: Karmok, Mafe, Guçelh, Abreç, Neija, Satseilo, Jan  --  VUNE

 

GAPPO: Dramul, Jinef, Maze, Nise, Pekhu, Toglan, Kuramaun  --  DIĞE


ASALİYA: Kyats, Marşan, Ame, Baara, Nesij, Tama  --  DIŞE



JUGALE: Tseirk, Tlogur, Mamgot, Şhabe, Taman, Safon

 

 

 

 
Adı geçecek olan bazı büyülerin isimleri ve özellikleri
Spoiler
HUT: Kişinin elindeki silahın özel güçlerini arttırarak güç geliştiren bir büyü.
UN: Ateş ile ilgili büyülerin en gelişmişi ve yapan büyücünün parlaklık gücüne göre en değişken büyülerden biri. çok ciddi hasar veren bir büyü.
TSEY: Karşısındaki kişinin vücudunun barındırdığı sıvıları yönetmeye yarayan büyü türü. Özellikle kan için uygulanır.
SİNO: Rakibin bedenini komple ele geçirebilen bir büyü. Büyülerin içinde en tehlikeli olandır. Birden fazla kişiye uygulanması ölümle sonuçlanabilir.
ÇEVÇ: Kalkanlara karşı büyü olarak kullanılan güçlü bir büyüdür. Her türlü kalkanın kırılmasında kullanılır.
ŞİGO: Rakibin aklına girip halüsinasyonlar yaratan bir büyüdür.
ŞAW: Kişilerin zihinlerine girmek için kullanılan büyülerdendir. Zorlayıcı bir büyüdür. Ayrıca sahte anılar da yaratılabilir.
NİPA: Rakibin tüm algılarını kapatan bir büyüdür.
LO'O: En güçlü kalkan büyülerinden biridir. Aslen korunma amaçlı olsa da daha çok saklanma amaçlı kullanıldığı için keşfedilmesi neredeyse imkansızdır.
KUNJ: Yapılan ortak büyülere on kat daha güç vermesi için uygulanan destek büyülerdendir.
JANS: Ölen kişiyi ruh bağı kopmamışsa geri getirme büyüsüdür. Şifa büyülerinden tek yasaklı olandır.
AAR: Zamanı yavaşlatma hatta bir süreliğine durdurma büyüsü. Durdurma süresi büyücünün parlaklık gücüne göre değişen büyülerden biri.
AJİ: Kafa karıştırmak için uygulanan yön büyülerinden biridir.
BEDR: Yer-zaman-boyut değiştirme büyüsü. Uygulama sıralamasında en az karşı tepki yer değiştirmeden olur. Zaman (geçmişe ya da geleceğe müdahale edilmediği sürece) ikinci sırada yer alır. Boyut değişimi büyüsü ile farklı boyutları rahatsız ve istila etmek zamana müdahale ile aynı şekilde karşı tepki göstererk ölüme kadar gidebilen bir büyüdür.
JIA: Toprağa hakim bir büyüdür. Deprem ve heyelan oluşumunda kulanılır.
Bu büyüler yapılması yasaklı olduğu için büyücüye geri tepkiyen büyülerdir ve sadece parlak büyü gücü olanlar ve çok güçlü büyücüler yapabilir.

LEORN: İz büyüsü. Büyü, yapan kişinin büyücüler tarafından fark edilmesini engeller ve hiç bir büyü ile çözülemez. Yapmak ise inanılmaz bir tecrübe gerektirir.

NIR: Çoğunlukla şifacıların savaşanlara güç vermesini sağlayan ve yaralarını da iyileştiren bir büyü

 

 

 

Adı geçecek olan silahlardan bazıları
Spoiler

tumblr_nkzrrltn6A1ttvd0go1_540.jpg

 

 

Her türlü hata bildirimine açığım. Gözünüze çarpan imla ya da harf hatalarını bildirir misiniz?  yellow-hair-girl-emoticon-11.gif?1301940164

 
İlk 10 Bölüm
 
 
Spoiler
Bölüm I
21/01/2015

Gözlerini açtığında annesinin acıyan bakışları ile karşılaştı. Getirdiği yemeği yakınlarda bir yere bırakıp uzaklaşmasını izledi. Çalışmaktan öyle yorgun düşmüştü ki yemeği almak bile gözünde büyüyordu.

- Yine beceremedin. Böyle uğraş dur işte! diye kendi kendine söylendi. Güçlerini kullanmak zorunda olmaktan nefret ediyordu. İşe koyulmalıyım deyip kalktı.

Akşam eve gittiğinde annesi odanın ortasındaki ateşin başındaydı. Yemeği pişirmişti. Ateşe baktı, sinirlenmişti. Güçleri öyle zayıftı ki ateşi yakacak kadar bile kıvılcım çıkaramıyordu. Oğlunun sinirlendiğini fark eden kadın;

- Üzülme her şey düzelecek, dedi. Senelerdir alışmıştı oğlunun bu durumuna. "Düzelecek." diye tekrarladı mırıldar gibi bir sesle.

Ellerini yıkamak için biraz su alıp dışarı çıktı. Sertçe ellerini yıkarken duyduğu sesle irkildi. Bu saatte kim olabilir? diye düşünürken sesin geldiği yöne yürümeye başladı. Annesi arkasından bağırıyordu ama ona dönüp bakmadı bile. Otomatikleşmişti.

- "Doğduğunda böyle olmadığını bilmek çok daha kötü olmalı."- dedi ses.

- Nerede... Neredesin? İçinden çığlıklar atıp dışarıdan büyülenmiş gibi sessizce yürümek akıl almaz bir durumdu.

"Düşünebiliyorum! Her şeyi hissedebiliyorum!" diye geçirdi içinden. Ama neden konuşamıyorum? Neden duramıyorum? Arkasında annesinin koşan adımlarını duyabiliyor ama ona yaklaşmamasını söyleyemiyordu. Ona bir şey olmasını istemiyordu. Ama onu durduramıyordu da.

- Acaba neden? Ses yine başlamıştı konuşmaya.

- Bu nasıl bir büyü! Yasak! İnsanları kontrol etmek yasak! Düşünce, kan... Ne yolla olursa olsun yasak!

- Bazı bilginler senin kendi kendini mühürlediğini ileri sürüyorlar. Kimisi de dört yaşındaki bir çocuğun kendisini mühürlemesinin imkansızlığından bahsediyor. Acaba neden? Evet neden? Senelerdir herkes bunu soruyor...

Şehirlerinde yaşayan tüm alimler ve bilginler anlam veremeden bunu düşünüp araştırıyorlardı. Basit bir çiftçinin zavallı oğlu daha neredeyse bir bebekken sadece en yüce büyücülerin becerebildiği bir büyüyü nasıl yapmıştı. O gün olan şeylerden sonra tüm güçleri inanılmaz derecede azalmıştı. Üstelik olanları hatırlamıyordu bile. On beş yıldır devamlı eğitimlere gidiyor, çalışıyor, çabalıyor, verilen her işe koşturuyor ama nedense gelişimi için yapılan hiç bir testi geçemiyordu. Seviyesi hiç değişmiyordu. Buna rağmen kimse onunla dalga geçmiyordu. Önceleri yaşıtlarından bazıları onunla dalga geçip tartaklar, çeşitli büyüler kullanarak eğlenirlerdi, ama büyükler hemen onları durdurur ve azarlarlardı. Bunu acıdıkları için yaptıklarını sanıyordu ama nedense bazen ondan korktuklarını hissederdi. Peki neden?

- Haydi hatırlayalım.

Böylesi bir ağırlık ve hız! Kafasındaki her şey önce birden bire yavaşladı ağırlaştı ve sonra aniden hızlandı, sesler, görüntüler, sıcaklık; üstelik bu dondurucu havada yandığını hissetmek... Az önce nefesinden dumanlar çıkarırken şimdi üzerinde sadece gömlek olmasına rağmen terliyor olmak! Annesinin sesi yaklaşıyordu. Sesi yaklaştıkça adımları yavaşlıyordu ve birden olduğu yerde durdu.

- Ame oğlum? İyi misin? Ne oldu?

- Benimle konuşabiliyor ama yaklaşamıyor ha? diye geçirdi içinden. Annesi olabildiğince uzak kalmaya çalışarak yavaşça oğlunun önüne doğru ilerliyordu. Sanki avının etrafından dolaşan bir avcı gibi. Sessiz, ürkütmemeye çalışarak. İçinden gülmek geliyordu ama gözleri dolmuş, yaşlar yanaklarından süzülüyordu. Hala hareket edemiyordu. Birden dizleri çözüldü ve yere yığıldı. Sessiz gözyaşları yerini hıçkırıklara bırakmıştı.

- Hani gülmek istiyordum? Neden ağlamaya başladım? diye mırıldandı. Birden sustu bu düşünce ile... Yoksa başka bir sebebi mi vardı susmasının bilemiyordu? Titriyordu. Annesi ağlayarak ona doğru atıldı.

- Ne oldu? Ame?

Şok geçiriyordu. Kafası karışmıştı. Korkmuştu ama hatırlamıştı.

- Anlattı her şeyi. Duymadın mı? Biliyorum artık. Sen de oradaydın. Onu öldürdüğümde sen de oradaydın!

Kendine geldiğinde oturma odasından gelen bağırışları duydu. Yattığı yerden kalktı.

- Her kimse o, dalga geçmiş olmalı. diyordu biri.

- Ama hatırladığını söyledi, diye çıkıştı annesi.

- Nasıl olur?

- Mümkün mü?

- Kimse yok muydu etrafta? Emin misin?

Aşina olduğu sesler, azarlamacı sesler, korkak bakışların sahibi sesler...

- Babamı öldürdüm.

Odadaki herkesin başı korku ile kapıya, ona doğru döndü.

- O gün, ben, babamı öldürdüm ve güçlerimi kaybettim.

- Biliyoruz kazaydı baban sana o yaşta bir çocuğun yapmaması gereken bir büyü yaptırdı ve ters tepti. Asıl önemli olan güçlerine ne olduğu.

- Anne benden nefret etmiyor musun?

Bu soru karşısında kadının yüzündeki korku giderek yerini şaşkınlığa ve hüzne bıraktı ve yine ağlamaya başladı.

- Hayır! Asla!

- Biliyorum artık. Babam bilgindi. Tek istediği ileri derecede bir büyücü olabilmem ve konseye girebilmemdi. Büyü auramın parlak olduğunu söylerdi. Öğrettiği büyüleri hatırlıyorum. Fakat tüm bunları bana anlatan ses kimindi?

Odadakiler hiç bir şey anlamadan birbirlerine baktı. Aralarından bir ses yükseldi:

- Ariga! Ulu Ariga! Dene bildiklerini öğrendiklerini yapmayı dene! Dışarı çık ve bildiğin tüm büyüleri yap! Hemen!

Koşarak çıktı ve denileni yaptı. Olmuyordu. Şakınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmıştı adamın da. Çünkü büyü gücü geri gelmemişti.

- Nasıl olur? Sana yardım eden Ariga ise bu nasıl olur!?

Bir an için umutlanmıştı ama şimdi içini kapkara bir duygu kaplamıştı.

Ertesi gün erkenden kalktı. Hazırlandı. Annesine dönüp;

- Nedenini bulacağım! diyerek kapıya yöneldi. Nedenini bulacaktı! Tek yapması gereken Konsey Büyücülerinin yaşadığı Jugale'ye gitmekti. Bu zamana kadar ne annesi, ne de köylüler bu konuda dışarıdan yardım almamıştı. Nedenini ise, babasının adının kirlenmesini istemedikleri şeklinde açıklamışlardı. Ama kendi geleceği on beş yıl önce ölmüş bir adamın adından daha önce geliyordu artık. Annesi çıkmadan önce onu durdurarak eline bir kitap sıkıştırdı. Aslında bu bir defterdi. Şifreli bir defter. Yazıların garipliğine şaşkın şaşkın bakarken annesinin kulağına fısıldadığı kelime ile ikisi de günler sonra nihayet gülümseyebilmişti.

Şifre: Amesino idi. Yol boyunca canının sıkılmayacağından emin yola koyuldu.



Bölüm II
23/01/2015

Hava kararmaya başlıyordu. Bütün gün yürümüştü. Sadece bacaklarına, o da yürümeye dayanabilmeleri için en basit büyülerden bir iki tane uygulayabilmişti. Acıkmıştı. Elindeki garip biçimsiz haritaya baktı. "Ulu Ariga" diye bağıran adam bile Jugale'ye nasıl gidileceğinden bi haberdi. Oradan köylerine gelen çok insan olurdu ama kendi köylerinden oraya giden-gelen hiç olmamıştı. Uyumak için bir yere ihtiyacı vardı. Etrafına bakındı. Çok yol üstü olmayan ama hayvanlardan da uzakta geceyi geçirebileceği bir yer aradı. İlerideki ağaçlardan birinin altında kar daha az gibiydi. Oraya doğru gitti. Dikkat çekmemek için ateş yakmaktan uzak dururdu ama hava o kadar soğuktu ki bir an tereddüt etti. Yine de vazgeçti. Zaten az olan büyü gücünün iyice azalması etraftan gelebilecek saldırılara karşılık verememesine neden olacaktı. Evden aldığı rulo halindeki bambu altlık ve örtüyü çıkarıp ağacı arkasına alacak şekilde serdi. Üzerine uzandı. Akıllı bir gençti, bunu biliyordu. Pratik anlamda her türlü çareyi rahatlıkla bulup, her şeyi oluruna uydurabiliyordu. Hava gittikçe soğumaya başlamıştı. "Donarak ölemem ya!" diye homurdandı. "Biraz riski göze almalıyım." diye söylene söylene etrafa çok fark ettirmeden ateşi yakmanın bir yolunu düşünmeye başladı. Sonunda bulduğu bir kaç yüksek odun parçasını hilal şeklinde toprağa saplayarak ateşin etrafını kapattı. Bu sayede alevlerin ışığının etrafa fazla yayılmasını engelleyecekti. Bambuyu da ateşin açıkta kalan kısmına doğru denk getirdi. "En azından sıcak" dedi. Elindeki çakmak taşlarına umutsuzca baktı. "Bir gün size ihtiyacım olmayacak" dedi hüzünle.

Yola çıkmadan önceki geceyi düşünüyordu. Nedenini bulacağını söylediğinde o sırada evlerinde bulunan köy büyükleri karşı çıkmıştı.

- Ne demek bu? Neyi bulacaksın? dedi aralarından biri burun deliklerinden hırsla nefes alıp vererek. Küfür edilmişcesine sinirlenmişti.

- Durumumun neden kaynaklandığını tabi ki de! Bu benim hayatım! Senelerdir bu şekilde yaşamaktan bıktım! diye bağırdı. Altta kalmaya hiç niyeti yoktu.

- Evlat orman yolunun ne kadar tehlikeli olduğundan haberin var mı senin? dedi en yaşlı olan nazik bir sesle. Belli ki nezaketle işin üstesinden gelmek istiyordu ama bir diğeri;

- Yolda sadece hayvanlar değil aynı zamanda bir çok serseri çete var. Büyü gücün bu seviyedeyken onların üstesinden gelemezsin. Hayatından olabilirsin! diye atıldığında Ame'nin de sinirleri iyice gerildi.

- Yanıma para almaya niyetim yok. Soygunculardan bu şekilde kurtulabilirim. Ne söylerseniz söyleyin beni kararımdan vazgeçiremeyeceksiniz!

- Ya aralarından biri paran olmadığı için sinirlenip sana zarar vermeye kalkarsa? bu soru annesinden gelmişti. Ne kadar endişeli olduğu gözlerindeki çaresiz bakıştan belli oluyordu. Hele o yüzündeki gitmemesi için yalvaran ifadeyi anlatmak için kelimeler yetmezdi. Ama kararını vermişti.

- Anne bu şekilde ömrümü tüketemem. Lütfen. dedi anlayış dilenircesine. Odadakilere dönerek;

- Bakın neler olduğunu ve bu duruma nasıl geldiğimi biliyorum artık. Ama bu bana yetmiyor. Önceden durumumu kabullenmiş çaresiz biriydim. Ama bu düzeltilebilecek bir şeyse eğer bunun olması için elimden geleni yapacağım.

- Jugale'ye sağ salim ulaşabilirsen tabii. diye bir homurdanma duyuldu.

- Bu benim hayatım! diye çıkıştı. Annesinin telaşa kapıldığının farkındaydı. Herkes gidince onu yatıştırabilirdi. Ama şimdi kararını savunmak zorundaydı.

- Ben bu köyde doğdum, büyüdüm. Senelerdir sizlerle yaşıyorum. Babam öldükten sonra küçük olduğum için anneme tarlada ve diğer bir çok ağır işte yardım ettiniz ama zamanla hepiniz onu... bizi unutarak kendi derdinize düştünüz. Ben yetmiyorum her şeye. Yetişemiyorum. On dokuz yaşıma geldim ama kışı zar zor çıkarabilecek kadar ürün elde edebiliyoruz. Bir çok şeyi köydeki kadınlar veriyor hala. Ben buna yaşam demem.

-------------------------------------------------------------

- Genç bir erkek için bu şekilde yaşamak zor tabi.

Ame şaşkınlıkla ve korkuyla sıçrayarak yerinden kalktı. Etrafına baktı. Ses nereden gelmişti. Ateşin kıvılcımlarına ve önceki gecenin düşüncelerine öylesine dalmıştı ki...

- Hey! Yukarıdayım! dedi ve aşağı atladı.

- Sen de kimsin? diye sordu. Karşısındaki gence baktı. Saçlarının bir kısmı kırmızı bir kısmı da beyazdı. Garip bir saç rengi diye düşündü.

- Hop saçlarıma laf yok!

Hiç bu kadar irkilmemişti. Tüyleri diken diken olmuş, aklı karışmış, şaşırmış ve korkmuştu.

- Düşünceleri okuyabiliyor musun?

- Sadece dikkatsiz davrananların düşünceleri çok açık bir şekilde yansır kafamda, dedi ve kocaman bir gülümseme yayıldı suratına. - Senin de gücünün neredeyse hiç olmadığını düşünürsek sen kilometrelerce öteden düşünsen bile duyabilirim. dedi.

Dalda geçiyordu herkes gibi.

- Hayır dalga geçmiyorum. Gerçekten. İstemeden oluyor bu. Kontrol edemiyorum. Ama eğitimler devam ediyor. Aslında dediğim gibi dikkatsizce ya da dalgın olunmadığı sürece çabalamadan asla duyamam. Birden ciddileşti. - Ama sen farklısın. Gerçekten hiç mi gücün yok? Gözlerindeki merak artmıştı.

- Hiç.

- Nasıl olur? Hiç böyle bir şey duymamıştım.

- Şimdi duydun işte.

- Ah bu arada ben Kuramaun.

- O nasıl isim öyle? diyerek güldü Ame.

- Şimdi sen dalga geçiyorsun. Şikayet eder gibi söylese de gülümsüyordu.

- Nereye gidiyorsun?

- Jugale'ye.

- Güvenmiyorsun bana değil mi? dediğinde Ame önce şaşırdı sonra da aklından geçen her bir düşüncenin duyulduğunu hatırlayınca sakinleşti.

- Düşüncelerini bilmesem de anlardım. Kısa kısa cevaplarla kaçıyorsun benden... Ah evet çok konuşurum... Hayır çete üyesi falan da değilim... Haha suratını bir görsen! Bakalım gözlerin daha ne kadar büyüyebilir. İstersem beyninin en karanlık kısımlarına girip her şeyini açığa çıkarayım ha?

- Kime açıklayacaksın ki. Sen ve ben varız sadece.

- O da doğru, yine homurdanıyordu ama gülümseyerek.

- Madem ne düşünsem duyuyorsun ben de direkt konuya gireceğim. Benden ne istiyorsun? Param...

- Yok.

- Büyü gücüm...

- Yok. İşe yaramazın tekisin. Annene bile bakamıyorsun. Neyse ki bahar ayına girmek üzereyiz. Her sene iki kişilik ürün alıyorsan annene uzun bir süre yeter yazdan elde ettikleriniz.

- Şaşırmamaya çalışıyorum ama mümkün değil. Köyde kimse bunu yapmıyordu? Ne büyüsü bu?

- Bu büyü değil. Bazılarımız büyüler yapmanın ötesinde güçlerle doğuyoruz. Ben de onlardan biriyim. Mesela abim ve ablam bu güçlere sahip değil normal birer büyücü ikisi de ama annem çok daha kötüsüne sahip. Bu yüzden onu aldılar.

- Aldılar mı nereye?

- Jugale'dekiler aldı... Onlar, özel büyü gücü olanları başka bir deyişle büyü gücü parlak olan özel insanları toplarlar. Evet doğru duydun toplarlar. Asla rica edilmez ve izin alınmaz. Aslında çok daha küçük yaşta iken alıyorlarmış ama annemin güçleri benim doğumumla uyanmış. Babam beni saklamak için elinden geleni yapar. Benim hikayem de bu. Adın ne?

- Ha?

- Adın? En azından bir tane vardır.

- Amesino.

- Güzel isim. Kaç yaşındasın?

- Ondokuz.

- Ah benden iki yaş büyüksün, dedi gülümseyerek

- Üşümüyor musun?

- Hayır büyü ile bedenimi ısıtabiliyorum.

- Ah doğru ya.

Birden havalanan eli yerdeki karlardan koca bir kar yığınını kaldırarak Ame'nin ateşinin üzerine attı.

- Ne yapıyorsun?

- Seni de ısıtırım korkma. Kurtlar çok yakında, birazdan burada olurlar. Çok yorgunsun biliyorum ama benimle gelmen daha iyi olur.

- Nereye.

- Eve. Şimdi sana biraz yardım edelim ha? diyerek bir kaç kelime mırıldanıp Ame'nin tüm gücünü yerine getirdi.

- Sen çok güçlü bir büyücüsün. dedi şaşırarak bu tip büyüler için çok gençti oysa.

- Hayır. Ben özelim. dedi gülümseyerek...

 



Bölüm III
25/01/2015


- Tamam, gidelim! Yolumuz çok uzu- Ah yemek yemiş miydin?

- Hayır aslında dalmışım.

- Hmm. Bir şeyler yesek iyi olur. Sonra olan bitenden sorumlu tutulmak istemem.

- Olan bitenden?

- Boşver. Şimdi bir şeyler bulalım.

- Bende var. Soyulma tehlikesine karşı yanıma para almadığım için bol bol yiyeceğim var.

- Süper avlanmaya ve pişirmeye vakit harcamayacağım.

"Bu çocuğun her şeye tüm suratına yayılan o gülümseme ile yanıt vermesi yok mu delirtiyor beni."

- Sonuçta benim yaşadıklarımın hiç birini yaşamadı... Yeter artık hakkımda garip garip şeyler düşünmeye başladın gene. Bak unutuyorsun ama düşüncelerini du-ya-bi-li-yo-rum! Devamlı bunu hatırlatmam mı lazım?

- Üzgünüm. Ama sen de beni anlamalısın. Seninle yeni tanıştım. Kimsin, nesin bilmiyorum, sana güvenmem doğru mu emin değilim, düşüncelerimi okuyorsun, beni küçük görüyorsun--

- Hey hey hey hey dur orada bakalım! Seni küçük falan görmüyorum. Aksine- Geliyorlar. dedi sesini alçaltarak.

- Kim?

Gözleri kocaman açılmıştı.

- Kurtlar mı?

- Üzgünüm ama yemek yiyecek vaktimiz yok. Eşyalarını ben alayım. Şimdi koşacağız. Sakın panikleme.

Bu nasıl oluyordu? Koşmuyor uçuyordu sanki. Büyülerin bir sınırı yoktu.

"İstiyorum, güçlerimi geri istiyorum!" Tek düşünebildiği buydu

- Alacaksın da, sana inancım tam. Arkasına baktı. Çok yakındalar. İlerde bir mağara var oraya gireceğiz. Yakınımda kal.

- Tamam. İlerideki mağaraya girdiler. Kuramaun bir büyü daha yapmış olmalı ki fark edilmediler. Kim bunlar?

- Peşimdekiler.

- Arigalar mı?

- Hayır. Avcılar. Arigalar asla bu işlerle kendileri ilgilenmez. Jugale'de yaşayan insanlar üstün görüldüğü için buna tenezzül etmezler. Bu işler için Malukh'ları kullanırlar.

Birden bulundukları yer daralmaya başladı sanki. Nefes alamıyordu. Kuramaun'a baktı. Onda hiçbir tepki yoktu. "Sadece ben mi etkileniyorum?" diye düşündü.

- Sa.. Sanırım.. Öhö öhö.. bizi... Boğuluyordu! Bilinci kapanmaya başladı.

- Lanet olsun Amesino!

Hatırladığı son şey etrafındaki sayısız karanlık gölge ve ara ara onlardan çıkan ışıklardı. Kuramaun savaşıyordu. "Bense kız gibi bayılıyorum..." son düşündüğü şey bu oldu. Birden bilinci temiz bir su kadar berraklaştı. Kuramaun yanı başında söyleniyordu.

- Kalk seni baş belası çabuk!

Neler olduğunu dahi anlayamadan kendine gelivermişti. Bayılmış mıydı gerçekten? Kuramaun'un kafa işareti ile saklandıkları yerden çıkıp koşmaya devam etiler. Arkalarından yüzlerinde garip kıllı maskeler olan neredeyse altı kişi vardı.

- Sen devam et. Ben geliyorum şimdi. Tek tek ve müthiş bir hızla geçtikleri ağaçların gövdelerine dokunarak tuzak hazırlıyordu.

Sırıtarak - Bunu anlamaları yakalandıktan bir kaç dakika sonrasına denk gelecek o yüzden durmasak daha iyi. Sonra şenliği izleriz. He he!

Birden acı dolu çığlıklar gelmeye başladı. Ağaçlardan birinin dalında duruyorlardı. Kendi etraflarına koruyucu bir kalkan yapmış önlerinde bağırışlar içinde parçalanan bedenleri izliyorlardı. Her biri çürümeye ve parça parça dağılmaya başlamıştı. Daha fazla bakamayacaktı ama neden başını çeviremiyordu? Birden kendine geldi ve Kuramaun'a dönerek;

- Bu nasıl bir büyü? Onlar ölüyor! diye çıkıştı.

- Onlar ölü zaten. Bunu söylerken Kuramaun'un sesi de ölüydü. Birden sakinliğinden sıyrılarak nefret dolu bir hale büründü ve - Benim yaptığım da toprağın altında olması gereken bedenlerine ceza vermek! Hem bu senin de yararına. Garip garip bakma bana. Yolda açıklarım. Gidelim... Hem sen benim bu şekilde zevkle birini öldürebileceğimi düşünebiliyor musun cidden?!...

- Bilmiyorum normal biri değilsin o kesin! Bakışlarındaki nefret fazla açıktı.

- Hmf normal değilmişim söyleyene bak! Gidiyoruz. Anlatırım her şeyi merak etme.

Ame ayağa kalkmaya çalışmasına rağmen kalkamıyordu. Birden kımıldayamaz hale gelmişti. Bacakları yoktu sanki ya da beyninden sinirlerine giden sinyaller işlemiyordu. Peki ya büyü ne olmuştu?

- Neler oluyor?! diye sordu Kuramaun'a. Şaşkındı.

- Ah, hayır, çok erken tesir etti.

Acele etmeliydi, Ame'yi sırtına alıp. "İş başa düştü desene" diyerek ikisinin beraber kat ettikleri mesafenin çok daha fazlasını bir anda gidiverdi.

- Neler oluyor?

Sorulardan kaçamayacağını anlamıştı. Çünkü Ame bu soruyu bir kez sesli sormuş, sonrasında susmuştu. Ama beyninde uğuldayan düşüncelerinin de durması gerekiyordu. Az da olsa bir şeyler anlatmalıydı.

-Tamam ama diğer soruları gidince cevaplarım. dedi. - Benim başkasına yaptığım büyülerde yapıcı ve işe yarar hiç bir yan yoktur. En masumu bile bir süre sonra zarar vermeye başlar. Bu da benim cezam işte. Aslında bizlerin. Şey... Şöyle açıklayayım çünkü hiç tatmin olmuş gibi görünmüyorsun. Büyü gücü parlak olan her büyücünün buna karşın bir de cezası var. Kontrol büyülerini yapmamızı engellemek adına olsa gerek, birine yardım etmek için bile olsa o kişinin üzerinde yaptığımız her büyü bir yolunu bulur ve o kişiye ya da büyüyü yapana zarar verir. Artık o esnada dayanma gücü kimin daha azsa onu etkiler. Neyse canın acımıyor en azından. Malukh'lar sağ olsun...

- Şimdi de seni taşımama mı taktın kafanı?! düşünme artık!

- Aslında bunu başından beri yapabilirdin ama bana acıdın ve işe yarar hissetmemi istedin ha?

- Ben...

- Sorun değil. Alışığım buna.

Eve gelmişlerdi. Ormandan hiç çıkmadıkları hatta ormanın daha da derinlerine gittikleri için ev dediği şeyi kulübe gibi bir şey olarak hayal etse de bildiğin ormanın ortasında bulunan dev gibi bir sarayda yaşıyordu bu herif!

- Vay canınaaa! diyebilirsin. dedi sönük, taklitçi bir şekilde. Sorun değil. Burası eski bir şato önceden kim, nasıl yaşarmış tam olarak bilmiyorum ama. Ah sana anlatacak ne çok şey birikti. Önce gidip Dramul'u bulalım.

- Dramul mu?

- Ustam. Eğitim gördüğümü söylememiş miydim? Söylemiştim diye hatırlıyorum.. Dalgın dalgın kendi kendine konuşmaya ve şatoya doğru yürümeye başladı. Sakinleşmişti de. Saçlarının rengi ise tamamen beyazlamıştı. Tüm kırmızılıklar kaybolmuştu.

- Kuramaun beni indirsen artık?

- Olmaz dayanamazsın henüz. Ah sana ismimin neden Kuramaun olduğunu söylemiş miydim? Aslında çok basit annemle babamın çok yakın bir arkadaşı var. Açba da yaşıyor. Kurama onun adı. Açba'yı bilir misin? Ame başını hayır dercesine salladı.

- Görmelisin harika bir şehir. Çok da kalabalık. Neyse "un" ise Kurama'nın bana koyduğu bir son ek... En zor büyülerden birine verilen addır ayrıca. Benim güçlü bir büyücü olacağımı söyleyerek vermişti bu adı bana. Sesini alçaltarak; - İşin aslı daha dört yaşımdayken kendisinden güçlü olduğumu fark ettiği için beni kıskanıp ismini taşımama dayanamadı. diye kıkırdamaya başladı. - Düşüncelerine girdiğimde öğrendim bunu. Ne kibir ama değil mi? O kadar normal konuşuyordu ki! Sanki sırtında kimse yoktu. Yolda o saldırıya uğramamışlardı. Dahası sanki kendisini yıllardır tanıyordu.

- Kura!

Bu sesle her ikisi de irkilmişti. Ya da sadece Ame irkilmişti. Çünkü Kuramaun yine o değişken ruh hallerinden birine bürünerek sevimli sevimli konuşmaya başladı. Dalgınlığı gitmiş saçlarının rengi ise maviye dönüşmüştü.

-Dramul! Bak sana ne buldum?

- Hey! Ben eşya değilim!

- Sen de kimsin?

Karşısında hiç de beklemediği tip bir usta duruyordu. Henüz şatodan uzakta olmalarına rağmen uzun, ince, beyaz saçlı, genç ve mor gözleri olan bir adam olduğunu kestirebiliyordu! Üstelik upuzun sakalları da yoktu. Ve sesi... O tok ses!!!

- Sen osun! Ses! Sen osun?!

- Kim?

- Sessin sen!

- Ses mi? Sırtımda debelenip durmasan. Düşeceksin şimdi!

- İçeri gelin. Çabuk. diyerek yarı aralık kapıdan içeri girdi. Daha doğrusu dev kapı o ince ve uzun adamı yutmuştu.

- Büyü kullanmak zorunda kaldım...

- Farkındayım. Sakinleşsen iyi olur ayrıca. Saçların.

- Ha? Ahhhhh! Yine mi? Tamam. Sadece garip bir gün geçirdim. Kafam karışık biraz.

- Amesino. dedi Dramul, Ame'ye dönerek. Ame isminin henüz kendisini tanıtmamış olmasına rağmen bu kadar rahat telaffuz edilmesine şaşırmıştı. Dramul kendisinden yaklaşık bir baş uzun olmalıydı ki kendi boyu da kısa sayılmazdı.

- Kura kanepe.

- Tamam. diyerek kanepeye doğru gitti ve Ame'yi oraya oturttu. - Evvet. İşte bu kadar.

- Şimdi kafandaki soruların hepsine bir yanıt vermemiz gerekiyor.

- Evet yoksa kafam patlayacak. diye araya girdi Kuramaun. Dramul elini onun başına koydu ve "sakinleş artık" dedi.

- Böylesi daha iyi.

Ame'nin soracak bir sürü sorusu vardı. Bir yandan da Dramul'un ormandaki o ses olmasının verdiği şoku atlatmaya çalışyordu. Bir şekilde başlamalıydı ama nerden, hangi konudan başlaması gerektiğini tam olarak kestiremiyordu. Kafasını toparlamalıydı. Ama düşünmek sadece daha çok kafasını karıştıracaktı. O yüzden her şeyi akışına bırakmaya karar verdi. Cevaplara ihtiyacı vardı. Gücünü ve aklını toplayarak konuşmaya başladı.

- Tüm bunlar... Nasıl... Neden... Ben sadece neler olduğunu anlayamıyorum. diyebildi.

Dramul;

- Sanırım en baştan başlasak iyi olacak dedi.

 


Bölüm IV
26/01/2015


Yüksek tavanlı salonda yanmakta olan şömineye dik olarak koyulmuş iki kanepeye oturmuşlardı. "Aslında içerisi şömine yanmasa da sıcak, şömine sadece keyfine düşkünlükten ibaret" diye düşünmekten kendini alamadı. Birden kıpkırmızı oldu... Kuramaun duymuştu bunu.

- Hey kesin kötü bir şeyler düşünüyor bu!

- Duyamıyor musun yani?

- Hayır Dramul az önce düşüncelerinin sızdığı kanalları kapattı. Ah kafandakileri duymak istemiyorum ama merak etmemek de elde değil.

Dramul kafasına hafifçe vurarak; - Fazla merak iyi değildir.

- Bilmez miyim?

- Teşekkür ederim, dedi Dramul'a bakarak. Utanmıştı. - Şey... Anlatacaklarınız vardı?

- Baştan, evet. Senin başına gelenleri hala araştırıyorum ama seni nasıl bulduğumu anlatmama izin ver. Malukhlar Kuramaun'u aradıkları için genelde çevreyi kolaçan etmek gibi bir huy edindim. Senin köyünün olduğu bölgeye kadar gitmezdim hiç ama geçenlerde bir kaç adamın yakındaki kasabanın hanında, dört yaşında babasının ölmesine sebep olduktan sonra güçlerini kaybeden genci konuştuklarını duydum. O yaşta nasıl bir büyü yapmış olabilirsin düşünmeye başladım. Sonra küçük bir araştırma yaptım ve hiç bir şey öğrenemedim. Bu olay etrafa çoktan yayılmış olmalıydı... Ama tek bir söylenti dahi yoktu. Köyünüze gelme nedenim o adamlardan birine denk gelebilmekti. Ama daha iyisi oldu seni buldum.. Düşüncelerin gerçekten de her yere yayılıyor. Sonra çok özür dilerim bunun için ama zihnine girdim. Sanırım sen de o esnada öğrendin olanları. Senin gözünden o gün olanları gördüm. Olaylar aslında senin sandığından çok daha farklı bir boyutta. Baban sandığınız gibi bilge bir çiftçi değil.

- Değil mi? diye araya girdi Ame. Çok sinirlenmişti. Başka ne olabilirdi ki? Zavallı babasının tek arzusu kendisinin yapmak isteyip de yapamadığı şeyleri oğlunun yapması idi. - Babam o köyde doğmuş ve kendini geliştirmek için elinden geleni yapmış, diye devam etti konuşmasına. Fakat büyü konusunda yeterince ilerleyemediği için konseye katılamamış. Tek istediği benim iyi ve saygı duyulan bir büyücü olmamdı. Ve sen çıkmış bana babamın hedefinin bu olmadığını mı söylüyorsun? Bu nasıl olur? Tüm köy olanları biliyor.

- Hayır kimsenin bir şey bildiği yok.

- Bu da ne demek?

- Dinleyeceksen anlatacağım.

Kuramaun fısıldayarak;

- Lafının kesilmesinden hoşlanmaz. Hele ki karşı gelinmesinden, diye kıkırdadı.

Dramul'un bakışlarından sinirlendiği belliydi. Bildiklerini dinlemek istiyordu. İnanmak ya da inanmamak kendi bileceği işti.

- Baban bir kaçaktı.

- Ne? diye bağırarak oturduğu yerden kalkmaya çalıştı. Bacaklarının gücü yerine tam olarak gelmemiş olmalıydı ki düştü.

- Bak. dedi sinirli bir sesle. Oturduğu yerden yaptığı tek bir el hareketi Ame'yi yerden kaldırarak kanepeye geri oturtmasına yetmişti. Daha delici bakıyordu. - Babanın kim olduğunu ya da size neler olduğunu bilmek istemiyorsan kapı orada... Dinlenip kendine geldikten sonra gidebilirsin. Ama seni buraya getirtmemin bir sebebi var.

- Getirtmek mi? Ben buraya kendim geldim neden bahsediyorsun sen?

- Eğer ormanda sana olan biteni anlatıp içine şüphe tohumları serpmesem şuan o tarlada canın çıkana kadar çalışmak zorunda olacaktın. Şimdi çeneni kapatıp beni dinleyecek misin?

- Dinleyeceğim. dedi uysal bir sesle.

- Babanın adı, Sohrok'tu. Onay bekler gibi Ame'ye baktı. Ame de başını evet anlamında salladı. Onaydan sonra Dramul konuşmasına devam etti, - Baban bir kaçaktı. Jugale'ye çok küçükken alınmış güçlü büyü gücü olan biriydi. Ame'nin soru sormak için ağzını açtığını görünce elini kaldırarak susmasını işaret etti. Ağzı geri kapandığında; Düşünce kanallarını kapatmamın sebebi sana anlatacaklarımı sorularına göre yönlendirmemek içindi. Sabırlı ol. Sorularını yanıtlayacağım ama önce beni dinle. Ame başını tamam dercesine salladı. Kafasındaki soruları sormamak için deliriyordu. Dramul devam etti. - Sohrok güçlü bir büyücü idi. Jugale'de onunla tanışmıştım. Benden yaşça büyük olmasına rağmen benimle sohbet etmek hoşuna giderdi. Ben diğerlerinin arasına yeni yeni karışmaya başlamıştım. Kaleyi hiç görmemiştim. Babanın da benimle bebekken getirenlerden biri olduğum için ilgilendiğini sanıyordum, dedi gülümseyerek, Ame de şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti. "Bebekken ailesinden alınmış ha?" diye düşündü.

- Her neyse konumuza dönersek baban oradaki on beşinci senesindeydi tanıştığımızda bense beş yaşındaydım. En yüksek büyücülerden biri tarafından eğitilmek amacı ile alınmıştım. Nadir görünen bir tür gibi davranılırdı. Baban akıllı bir adamdı. Kaçmamız için yaptığı planlar sadece bir kaç gününü almıştı,

Ame'nin yüzüne baktığında gözlerinin dolmuş olduğunu gördü. Şaşkınlıktan gözleri kocaman olmuştu.

- Evet yaklaşık dokuz kişiydik. Jugale çok donanımlı bir kaleye sahiptir. Bizler de orada tutulurduk. Arigalardan başka bir ırk ile evlenmemiz yasaktı. Her şey bu yüzden oldu zaten. Kalede Zeze adında çok güzel bir kız vardı. Küçük büyük hepimiz ona aşıktık diyebilirim. Ama onu asıl seven kişi Karmok'tu. Karmok en güçlülerimizdendi. Zeze'ye deli gibi aşıktı. Zeze'nin daha önceden belirlenen bir Ariga ile evlendiğini duyduğunda delirdi. Arigalar durumun farkında olmalılardı ki her şey gizliden halledildi. Kale içindeki iki güçlü büyücünün birleşmesi kabul edilemezdi. Hele ki doğacak bebek çok daha tehlikeli olacaktı. Karmok çabuk sinirlenen ve fevri hareketlerde bulunabilen biriydi. Haberi alınca delirdi. Yaptığı büyülerin korkunçluğunu düşünemezsiniz. Kalenin koruma kalkanlarından bir çoğuna zarar verdi. İçerdeki bir çok Ariga'yı öldürdü. Zar zor zapt edilebildi. Hepimize günlerce hapis hayatı yaşatıldı. Karmok ise ölüme mahkum edildi. Sohrok iyi olmasına rağmen duygusal bir adam değildi ama Karmok'un öldürüleceğini duyduğunda çok sinirlenmiş hatta ağlamıştı. Senelerdir ikisi de oradaydı ve ailesinden alındığını hatırlayan biri için arkadaşından ayrılıyor olmanın hüznü çökmüştü sanki. Her odada on iki kişi tutuluyorduk. Koruma kalkanlarından bir çoğunun Karmok tarafından çok hasar aldığını anlamıştı Sohrok. Karmok kadar güçlü ama onun kadar ani hareketleri olmayan biri olduğundan planlarını sakin kafada yapmayı tercih etmişti. Orada yaşamanın verdiği on beş sene, kalkanların ne şekilde ve hangi büyülerle yapıldığını bilmesine yetmiş ve artmış olmalı ki bize karşı büyüleri öğretmişti. Sanırım kütüphaneden çıkmama sebebi zaten kaçmayı aklına koymuş olmasıydı, diyerek yine gülümsedi.

- Karmok'un ölümü için alınan karardan üç gün sonra Sohrok Karmuk'un tutulduğu yeri öğrendi. Yasaklı büyüleri yapmada üstüne yoktu. Yasaklı büyüleri yaptığımızda bize bir süre sonra bir şekilde geri teper. Kimisi buna dayana bilir kimisi de dayanamaz. Kalkanlarda delik açmak için kullandığımız güçlü büyülerin yanı sıra Sohrok bir kaç tane yasak büyü de yaptı. Fakat ortak bir büyü olduğu için ona değil aramızdaki daha güçsüz olan Pekhu, Kuyoko ve Jilya'ya oldu geri tepmeler. Hepsi güçlerini ciddi ölçüde kaybetmişti. Arigalar kaçmaya çalıştığımızı fark etmişlerdi. Ama o zamana kadar biz de çoktan kalkanları ve Karmok'un zihinsel engelini kaldırmayı başarmıştık. İnanılmaz bir sahneydi. Tüm büyücüler Arigalara, üstün halka karşı geliyordu. Kazanması neredeyse imkansız bir savaş başlatmıştık. Karmok en büyük üç Ariga generalinden birini öldürmeyi başarmıştı. Hepimiz canlarımız pahasına savaşı devam ettiriyorduk. Tam o esnada birden gök yüzü karardı. Gündüze gece hakim oldu. Kalkan en dıştan tekrar sarılmaya başladı. Ulu Ariga unvanlı Tseirk olayın ciddiyetini anlamış ve ortaya çıkmıştı. Onun büyüleri ile boy ölçüşemezdik. Kaç kişi olduğumuz önemli değildi kaçabilen buradan bu esaretten kaçmalı idi. Sadece dokuz kişi çıkabildik. Arkamızı dönüp bakmaya korkuyorduk. Birden Karok'un sırtındaki Pekhu;

- Durun! Bakın! Diye bağırdı acıyla. Şaşkınlıkla durduk ve kalkanın içinde kalan büyücülerin teker teker öldüğünü gördük. Kimisi yanıyor, kimisi çürüyor, kimisi de her yerinden dikenler batmışcasına kanlar içinde yere düşüyordu. Çığlıklarını duymadığımız için dua ediyordum. Zaten çok zayıflamış olan Jilya bayıldı. Kuyoko'yu arkamızda bırakmıştık. Ama Arigalara hiç bir şey olmuyordu hepsi özel bir büyü ile korunuyordu. Olaya tek tanık bizlerdik ama hepimiz kaçak durumda olduğumuz ve Malukhlar tarafından arandığımız için dağılıp izimizi kaybettirmekle meşguldük. Yıllar sonra Sohrok'un oğlunu bu halde bulmak önce şaşırtıcı gelse de sonradan olanlar hakkında bir fikrim oluşmaya başladı. Sohrok sana büyüleri konseye girmen için öğretmiyordu. Daha farklı bir amacı olmalı. Tabii sizi bulup babanı öldürdükten sonra güçlerini elinden alan Tseirk değilse.

Ame dinlediklerinin etkisi ile neredeyse şok geçirmek üzere idi. Elini kaldırarak;

- Tek bir soru lütfen, dedi.

- Tabii.

- Benim başıma gelenleri öğrendiğinizde benimle ilgili araştırma yapmaya babamın kim olduğunu bilmeden başladın. Neden beni bu kadar merak ettin?

- O tip büyüleri oğluna soğukkanlılıkla öğretebilecek büyücüler bir elin parmaklarını geçmez. Sadece o büyücünün kim olduğunu öğrenmek istedim. Çünkü savaşımızda bize yardımcı olacak her bir kişi benim için... bizim için vazgeçilmezdir. dedi.

Bu sözünün üzerine kapıdan kadınlı erkekli bir grup girdi.

- Şu an otuz iki kişiyiz. Hepimiz büyü gücü parlak olanlardanız. Senden aldığım aurada da aynı ışığı hissedebiliyorum. Kuramaun'u gönderip seni buraya getirmek istememin sebebi bu. Eğer Jugale'ye gidersen ölürsün. Köydekiler farkında bile olmadan senelerce seni saklamışlar. Nedenini bilmiyorum ama biri seni korumuş. Bunun da cevabını öğreneceğim eğer bizimle kalır ve güçlerin için bir çıkar yol bulmamıza izin verirsen her şey çok daha farklı olacaktır. Şimdi teklifime cevabın ne Amesino?

 



Bölüm V
27/01/2015


- Ben...

Ne diyeceğini bilmiyordu bilemiyordu. Kafasına takılan, cevabını istediği, tatmin olmak istediği o kadar çok soru ve konu vardı ki. Babasına tam olarak ne olmuştu? Köyde onu koruyan biri gerçekten var mıydı ki varsa bu annesinden başka biri olamazdı. Peki annesi babasının kimliği ile ilgili bir bilgiye sahip miydi? "Haberinin olmaması çok saçma olmaz mı?" diye düşündü. Ama şu noktadan sonra neye inanacağını da bilmiyordu. Kurtuluşu olarak gitmeye çalıştığı yer sorunlarının asıl kaynağı oluvermişti.

- Bırak da düşünsün çocuk! dedi sert bir ses.

Salona yayılarak etrafta buldukları yere oturmuş bir sürü insan sonradan gelmiş olmalarına rağmen belli ki konuya hakimdiler. Sesin geldiği tarafa baktı. Hayatında hiç o kadar iri bir insan daha görebileceğinden emin değildi.

- Ah, Kurama. Hoş geldin demeyi unuttum bir an.

- Kurama mı? Ne zaman geldin sen? küçük bir çocuktu bu soruyu soran. Kocaman bal rengi gözleri vardı. Kız mı erkek mi olduğunu anlamak ise çok zordu. Saçları neredeyse belindeydi ve elinde kendisinden üç kat daha büyük bir teber vardı. Kurama onun yanına giderek başını okşadı ve;

- Beni hissedebilmek için daha çok çalışmalısın Netrib, dedi.

Bir başkasının yanına giderek kızın elinde tuttuğu kılıcı gösterdi;

- Eee alışabildin mi bu canavara diye sordu.

Kız;

- Aslında bana uygun mu pek bilmiyorum. Henüz alışabilmiş değilim. dedi.

- Evet haklısın. Alışması zordur buna, diyerek çift yönlü kılıcı savurmaya başladı bunu yaparken ne yaptığını bildiği çok açıktı. Belli ki iyi bir savaşçıydı ama neden elinde ya da her hangi bir yerinde bir silahı yoktu? Şömineye doğru geliyordu. Dramul da yerinden kalktı ve sarıldılar.

- Şenliği kaçıracak değildim ya? Malukhların gezindiğini fark edince bir kontrol etmek istedim ve birden yabancı birinin beyin dalgalarını yakaladım. O kadar merak uyandırıcı konular hakkında düşünüyordu ki, birden kesilince gelip bakmadan edemedim.

- Haklısın Amesino fazla yaygaracı beyin dalgalarına sahip.

Ame ağzı açık kalmış bir şekilde etrafını saran hiç tanımadığı bu insan topluluğuna baktı. Dramul ona doğru eğilerek Kura seni yukarı çıkarıp bir odaya yerleştirsin,dedi

Ame'nin karşı çıkacak gibi olduğunu görünce;

- Kalmak istemezsen dinlendikten sonra gitmekte serbestsin. Tabi bir kaç büyü ile bizleri unuttuktan sonra. Üstelik konuşmamız bu meraklılar yüzünden bitmedi, deyip odadakilere doğru döndü. İğneleyici olmaya çalışmıştı ama pişmanlıktan çok büyük bir kahkaha kopmasına neden oldu diğerlerinde.

Ame şaşkındı. Bir çok yasaklı büyü barındırıyordu burası ama keşfedilemiyordu. Üstelik hepsi çok rahattı. Kuramaun yanına gelmişti.

- Haydi gidelim bakalım. Biraz dinlenmelisin.

- Aaaa neden ama? Daha onunla tanışmadık bile... Kendimizi ona tanıtmalıyız, dedi biri. Bir başkası da ona cevaben;

- Daha sonra da tanıtabilirsin kendini sabırsız olma bu kadar, dedi.

Onlar odadan çıkarken herkes büyük bir dikkatle Ame'yi izliyordu. Ame de tek tek hepsini. Merdivenlerden çıkarken Kuramaun hiç konuşmadı. Değişik bir sakinlik çökmüştü buraya geldiklerinden bu yana. Bazen eski haline döner gibi olsa da genel anlamda sessizdi. Merdivenler, binanın geniş holünün tam ortasından başlayarak devam ediyor, sağdan ve soldan bölünerek her iki yöne doğru ayrılıp koridorlara bağlanıyordu. Bina neredeyse altı ya da yedi katlı olmalıydı. Üçüncü kata geldiklerinde o kata doğru ayrılan merdivene doğru ilerledi Kuramaun. Ame de arkasından onu takip etti. Yeşil kapılı bir odanın önünde durdular. Her odanın kapısı nedense farklı renkteydi. Ame'nin kafasındaki sorulacak sorulara bir yenisi daha eklenmişti. Bunu neden merak etiğini de bilmiyordu. Sanki buradaki her şeyin bir yapılış sebebi vardı. Okkalı sebepler hem de. "Bir sebebi olmalı mutlaka" diye düşündü. Çünkü üst kattaki karşı koridorda iki tane kırmızı kapı vardı. Kuramaun'a teşekkür ettikten sonra odaya girdi. O esnada düşündüğü şey kırmızı kapıların renk tonlarının da aynı olup olmadığı idi. Birden gülmeye başladı. Sinirleri harap olmuş, çok da yorulmuştu. Üstelik açtı da. Oda ne çok büyük ne de küçüktü. Nedense geniş ve güneşli olmasını beklemişti. Sanırım binanın büyüklüğüne aldanmıştı. Kapının sağında bir küçük bir masa ve sandalye, solunda ise giysi dolabı vardı. Sol taraftaki duvarda tek kişilikten biraz büyük bir yatak, sağ taraftaki duvarda ise bir ağacın gövdesinden oyup yapılmış ve bir kaç minder iliştirilmiş duvardan duvara divanımsı bir oturak bulunuyordu. Karşıda yan yana iki küçük penceresi vardı. Pencerenin önü boştu ve perdesizdi. Duvarların rengi mobilyaların açık kavherengisine zıt düşsün diye bilinçli olarak siyaha yakın bir griye boyanmıştı. Odayı gözden geçirirken kapı yine dikkatini çekti. Odaya bakan tarafı siyahtı. "Dış boyası rütbelerle falan mı alakalı acaba?" diye düşündü ve yine gülmeye başladı. Yatağa yattı. Gülmesi durmuyordu nedense. Kısa bir süre sussa da yeniden gülmeye başlıyordu. O kadar derdi varken kapının rengine kafasını nasıl bu kadar takmıştı acaba? Bu düşüncelerle uyuyakaldı.

Kapının açılmasıyla uyandı. Aşağıdakilerden biri yemek getirmişti. İçeri giren çocuğun da saç rengi değişken olmalıydı. Aşağıda gördüğünde saçlarının renginin siyah olduğuna yemin edebilirdi. Şimdi ise saçları siyah sarı ve beyaz karışık bir renk olmuştu. Tekrar gülmeye başladı ve;

- Bu binanın renklerle bir derdi var galiba, dedi. Duvarların renginin değişmiş olduğunu görünce yüzündeki gülümseme donuverdi, bunda karşısındaki çocuğun sert bakışlarının da etkisi vardı;

- Bu durum dalga geçilecek bir şey değil, dedi kalın sesi ile sertçe. Eğer Dramul büyü gücü parlak olmasının yanında en güçlü büyücülerden biri olmasaydı, bu tepkimeye dayanamazdı. Şimdi bile bir çok şifa büyüsü kullanıyor bu büyünün devamlı kalmasına dayanabilmek için.

- Şey üzgünüm burası hakkında bilmediğim bir çok şey var.

- Haklısın, dedi kupkuru bir sesle. Eğer burada kalırsan sen de alışırsın, deyip çıktı.

Gelen yemeğin kokuları Ame'nin açlığını hatırlamasına neden oldu. O kadar açtı ki. Tabaktaki manzara harikaydı. Hemen yiyeceklere yumuldu; eti, sebzeleri ne varsa hepsini yedi, içti. "Aşağı inmeliyim tüm gün burada kalamam", diye düşündü ve kapıyı açtı. Binanın yapısı aynıydı ama tüm renkler birbirine girmişti. Sanki bir sorun olduğunu söylemeye çalışıyordu. Koşarak aşağı indi. İçinde çok kötü bir his vardı. Binada kimse yoktu. Sonra birden dün sadece binada Dramul ve Kuramaun'un olduğunu sanarken, bir sürü insanın ortaya çıktığını hatırladı. Çok ilginç bir yerdi burası. Ve öyle olduğunu kanıtlarcasına dünkü iri yarı gençlerden biri kapı yerine duvarı kullanmaya karar vermiş olmalı ki müthiş bir gürültü ve toz yığını çıkararak salona daldı. Toz bulutunun arasından Kurama gencin yanına geldi;

- Saldırıya uğradık. Dramul yaralandı, dedi.

Hemen arkasından Dramul'un sesi duyuldu.

- Elime iğne battı diye ortalığı karıştırma. Senin yüzünden tüm çocuklar benim yaralandığımı sanıp deli gibi saldırıya geçti, dedi. Evet Dramul sapa-sağlamdı. Ama dışarıya belli etmiyor da olabilirdi tabi.

- Evlat, sayende kalemizi kaybediyoruz, dedi. Kurama.

- Ne zamandan beri burası senin kalen? diye lafa karıştı yeşil/mor saçlı bir kadın. "Yine saçlar" diye düşündü Ame.

- Ne zamandan mı? Burayı sizinle beraber bulmadık mı?

"Bu üçü şifalı ve destek verici büyüler göndererek dışarıdakilere yardımcı oluyor. Peki tüm bu zor büyüleri yaparken sanki şöminenin karşısında çay içip laflıyor gibi davranmayı nasıl başarıyor bunlar?" diye düşünmeden edemedi. - Fazla düşünüyorum galiba, dedi kendi kendine.

Kapıda neredeyse Dramul kadar uzun biri vardı. Elinde kılıcı kapıyı kolluyordu. Odanın etrafında beş daha kişi vardı. Onlar da dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı yerlerini almış odaya girmeye çalışanlarla savaşıyorlardı. Kuramaun ve o küçük çocuk neredeydi acaba. Netrib adlı çocuğun elindeki teberi sadece bir dakika taşımak bile Ame için tüm gün tarlada çalışmaya bedel olmalıydı. Güçsüzlüğü yine yüzüne çarpılıyordu. Küçük bir zelzele hissedildi.

- Dramul, dedi Kurama.

- Evet, gidiyoruz, diye karşılık verdi Dramul başını anladım dermiş gibi öne eğerek.

- Hazır ol genç adam birazdan gideceğiz, dedi. Artık teklifimi reddetmek gibi bir hakkın yok aklında olsun, deyip gülümsedi.

- Jilya! Amesino'yu al, dedi yeşil/mor saçlı kadına.

- Tamamdır.

- Herkes güvende mi? dedi biri. Bir saniye bile geçmemişti ve başka bir yerdeydiler. Herkesin orada olduğundan emin olunduktan hemen sonra Kuramaun yere yığıldı. Ame çok endişelenmiş ve panik olmuştu yanına gidip yere çöktü belki bir şeyler yapabilirdi. Belli ki yaralıydı. Ama etraftaki herkes fazla sakindi. Panik ve endişenin yerini sinir almaya başlamıştı.

- Bir şeyler yapsanıza! Neden öylece dikiliyorsunuz? diye sordu. Kurama gözlerinde yumuşak bir bakışla yerde yatan Kuramaun'a baktı.

- Kura özeldir. Bu veledin sadece büyü gücü parlak değil, o inanılmaz büyük büyüleri yapsa bile karşı tepki olarak sadece bayılır ve eğer bayıldığında bir uçurum kenarında ya da ateşin yakınında falan değilse hiç bir zarar görmeden bir kaç saat içinde aynı kişi olarak ayılır, son sözleri söylerken gülümsüyordu.

- Bu özelliğe sahip olan çok büyücü yok. Dramul da onun gibidir. Onu eğitmesi için buraya getirmemin nedeni de bu zaten, dedi.

- Bizi buraya getiren o. Bu kadar insanı ve bu devasa şatoyu yer değiştirme büyüsüyle bu kadar uzağa getirmek sadece bu ufaklığın yapabileceği iş, dedi Ame ile aynı yaşta olduğu belli olan biri. - Dramul da var tabii, diyerek ekledi acele ile.

-Tobike haklı, dedi Dramul. Haklılığının onaylanmasının verdiği memnuniyet hissi ile bakıyordu Tobike. Bir gram bile yağ olmadığı açık olan kaslı vücuduna tezat olarak çok bebeksi hatta neredeyse sevimli bir yüzü vardı. Jilya yanaklarını sıkarak;

- To-bi-ke! diyerek üstüne atıldı.

Herkes gülerek yukarı çıkmaya başladı.

- Haydi yukarı siz de dedi Kurama.

Yukarı çıktıklarında bina bir kez daha değişmişti. Duvarlardaki delikler gitmişti. Renklerse sanki daha olmaları gerektiği gibiydi. Odaların kapıları ahşap renginde, duvarlar beyazdı. Kapıların üstünde odaların kime ait olduğu yazılı idi. Değişen renklerin nedeni ortaya çıkmıştı. Kapıda yazan isimler ne renkte ise kapıların rengi korunma büyüsü esnasında yazıdaki renge dönüşüyordu. Salona geldiklerinde duvarın düzelmiş, şöminenin yanıyor olduğunu gördü. İki kız Dramul'un yanına giderek şifa büyüleri yapmaya başladılar.

- Panik yapmayın kızlar bir şeyim yok. Çok ağır bir büyü kullanmıyorum zaten, dedi yatıştırmak istercesine.

- Malukhların geri dönmemesi şüphe uyandırmış olmalı, dedi biri. Ame'ye bakıyordu. Bakışlarındaki mana anlaşılmazdı. Bakışları sinirli, sert, hesap soran hatta daha da ötesi korkutmak isteyen bir ifadeye sahipti.

- İşte tanışmanı istediğim kişi de geldi diyerek yerinden kalktı, Dramul. Eğitmenin Karmok, dedi.

Ame'nin düşündüğü ilk şey "Delirip şehri yıkan Karmok mu?" oldu. Karmok nedense sinirlenmişti ve Ame'nin üstüne üstüne gelmeye başlamıştı. Dramul, Karmok ile Ame'nin arasına girerek;- Düşünce kanalların kısa bir süre önce açıldı ne düşündüğüne dikkat et bence.

Karmok, Dramul'un araya girmesi ile sessizce ve memnuniyetsizce olduğu yerde durdu. "Ne de olsa elimdesin" dermiş gibi bakıyordu.

- Kurama'dan daha irisi yok ha? Varmış. dedi. Ne de olsa düşüncelerini duyabildiklerinden bunu sesli söylemekten çekinmemişti. O istemese de herkes bunu duyacaktı. Dramul bu sefer Ame'nin yanına gelerek;

- Aslında kanallarını kapatmıştım, dedi. Ame daha ne kadar batabileceğini hayal bile edemiyordu. Karmok;

- Akşam hazırlıklarını tamamla. Bir süre burada olmayacağız, diyerek odadan çıktı.

 



Bölüm VI
04.02.2015

 

Ayaklarına karasular inmek ne demek çalışırken bildiğini sanırdı ama daha yeni öğrendiğini fark etti. Karmok hiç bir büyü kullanmadan onu neredeyse tüm gün yürütmüştü. Tarlada yorgun düşünce bir kenarda oturup dinlenirdi ama şuan dinlenmesine imkan yoktu. Sabah daha hava bile aydınlanmamıştı kaldırıldığında. Evet kaldırıldığında; çünkü ansızın yatağının her yeri su ile kaplanmıştı hem de uyuduğu sırada. "İnsan böyle mi uyandırılır?" diye söylenip telaşla üzerini giyinmeye başladı. Çantasını da sırtına attıktan sonra hazırdı. Zaten tüm hazırlıklarını akşamdan tamamlamış yemeğini yine odasında yemişti. Gün içinde de kimsenin ortalıklarda görünmediği dikkatini çekmişti. Merak edip sormayı çok istedi ama büyük salonda görüşmeleri ile sınırlı kalıyordu diğerlerini gördüğü anlar. Aşağı indi yine kimsecikler yoktu etrafta. "Her zamanki gibi" dedi sanki yıllardır orada kalıyordu da etrafta kimsenin olmayışı konusunda söylenmeyi kendine hak görmüş bir edası vardı. Karmok'un yemek yedikten sonra çıkmak istemiş olabileceğini düşünerek mutfağa yöneldi. Ama ne orada ne de giriş kattaki baktığı diğer yerlerde bulabildi. Yoksa ona bu büyüyü ayarlayıp kendisi uyuya mı kalmıştı? Mümkün müydü böyle bir şey? Ayarlı büyü olmasına imkan yoktu her halde. Bu düşüncelerle Karmok'un odasını aramaya başladı.

- Acaba odası hangisi?

İkinci kata geldiğinde Dramul ile karşılaştı. Gözlerinin altı mosmor olmuştu ve esnemekten konuşamıyordu bile. Tüm gece uyumamış olmalıydı.

- Ah sen neden gitmedin? Vaz mı geçtin yoksa? dedi esneyerek.

- Ne? Ben... Ben Karmok ustayı bekliyorum, dedi. Bir an Karmok'a ne diyeceğini bilememişti. Usta da nereden gelmişti aklına?

- Yoksa sana haber vermeden mi ayrıldı o çatlak? Yaklaşık bir saat önce pencereden gördüm gittiğini. İlginç... Peşinden gitsen iyi olur. Sana yardımı dokunabilecek nadir insanlardan biridir o,diye devam etti Dramul. Ame telaşla koşmaya başladı Dramul hala arkasından konuşuyordu.

- Ah! Kim bilir ne kadar uzaklaştı üstelik bir de büyü kullanıyorsa kısa sürede yetişmem imkansız, diye söylendi.

Neredeyse bir saat kadar koştuktan sonra vaz geçti ona yetişmeye çalışmaktan. Geri dönmek istemiyordu ama Karmok'un nerede olduğu ve onu nasıl bulacağı konusunda da bir fikri yoktu. Güneşin doğmaya başladığını fark etti ve başını yukarı doğru kaldırdı. Yaprakların arasından görebildiği kadarıyla yavaş yavaş gök yüzü aydınlanıyordu. Ama tek görünen bu değildi. Yaprakların arasında sanki toz halinde parlak ve bembeyaz bir toz bulutu vardı. Havada hafif hafif salınıyorlardı. Sanki yerdeki kar tanelerinin bir kısmı yer çekimine karşı koyarak havada asılı kalmışlar yeni doğan güneş ışığının da etkisiyle dans ediyorlardı. Nedense onları izlemesi gerektiği hissine kapılmıştı ve takip etmeye başladı, takip ettiği şeyin ne olduğunu dahi bilmeden. Sezgilerinde çok nadir yanılırdı ve sezgileri şimdi havadaki, parlak ve güneş ışınlarının oyunları ile daha da parlaklaşan bu incecik bir sıra halinde uzayıp giden toz bulutunu takip etmesi gerektiğini söylüyordu. Ne kadar yürüdüğünü bilmiyordu bildiği tek şey nefis yemek kokularının geldiği bir yere doğru gittiğiydi. Kokular gittikçe daha da yaklaşıyordu ama görünürde ne bir ev ne de bir kamp alanı vardı. Acaba şu ormandaki çetelerden biri olabilir miydi? Belki de hepsi bir tuzaktı! Toz bulutu, etin kokusu...

- Hey sen!

Sesi tanımıştı. Karmok ilerdeki bir ağacın altında oturmuş, kendisinin avladığı belli olan koca bir et parçasını devasa bir ateşte pişiriyordu.

"Tabi onun kadar iyi bir büyücünün benim gibi çeteler yüzünden ateş yakmaktan korkmaması gerek" diye düşündü.

- Acele et ve yemeğini ye. Gün boyu yürüyeceğiz, dedi.

Ame artık buna inanıyordu çünkü gerçekten de gün boyunca yürümüşlerdi. Karmok ona hiç bir destek büyü yapmamıştı. Yaptığı tek büyü saklanma büyülerinden biri idi. O da çok yavaş ilerledikleri için kolayca tespit edilmemek içindi. Köydeki ufak tefek büyüler yapan insanlarla bile boy ölçüşemezken, bu yetenekli büyücülerin arasında olmak kendisini hepten kötü ve yetersiz hissetmesine neden oluyordu. Dizleri titriyor olmasına rağmen ondan büyü ya da mola dilenecek değildi. Akşam olmak üzereydi. Çok konuşan Kuramaun'un aksine Karmok gün boyunca hiç konuşmamış, sabahtan bu yana hiçbir şey yememiş ve hiç durmadan yürümüştü.

- Hava kararmaya başladı. Geceyi ilerideki oyukta geçireceğiz, dedi. Bunu söylerken bile durup yüzüne bakmamıştı. İlerideki oyuk dediği yer doğa ananın yer yüzüne, canlıların barınması için yaptığı bir iyilikti. Büyük bir tavşan yuvası gibiydi. İlerideki tepenin yamacında minik bir mağara gibi başlayarak aşağı doğru eğimli bir şekilde devam ediyordu. Hemen yanındaki ağaç etrafına fazla kar yağmasını engellemişti. Burada ateş yakabilirlerdi üstelik dışarıda az olan kar iç kısımlara inildikçe hepten kaybolmuştu. "Karmok kendisini ısıtıyor olmalı ama benim kar üstünde bir gece geçirmem imkansız" diye düşündüğü sırada Karmok dönerek;

- İçeri girelim. Bir şeyler yemeliyiz. Fazla geç kalmadan yatarız. Sabaha yine şafak sökmeden yola çıkacağız, dedi. Sözlerinin hiç biri sohbet için söylenmediğinden Ame sadece evet şeklinde başını sallamakla yetindi. Hazırladığı çantadan yiyecek bir kaç şey çıkardı. Ateş yakmak için çakmak taşlarını çıkardı.

- Ne yapıyorsun? diye gürledi Karmok.

- Ateş yakmalıyım, dedi. Ne kadar sinirli olduğunu görünce de açıklama gereği hissetti; - Sabahtan kalan et için, dedi.

- Hayır elindekiler de ne demek oluyor?

Demek buna sinirlenmişti. Gücünü olmadığını biliyor olmalıydı.

- Çakmak taşları, dedi kuru bir sesle.

- Bırak onları. Ben hallederim, dedi. Sesinden hala sinirli olduğu belliydi ama sanki biraz daha anlayışlıydı da.

Ateş yakıldıktan sonra Ame yemeği hazırladı ve oturup yediler. Sıcaktı, tüm gün soğuktan donarak yürüdükten sonra bu sıcacık ateşin başında uyumak çok iyi gelecekti. Yemekten kalanları toparladıktan sonra örtüsüne sarılarak oturdu.

- Beni nasıl buldun? diye sordu aniden.

- Havadaki beyaz şeyleri izledim.

- Hala yeterince büyü gücün var demek ki, dedi. Yine o anlayışlı ama sinirli sesle. Ame'nin kafası karışmıştı tabi ki de hala çok az da olsa büyü gücü vardı.

- Dramul'dan düşünce kanallarını açmamasını rica ettim. Sabah yaptığım büyü küçük bir izleme büyüsü idi. Birine izlemesi için işaret bırakır ayrıca o kişinin hareketlerinin de karşıya aktarılmasını sağlar. Yolculuğumuz bittiğinde eğitiminin ilk kısmı tamamlanmış olur, dedi.

Ame o kadar şaşırmıştı ki gözleri fal taşı gibi açılmış tüm uykusu son cümle ile dağılıp gitmişti. Daha ne kadar yürüyeceklerdi kim bilir. İlk kısım dediği neydi acaba? Düşüncelerini duyabilmesini isterdi. Açıkça sormaya çekindiği soruları bu yolla duyarak cevaplayabilirdi belki.

- Dinlen yarın tüm gün yürüyeceğiz, dedikten sonra yattı. Ame de ateşin başında tüm uykusu kaçmış ve aklında bir sürü soru ile kalakalmıştı. Annesini düşünmeye başladı. "Acaba ne yapıyordur? Muhtemelen yemeğini yemiş belki bir komşusu ile çene çalıyordur belki de ev işlerini bitirdikten sonra biraz ateşin karşısında dinleniyordur. Zaten geç olmadan da yatar." diye düşünürken aklına defter geldi. O kadar garip şeyler olmuştu ki deftere bakmak aklına bile gelmemişti. Bu ara her şey yarım kalıyordu. Dramul ile konuşmaları gibi. Gerçekten babasının ona o büyüleri öğretmeye kalkmasının nedeni konseye katılması değil de başka bir sebepten mi kaynaklanıyordu?

Çıtırtılarla irkildi. Hava hala karanlıktı ve çıtırtıları yapan Karmok değildi çünkü tam karşısında gözleri açık tetikte, hiç kımıldamadan oturuyordu. Çıtırtılar nereden geliyordu acaba. Tam yerinden kalkacakken;

- Sakın! dedi Karmok sert ama alçak bir sesle.

Dışarıda birileri vardı çok da yakındalardı üstelik. Burayı fark etmemeleri imkansızdı. Ateşe baktı ama sanki hiç yakılmamışcasına orada olmadığını gördü. Birden bir çığlık koptu. Bir kadın sanki etleri çekilircesine bağırıyordu. Karmok Ame'nin de olanları görmesini sağlamak için olsa gerek beynine bazı yansımalar göndermeye başladı. Bunlar dışarıda yaşananların yansımaları idi. Malukhlar, üzerindeki kıyafetleri gayet düzgün ve güzel bir kadından bebeğini alıp kadını öldürmüşlerdi.

- Senin takip ettiğin beyaz toz bulutları. Keşfedilmeleri sandığın kadar kolay değil. Hala iş var sende, dedi.

Ame toz bulutlarından gelen ve kafasında yansımaya devam eden görüntülere öyle yoğunlaşmıştı ki; kaskatı donarak yere yığılan kadının ölürken ki titremelerinin etkisi ile etrafındaki her şeye olan ilgisini yitirmişti. Yerinden kalkmaya yeltendi. Karmok tüm gücü ile onu olduğu yere bastırıyordu.

- Şu an yapabileceğimiz bir şey yok, dedi. Nasıl olmazdı? O çok güçlü bir büyücü değil miydi? Kuramaun o Malukhları öldürebiliyorsa Karmok da bunu yapabilmeli idi. Üstelik onlar zaten ölü değiller miydi? Ne düşünüyordu bu adam? Eğer ben olsaydım....!!! diye düşündü.

- Malukhlar uzaklaşmış olmalılar, dedi Karmok. Ame'nin kendisine bakışlarını görünce; - İstediği oyuncağa sahip olamamış çocuklar gibi bakma suratıma, dedi. Dışarı çıktı. Kadın hala yerde titriyordu, sanki bir çeşit nöbet geçirir gibiydi.

- Bana yardım et dedi Karmok. Ame koşarak yanına gitti. Karmok önce Ame'nin üzerinde bir büyü yaptı sonra da kadına döndü.

- Ellerini kadının başının üzerine koy, dedi.

Ame, Karmok'un hiç anlamadığı büyülü kelimeleri dinlerken kadının başının üzerinde bulunan ellerinden yansıyan aşırı sıcak bir ışık ile şaşırmanın dahi ötesinde bir his duydu. Sevinmişti. Karmok yardım etmiş olmasına rağmen büyü yapıyordu. Üstelik ellerinin yanmasının verdiği acıya bakılırsa güçlü bir büyü idi bu. Kadın kendine gelmişti. Ağlamaya başladı.

- Bizi göremez, dedi Karmok. Kadın koşarak uzaklaştı.

- Neden çocuğu için yardım etmiyoruz? diye sordu. Onu geri alsak?

- Yapamayız. Daha vakit var. Malukhlar çok güçlü olmayabilirler ama başlarında üstün ırktan bir büyücü vardı. Ben onu halletmeye kalksam da Malukhların sana saldırması her şeyi mahvederdi, dedi. Tam o sırada Ame sırtında çok şiddetli bir ağrı hissetti. Karmok sinirle atıldı;

- Bizi fark etmişler!

 




Bölüm VII
05/02/2015

 

Karmok Ame'nin acı içinde kıvranarak yere düştüğünü görünce inanılmaz derecede sinirlendi. Hislerinde yanılmamıştı, bu oydu. Bu Şhabe'ydi daha dikkatli davranmalıydı. Büyük ihtimalle kendisinden önceki Şhabe'nin anılarına da sahipti. Eğer Karmok'u gördüyse ondan kurtulmaları zaten zorken hepten zorlaşacaktı. Ame'yi de yanına alarak uzaklaşmalıydı, hemen!

Yerde yatan Ame'ye baktı. Hiç bir hayati belirti yoktu. Hemen geri dönmeli ve onu Dramul'a götürmeliydi. Henüz onlardan uzakta olsa da ağaçların, her adımında eğilerek önünden çekildiği Şhabe gittikçe yaklaşıyordu. Jı sayesinde (haber büyüsü) görüntülerin hepsi kafasında yansıyordu. Havadaki tozları daha önce yok etmeliydi. Başkaları göremese de Şhabe havadaki toz zerreciklerini görmüş fakat Dramul'un hazırladığı saklanma büyüsü ile Karmok ve Ame'nin yerini algılayamamış olmalıydı. Ve şu an her ikisi de dışarıda, saklanma büyüsü devam etmesine rağmen korunmasızlardı. Ame olmasa onlarla çarpışabilirdi. Ama Şhabe Ame'ye uyguladığı büyünün işe yaradığının farkında olmalıydı ki büyüsünün izlerini takip ediyordu. Ame'yi sırtına aldı ve hızlanma büyüsü ile koşmaya başladı. Bu hızda Dramul'un saklanma büyüsünün etkisini kaybedeceğinin farkındaydı ama geceyi geçirmeyi planladıkları oyuğa dönmek daha tehlikeli olabilirdi.

- Sen olduğunu biliyordum, dedi arkasından bir ses. Hızla onlara doğru yaklaşıyordu. Koşmuyor adeta havada süzülüyordu. Uçma büyüsü nasıl da aklına gelmemişti! Bir yandan Şhabe'nin arkalarından elindeki baston asa ile yaptığı büyülerden kaçınmaya çalışırken bir yandan da Ame'yi sarsmamaya dikkat ediyordu, Karmok. Birden Şhabe'yi durduran bir şey oldu. Arkasına dönüp bakarsa dikkatini kaybetmekten çekindiği için yoluna devam etti.

- Onu oyalamaya çalışacağım. Şhabe'ye karşı koyamam ya da durduramam ama size zaman kazandırabilirim. Aklında yansıyan bu ses Tobike'ye aitti. O dev nasıl olup da tüm bunlardan haberdar oldu diye düşünürken Dramul'un hesapsız adım atmayacağını hatırladı. Tobike yalnız mıydı acaba? Yanında biri daha olmadan onu oyalamaya çalışması tehlikeli olacaktı. Bir kaç dakika içinde gün boyu yürüdükleri yolu geri gelmişti. Neyse ki Malukhlar onun hızına yetişebilecek kadar hızlanamıyorlardı. Tobike ile iletişime geçmeliydi. Karşıdan Pekhu ve Jilya'nın geldiğini görünce ne düşüneceğini şaşırmıştı. Onu karşılamaya mı geliyorlardı yoksa Tobike'ye destek olmaya daha da kötüsü Tobike'yi kurtarmaya mı gidiyorlardı. İkisi de Karmok ve Ame'nin yanından hızla geçip gitmişlerdi. Bu Tobike zor durumda demekti. Olanlara sadece seyirci kalmak zor gelse de şu an yapması gereken Ame'yi Dramul'a götürmekti. Karmok daha ilk anda yani Şhabe'nin büyüsünün etkisi ile yere düştüğünde Ame'nin öldüğünü anlamıştı. Eğer ruh bağı koparsa onu geri getiremeyeceklerinin de farkındaydı.

Yaşça Kurama, Jilya, Pekhu ve Karmok gibi gruptaki bazı büyücülerden küçük olsa da Dramul aralarındaki en güçlü büyücü idi. Birden karşıdan Kuramaun'un geldiğini gördü. İyice paniklemişti. Kuramaun hızla onlara doğru geliyordu; yanında Dramul ile beraber.

- Dramul buraya kadar geldiyse bağın kopmak üzere olduğunu hissetmiş olmalı, diye söylendi.

Dramul, Jans büyüsünün kelimelerini mırıltı şeklinde söylerken; Kuramaun da korunma ve saklanma büyüleri yapmaya başladı. Kuramaun'un yaptığı Lo'o büyüsü onları her türlü tehlikeye karşı koruyacaktı. Her ikisinin de mırıltıları etrafa yayılıyordu. Ame'nin nefes alışları bir geliyor bir gidiyordu. Gözleri açılıp kapanıyordu ama iyice matlaşmışlardı. Kuramaun da Karmok da Dramul'un ne kadar iyi bir büyücü olduğunu biliyorlardı. Ayrıca onu geri getirebilecek yaşayan nadir kişilerden biri de oydu. Bu yüzden çok umutluydular ve ellerinden geleni yapıyorlardı.

- Karmok yardım et, dedi Dramul. Karmok da Kuramaun da yardım istemiş olmasına o kadar çok şaşırmışlardı ki bir an tereddütte kalmışlardı. Dramul bağırarak bir kez daha söyledi- Karmok! Bana yardım et!

-Tamam, dedikten sonra; Karmok da ellerini Ame'nin başına ve kalbine gelecek şekilde Dramul'un ellerinin üzerine koydu. Dramul'un sesi gittikçe mırıltıdan çıkıp şiddetlenmeye başlamıştı. Diğerleri geri dönmüş Lo'o kalkanının etrafında onları korumak için yerlerini almışlardı. Tüm grup oradaydı. Şhabe ve Malukhların yetişmesi de uzun sürmedi. Vazgeçmeyeceklerdi. Ne onlar, ne Dramul, ne de arkadaşları...

Kuramaun, Şhabe ve Malukhları görünce destek ve güç arttırıcı büyüler de kullanmaya başladı. Dramul onu uyarma gereği hissetmiş olmalı ki sertçe;

- Kura! Sınırını bil, diye bağırdı.

Kuramaun şu an sadece onları değil aynı zamanda dışarıda Şhabe'ye karşı mücadele eden Jilya ve Tobike'ye de koruma, şifa ve kalkan büyüleri yapıyordu. Öyle kendinden geçmişti ki Dramul'u duyamıyordu bile. Jilya ve Tobike'nin dışındakiler sayıları gittikçe artan Malukhlarla mücadele halindeydiler. Büyü yapmak çok tehlikeli olabileceğinden yakın dövüş devam ediyor, kılıçların, bıçak ve teberlerin sesleri yankılanıyordu etrafta. Jilya kıvrak bir kılıç ustası idi. Elinden geldiğince Şhabenin üzerine gidiyordu öğrencisi Tobike ise eğitmeninin tüm hareketlerini izleyerek ona göre hatta onunla senkronize halde ataklar yapıyordu. Pekhu, Netrib ve diğerleri Malukhlara karşı mücadele halindeydiler. Malukhlar ile mücadele etmek Şhabe'ye karşı olmak kadar zorlu değildi. Malukhlar iyi savaşırlardı fakat sınırlı büyü güçleri ve hızları yüzünden çabuk alt edilebiliyorlardı. Normal büyücüler bu kadar kalabalık bir Malukh grubuna karşı koyamazdı. Netrib etrafta kendisi için Malukh kalmadığını görünce Şhabe'ye doğru yöneldi. Kuramaun'un Tobike ve Jilya'ya yaptığı şifa ve kalkan büyülerine destek olmaya başladı. Her ikisinin de tükenen güçleri, açılan yaraları çok daha büyük bir hızla eski haline gelmeye başlamıştı. Şhabe, Netrib gibi Malukhları yok ederek gittikçe azalmalarına sebep olan büyücülerin de kendisini hedeflediğini fark edince daha fazla Malukh çağırmayı bırakarak geri çekildi. Zayıflamış ve Malukhların neredeyse hepsinin yok edilmiş olmasına rağmen hiç birinin geri çekilen Şhabe'nin peşinden gitmeye hali de isteği de yoktu ki hepsi Dramul'a dönmüş, merak içinde beklemeye başlamıştı. Dramul Karmok'a baktı. Karmok'un büyülerden etkilenmeye başladığını gördü. Kulaklarından kan gelmeye başlamıştı. Ame artık nefes almıyor, fal taşı gibi açık canlılığını kaybetmiş gözleri ile sabit bir şekilde donuk donuk bakıyordu. Dramul'un sesi aniden kesildi. Karmokun elinin altındaki ellerini çekti. Karmok şaşkındı. Herkes şaşkındı.

- Gitti, dedi. Ame ölmüştü - Ruh bağı koptu, diye ekledi. Kuramaun şaşkınlıkla sustu büyü sözcükleri ve tüm mırıltılar kesilmiş sadece ağaçların çıkardığı sesler kalmıştı. Dramul diğerlerine baktı. Hep beraber geri döneceklerdi.

- Başka yapacak hiç mi bir şey yok? dedi arkadan onlara yetişmiş olan Netrib. Yemyeşil gözleri dolmuş ama diğerlerinin dayandığını görünce kendisini tutmaya karar vermişti. Dramul ve Kuramaun ayağa kalktı. Ame ise hala yerde yatıyordu.

- Geri dönelim.

- Onu ben alırım, dedi Kuramaun.

- Kahretsin! diye gürledi Karmok.

- Kura bizi götür, dedi Dramul. Kurama hepsini Dönüş Odası dedikleri bodrum katına götürdü. Ame'yi orada bırakarak hepsi yukarıya çıktılar.

Gittiklerinde hepsi suskun ve bozguna uğramış bir haldeydiler. Şhabe'yi alt edememişlerdi, Ame ölmüştü ve Dramul'un yaptığı büyüler işe yaramamıştı. Yorgunluk, üzüntü, şaşkınlık hepsi bir arada yoğun bir şekilde hissediliyordu.

Dramul, Ame'yi bodrumdaki dönüş odasında bırakmalarını, kesinlikle dokunmamalarını söyleyerek odasına girdi ve uzunca bir süre de odasından çıkmadı. Normalde bile o odaya girmeye çekinirlerdi ki şu an bu derece sinirli iken odanın kapısının önünden bile geçmeye korkuyorlardı. Dramul korkulacak bir karaktere sahip değildi, aksine neşeli, sabırlı ve sakin bir kimliğe sahipti ama sinirlenince önüne geçilemeyecek şeyler yaptığına şahit olanlar vardı.

- Sakinleşmeliyim... Bir şeyler olmalı... Ama ne? Bir şeyler...! Odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa giderken Dramul ne yapması gerektiğini bir türlü bilemiyordu. Elindeki tüm kitaplara ve el yazmalarına bakmıştı ve bakmaya düşünmeye de devam ediyordu. Ruh bağı koptuktan sonra geri getirilme büyüsünü yapmak için hiç bir bilgi yoktu. Yaptığı onca büyü karşı tepkiye başlamadan önce bu işe bir çözüm yolu bulmalıydı. Aksi takdirde günlerce uyuyacağından Ame'nin bedeni de çürümeye başlayacağı için gömmekten başka çare kalmayacaktı! Bir şeyler olmalıydı...! Sohrok için bir şeyler yapabilmiş olmalıydı!

 




Bölüm VIII
08/02/2015

 

Pseun koşarak Kurama'nın yanına geldi.

- Yine başladı!

Kurama hızla yerinden kalktı. Karmok'a dönerek;

- Aşağı! dedi. Karmok acele ile aşağı inerken kendisi de yukarı çıkmaya baladı. Herkes şaşkındı ve paniklemişti. Dramul'u çalışma odasında uyur vaziyette bulmuşlar ve yatağına götürmüşlerdi. Büyülerin etkisine yenik düşmüş ve zayıflamıştı. Hepsi onun ilk defa bu kadar zayıfladığını görüyorlardı. Genelde bir kaç saat dinlenmesi yeterli olurdu. Üç gündür uyuyordu. Üstelik uykusunda büyü yapmaya devam ediyordu. Bunu ilk fark eden Netrib olmuş zavallı çocuk önce dehşete uğramış halde korku ile bağırarak düşe kalka aşağı gelmiş ardından da dili tutulmuşcasına kekelemeye başlamıştı. Yukarı çıktıklarında Dramul'un gözleri açıktı, bembeyazdı ve ışıklar saçıyordu. Büyü sözcükleri mırıldanmaya devam ediyordu. Tam bu sırada Kurama Jilya'dan hemen birini aşağı gönderip Ame'yi kontrol ettirmesini istedi. Ame de aynı durumdaydı. Kurama'nın söylediği ilk söz;

- Seni pislik asla vazgeçmeyeceksin değil mi? oldu...

Bu durum üç gündür devam ediyordu. Ame'de herhangi bir çürüme veya kokma belirtisi olmamış, soğumamış hatta rengi bile solmamıştı. Sanki Dramul bir şekilde onun bedenini korumaya çalışıyordu!

__________

 

- Ame...

- Ame...

- Ame!...

Güvenilir birinin sesine benziyordu bu ses. Çok belirgin olmasa da başındaki o koca eli hissedebiliyordu. Baba demek istiyor diyemiyordu. Etrafına baktığında ya kör edici bir aydınlık ya da dipsiz bir karanlık görüyordu. Renkler, nesneler, her şey kaybolmuştu. Uzunca bir süre büyü mırıltıları duymuştu ama onlar da bir süredir yoklardı. Uzun bir süredir... Birden şimşek çarpmış gibi oldu. Büyülü mırıltılar geri dönmüşlerdi. Canı acıyordu. Neden bunu yapıyorlardı? O sadece uyumak istiyordu. Neden bu kadar acı çekiyordu?

- Ame!

Kuramaun'du bu. Kendisine bu acıyı çektiren o muydu yoksa? Yo olamazdı. Kuramaun olamazdı. Büyü mırıltılarının sesi başkasına aitti. Tanıdık bir sese. Ayrıca o Karmok'la beraberdi. Kuramaun da nereden çıkmıştı.

Bir acı dalgası daha. Bağırmak istiyordu ama sanki ciğerlerinde hiç nefes yokmuş gibiydi... Bağıramıyordu... Mırıltılar bir yaklaşıyor bir uzaklaşıyordu. Soğuk bir yerde değildi. Sıcacık hissediyordu. "Oyukta Karmok'la uyuyakalmışım da ateşin sıcağını üzerinde hissediyorum", diye düşündü. Ama öyle olmamıştı. Kadını hatırlıyordu, sırtındaki acıyı da, büyü mırıltılarını da. O an iki ayrı ses vardı. Şimdi biri kalmıştı. Yine bir şeylere sebep olmuştu. Biri günlerdir onun için uğraşıyordu. Birden aydınlığın içinde kendisine doğru yaklaşan bir karartı gördü. Gittikçe, gittikçe yaklaşıyordu. Ame gözlerini dikmiş bakıyordu. Etrafı değişmişti sanki. Köyündeydi. Evlerinden sadece birazcık uzakta. Karşısında babası vardı.

- Şimdi dikkatlice izleyin beni.

Babasının çeşitli büyüler öğretmeye başladığı zamanlardı bunlar. Dramul'un belleğinde gördükleri ve aynı anda Ame'nin hatırlamaya başladığı anıları.

- Nasıl yapacağını iyice anlamanızı istiyorum.

- Tamam! Dikkatlice izleyeceğiz.

İzleyeceğiz mi? Kiminle? Yanında biri vardı. Hemen oraya baktı. Bu kendisiydi. Büyü yapıyordu.

- Oldu mu, baba? Başarabildim mi?

- Evet Sino oldu. Şimdi sıra Ame'de.

Dehşet içindeydi. Babası ve kardeşi. Bir kardeşi olduğunu nasıl unutabilirdi. Babasına hayatı boyunca koruyacağına dair yeminler ettiği kardeşi, Sino!

- Abi sıra sende! Haydi! diyerek kocaman parlak gözlerle kendisine bakıyordu. Beyaza yakın sarı saçlı, koca gri gözlü kendisinin bir kopyası! Saçlarının iki yandan toplanmış halinin en güzel hali olduğunu söylerdi hep. Ve gülümserdi. Tüm dünyayı mutlu edebilecek aydınlık bir gülümsemesi vardı.

Ame babasının gösterdiği büyüyü başarıyla yapmıştı. Kız kardeşinin alkışları ve sevinç çığlıkları yayılıyordu etrafta.

- En iyi büyücü sensin abi. Babamdan bile iyi! diye bağırıyordu olduğu yerde hem alkışlayarak hem de zıplayarak. Saçları yukarı aşağı süzülüyordu. Her yer yemyeşildi.

Bir şimşek çarpması daha! Keskin bir acı! Atılamayan çığlık!

Mevsim değişmişti birden. Sonbahardı artık. Çok iyi tanırdı köylerindeki sonbaharı. Tarlalarının yanındaki boş alandaydılar. Kaç kez dinlenmişti orada...

- Sino sıra sende haydi.

Babası kız kardeşine bakıyordu. Sino isteksizdi.

- İstemiyorum baba. Yine olmayacak demişti.

- Yapabilirsin! Yapacaksın! diye gürledi babası.

Hatırlıyordu. Sino da kendisi de büyüler zorlaştıkça büyü yapmaktan zevk almaz olmuşlardı. Çabuk öğreniyorlardı ama zor büyülerde bir çok kez yanlışlar yapmışlardı. Sino bir koyunu kül haline getirdikten sonra kabuslar görmeye başlamıştı. Her gece çığlıklar atarak uyanıyor annesi ile babası devamlı kavga ediyorlardı.

- Rahat bırak artık onları, diye yalvarıyordu annesi.

- Hayır. Hazırlıklı olmalılar. Birliğe katılmak zorundayız.

- Asla! Onları birliğe göndermeyeceğim! Jugale'ye gönderip Arigalar tarafından eğitilmelerini, ne olacaklarından haberimin bile olmayacağı bir yere göndermeye tercih ederim!

- Sen ne dediğinin farkında mısın? Sana anlattıklarımın hiç mi anlamı yok!

- Bir kalede dünyaya kapalı yaşayacak olabilirler ama en azından yaşayacaklar! Anlıyor musun beni! Yaşayacaklarını bileceğim!

- Hayır, buna izin vermem! Onları tutsak ettirmem! Yaşadığım sürece buna izin vermem!

Ertesi gün yine tarlaya gitmişlerdi. Babası çalışıyordu. Bu manzarayı çok iyi hatırlıyordu. Rüzgarların ağaçlara vuruşunu. Sadece o günü yaşamışlığından değil ayrıca Dramul'un yansıtmasından da hatırlıyordu. Demek o gün bazı sahneleri görmesine izin vermemişti çünkü babası çalışırken o da Sino ile yol kenarındaki önceki günün yağmuru ile oluşmuş çamurlarla oynuyordu. Basit büyülerle çamur adamlar yapıyorlar, onları dans ettiriyorlardı.

- Ame, Sino! Birazdan gideceğiz hazır olun dedi babası. Fırtına çıkacak! Uzaklaşmayın sakın!

Her ikisi de o gün büyü yapmayacakları için memnun olmuşlardı. Hemen hazırlandılar. İlerideki çeşmede ellerini yıkamaya gittiler. Ellerini yıkamayı bitiren Ame koşmaya başladı:

- Sona kalan kurbağaya dönsün, dedi kız kardeşine gülerek.

- Haksızlık bu sen ellerini yıkamaya benden önce başladın! Bekle beni de, abi-

Sino'nun çığlığı o kadar acıydı ki Ame korkuyla arkasına baktı. Biri Sino'yu tutuyordu. Babası hızla onlara doğru koşmuş Ame'nin önüne geçmişti.

- Mamgot! diye bağırdı. Bırak onu! Annesini gördü. Kadıncağız ağlıyordu. Babası hırsla annesine döndü!

- Bunu yapamazsın! Sana onları vermeyeceğimi söylemiştim dedi. Asasını çıkardı. - Sino! diye bağırdı. Sino babasının ne dediğini anlamıştı Ame'nin de Sino'nun da en iyi olduğu büyü kalkan büyüsü idi. Ame donmuş kalmıştı. Korkmuştu.

- Peki baba! dedi Sino. Kendisinden küçük olan kardeşi o an kendisinden daha cesur davranıyordu.

- Ame anneni koru! dedikten sonra babası yasaklı bir çok büyü sözcüklerini ardarda söylemeye başladı. Karşısındaki Arigaların ikinci generali Mamgot'tu! Babası onları anlatmıştı. Annesi o kötü büyücüyü neden çağırmıştı?! Etrafında hissettiği büyü Sino'nundu! Dehşete düşmüştü! Babasının kast ettiği bu değildi. O kendisini de annesini de koruyabilirdi. Sino'ya dönerek;

- Kendini korumalısın aptal! Beni değil! Beni değil! Hatırlayabildiği son şey babasının Sino'nun ve Mamgot'un ortadan kaybolduğu oldu.

Kendine geldiğinde evlerindeydi. Gözleri yarı aralıktı ve her yeri ağrıyordu.

- Hafızasını bir şekilde halletmeli, dedi annesi.

- Mamgot için geldiklerinde ne olacak?

- Onu da bana bırakın.

Annesinin sebep olduğu şeyleri hatırlamak çok acı veriyordu.

- Ame...

İşte yine o ses...

- Ame...

Dramul'du bu. Ona sesleniyordu. Onu bu girdaptan çıkarmaya gelmişti. Kendi başına çıkmayı asla başaramazdı! Dramul yardımına yetişmişti işte!

- Ame bunu al! Birden sesin geldiği yöne döndü. Babası hemen yanında duruyordu. Elinde kocaman parlak gümüş renginde bir madalyon vardı.

- Şimdi, benimle beraber jans büyüsünü yapacaksın!

Ame büyünün sözcüklerini ezbere söylemeye başladı. Dramul da ona eşlik ediyordu. Elindeki madalyon parlamaya başladı. Çok güçlü bir ışık saçıyordu.

- Ame!

- Dramul!

İki farklı oda aynı anda açılan iki göz... Dramul'un kendine geldiğini gören Kurama hemen Tobike ile iletişime geçti. Dramul, Netrib'in elini tuttu ve;

- Ame'ye yardım edin odasına çıkıp dinlensin dedi.

- Tobike onunla. Endişelenme, dedi Kurama. Bunun üzerine Dramul bir kez daha uykuya daldı.

 



Bölüm IX
19/02/2015


Odanın içindeki kör edici ışık yeni yeni açtığı gözlerini acıtıyordu. Yatağının güneşin yanında olup olmadığını düşünmeye başladığında o kör edici ışığın, karşısındaki yatakta yatan Kuramaun'dan geldiğini fark etti. Ve anlık bir şakınlıkla bağırmaya başladı. Korkmuştu. Yerinden zıplayarak kalkan Kuramaun bir yana, sanki tüm herkes odasının önünde nöbet tutuyormuş gibi saniyesinde içeri girmiş, koskocaman olmuş gözlerle ona bakıyordu. Karmok elindeki çay bardağını düşürdü. Aynı bardaktan Kurama ve Jilya'da da vardı. Odaya giren herkes şaşkınlıktan donup kalıyordu. Dramul neredeydi? Uyuduğu esnada onu görmüştü. Neden yoktu aralarında?

 

- Dramul... Sesi çatlak ve kısık çıkmıştı. Boğazını temizledi ve şaşkın şaşkın bakanlara;

- Dramul nerede?

Yanına gelebilen *çünkü herkes yerinde donup kalmıştı* ve diğerleri gibi şaşkın olmayan tek kişi Netrib oldu.

- Sakin olun, gücünün bir kısmı gelmiş, dedi çok olağan bir sesle. İlk hareket eden Kurama oldu. Yanına gelerek;

- Bir kısmı mı? dedi

- Sadece bir kısmı mı? diye sordu Karmok da heyecanla.

- Evet nereden baksanız yarısından çok ama yarısının diğer yarısından az. Kimse Netrib'in ne anlatmaya çalıştığına odaklanamıyordu.

- Evet neredeyse %65 i geldi. Dedi Dramul kapıdan. Ame heyecanla ona doğru atıldı ve;

- Babam, babamı gördüm! Yataktan kalkmaya çalışırken bir yandan gözleri dolmuştu bir yandan da yere basmakta güçlük çektiği bacakları ile düşmemek için sendeleyerek yürümeye çalışıyordu. - Sen de gördün değil mi Dramul? sorudan çok onay bekleyen bir sesle Dramul'a doğru gitti. - Neden bana o gün olanların hepsini göstermedin? Göz yaşları birer birer akmaya başlamıştı. Bu sözleri odadakilerin hepsini susturmuş, tüm bakışların Dramul'a çevrilmesine neden olmuştu. - Bunu nasıl yapabildin? Annem!! Dizlerinin üstüne çöktü ve elleri ile yüzünü kapatıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Konuşamıyor, hıçkırıkları arasında bir kaç kelime sayıklıyordu. Kurama onu sakinleştirmek için büyü yapacağı an Dramul onu durdurdu ve;

- Bırak acısını yaşasın. Sizler de odalarınıza dönün, dedi.

Kuramaun ne yapacağını bilememiş bir halde gidip gitmemekte şaşkın, şokta dahası uykulu bir şekilde odanın ortasında kalmıştı. Etrafına bir kez daha baktı. Kendi odasında mıydı yoksa değil miydi? Dramul onun şaşkın bakışlarını görünce;

- Sen benim odama Kura. Biz Ame ile biraz konuşacağız, dedi.

Kuramaun'un henüz tam olarak kendine gelemediğini fark eden Dramul Ame'yi yatağına yatırdıktan sonra, Kuramaun'un koluna girerek odaya gitmesi için yardımcı oldu. Tam odanın kapısına gelmişlerdi ki daha önce Netrib hariç gençlerden hiç birinin bu odaya girmediğini fark eden Kuramaun durakladı. Girip girmemekte tereddüt ediyordu. Hemen yanındaki Dramul;

- Çekinme, içeri gir, yat ve dinlen, dedi.

Kuramaun, Dramul'un odasında uyuyamayacağından emin içeri girdi. Dramul'un geri döndüğünü gören Ame yatağında doğruldu. Sorularına yanıt bekliyordu ama Kuramaun'u da merak etmişti.

- Nesi var? diye sordu.

- Seni geri getirmek için uğraşırken yaptığımız büyülerden dolayı çok güçsüz kaldık, ben buraya döndükten sonra da senin üzerinde büyü yapmaya devam ettim. O esnada tüm kalkan ve koruma görevleri Kuramaun'a kalmıştı. Bu konuda özel eğitimlidir. Ve çok dayanıklı bir öğrencidir ama bu sefer neredeyse sınırına dayanmıştı. Hala kendine gelemedi.

- Peki o yaydığı ışık ne? Gecenin bir vakti her yerinden ışıklar saçıyordu!

- Ah onu görebildiğine göre büyü gücün gerçekten oturmaya başlamış demektir. Bu onun normal hali. Genelde geceleri etrafta görünmemesinin ve saçlarının, hatta duvarların, bizlerdeki saç, göz gibi renk değişikliklerinin genel nedeni Kuramaund'ur desek daha doğru olur. Büyü gücü o kadar fazla ki dengelemekte ciddi sorun yaşıyor. Sadece o değil biz de onu dengelemekte sorun yaşıyoruz, dedi gülümseyerek. Kuramaun'u çok sevdiği belli oluyordu. Kısa bir duraklamadan sonra; - Şu an bunları sormak istediğine emin misin? dedi.

Hayır değildi. Hem de hiç. Ama nereden başlayacağını bilemiyordu. Alacağı cevaplar hatıralarındaki anıları değiştirmeyecekti ne de olsa. Ama o cevaplara ihtiyacı vardı.

- Sanki hala eksik bir şeyler var gibi hissediyorum. Sanki her şey bu kadarla sınırlı değilmiş gibi.

- Haklısın her şey bu kadarla sınırlı değil. Sana nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Bu konuda düşünecek çok fazla vaktim de olmadı doğrusu.

- En baştan..., bu sefer Ame söylemişti bu sözü.

- Evet en baştan, diye iç geçirdi Dramul ve anlatmaya başladı.

- Annen Ariga ırkından, deyiverdi pat diye. Ame itiraz etmek istiyor ama şaşkınlıktan dili tutulmuşcasına tıpkı bir balık gibi ağzını açıp açıp kapatıyordu.

- Dinleyecek misin? dedi Dramul. Tek kaşını kaldırmış meraklı gözlerle cevabını bekliyordu. Ame'nin başı ile verdiği "evet" cevabından sonra konuşmasına devam etti. - Arigaların içinde zamanında sürgün edilen ya da kovulan *tam olarak emin değilim* bir kesim var. Ülkenin bir çok yerine dağılmış ve asla dışarıdan evlilik yapmayan bir kesim. Yaklaşık iki yüz yıl önce bir başkaldırı hareketi daha olmuş. İşin aslını tam olarak bilmiyorum ama onların içlerinden pek dostane olmasa da konuşma fırsatı bulduklarım oldu. Başkaldırma esnasında yasak olan bazı davranış

 ve büyüleri birbirlerine karşı kullanmışlar. Kimisi de Tseirk seçiminde iki ayrı gruba ayrılmadan bahseder. Bu rivayetler daha da çeşitlendirilebilir tabii. Herneyse kısacası annen Arigaların bu kesimine mensup üstün ırktan bir büyücü. Baban ya da sen ve kardeşin kadar güçlü değil ama seni özel yapıyor bu durum. Tıpkı Kura gibi.

- Yoksa onun da mı?

- Aslında evet. Onun babası da büyü gücü parlak olanlardan ve annesi bir Ariga ama aranızdaki fark; annesinin o dönemde seçilen Tseirk olması. Daha doğrusu Tseirk olmak için eğitilen kişi olması. Karışık bir hikaye. Daha sonra Kurama'dan ya da direkt Kuramaun'dan dinleyebilirsin. Annen senin de hatırladığın gibi senin ve kardeşinin bizlere katılmanızdansa Arigaların kalesine gitmenizi tercih eden biri. Bu yüzden olduğunu sanıyorum, mühürlenen güçlerini açmış.

Dramul hızla ayağa kalktı. Kafasının karışık olduğu belliydi.

- Aaa... Şey... Şöyle ki... Sürgün edilen Arigalar uzunca bir süre Jugale'de kalan Arigalar tarafından teker teker bulunup öldürüldüğü için güçlerini mühürlemişlerdi. Yerlerinin aşırı güçleri nedeni ile bulunmaması için. Muhtemelen annen o gün bu güçleri uyandırınca Jugale sadece onun değil senin ve Sino'nun da güçlerini fark etti. Yani babanın yaptığı koruma büyüsü bozuldu. Sonrası ise bildiğin gibi gelişti. Ama bayıldıktan sonra senin neden ve nasıl orada annenle kaldığını bilmiyorum. Nasıl bir çare bularak senin hafızanı ve büyü gücünü değiştirebildi o konuda da bir fikrim yok. Bu soruların cevabı hala köyünüzde olan annende saklı maalesef.

- Anlıyorum. Sanırım onunla görüşmem gerekiyor.

- Yolda saldırıya uğramamış olsaydınız eğer Karmok seni oraya götürüyordu. Dramul hala odanın içinde geziniyordu.

"Demek Karmok güçlerimin bir kısmının geleceğini söylerken bunu kastediyordu." diye düşündü Ame.

- Peki şimdi ne yapacağım?

- Bir süre dinleneceğiz. Biz sonraki gün Açba'ya gideceğiz. Sen de Kuramaun uyandığında Karmok'la beraber tekrar yola çıkacaksın. Eh artık bir saldırıya maruz kalırsanız sana bir zarar geleceği korkusuna kapılmayarak dövüşebilir ne de olsa, dedi gülümseyerek.

- Açba ha? Kuramaun çok anlatmıştı orayı. Görmek isterdim, diye mırıldandı kendi kendine.

- Şimdi dinlen. Yarın yorucu geçecek senin için. Karmok ve Kurama büyü gücünü sınamak için sabırsızlanıyor olmalı, diyerek odadan çıktı.

Ame Kuramaun'un birden yatağında belirivermesi sonucu irkildi. Mışıl mışıl uyuyordu. "Çok yorulmuş olmalı" diye düşündü. Hala ışıklar saçıyordu. Gökkuşağı renklerinde ama daha yumuşak daha açık renklerde ve daha parlak. Demek büyü gücünün parlaklığını böyle görüyorlardı. Acaba ben nasıl görünüyorum. Uyandığında odaya girenlerin yüzlerini düşündü. Gülümsedi. Yorgunluk öyle ağır basıyordu ki. Yolculuğunun amacından ne kadar saptığını dert etmemeye karar verdi. Artık büyü gücü geliyordu. Kendisine daha çok güvenmeli ve aklındaki sorulara yanıtları bizzat aramalıydı. Kuramaun'un ışıltısını görmemek için arkasını döndü ve büyü gücünün gelmesinin verdiği iç huzuru ile uyuyakaldı.

 




BÖLÜM X
23/02/2015

 

Uyandığında gördüğü manzara ile uyumadan önce gördüğü manzara delirdiğini düşündürecek kadar farklıydı. Karşısındaki duvarda harika bir manzara resmi vardı. Birinin özenerek çizdiği belliydi. Şelaleden akan su gerçek gibiydi. Geyikler, kuşlar hareket etmeseler de resmin içinden çıkıverecek kadar canlıydı. Ağaçlarsa dışarıdaki rüzgardan etkilenmiş gibi dalga dalga eğilmişlerdi. Şaşkınlıkla sağa sola bakındı.

- Uyandın mı? Netrib'in sesiydi bu.

- Kuramaun'un odasında uyumamış mıydım ben? Gözlerini ovuşturarak etrafına bakındı. Buradaki anlık değişimlere alışmıştı artık. Yatakta doğrulduğunda köşedeki koltukta oturan Netrib ona bakıyordu.

- Kuramaun nerede? diye sordu.

- Odasında uyuyor.

- Ben neden buradayım?

- Kuramaun'un ışığından rahatsız olabileceğini düşündükleri için seni buraya getirdiler.

- Kim'ler'?

- Pekhu.

Pekhu mu? İyi de Ame ile hiç konuşmamıştı ki o. Hatta ilk geldiği günden sonra sadece bir kaç kez büyük mutfakta beraber yedikleri yemekte görmüş ama genelde birbirlerinden uzakta oturduklarından neredeyse hiç göz göze bile gelmemişlerdi. O bu düşünceler içindeyken hızla kapı açıldı. Hemen ardından da Jilya ve diğerleri içeri daldı. Yine mi kapısında nöbet tutuyorlardı yoksa?

- Pekhu iyi biridir. Ayrıca buradaki herkesten daha düşünceli ve naziktir. Sessiz olması seni yanıltmasın, dedi Jilya. - Ah artık dayanamayacağım! diyerek Ame'nin yanına geldi ve dikkatlice onu süzmeye başladı. Şaşkın gözlerle, çekingen ama meraklı bir tavırla onu incelemeye başladı. - Tanrım! Bu ne çeşit bir büyü aurası böyle! dedi.

- Jilya! diye uyaran bir ses geldi koridordan. Konuşmasının ardından Kurama'nın kendisi de nihayet odanın kapısında belirmişti.

- Üzgünüm ama biliyorsun ki böyle bir rengi ilk defa görmüyorum!

- Ne? Nasıl bir renk? diye atıldı merakla Ame.

- Jilya!

- Haklı. Üzerinden yirmi yıl geçti ve o zaman henüz küçük bir çocuk olmama rağmen ben de hatırlıyorum. Odanın kapısında daha önce hiç görmediği biri duruyordu. - Seni keşfedememiş olmaları mucize, dedi homurtu şeklinde.

- Kyats bu kadar yeter!

- Dramul farkında değil misin?

- Ben her şeyin en başından beri farkındayım.

Oda teker teker içeri girenlerle dolmuş hatta taşıyordu.

- Bu durum başımıza nasıl bir bela açacak biliyorsun değil mi?

- Biliyorum.

- Ve?

- Ne demek ve? diye araya girdi Kurama.

- Kurama, sen şu ana kadar hiç iz belli etmeden saklanmış olabilirsin ama Kura'nın güçlerini zapt etmek zaten zorken bir de bu...

- Sakinleş Kyats. Bu konuyu odamda konuşalım.

- Bilmek istiyorum. Neler oluyor? diye bağırdı Ame. Ama odadaki gerginlik o kadar yükselmişti ki kimse onun asabi merakı ile ilgilenmiyordu.

- Sen dinlenmene bak Ame. Sana daha sonra açıklayacağım. diyerek Kyats denilen genci yanına alıp çıktı Dramul.

- Bilmem gereken daha ne var ki? diye sordu Kalanlara.

- Netrib, Satseilo siz Ame ile kalın diye ekledi Kuarama da Dramul'un sözlerinin üzerine.

- Tamam, diye gülümsedi Netrib. Diğerleri odadan çıkar çıkmaz Ame'ye döndü ve;

- Ne yapmak istersin? İstersen Tobike'nin eğitimini izleyebiliriz, dedi. Onun gözetiminden kurtulamayacağının farkında olan Ame;

- Olur izleyelim, dedi.

Beraber çıkıp ormanın içinde yürümeye başladılar. Satseilo önlerinde bir yandan sekerek şarkı söylüyor bir yandan da ara ara arkasına bakıp onları kontrol ediyordu. Ya da arkasına dönüp bakması Ame'de bu izlenimi bırakmıştı.

- Aura rengine bakıyor, dedi Netrib.

- Hala görünüyor mu? Ben sizinkini göremiyorum.

- Yakında bastırmayı öğrenirsin. Sadece savaştığımız esnada silahlarımıza temas ettiğimiz yerlerden çıkarlar. Birazdan Tobike ve Jilya'nın kılıçlarının kabzalarına bakarsan anlarsın.

- Peki benden yayılan renk ne?

- Siyah ve beyaz... Ama aralarda gri, mor ve sarı tonlar da olduğu için henüz oturmamış diyebiliriz.

- Kuramaun'dakiler gibi sanmıştım.

- Onun renkleri daha fazla ve karışık, diye araya girdi Satseilo. İlerde durmuş onlara bakıyordu. Sen de onun gibisin. Çoğumuzda en fazla üç renk birden olur ki bu bil nadir bir durumdur. Kuramaun kalkan için büyü yaptığında bile sadece kendi ana ve alt renklerimizin karışımı oluyoruz. Ama siz farklısınız.

- Annelerinizden dolayı olsa gerek, dedi Netrib. Kız da sinsice ona yaklaşarak;

- Acaba senin diğer rengin ne? Doğduğunda bile auranın ikinci rengi belirmemiş.

- Git başımdan Satseilo. Bunu bilmediğimi biliyorsun.

- Ah bu arada senin silahın hangisi? Karmok eğittiğine göre kılıç olacak sanırım.

- Bilmiyorum böyle bir şeyden bahsedilmedi bana hiç. Ayrıca ben silah kullanmasını bilmiyorum. Çiftçiydim. Tarla işlerinden başka tek bildiğim büyü sözcükleri ezberlemekti.

- Hmmm belki de asa alabilirsin.

- Ya da değişkenlerden birini alır ha ne dersin Netrib?

- Kyats gibi mi?

- Evet! Çok heyecanlı olurdu. Ondan başka kullanabilen yok üstelik. Kuramaun bile beceremedi, deyip kahkaha attı.

- Kuramaun mu?

- Neredeyse hepimizi öldürecekti o yüzden ona yasak. Diğerlerinin hepsinin aksine değişken yasak.

- O ne çeşit bir silah?

- Daha çok...

- Daha ne silah verileceğini bilmeden konuşmasanız iyi olur gençler.

- Kurama geldin demek! Netrib koşarak Kurama'nın yanına gitti.

- Evet. Siz nereye?

- Tobike'yi izleyeceğiz!

- Bende geleyim sizinle.

Ormanın içinde bu kadar geniş bir alan olabileceği aklının ucundan bile geçmezdi. Yemyeşil ve dümdüzdü. Etrafı sık ağaçlarla çevrili olduğundan iyice yaklaşana kadar belli bile olmuyordu. Kulaklarına kılıç darbelerinin çınlaması gelmese Tobike ve Jilya'nın eğitim yaptıkları yere yaklaştıklarını asla anlayamazdı. Tobike zor anlar yaşıyor gibiydi. Jilya elindeki ince ama keskin olduğu belli olan kılıcı seri ve düzenli hareketlerle sallıyordu. Tobike kan ter içinde kalmıştı ve kalkanı elinde değil çok uzağındaydı. Her ikisinin de kabzayı tutan ellerinden yayılan ışığın rengine odaklandı. Merak ediyordu. Tobike'nin rengi turuncu idi Jilya'nın ki ise mavi.

- Hava aydınlık olduğu için mi bu kadar belli belirsiz renkleri acaba, diye sordu

- Ah demek bu hikayeyi duydun dedi Kurama. Evet henüz gündüz olduğu için. Şimdi izlemeye devam et.

Tobike Jilya'nın sert ve ardı arkası kesilmeyen saldırılarından her defasında sıyrılıyordu. Bu kadar iri birinin karşısındaki ufacık kadını yenememesinin nedeni ne olabilirdi ki? Normalde çoktan savurup atmış olması lazımdı. Ama söz konusu büyüler olunca iş değişiyordu tabii. Jilya sağ elinde tuttuğu kılıcı sol eline alarak Tobike'yi şaşırtmış ve son bir darbe ile bu işe bir son vermeye çalışmıştı. Ama Tobike durumun farkına vararak geriye doğru ters takla ile savrulmuştu. Bunu da bilinçli yapmış olsa gerek kalkanına ulaşmayı başarmıştı. Kalkandan yayılan ışık silahına büyü yaptığını gösteriyordu. Birden Tobike'nin elindeki kılıç da kalkan da yere saplandı ve denemesine rağmen kaldıramıyordu.

- Hey bu haksızlık! diye söylendi Tobike. ağırlıkları ile oynadın!

- Savunmanda gedik bırakman senin hatan velet! Sana affım yok demiştim. Ee gösterimizi nasıl buldunuz?

- Ah daha yeni gelmiştik izleyemedik bile.diye söylendi Netrib.

- Bir daha ki sefere erken gelirsiniz. Ya da sen ve Kurama da bize bir gösteri yapmaya ne dersiniz?

Netrib Kurama'nın gözlerinin içine bakıyordu. Kurama gülümseyerek;

- Bu hevesli bakışları reddedemem ya? dedi ve elini üzerindeki kılıksız paltoya soktu. Kolları olan bir pelerin demek daha doğru olurdu buna. Çıkardığı şey ise küçük bir sopa oldu. Koca adamın silahı bir baston asa mıydı yani?

Netrib elinin tek hamlesi ile teberini çıkardı.

- Silahlar büyücülerin özel birer parçası gibidir. Yanında olmasa da ona olan bağlılığı ihtiyaç anında ortaya çıkmasına neden olur. Çoğumuzun silahsız gezdiğini fark etmişsindir.

Jilya haklıydı ilk gün büyük salonda hepsinin ellerinde silahları vardı ama sonrasında Malukhların baskını dışında hiç ellerinde ya da yakınlarında silah görmemişti. Sadece Pekhu'nun çakramları belinde olurdu hep o kadar.

Kurama;

- Ee bugün ne olsun, dedi Netrib'e.

- Hımmm... İkiz kılıç! Sıkışırsan değiştirebilirsin tabi, diye ekledi keyifle.

- Hay hay...

Kurama'nın elindeki asa birden bire birbirinin aynı gümüş renkte iki kılıca dönüştü. Netrib ise elindeki teberi sanki tüy kadar hafifmiş gibi savuruyordu. Ellerinden yayılan renklere baktı Ame. Netrib'den zümrüt yeşili Kuramadan ise beyaza yakın bir gri beliriyordu. bu renklerin anlamlarını öğrenmeliydi. Dramul'u görür görmez bunu soracaktı.

- Başlıyor, dedi heyecanla Satseilo.

Netrib hızlı bir giriş yaptı. Kurama da ona ayak uyduruyordu, hızlı hareketlerle Netrib'in saldırılarını karşılıyordu. İlk açığında üstüne saldırdı. Netrib teberin sapını yere saplayarak üstüne sıçradı. Avuç içlerini yaramaz bir çocuk gibi çenesinin altında koyup büyü yapmaya başladı. Kurama olduğu yerde kalmıştı.

- Kontrol büyüsü mü bu? diye şaşkınlıkla bağırdı Tobike.

Netrib büyüyü yapmaya devam ediyordu ama Kurama hareket etmeye başlamıştı. Demek ki buna karşı da bir büyü yapılabiliyordu. Kurama'nın büyüden kurtulduğunu gören Netrib aşağı atladı. Teberini alamamıştı ya da almamıştı. Bedeninin küçüklüğünü ve çevikliğini Kurama'nın saldırılarından kaçmak için kullanıyordu. Elini havaya kaldırması ile teberinin gelmesi bir oldu. Boyunun üç katı büyüklükteki teberin uzun sapını kılıçlardan korunmak için kullanıyordu. Kurama'nın iki kılıcı da aynı anda teberin sapına güçlü bir şekilde indirmesiyle kılıçların havada uçması bir oldu tabi Netribin teberinin boynuna dayanması da.

- Şok dalgası ha? Bunu hiç beklemiyordum

- Ben de kontrol büyümden kurtulacağını düşünmemiştim.

Kurama izleyicilerinin söylenmelerine aldırmadan onların yanına doğru ilerledi.

- Hey haydi bitirmeyin hemen.

- Evet biraz daha.

- Ben yaşlı bir adamım ve bu ufaklık benimle takılmak için fazla enerjik. Şimdi geri dönüyoruz. Toparlanın.

Geri döndüklerinde Şatoya baktı. Işıl ışıldı.

- Demek onun da bir rengi var dedi kendi kendine.

- Evet onun adı Vune'dir. Eski dilde ev, yuva anlamına gelir.

- Vune. Güzelmiş. Karşıdan Dramul'un geldiğini gören Ame hızlanarak onun yanına gitti. Konuşmaları gerekiyordu. Ne zaman gideceklerini öğrenmeliydi. Bugün gitmeleri gerekmiyor muydu?

- Ame Karmok seni bekliyor. İçeri girip onu görmelisin. Dramul'un biraz telaşlı olduğu gözünden kaçmamıştı. Kurama'nın yanına giderek elini omzuna attı beraberce konuşarak geri ormanın içine gittiler.

- Ame! Haydi hazırlan birazdan yola çıkacağız. Karmok'ta da aynı endişeli heyecanlı tavırlar vardı.

Kurama Dramul ile beraber gittikleri yönden hızla geri döndü.

- Netrib, Jilya, Tobike benimle Açba'ya geleceksiniz!

- Neler oluyor? diye sordu Jilya.

- Sonra açıklarım, şimdi gitmeliyiz. dedi Kurama. Bir saat içinde hepsi hazırlanmışlardı ama hiç birine hiç bir açıklama yapılmamıştı üstelik Kuramaun ortalıkta yoktu.

Neler oluyordu?

 

 

11 - 20. Bölümler 
 
Spoiler
BÖLÜM XI
28/02/2015
 

Karmok telaşla önden önden gidiyordu. Ormanın içinde son sürat ağaçların, dalların arasından geçerek gidiyorlardı. Karmok, bir açıklama yapması gerektiğinin farkındaydı ama bunun için ayıracak çok vakti yoktu. Hava kararıncaya kadar ne kadar çok yol katederlerse o kadar iyi olacaktı.

- Üzgünüm evlat ama planlar değişti. Köyüne bir süre daha gidemeyeceğiz, dedi.

- Sorun ne peki? Neler oluyor? Hiçbir şey anlatmayacak mısın? dedi Ame.

- Şimdilik enerjimizi buna harcamamalıyız. Sadece hızına odaklan. Henüz büyü yapmakta yenisin.

Merakla onları dinleyen ve son anda Karmok ve Ame ile gitmesine karar verilen Satseilo'ya döndü Ame ama belli ki onun da hiçbir şeyden haberi yoktu.

Tüm gün yemek için bile hızlarını kesmeden devam ettiler. Güneş batmak üzereydi.

- Burada duracağız, dedi Karmok. - Yiyecek bir şeyler hazırlayalım. Satseilo bu işle sen ilgilen.

- Tamam.

- Ame sen de kuru odun veya yakacak ne bulabilirsen topla.

- Tamam, dedi şaşkın bir şekilde. Ame'ye ilk defa bir görev verilmişti. Büyü gücü olmadığı için kimse ondan herhangi bir işi yapmasını istememişti. Şimdiye kadar yaptığı en zor şey Karmok'la yola çıktıklarında onun peşinden saatlerce yürümüş olmasıydı.

- Odun toplamak için bile olsa büyü gücüme güvenilmesi çok güzel diye düşündü. Birden Dramul'un hala onun düşünce kanallarını kapatmaya devam edip etmediği geldi aklına. Acaba düşüncelerinin dışarı yayılamaması için bir yol var mıydı yoksa kendiliğinden olan bir şey mi diye düşündü. Bunu Karmok'a da sorabilirdi ama onunla konuşurken tedirgin olmaktan kendini alamıyordu nedense.

- İşte bir sürü topladım, deyip arkasını döndüğünde bir kız gördü. Saçları çok uzundu ve üzerinde yerlerde sürünen bembeyaz bir pelerin vardı. Ona doğru dik dik bakıyordu. Bembeyaz karlar içinde açık kahverengi uzun saçlı, bembeyaz yüzlü ve... ve kırmızı gözlü...! Malukh mu yoksa? Olamaz onların her yerinden kıllar fışkıran yaratıklar olduklarına yemin edebilirdi! Maskelerinin altını hiç görmediğini düşündü birden. Ama ne kadar değişebilerdi ki. Ölüydüler ve yüzlerinde fark edilen tek yerleri kırmızı parlak gözleriydi.

- Ame! Karmok'un uzaklardan gelen sesini duyabiliyordu. Kızdan gözünü alamaması bir yana olduğu yere bedenen de çivilenmişti. 'Korkmamalıyım' diye geçirdi içinden. Panik yaparsa işinin çok zorlaşacağı kesindi. Yakınlarda kim bilir kaç tane daha vardı bunlardan. Karmok'un sesi ile rahatlamıştı. Karların beyaz sisinin arasından görünen Karmok;

- Neija, demek geldin? dedi. Kız sakince Karmok'a doğru döndü.

- Karmok, onu tanıyor musun?

- Evet. Sakin ol. Benimle beraber. Satseilo da bizimle. Kızın donuk bakışları değişti birden.

- Satseilo mu? Nerede?

- Yemek işiyle o ilgileniyor.

- Ah onun yemekleri gibisi yoktur. Önden önden kendi kendine konuşarak gitmeye başladı. Sesi birden sıcacık olmuş, hareketleri ise donukluğunu kaybetmişti.

- O kim? diye fısıltı ile sordu Karmok'a.

- Neija, Satseilo ile beraber geldi.

- Geldi mi? Nasıl? dedi çekinerek. Satseilo da Neija denilen kız da çok gençti oysa.

- Köylerinde bir baskın olmuş. O esnada bizimkilerden biri oradaymış. Etrafta büyü gücü parlak olanların peşinde olan sadece Arigalar değil. Bizimkiler de bu nedenden dolayı ön görüsü yüksek olanların tesbit ettikleri yerlere gidip o kişileri grubumuza dahil ediyorlar.

- Peki ya aileleri?

- Onları alamayız. Arada bir gidip görürler. Ama yerimizi kimsenin bilmesine izin vermiyoruz. Bu konuda acı bir tecrübe yaşadık. Derin bir iç çekti. - Dramul ile bu işe ilk giriştiğimizde Spir adında bir çocuğu yanımıza almak ve Arigaların eline geçmesini engellemek istemiştik. Annesi onu bırakamayacağını söyleyip yalvardığında kadıncağıza dayanamayıp onu da yanımıza aldık. O dönem verdiğimiz kayıpların duygusallığından olsa gerek... Bir gün ani bir baskın oldu. Kadın şehirdeki akrabalarını görmek için gizlice ayrıldığında dönerken takip edilmiş. Dramul ağır yaralanmıştı. Biz de bu olay üzerine bu fikri geliştirdik. Senede bir kaç kez herkes evine gidiyor ama eşlikçilerle. Mesela anneni görmeye giderken seninle iki kişi daha gelir. Sonra hep beraber onlardan birinin evine gidersiniz. Hem üçünüz de ailelerinizi görmüş olursunuz hem de yolda başınıza gelebilecek tehlikelere karşı hazırlıklı olursunuz.

- Karmok, düşüncelerimi duyabiliyor musun? Dramul kanalları açtı mı?

- Açtı ama artık seni duyamayız. Fakat benden uyarması Kura'nın yanında dikkatli ol... O çocuk bazen bizimkileri bile duyabiliyor.

Hazır Karmok'u bu kadar konuşkan yakalamışken Ame nereye ve neden gittiklerinin merakını da gidermek istedi. Cesaretini topladı ve sordu:

- Peki nereye gidiyoruz, dedi. dikkatlice Karmok'un yüzüne bakıyordu. Tepkisini merak etmişti.

- Gappo'ya.

Ame heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. En lüks ve en kalabalık şehirdi Gappo. Başkent Açba'dan bile daha ünlüydü. Ticaret, sanat her şeyin en iyisi orada olurdu. Köylüler oranın muhteşem bir şehir olduğunu söylemişlerdi. Ama aklına takılan asıl şey neden oraya gittikleri oldu.

- Neden gidiyoruz?

- Merkezimiz Gappo'dur. Çok büyük ve kalabalıktır. Her türden insan yaşar. En iyisinden en kötüsüne her şey oradadır.

- En kötü mü? diye atıldı. Bunu hiç duymamıştı Ame. Gappo'yu herkes en iyi özellikleri ile anlatırdı.

Ame'nin şaşırdığını gören Karmok onun gözlerindeki merakı gidermek istemiş olmalı ki konuşmasına devam etti.

- Kalabalık hiç bir yer mükemmel değildir. Gappo en donanımlı ve kültürlü şehirdir bu doğru ama aynı zamanda pis işlerin de en kolay döndüğü şehirdir. O kalabalık içinde her türden insanla karşılaşabilirsin. Şehrin çok lüks ve pahalı olması sadece kaliteli ve zengin insanların yaşadığı anlamına gelmez Ame, aynı zamanda kötü niyetli ve insanı soyup soğana çevirecek türde insan türleri de var. İnsanların olduğu bir yerde asla saf iyilik bekleyemezsin bunu unutma.

- Peki ne için gidiyoruz.

- Dedim ya orası merkezimiz.

- Ama köye gitmemizi iptal ettirecek bir şey olmuş olmalı.

Bu soru ile belli ki Karmok köşeye sıkışmıştı.

- Zekisin ufaklık. Evet. Jinef seni görmek istedi.

- Jinef mi?

- Dramulun eşi, yani Netrib'in annesi... Öngörüsü en gelişmiş olanlarımızdandır. Gerisini onunla görüşünce anlayacaksın.

- Peki Jinef nasıl biridir?

- Gördüğünde kendin karar ver, diyerek gülümsedi hınzırca. Bu gülümseme Ame'yi şaşırtmış ama içini de rahatlatmıştı çünkü Karmok'un gözlerinde çok neşeli bir parıltı yakalamıştı.

Akşam yemek sonrası ateşin başındaki Satseilo ve Neija sohbet ederken çok mutlu görünüyorlardı. Karmok bir kenarda yakılacak odunların içinden çıkan ince bir çubuk parçasını ağzının kenarına almış bir yandan onu yukarı aşağı oynatıryor bir yandan da Neija'nın getirdiği bazı yazıları okuyordu. Ame de babasının notlarını çıkardı. Vunedeyken o kadar yorgun oluyordu ve üst üste öyle çok şey yaşamıştı ki şifreleri çözmek için bile vakit bulamamıştı. Defteri eline aldı, açtı fakat bir sorun vardı. Babası notları kimsenin bilmesini istemediği için şifreli yazmıştı onu burada öylece okumaya çalışmak tehlikeli olmayacak mıydı? Sonra diğerlerine yine bir göz gezdirdi hepsi kendi alemlerindeydiler. Defteri okumaya başladı ama hiç bir ilerleme kaydedemiyordu. AMESİNO'nun harflerinin hangi şifreli harfleri temsil ettiğini bilmiyordu. Öncelikle hangi harfin A ya da S olduğunu çözmekle başlamalıydı ki o da bu yorgunlukla yapılacak iş değildi. Biraz uğraştıktan sonra pes etti. En azından neden bahsedildiğini ya da ne zaman yazılmaya başlandığını bilse ona göre daha seçici davranabilirdi. Uyumaya karar verdi ama aklı notlarda ve şifrede kalmıştı. Karmok ilk nöbet için Neija'yı görevlendirmişti. Ardından Ame devralacak sabaha karşı ise Satseilo kalkacaktı. Sabaha yemek hazırlaması gerekeceği için sona kalan nöbet onun olmuştu. Üçü de sırayla nöbet tutmuştu. Karmok ise bir ağacın gövdesine yaslanmış elindeki yazılara dalıp gitmişti. Sabah uyandığında Karmok'u aynı bulan Ame Satseilo'ya yaklaşarak;

- Ne okuyor?

- Darmva'dan gelen haberleri. Ame'nin şaşkın bakışlarını gören Satseilo devam etti. - Darmva üçüncü merkezimiz. Karmok aslında orada yaşar. Kurama Açba'da, Dramul ise Gappo'da... Ame bu şehirlerin konumlarını düşündüğünde üçünün de büyük ve birbirine uzak şehirler olduğunu fark etti. Hepsi de ünlü büyük ticaret şehirleriydi yani kalabalıklardı. En çok kasaba ve köy bunların etrafındaydı ve üç yöne dağılmışlardı. Ama neden üç? Dört yön vardı oysaki. Dördüncüyü neden es geçmişlerdi? Neden keskin hatlar çizip kuzey, güney, doğu ve batı şeklinde ikamet edeceklerine; kuzey, güney-doğu ve güney-batı şeklinde ayrılarak güneyin uç kısmına yerleşmemişlerdi? Jugale orada değildi. Ülkenin merkezindeydi. Güneydeki Agraa'ya da bir üs kurulabilirdi rahatlıkla. Güneyin en uç noktasıydı ve Gappo gibi onun da denize kıyısı vardı. Ame bunları düşünürken Karmok gitme vaktinin geldiğini söyledi. Hazırlanıp yola koyuldular. Akşam olmadan Gappo'ya varmışlardı. Ama buradaki şato da şehrin dışındaki ormanın içindeydi. 'Şehri az da olsa görmek isterdim' dedi kendi kendine. Neija onu duymuş olmalı ki yanına yaklaştı. Yüzündeki donukluk yoktu nedense.

- Yarın küçük bir grup şehre gideceğiz. Marşan'ı ikna edebilirsem seni de götürürüz, dedi.

Ame çok sevinmişti. - Teşekkürler, dedi sevinçle. Neija'nın ters biri olduğunu sanmıştı ilk anda. - Ama öyle değilmiş işte, dedi.

- Dığe! Ah sen ne güzel bir yersin böyle. Ame bu kelimenin bu şatoya ait isim olduğunu anladı üstelik bu kelimenin güneş anlamına geldiğini de biliyordu. Dev yapıya bakınca gerçekten de isminin anlamını taşıdığını söyleyebilirdi. Güneş gibi bembeyaz, parlak ve sıcaktı. Vune'deki yuva sıcaklığı gibi değildi daha çok aidiyet hissi veriyordu.

- Hoş geldiniz, dedi kapıdaki kadın.

- Ah! Mafe! Seni görmek ne güzel, diyerek öne fırladı Karmok. Tüm ifadesi değişmişti. Mafe, kumral, mavi gözlü, kısa boylu minyon biriydi. Neija ve Satseilo kıkırdadı ve arkasından sessizce Karmok'un taklidini yaptılar. Ame, Karmok'un aslında öğrencileri arasında korkulan biri olmadığını anladı. Kızların hareketlerine gülmeye başladığı sırada Karmok arkasını dönerek;

- Ame! Buraya gel, dedi. Kapı direkt büyük bir salona açılıyordu. odanın karşısında geniş koltuk ve kanepeler vardı. Üst kata ana girişin sağ tarafından başlayan merdivenlerle çıkılıyordu. Merdivenlerin başlangıcı giriş kapısından on-onbeş adım uzaklıktaydı.

- Mafe, Jinef'i görmeye gitmeliyiz dedi Karmok.

_______________________________

Ame, Karmok'un tarif ettiği odanın önünde durdu. İçeri girmeye çekiniyordu. Kapı kendiliğinden açılıverdi. Şaşkınlıkla sıçrayan Ame'nin, karşısında gördüğü kadının güzelliği ile dili tutuldu. Vune'deki herkes genelde Kuramaun'un dengesiz büyü gücünden dolayı çeşitli renklere bürünmüş olduğundan bir yabancı için asıl halleri sadece hayal edilebiliyordu. Önceki yolculuklarında Karmok'un aslında kızıl sakallı, pembe tenli biri değilde hafif esmer bir adam olduğunu görmüştü. Şimdiyse Satseilo'nun esmerden öte neredeyse siyaha yakın bir teni olduğunu görebiliyordu. İlk fark ettiğinde şaşırmış ama farklı olduğunu beklediği için de tepkisini belli etmemişti. Neija'nın gözlerinden sonra bir kez daha şaşırdı ve bunun nedeni karşısındaki kadındı. Tek kelime ile 'bembeyazdı'. Saçları, kaşları, kirpikleri, elleri, yüzü... Masasının arkasındaki pencereden süzülen akşam güneşini de ekleyince parlıyordu adeta.

- İçeri gel, Ame, diyerek gülümsedi. Ame onun biraz da olsa Netrib'i andırdığını fark etti. 'Demek annesine çekmiş' diye düşündü. Karşısındaki sakin bakışlı kadının gözetiminde odaya girdi. Hafif bir el hareketi ile gösterdiği koltuğa oturdu. Merakla kendisine söyleyeceği şeyler için beklemeye başladı.

- Senin izini kaybettiğim için üzgünüm, dedi. Ame'nin şaşkın bakışlarını gördüğünde; - Sanırım Dramul ile konuşacak kadar vaktin olmamış. Baştan başlayayım o zaman. dedi. Bu son cümle, 'eşler zamanla birbirine benzer' sözünü hatırlatmıştı ve Ame'nin gülümsemesine neden oldu. Bir kez daha baştan başlayacaktı...

 

 
 
 
BÖLÜM XII
03/03/2015
 

Jinef sıcacık gülümsemesi ile masasından kalkarak Ame'nin karşındaki koltuğa oturdu. Güneşi sağ tarafından alıyor olmasına rağmen parlıyordu.

- Ame, Sino adında senden bir yaş küçük kız kardeşin vardı. Değil mi?

- Evet. Ama o—

- Evet o gitti.

- O gün.... babam ve Sino öldü. Bunu daha yumuşak bir şekilde söyleyince gerçek değişmiyor, dedi Ame sakin ve üzgün bir şekilde. Ama sesindeki ifadeye bakılırsa daha çok bu durumu kendisine kabullendirmeye çalışıyor gibiydi.

- Aslında ben onların ölmediklerini düşünüyorum, dedi Jinef Ame'ye doğru eğilip, gözlerinin içine bakarak. Sanki ona inanması için çabalıyordu. Bu sözlerin hemen ardından Ame, şoktan oturduğu yerde donup kalmıştı. İkisinin arasında bulunan sehpaya dikilmiş olan gözlerinden ne kadar acı çektiği anlaşılıyordu. Şaşkınlığını, çektiği acıyı ve heyecanını ifade edecek kelime dahi bulamıyordu. Jinef bir süre onu izledi.

- Sanırım biraz ani oldu, dedi.

O da tıpkı Dramul gibi konuya sert ve ani bir giriş yapmıştı.

- Eğer dinleyebileceksen düşüncelerimi geçmişle bağlantılayarak sana anlatmak isterim dedi.

- Ta-Tabi. Dinliyorum devam edin lütfen. Ame, Jinef'e bakınca gözlerindeki sıcak ifade biraz olsun rahatlamasını sağladı. Nihayet konuşabilmişti.

- Peki, dedi Jinef. Biraz daha eğilerek konuşmasına devam etti. O da en az Ame kadar heyecanlı görünüyordu...

- Baban eski Jugale kaçaklarından bunu biliyor olmalısın en azından.

- Evet.

- Dramul hiç değilse bunu anlatmış, eğer anlatmamış olsaydı günlerce başını ağrıtırdım, dedi. Çok sakin bir sesle. Ame'yi içinde bulunduğu akıl karışıklığından içinde bulundukları zamana davet ediyordu sanki. Geçmişi düşünmesindense o an nerede olduğunun ve neden orada olduğunun farkında olmasını istiyordu. 

- Daha sonra?

- Ah evet. Dramul, baban ve diğerleri Jugale'den kaçtıktan sonra bir yıl kadar beraber kalmışlar. Kurama'yı bulup Dramul'u ve yaşça küçük olan diğerlerini ona emanet ettikten sonra Karmok ya da Sohrok gibi yaşça büyük olanlar onlardan ayrılmışlar. Onlar tek başlarına iken bulunmamak için güçlerini fark edilemeyecek hale getirebiliyorlardı ama hep beraberken bu mümkün değildi ve hep birlikte olmaları demek bulundukları bölgenin büyü aurasını etkilemek demekti. Bu yüzden de birbirlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Kurama da diğerlerini kendi yöntemi ile farklı bölgelerdeki tanıdığı bazı büyücülerin yanına göndermiş. Doğduğundan bu yana büyü gücü yüzünden saklandığı için, babasının da yardımı ile çok sağlam bağlantıları vardır. Sohrok hariç diğer hepsi birbiri ile iletişim halinde kalmışlar ama Sohrok kendisini gizlemiş. Bunun sebebi büyük ihtimalle sen ve Sino'ydunuz. Dramul'la sadece iki kere görüştü ve ikisi de sizin bizim grubumuza katılmanız ile ilgiliydi. Dramul, senelerce bizden haberdar olmasına rağmen hiç kendisini görmek için gelmemiş olan Sohrok'a biraz kırgındı ama sizi reddedemezdi. Sohrok nerede yaşadığını bile söylemeyerek sizi getireceğini vaad edip gitti. Ama bir daha dönmedi. Dramul'un senin hatıralarında gördüğü anıların hepsi, benim ve diğer öngörüsü gelişmiş olanların aklına da yansıdı. Gerektiğinde grubumuzdaki bütün büyücülerin görülerine sahip olabiliriz. Ben de o sırada seni, kardeşini ve babanı gördüm. On beş yıl önce de aynı görüleri görmüş ama uyku dönemime denk geldiği için herhangi bir anlam verememiştim. Aşırı yorgunluk sonrası uyku durumunda bazen ön görüsü gelişmiş olanların ruhları bedenlerinden çıkarak gezinirler. Benim açımdan asıl garip olan o sırada gücü yerinde olan ön görü sahibi büyücülerimizin sizi görememiş olması. Kalkanın neden sadece Mamgot'a açıldığını da henüz anlayabilmiş değilim. Daha sonra o civarda bir kaç kez daha bulundum ama hiçbir ize rastlamadım. Sohrok ve Sino'nun kaybolduğu zamanki büyü aurasını hiç hissetmedim. Senin büyü gücünün annen tarafından bastırılmasını öğrenmem buna cevap oldu.

Bu söylediği Ame'ye ikinci bir şok yaşattı. Bir türlü kabullenemediği bu durumu birinin yüzüne karşı söylemesi başından aşağı kaynar sular dökülmüş hissi verdi. Jinef konuşmasına devam etti.

- Sana garip gelebilir ama söylemem gereken bir şey var. Tabi kendini baban ve kardeşinin ölmediğinden daha çarpıcı bir habere hazır hissediyorsan.

Ame daha ne duyacağını bilmemesine rağmen tedirgin olmuştu. Başını kaldırdı ve kararlı bir ifadeyle Jinef'in yüzüne baktı.

- Her şeyi ama her şeyi duymak istiyorum.

- Son on beş yıldır birlikte yaşadığın kadın annen olmayabilir.

Ame bu sözler üzerine ayağa fırladı. Geri oturdu. Ellerini başına götürdü. Parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.

- Yooo... Bu mümkün değil. Annemi tanıyamayacağımı mı düşünüyorsunuz?

- Ame hafızan silinmişti. O olaydan önceki anıların hala sahte. Kardeşini tam olarak hatırlayabildin mi mesela? O günün dışındaki her hangi bir anınızı düşün. Neler geliyor aklına?

- Ben... Şey var... Mesela... Ben... Ame birden kala kaldı. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Sino, babası hatta annesiyle ilgili öncesine ait bir anısı kalmamıştı.

- Ben hafızamın geldiğini sanıyordum, dedi.

- İşte sana anlatmaya çalıştığım bu. Benim fikrimce o gün Mamgot senin yeterince güçlü olmadığın kanısına vardı. Babanı ve kardeşini aldıktan sonra annen için de bir çare bulmuş olmalı. Onun da hafızası silinmiş ve bir yere yerleştirilmiş olabilir mesela ya da en kötü ihtimalle ortadan kaldırılmıştır.

- Onu da götürmüş olamaz mı?

- Hayır. Jugale'ye aileler eğer üstün bir güçleri yoksa alınmaz. Jinef'in cevabı kesindi. Gözlerinde bu konuda pek bir umut da yoktu.

- Ame, kendini her anlamda bir çok şeyin en kötüsüne hazırlasan senin açından daha iyi olur.

- Ama babamın ve Sino'nun yaşadığını söylediniz?

- Evet ama onlara ulaşmak çok tehlikeli olacaktır. Öncelikle eğitilmen gerekiyor. Bu yüzden Karmok'la beraber Darmva'ya gitmeni istiyorum. Orada Karmok'un gözetiminde ve Kyats'ın eğitiminde olacaksın.

- Burada kalamaz mıyım?

- Hayır. Burada Kura var. Açba'da ise Netrib. Sen diğer merkezde olmalısın. Sizleri haddinden fazla bir arada tutmak demek yerimizi açık etmek demek. Üçünüz de özelsiniz.

- Anlıyorum. Peki ne zaman gideceğim?

- Karmok ne zaman gidiyoruz derse. Onun işlerine de keyfine de karşımam pek, dedi gülümseyerek.

- Anlıyorum. Peki artık dinlenebilir miyim?

- Ah tabi. Sizlere birer oda hazırlattım. Bu arada sana küçük bir iyilik yapmak isterim kabul edersen, dedi.

- Tabii, lütfen.

Elini havada yukarı aşağı yavaş yavaş oynattı. Havayı birinin sırtını sıvazlar gibi okşuyordu. Birden belli belirsiz harfler çıktı ortaya. Bunlar babasının şifreli harfleriydi. Yedi harf havada parıltılar saçarak süzülüyordu.

- İşte şifreli harflerin. Dün seninle beraber izinsiz bir göz attım. Okumadım, okumayacağım da ama aklını bu kadar meşgul ettiğine göre sana bu iyiliği yapabilirim diye düşündüm.

- Ama nasıl?

- Senin ve Sino'nun doğum günlerinin rakamlarının toplamından sonraki ilk kelime "Ame Sino". Her ebeveyn için çocukları dünyadaki en önemli şeydir.

Ame, onun, Netrib'i yılda sadece bir kaç kez görebildiğini unutmuştu. 'Bir anne için zor olsa gerek' diye düşündü. Üstelik Dramul tüm maceralarında oğlunun yanındayken o sadece dalga boyları ve uyku esnasında Netrib'e gidebiliyordu. 'Bunu yapamayan aileler de var ama' dedi kendi kendine ve bu içinin daha çok kararmasına neden oldu.

- Çok fazla düşünme. Rengini dengesizleştiriyorsun, dedi Jinef.

- Ah görünüyor mu?

- Evet. Aşırı duygusal anlarımızda dikkatsiz oluruz. Bu da onların dışa yansımalarını sağlar. Satseilo'ya odanı sor. Seni yönlendirecektir.

- Teşekkürler... Her şey için, diyerek odadan çıkıp Satseilo'nun yanına gitti. Nedense onu mutfakta bulabileceğini biliyordu. Orada başka bir büyücü ile yemek yapıyordu. Etrafına baktığında ateşin üzerinde kendi kendini sallayan tavalar, kimsenin tutmadığı ama çorbayı karıştıran kepçe ve salata malzemelerini koyan servis maşası ile maşanın doğrama tahtasına koyduklarını doğrayan havadaki bıçak bir süre olduğu yerde kalmasına neden oldu. İçerideki kadın onu görünce sevinçle elindeki koca et parçasını bırakarak Ame'ye doğru yürümeye başladı.

- Ah, yeni dostumuz sensin demek ki! Hoş geldin, ben Maze.

- Ame. Ame ismini ilk defa 'Sino' olmadan söylemişti. Bu içinde buruk bir his bırakmıştı.

- Çok konuşkan değilsin ha? diyerek kocaman bir gülümseme gönderdi Ame'ye. Bu gülümsemeyi boş çeviremezdi ya. Öyle ki Ame'nin keyfi biraz da olsa yerine gelmişti. Satseilo Ame'nin içinde bulunduğu durumu görünce;

- Maze'nin çok ender bulunan bir özelliği vardır. Güler yüz. İnsanları o harika gülümsemesi ile esir alır, dedi.

- Evet, sanırım öyle. Ben odamı soracaktım sana.

- Akşam yemeği en kısa zamanda servis edilecek. Yemekten sonra seni götürürüm.

Ame, Satseilo'nun teklifini mantıklı bulmuştu ve akşam yemeğini beklemek üzere salona döndü. Salondaki koltuğa baktı ve Kuramaun'un gelmek üzere olduğunu anladı. Koltuğun rengi değişmeye başlamış, beyaz koltuk üzerindeki yastıkların rengini alarak mor, sarı ve yeşilin bir karması haline gelmişti. Koltuktan uzaklaşıp kapıya yöneldiğinde odadaki başka hiçbir şeyin renginin değişmediğini gördü. Koltuğa tekrar yaklaştı ve renkler yine birbirine girdi, uzaklaştı renkler düzeldi. 'Demek benim de büyü gücüm düzensiz. Daha önce nasıl fark edemedim acaba?' diye düşündü.

_______________________________________

Aradan üç gün geçmiş Ame tüm zamanını Karmok ve diğerleri ile Gappo'daki Dığe'de geçirmişti. Ama ne bir dövüş antrenmanı ne başka bir şey yapması istenmemişti. Arada bir mutfağa gidip Maze ve Satseilo'ya yardım ediyordu. Marşan, Neija ve diğerleri ile beraber gitme isteği ise reddedilmişti. Henüz gücünü yeterince zapt edemiyordu çünkü.

- Ame! Ame!

- Beni mi çağırdın Karmok?

- Ev— Senin orada ne işin var? Karmok, Ame'nin Dığe'deki çocuklarla beraber arka bahçedeki çamurun içinde oynadığını gördüğünde katıla katıla gülmeye başladı.

- Neija onlara bakmamı istedi.

- Bu canavarların sözünü dinlemek onlara bakmak değil, tersine bu tip isteklerini geri çevirerek yanlış olduğunu söylemelisin. Sizi canavarlar haydi içeri hemen. Gidip temizlenin, deyip şakayla karışık kızarak çocukların üstlerine doğru gitti. Çocuklar her bir yana dağılarak çığlık çığlığa kahkahalar içinde Dığe'ye doğru koştu.

- Akşama yola çıkacağız. Ertesi gün kahinlerden birinin öngörüsü üzerine bulunan bir çocuğu almak için Pan köyüne gidecek olan gruba katılacaksın.

Ame inanılmaz derecede heyecanlanmıştı. İlk defa göreve çıkacaktı. Sevinçle çamurun içinden çıktı.

- Tamam. Hazır olacağım!

 

 

 

BÖLÜM XIII
05/03/2015
 

Ertesi gün Karmok ile büyük salonda buluştular. Kyats'ın da yanlarında geleceğini öğrendi. Bu biraz moralini bozmuştu. Zaten onun eğitmeni olacağı fikrine bile alışamamıştı daha.
- Aşağı, dedi Karmok.
Ame garip garip baktı ikisine de. Aşağıda ne yapacaklardı ki çıkış hemen arkalarındaydı işte. Sessizce onları takip etti.
- Büyü gücün yerine geldiğine göre Bjer'i kullanabiliriz.
Ame'nin gözleri kocaman olmuştu. Karşısında üzerine özenle oyulmuş, değişik bir çok desenin parladığı kocaman yuvarlak bir kapı vardı. Ahşap ya da demir değildi. Hareket etmeye başlayınca üzerindeki desenler iç içe girmeye değişmeye ve yoğun bir sıvı-gaz haline dönüşmeye başladı. Kyats tek söz etmeden geçti. Karmok, Ame'ye başı ile ilerlemesini işaret etti. Ame, çekingen ama meraklı bir şekilde geçide doğru ilerledi. Geçitten geçerken ilk anda hafif bir gıdıklanma hissi duydu, ardından tüm zihni boşladı; boşluktaydı sanki hiçlikte! Bu hiçlik duygusu onu ürkütmüştü. Garip bir panik kapladı içini. Kyats ilerde durmuş ona bakıyordu. Bu bakışlar Ame'nin kendisini toparlamasına yetmişti, dümdüz ilerlemeye devam etti. Çok kısa ama yıllar sürmüş hissi bırakan bu tecrübe sık yaşamak istediği bir şey değildi. Karmok ertesi günkü göreve onun da gideceğini söylediğinde yetişmelerinin imkansız olduğunu düşünmüştü. Ama Bjer sayesinde saniyeler içinde Darmva'ya gelmişlerdi. Şatoya gelince şaşkınlıkla bunun Vune olduğunu gördü. 'En azından bu anlamda zorluk yaşamayacağım' diye düşünmekten kendini alamadı. Buradaki Bjer de Dığe'deki gibi bodruma 
açılıyordu. Karmok da geldikten sonra geçit yine düzenli desenler haline gelmiş somutlaşmıştı. Yukarı çıktılar. Salona girdiler. İçeride bir kaç tanıdık yüz vardı neyse ki. Her ne kadar çok fazla konuşmasalar da Pseun ile Marşan ve Dığe'deyken iyi arkadaş olduğu Satseilo ve Neija buradaydı. Diğer altı kişiyi hiç tanımıyordu. Nedense bazılarında düşmanca bakışlar yakalamıştı. Daha geldiği ilk anda neden bu şekilde davranıldığını anlayamamıştı.
- Seni diğerleri ile tanıştırayım, dedi Karmok ve devam etti. - Ame'yi çoğunuz biliyorsunuz aramıza yeni katıldı, dedi. Daha Karmok'un sözü bitmemişti ki biri atıldı hemen.
- Onun yüzünden biz gitmek zorunda kalıyoruz ama! dedi. Genç bir büyücü idi. Bedeninden masmavi bir aura yayılıyordu.
- Baara, Kyats'ın size durumu açıkladığını sanıyordum, dedi Kyats'a dönerek.
- Açıkladım tabi ki! Hem de her şeyi ile, dedi Kyats iğneli tavırla.
- Evet ama Açba'da da Netrib var! Ne farkı var ki? diye karşı çıkmaya devam ediyordu. Belli ki tepkisini göstermek için Karmok'u beklemişti. Kötü birine benzemiyordu ama gözlerinden ne kadar kırıldığı anlaşılabiliyordu.
- Sen de iyi biliyorsun ki Netrib gücünü mükemmel derecede dengeleyebiliyor. Ame henüz bu yetiye sahip değil. Gappo'da kalamamasının nedeni de bu zaten.
- Yarın çok erken değil mi peki? dedi bir başkası. Sesi daha uysaldı. Çok üzgün görünüyordu.
- Asaliya'daki yerimiz tamamlanınca Ame oraya gidecek. O zaman geri dönebileceksiniz, dedi Karmok. Gözler birden Kyats'a döndü. Büyük ihtimalle bunu söylememişti.
- Kyats bu bilgiyi Baara ve Nesij'e vermeyi atlamış olabilir misin?
- Sanırım öyle, dedi homurdanarak.
- Her neyse şimdi dinlenin, yarın yola çıkacağız.
- Ertesi gün gitmeyecek miydik?
- Kahinlerin son görüsüne göre Arigalar da işin kokusunu almışlar. Ne kadar erken davranırsak o kadar iyi.
- Yine bir çeşit yanılma olmasın da, dedi Neija.
- Umarım olmaz, diye onun umutsuzluğuna katıldığını belli etti Satseilo.
Odanın köşesinden tıpkı Jinef gibi parlak bir ışık huzmesi yayan biri;
- Bana güvenebilirsiniz, dedi.
- Ah, Ame bu Jan. Bizim kahinimiz.
- Şu kahin lafını demesen olmaz. Memnun oldum Ame. Ame pısırık bir - Bende, dedi kısaca. Zaten Karmok Jan'a laf yetiştirmeye çalıştığından konuşmasını uzatamazdı da.
- Bu tartışmaya girmeyelim yine.
- Ben Nise, bunlar da Guçelh ve Abrec. Umarım iyi geçiniriz, dedi Nise. Sevimli bir kızdı. Guçelh ve Abrec de ters bakışlarla onu süzüp selamladılar. Erkekler kendi arkadaşlarının yerine bir yabancıyı kabullenme konusunda kızlar kadar açık fikirli olamamışlardı.
- Tanışma faslı bittiğine göre odalarınıza çekilin ve dinlenin epey geç oldu. Satseilo Ame'ye odasını göster.
- Tamam. Benimle gel.
Dığe'de akşam üstü olmasına rağmen ülkenin doğusunda olan Vune'de saat farkı neredeyse dört olduğundan hala gündüz vaktiydi. Ame yeni geçici odasına gitmek için Satseilo'yu takip etti.
- Sanırım pek sıcak bir karşılama olmadı ha?
- Evet. Beklediğim bir durum değildi. Ayrıca başkasının yüzünden eğitmenimden ve yaşadığım yerden uzaklaşacak olsam ben de tepkili olurdum.
- Haklısın ama bu sadece bir kaç hafta için. Karmok senin hepimizin alışık olduğu bir çevrede ilk eğitimini almanı ve görevlerine gitmeni planlıyor. Asaliya civarı hakkında çok bilgimiz yok. Genelde güneyden uzak dururuz.
- Neden?
- Arigaların çoğu o bölgede yaşar. Son beş Tseirk de o civardan çıkmış. Bu yüzden en az bizler kadar gelişmiş büyü ve kehanet güçleri olan büyücülerini orada tutarlar. Diğerleri Jugale'dedir.
- Peki neden şimdi?
- Uzun süredir düşünülen ama sadece tasarıda kalmış bir fikirdi bu. Seni yeni bir yerin dışında nereye götürürlerse götürsünler sorun olacak. Netrib, Kura ve Kyats aramızda en güçlülerimiz. Şimdi sen de eklendin. Burada hem senin hem de Karmok ve Kyast'ın olması demek genel aurasının yükselmesi demektir.
- Anlıyorum. Peki neden Agraa değil de Asaliya?
- Agraa'nın etrafı ormandan çok maki ile kaplı. Bize şehrin yakınında ormanlık ve hatta dağlık bir alan gerekiyor. Bu yüzden Asaliya seçildi. dedi İyice dinlen.
- Teşekkürler.
Ame odaya bir göz attı. Kuramaun'un kaldığı odaydı. 'Acaba şimdi ne yapıyordur?' diye düşünmekten kendini alamadı. Nedense özlemişti. Belki de alışık olduğundandır. Çantasını açtı ama ne de olsa bir kaç hafta içinde buradan gideceği için yerleştirmekten vazgeçerek kapattı. Babasının notlarını çıkardı. Notun yarısından fazlasını çözmüştü. Genelde büyülerden bahsetmişti. Nasıl ve ne gibi durumlarda yapılacağını en ufak ayrıntılarına kadar anlatmıştı. Özellikle de Sino (bedeni ele geçirme) ve Şaw'ı (zihni ele geçirme)... Hiç bir yorum ya da öğüt yoktu. Kendi görüşlerini hiç katmamıştı bu da demek oluyordu ki büyülerin burada yazılı olan yapılış şekilleri eleştirilemeyecek kadar mükemmeldi. Şaw büyüsünün yanında iki destek büyüsü kullanarak birinci general olan Tlogur'un bile zihnine girilebileceğini yazmıştı. Bunlar; büyücü eğer ki değişken veya asalardan birini kullanıyorsa silah güçlendirme destek büyüsü idi. Diğeri de bir çeşit meditasyon büyüsü idi. Tüm aklını serbest bırakarak sadece aklına girmek istediğin kişiye odaklanmayı gerektiriyordu. Kuramaun'un bunu nasıl başardığını düşündü. Kendiliğinden nasıl gelişiyor olabilirdi ki? Uyku iyice çökünce yatmaya karar verdi.

Sabah erkenden Baara'nın sesi ile uyandı. Gür ve kendinden emin bir ses.
- Haydi uyan. Kahvaltı hazırlanacak! dedi
Acele ile yerinden kalkıp giyinen Ame hemen kapıya koştu.
- Ha-Hazırım ben... Baara onu beklemeden merdivenlere yönelmişti. Ame de arkasından gitti. Bu koca yemek salonunu özlemişti. Satseilo yemekleri hazırlamakla uğraşıyordu. Ne zaman görse bu işle hep o uğraşıyordu. Yanına giderek yardım isteyip istemediğini sordu ama Satseilo ona sadece oturup beklemesini söyledi.
- Evet kahvaltıdan sonra yola çıkacağız, dedi Karmok içeri girer girmez. Ame, Kyats, Baara ve Nise gidecek bu göreve. Baara, Nesij'e bir kaç gün geç katılacaksın, sana ihtiyacım var, dedi. Ame Baara'nın gelmesi konusunda biraz tedirgin olmuştu.
- Karmok böyle uygun gördüyse bir bildiği vardır, dedi sessizce Neija. Barra'ya nasıl baktığını fark etmişti.

Kahvaltı bittikten sonra hepsi hazırlanıp çıktı. Görevin en az iki gün sürmesi bekleniyordu. Sadece şatolar arasında olduğu iççin Bjer kullanılamadığından oraya bir araçla gideceklerdi. Ame dışarı çıktığında inanılmaz çirkin dört yaratığın onları beklemekte olduğunu gördü. Binek hayvanı oldukları sırtlarındaki eğerlerden belli oluyordu. Neye benzeteceğini şaşırmıştı. Soluk sarı renkte, tüysüz, buruşuk ve suratsızlardı. Hiç bir sevimli yan yoktu denilebilirdi. Ame çekingen bir tavırla en yakınındaki Baara'nın yanına giderek;
- Bunlar da ne? diye sordu. Onun bu haline gülen Baara oldukça dürüst bir şekilde davranarak açıklamaya başladı.
- Bunlar Kuoslar. Çok asabi yaratıklardır. Sakın üzerine bindiğinde dış görünüşleri hakkında düşünmeye kalkma anında kendini yerde bulursun benden söylemesi, dedi.
- Peki, dedi ve az önceki düşüncelerini kafasından atmaya çalıştı. Hayvanın yanına gelince ayaklarında ne kadar çok parmak olduğunu gördü. 'Saysam sinirlenir mi acaba?' diye düşündü ve bu fikrinden vazgeçti. Derin bir nefes aldı. Bu koku da neydi. İnanılmaz güzel ve tatlı bir kokuydu. Kuostan geliyor olması mümkün müydü bu kokunun? Etrafına bakındı düz araziden başka bir şey değildi. Sadece kuoslar ve göreve çıkacak olanlar vardı. Kokunun sarhoşluğu ile hayvanın üzerine bindi. Nise gülmeye başladı.
- Sanırım ilk binişin olduğu için sana kıyak geçilmiş, dedi. Hayvanlar Kyats'ın emri ile hareket ettiler. Ame koşmalarını beklerken uçmaya başlamaları ile çok şaşırmıştı. Hemen dizginlere yapıştı. Yükseldikçe yükseliyor, yükseldikçe koku değişiyordu. Yüksekten zaten hoşlanmayan Ame'nin, kokunun da etkisinin geçmesi ile midesi bulanmaya başladı. Dayanamayacak hale gelmişti ki inişe geçtiler. Ne zaman havalanıp, ne ara o kadar yol kat edip de nasıl bu kadar çabuk inişe geçtiklerini anlayamamıştı bile. Kuosun üzerinden iner inmez bir ağacın dibine gidip kusmaya başladı. Baara;
- Koku büyüsü etkisini beklediğimden çabuk kaybetti sanırım, dedi gülerek.
- Bunu neden yaptın? diye çıkıştı Ame. Sinirlenmişti. Baara'nın kendisini sevmediğini biliyordu ama bu kadar ileri gitmesi gerekmiyordu.
- İlk hedefim kuosa alışmandı. İkincisi de yeni gelen şakası, diyerek arkasını döndü. Kyats onları beklemeden yürümeye başlamıştı. Çalılıkları geçince kasabayı gördüler. Çok büyük değildi hatta bir köy kadar denilebilirdi bile.
- Hemen yola çıkacağız. Elini havada savurarak toprağa kasabanın planını çizdi. Evlerden birine elindeki asayı saplayıp "İşte burası" dedi. Kasabanın onlara yakın tarafındaydı.
- Dikkat edin. İkişerli gruplara ayrılacağız. Ame sen benimle geleceksin. Biz sağ taraftan dolaşacağız. Baara ve Nise de buradan direkt kasabaya inecekler. Tekrar ediyorum, dikkatli olun, dedi Baara'ya bakarak.
- Tamamdır Usta, dedikten sonra Baara ve Nise ikilisi onlardan ayrıldılar.
- Biz de yola koyulalım.
- Tamam.
Ame hızla önünden giden Kyats'ı takip ediyordu. Bir an gözlerinin önünde bir görüntü belirdi. Yorgunluk ya da son zamanlarda yaşadıklarının ağırlığı ile kafası yeterince karışmıştı zaten, bir de bu şekilde yan etkileri olmasını hiç istemiyordu. Gözlerini kırpıştırıp Kyats'ı takip etmeye devam etti. Ama nedense görüntüler gittikçe daha uzun zaman kalmaya başlamışlardı.
- Kyats bir sorun var, dedi
- Ne oldu? Ne var?
- Bazı görüntüler beliriyor zihnimde.
- Ne gibi? diye sordu merakla. Yoksa bu çocuğun kahinlik özellikleri de mi vardı?
- Nise ve Baara, Malukhlar... kesik kesik her şey... Bilemiyorum...
- Baara!
- Ne var Kyats?! Neden sinir sistemimi rahat bırakmıyorsun?
- Ne taraftan Ame? Ne taraftan geliyorlar?
- Arkalarındalar!
- Baara arkanızdalar! Dikkat edin!
- Anlaşıldı. Gerisini bize bırakın siz.
- Ame görünmez kalkanın nasıl yapıldığını biliyor musun?
- Evet.
- Yapabilir misin?
- Evet.
- Görülerinle bize yol göstermelisin. Kalkanı aktif edip ilerleyeceğiz.
- Tamam. Bu taraftan gelen yok. Ama evi görebiliyorum. Etrafı koruma büyüleri ile sarılı.
- Dramul yapmış olmalı.
İkisi de kendi önlerinde bir engelin olmadığını bildiği için hızla ilerliyorlardı. Ame, Baara ve Nise'nin durumunun ara ara yansımasından rahatsız olmuştu. Jinef ve Jan devamlı bunları mı görüyorlardı? Kyats onun Baara ve Nise ile iletişim kurabilmesi için sinir büyüsü olan Apa'yı öğretmişti. Bu büyünün yapıldığı kişi yapan kişiye güveniyor olmalıydı. Bu da demekti ki Baara ve Nise ona yönlendirmesinde güveniyordu. Ame yansımaları daha uzun süre tutabiliyor ve böylece Baara'yı olabilecekler konusunda uyarabiliyordu. Şimdiye kadar gördüklerinden çok farklı bir stili vardı. Baara inanılmaz hızlıydı öyle ki elindeki iki ucunda da bıçaklar olan sopa kaç tane Malukh yok etti saymak imkansızdı. Sıçrıyor, koşuyor, çığlık çığlığa birer ikişer hatta üçer Malukh'un işini bitiriyordu diğer bir yandan da Nise'ye vakit kazandırıyordu. Nise, Baara'dan çok daha hızlıydı. Bu biraz da cüsseleri ile alakalıydı. Baara iri-yarı olmasa da Nise'den daha ağır ve uzundu. Bu yüzden Baara Malukhları oyalarken o da eve doğru gidiyordu. Ame Şhabe'yi görünce birden durdu.
- Şhabe burada, üstelik yalnız da değil. Yanındaki Malukh değil. Çok daha güçlü.
- Kahretsin! Ame, Nise nerede?
- Eve bizim olduğumuzdan daha yakın.
- Nise! Duyuyor musun? Evin etrafı kalkanla çevirili, içeri girebilirsin ama Şhabe, yanında güçlü bir Ariga ile birlikte ve eve çok yakın.
- Anlaşıldı! Evin bir üst sokağındayım. Bir ağacın dallarının arasında. Koruma kalkanım açık. sizi bekleyeyim mi gireyim mi?
- Bekle. Nise'den bekleyeceği yanıtını alınca hızlarını arttırdılar. Çok geçmeden varmışlardı. Ame çok güçlü ve ağır auranın farkına varmıştı. 'Basit büyücüler için ne kadar kolay bu dünya' diye düşündü. Kyats;
- Eğer saldırı olursa Şhabe benim. Siz diğerine odaklanın... daha sözünü bitirememişti ki olduğu yerde donup kaldı. Karşılarında Şahbe ve Tlogur vardı. Hem birinci hem de ikinci generali gönderecek kadar önemli olan neydi böyle?!
- Plan değişti. Hepimiz birden burada kalamayız. Açıklık bulur bulmaz birimiz içeri dalacağız. Umarım Dramul bu kalkanı yeterince dayanıklı yapmıştır. Yoksa durumumuz hiç de iç açıcı değil.
- Baara geliyor, diğerlerine bunu söyledikten sonra, Ame, henüz yolda olan Baara'ya durum hakkında bilgi verdi. Çok geçmeden Baara da onlara katılmıştı.
- Sence biz halledemez miyiz? dedi gelir gelmez.
- Sen Şhabe'yi al biz üçümüz de Tlogur'u. diye onu destekledi Nise. Ame de başı ile onayladı.
- Şaka mı ediyorsunuz siz? diye çıkıştı Kyats. Nise'ye dönerek;
- Ben, Baara ve Ame onları oyalarken, sen çocuğu alacaksın. Elinden geldiğince hızlı davran. İçeri girer girmez Dramul'un büyüsüne destek büyüleri ekle. Bizi geçip senin ardından eve girmek isteyebilirler. Dışarıda ne olursa olsun çocukla kal. Çocuğu aldıktan sonra da bunu kullan ve ilk fırsatta uzaklaşmaya bak. Ame, Baara siz de Nise çıktıktan sonra bir süre daha dayanıp bunları kullanın.
Elinde üç kese vardı. Keselerin içindekinin vuiç tozu olduğunu ve hızlanma büyüsü ile kullanıldığında yakalanmalarının imkansız olduğunu söyledi.
- Şimdi, gidelim.
- Tamam!
- Tamam!
- Tamam!

 

 

 

BÖLÜM XIV
07/03/2015
 
Ame ve Baara'nın Şhabe'yle, Kyats'ın ise daha yüksek seviyede olan Tlogr'la savaşması kararlaştırıldı. Hiç biri burada bu kadar büyük iki büyücünün olacağını tahmin etmemişlerdi. Karmok ve Dramul'un bu konudaki planlarının yanısıra kahinlerin görüleri de boş çıkmıştı.
- Konseyden birilerini göndereceklerdir.
- Muhtemelen, ama ben yine de bir kalkan büyüsü koyacağım.
 
Kyats ara ara Ame ve Baara'ya göz atıyordu. 'Keşke içeri Ame'yi gönderseydim. Bir silahı olmadığını unutmuşum.' diye düşündü. Tecrübesiz olmasına rağmen bir çok büyüyü ezbere biliyordu. Ona bunları dikkatlice yapmasını öğütlemekten başka elinden bir şey gelmiyordu. Nise önden gitmiş evin yakınında bir yerde konuşlanmıştı bile. En hızlılarından biri olduğu için Kyats onun içeri sızma görevini başarabileceğine inanıyordu. Kyats ve Baara hem Ame'nin görüleri hem de Nise'nin anlattıklarını dinleyerek bir strateji geliştireceklerdi.
 
- Evin çevresi tamamen kuşatılmış durumda, dedi Ame.
 
- Evet ama siz saldırıya başladığınızda illaki bir açık olacak, diye cevapladı onu Nise.
 
- Şhabe ve Tlogur tam olarak nerede? Öncelikle onlara saldırmalıyız, dedi Kyats.
 
- Yan yana evin tam önündeler.
 
- Evet Ame haklı. Evin tam önündeler.
 
- İkisi beraber ha? İşte bu olmadı onları ayrı yakalamak isterdim. Şimdi bir de onları birbirlerinden ayırmak zorunda kalacağız.
 
- Nise biz hazırız. Ame sen kalkan, koruma ve destek büyülerini al. Henüz bir silah edinemediğin için elindeki kılıçla idare edeceksin ama aranızda aidiyet olmadığı için senin asıl gücünü yansıtamaz. Bu yüzden büyü yapacak ve çok sıkıştığı takdirde Baara'ya vur kaç taktiği ile yardım edeceksin.
 
- Tamam. Anladım, dedikten sonra büyüleri yapmaya ve hepsinin üzerine kalkan ve koruma büyüsü yapmaya başladı. Koruma büyüsü saldırı başlar başlamaz İkisinin de silahlarının gücünü ve dayanıklılıklarını iki katı arttıracaktı.
 
- Baara! Direkt tepeden gireceğiz. Sağ ya da soldan gidersek Malukhlara yakalanabiliriz ve Ame'nin büyülerinin etkisi bitene kadar da O ikisine yaklaşamayız.
 
- Anladım.
 
- Ame başlıyoruz, diyerek Baara'ya da kısa bir bakış attı. Üçü beraber sıçradılar. Ame hemen önlerindeki evin çatısına indi. Diğerleri ise hızla Ame'nin yanından geçerek sokağa. Ame şimdilik arkada kalıp onların üzerine büyüleri yapacak bitirir bitirmez de Baara'nın yanına gidecekti. Ama bir gariplik vardı. Şhabe, Baara yerine Kyats ile savaşıyordu! Hızla buradaki işini bitirdi. Baara'yı aradı ama göremedi. Kyats, Şhabe ile karşı karşıyaydı. Baara'nın Malukhlarla savaşının öngörüsündeki gibiydi. Kyats da çok hızlıydı! Hatta Baara'dan daha hızlı. Hareketleri neredeyse aynıydı. Elindeki silahı görmek bile bir garip hissettirmişti. Silah canlıydı sanki ve o ne isterse onu yapıyor, o yönde değişime uğruyordu. Sanki savaşan bir kuklaydı elindeki. Çok parlak ve büyük bir ışık huzmesiydi. Bir an kılıç, bir an ok oluveriyordu. Baara'yı görmüştü. Tlogur ile sokağın epey yukarısındaydı ve etrafı Malukhlarla sarılı idi. Malukhların saldırıları neyse ki Ame'nin büyüsü ve Dramul'un evin etrafına yaptığı kalkan sayesinde çok etki etmiyordu. Her ikisine de bir destek ve bir de şifa büyüsü yaptı. Daha üç dört yaşlarındayken öğrendiği bu büyüleri, babasının not defterinde okumaya başladıktan sonra daha da net hatırlıyordu. Başlarda hiç yorum olmamasına rağmen son sayfalarda babası büyülerin ne gibi durumlarda yapılacağına dair notlar almıştı. Kitabın sonunu merak etme alışkanlığı bazen işe yarayabiliyordu. Ame, Baara'nın yanına giderek koruma kalkan ve büyülerini birleştirdi bu şekilde daha korunaklı ve güçlü olacaklardı. Ama Kyats görüş alanından çıkmıştı ve odaklanmadığı zaman kısa kısa resimsi görüntülerin dışında onunla ilgili bir şey göremiyordu. Tlogur çok güçlüydü. İkisine de yetecek kadar da hızlı. İki kişi olmalarına rağmen onunla mücadele etmekte çok zorlanıyorlardı. Birbirinden hızlı ve güçlü ataklarla saldırıp geri çekiliyor, Ne Ame'nin ne de Baara'nın saldırı yapmasına zaman tanımadan geri üstlerine saldırıp üst üste darbeler indiriyordu. Elindeki asadan büyülü ışınlar fırlatıyordu. Kimisi kesici kimisi yanıcı özelliğe sahipti. Yaptığı ani saldırılardan birinde Ame'yi savurmayı başardı. Baara hedeflediği şeyin bu olduğunu anlamış olmalı ki Tlogur'un saldırılarına karşılık vermenin yanı sıra hangisine saldıracaklarını da hesaplıyordu. Hemen Ame'nin yanına geldi.
 
- Dikkat et. Bizi ayırmaya çalışıyor. Senin için zor olacak ama tüm büyülerimizi ayır. Aksi takdirde kalkanın dışına çıkanın hayatı tehlikeye girer, dedi.
 
- Tamam, deyip kalkan ve destek büyülerini ayırdı. Sadece şifa büyüsünü ortak ama Baara temelli ayarladı. Ayrılsalar da kendi üzerinde büyüyü hızla gerçekleştirebilirdi ama Baara kendisinden uzaklaşarak büyünün etkisinden çıkarsa ona zamanında yardım edemeyebilirdi. Ame kılıç kullanmaya alışamamıştı. Kyats'ın dediği gibi ona aidiyetlik hissi olmadığından olabilirdi ama asıl silahının bir kılıç olamayacağını bu sırada yeterince anlamıştı. Tlogur'un saldırılarını zorlukla atlatması bir yana, hiç karşı atak yapamamıştı. Baara bir kaç kez Tlogur'un darbelerinden kaçmasının yanı sıra ani geri dönüşlerde bulunabilmişti ama kazanmalarına yetecek kadar zarar vermenin yanından bile geçmiyordu bu atakları. Tam o sırada Şhabe'nin kılıcını birine sağladığı görüsü geldi.
 
- Baara...! Şhabe'ye yaklaşmalıyız!
 
- Bunu yapmamamızı söylemişti Kyats unuttun mu yoksa?!
 
- Gitmezsek Şhabe onu öldürecek!
 
- Ne?!
 
- Kılıcını saplıyor. Kime bilmiyorum çok görüntüler kesik kesik yansıyor ama sen de biliyorsun ki bunu yapabileceği Nise ve Kyats'dan başkası yok orada.
 
- Lanet olsun! Bu ikisini yan yana getirirsek daha da güçlenecekler ama eğer dediklerin doğruysa Kyats'tan sonra bizim için gelecektir. Büyünün etkisinin geçmesine ne kadar var?
 
- Daha yeni tazeledim.
 
- Bu çok iyi işte, dedi kılıcını savururken. Tlogur geri çekilmenin hemen ardından yeni bir saldırı silsilesine daha başlamıştı. Sanki gittikçe daha sert ve güçlü olmaya başlamıştı atakları. Yanlarından hızla geçen Kyats'ı gördüklerinde neden bu derecede güçlendiğini anlamıştı Baara.
 
- Birbirlerine çok yakınlar. Demek bu yüzdenmiş. Arkaya dikkat et Ame!
 
- Kyats neredeyse sokağın sonuna kadar uçmuş, Ame ve Baara, Tlogur ile Şhabe'nin arasında kalmışlardı. Şhabe'nin Elindeki asadan bir sürü yılanımsı ama uzayabilen kıvrık dokungaçlar çıkıyordu. Bu ne çeşit bir silahtı böyle?! Tıpkı köylerindeki yaşlı adamın kuzeydeki kasabadan getirdiği ahtapotların kollarına benziyordu. Kyats çabucak toplanmış yanlarına gelmişti.
 
- Beyler sakın o dokungaçların size yapışmasına izin vermeyin. Neredeyse tüm savunma gücünüzü emme yetisine sahip çünkü. Ame de Baara da çok şaşırmışlardı. Baara'nın yüzüne bakılınca bu özelliği yeni öğrendiği anlaşılıyordu. Biri büyülü objeler fırlatıyor diğeri ise Baara'nın silahı gibi keskin uçlu sopası ile saldırıyor, üstlerine garip dokungaçlar gönderiyordu ve kılıcını da yakın mesafelerde göz takibinin imkansız olduğu bir hızla çekiyordu. Sıkışıp kalmışlardı. Bu saldırıları daha ne kadar savurabilirlerdi bilmiyordu. Nise'den hala bir ses çıkmamıştı. Kyats, Şhabe'yi uzaklaştırmak için hamlelerde bulunsa da kısa bir mesafe uzaklaştırdıktan sonra durum geri başa dönüyordu.
 
- Kyats! Hepimiz ayrı yerlere dağılalım! Yoksa onları birbirinden ayırmamız imkansız, dedi Baara.
 
- Teker teker onlara karşı gücümüz çok zayıf olacaktır. Özellikle de Ame'nin.
 
- Ame ve ben birbirimize yakın noktalara gideriz. Sen de yine aksi yöne. Başka çaremiz yok!
 
- Haklısın ama...
 
- Kyats, Beni merak etmeyin. Sadece bir kaç saniye bekleyin. Kalkan büyülerini tazelemem gerekiyor. Nerelere savrulacağımız belli değil, dedi.
 
Üçü de farklı yönlere sıçramışlardı ki Şhabe Baara'nın Tlogur da Ame'nin sıçrayışlarını havada karşılamışlardı. Onların Kyats kadar güçlü ve tecrübeli olmadığını fark etmiş olmalıydılar. Her ikisi de savaşa hazırdı. Baara çevik ve hızlı hareketleri ile Şhabe'nin saldırılarına karşılık veriyordu ama Ame'nin durumu onunki kadar iç açıcı değildi. Bir kaç saldırıyı savurmasına rağmen, Tlogur'un savurduğu objelerden bir kaçı sağ koluna saplanmıştı. Hançerini eline almış yerde yatan Ame'ye doğru gidiyordu. Bir kaç adımlık mesafe kalmıştı ki Kyats değişkenini Şhabe'nin asasının özelliklerini taklit ederek Tlogur'a sardı. Şhabe'nin asası gibi enerjisini emip Kyats'a aktarmıyordu ama onu kısa bir süre durdurmaya yetmişti. Tlogur birden geri çekilerek Şhabe'ye baktı.
 
- Güçsüz. Mümkün bu olamaz, diyerek geri çekildi. Şhabe de onu takip etti.
 
- Bu da ne demekti şimdi, diye haykırdı Baara.
 
- Bilmiyorum Nise ile iletişim kuran oldu mu?
 
- Kyats beni duyuyor musunuz?
 
- Evet Nise, söyle.
 
- Ah!! Buraya girdiğimden bu yana size ulaşmaya çalışıyorum. Bu ev boş.
 
- Ne?! Ne demek boş! Çocuk yok mu yani?
 
- Yeterince açık konuştuğumu sanıyorum Baara! Evde hiç kimse yok ayrıca dışarıdan göründüğü gibi değil. İçerisi yıkık dökük. Çıkmaya çalıştım olmadı, size ulaşmayı denedim olmadı ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.
 
- İletişim açıldığına göre çıkmayı şimdi dene Nise.
 
- Peki.
 
Nise yanlarına geldiğinde hala yaşadıklarına anlam veremiyorlar. Kahinler bir kez daha yanılmışlardı. Dramul bile evin aslında virane olduğunu anlayamamış ve en büyük kalkan büyülerinden birini evin üzerine yapmıştı.
 
- Bunu nasıl anlayamadınız?!
 
- Kyats, Jan'a daha fazla yüklenme. O sadece görülerini aktarır. Geri döndükten sonra Kyats sinirini nereden çıkaracağını bilememişti.
 
- Bu yanlış kehanetin bizim hayatlarımıza mal olabileceğinin farkında mısın acaba?!
 
- Evet farkındayım.
 
- Eğer Dramul ve Ame'nin büyüleri olmasa onlara karşı neredeyse hiç şansımızın olmadığının farkında mısın peki?!
 
- Evet.
 
- O zaman Karmok söylesene kimi suçlamalıyım bu durumda?!
 
- Aslında hepimiz biraz suçluyuz ama bunu neden yapmış olabilirler?
 
- Hiç bir fikrim yok. Güç denemesi olamaz neden bunu yapma gereği duysunlar ki?
 
- Tlogur o sözü Ame için söyledi. Neden bilmiyorum tabii, bana öyle gelmiş de olabilir.
 
- Hayır haklısın Kyats o söz bana yönelikti. Fakat nedenini ben de bilmiyorum.
 
_________________________
 
- Sandığımız gibi güçsüz çıktı. O zaman doğru çocuğu almışız.
 
- Peki neden yükleme başarısız oldu?
 
Üç generalin yanı sıra üstün ırkın bir çok güçlü büyücüsü yüksek tavanlı geniş bir salonda, uzun, dikdörtgen bir masanın etrafında oturmuş, sakin ama gergin bir şekilde konuşuyorlardı.
 
- Bu çok nadir de olsa yaşanan bir durum. Bunu söyleyen masanın başındaki boş sandalyeye oturmuştu. Tseirk'in tam karşısına.
 
- Geciktiğim için üzgünüm. Ama Şhabe'nin baba bildirdiği bu durum hakkında edindiğim bilgiyi araştırmam biraz vakit aldı. Gerçekten de geçmişte üstün ırk ve parlak büyü gücü olanların çocuklarına ırkımızın yüce kahini seçmiş olsa bile Tseirk olma hakkı verildiğinde kaldıramadığı olmuş. Bu gencin olabileceği ihtimali ortadan kalktı. Aslında yine de onu ortadan kaldırmanız daha iyi olurdu ama işe yaramaz büyü gücü bugün yaptıklarımıza bile değmezmiş.
 
- Oradaydın değil mi?
 
- Ah ben mi? Hayır tabi ki de! Ben sadece dışarıdan bir göz gibi kendi odamdan takipteydim.
 
- Nedense içimden bir his olanları bizzat kendi gözlerinle takip ettiğini söylüyor, Safon!
 
- İnanıp inanmamak size kalmış ama bir şeyi bilin ki asla yalan söylemek zorunda kalan biri olmadım. Eğer gitmiş olsaydım size açıkça gittiğimi söylerdim. Hatta; Tlogur ve Şhabe ile beraber gittiğimi kendi gözlerinizle görürdünüz!
 
- Tamam! Yeter Safon, Tama! Tseirk, görevinin sonlarına gelmiş bir üstün ırk büyücüsü idi. Bu unvan onu ciddi şekilde güçlendirmişti. Henüz 45 yaşında olmasına rağmen çok genç görünüyordu. Tseirk unvanı alan büyücünün büyüme hızı inanılmaz yavaşlıyordu. Çok küçükken ailesi ile birlikte kaleye alınıp eğitilen, zaten inanılmaz olan gücü büyülerin en iyi ellerden öğretilmesi sonucu güçlenen Tseirk, 15 yıllık eğitimin ardından Tseirk olur, bunun üzerine yaklaşık 20 yıl da görev yapardı.
 
- Sonuçta endişe edilecek bir durum yok. Tseirk ne o ne de kardeşiymiş. Bu olayla anladığımız şey bu isyankarları nasıl kolay kandırabildiğimizi öğrenmemiz oldu, dedi Şhabe.
 
- Tabi buna bir daha kanarlarsa, diye hemen karşılığını verdi Mamgot. Göreve gönderilmediği için mutluydu. O daha gösterişli ve hileden uzak savaşları tercih ederdi. Başta babası ve kız kardeşini alanın eski Mamgotlardan biri olduğunu bildiğinden gitmek istemiş ama planı dinleyince vazgeçmişti. O genç yaşadığına ve o grupla beraber olduğuna göre bir gün mutlaka onunla karşılaşacaktı.
 
______________________
 
Görevin ertesi günü Baara gitmişti. Ayrılmadan önceki akşam Ame ile uzun uzun konuşmuşlardı.
 
- Eğer Kyats Asaliya'ya gelecekse ben de onunla olacağım emin olabilirsin, dedi gülümseyerek. Aslında Vuneyi özleyeceğim ama değişiklik iyidir değil mi?
 
- Değişikliğin iyi mi kötü mü olduğunu sorman gereken son kişi benim emin olabilirsin, diye cevap verdi Ame. İkisi de gülmeye başladılar.
 
Ertesi gün Kyats ona bir asa verdi. Küçük bir büyücü asası. Çatışma esnasındaki görü yeteneğini öğrenen Jan onun gücünü ölçtü. Sonuç olarak Jan, Ame'nin kahin olmadığını ama bu yeteneğinin en az bir kahininki kadar gelişebileceğini söyledi. Karmok bu kararı duyunca Jinef'in de görmesini uygun bulmadı. Sadece kısa bir raporla bilgilendirdi. Jinef, Ame'nin görü yetisinin öldüğü sırada açılmış bir özelliği olabileceğini söyleyerek Jan'ın fikrine destek verdi. Karmok bu kararın üzerine Ame'yi Kyats'ın eğitimine bırakmıştı. Çalışmaya başlayalı üç hafta olmuştu ve Ame, Baara'nın yaptıklarına benzer çeviklik hareketleri yapmayı öğrenerek eğitimine başlamıştı. Günlerce koşmuş, sürünmüş, sıçramış, oturmuş, kalkmış ve bu hareketlerin hepsini günden güne artan sayılarda yapmıştı. Tarlada çalışması zamanında beden gücünü çok arttırmıştı ama son günlerin hamlığı ilk hafta zorluk çekmesine neden olmuştu. Vücudu sıkı çalışmanın ne demek olduğunu hatırladıktan sonraki iki hafta çok daha rahat geçmişti. Kyats durumdan memnundu ve silah eğitimine daha fazla ağırlık vereceğini söylemişti. Son bir haftadır bedensel hareketlerin yanı sıra silah alıştırmalarına da başlamışlar ama henüz Ame için uyumlu bir silah bulamamıştı.
 
- Sence Değişken kullanabilir miyim? diye sormuştu Ame dayanamayarak.
 
- Değişken sandığın gibi bir silah değil evlat. Değişken kurban gerektirir.
 
- O da ne demek?
 
- Değişkenler ruh taşır, yani bu silaha dönüşmeyi cennete girmekten daha çok isteyecek ve ömrün bittiğinde özgür kalacak saf ve cesur bir ruh bulmalısın. Kyats bunu söylerken sesi gittikçe kısılmış, pişmanlıkla ve acıyla dolmuştu.
 
- Şimdi gidip yemeğimizi yiyelim. Satseilo bir kez daha çağırmayacaktır, dedi ve Vuneye doğru yürüdü. Ame ne diyeceğini bilemiyordu. Kim bunu yapabilirdi ki? Kuramaun'un da denediğini ama olmadığını söylemişlerdi. Onun kurbanı kimdi ve tabi Kyats'ın da?

 

 
 
BÖLÜM XV
10/03/2015
 
Kyats her eğitim sonrasında olduğu gibi yemeğe gideceklerini söyleyip arkasını döndü ve uzaklaştı. Ame eğitim alanındaki ahşap çalışma aletlerini düzeltti ve denemesi için her gün ısrarla getirdikleri kılıç, mızrak, çakram gibi silahları içeri, depoya taşıdı. Ellerini ve yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa gitti. Üç hafta sadece eğitimlerle, büyülü sözcüklerle geçmişti. Karmok hala Asaliya'ya ne zaman gidileceği ya da yeni bir göreve ne zaman katılacağı konusunda hiç bir şey söylememişti
 
- Hey! Kyats, bu çömezi fazla yoruyorsun galiba ha?! Bizi fark etmedi bile! Mutfağa girdiğinde Kuramaun'un orada olduğunu görmek gününü aydınlatmıştı. İlk girdiğinde fark etmediği için takılmadan edememişti Kurama'un.
 
- Kura!
 
- Kura mı? Bana asıl ismimle hitap eden tek kişiyi de kaybettim galiba. Kuramaun ve Tobike'nin gelmeleri ortamı biraz da olsa neşelendirmişti. Ame'nin katıldığı o görevden sonra herkeste gergin bir sessizlik hakimdi. Büyük salonda, yemekte ya da bahçede oturup konuşuyorlardı, ama üstlerinde garip bir tedirginlikle.
 
- Ee eğitimlerin ne alemde bakalım?
 
- Bunu Jan, Satseilo ve Kyats'a sormalısın dedi Karmok.
 
- Üçü birden mi? Hey hey biraz fazla yüklenmiyor musunuz? Ufaklıklar nerede bu arada? dedi etrafına meraklı meraklı bakınarak.
 
- Derstelerdir tabi ki de! Nerede olacaklar? Bilirsin onlara büyüklerden önce yemek yedirilir, diye cevapladı Tobike. Selamlaştıktan sonra kolunu Ame'nin omzuna atmıştı. Tobike'nin içtenliği çok farklıydı gerçekten. Artık herkes Ame'ye alışmıştı. Ame de ait olduğu yerin nerede olurlarsa olsunlar bu insanların yanı olduğu hissini sıcaklıkla kabullenmişti.
 
- Jilya seni nasıl bıraktı? diye sordu Tobike'ye
 
- Lütfen en azından şu bir hafta rahat olabileyim, dedi gülerek. Bunun üzerine herkes güldü. Gülmekten çok gürleyen Karmok, Tobike'nin sırtına okkalı bir şaplak atıp;
 
- Jilya bu dediğini duymasın yoksa sana yemeden, içmeden, uyutmadan eğitim yaptırıp pestilini çıkarır.
 
Karmok'un şaka bile olsa sert bir şekilde sırtına vurması ile neredeyse boğulacak gibi olan Tobike öksürüklere boğuldu.
 
- Öhhö öhhö! Sakın ha! Öhhö! Hayatımın bittiği an olur o an. Öhö Öhö!
 
 
Satseilo dalga geçme fırsatını asla kaçırmazdı.
 
- Şuna bakın hele! Hiç de cüssesinin adamı değilmiş. Bir vuruşta nasıl da içi dışına çıktı.
 
- Hey hazırlıklı değildim sadece. Yoksa böyle mi olurdu? diye diklendi Tobike de.
 
- Yarın kılıçlarımızı çarpıştırmaya ne dersin? Marşan'la çalışmak artık çok sıradanlaştı. Birbirimize fazla alıştık.
 
- İstersen memnuniyetle yer değiştirme işini önceye alabiliriz. Jilya bu söylediklerini duyunca, bir sürü yeni taktikle üstüne gelecektir haberin olsun. Bunları söylerken Tobike kıs kıs gülüyordu. Ame ise değiştirme kısmına takılmıştı.
 
- Ne değiştirmesi? diye sordu Karmok'a.
 
- Tobike, Satseilo, Marşan gibi kılıç kullananlar ilk eğitimlerini Jilya'dan alır çünkü aramızda o konuda en iyi olanımız Jilya. dedi Karmok, Ame'nin bakışlarını görünce birden bocaladı. Sonuçta kendisi de bir kılıç ustasıydı. Panikle;
 
- Hey öyle bakma bana. Ben daha çok bir üst seviyeye geçenlerin eğitimleriyle ilgileniyorum. Jilya kadar sabırlı olamamak gibi bir sorunum var. Arada ileri seviyeye gelmiş olanları değiştiririz ki tek bir eğitim sistemine tabii kalıp körelmesinler. Kurama bunu ilk teklif ettiğinde saçma gelmişti ama çok işe yaradı. Mesela ben Satseilo'ya asla o esnek hareketleri öğretemezdim. Ama Jilya onu neredeyse bir lastik kıvamına getirdi. Hemen yanlarındaki Tobike ve Marşan Karmok'un sözlerini onaylar şekilde kafalarını sallıyorlardı.
 
Kuramaun da yanına gelerek diğer taraftan kolunu omzuna attı. Tobike ile onun arasında kalmıştı. Tobike'nin kaslı kolu ağırken, Kuramaun'un ki hissedilmiyordu bile. Ame ve Kyats'a dönerek;
 
- Hazır mısınız peki? Asaliya tamamlanmak üzere. Ame ve senin önceden gitmeni istiyor Dramul. Yarın da diğerleri katılacak, dedi. Cevap veren Karmok oldu.
 
- Marşan da bugün sizinle gelecek. Oraya gitmesi kararlaştırıldı. Asaliya'da oluşturulacak olan grupta kılıç eğitimi ona ait olacak. Şifa için Açba'dan Tama gelecek. Satseilo'dan daha iyi olacak senin için çünkü asıl yeteneği şifa üstüne. Satseilo'nun yüzü asılmıştı. Ame daha sonra onun yanına giderek öğrendikleri yeni bilgileri paylaşmalarını teklif edip gönlünü aldı. Bu Karmok gerçekten de kabalığın sınırını aşabilen bir kişiliğe sahipti. Ame, Kuramaun ve Nise sofranın hazırlanmasına yardım etti ve hep beraber oturup yemeklerini yediler. Yemek boyunca eğitimden ve o gün olanlardan bahsedildi. Bu konu kısa bir süre de olsa unutulan gerginliği geri getirmişti.
 
- Senin için geldiklerinden emin misin? Dramul bu konuda çok endişelendi. Kyats'a güveniyor olmasa yerimizi değiştirmeyi bile düşündü.
 
- Birileri yine insanların zihnine izinsiz girmiş sanırım.
 
- Ah... Şey... Dramul bazı yeni büyüler deniyor ve sanırım sandığından daha zor. Bu yüzden denemelerden sonra yorgunluk düşünce kanallarını açıyor bazen ve ben de duyuyorum işte.
 
- Haklı daha güçlü büyülerin öğrenilmesine ihtiyacımız var. Güçlü Ariga büyücülerini yenebiliyoruz ama generallere karşı koyabilecek çok az kişi var aramızda, dedi Kyats.
 
- Dramul değişkenini neden daha aktif kullanmadığını merak ediyor ayrıca. Bunu sana sormayı planlıyordu.
 
- İnsanların zihinlerinde uzak dur Kura! Dramul bu sorunun cevabını gayet iyi biliyor. Bana bunu sormasına gerek yok. Neyse ki sayende hepimiz zihnimizin bir köşesine birer kara kutu oluşturduk. Kyats sinirlenmişti. Değişkeni hakkında konuşmaktan da konuşulmasından da hoşlanmıyordu.
 
- Haydi fazla muhabbet ettik, herkes eğitime! Bir saati çoktan geçti. Midelerinizi yeterince dinlendirmişsinizdir. Şimdi o enerjileri yakmaya! diyerek ortamı dağıttı, Marşan.
 
Bahar geldiğinden beri eğitimleri çok daha uzun tutmaya başlamışlardı. Güneş erken doğuyor ve geç batıyordu artık. Baharın gelmesi, sadece doğada değil onlarda da özellikle psikolojik olarak değişimlere sebep olmuştu. Havalar ısınıyor, güneş altında çalışmak herkesi daha bir asabi yapıyordu. Hatta bir büyücü için dalga konusu olacak kadar komik olan bir durum bile olmuştu; Nise gribe yakalanmıştı. Satseilo bunun yemeklerinin hala istediği seviyede şifa gücüne sahip olamamasından olduğunu savunsa da asıl neden Nise'nin, çeviklik ve hızını arttırmak için her sabah kimse uyanmadan gidip gölde eğitim yapması idi. Satseilo, şifa yeteneklerini geliştirmek için çok uğraşıyordu. Bazı günler Ame, özellikle son yaşadıklarından sonra, Satseilo ve Jan'a eşlik ediyordu. Şifa ve görü yetisinin gelişmesi için uğraşıyorlardı. Satseilo yemekten kalan zamanlarında şifalı büyülerin hangi büyülere destek olacağını ya da uygulama hızının nasıl arttırılacağını anlatıyordu. Silah olarak kılıç yerine asa seçip şifacı olmadığı için hayıflandığını çok duymuştu onun. Ama, Ame, Satseilo'dansa Jan'la gezinmeyi tercih ederdi. Beyin gücü ile de olsa çok farklı yerlere gidebiliyorlar, bahçede eğitimde olan Nise, Pseun ya da Marşan'ın bir hatta bazen iki adım öncesinden 'hareketlerini kestirebilme' yarışı yapıyorlardı. Kyats konusunda Ame henüz bir başarı gösterememişti. Jan ise bazen sadece bir önceki adıma kadar tahmin edebiliyordu. Kyats çok hızlı ve anı anına düşünerek aklındakini o saniye yapanlardandı. Olayın gidişatına göre doğaçlama bir savaş stili vardı. Bir de buna üstün çevikliği eklenince kimsenin yetişemeyeceği bir hale geliyordu.
 
- Son bir tur daha atmaya ne dersin? demişti Jan yanına gelerek. Ame bunu sevinçle kabul etti. Öğle yemeğinden sonra bir süre dinlenip eğitime devam edilmişti. Eğitim sonrası yıkandı, dinlendi ve hemen Jan'ın yanına koştu. Jan'la attıkları turdan sonra Karmok'la beraber olan Kuramaun ve Tobike'nin yanına gitmişti. Asaliya'yı ve Pşı adı verilen yeni ve son olmasını umut ettiği evini merak ediyordu. Kura ve Tobike ev ziyaretine gideceklerdi. Son bir haftadır herkesteki telaşın nedeni buydu. Buraya Pseun'u almaya gelmişlerdi.
 
- Ame, sen gelecek hafta Kyats ile gideceksin. Şimdilik yanında güçlü biri ile olman gerekli. Ame, Karmok ve diğerlerine bu şekilde tedbir almaları konusunda hak veriyordu. Her ne kadar Tlogur onun yeterince güçlü olmadığına karar vermiş olsa da her türlü şeye hazırlıklı olmaları gerekiyordu.
 
______________________
 
Çatıya çıktıklarında Karmok'un aktif ettiği bjer dumanlar çıkarak onları bekliyordu. Diğerleri onları uğurlamak için gelmişlerdi. Kuramaun, Tobike ve Pseun akşam çökmeden gittikleri için onlarla daha öncesinden vedalaşmışlardı. Yanlarına gelenlerle de vedalaştıktan sonra bjere doğru ilerlemeye başladılar.
 
- Bu ilk Asaliya yolculuğu olacak umarım bir yanlışlık olmaz, dedi.
 
- Şimdiye kadar hata yapanı hiç görmedim ama Ame'nin şansı bizi neye sürükler bilmiyorum, dedi Marşan. Kyats ve Karmok kahkahalarla gülmüştü buna. Yolculuk aynı boşluk ve hiçlik hissini vermişti. Burada sadece insanın zihni boşalmıyordu, aynı zamanda değişik bir hiçlik anlamsızlık hissi ile doluyordu beyni. Yaşamıyormuş gibi. Asaliya'daki bjer binanın girişindeydi. Önlerinde inanılmaz bir manzara vardı. Dağın yamacında tüm orman ayaklarının altındaydı. Çam ağaçlarının yemyeşil görüntüsü ve kokusu nefisti. Şehir uzak da olsa rahatlıkla görülebiliyordu. Bir süre bu manzarayı izledikten sonra içeri geçtiler. Yeni evlerini gezdiler. Kyats büyüklüğünden memnundu. Giriş diğerlerine göre genişti ve mutfağı da kapsıyordu. Birinci katta bulunan salonun bir duvarı tamamen camla kaplıydı ve manzarası da ormandı.
 
- Ah, harika şömine yapmamışlar. O isli, gereksiz şeyden hiç hoşlanmıyordum Dramul'a bir teşekkür etmeliyim, dedi Kyats memnun bir şekilde.
 
- Önünde sohbet etmek bana hep zevkli gelmiştir aslında bir köşede olsa fena olmazdı, diye huysuzlandı Marşan da.
 
- İs kokusundan nefes alıp üç kelime söyleyebilirsen tabii...
 
Ame henüz tüm eşyalar gelmediği için Kyats ve Marşan'ın birinci kattan gelen seslerinin yankısını duyabiliyordu. Mutfak birinci kattaydı. Diğerlerine göre dardı. Vune ve Dığede alt katın tamamı mutfaktı ama bu bina onlardan geniş olduğundan neredeyse aynı sayılırdı. Mutfaktan içeri girince sağ tarafa tezgahları sol tarafa ise masayı koyduklarını gördü. Tezgah üç duvar boyunca uzanmıyor L şeklinde iki duvarı kaplıyordu, tezgahın denk gelmediği sol köşede ise masa duruyordu. 'Fena olmamış hatta güzel' diye düşündü. Üç tarafı tezgah olup masa tek bir duvara sıkışık olduğunda geçiş sorunu çok oluyordu çünkü. Mutfaktan çıktı girişin önünde durup binanın yapısını inceledi. Binaya ortasından giriliyordu, merdivenler ise girişin biraz ilerisinde hafifçe sağ tarafta ama ortaya yakındı. Bu binanın da en alt katın tavanından itibaren, tüm diğer katlar görülecek gibi ortası boştu ama bir değişiklik vardı. Birinci kattan sonraki her katta dört bir yandan uzantılar tam ortadaki yuvarlak bir bölüm ile bağlantılı idi. Ame merak içinde koşarak birinci kata çıktı. Buranın mutfağın üzerine denk gelen kısım olduğunu ve asma-kat şeklinde tasarlanmış büyük salonu ve buraya açılan odaları gördü.
 
- Demek çalışma odaları burası olacak. Çok iyi iş doğrusu, dedi Marşan.
 
- Evet çok kullanışlı. Mutfağın tavanını kullanmaları da ayrı bir kat harcamamış olmaları çok pratik. Burası dört katlı olduğu için bu şekilde yapıldı ama çok daha mantıklı. Mutfak, salon ve giriş için ayrı ayrı katlar kullanmaktan iyi. diye onayladı Kyats. Marşan planlarına devam etti.
 
- En üst katı diğerlerinde olduğu gibi misafir odaları olarak ayarlarız. Kaç kişi olacağımız belli olduğunda tam düzenlemeleri yaparız, diyerek salonun girişi gören kısmına gitti. Ame ilk defa asma kat dedikleri şeyi görüyordu. Ne olduğunu çok duymuştu ama o kadar büyük yapılar köylerine en yakın şehirde bile olmadığından biraz yadırgamıştı. Evin içinde teras vardı sanki ya da çalışma odalarının evin içine bakan dev bir balkonu. Bu fikir komik gelmişti güldü. Onun güldüğünü gören Kyats merakla sordu;
 
- Keyfin yerinde ha Ame?
 
- Aslında evet ama bu salon evin içinde bir teras varmış hissi vermiyor mu size de? Zaten her kat içeriden balkonla çevrilmiş gibi bir de bu olunca binanın içi dışına dönmüş gibi geldi bana.
 
- Bu şekilde de düşünülebilir tabii, ama böyle güzel olmamış mı sence de? dedi gülerek Marşan.
 
- Evet, çok güzel ve Kyats'ın da dediği gibi pratik ve mantıklı. Peki üst katların ortasındaki ne?
 
- Orası da sizler için.
 
- Nasıl?
 
- Salon ve bahçenin dışında oturacak tek ortak yer mutfak. Fakat genelde mutfakta olan şifacılar diğerlerini yemek saatlerinin dışında orada istemiyor. Salonda ise kalabalık olduğunda birbirini duyma konusu da sorun oluyor ki bizim salonumuz diğer ikisine göre daha küçük, bu yüzden sizlerin grupça daha rahat görüşebilmeniz için bu fikir geliştirildi. Pekhu'nun yeni eserine gidip bir bakalım istersen.
 
- Bakalım, tabi.
 
Yukarı çıktılar.
 
- Pekhu çok akıllı biri, demekten kendini alamadı Kyats.
 
Yukarıda odaları saran iç balkonun dört bir yanında orta kısma incecik, kenarları bel hizasında yüksek betonlarla korunan bir koridor ortadaki yuvarlak boş kısma açılıyordu. Buranın da duvarları bel hizasına kadar yüksekti. ortaya küçük bir masa ve sandalyeler koyulabilecek kadar da genişti.
 
- Müthiş olmuş, harika bir fikir, diyerek orta kısma koştu Ame.
 
- Diğerleri bunu çok kıskanacak, diye güldü Marşan.
 
- Beğenmenize sevindim beyler. Ama henüz bjer ile bağlantınız oluşmamış sanırım. Geldiğimi fark etmediniz bile.
 
- Kurama! Senin burada ne işin var.
 
- Pekhu'nun yeni eserini görmeye geldim. Tüm plan ona aitmiş. Yapımı biraz uğraştırmış diye duymuştum ama değmiş doğrusu. Renkleri neden bu kadar sade yaptı ki?
 
- Kuramaun ile yaşamak böyle olsa gerek, dedi Kyats ve hepsi birden gülmeye başladılar.
 
________________________
 
- Lanet olsun neden hiç birine ulaşamıyorum? diye sinirle homurdandı Kuramaun. 'Üzerimdeki paniği atmalıyım. Ah Tobike çok ağırsın' diye düşündü. Pseun'u göremiyordu. Yolda iki Ariga büyücüsünün ani saldırısına uğramışlardı. Üstelik onları bu konuda uyaran biri de olmamıştı. Jinef'in onları izleyeceğini sanıyordu.
 
- Kuramaun! Acele et. Çok geride kaldın!
 
- Tobike'yi taşımak kolay mı sanıyorsun? Üzerinde ne kadar çok büyülü alet var biliyor musun?
 
- Tamam, şimdi sana doğru geleceğim on-on beş saniyeye gelirim sen de kalkanı ve kılıcı çıkarabilirsen bana ver ya da benim kolaylıkla alabileceğim bir pozisyon alın.
 
- Denerim, ama çok yakınlar.
 
Kyats'ın tozu olmasa çoktan yakalanmıştı ama Kyats ne zaman görse o vuic denilen tozdan olup olmadığını sorardı neyse ki. Pseun gelip kılıcı ve kalkanı alınca sadece zırhın büyü ağırlığı kalmıştı ama en azından neredeyse yarı yarıya hafiflemişti.
 
- Sağ ol, bu çok iyi oldu işte.
 
- Şimdi hızlanalım.
 
- Nereye gideceğiz peki?
 
- Bilmiyorum ama bir yer bulup büyü gücümüzü gizlemeliyiz en azından bir süre.
 
- Neden bizim içinde bulunduğumuz durumu fark etmiyorlar?!
 
________________________
 
- Kyats! Kurama!
 
- Dramul! Sen de mi yeni şatoyu merak ettin yoksa?
 
- Hayır, Tobike, Kuramaun ve Pseun kayıp.
 
- Ne demek kayıp?
 
- Hiç bir bağlantı kurulamıyor. Jinef ve Jan dünden bu yana uğraşıyor ama olmaları gereken bölgelerde varlıkları bile hissedilemiyor.
 
Marşan;
 
- Açba'dakiler? Onlara en yakın merkez orası.
 
- Onlar da denedi tabii ama sonuç aynı.
 
- Jilya bir kaç kişi daha alıp dün gece yola çıktı.
 
Ame merakla atıldı;
 
- Nerede oldukları bilinmiyorsa ne yapacaklar? Bir kaç grup daha gönderilemez mi?
 
- Hayır. Gönderemeyiz. Dramul'un kesin cevabı ile donmuştu Ame.
 
- Neden?
 
- Yaşadığımız yerleri tespit edip tuzak kurmuş olabilirler.
 
- Ya gerçekten onların peşindelerse?! Ne yapacaksınız? Yakalanmalarına izin mi vereceksiniz?! Bizleri onların elinden kurtarma sebebiniz bu mu?
 
- Bak Ame üzgünüm ama eğer içimizden bir...
 
- Eminim ki Ame bize kalabalık bir grup göndermemizi ima etmiyordu, değil mi Ame?
 
Ame başını evet dercesine salladı. Ani çıkışı için biraz utanmıştı. Kyats devam etti:
 
- Bence de en az üç kişiden oluşan iki grup daha Jilya'ların uzakta olduğu kısımlara bakmalı.
 
Marşan;
 
- İlk Pseun'un ailesini görmeye gideceklerdi ikinci olarak da Tobike'nin. Belirlenen yerlerde yakalanmalarına imkan yok. Aileler çocuklarının ne zaman geleceğini bilmediği için oraya bir kaç gün öncesinden gider.
 
- Nasıl bir yer peki biliyor musun? diye sordu Kurama.
 
- Evet ilk seferinde Pseun ile ben gitmiştim. Şehrin içinde bir yer. Genellikle de buradaki çocukların ailelerinden birinin şehrin içinde işlettiği bir dükkan seçilir. Çocuğu gelecek olan aile oraya gider ve bir kaç gün bekler.
 
- Peki buralara da Bjer yapılsa? diye sordu Ame.
 
- Mümkün değil Bjeri saklamak için yapılacak büyüler onları aşar. İşin aslı buraya gelme sebebim Karmok'un da Ame gibi iki grubun daha gönderilmesi teklifinde bulunması idi. Tabii dördüncü merkezin sorumlusu olarak bizimkilerin yanında artık senin de fikrin gerekiyor Kyats.
 
Kyats sessizliğini uzun süre sürdürdüğü için Dramul sertçe çıkıştı.
 
- Kararını ver artık.
 
- Bilmiyorum. Eğer saldırı altında ve zor durumdalarsa yardım etmeliyiz. Ama bir yandan da generaller hala aklımı karıştırıyor. Bu sefer de onların işinin olmadığını nasıl bilebiliriz?! Size Kuramaun'u bu görüşmelere göndermemenizi söylemiştim!
 
Ame'ye dönerek;
 
- Senden bir ricam olacak. Karden'in buraya uyguladığı kalkana bir kat daha ekleyecek cisim büyülerinden yapabiir misin?
 
Ame kabul etti. Kardeni tanımıyordu ama bahsi geçen büyü biliyordu.
 
- Cisim mi? Sen ne istediğinin farkında mısın? Karden bizim en güçlü kalkan büyücümüz. Ame kendine bir zarar verebilir. Dramul sinirlenmişti, Ame, onun ilk defa sesini bu kadar yükselttiğini duyuyordu.
 
- Farkındayım, Baara ve Nesij'in hemen buraya gelmesini istiyorum. Bizden, Nesij, Ame ve Baara gidecek. Marşan ve ben olası bir durumda burayı koruyabilecek kadar güçlüyüz. Baara ve Nesij de savaş yetenekleri ile kendilerini kanıtladılar. Henüz bir silahı yok ama destek ve şifa büyülerinde Ame çok gelişti. Üçü bu işin altından kalkabilir. Dramul'un ikna olmadığını gören Kyats sakinleşerek devam etti;
 
- Bak Ame büyüler konusunda gerçekten çok iyi. Jan'la da konuşmuşsundur. İlginç bir şekilde yaptığı tüm büyüler başarılı oluyor. Tıpkı Netrib gibi. Netrib cisim büyüsünü daha 4 yaşında yapabilmişti.
 
- Kararını verdin ha? Sen de bir grup gönderilmesinden yanasın demek. dedi Dramul.
 
- Evet. Onları orada bırakamayız.
 
- Ame'nin bu büyüde başarılı olacağını nereden biliyorsun?
 
- Denememe izin ver Dramul. Sen olduğun sürece başım dertte olsa bile kurtulma şansım hep var demektir.
 
Ame, Dramul'un ikna olmasıyla bahçeden aldığı beş, birbirinin aynı türden taşı alarak dördünü şatonun etrafına gömdü. Büyünün yapılacağı yerin tam ortasında durması gerekiyordu. Babası notlarında açıklık alanda bulunulmasının daha işe yarar olacağını yazmıştı. Bu büyünün aynısını neredeyse tüm köye yaptığını anlatmıştı notlarında. Ame de onun anlattığı gibi yapacaktı. Uçma büyüsünü kullanarak şatonun üstüne geldi ve ortasında durdu. Büyülü sözcükleri söylemeye başlar başlamaz taşlardan çıkan parıltılı neredeyse ipek parlaklığında ve inceliğinde bir kalkan oluşmaya başladı. Taşlardan çıkıp önce birbirleri ile bağlantı kurdu daha sonra şatoyu sararak Ame'ye doğru ilerlemeye başladı. Dramul tetikte bekliyordu. Büyünün başarısızlığı Ame'nin hayatına bile malolabilirdi. Bunun gibi büyük büyüler yapan kişinin zihnini ciddi şekilde zorlayan ve ters bir durumda zihninde ciddi hasarlar verebilen büyülerdi. Kalkan tamamlandığında Ame elindeki beşinci taşı kalkanın en tepesine götürerek büyüyü tamamladı. Kalkan bu son hareketle yavaş yavaş görünmez hale gelmişti. Beşinci taş da ortadan kaybolmuştu.
 
Aşağı indi. Çok uykusu gelmişti.
 
- Yorulmuş olmalısın yaptığın büyü çok güçlü bir büyüydü. Şimdi biraz dinlenmelisin.
 
- Ama geçen sefer böyle olmamıştı?
 
- O zaman sadece basit kalkan, destek ve şifa büyüleri yaptın. Bu onlara göre çok daha gelişmiş bir büyü. Zihnini zorladı.
 
- Anlıyorum.
 
- Bir kaç saat dinlenirsen geçecektir. Hemen git. O zamana kadar Baara ve Nesij de gelmiş olurlar.
 
Ame, uykusundan dehşet verici bir kabusun etkisi ile uyandı. Neye uğradığını şaşırmıştı. Tam o esnada Pseun'un sesini duydu.
 
- Jan beni duyuyor musun?!

 

 

BÖLÜM XVI
08/04/2015

 
- Abi haydi gel!
 
Sino ile el ele tutuşmuş, koşarak şatodan çıkıyorlardı. Kendisi gibi o da büyümüş, toz pembe ve beyaz uçuşan kumaşlardan bir elbise giymişti. Beline incecik, beyaz bir kuşak bağlamıştı. Ayaklarında ise pembe ince ve düz bir ayakkabı vardı. Saçları kendisininki gibi beyaza yakın sarıydı ve upuzundu. Yüzü... Yüzünü göremiyordu. Ya hep arkası dönüktü ya da güneş ışınları geldiği için gözleri kamaşıyordu.
 
- Abi haydi gel.
 
Birden Sino'nun elleri, ıslak hissettirmeye başladı. Ame elini tutan narin ele baktığında kıpkırmızı olduğunu gördü. Elbisesi, bacakları hatta saçları... kan olmuştu!
 
- Sino!
 
Bağırarak uyanmış ve hemen ellerine bakmıştı.
 
- Ne kadar gerçekçi bir kabustu bu öyle? dedi kendi kendine.
 
___________________________
 
- Jan ben... ...un... ...ni ...uyuyo... ..sun?
 
Pseun'du bu. Ame bir an neler olduğunu anlayamadı. Biraz düşününce dün Kura, Tobike ve Pseun'un kaybolduğunun söylendiğini hatırladı.
 
- Pseun! Ame ben! Duyuyor musun?
 
Yakınlarındaki birinin sinir sistemine girerek iletişim kurma konusunda neredeyse ustalaşmıştı. Ama bu kadar uzak mesafeyi hiç denememişti.
 
- Ame! Sen... ...sin?
 
- Pseun neredesiniz? Kura ve Tobike nasıl.
 
- Tob... yaral... ...rman... saklanıy... Bat... ...arafı...
 
- Sesin kesik kesik geliyor! Pseun!
 
- ....
 
Ame koşarak odasından çıktı ve tırabzanlardan aşağı baktı. Dramul ve diğerlerinin salonda oturduğunu gördü.
 
- Pseun'u duydum! Tobike yaralı! Ormanda saklanıyorlarmış.
 
Dramul merdivenlerden inerken panik içinde konuşmaya çalışan Ame'ye doğru gitti.
 
- Yaralı mı? Durumu nasılmış?
 
- Bilmiyorum. Ses kesik kesikti.
 
- Güçlü bir kalkan kullanıyor olmalılar. Şimdi onlara neden ulaşamadığımız anlaşıldı.
 
- Bu aynı zamanda düşmanın çok güçlü olduğu anlamına geliyor, değil mi? dedi Marşan.
 
- Evet. Hemen Jilya'ya ulaşmalıyız. Yanındakiler kim?
 
- Toglan ve Mejgih.
 
- Jilya akıllıca bir seçim yapmış. En iyiler yerine onlara en yakın seviyedekileri yanına almış.
 
- O da benimle aynı fikirde.
 
- Dikkatimizi çekip üslere saldırma ha?
 
- Muhtemelen.
 
- Ame eğer kendini iyi hissediyorsan, Baara ve Nesij ile iletişime geç. Biraz önce geldiler ve çok uzaklaşmadan etrafa bakacaklarını söylemişlerdi.
 
- Peki.
 
Baara ve Nesij hızla şatoya döndüler. Kyats, üçünün vakit kaybetmeden yola çıkmasını istiyordu. Hazırlıklarını hızlı ama eksiksiz yapmaları için onlara biraz zaman tanıdı.
 
- Baara çok dikkat edin.
 
- Tamam.
 
- Ame sen de aynı zamanda Jilya ile bağlantıda kal. Onlar da ormanın batısına doğru gidecekler.
 
- Tamam kalırım.
 
Önce yollarını kısaltacağı için bjer ile Vuneye gittiler. Kyast'ın verdiği vuic tozuna hızlandırma ve destek büyüleri de ekleyerek yola çıktılar. Kısa zamanda varmışlardı. Hiç düşünmeden ve zaman kaybetmeden ormana dalıp batısına ilerlediler. Ame, Jilya ile bağlantıda kaldı ve kısa süre içinde iki grup birleşti. Önlem olarak kalkan büyüsü yapıp hızlarını biraz azaltarak ilerlemeye devam ettiler. Ame devamlı Pseun ile iletişime geçmeye çalışıyordu.
 
- Ame!
 
Ame şaşırmıştı. Pseun'dan gelecek olan bir sese hazırlanmışken Jinef'in sesini duymak afallamasına neden oldu.
 
- Jinef...?
 
- Evet benim. Dikkat edin Ame. Sanırım, orada, sadece bizim kalkan büyümüz yok. Arigalar da büyü yapmış olmalı. Çünkü görüşüm de zayıflamaya başladı.
 
- Yani tüm iletişimi kaybediyoruz öyle mi?
 
- Büyük ihtimalle. Bu yüzden birbirinizden çok ayrılmamaya çalışın.
 
- Peki.
 
Ame diğerlerine de durumu anlattı. Her biri birbirinden çok uzaklaşmamak üzere ikişerli üç gruba ayrıldılar. Ame, Baara ile beraberdi. Diğerleri ile iletişimi ne kadar uzaklıkta kaybettiğini anlamak için Baara ile birlikte, gözden kaçırmamaya çalışarak mesafeyi ölçtüler. Böylece, Pseunlarla da aynı mesafede olduklarında iletişime geçebileceklerdi. Tek sorun iletişime geçtiklerinde Arigalar'da duyarsa ne olacağı idi. Belki de bir yerlerde arkadaşlarına yardıma gelecek olanları bekliyorlardı. Bu şüphelerini diğerlerine de söyledi ve çok gerekmedikçe iletişim kurmamalarına karar verildi.
 
________________________________
 
 
- Ame! Jan! Jinef! Karden!
 
Pseun elinden geldiğince Ame ve kahinlerle haberleşmeye çalışıyordu. Hiç birinin sesini duymuyor olması mümkün olabilir miydi?
 
- Kura, Tobike nasıl?
 
- Tüm zırhı ve silahı gittikçe berraklaşıyor. Büyü gücü çok azalmış olmalı.
 
- Kalkan için ne yapacağız? Eğer kalkan yüzünden duymuyorlarsa biraz hafifletmeli miyiz?
 
- Bunu yapamayız! Tobike'nin haline bak! Ayrıca kalkan yüzünden olması mümkün değil! Mutlaka başka bir şey olmalı!
 
_____________________________________
 
Etrafa yayılmış diğerlerini ararken birden Nesij'in sesi duyuldu.
 
- Jilya! Şuna bak! Kura bu!
 
- Ame beni duyuyor musun? Buradaki bazı ağaçlarda renk farklılığı oluşmuş. Kura olabilir mi?
 
Baara:
 
- Kontrol etmek lazım ama bekleyin. Eğer başka bir şeyler dönüyorsa iki kişi kalmamalısınız. Birleşmeliyiz.
 
- Tamam bekliyoruz.
 
Baara ile Ame ve Jilya'nın grubundan; Mejgih ve Toglan ile birlikte Jilya ve Nesij'e katıldı. Nesij haklıydı. Renklerdeki değişiklik tıpkı Kura'nın etrafındakiler gibiydi.
 
- Jinef'in bahsettiği gibi Ariga büyüsü olma ihtimali söz konusu ise dikkatli olmalıyız. Kimse aceleci davranmasın, dedi Baara. Ame, arkasına döndüğünde, Jilya'nın yüzünde hızır gülümsemeyle karşılaştı. Kontrolü Baara'nın almasından hoşlanmıştı.
 
Mejgih, Ame ve Baara'nın yanına gelerek;
 
- Ben giderim, dedi.
 
- Tamam. Dikkatli ol.
 
Baara daha konuşmasını bitirmemişti ki genç kız birden bire gözden kayboldu. Ame, büyü kalıntısı bırakmayacak bir saklanma ya da kalkan büyüsü olduğunu bilmiyordu. Babasının notlarını düşündü. Notlarda hiç bir büyünün kalıntı bırakmaksızın yapılabildiğini görmemişti. Varlığını hissetmeleri gerekmiyor muydu?
 
- Arkasında hiç kalıntı bırakmadı. Bu nasıl olur?
 
- İz büyülerinden biri bu.
 
- Ben saklanma ya da kalkan olduğunu düşünmüştüm.
 
- İz büyüleri iz sürmek içindir ve inan bana sandığından daha çok iz sürme çeşidi var. Zamanla hepsini öğrenirsin.
 
Neredeyse bir dakika dahi olmadan Mejgih geri döndü. Etrafta güçlü bir büyü olduğunu ve bunun Ariga büyülerinin taşıdığı izleri taşımadığını ama Dramul ya da diğer büyük büyücülerin öğrettiği büyülere de benzemediğini söyledi.
 
- Acaba yerli halkla alakalı olabilir mi?
 
- Mejgih, büyüyü Ariga ya da bizimkilerin büyüleri ile karşılaştırdıysa, yerlilerin yapabileceği bir büyü olamaz bu.
 
- İyi de başka ne olabilir ki?
 
- Mejgih bir kez daha kontrol et.
 
- Peki.
 
Beklemek çok sinir bozucu bir şeydi ama başka çareleri de yoktu. Mejgih'in dönüşü bir öncekinden uzun sürdü. Hepsi gerilmişti. Toglan;
 
- Bu kadar sürmemeliydi, dedi.
 
Hiç biri Toglan'a cevap verememişti ki Mejgih geri geldi.
 
- Hayır. Ne onlar ne de bizimkiler. Bu büyü başka bir şey, dedi. Jilya'ya dönerek; Eminim! Gerçekten başka bir şey bu!
 
- Tamam o zaman, gidip bir kontrol edelim, dedi Jilya.
 
İkişerli gruplar halinde ilerlemeye başladılar. İletişimin kopmaması için aralarındaki mesafeyi koruyorlardı. Baara birden bire durdu arkadakilere dönerek;
 
- Olduğunuz yerde kalın! dedi.

 

 
 
 
BÖLÜM XVII
30/10/2015
 
Baara'nın olduğu yöne bakan herkes donup kalmıştı. Tepelik bir yerde durduklarını sanıyorlardı ama yamaçın aşağısına baktıklarında dev gibi bir oyuk gördüler ve bu oyuğun doğal yollardan olmadığı çok açıktı. Burada çok büyük bir olay yaşanmış gibi görünüyordu.
Kura, Pseun ve Tobike'den de başka her hangi birinden de eser yoktu! Jilya hızla atıldı. Baara hemen önüne geçerek:
 
- Ne yaptığının farkında mısın sen?
 
- Ne yapmamı bekliyorsun? Burada bir şeyler dönüyor ve bunun ne olduğunu öğrenmeliyiz!
 
- Jilya sen en tecrübeli olanımızsın! Bu kadar fevri davranma! Hepimizi tehlikeye atacaksın!
 
Jilya gözleri fal taşı gibi açılmış aşağı bakıyordu. Önce Baara'ya sonra Ame'ye dönerek;
 
- Burada değiller. Ame etrafı iyice dinle. Ne onlar ne de bizimkiler burada değil. Bunu anlayabilmelisiniz. Ben buradaki en tecrübeli olan kişiyim belki ama siz de öğrendiklerinizi en hızlı şekilde yapabilecek şekilde eğitildiniz.
 
- Haklı, dedi Ame. Hiç aura hissedilmiyor. Ayrıca benim kalkan büyüm onun görünmesine ya da zarar görmesine izin vermeyecektir.
 
Baara'nın içi biraz rahatlamış gibi görünüyordu. Jilya'nın dedikleri doğruydu. Daha hızlı düşünebilmeliydi.
 
- Tamam aşağı ineceğiz. Ama sadece ben ve Nesij. Diğerleri burada tetikte kalacak.
 
- Tamam, dikkatli olun. dedi Jilya.
 
- Olmak zorundayız, diye gülümsedi Baara.
 
Baara ve Nesij yavaş yavaş aşağı inerken Ame, Jilya, Mejgih ve Toglan da nefeslerini tutmuş onları izliyorlardı. Dev oyuğun ortasında eğer tahlikeli bir durum yoksa geldiklerinde onlara aşağı gelmelerini işaret etmeleri gerekiyordu ama ikisi de hiç bir tepki göstermeden tam oyuğun ortasında duruyorlardı.
 
- Çok garip. Neden öylece orada duruyorlar? diye sordu Toglan. Karmok'tan daha iri olduğunu Kuramaun'la Vuneye ilk gittikleri gün fark etmişti. Bakışlarındaki sabırsızlığı görebiliyordu. Mejgih;
 
- İz büyüsü ile gitsem mi acaba? Belki de bir sorun var ve yerimizi belli etmemek için bize her hangi bir işaret veremiyorlardır, ne dersiniz?
 
Bunu söylerken Toglan'a bakıyordu. Hem aynı şatoda kaldıkları hem de daha tecrübeli olduğundan dolayı olmalıydı bu güveni... Toglan;
 
- Emin değilim. Biraz daha bekleyelim. Büyük ihtimalle etrafta bir tehlike olup olmadığını anlamak için bekliyorlardır. Zamanı geldiğinde inmemizi ya da savaşmamızı belli eden işareti yapacaklardır.
 
Toglan söylediklerinde haklı çıktı. Nesij aşağı gelmeleri için işaret vermişti. Diğerleri aşağı inince, Karden sayesinde Dramul ile iletişime geçip içinde bulundukları durumu anlattıklarını söylediler
 
- Dramul ile iletişime geçtiğimizden burada olduğumuz anlaşılmış olmalı. Tetikte olmalıyız. Beyin dalgalarımızı yakalayacak kadar büyük Ariga büyücüleri ise kesinlikle bizi es geçmeyeceklerdir.
 
________________________________
 
- Pseun! Bir şeyler... Açıklayamadığım bir şey var!
 
- Sorun ne Kura?
 
- Ame ile yeniden bağlantı kurmayı dene. Anlayamadığım bir şekilde yakınımda hissediyorum onu.
 
- Peki...
 
- Ame! Beni duyuyor musun?
 
- Evet ama ben Ame değilim!
 
- ...
 
________________________________
 
- Doğuya! diye atıldı Ame. Arkasından hızla atılan Jilya;
 
- Sorun ne Ame? Bir şey mi duydun?
 
- Hayır, o taraftan gelen aura çok daha yoğun, diye söze karıştı Baara. hepsi birden ormanın doğusuna doğru ilerlemeye başlamışlardı.
 
- Evet Baara haklı. Büyü aurası gittikçe yükseliyor. dedi Toglan da.
 
- Acaba kalkanlarında bir sorun olmuş olabilir mi? dedi Baara.
 
- Bu olursa... diye atıldı Mejgih nefes nefeseydi, ...tehlikedeler demektir!
 
- Acele etmeliyiz!
 
_________________________________
 
- Sen de kimsin?
 
- Ah, merhaba. Benim adım Sino.
 
- Sen...!
 
_______________________________________

 

 

BÖLÜM XVIII
04/11/2015
 
- Geri çekilin onu iyileştirebilirim. dedi sakince karşılarındaki güneş sarısı saçlı kız. Pseun ve Kura birbirlerine sonra da Sino'ya baktılar.
 
- Sen..? diye söze başladı Pseun ama devamını getiremedi. Kura bir şey söyleyecek gibi ağzını bir açıyor bir kapatıyor, şaşkın şaşkın bakıyordu. Birden
 
- İyileştirmek mi...? deyiverdi.
 
- Evet. Çekilin haydi.
 
Kız safça hatta biraz çocukça başını hafif sağa eğmiş, kocaman gözlerle onlara bakıyordu. Pseun ve Kura kalkanın içinde yantana oturmuş, Tobike ise başı Kura'nın kucağında boylu boyunca yatıyordu. Üzerindeki zırh daha da şeffaflaşmış, kılıcı ve kalkanı yok olmak üzereydi. Gücü tükeniyor onları yanında tutmakta zorlanıyordu. Kura neden onlar için hala enerji harcadığına anlam veremese de o onlardan ayrılmamak için yaralı hali ile çabalıyordu. Pseun'un söz ile şaşkınlığından kurtuldu:
 
 
- Kalkanı nasıl görebiliyorsun?
 
- Kalkan mı?
 
- Evet, içine giremeyeceğin, bizi göremeyeceğin koruma kalkanı. Nasıl?
 
- Gözlerim. Küçüklüğümden bu yana gözlerimden saklanabilen hiç bir şey olmamıştır. Nedenini bilmem ama her şeyi görebiliyorum. Kalkanlar bana pek sökmez kısacası.
 
Son sözleri söylerken çok sevimli bir masumiyete bürünmüştü. Eli ile Tobike'nin kalkanını işaret ederek;
 
- Alabilir miyim? dedi
 
Kura, Pseun'a kalkanı vermesini işaret etti. Pseun onunla iletişime geçerek emin olmaları gerektiğini söyledi. Sino, gözleri ile çatışan ikiliye bakınca birbirleri ile düşünce iletişimi kurduklarını fark etti.
 
- İstemezseniz yapmam, dedi.
 
- Yap. Lütfen. dedi Kura.
 
Sino kalkanı eline aldı,
 
- Kunj! Pıts! diyerek güçlendirici ve şifa büyüsü yaptı.
 
- Pıts mı? Şifacı mısın?
 
- Evet, dedi Sino gülerek. Şifacı olduğunu fark etmelerine çok sevinmişti belli ki.
 
- Anlıyorum. Bu büyüyü şifacılardan başkası yapamaz.
 
Kalkanı elinde sadece bir kaç saniye tutmasına rağmen Tobike tüm ağırlığı ile geri gelmişti.
 
- Ah! Çok ağırsın! Ne zaman kendine gelir?
 
- Şimdi.
 
Sino bunu söyler söylemez Tobike gözlerini açmıştı. Görmeyi düşündüğü ilk şeyin Kura'nın tersten bakan suratı olmasını beklemiyor olmalı ki şaşkın şaşkın bir süre izledi.
 
- Daha ne kadar yatmayı planlıyorsun? Kalk haydi!
 
- Şey ben artık gitmeliyim. diyerek arkasını döndü Sino.
 
- Hey bekle! Nereye gidiyorsun?
 
- Ah bu arada sakın beni gördüğünüzden bahsetmeyin olur mu? Yoksa başım derde girebilir.
 
Gülümseyerek el salladı, arkasını döndü ve sekerek uzaklaşmaya başladı.
 
___________________________________
 
- Pseun, beni duyuyor musun?
 
- Ame!? Sen misin
 
- Evet, benim! Nasılsınız?! Tobike nasıl?
 
- Tobike mi? Biz iyiyiz.
 
- Neredesiniz?
 
- Ormanda, dağın eteğindeyiz.
 
- Biz çatışma yerindeyiz. Buradan ne kadar uzaktasınız?
 
- Çatışma mı? Dur bir saniye, ne çatışması?
 
- Ne?
 
Ame ve diğerleri bu konuşma sonrası hemen Pseun, Kura ve Tobike'nin yanına gittiler. Olan biteni anlattılar ve bir cevap bekliyorlardı.
 
- Neden bahsediyorsunuz bilmiyorum ama ben sapasağlamım! dedi Tobike.
 
- Sadece yemek yiyorduk. Biraz dinlenmek bizim de hakkımız.
 
Ame hemen Jinef, Jan ve Karden ile iletişime geçti. Bir gariplik vardı. Diğerlerini uyarma gereği duymuştu. Dört şatoda da gereken önlemler alınmalı idi.
 
Dramul, Tobike'nin ailesi ile görüşmesini erteleyerek derhal geri dönmelerini istedi. Durumdaki anormalliği fark etmiş olmalı ki geri dönüş için Kura'nın Bedr büyüsü ile gitmişlerdi. Dramul, Kyats ve Karmok onları bodrum katında bekliyorlardı. Vuneye gelmişlerdi. Kurama'nın gelmesi de çok sürmedi.
 
Herkes şaşkındı. Ame, Pseun'un sesini duyduğunu, yardım istediklerini iddia ediyor, buna karşı Pseun, Kura ve Tobike böyle bir şey olmadığını söylüyorlardı.
 
- Bu nasıl olur? Seni duyduğuma eminim!
 
- Bak dediğim gibi ben sana seslenmedim. Köyümden çıkıp Tobike'nin ailesinin yaşadığı şehre gidiyorduk. Biraz mola verdiğimizde senin sesini duydum.
 
Ame ile Pseun arasındaki çelişki çok açıktı. Dramul;
 
- Peki neden bu kadar uzun sürdü?
 
- Ne demek uzun sürdü? Biz normal programımıza göre hareket ediyoruz.
 
- Pseun normal programınızın yarım gün gerisindesiniz. Bu sabah Tobike'nin şehride olmalıydınız. Ame size ulaşmasa gitseniz de göremeyecektiniz. Biliyorsun ki aileler çocuklarının geleceğinden emin olmamalarına rağmen görme umudu ile gidiyor görüş yerlerine. Muhtemelen bu öğlene kadar bekleyip bu sefer Tobike gelmeyeceği düşüncesi ile geri dönmüşlerdir.
 
Ame, güvenlik açısından ailelerin görüş zamanı kesin fikre sahip olmaksızın gittiğini öğrenmiş ve çok üzülmüştü. Çocuğunu görme hevesi ile gidip eli boş dönmek çok üzücü olmalıydı. Bundan Kura'ya bahsettiğinde;
 
- Sonuçta görme şansları var. Jugale'de olsak asla göremezlerdi, cevabını aldı.
 
Kura haklıydı. Sonuçta görebiliyorlardı.
 
Pseun, Kura ve Tobike neler olduğunu anlayamamıştı. Şaşkındılar. Öncelikle Tobike her hangi bir yaralanma olup olmadığı ile ilgili kontrol edildi. Daha sonra Marşan ve Satseilo daha tecrübeli oldukları için olay yerini araştırmaya gittiler.
 
Tobike'de hiç bir yara izi bulunmamasına rağmen, Marşan ve Satseilo'nun raporuna göre ciddi bir çatışma yaşanmıştı. Marşan inatla savaşanın Tobike olduğunu söylemesine rağmen Tobike söylenilenleri reddediyordu. Kılıcını ve kalkanını gösterdiğinde her ikisi de pırıl pırıl ve hiç kullanılmamış gibiydi. Üstelik öyle bir çatışma sonrası ciddi şekilde yıpranmış görünmeleri gerekiyordu.
 
Dramul diğerlerine Kura, Pseun ve Tobike'nin bir süre gözetim altında tutulmasını istediğini söyledi. Jilya bu konuda çok sert çıkışmıştı.
 
- Ne demek gözetim altında olacaklar? Onları hepimiz tanıyoruz!
 
- Biliyorum. Hatırlatmama gerek yok sanırım, Kura elime doğdu benim! diye gürledi Kurama. Bana ismini verdiğim çocuğu savunma. Tobike senin öğrencin olabilir ama biraz daha anlayışlı olmalısın.
 
- Evet, bir şeyler dönüyor ve biz bunun tam olarak ne olduğundan emin değiliz. Baje, Şaw ya da daha kötüsü Sino büyüsü olabiilir.
 
- Evet diyerek içeri girdi Karden. Jan ve Jinef ile de görüştüm. Vuneye benim gelmem konusunda ortak bir karar verdik. Öncelikle hafıza büyüleri olup olmadığını kontrol edeceğim. Dua edin onlardan biri çıksın eğer ki Sino kullanılıyorsa karşımızdaki büyücü hafife alınacak biri değildir. İçlerinden birini ele geçirerek içeri sızması hepimizin sonu demektir.
 
- Bunu anlayabileceğimizi düşünüyorum ama...
 
- Dramul, bu Netrib'e dahi olsa büyücü yetenekli bir büyücü ise senelerce seni kandırabilir. Bu konuyu küçümsemeyelim lütfen.
 
- Peki.
 
Karden'den Dramul da dahil olmak üzere herkes çekinirdi. Konuşmalarında Karden'in adı geçtiği anda herkesin ses tonunda bir ciddiyet sezilirdi. Ame Karden ile yüz yüze geldiğinde bunun nedenini anlamıştı. Karden neredeyse yüz yaşında gösteren, yüzündeki o kadar kırışıklığa rağmen aşırı ciddi bir yüz ifadesine sahip, sevimlilikten tamamen uzak bir kadındı. Zayıf bedeni, dimdik duruyor, elindeki asa ayakta durmasına yardım etmiyor daha çok bir aksesuar görevi görüyordu. Yaşlı ama dinç bir kadındı.
 
- Karden!
 
Netrib kimsenin yaşamadığı heyecanı herkesten daha çok yaşıyordu şu an.
 
- Ah Netrib! Nasılsın küçüğüm?
 
Netrib neşeyle koşarak kadının yanına gitmişti. Etraftakiler sanki hiç bir şey olmuyormuş gibi sağa sola bakınıyor, Kardenin gülümseyen yüzünü görmenin şaşkınlığını belli etmemeye çalışıyorlardı. Kadının yüzü gerçekten de değişmiş, gençleşmiş ve parlamıştı. Netrib heyecanla eğitiminden, derslerinden, geçenlerde gördüğü annesinden ve yaptıklarından bahsederken o da aynı heyecanla karşısındaki minik delikanlıyı dinliyordu.
 
Ame şaşkınlığını belli eden tek kişi olduğundan ve Marşan ensesinden tutup onu dışarı çıkardı.
 
- Karden seni azarlamaya başlamadan çıksak iyi olur diyordu bir yandan da.
 
- İlginç biri.
 
- Zamanla alışırsın. Yakında seni de gerer. İlk aşamada Netrib ile olan ilişkisi insana umut verse de zamanla kaçacak yer aramaya başlıyorsun.
 
- Peki Netrib'in farkı ne?
 
- Netrib korkmak ne bilmiyor desem? Şaşırma bu kadar. Netrib, herkesle her durumda ilişkiye girebilen ender bir çocuk. Aslında bu durum Mafe'de de var. Tabii Netrib'in Karden'in sorduğu her soruya bir cevabı olması da buna etken. Saçma bile olsa cevap verebilmesi Karden'i en çok etkileyen özelliklerinden biri.
 
Ame, Netrib'in diğerlerinden farklı olduğunu o gün uyandığında fark etmişti. Herkes onun yanına yaklaşmaya çekinirken Netrib gelip yatağına oturmuştu. "Kendine güveni takdire şayan doğrusu" diye düşündü.
 
Marşan'la beraber mutfağa indiler. Kimsenin olmadığı sessiz mutfak Karden'in gelmesi ve salonda olması nedeni ile dolmaya başlamıştı.
 
- Sanırım herkes Karden'den kaçıyor diye gülmeye başladı Satseilo.
 
- O kadar gerildim ki baskın olsa mızrağımı kaldıramam her halde! dedi Baara. Bunun üzerine hep beraber gülüştüler. Bir süre sonra Netrib'in de gelmesi ile Dramul, Karmok, Kyats, Kurama ve Karden arasındaki toplantının başladığını anladılar. Ama hepsini şaşırtan bir durum oldu. Netrib;
 
- Ame, Kura, Pseun ve Tobike hariç herkes salondaki toplantıya katılacak, dedi. Çok üzgün görünüyordu. "Korkusuz ama haddinden fazla duygusal." diye düşündi Ame.

 

 
BÖLÜM XIX
04/11/2015
 
Toplantı sonunda salona ilk çağırılan Ame olmuştu. Doğrusu tam ortaya ya da diğerlerinden uzağa bir sandalyeye oturtulmayı beklerken Dramul ve Kyats'ın arasındaki boşluğa sıkışması bu insanların birbirlerine ne kadar önem verdiklerini bir kez daha anlamasını sağladı. Konuşmaya başlayan Karden oldu.
 
- Merhaba Ame. Seninle yüz yüze yapacağımız tanışmanın bu şekilde olmasını istemezdim. Talihsiz bir durum oldu. Ben Karden.
 
- Merhaba, memnun oldum, dedi Ame çekinerek.
 
- Senden o gün olanlarla ilgili bilgi vermeni istiyorum, deyiverdi tanışmanın hemen ardından. Zaman kaybetmek istemediği belliydi.
 
Ame rüyasını ve daha sonra olanları anlattı.
 
- Acaba rüyadan dolayı mı duydum diye de düşündüm ama daha sonra bir kaç kez daha işittim sesini. O an ne rüyanın ne de başka bir şeyin etkisindeydim.
 
- Anlıyorum. dedi sakince Karden. Söylemek istediği şeyleri aklında toplarlamaya çalıştığını fark edebiliyordu Ame. Biraz duraksadıktan sonra konuşmaya başladı;
 
- Ame, kardeşinin adı Sino değil mi?
 
- Evet.
 
- Peki Sino büyüsünü biliyor musun?
 
- Evet Sino yasaklı bir büyüdür.
 
- Peki nasıl yapıldığını biliyor musun?
 
Ame bir an cevap veremedi. Bilip bilmediğinden tam olarak emin değildi. Odadakiler gittikçe artan bir merakla Ame'ye bakıyorlardı. Vereceği cevabın getirisi ne olacaktı bilmiyordu ama dürüst olmalıydı. Dramul, Karden, Kurama ve diğerlerinin gözü üzerinde iken yalan ya da yanlış bir şey söyleyemezdi. Özellikle de eğitmeni Kyats'ın önünde!
 
- Evet, dedi sakince.
 
Ortamda bir an kıpırdanma ve fısıltı oldu.
 
- Sessiz olun diye gürledi Karmok.
 
- Nereden bildiğini de söyleyebilir misin?
 
- Aslında pratikte değil, daha çok teorik. Hiç yapmadık sayılır ama babam... bir kaç kez denememizi istemişti.
 
Odadakilerin bakışlarındaki garipliği sezmişti. Hepsi babasını zalim ve umursamaz biri gibi görüyor olmalıydı.
 
- Aslında büyünün ismini duyduğumuzda Kardeşimin ismi ile aynı olduğunda biz istemiştik yapmayı. Merak ediyorduk, diye ekledi telaşla ama babasını savunması çok bir şeyi değiştirecek gibi görünmüyordu.
 
- Sayılır derken ne demek istedin?
 
- Sadece bir kaç hayvanın içine girip kontrol etmeye çalıştık. Kısa süreliydi hepsi. Sino, bir koyunun yanmasına neden olunca bir daha yapmadık.
 
- Yanmasına mı?
 
- Evet. Koyun birden alev aldı.
 
- Teşekkürler Ame. Bunu söyleyen Karden dışarı çıkmasını istercesine ona bakarak sessizce bekliyordu. Ame çıktıktan bir saat sonra Pseun içeri girdi. Daha sonra Satseilo'dan duyduğuna göre hiç bir ses işitmediklerini, normal bir şekilde Tobike'nin şehrine gittiklerini söylemişti. Tabii Kura ve Tobike de...
 
Bir çoğu sesi neden Ame'nin duyup da Jinef, Karden ya da Jan'ın duymamasına şaşırmışlar ama bunu dillendiremiyorlardı. Söyleseler bile, Marşan'ın çatışmanın yaşandığı yer ile ilgili raporu ve bir de zamanın gerisindeki ziyaret planı gerçeği vardı. Her iki taraf için de sıkıntılı bir durum söz konusuydu.
 
Karden, Tobike'nin zırhını, kılıcını ve kalkanını getirtti. Karmok'la beraber incelemeye başladılar. Kura, Pseun ve Tobike'de bulamadıkları büyü kalıntısı bunlarda olmalıydı.
 
Ame bu süre boyunca Kura ve diğerlerini ilk defa yemekte görmüştü. Kura hemen yanına gelmiş ve gevezeliğe başlamış, neler olduğunu anlayamadığı, ne tür bir oyun döndüğünü anlamaya çalıştığı konusunda lafa başlamıştı. Etrafındaki renkler de hala değişkendi. Mesela şu an Ame'nin saçları sarımsı bir yeşile dönmüş ve bu durum gerginlikten harap olmuş herkesi güldürmüştü. Kura'nın içine girip onu taklit edecek kimse olamazdı bu dünyada ve büyük ihtimalle herkes şu an bunu düşünüyordu.
 
Yemekten sonra Ame, Pseun, Kura ve Tobike mutfakta yalnız kalmış, diğerleri toplantı salonuna geri dönmüşlerdi. İkisi bulaşıkları yıkıyor diğer ikisi de sofradaki kalanları toparlıyorlardı.
 
Tobike diğerlerine dönerek;
 
- Şu halime bak! Marşan'la idman yapmam gerekirken burada bulaşık yıkıyorum diye söylendi şakayla karışık. Kura buna gülmüştü ama Pseun daha alıngan davranıyordu.
 
- Yaa tek önemli adam sensin aramızda değil mi? Kızların hepsi en son ne zaman bir araya geldi haberin var mı senin? Ayrıca ailemle görüşmüş olmamın heyecanı bile kalmadı... dedi Pseun üzülerek.
 
Ame hepsinin aslında ne kadar gergin olduğunu biliyordu. Hepsi birden suçsuzken suçlu konumundaydılar.
 
- İşin aslı hangimizde ne büyüsü var bunu merak ediyorlar.
 
- Biliyorum, Karden ve Karmok hala benim zırhımı ve silahlarımı geri vermedi.
 
Pseun;
 
- Hafızalarımızla oynanmış olunmasından korkmaları çok ilginç. Bunun kalıntısını bulamamaları için çok iyi bir büyücü yapmış olmalı büyüyü.
 
Kura;
 
- Ya öyle bir büyücü ile karşılaştıysak ve hatırlamıyorsak?
 
Tobike;
 
- Sence öyle bir büyücü sadece hafızalarımızla yetinir miydi? Yanımızda "sen" vardın.
 
Ame Tobike'nin son dediğini düşününce mantıklı olduğunu anlamıştı. Muhtemelen diğerlerinin anlayamadığı da buydu. Bir Jugale büyücüsünün Netrib ve Kura ile karşılaşılması demek onları yanında alması ya da ortadan kaldırması demekti. Hissedilen auraları ve parlaklıkları çok yüksekti. Netrib inanılmaz bir kendini gizleme yeteneğine sahipti ama Kura dengesizdi. Kyats'ın Kura'nın ziyaretlere gönderilmesine karşı çıkma nedenini daha iyi anlıyordu artık.
 
- Bir de Sino var tabii dedi.
 
Üçü de Ame'ye baka kaldı ve hep bir ağızdan:
 
- Sino? dedi.
 
- Evet. Bedeninizin ele geçirilmiş olması ile ilgili bir büyüdür.
 
- Sino, dedi Pseun tekrar.
 
- Sino, Sino, Sino... Bunu nereden hatırlıyorum ben?
 
- Şey, Kura... Sino benim kız kardeşimin adı.. Belki de oradan hatırlıyorsundur.
 
- Hayır daha tanıdık. Sanki tanıştığım birinin adı gibi.
 
- Evet benimde!
 
- Benim de!
 
- Nasıl yani? Sino diye biri ile mi tanıştınız? Bu durumdan yukarıdakilere bahsetmeliyiz.
 
- Şifacı! Evet şifacı olduğunu söylemişti. Neye benzediğini hatırlamıyorum ama olan biteni hatırlıyorum! dedi Pseun, Karden'in yaptığı hafıza karşıtı büyüden sonra. Sino diye biri bize hafıza büyüsü yapmıştı. Üstelik Tobike onun yaptığı zor şifa büyülerinden biri sayesinde kurtuldu, diye ekledi arkasından.
 
- Aklım almıyor. Kalkanı görebildi, Kura'yı da hissetmiş olmalı ama Tobike'yi kurtardı ve sizin sadece hafızanızı silerek oradan gitti ha? Bu mümkün değil. Aklım almıyor, hiç aklım almıyor. Karden yukarı aşağı dolanarak söylenip duruyordu.
 
- Ame acaba o...? diye söze başladı Karmok ama sustu. Onun suskunluğunu tamamlayan Dramul oldu.
 
- Ben de aynı şeyi düşündüm. Acaba Ame'nin kardeşi miydi? Eğer öyleyse ve onu baban ya da Jugale'dekiler yetiştirdiyse ne çeşit bir büyücü olduğunu düşünmek bile istemiyorum.
 
- Senden kaç yaş küçüktü?
 
- Bir yaş.
 
- Ame, hiç onunla iletişime geçme girişimin oldu mu? diye sordu Karden. Karmok şaşkınlıkla atıldı;
 
- Ne? Ne diyorsun sen? Bir kardeşi olduğundan bile yeni haberi oldu onun!
 
- O zamandan bu yana... Hiç iletişim kurmak istedin mi?
 
- Aslında hayır. Sadece yaşayıp yaşamadığını merak ediyordum. Bundan emin olmadan biri ile iletişim kurulabiliyor mu?
 
- Evet, abi. Kurulabiliyor...
 
Bu ses odadaki herkesin kafasında yansımıştı.

 

 
 
XX. BÖLÜM
25/11/2015
 
- Sen... Sino musun..? 
 
Kendini ilk toparlayan Dramul olmuştu. 
 
- Evet.
 
Kızın yumuşak, puslu, sakin ve inanılmaz derecede sevimli bir sesi vardı. Çok rahat, panikten ve şüpheden uzak konuşuyordu. 
 
- Bize nasıl ulaştın? Dramul odadaki herkesin ne kadar telaşlandığını sezmişti. Doğrusu kendisi de ciddi şekilde tedirgin olmuştu. Bu kız ya zannettikleri gibi saf ve her şeyden habersizdi ya da çok iyi rol yapıyordu. İlk seçeneğin olma ihtimali eğer ki Sohrok onu kurtarmayı başardıysa çok büyüktü. İkincisi ise Jugale'ye götürüldüyse ihtimalden de öte kesinlikle doğruydu. Onu en iyi şekilde eğitmiş olmalılardı. 
 
- Bilmiyorum. Sadece oluyor. Tek düşündüğüm yaralıya ne olduğu idi. Asıl hedefim onu görebilmekti ama kalabalığı görünce Mıve'ye baktım. 
 
- Mıve mi?! diye atıldı Kurama. O taşlar çok nadir bulunur. Nasıl!? Bizi görmek mi?!
 
- Nebjıt sayesinde. Nebjıts benim öğretmenimdir. Doğal yeteneğim de görmektir.
 
- Neredesin, diye sözünü kesti Dramul. 
 
- Şıbze köyündeyim. 
 
- Seni görebilir miyiz? Sesini biraz yumuşatarak; Eminim Ame de seninle tekrar karşılaşmak istiyordur.
 
- Tabii. Yerinizi Mıve bile tesbit edemiyor. Neredesiniz bilmiyorum.
 
- Seninle yaralıları bulduğun yerin yakınındaki gölün yanında buluşalım.
 
- Aaaa ormanın ortasındaki balıklı göl mü? Tamam, hemen gidiyorum! 
 
Sesi o kadar neşeli geliyordu ki odadakilerin çoğunun içi yumuşamıştı. Dramul hariç. O hala her iki ihtimalin de eşit olasılığa sahip olduğunu düşündüğünden taviz vermek istemiyordu. Ameye doğru giderek;
 
- Ame, konuşabilir miyiz?
 
- Tabii.
 
- Biraz dışarı çıkalım. 
 
- Tamam.
 
Ame ne olduğunu anlamamış halde Dramul'un peşinden gidiyordu. Antrenman sahasına geldiler. 
 
- Ame, sana olan güvenim sonsuz biliyorsun. Hiç bir şüphe duymadan seni aramıza aldık. Bu yüzden düşündüklerimi sonuna kadar dinleyip sonra cevapla lütfen.
 
- Tabii. Aslında seni anlıyorum sanki. Sino'dan şüpheleniyorsun.
 
- Elli-elli diyelim.
 
- Benden daha çok inanıyorsun.
 
Bu sözler Dramul'u şaşırtmıştı. Ame'nin karşı çıkıp tartışmasını, kardeşini savunmasını beliyordu ama tam tersi olmuş nedense Ame'nin şüpheleri daha keskin çıkmıştı.
 
- Dramul, ben de bu grubun, herhangi bir nedenden dolayı birinize zarar gelmesini istemeyen bir üyesiyim. Sino'yu ise yıllardır görmüyorum. Onun gerçekten Sino olup olmadığından dahi emin değilim. Sadece bana abi demiş olması onu benim kardeşim yapmaz. Şuan Netrib ya da Neija benim daha çok kardeşim. Onlardan birine zarar gelirse hayatımı versem bile bunun bedelini ödeyemem.
 
- Anlıyorum. O zaman Sino'yu görmeye gidince onunla bu şüphelerine yer vererek konuş lütfen. Anıların yavaş yavaş geliyor. Bu yüzden onu iyice tartmanı ve gözlemlemeni istiyorum. 
 
- Peki.
 
Göl ormanın orta kısmında ufak ve sığ bir göldü. İçindeki her şeyin görünebileceği kadar sığ ve bir o kadar da berraktı. Karmok yolda gölün yasaklı olduğunu anlattı. Suya dokunmak bile geri dönülemez derecede zehirlenmek demekti ki içine atlamak ya da düşmek demek yutulmakla eş anlamlıydı. 
 
- Yazık... Bu gölün balıkları çok ve manzarası da harika ama lanetlenmiş. Çok yazık.
dedi Tobike. Kurama'ya dönerek; 
 
- Peki balıklar nasıl yaşıyorlar diye sordu.
 
- Gölün laneti çok gizemli, balıkların nasıl yaşadığı konusunda kimsenin bir fikri yok ama yemek ölümcül sonuçlara yol açıyor. 
 
Tobike, Pseun ve Karmok gölün diğer tarafında idi. Göl çok geniş olmadığından söyledikleri az çok duyulabiliyordu. Tabii ormanın sessizliği de etkenlerden biri idi.
 
Karmok, Tobike, Ame, Dramul ve Pseun gelmişlerdi göle. Kura'yı buraya sokmaya cesaret edememişti Dramul ama bir tanığa ihtiyacı vardı. Kalkan ve koruma büyüleri yüzünden tüm gün uyumuştu ve bir olayı daha kaldıramayıp yerlerini belli edecek kadar enerji dalgası yayabilirdi. Zaten şuan bile grubun güçlü dalgalara sahip üyeleri bir arada idiler. Fazlası sorun olabilirdi. Aslında Tobike'yi bile almak istememişti ama büyü yapılan o olduğu için gerçekten aynı kişi olup olmadığını aurası ile anlama ihtimaline karşı gelmesine izin vermişti. 
 
Ame göle bakınca nedense diğerleri gibi bol balıklı ve harika manzaralı bir göl göremiyordu. Aslında haklılardı ama nedense gölde görünütü olarak her hangi bir sorun olmamasına göl yüzünden hisettiği şey ürkütücü idi. Bu "göl" çok ürkütücü idi. 
 
- Lanetlenmesinin bir nedeni olmalı. 
 
- Var. 
 
Bu ses başlarını hepsinin sol taraftan gelen, suyun tam kenarında ama suya dokunmadan sekerek gelen kıza doğru çevirmesine neden olmuştu. Yazlık bir elbise vardı üzerinde. Ame onun tıpkı rüyasında gördüğü gibi olduğunu düşündü sadece... Sadece ne? Elbisesi aynı değildi, saçları aynı değildi, sesi, güldüğünde çıkardığı tınılar hiç bir şey rüyasındaki gibi değildi ama bir şey beyninin derinliklerine girip bunun rüyasındaki kız olduğunu fısıldıyordu. Kulaklarını kapattı. Dramul elini Ame'nin başının üzerine koydu ve düşünce kanallarını tamamen kapattı.
 
- Bunu hiç düşünmemiştim işte! Safon... Sensin demek!
 
- Karden! Ziyaretime gelmen ne güzel! dedi şaşkınlık içinde. 
 
- Bunu kaçıracağımı mı düşündün?
 
- Bu kılıktan kurtulsam iyi olacak sanırım. Zaten sıkılmaya başlamıştım.
 
Ame ve diğerleri kızın sesinin ve görüntüsünün değişimini şaşkınlıkla izlemişlerdi. Yüzü yaşlanmış, sesi çatallanmıştı. Üzerindeki kıyafetleri bile değişmiş. Mor bir pelerin ve çok açık sarı bir elbiseye dönüşmüştü. Tabii şaşkınlıkları bununla sınırlı değildi. Karden'in burada ne işi vardı?! Sino'dan Jugale'dekilerin haberi olabilir diye kimse ile iletişim kurulmamıştı. Nasıl öğrenebilmişti?
 
- Sen ve saçma hilelerin. Demek Ame bu kadar merak edilen biri ha?
 
- Aslında hayır. Açba'daki rezillikten sonra ilgilerini yitirdiler ama...
 
- Ama senin hala şüphelerin var ha?
 
- Aynen. Ve merak da tabii. Onu sadece Mive ile izleme şansım oldu. Gözlerimle görmeyi tercih ederim bilirsin.
 
- Bilmez miyim? Peki.. İşte karşında ne düşünüyorsun.
 
- Düşünce kanallarını kapatan gereksizi! diyerek Dramul'a karşı bir hamle yaptı. Elindeki asadan çıkan şimşek batmakta olan güneşi bile kıskandıracak kadar çok ışık saçıyordu ama Dramul için basit bir hamleydi. Şimşeği anında tam önündeki göle çevirerek yutulmasını sağladı. Şimşek herhangi bir etki belirtisi dahi gösteremeden gölde kaybolmuştu. Yutulmuştu.
 
- Ooo demek sahne arkasında bunun gibi daağueleriniz de var. Nasıl hala başarısız oluyorsunuz anlamıyorum. Gereksizleri toplayıp duruyorsunuz. Uzun zamandır elimizden almayı başardığınız daağue sayısı çok az.
 
- Daağue ha? Onlara parlak demeyi reddederdin sen. Bize saygı duymaya mı başladın yoksa?
 
- Asla! Bir zamanlar sizlerden biri olmak için çırpınıp durdum ve daağue olduğum konusunda kandırıldım ama o zamanlar çok geride kaldı.
 
- Neden Ame'yi görmek istedin? Neden kız kardeşinin kılığına girdin? 
 
- Sino'nun görünüşü ile alakası bile olmaya bilir. Her hangi bir kız görünümüne bürünmüş olma ihtimali daha büyük. diye atıldı Dramul.
 
- Öyle mi dersin daağue! 
 
- Evet. Ame'yi görmüştün. Kardeşinin ona benzemesi uzak bir ihtimal değil!
 
- Neye istiyorsan ona inan. 
 
- Dramul, gidelim. Vakit kaybetmenin bir anlamı yok. 
 
- Haklı. Karmok yanında Tobike ve Pseun ile beraber arkalarında idi.  
 
- Ah sevgili yarı-ölü çok iyi görünüyorsun... 
 
Tobike başını eğdi. Çok sinirli ve bir o kadar da çaresiz bir ifadesi vardı. Bu cadı tarafından iyileştirilip ölmekten kurtulduğuna inanamıyordu.
 
- Sakinleş Tobike. Gidiyoruz.
 
- Bir daha böyle oyunlara kalkışma Safon.
 
- Yazık Sino'ya seni ona götüreceğime söz vermiştim. Seni göremediğine çok üzülecek zavallı kız.
 
- Ne?!
 
- Ame sakin ol! Blöf yapıyor.
 
- Karden beni en iyi sen tanırsın sence bu daağuenin dediği gibi blöf mü yapıyorum? 
 
- Yılların sana katkısını da senden aldıklarını da bilmiyorum ama yalan söyleyecek biri değilsin. 
 
Son sözleri Ame ve Dramul'un olduğu tarafa bakarak söylemişti.
 
- Seninle gelirim! Doğru ya da değil umurumda değil. yalvaran gözlerle dramul'a döndü ve konuşmasına devam etti; Dramul büyü gücüm hala oturmadı. İşinize yaramamak bir yana size daima zorluk çıkarıyorum. Haftalardır eğitim alıyorum ama henüz tek bir silah bile seçmedi beni. Bırak gideyim. Sizin işinize yaramadığım kadar onların da işine yaramam.
 
- Bu kadar kötü halde olduğundan haberim yoktu. Zavallı Sino senin kendisini kurtaracağı konusunda nasıl da umutluydu oysa.
 
Kadının kahkahası çok tırmalayıcı olmuştu ama konuşmasında geçmiş zaman kullanması Ame'yi daha rahatsız etmişti.
 
- Ne demek umutluydu? Ben onu kurtarabilirim!
 
- Emin misin? Yazık. İşe yaramaz iki kardeş. Biri tükenip gitti diğeri ise büyüsüz, avare avare etrafta dolanıyor. Ne zavallıca bir durum. 
 
Ame sinirle atıldı. Önüne geçen Karden'i fark etmişti. Karden o zamana kadar hep Kuramaun'un yaptığına şahit olduğu yer değiştirme büyüsü ile Ame'yi uzaklaştırmıştı.
 
- Neredeyiz? Oraya gitmeliyim. Kardeşim...!
 
- Üzülmekte haklısın Ame. 
 
- Kaden neler oluyor? diye söylenerek hızla onlara doğru geliyordu Dramul. 
 
- Kız hayatta değil ama ruhu neden bilmiyorum koruma altında. Safon sana saldırdığı esnada düşünce kanallarını ziyaret etme fırsatım oldu. Üstelik nerede olduğunu biliyorum.
 
- Gitmeliyiz, lütfen Dramul! Sino!
 
- Önce Asaliya'ya dönüp Kyats ile konuşmalısın. Sen Asaliya'nın üyelerinden birisin.
 
- Ama sen izin verirsen...
 
- Hayır önce Kyats.
 
Kyats, Ame'nin yanında Dramul ve Karden'i görmeyi bekliyordu ama yaptıkları teklif aklını başından almıştı.
 
- Asla olmaz! Beni buna karıştıramazsınız!
 
Öyle sinirliydi ki Dramul bile ona karşı alttan almaya çalışıyordu.
 
- Kyats biliyorum çok zor bir durum ama biraz düşü...
 
- Düşünmek mi? diye haykırdı Dramul'a. Daha sonra Ame'ye dönüp; Bunu yapabilecek misin gerçekten! Hayatın boyunca olacaklara katlanabilecek misin? 
 
- Ben... 
 
Ame'nin kararsızlığının farkındaydı bu yüzden de üstüne gidiyordu.
 
- Bak bu iş sandığın kadar kolay değil. Gerçekten. yıllardır neler çektiğimden haberin dahi yok. Ayrıca kız kardeşinin... öldüğünden emin bile değiliz. "Değişken" sandığın kadar harika bir silah değildir. Birbirinizin acısına ortak olursunuz. Kız kardeşinin huzur içinde gitmesi gereken ruhu yaşadığın sürece sana bağımlı kalacak. Ayrıca kabul etmeme durumunda ne olacak?
 
- Kyats bundan emin olamayız.
 
- Ah evet olamazsınız. Sadece izlersiniz! Böyle bir sorumluluğu almak istemiyorum. Suçlanan kişi ben olamam. 
 
- Yapma lütfen eski defterleri açmak ne işe yarayacak!
 
- Kuramaun bana karşı mesafesini yeni yeni aşıyor. 
 
Seni o konuda hiç kimse suçlamadı biliyorsun!
 
- Ah evet çünkü o zavallı ruhun acılar içinde kıvranmasına sadece Kuramaun ve ben şahit olduk! Aynı şeyi ne yaşamak ne de yaşatmak isterim!
 
Ame balık gibi görünüyordu. Ağzı bir açılıp bir kapanıyor, söyleyecek bir şey bulamamaktan çok korkmuş ve düşünemiyor gibi görünüyordu.
 
- Fazla üstüne gitme Kyats. dedi Karden.
 
- Bak Sino'nun durumu da Aze gibi olabilir. Anla artık! diye bağırdı Dramul.
 
Kyats'ın gözlerindeki acı o kadar belirgindi ki Ame ilk defa konuşma cesareti buldu.
 
- Kyats, senin "değişken"in Aze'nin kim olduğunu ve hikayesini bilmiyorum ama Sino ölmüşse ve ruhu bir şekilde onlar tarafından tutuluyorsa, bu katlanılması daha zor bir durum benim açımdan. Safon onu kurtarmam umuduyla beklediğini söyledi. Kim bilir ne umutlar beslemişti. Günler, haftalar, aylar hatta yıllar geçtikçe umutları nasıl tükenmiştir. En azından onun için küçük de olsa bir şey yapmış olmak istiyorum. 
 
- Peki, neredeymiş? dedi yenilmiş bir ifade ile Kyats.
 
- Jugale'nin dışındaki Pserey Köyünde. 
 
Kyats sorusuna cevap veren Dramul'a dönerek; 
 
- Umarım bir tuzak değildir. 
 
- Ben de aynı şeyi umuyorum emin olabilirsin.
 
- Gelecek olanları ben seçeceğim. Başlarında ben olacağım ve işi ben bitireceğim.
 
- Peki. Senin yapman sorun olmayacaktır. Sonuçta tecrüben hepimizden çok. Karden bunu söyler söylemez pişman olmuştu ama bu pişmanlığı Kyats'ın ona öfke ile bakmasına engel olamadı. 
 
- Evet tecrübeli olan benim ama karşı çıksam da Sino'nun ruhu için çabalayacağım. Kız, Ame'yi reddederse bu benim suçum olmaz. dedi. Bu son sözleri Ame'nin gözlerinin içine bakarak söylüyordu. Sanki çok önemli bir savaşta yenilmiş gibi görünüyordu. Sesinde kızgınlıktan eser kalmamıştı. 
 
- Uzun bir yolculuk olacak. Dinlenmeliyiz. Siz ikiniz kaybolun gözümün önünden. dedi yenik ve üzgün sesi ile. 
 
 
XXI. Bölüm 
19/04/2016

Neredeyse sabah olmak üzereydi. Zannettiğinden daha derin uyumuştu. Oysa yatarken heyecandan uyuyamayacağını sanıyordu. "Biraz hava almaya çıkmak en iyisi olacak." diye düşünüp odasından çıktı. İkinci kattan aşağı baktı. Asaliya'ya onlarla beraber Karden de gelmişti. Aşağıdan gelen tütün kokusu çok keskindi. Salona indi. 

- Ah demek seni de uyku tutmadı. dedi yaşlı kadın.

- Aslında tam tersi yatar yatmaz uyumuşum. 

- Gençler daha çok dinlenmeli. Neden kalktın peki?

Karden'in gözlerindeki ifadeden endişeli olduğu belliydi. Ame ona Kyats konusunda soru sormak istiyor ama bir türlü cesaret edemiyordu. 

- Bilmiyorum sanırım küçüklüğümden bu yana hep tarlada çok yorulduğum ve sabahları erkenden kalkıp tarlaya gitmeye alıştığım için olsa gerek. 

- Alışkanlıklar ha?

- Hımm...

- Kardeşinle iyi anlaşır mıydınız?

- Aslında tam olarak her şeyi hatırlamış değilim ama... Sanki beni her şeyden koruyan oydu.

- Yarın için heyecanlı mısın?

- Sanırım korkuyorum. Sino olmaması ihtimalinden, ölmüş olması ihtimalinden, ruhunun hala neden huzura eremediği düşüncesinden... Yaşıyor olmasını daha çok isterim. Değişken konusunda bilgili değilim ama Kyats'a baktığımda daima acı görüyorum. Aynı şeyi yaşamak istemiyorum hatta korkuyorum.

- Evet Kyats çok güçlü biri ve çok güçlü de bir değişken ruhuna sahip.
Karden Ame'nin gözlerine baktığında daha fazlasını öğrenmek istediğini görüyordu ama bu hikayeyi Kyats'tan başkasının anlatması uygun düşmezdi. Olaya şahit olan bir kaç kişi hariç kimse neler olduğunu bilmiyordu. Gençler ise değişken için bir ruh gerektiğinden başka bir bilgiye sahip değildi. Kuramaun hariç.

- Ben gidip biraz hava alacağım, deyip kalktı Ame.

- Fazla uzaklaşma. Erkenden kahvaltı edilecek ve yola çıkılacak.

- Uzaklaşmayacağım. Eğitim alanında olacağım. Belki bu sabah beni seçmek isteyen bir silah bulurum ne dersin?

Karden, Ame'nin yüzündeki gülümsemenin ne kadar endişe dolu olduğunu gördüğünde içinde bir acı duydu.

- Ona anlatmalısın.

- Kyats! Ne zamandır...?

- Kuramaun'a anlatırken her şeyi neredeyse tekrar yaşamış oldum. Ame'ye de bunları anlatacak kadar güçlü değilim sanırım. Aze... Aze çok özel biriydi. 

- Bu senin suçun değildi. 

- Ohta hazır mı?

- Evet. 

- Umarım kızın ruhu Ohta ile birleşebilir.

- Ame onun ölmemiş olma ihtimalini düşünüyor.

- Umarım öyle olur. 

Kyats belindeki soğuk madene dokundu. Ohta bir çok madenin alaşımından ve özel büyülerle yapılan bir silahtı. İçinde ruh olmadığında kenarları keskin dahi olmayan düm düz, sivri uçlu bir demir çubuktu ama her türlü silahtan ve kalkandan daha güçlü bir alaşımı vardı. Savaş esanasında içindeki mühürlü ruh devreye girerek düşmana kullanıcısının tüm büyü ve fiziki gücünü net bir şekilde yansıtabiliyordu. Tabii iyi geçinmek koşuluyla... Sopanın baş kısmındaki çıkıntıda bulunan mührün damgasına dokundu. Aze'nin renkleri, capcanlı bir kırmızı ve belli belirsiz açık bir lila Ohtanın tepesinde dans ediyorlardı. 

- Aze ile silah ve kullanıcı olarak bu kadar iyi geçinebilmeniz şaşırtıcı. İkiniz de birbirinizden asi ve asabisiniz. 

- Haklısın.

- Dramul, "Son dileğini reddedecek kadar kalpsiz değilim." dediğinde çılgına dönmüştün ama reddedememiştin. Sanırım sen de Ame kadar korkuyordun. 
Kyats güldü. 

- Aslında hala buralarda olması güven verici ama savaş esnasında onu kullanmak çok yorucu ve acı veriyor. Benden aldığı enerjiyi düşününce, beni koruma iç güdüsünün ne kadar yüksek olduğunu görebiliyorum. Karden, tekrar rica ediyorum Ame'ye sen anlat. Kura, Knıd konusunda hala şokta. Aynı şeyi kimse yaşamamalı.

- Evet. Kura bileşim esnasında Knıd'ın duyduğu acıyı hissedince günlerce kendine gelemedi. Keşke Ame ile konuşan...

- Bunu Kura'ya teklif dahi etmemeliyiz. Dramul da Kura'nın anlatmamasından yana. Kura ile Knıd çok yakındı. Knıd benim durumumu o kadar özel görüyordu ki Dramul'dan aynı şeyi istedi ve sonucunda yaşanan şey Kura'nın tüm dengesini bozdu. diye çıkıştı aceleyle.

- Hey hey... Konuşan ben olmasaydım diyecektim bu kadar asabiyete gerek yok genç adam. Her neyse biraz da Ame ile ilgileneyim. Belki kendisine bir silah bulur. Kura'dan sonra kimse hali hazırda silahı olan birine değişken teklif edecek kadar çılgın değil. 

Kyats sessiz kaldı. Karden yavaşça yerinden kalktı. Eğitim alanına gitmek için dışarı çıktı. Elleri terliyor, kalbi deli gibi atıyordu. Lafa nereden başlayacağını düşünmek keyfini kaçırmıştı. 

- Onca yıl nelerin üstesinden geldin ama bununla baş edemeyecek kadar bunadın ha? 

Ame, Karden'in geldiğin görünce durdu. Elindeki kılıca baktı. 

- Daha çok çalışmalıyım. Yaşıtlarımın yeterince gerisindeyim hatta ufaklıklar bile beni geçmeye başlayacak. dedi gülerek. Ama Karden'in tek gördüğü gülümsemesinin altındaki dehşetle karışık endişeydi. Gerçekten çok korkuyordu. 

Karden eğitim alanının etrafını saran çitlerin dış tarafında duruyordu.

- Kardeşin yaşıyor olsa ne hissedersin?

- Tabii ki de çok mutlu olur ve onu koruyabilmek isterdim. diye atıldı Ame. 

Karden ellerini sıkı sıkı önünde birleştirip derin bir nefes aldı.

- Az önce Kyats ile konuştuk. Sana değişkeni benim anlatmamı istedi. dedi. Bir süre Ame'nin tepkisini bekledi. Ame'nin yüzündeki ifade bilmek istemediği bir şeyi duymak zorunda kalan birinin ki gibiydi. "Zaten durumda bu değil mi?" diye düşündü Karden. Ame'nin cevap vermemesi üzerine devam etti. 

- Kyats, Jugale'den kaçtıktan sonra Karmok'la beraber kalmış. Onu, Karmok eğitmiş. Bu yüzden Kyats çok iyi bir kılıç kullanıcısıdır. Ama o Dramul gibi olmak istediği için gördüğü her türlü silah ve büyü üzerinde ustalaşmaya çalışmış. Bu yüzden de hiç bir silah onu seçmemiş. Karmok uzuca bir süre bunu kendi hatası olarak düşündü. Dramul ve Netrib gibi yetenekli değilse de hırsı sayesinde çoğunda ustalaştı da. Onu savaşırken gördün değil mi Ame?

- Evet. Elindeki Ohtadan dalgalar yayılıyordu.

- Ah evet o zaman büyü gücüne tam olarak sahip değildin. Kyats'ın Ohtasında Aze'nin ruhu var. O Ohtayı değişken hale getiren de içindeki ruhtur. 

- Biliyorum.

- Dramul ve Karmok yeterince güçlendiklerinde Arigalarla yüzleşmek için yemin etmişler. Sanırım hikayeyi biliyorsun. Baban da onlardan biri. 

- Evet... Ame cevap verip vermemekte emin olamıyordu. Ama Karden her cümle bitiminde kısa aralar verdiği için kendini bir şeyler söylemek zorunda hissediyordu.

- Aze, Dramul ile beraber gelen çok asabi ve aktif bir kızdı. Ailesinin yaptıkları onu çok sinirli biri yapmıştı. Babası ve annesi normal büyü sahibi insalardı. Tabii kardeşi de. Köylerinde küçüklüğünden bu yana rengi ve büyüleri farklı olan tek kişi Aze olduğu için korkmuşlar. Jugale'ye giden çocuklarla ilgili aldıkları duyumlardan sonra babası Aze'yi onların gelip götürmesindense kendisi... öldürmek istemiş. 

Ame, Karden'in son söylediği kelimelerle beyninden vurulmuşa dönmüştü! Babası bile Mamgot geldiğinde bunu düşünmemişti! Mamgot'u hissettiğinde ikisini de ölürebilirdi oysa... Karden'in sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı.

- Aze, yediği yemeğin zehirli olduğunu anlayınca evden kaçmış. Büyü gücü kuvvetli olduğu için zehir çok yavaş yayılıyormuş. Bu da canını daha çok acıtıyormuş. Dramul ve Jinef Aze'nin çığlıklarını duyarak yanına gitmişler. Her ikisi de yeterince güçlü olduğu için kolaylıkla Aze'yi zehrin etkisinden kurtararak kendilerine katılmasını istemişler. Dramul benim ve Jinef'in onları saklayacak kadar iyi iki kahin ve büyücü olduğumuza karar verdiğinde Karmok ile birleşmeye karar vermişti. Kyats ve Aze bu şekilde tanıştı. Aze, güzel bir kızdı ama asabiyeti ve sivri lafları insanlarla anlaşmasını güçleştiriyordu. Dramul ile tanıştıktan bir kaç yıl sonra bir çok büyüye hakim olmaya başlamış ve silahı olan yay da onu seçmişti. Kyats neredeyse bebekliğinden bu yana Jugale'de olduğu ve tüm büyüleri bildiği için ona saygı duyardı ama herhangi bir silah tarafından seçilmemiş olması ile ilgili çok ağır konuşurdu. 

_____________________________


- Ah yorgunluktan öldüm! diyerek yeşil çimenlere Kyats'ın yanına oturdu Aze. 

-Daha az çalış sen de... diye ruhsuz bir sesle cevap verdi Kyats.

- Bu kadar iyi büyü yapmana rağmen neden hiç bir silah seni istemiyor anlamıyorum doğrusu. Sözcükleri çok sade olmasına rağmen delici bakışlarındaki alay net seziliyordu. Yeşil gözlerindeki ifadeye bakılırsa Kyats ile dalga geçmeye can atıyor olmalıydı.

- Çünkü beni seçmelerine izin vermiyorum. dedi Kyats onun çilli burnuna parmağı ile vurarak. Aze acımış gibi yaparak sözlerine devam etti.

- Saçmalama hepimizden daha çok çalışıyorsun. Her gün bir iki tanesi ile saatlerce idman yapıyorsun. Şu haline bak silah ve büyülerle uğraşmaktan yemek dahi yemediğin oluyor. Kız gibi inceciksin.

- Benim yapım böyle! Dev gibi kaslar hiç benlik değil. Halimden memnunum ben. 

- Tobike'ye baksana aramıza katılalı daha beş ay olmasına rağmen ne kadar irileşti. Çünkü sağlıklı beslenip, düzenli spor yapıyor. Biraz örnek al. 

Kyats çok sinirlenmişti. Bu yüzden düşüncesizce davranıp Jilya ile eğitimde olan Tobike'nin kılıcına ağırlaştırma büyüsü yaptı. Kılıcını kaldıramadığı için şaşkına dönen Tobike Jilya'nın atağından zar zor kaçtı. 

- Gördün mü kaslar hep işe yaramıyor. dedi gülerek Aze'ye. 

- Kyats bir daha bunu yaparsan seni delik deşik ederim diye bağırdı Jilya. 

- Ah üzgünüm! Bir daha olmayacak! Kıpkırmızı kesilmişti utancından. Nasıl bu kadar saçma ve tehlikeli bir şey yapabilmişti?!

- Git kendine eğlenecek başka bir şey bul! Eğitimimizi berbat etme!

- Zavallı Tobike sana hiç bir şey diyemedi bile diyerek güldü Aze. 

- Tabii ki de sonuçta daha çaylak o!

- Ama senin aksine silahı var. Aze daha sesli bir kahkaha atıp, kalktı ve uzaklaştı.

____________________________

Karden eğitim sahasının az ilerisinde bulunan tahta banklardan birine oturdu. Ame'ye eliyle yanına gelmesini işaret etti. 

- Netrib doğduğu gün, tüm güçlü Ariga büyücüleri gelmişti. Dramul ve Jinef'in çocuğu olarak ne kadar özel olduğunu tahmin edersin. Jinef'i kaçırmaya geldiklerinde bebeğe bir şey olacağı korkusu ile tam bir saldırı düzenleyememişlerdi. Hamileliği boyunca aylarca çeşitli şekillerde saldırılar oldu ama o gün hepsinden daha farklıydı. Onlar için sağ kalan tek canlının Netrib olması yeterliydi. Yaptığımız kalkan büyüleri işe yarıyordu yaramasına ama Dramul'un aşırı sinirli ve endişeli hali bir çoğumuzun dengesini bozuyordu. Öyle ki bebeği olacağı haberine sevinememişti bile. Endişeleri yersiz çıkmadı. Altıncı ayda saldırılar başladı. Tüm aile buluşmaları ertelenmişti, herkes Vune'de kalıyordu. Ayrı olsak bile Netrib, Jinef'in karnında olmasına rağmen o kadar güçlüydü ki hissetmemek imkansızdı. Vune'nin kalkanını geçebilen tek Ariga Tlogur olmuştu. Öyle korkusuzdu ve güçlüydü ki arkasından kalkanı kapatmış olmamıza ve tek başına olmasına rağmen tüm gücü ile savaşıyordu. Tek hedef bebeği almaktı. Jinef yeni doğmuş olan Netrib'in gücünün bir kısmını emerek Dramul'un asasına mühürledi. Dramul bu sayede gücüne güç katmış oldu. Tlogur ile kapışması çok hızlı ve zorluydu. Tlogur'un elindeki asadan fırlattığı büyüler bir çoğumuza saplanıp bizi güçsüz ve acı içinde bırakıyordu. Elimden geldiğince şifa büyüsü yapıyordum. Daha yeni kendine gelmeye başlayan Jinef az da olsa bana yardım etmeye çalışıyordu. Netrib ise annesinin kucağında uyuyordu. O esnada Tlogur hiç beklemediğimiz bir hamle yaparak kalkanı içeriden kırdı. Hepimizin savaşa ve şifaya odaklanmamızı hedeflemiş ve kalkanı bize unutturmuştu. Kalkan kırılınca Mamgot ve Malukhlar içeri daldı. Hızla kalkanı kapattık ama bu esnada kalkan konusunda bana yardım eden Merz ağır yaralanmıştı. Mamgot içeri girer girmez tüm büyülerini benim üzerimde yoğunlaştırdı. Aze, Kyats ve Tobike ona karşı yetmiyordu. Dramul, Tlogur ile mücadele ediyordu. Üstelik ilk kalkan kırılmasında Tlogur, Karmok'u kalkandan dışarı itmişti. Her ne kadar Marşan onun arkasından gitmiş olsa da dışarıda Malukhların yanı sıra Şhabe ve diğer güçlü büyücülere karşı yeni gelen silahsızlardan biri ile beraber savaştığını düşünmek bile korkutucuydu. Marşan'a bir şey olmaması için normalden iki kat fazla uğraşmalıydı. Merz'den sonra ben ve Tobike de yaralanınca Dramul Jinef'in yanında olan Jilya ya da Pekhu'dan birini Mamgot'un karşısına göndermek istemiş olmalı ki bir an dikkati dağıldı. Pekhu hızla Kyats'ın yanına gitti. Jilya'nın yalnız kalması, Dramul'un bir anlık dalgınlığı Tlogur'un Jilya ve Jinef üzerine atağa geçmesine neden oldu. Saldrısı o kadar ani ve keskindi ki hiç birimiz neler olduğunu anlayamadan Aze kendini Tlogur'un önüne atmıştı bile. Tlogur'un fırlattığı tüm büyülü maddeler bedenine saplanmıştı. O an, Aze yere yığılır yığılmaz Netrib'den inanılmaz bir çığlık yükseldi. O ana kadar sakin sakin uyuyan bebek birden çılgınlar gibi ağlamaya başladı. Sanki aramızdan birinin ölümünü hissetmişti. O esnada neler olduğunu çoğumuz anlayamadık ama Tlogur ve Mamgot ellerindeki silahları kullanamaz hale geldi, Malukhların hepsi çamur yığınına dönüşüp cansızlaşarak düştükleri yerde kuruyup toz haline geldi, bizim tüm yaralarımız iyileşti, hatta Aze'nin ruhunun ayrılması bile yavaşladı. Bu güç karşısında Tlogur ve Mamgot geri çekildi ama güçlendirdiğimiz kalkandan çıkamadılar. Henüz silahlarını kullanamaz haldeyken Dramul, Jilya, Pekhu ve Kyats ikisini de öldürdü. Dışarıda Şhabe ve diğerleri bunu sezmiş olmalı ki bir süre sonra onların büyü güçleri de hissedilmez hale geldi. Herkes şaşkınlık içindeydi. Aze o an son olara Dramul'a fedakar olup olamayacağını sordu. Artık ruh olduğu için bizimle zihin yolu ile konuşabiliyordu. Kyats birden sinirle bağırmaya başladı.

____________________________

- Neden bahsediyorsun sen! Dramul geri çekme büyüsünü yapamaz mısın! Onu kurtaramaz mısın?

- Kyats neler oluyor! diye çıkıştı Jilya.

- Fedakar da ne demek! Kaç kişi başarabilmiş bunu!

Etraftaki herkes şok geçiriyordu. Herkes neler olduğunu anlamıştı. Aze Tlogur'un Ohtasına ruh olmayı teklif etmişti. İkisnin arasında geçen konuşmayı duyabilen tek kişi Kyats'tı. Bu da Aze'nin onun zihnine de girmesi sayesinde oluyordu.

"- Aze, bu ohtaya uygun olmayabilirsin." demişti Dramul." Ayrıca onu kullanabilecek kimse yok bizim aramızda."

"- Biliyorum. Ama Ohtayı Kyats'a verip deneyebiliriz." "En iyi silaha sahip olmak isteyen sen değil misin Kyats? Senin için hiç bir silah yeterli değil."

"- Saçmalama! Kimse senden bunu yapmanı istemiyor."

"- Dramul lütfen bu sizden son isteğim. Siz de benim isteklerimi dışlamayın. Lütfen."

Dramul, Tlogur'un Ohtasını aldı.

- Hayır bunu yapmana izin vermeyeceğim. Bırak ruhu huzura kavuşsun.

"- Biraz daha seninle kalmak istememi fazla görme Kyats. Keşke daha farklı olsaydı..."

Son sözleri söylediğinde Dramul onun ohtaya girmesi işlemini başlatmıştı. Ruhu renklerine dönüşüyordu. Kyats'ın kulaklarından, ağzından ve burnundan kan gelmeye başladı. Jinef hemen Netrib'i Pekhu'ya verip Kyats'ın yanına koştu.

- Dramul! Emin misin?

- Artık duramam. Aksi takdirde Aze boşlukta yok olacak. 

Kyats günlerce bilinçsiz yattı. Uyandıktan sonra kimse ile konuşmadı, yemek yemedi, ohtasına hiç dokunmadı, hatta başka bir silahla idman ya da büyü çalışması bile yapmadı. Aze'nin bedeninden sonra ruhunu da öldürdüğü düşüncesine kapıldı. aradan iki yıl geçtikten sonra Satseilo'nun köyündeki baskına giden grup saldırıya uğradı. Kyats gruba yardım için giden birlikteydi. O zamana kadar hep kılıç kullanmıştı. Ariga grubundan biri Kyats'ı bağlama büyüsü ile hareket edemez hale getirdi. Hedefi Kyats'ın belindeki Tlogur'a ait Ohtayı almaktı. Ama Değişken aktif oldu. Hepimiz Kyats'ın kullanımı ile aktifleşeceğini beklerken kan kırmızı ve lila renkler ohtadan sızmaya başladı. Kyats ilk defa ohtayı belinden savaşmak için çıkarmıştı.

 

Bölüm XXII
10/10/2016

Ame, Kyats ve Aze’nin hikayesini dinlediğinde kardeşinin yaşamasını daha da çok diledi. Kuramaun’un Knıd ile olan başarısız birleşimini duymak bile istemiyordu. Bir an Karden’in bunu da anlatıp anlatmayacağını düşündü. Yaşlı kadının yüzüne baktı. Karden sanki Kyats’ın Aze ile yaptığı o ilk savaşı düşüncelerinde tekrar yaşıyor gibi dalmış gitmişti. Ne birleşim sırasında olanları tam anlatabilmiş ne de o savaştan bahsetmişti henüz. Tek bildiği çok acı verdiği, Kyats’ın kulaklarından, ağzından ve burnundan kan geldiğiydi. Merakı daha fazlasını öğrenmek istemesine neden oluyor korkusu ise kulaklarını tıkayıp hiçbirini duymamış gibi davranmaya itiyordu. Aniden Dramul’un sesi ile irkildi.

- Birazdan ayrılacağım. Gappo’dan daha fazla uzak kalamam.

- Evet. Haklısın.

- Kyast yola çıkacak olanları belirlemiş olmalı. Artık sen de Dışe’ye dönsen iyi olur.

Asaliya’da kaldıkları yere Kyats Dışe adını vermişti. Ame’nin yaptığı kalkan büyüsü büyü gücü çok yüksek olanlar geldiğinde ince ipektenmişcesine bir altın renginde belli olduğu için koymuştu bu adı. Karden’in ne ara gittiğini bile anlayamamıştı Ame.

 Sanırım Kura’ya olanları ve savaşı dinleyemeyeceğim diye düşündü. Bu çok şaşırmasına neden oldu. Dinlemek istemediğini sanıyordu ama aslında ne kadar istediğini anlamıştı bu sayede. Sino eğer öldüyse onu ohtaya mühürleyip hep yanında mı tutmalıydı yoksa? Ame birden olduğu yerde durdu. Bu düşünceler neden birden bu kadar katı bir şekilde aklına yerleşmişti. Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu? Olacaklara kendini bu şekilde mi hazırlayacaktı? Daha umutlu düşünmeliydi. Sino yaşıyor ya da kurtarılacak durumda olmalı diye düşündü.

Dışe hareketlenmeye diğerleri de uyanmaya başlamıştı. Birçok kişi durumun ciddiyetinden yeterince haberdar değildi ve bu yüzden her zamankinden farklı bir manzara yoktu. Sadece hafif bir gerginlik vardı ki o da Ame’nin kız kardeşinin kurtarılmaya gidileceğine dair heyecanla karışık bir gerginlikti. Kyats yemekten sonra gidecek olanları açıklayacak, gidecek olanlara durumu anlatacak ve birkaç gün sonra da yola çıkılacaktı. İsimler ve Kyats’ın kararı neredeyse herkesi paniğe sürüklemişti.

Gicecek olanlar Kyats, Ame, Marşan ve Tama idi. Baara ve Nesij bir yana diğer şehirlerdeki daağuelerin hiç birinden seçilen olmamıştı. Herkes Asaliya’dandı. Dahası Asaliya’dakilerin Vune, Dığe ve Hujj’a dağıtılmasına karar verilmişti. Baara, Nesij ve birkaç genç daha buna karşı çıtı. Kyats sert bir şekilde;

- Ben ve Marşan burada olmayacağız. Bu tuzak olabilir. Asaliya’yı boşaltma nedenim bu. Asaliya dışında kimseyi seçmememin, deneyimli kahinlerin yerine özellikle Tama’yı götürme isteğimin nedeni de yine aynı. Eğer bu bir tuzaksa Jinef, Karden ya da Jan Tama’ya daha kolay ulaşacaktır. Ame ve Marşan’a gelirsek, Ame zaten bulunmalı ve Marşan’la çatışmaya girmek birçoğunuzdan daha rahat. Öncelikle ast üst ilişkisi var ve en az benim kadar iyi.

Böylece neden Pekhu, Jilya, Karmok ya da dramul’u yanına almak istemediği belli olmuştu. Bu grubun dışındaki herkes geriden destek olmak için hazırda bekleyecekti.

Dramul bunun farkına vardığı için gitmiş olsa gerek diye düşündü Ame. Hiçbir zaman yanılmamıştı şimdi olduğu gibi. Kyast mutlaka Karmok, Kurama ve Dramul ile bu konuyu tartışmış daha sonra diğerlerine açmış olmalıydı. Özellikle Karmok gibi ani çıkışları olan biri buna kesin karşı çıkardı.

Ame gün boyunca önce Marşan daha sonra Tama ve Kyats ile çalışmalar yaptı. Birbirlerine ve tarzlarına alışmaları gerekiyordu. Onlar kendi aralarında zaten oldukça iyi anlaşıyorlardı. Tama’nın, Vune’den değil de Dığe’den geliyor olmasına rağmen Kyats ve Marşan’a alışma süresi uzun süredir bu grupta olmanın verdiği tecrübe ile kısa sürmüştü. Ame için aynı şey geçerli değildi. Tama neredeyse hiç konuşmuyordu ve Ame düşünce kanalları ile anlaşmaya henüz alışamamıştı. Kyats ve Marşan’la daha kolay oluyordu çünkü tek yapmaları gereken şey birbirlerinin arkasını kollayarak savaşmaktı. Bu yüzden de karşılıklı savaş stil ve hareketlerine alışmak yeterliydi. Fakat Tama bir büyücü olduğu için kılıç elde gitmekten daha farklı bir stile sahipti. Ame’yi ve diğerlerini koruyacak ve onlara gerektiğinde direktifleri verecek olan kişi Tama’ydı. Tama ile yaptıkları çalışma üçlü oluyordu ve birinde Ame neredeyse ölecekti. Çalışma ormanda geçiyordu, Kyats ile Marşan Tama ile Ame’nin düşmanı rolündeydiler. Tama, Kyats ve Marşan’ın hareketleri ile Ame’yi bilgilendirmeli Ame ise ona göre hareket ederek savaşmalıydı fakat Tama ile frekansları hiç uyuşmuyordu. Kyats’ın kılıç darbesinden son anda sıyrılmıştı. Birkaç tel saçı dışında bedenindeki her şey yerli yerindeydi. Tabii bir de yaşadığı korku dolu dakikaların getirisi olan kalp atışları hariç.

- Acaba sadece kendi görü yeteneğimi mi kullansam? diye sordu Kyats’a.

- Hayır. Tama ile olmaya alışmalısın. Görü yetin var diye onu bu şekilde dışlayamazsın. Ayrıca gücüne ihtiyacın olabilir.

Kyats her zamankinden daha sert ve ciddi görünüyordu. Üç olarak kararlaştırdıkları gün dört olmuş nihayet Tama ile Ame frekanslarını yakalayabilmişti. Tama, Ame’nin direnişi olmadan zihnine giriyor Ame ise olmayacak yerlere girmeyeceğinden emin zihnini Tama’ya açabiliyordu.

- Sanırım Dramul, Jinef ve Kuramaun’dan sonra kanallarım konusunda fazla hassaslaştım, dedi Tama’ya.

- Haksız da sayılmazsın. Dramul ve Jinef bu konuda beni Kura kadar şaşırtmamıştı. Küçük bir çocuk benim kanalıma nasıl girebildi diye dikkatsizlik ettiğimi düşünmüştüm. Neyse ki onun dedikleri gibi farklı olduğunu anlamam fazla zaman almadı.

Ame Kura ile ilgili şeyleri dinlemeyi hep sevmişti. Netrib ve Kura ile ilgili o kadar çok ve çeşitli hikaye duymuştu ki. Herkesle bir yaşantıları vardı.

Dışe’ye döndükten sonra Kyats sabah yola çıkacaklarını ve dinlemeleri gerektiğini söyledi. O öğleden sonra çalışma yapılmamış, Baara, Nesij, Lami ve Sate Kurama’nın yanına Açba’daki Hujj’a gönderilmişti.

Kyats o gece yatmadan önce onlarla son bir konuşma yaptı. Marşan ve Tama olan biteni duyduktan sonraki gerginliklerini atmış gibi görünüyorlardı.

- Yarın ne olursa olsun hepiniz canlı kalmak için uğraşın. Birbirinizi ve kendinizi koruyun. Asla düşüncesizce bir harekette bulunmayın. Dört gün az bir süre biliyorum ama hepimiz birbirimizi yeterince tanımasak da anladığımızı sanıyorum. Daha önce de konuştuğumuz üzere bu basit bir kurtarma operasyonu değil. Sonuçları birçok nedene bağlı olarak değişebilecek bir durum. Tekrar tekrar aynı eyleri söylemek istemiyorum ama durumun ciddiyetini anlayın. Sino ölmüş olabilir, ölmemiş olabilir, ölmemiş ve bizim tarafımızda yer alacak olabilir, ölmemiş ve karşı tarafın yanında olabilir. Her duruma karşı hazırlıklı olmalıyız. Tama çok yorulacaksın biliyorum ama Pserey köyüne yaklaştığımız an tüm iletişim ve görü kanallarını açmalısın. Sana başka bir iş düşmemesini sağlayarak korumak için elimizden geleni yapacağız. Marşan ve Ame zorda kaldığınızda birlikte hareket edin. Benim zorda kaldığımı gördüğünüzde ise paniklemeden bir çaresine bakın. Hızlı ama doğru düşünün. Ame kendini çok zorlama ve bize güvenmekten de asla vazgeçme. Güvenmemen gereken kişiler olsaydık seninle bu yola asla çıkmazdık. Yarın gün doğumundan önce girişte Bjerin önünde olun. Jugale’den geçeceğiz.

 

BÖLÜM XXIII
25/10/2016

- Jugale mi? diye şaşkınlıkla bağırdı üçü birden. Marşan bile şaşırmıştı bu duruma.

- Evet. dedi Kyats sakince. Sanki her zaman yaptıkları bir şeymiş gibi.

- Ama nasıl? Pserey Köyüne kuzeyden, Vuneden gidilemez mi? dedi Marşan, şaşkınlığı üzerinden ilk atan o olmuştu.

- Tabii ki gidebiliriz ama bu bekledikleri bir şey olacak. Sonuçta Safon, Pserey Köyüne gideceğimizi biliyor ve bunu ya kuzeydeki Vuneden ya da Jagale sınırlarını dolaşarak yapmamızı bekliyor olacak. Büyük ihtimalle herkes alarma geçmiştir. Asıl anlamadığımız şey neden bu kadar zahmete girdikleri…

- Acaba Ame yüzünden mi? diye kendi kendine yüksek sesle düşünmüştü Tama. Ame’nin kendisine baktığını görünce kızardı birden. Yani demek istediğim daha önce de seni test etmek için benzeri bir şey yaptılar. Yine bir şeylerin peşinde olmalılar diye düşündüm sadece.

- Kesinlikle bir şeylerin peşindeler ama ne olduğunu kestirmek biraz güç. dedi Kyats.

- Peki nasıl gideceğiz? Vune'den ya da Jugale'nin doğu veya batısından dolaşmayacaksak nasıl?

- Jugale’deki Bjer ile.

- Jugale’de Bjer mi var? diye atıldı Marşan. Ne zamandan beri...?

- Aslında bilmiyoruz. Netrib orayı henüz dört yaşındayken bulmuş ya da bir şekilde yapmış. Başta yanlışlıkla oduğunu sanıyorduk ama asıl amacı devamlı bahsettiğimiz Jugale’ye gitmekmiş.

- Bjeri onun açtığını mı sanıyorsunuz yani?

- Emin değiliz ama evet. Küçük yaşta bunu yapması imkansız gibi görünüyor ama onun gücünün boyutunu düşünürseniz mümkün de.Kyats Marşan'ın sorularına sıkılarak yanıt veriyordu.

- Neden açmış peki?

- Kuramaun’un annesini kurtarmak için. Kura daima annesini Jugale’den kurtarmak istedi. Hala da bu konuda umut etmeye devam ediyor. Tabii hepimiz onun yanındayız fakat Jinef, Jan ve Karden henüz annesinin yerini tesbit edemediği için hiç harekete geçemedik. Kura, annesinin Jugale’deki kalede olduğundan o kadar emindi ki Netrib kendisinin bile nasıl olduğunu anlamadan Jugale’ye o Bjere gitmiş ya da bizzat açmış.

- Netrib’den beklenecek bir hareket, dedi Tama. Ne o, ne de Ame az önceki Marşan’la Kyats’ın diyaloğuna karışmamış sadece dinlemişti ama Tama, Netrib’in küçüklüğünden bu yana bir çok şaşırtıcı hareketine şahit olduğu için Ame ve Marşan kadar sarsılmamıştı.

- Jugale’dekilerin bu Bjerden haberdar olup olmadığını bilmiyoruz. Fakat şimdiye kadar varlığını bildiklerine dair hiçbir ize de rastlanmadı. Jugaledekilerin gücü küçümsenecek gibi değil. Sadece generaller değil Safon ve Taman’da dikkat edilmesi gereken güçlü büyücülerden. Üstelik Safon eskiden bizimleydi. Çoğumuzun hareketlerini okuyacak yeteneğe de sahip.

- Peki oraya 'biz' nasıl gideceğiz? Netrib’in bizimle gelmesi ihtimalini düşümek bile istemiyoruım.

- Yoksa peşinde oldukları şey o mu? diye atıldı Tama.

- Hayır, Netrib bizimle gelmeyecek… Ama-

- AMEEEEE! Kura’nın kızgınlık dolu sesi ile Kyast’ın sözü yarıda kesilmişti.

- Kura mı? şaşkınlıkla Kyats’a bakıyordu  Marşan.

Kura inanılmaz sinirli görünüyordu. Nefes nefese kalmış eli ile kapıya dayanmış sinirli bir şekilde bir Ame’ye bir Kyats’a bakıyordu.

- Bizi Bjere Kuramaun götürecek. dedi Kyats gözlerini Kura’dan ayırmayarak.

Kyats sözlerini bitirir bitirmez Kura saniyeler içinde yukarı çıkıp Ame’nin yakasına yapışmıştı. Hala nefes nefeseydi. Dramul olanları anlatır anlatmaz Bjere koşmuş ve Asaliya’ya gelmişti. O kadar sinirlenmişti ki bir Ame’ye bir de Ame'nin tam arkasında duran Kyats’a dönerek sorular sormaya başladı.

- Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Kız kardeşini ohtaya tıkmak da ne demek? Kyats buna nasıl izin verirsin? Kendini geç benim neler yaşadığımı bilmiyor musun? Ame, o senin kız kardeşin ona bunu yaşatamazsın! Kyats sana hiçbir şey anlatmadı mı?

- Kuramaun. Sakin ol. dedi Dramul.

Hepsi birden kapıya döndü. Belli ki Dramul Kura’nın arkasından gelmişti.

- Nasıl sakin olabilirim.

- Sana daha olanları tam açıklamadan çıkıp gittin! İnsanları dinlemeyi öğrenmelisin! Ame’nin kız kardeşi ölmemiş olabilir. Jinef de Jan da onun varlığını Pserey köyünde hissedebiliyor. Sadece çok cansız fakat hala orada. Ayrıca kimse kimseyi ricasını almadan ohtaya sokamaz bunu sen de Kyats da çok iyi biliyorsunuz. Şimi otur ve sakinleş!

Dramul Kyats’a dönerek;

- Üzgünüm olayı doğru dürüst anlamadan yanımızdan kaçtı. Onu Jinef bile durduramadı. dedi  Kura’ya dönüp dik dik bakarak. Döndüğümüzde Jinef’e bir özür borçlusun Kura!

Daha sonra diğerlerine dönerek;

- Sanırım Kyats sizinle konuşmasını henüz bitirmemiş.

- Ah bitmek üzereydi. Sadece Jugale’deki Bjer biraz akıllarını karıştırdı.

- Jugale'deki Bjeri Netrib bulmuş. Bildiğiniz gibi yer değiştirme büyüsünde en iyi olanımız Kura. Sizi oraya o götürecek. Pserey Köyüne yakın sayılır. Orayı henüz keşfetmediklerini düşündüğümüz için Pserey’e gitmenin en kolay yolu bu gibi görünüyor.

- Bir şartım var yoksa kimse hiçbir yere gidemez…  diyerek araya girdi Kuramaun.

Hepsi birden ona döndü. Dramul neler olduğunu tahmin etmiş gibi ona bakıyordu.Nazik ama isteksiz bir bakışla...

- Ben de sizinle geleceğim.

- Tamam. Kyats’ın bunu kabul etmesine Dramul bile şaşırmıştı. Karşı çıkacak gibi atıldı ama vazgeçti. Kyats’ın bir gerekçesi olmalıydı.

- Bizimle gelebilirsin. Ame’nin yalnız kalacağı bir an olması ihtimali bile beni ürkütüyordu. Fakat benim de şartlarım var. Şartlarım derken Kuramaun’u dikkatle süzüyordu. Ame’nin gölgesi gibi olacaksın. Yanından asla ayrılmayacaksın. Aramızda sahip olduğu yeteneği silahına aktaramayan tek kişi o. Ve herhangi bir karar aşamasına gelindiğinde olayları akışına bırakarak müdahale etmeyeceksin.

- Kızın ohtaya girmesi gibi mi?

- Aynen. Aksi takdirde yanımızda işin yok. Ayak bağı olduğunu asla düşünmem çünkü çok yeteneklisin fakat duygusallaşmanı da istemem. Kabul ediyorsan gel kabul etmeyeceksen de başka bir yol bulmaya çalışırım.

- Tamam kabul ediyorum. Olaylar akışına bırakılacak ve ben herhangi zorunlu bir durum olmadıkça Ame’den bir saniye bile ayrılmayacağım.

- Hiç bir surette ayrılmayacaksın. Zorunlu bir durum olmaması için Marşan,Tama ve ben varız. Kafana göre davranmak yok Kura.

Kuramaun’un sıkıştığı çok belliydi fakat kabul etmekten başka çaresi yoktu. Ya kabul edecek ve gidecekti, ya sadece sessizce onları Bjere gönderecekti ya da daha kötüsü başka bir yol seçmelerine ki bu Vune ile gitmek veya Jugale'nin etrafından dolaşmak demekti, göz yumacaktı. Gitmek istiyordu. Hem de çok istiyordu. Belki Tama ya da Ame orada annesini hissedebilirdi. İkisinde de aynı yetenek vardı ne de olsa…

 

XXIV. Bölüm
09/11/2016

- Ne annen mi?

- Evet. Yani oralarda bir yerlerde yanınızda olmama rağmen benimkine benzer bir güç hissederseniz eğer, bu o civarda olduğu anlamına gelir ve onun için de bir şeyler yapabiliriz… Belki.

Tama ve Ame ilk defa Kura’yı bu şekilde mahcup görüyorlardı. Kendisi hissedemediği için onlardan rica etmişti. İkisi de severek kabul ettiler.

-Tabii!

Kura bakışlarını Kyats’a çevirdi. Tedirgindi. Jugale yakınındaki görevlere giden tüm kahinlere rica ederdi bunu. Hiç reddedilmemişti bu isteği ama Kyats konusunda tedirgindi.

- Tamam, Tama ve Ame bu konuda uyanık olacaklar. Fakat Sino meselesinden sonra. Önce Pserey köyüne gidip bu işi halledeceğiz. Anlaştık mı, Kura?

- Evet. Tabii diye hevesle atıldı. Birden korkuyla sordu; Peki ya hissederlerse ve bizim zamanımız veya gidecek durumumuz olmazsa ne olacak?

- O zaman hemen bizimle iletişime geçilir ve yeni bir ekip hazırlanır. Sadece bu dörtlüden ibaret olmadığımızı biliyorsun, üstelik sana yardıma daima hazırız, diye cevap verdi Dramul.

Kuramaun’un eski canlılığı çok geçmeden yerine gelmişti. Ama Ame’yi bir köşeye çekip sıkıştırmayı da unutmadı.

- Ame, Knıd ve benimle ilgili bir şeyler söylemişlerdir kesin. Dengesinin ne kadar bozulduğu renklerinin değişiminden belli oluyordu. Saçları rengarenk olmuş gözleri de devamlı renkten renge giriyordu. Öyle ki odadakilerin hepsi aynı durumdaydı.

- Evet, olanları biliyorum.

- Knıd çok sakin ve cana yakın biriydi. İkimiz de Dramul’a ve Kyats’a hayrandık. Kyats derken sesini iyi ce alçaltmıştı. Gözlerinde endişe dolu bakışlarla devam etti; Kız kardeşin için de kendin için de bu konuyu dikkatle düşünmelisin. Neredeyse iki yıl oldu ama ben hala olanları atlatabilmiş değilim. Farkındaysan Kyats bile o kadar sene geçmesine rağmen bu konuda çok duyarlı. Grubun başına geçmesi ilk önce beni sinirlendirmiş olsa da mantıklı düşününce duruma en kolay hakim olacak kişi de o.

- Herkes Bjere toplansın. dedi Marşan.

Ame Kuramaun’a bir süre baktı ve elini uzatıp;

- Merak etme, Sino hayatta, nasıl bilmiyorum ama bunu hissediyorum. Buna inanmak istiyorum. Sino o ohtaya girmeyecek. İçimdeki sese güveniyorum.

- Ben de “sana” güveniyorum. Haydi gidelim.

Hepsi Bjerin önünde toplanmıştı. Kura’nın yaptığı taşıma büyüsünün etkisini rahat göstermesi için Jinef ve Karden’in yaptığı Bjeri mühürleyen büyüler bir süreliğine ortadan kaldırılıp, onların oraya gitmesine olanak sağlandı. Kapı normalde gri bir renk alırdı ama bu sefer koyu ve mat bir sarı renge bürünmüştü. İlk geçen Kyats oldu. Arkasından sırayla Tama, Ame, Kura ve son olarak da Marşan geçti. Kura‘nın yorulacağından ya da ters bir etki edeceğinden şüphelendikleri için Ame’de Tama da şifa büyüsü için hazır bekliyordu. Tama, Ame’ye bir bakış atıp;

- Gücünü buna harcama. İleride lazım olacak, dedi.

Ame biraz utanmıştı. Sonuçta Tama bir şifacıydı ve onun yanında ukalalık eder gibi olmuştu.

- Üzgünüm, diyebildi.

- Üzülme, bana güven. Diğer şifacılar kadar tecrübeli değilsem de onlar kadar güçlü sayılırım.

Aslında alındığı belliydi. Hafiften tersler gibi konuşmuş başını çevirip önden yürümeye başlamıştı. Kura yavaşça yanına yaklaşıp;

- Hmmm aslında konuşması bile mucize. Alındığında sessizce işkence eder genelde.

Ame Kura’ya dönüp yüzündeki ifadeyi görünce kıpkırmızı olup panikle,

- N-Ne demek bu şimdi, dedi.

- Kızarmana bakılırsa ne demek istediğmi anlamış gibisin diyerek gülmeye başladı Kura.

Gerçekten de neşesi yerine gelmişti Kura’nın. Ame şaşkınlığını üzerinden atınca anlayışla baktı arkadaşına. Kura için zor bir görevdi. Hem Knıd ile olanların ağırlığı hem de annesini bulabilme umudu onu ikiye bölüyor olmalıydı.

Bjer onları alabildiğince geniş, yüksek ağaçlarla kaplı ormanlık bir alana çıkarmıştı. Jinef’in rehberliğinde Tama önde yürüyordu. Pserey Köyü normal biri için birkaç günlük mesafedeydi ama onlar birkaç saat içinde orada olabileceklerdi. Ame, hala Kura’nın annesini nasıl hissedeceğini bilemiyordu. Dramul, Jinef ve Netrib’in güçlerinin benzerliği konusunda biraz daha uyanık davransa belki bu kadar yabancı olmayacaktı bu duruma. Acaba Sino’nun yaşadığını hissetmesi gibi bir şey miydi?

- Sanki fazla sakin değil mi? dedi Marşan.

- Evet. Bu durum çok can sıkıcı ve her an tetikte olmak çok yorucu, dedi Ame birden. İçindeki tedirginlik gittikçe büyüyordu.

Ormandaki ağaçlar çok sık değildi bu yüzden birkaç metre ilerisini görmekte zorluk çekmiyorlardı.

- Jinef, köyün ileride gördüğümüz tepede olduğunu söyledi, dedi Tama eliyle yaklaşık beş yüz metre kadar ilerideki tepeyi göstererek.

Tama’nın bu sözlerinin üzerine hepsinde gözle görülür bir gerginlik hali ortaya çıktı. Hepsi birden Kyats’a dönüp ne diyeceğeni beklediler. Kyats bu beklentiyi fark edip ve onlara dönerek;

- Daha önce yaptığımız plana bağlı kalacağız. Tama sen, Ame ve Kura şimdilik burada kalacaksınız. Marşan ve ben gidip her hangi bir tehlike olmadığından emin olana kadar da burada kalın. Saldırıya uğrarsak ne yapacağınızı biliyorsunuz.

- Her zamanki gibi düşmanın güç seviyesine göre uzak ya da yakından destek vereceğiz.

- Evet Kura. Her zamanki gibi. Düşüncesizce ve ani davranmayın. Buradan en kötü ihtimalle geldiğimiz kadro ile dönmeliyiz.

Üçü bir ağızdan;

- Tamam! dedi.

Marşan ve Kyats göz açıp kapayıncaya kadar ufacık iki nokta haline gelip tepeye yaklaşmışlardı bile. Tama bir yandan Jinef'le konuşup bir yandan Kyats ile iletişim halinde bekliyordu. Karden ve Jan da uzaktan Pserey Köyünü gözetim altında tutup Jinef’i bilgilendiriyordu. Ame’nin zihninde yine bazı görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Generallerin ikisini de görebiliyordu. Tama’ya generaller orada dedi. Kura panikle ona döndü. Tama’nın gözlerindeki panikten çok şaşkınlık ifadesiydi.

- Ciddi misin? Neredeler, dedi Kura. Tam o esnada Tama;

- Az önce Jinef de aynı şeyi söyledi, dedi şaşkınlıkla.

Ame transa geçmiş gibiydi. Ne Kura’yı ne de Tama’yı duymuyordu sanki.

- İki tanesi burada yanlarında Safon ve güçlü olduğunu düşündüğüm biri daha var ve onların dışında bir çok da Malukh. Generaller ve diğer iki büyücü yanlarında onlarca Malukh ile beraber köyün sağında kalıyor. Sol tarafta sadece Malukhlar var ama sayıca çok fazlalar.

Tama, Ame’nin dediklerini zihin kanalları ile Kyats ve Marşan’a aktarıyordu. Buna rağmen Kyats ve Marşan sol tarafa yönelmediler. Bunu gören Kura;

- Neden sol taraftan gitmiyorlar?

- Bilmiyorum. Belki Maluklarla uğraşarak güçlerini harcamak yerine onları merkezde bir yerde gizlenerek beklemek istiyor olabilirler. Şu durumda ilk hamleyi bizim yapmamamız çok tehlikeli olacaktır.

- Belki de hepsi bir yanılsamadır, dedi Ame sakin bir tavırla.

Kura ve Tama ne demek istediğini anlayarak ona hak verdi. Bir çok kez Arigaların tuzağı ile karşılaşmışlardı. Üstelik bunların ikisi Ame ile ilişkiliydi. Kyats'la gittiği ilk görev ve Tobike’nin başına gelenler Ame’yi doğrudan ilgilendiren iki olaydı. Bu kadar kısa aralıklarla üçüncü bir tuzak saçma gibi görünse de olmayacak şey değildi.

- Kyats’tan gelecek haberi beklemeliyiz.

Üçü de bu konuda aynı fikirdeydi. Çok geçmeden Kyats Kura ile iletişime geçti.

- Kura, Ame ve Tama’yla köye gelin. Bizi fark etmemiş olmaları imkansız ama henüz bir hareketlenme olmadı. Ame’ye söyle hissedilmemeniz için bir büyü yapsın. Ayrıca Ame’ye buraya geldiğinizde büyüyü çözmemesini ve Marşan'la benim büyüden etkilenmememizi sağlamasını da söyle. Sen de Bedr ile bizim güçlerimizi hissetiğin yere taşı onları. Acele etme. İşlerin ters gitmesini istemeyiz... Çok dikkatli olun.

Kura, Ame ve Tama’ya dönerek Kyats’ın dediklerini iletti. Ame ise yola çıkmadan önce Kyats’ın dediklerini hatırlamıştı.

- Kura’ya dikkat et. Onun ele geçirilmesini istemiyorum. Şuan aramızda parlaklığı ile en çok dikkat çekecek olan o. Hala neyi hedeflediklerini bilemiyoruz.

Ame hissedilmemeleri için babasının defterinde okuduğu Pse büyüsünü yaptı. Bunu Kunj büyüsü ile birleştirerek gücünü arttırdı. Kura ise onları Kyats ile Marşan'ın bulunduğu, köyün meydanına çok yakın bir çitfliğin ambarına taşıdı. Kunj bu taşıma işlemine etki ederek normalden daha hızlı bir hale getirmişti. Ame oraya gider gitmez, Kyats’ın dediği gibi Pse büyüsünü çözmedi ama büyünün onlara tesir etmesini engellemek için Kunju çözdü.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Kunj ha? Akıllıca bir büyü.

- Ne diyorsun sen, Safon? diye gürledi Mamgot.

Safon, Mamgot'a anlamlı bir bakış atarak yanlarında elleri ve ayakları zincirlenmiş bilinci yarı kapalı adama baktı ve;

- Bu büyüyü senden mi öğrendi yoksa? Ha Sohrok? dedi.

 

XXV. Bölüm
09/12/2016

Safon, Kunj büyüsünü hissetmişti fakat büyü kuvvetli olduğundan kaç kişi olduklarını henüz çözememişti. Hala, zaten orada olan iki kişinin varlığını hissedebiliyordu. Yeni gelenlerle ilgili ise bir fikri yoktu. Sadece Sohrok’un yaydığı parlaklığa yakın birini hissettiği için bunun Ame olduğunu kesitrebiliyordu.

- Acaba Dramul ya da Jinef de onlarla olabilir mi?

- Jinef… diye tısladı Mamgot.

Yerde yatan Sohrok kıpırdanmaya başlayınca Safon ona yine sersemletme büyüsü yapmayı düşündü ama vazgeçti. Bir şekilde karşıdakileri harekete geçirmeliydi. Sol tarafta yoğunlaşmayarak, onları oradaki tuzağa çekmeyi düşünseler de akıllıca davranarak bu tuzaktan kurtulmuşlardı. Sohrok hafiften kendine gelmeye başlamıştı.

- Ne var biliyor musun Sohrok? Dedi adamın bitap yüzüne bakıp.

- ….

-Hala konuşamıyorsun bile. Ama korkma artık oğlun burada. Seni kurtaracak. dedi ve kahkaha atmaya başladı.

Kımıldayacak hali bile olmayan Sohrok'un gözlerindeki bakıştan, Safon’un söylediklerine şaşırdığı belli oluyordu.

- Ame, diyebildi.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

Ame oturduğu yerde doğruldu.

- Tlogur ve Mamgot. İçerideki generaller onlar. Safon’un yanında onlar gelmiş. Sanki onları görmemde biri bana yardımcı oluyor gibi.

- Ya diğer güçlü büyücü?

- Güçlü fakat hissiyatı diğerleri gibi değil.

- Düşük rütbelilerden biri olmalı. General dediklerimizin ast ve üstleri de vardır. Mesela Safon. Hiçbir general onun sözüne karşı gelemez.

- İyi de “general” asırlardır süre gelen bir rütbe. Safon sadece bir süredir onlarla beraber. dedi Marşan Kyats’a bakıp.

- Evet ama Safon yeterince parlaklığı olsa Tseirk olacak güce sahip.

-  O kadar güçlü mü yani? diye homurdandı Kuramaun.

- Evet güçlü. dedi Kyats. Marşan’a bakarak devam etti. Yaptığımız saldırı planında ufak bir değişiklik yapmamız gerekiyor sanırım.

- Değişiklik mi? diye çıkıştı Ame.

- Ame seni hissetmiş olmalılar. Safon senin onları görmene bu kadar kolay izin verecek biri değildir.

- Acaba Sino’dan dolayı olabilir mi? dedi Kuramaun. Diğerlerine dönerek açıkladı; Hatırlarsanız sizden annemi yani bana benzer bir gücü hissederseniz beni bilgilendirmenizi istemiştim. Acaba onlar da yanlarında bulunan Sino’nunkine benzer gücü olan Ame’yi hissetmiş olabilirler mi?

- Çok mantıklı. dedi Kyats.

- Şu durumda ayrılmalıyız, değil mi?

- Evet Marşan. Sen, Tama ve Kura ile birlikte kuzey uca gideceksin. Böylece biz onlara göre sizden daha güneyde kalacağız. Bulundukları yeri iki farklı kutuptan izlemiş oluruz böylece.Diğer bölgelerin aksine kendilerine bu kadar yaklaşmamızı beklemiyorlardır. Tama, güvenli bir yer bulmaya çalış.

- Tamam.

- Kura, sen de onları kuzeydeki güvenli bir yere taşı.

- Tama’nın işi bitince sizi hissedilemez hale getirir ve beraber gidersiniz. Marşan, ilk saldırıyı bir açık yakaladığımızda senin gerçekleştirmeni istiyorum. Kura’yı elinden geldiğince bu işe dahil etmemeye çalış. Safon ve generallerden çok, şu düşük rütbeli canımı sıkıyor. Çünkü o hariç diğer üçüne karşı nasıl savaşacağımızı az çok kestirebiliyorum. Ame, senden bir süre daha görüntüler yakalamak için kendini zorlamanı istiyorum. Bu Marşan’a, saldırıya geçmesi için fırsat yaratabilir.

- Peki.

- İşte geldim. Fark eden olmadı. İzlenme belirtileri yoktu hiç. Kuzeyde köyün çıkışında bir kulübe var. Çok küçük bir yer değil. Fakat şuan onların bulundukları yere çok yakın. Senin de dediğin gibi oraya gidebileceğimizi hesaba katmamış olmalılar ki, izlendiğimi hissetmememi buna bağlıyorum. Kulübenin altında bir kat daha var. Sığınak ya da depo olarak kullanılmış olsa gerek ama şimdi boş. Ayrıca girişi de belli olmuyor. Oraya gidebiliriz.

- Tamam, siz kulübeye doğru gidin. Benden haber bekleyin. Büyük ihtimalle uzun sürmeyecek çünkü Safon daha fazla beklemeyecektir. Oyun oynamayı sevdiğini biliyorsunuz.

Tama Marşan ve Kura ile birlikte, Jan gibi köyün etrafını gezip bulduğu kulübeye gitti. Kyats ve Ame ambarda kalmıştı.

- Ame, onlar gider gitmez varlığını açık hale getir. Safondaki iki kişi hissiyatı değişmemeli.

- Tamam. dedi ve Ame üzerindeki büyüyü kaldırarak Marşan’a uyguladı.

- Bu Safon’u kandırabilir mi bilmiyorum ama umut etmeliyiz.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Biri gitti biri geldi. Bunlar beni aptal mı sanıyor?

- Ne diyorsun yine Safon?

- Kafası sadece savaş büyülerine çalışan generaller için zor bir durum tabii Mamgot. Hissettiğim büyücülerden biri, hissedemediğim diğerleri ile kayıplara karıştı. Bu ne demek biliyor musun?

- Başka bir taraftan saldıracaklar.

- Bingo! Aferin Mamgot. Safon Mamgot'un ismini basstıra bastıra söylüyordu. Generallerin kendisini sevmediğini biliyor, bu yüzden de devamlı en kolay sinirlendirebildiği Mamgot'a saldırıyordu.

- Sence arkamızdan dolanma ihtimalleri nedir? diye sordu bu sefer Tlogur'a dönüp.

- Aslında düşünmedim değil ama bize yaklaşmaktansa uzaklaşmayı tercih edip öncelikle köyün diğer yakasındaki Malukhları da hallecek olabilirler. Tabii geldikleri yönün aksi olan uçurumu hesaba katmamak lazım. Kendilerini köşeye sıkıştırmayacaklardır. dedi Tlogur.

- Haklısın, tüm ihtimaller mümkün. Kimlerin geldiğini bilsem işime o kadar çok yarardı ki. dedi Safon sinirle.

- Hnnm…

- Ne o Sohrok… Bakıyorum da ses çıkaracak kadar kendine gelmişsin. Oğluna merhaba demek istemez misin? İstersen hissiyatını belirginleştirebilirim.

Sohrok hala konuşacak kadar güçlenmemişti. Olduğu yerde kımıldayamadan homurdanıyordu.

“Bir şeyler yapmalıyım” diye düşündü. “Büyü gücüm kısıtlanıyor. Neredeyse hiç halim yok. Hapis tutulduğum mahzenden çıktığımdan bu yana sersemletme büyüsü yapılıyor. Mahzendeki pranga yüzünden enerjim emiliyordu zaten bir de sersemletme ve kısıtlama büyüleri beni tamamen çaresiz hale getirdi. Bir şey yapmalıyım ama ne?” diye durumunu değerlendirmeye başladı. “Neresinden bakarsam bakayım durumum umutsuz.”

Tam o sırada birinin zihnine girmeye çalıştığını hissetti. Bu parlaklığı tanıyordu.

- Ame?

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

Ame birden irkildi. Kyats’a seslendi.

- Kyats sanırım diğer büyücünün kim olduğunu… Kyats, o babam. Başta Sino olabileceğini düşünmüştü ama bu babasıydı.

Kyats şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerle Ame’ye bakıyordu.

- Ne…? Nasıl…? Seninle iletişime mi geçti.

- Hayır, bir süredir onun zihnine girmeye çalışıyorum. Diğerlerinden daha zayıf gibi geldiği için yapabileceğimi düşündüm.

- Zayıf mı? Sohrok mu?

- Evet, sanki bilinci kapalı gibi.

- Mümkün olabilir mi böyle bir şey? Sohrok burada olabilir mi? Ya Sino? Ona dair bir iz var mı? Hissiyat, görüntü her hangi bir şey…!

- Hayır.

- Çok ilginç. Keşke Sohrok’un kendini toparlayabilmesi için bir yol olsa. Bize büyük yardımı olurdu. diye yakınmaya başladı Kyats

- Aslında var.dedi Ame.

 

XXVI. Bölüm
19/12/2016

“Bu çocuk büyüler hakkında daha ne kadar bilgi sahibi?” diye düşünmeden edemedi Kyats. Uzaktan birine büyü yapmak sadece kendini şifacı veya kahin olarak geliştirenlere özel bir yetenekti.

- Dramul’un bunu söylemiş olması çok işimize yarayacak.dedi Ame'ye. Yüzündeki memnuniyet belli oluyordu ama ciddiyetini de koruyordu.

- Sanırım bu büyüyü Sino için düşündüler. ”Yaşıyor olması ihtimalini göz ardı etmemeliyiz.” demişti Dramul...

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Ame, seninle konuşmalıyım. demişti gitmeden önce yanına gelip. Beraber antrenman sahasının kenarındaki izleyici bölümüne oturdular.

- Ame, eğer şansımız varsa Sino hala hayattadır. Senden öncelikle bundan emin olmanı istiyorum. Zihin bağlanma ve öngörü konusunda bir kahin kadar yeteneklisin. Jan sana Nır büyüsünü bilip bilmediğini sormamı istedi.

- Evet, hakkında okudum ama hiç yapmadım.

- En azından ne olduğu ile ilgili bir fikrin var. Gittiğinize de bu büyüyü kullanma ihtimaline karşın diğerlerine büyü konusunda sana fazla yüklenmemelerini söyleyeceğim. Yüksek derecede enerji kaybına neden olacaktır. Eğitimlerinden sonra bir süre en yakın köydeki hasta insanların ve hayvanların iyileşmesinde bu büyüyü kullanmanı istiyorum. Normalde onların üzerinde parlak bir büyücüye göre çok kolay tesir eden bir büyü ama büyük ihtimalle civar köylerin buraya olan mesafesi Pserey köyünde Sino’nun tutulduğu yerden daha uzak olacağı için hemen hemen eşit derecede enerji harcamana neden olacak.

- Tamam, Kyats gidişimizi bir gün erteledi zaten. Bu yüzden dört gün çalışabilirim.

- Hayır, son gün dinlenmelisin. Hem silah eğitimi hem de bu, fazla enerji kaybına neden olur. Buradaki işini bitirince başlarsın. Akşama kadar burada kalıp seni izleyeceğim.

- Peki.

Ame üç gün boyunca antrenmandan sonra civar köylerdeki hastaları tedavi etmekle uğraştı. Gerçekten de Nır insanın enerjisini çok harcıyordu. İlk gün yemek masasında uyuya kalmıştı. İkinci gün en azından yemeği bitirip odasına çıkacak kadar enerjisi vardı. Üçüncü gün de ikinci gün gibi olmuştu. “Umarım bu işin altından kalkabilirim” diye düşünmüştü o gece yatağa girdiğinde.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Baba.

- Ame! Bu gerçekten sen misin?

- Evet, baba. Birazdan sana Nır büyüsü yapacağım. Bu yüzden iyileşme belirtilerini yanındakilerden gizleyebilir misin?

- Biraz güçlenebilirsem, evet.

- Peki başlıyorum.

“Ame’nin burada ne işi var. Yanlış hatırlamıyorsam ona bu büyüyü öğretmemiştim. İkisine de öğretmemiştim.  Yazdığım notlardan mı öğrendi acaba?” Sohrok çok şaşırmıştı. Ame en son beklediği kişiydi. Yavaş yavaş güçlenmeye başlamıştı.

- Safon ve generalleri kandırmak için görünüşümde değişiklik olmaması için uğraşacağım. Vücudumdaki berelenmelerin geçtiği belli olmamalı. Büyüyü bir süre daha, biraz daha az enerji kullanarak yapmaya devam et Ame. Safon’un buradaki büyü yoğunluğunu anlamasını istemiyorum.

- Peki. Zaten birazdan diğerleri saldırıya geçecek. Oradakilerin sana dikkati az da olsa dağılacak.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Tama, Marşan birazdan saldırıya geçecek. Onların bulunduğu yere kadar ona güçlendirme ve gizlenme büyüsü yap. Fakat bunu yaptığını biraz da olsa belli et.

- Tamam ama bu Marşan’ın yerini belli etmez mi?

- Onları içten vuracak bir silahımız var artık.

- İçten vurmak mı? Nasıl?

- Sen dediklerimi yap. Bana güven.

Marşan bunu duyar duymaz harekete geçti. Kuramaun Tama ile kalmaktan memnun görünmese de bir şey söylemiyordu.

- Bu kadar surat asma yoksa benden hoşlanmadığını düşüneceğim Kura.

- Neden surat astığımı biliyorsun.

- Sen de neden ileride olamayacağını biliyorsun. O yüzden dikkatini topla her an sana ihtiyaç olabilir. Burada olmanın tek nedeninin bizi taşımak olduğunu düşünüyorsan o ayrı.

- Tabii ki de hayır! Ben de savaşmak istiyorum.

- O zaman tetikte ol. Karşımızdaki düşman hafife alınır türden değil.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Ahaaa! Harekete geçtiler. Ve Kuzeyden saldırıyorlar. Sanırım yanlarında yeteneksiz bir büyücü getirmişler. Çok uğraşmasına rağmen gizleme büyüsünün içindeki güçlendirme büyüsünü saklayamıyor. Bu yüzden de gelenin sadece bir kişi olduğunu anlayabiliyorum.

- Safon bekliyor muyuz? Harekete geçelim mi? Mamgot bunu o kadar aksi bir tavırla sormuştu ki Safon’un kendilerini yönetmesinden hoşlanmadığı çok açıktı.

- Tlogur sen git. Yanına Malukhlardan da al.

Tlogur hiçbir şey söylemeden ayrıldı.

- Ah bana saygı duymayı asla öğrenemeyeceksiniz. diye söylendi Safon. Bu söylediği Mamgot’un homurdanmasına neden oldu ama Safon çok üzerinde durmadı. “Şuan bu ikisiyle uğraşamam. İşime bakmalıyım.” diye düşündü.

Tam bu sırada güneyden köyün merkezinde saklananların tarafından da bir saldırı başladı. Hem de hiçbir gizlenme büyüsü olmadan tek bir kişi.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Ame ben de saldırıya geçeceğim. Üzerimde herhangi bir büyü yapmana gerek yok. Sadece buradan çıkana kadar beni gizle ve sonrasında büyüyü kaldır. Geldiğimi bilmelerini istiyorum.

- Bu çok tehlikeli olmaz mı?

- Bu kadarını göze almalıyız. dedi ve ambardan çıktı. Ame kısa bir süre ona gizlenme büyüsü yapıp geri babasına döndü.

-  Ame, bu kadar yeterli. Kalanını kendim halledebilirim. Bu gidişle senin hiç enerjin kalmayacak.

“Gerçekten de enerjim çok düştü. Asaliya’daki köylere yaptığım büyüden daha kısa sürmesine rağmen şuan yaptığım büyü beni neredeyse tüketti.” diye söylendi Ame.

Kyats gizlilik büyüsünü kaldırıp belirdiği an Mamgot da birçok Malukhla beraber bulundukları yerden çıkmıştı. Safon ortalarda yoktu. Kyats’ı da Marşan’ı da izlemeye başladı. Özellikle de Kyats’ın silahını çok yakından ve ilgiyle izliyordu. Ohtadan sadece kırmızı ışık yayılıyordu. Kyats ve Mamgot’un ikisi de çok güçlü olduğundan dolayı savaşları geniş bir alanın tahrip olmasına neden oluyordu. Mamgot hamlelerinde ne kadar sert ve kaba ise Kyats da bir o kadar esnek ve akıllıca davranıyordu. Kyats, Mamgot’un kalkanı ile sertçe vurmasıyla neredeyse yüz metre uçmuş ve arkasındaki bir evin duvarına hasar vererek sertçe çarpıp düşmüştü. Bir anlık dalgınlık mücadelenin Kyats’ın aleyhine dönmesine neden olmuştu. Çok zeki değilse de savaş tecrübesi çok olan Mamgot bundan yararlanmayı iyi bilmişti ve çok güçlü bir saldırı gerçekleştirmişti. Ame hızla bir iyileştirme büyüsü yaptı. Kura’da Kyats’ı başka bir yere taşıdı. Tama, Kura’ya dönüp gülümsedi. Kura utanmıştı başını kaşıyarak utandığını belli etmemeye çalıştı. Kyats’ın dikkatinin dağılma nedeni; Marşan’ın, Tlogur’un karşısında çok güç duruma düşmüş olmasıydı. Çok yaklaşmamaya çalışarak Tama ve Kura, Marşan’ın Tlogur ile olan mücadelesini izleyerek ona destek oluyorlardı. Tlogur’un daha iyi durumda olduğu belliydi. Esnek ve hızlı hareketleri ile savuşturmayı başarsa da Tlogur’un ohtasının büyü parçalarına kılıçla karşı koyamıyordu. Kyats ise Mamgot’la savaşma konusunda artık daha rahattı. Darbeden sonra epey toparlanmıştı.

Ame, Kyats’a güçlü bir şifa ve güçlendirme büyüsü yapıp Marşan’a döndü. Tama zorlanıyor olmalıydı. Ona yardım edip etmemek arasında kaldı. Neyse ki yaptığı bazı büyülerin etkisi Marşan’a yaklaşan Malukhların etkilenmesine neden olduğu için devre dışı kalmışlardı. Malukhlar büyünün etkisiyle kuruyarak toprağa dönüyor ya da çamurlaşıyorlardı. “Bu büyüyü ondan öğrenmeliyim. Çok işime yarayacaktır.” diye düşündü. Büyüyü biliyor olsaydı Kyats da Malukhlarla uğraşmayıp sadece Mamgot’a yoğunlaşabilirdi.

Tama, Marşan’a ne kadar iyileştirme büyüsü yaparsa yapsın Tlogur’un ohtasından fırlayıp Marşan’a saplanmış olan büyü parçacıkları iyileşmeyi geciktiriyordu. Tama onun vücudundaki bu parçaların olduğu yerleri büyü ile kapatıp iyileştiremediği için kanama devam ediyordu. Mor parlaklıkların olduğu büyü kalıntıları açıkça görülüyor ama nedense tedavi edilemiyordu. Kura, Kyats’a yaptığı gibi Marşan’ı da taşıdı ama Tlogur büyü izlerini takip etmekte zorlanmıyordu. “Ne de olsa kendi büyü gücü zorlanmaması normal. Acaba Marşan’a yardıma mı gitsem?” diye düşündü Kura. Kyats’ın bu fikirden hoşlanmayacağını biliyordu ama Maşan’ın Tlogura karşı çok zorlandığı da açık bir şekilde ortadaydı. Tlogur, bir kez daha Kura’nın taşıma büyüsünün yerini Marşan’daki kendi büyü parçacıklarının hissini izleyerek rahatlıkla bulmuştu. Kura, Marşan’ı bir at harasına taşımıştı. Tlogur neredeyse Marşan’la aynı anda oraya varmıştı. Tama’nın da Kura’nın da elinden gelen çok bir şey kalmamıştı. Zaten yeterince yaralı olan Marşan birkaç darbe daha alırsa hayatı tehlikeye girecekti. Kura Tama’ya dönüp;

- Buna daha fazla dayanamam. Sırf ben ortaya çıkmayayım diye Marşan’ı ölüme mi terk edeceğiz, deyip atılacağı sırada Tlogur, sol omzuna isabet eden kalın ve uzun bir bir ok ile yaralanmıştı. Tlogur’a ok atan kişiyi her iki tarafın da tanımadığı şaşkınlıklarından belli oluyordu.

- Sizler de kimsiniz? dedi adam sinirle.

Bölüm 27
09/01/2017

Tlogur hızla dönüp yeni gelen adama saldırdı. Tlogur kadar olmasa da uzun boylu ve kaslı biriydi. Tlogur’un kendisine tek kelime etmeden saldırması biraz şaşırtmış olsa da anında elindeki yayı bir mızrağa dönüştürerek saldırıyı karşılayabildi.

- Bu saldırıyı karşıladı ha? diye şaşkınlık içinde Tama’ya döndü Kura. Tama’da kendisi gibi çok şaşırmıştı. Sadece o değil Kyats ve Mamgot da olan bitene bir anlam verememiş gibi bakıyordu. Mamgot hızla Tlogur’u püskürtmüş olan bu yabancıya doğru atıldı. Tam uzaklaşmak üzereyken Kyats önüne geçerek;

- Burada bir şeyler unutmuyor musun? dedi.

Kura bu boşluktan yararlanarak Marşan’ı yanlarına taşıdı ve Tama ona şifa büyüsü yapmaya başladı.

- Acele edin bu yeni gelenin kim olduğunu bilmiyoruz. Tlogur’la bu şekilde dövüşebildiğine göre çok güçlü olmalı. Bize karşı nasıl davranacağından emin olamayız. dedi Kyats.

Yabancı sayesinde Mamgot’a karşı üstünlüğünü arttırmıştı. Mamgot o kadar şaşkındı ki Kyats’a odaklanamıyordu.

“Neredeyse Safon kadar güçlü bu adam” diye düşünmekten kendini alamamıştı Mamgot.

“Tlogur’un fırlattığı büyü parçalarının hiç biri denk gelmiyor hatta elindeki Kurama’nın ki gibi her şekle giren silahı kalkan haline getirerek geri bile püskürtüyor.” diye geçirdi içinden Kyats da.

- Marşan’ın kalkanı aynı işlevi görmemişti ondaki fark ne? diye sordu Tama.

- Farklı bir büyü kullanıyor olmalı. Ben daha çok güce dayalı bir saldırı gerçekleştiririm onunki Jilya’nın saldırısına daha çok benziyor. diye cevap verdi Marşan. Konuşurken çok acı çektiği beli oluyordu.

- Evet, gerçekten de Jilya gibi kendi silahına ve karşısındakinin silahına büyü yaparak güç dengesini değiştiriyor. Bunu Netrib’de de görmüştüm. dedi Kura düşünceli bir tavırla. Ardından Marşan’a dönerek;

- Kendini fazla yorma bir çaresine bakacağız. diye ekledi.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

- Kura, Tama! Neler oluyor orada? diye sordu her şeyden uzak olan Ame. Onların yanına gitmek istiyor ama babasını bırakamıyordu. Babasına yaptığı büyüye devam etti.

 ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

Tlogur’la çarpışan yabancı birden ortadan kayboldu. Kimse bir şey anlayamamıştı. Bu kısa aralık Marşan’ın iyileştirilmesine yetmemişti. Tama panikle şifa büyüleri yapmaya ve Marşan’ın bedenindeki büyü parçalarını etkisiz hale getirmeye devam ediyordu. “Tlogur yabancının peşini bırakıp bize saldırabilir.” diye düşündü Beklediği gibi de olmuştu. Tlogur büyü parçalarının izlerini takip ederek Tama, Kura ve Marşan’ın yanına gelmişti. Elindeki silahı bir kez daha aktif hale getirdiği esnada bir ok daha, onlar nereden geldiğini dahi anlayamadan önce Tlogur’a ardından tam Tlogur’un karşısında duran Marşan’a saplandı. Okun karnını delip geçtiği Tlogur da, koluna saplanan Marşan da acı içinde bağırdılar.

- Kimsiniz bilmiyoruz ama buradan gidin! diyen sesini duydular yabancının.

Tama ve Kura aynı anda;

- Marşan! diye bağırdı. Marşan’ın bilinci kapanmaya başlamıştı.

Tlogur yabancıya saldırdı. Fakat o da fazla dayanacak gibi görünmüyordu. Yarası hareketlerinin yavaşlamasına neden oluyordu. Bu durumdan yararlanan Kura hemen Tama ve Marşan’ı Ame’nin yanına taşıdı.

- Ame, Tama ile birlikte daha hızlı olabilirsiniz. Marşan’ı iyileştirmeyi denemelisiniz. dedi.

Ame;

- Tama ile birlikte büyü yapabilmek için babamın üzerinde kullandığım büyünün gücünü azaltmalıyım. Safon’un babam tam toparlanamadan durumunu fark etmesini istemiyorum. dedi.

- Daha Tlogur’un büyü parçaları temizlenememişken bir de bu yabancının okunda bulunan büyünün eklenmesi Marşan’ı iyileştirmemizi çok yavaşlatıyor. Daha güçlü biri gerekli. Ame, Dramul ile iletişime geçmelisin! Marşan’ın durumu ağırlaşıyor. İkimizin müdahalesi yeterli olmuyor! dedi Tama.

- Tamam!

- Ame, Safon gitti. dedi Sohrok birden.

- Gitti mi? dedi. Sonra Tama ve Kura’ya dönerek babasının dediklerini onlara da söyledi.

- Gitmiş mi? diye sordu ikisi de bir ağızdan. Nereye?

- Bilmiyorum ama az önce birden ortadan kaybolmuş. Yakınlarda varlığına dair bir hissiyat da yokmuş. Diye Tama ve Kura’yı yanıtladıktan sonra babasına; - Baba artık oradan çıkacak kadar güçlendin mi?

- Sandığından daha iyiyim. Yaralarımın kapanması bile yeterliydi ama sayende büyü yapabilecek enerjim de oldu. Biraz daha dayanın. Kısa bir süre daha…

Ame babasının üzerindeki büyüyü kaldırarak Marşan’a tüm gücü ile büyü yapmaya başladı. Tama ortaya çıkan güce şaşırmıştı. “En az Netrib kadar güçlü ve Kura kadar dengesiz” diye düşündü.

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

Mamgot elinden geldiğince Kyats’ın kendisine yaklaşmasına izin vermiyordu. “Şaşkın olan sadece ben değilim. Eğer ortalık bu kadar karışmasa ona kesinlikle yenilmiştim. Üstesinden gelemeyeceğim kadar güçlü. Üstelik o elindeki şey! Tam bir baş belası. Yaydığı enerji yüzünden Malukhların hepsi ziyan oldu!” Tlogur yabancı yüzünden yaralıydı ve ok onu delip geçmiş arkasında da iyileşme engelleyen bir çeşit büyü bırakmıştı. “Safon hala Sohrok’un yanında mı? Neden bir şeyler yapmıyor?” diye düşünürken kadın birden yanında bitiverdi.

- Şuna bir el atmalıyım artık. Tlogur’un durumu kötü iyileşmesi zaman alacak bir de sen çıkma başıma. dedi.

Ellerini pelerininden çıkararak havaya kaldırdı. Gökyüzü bulutlanmaya başlamıştı. Şiddetli bir fırtına çağırıyordu. Gök gürüldemeye şimşekler çakmaya başlamıştı. Tek tük damlalarla başlayan yağmur birden hızlandı. Kyats hemen büyük bir ağacın sık dalları altına girdi. Safon’un gücü doğadaki her şeyi zehirlemekti.

- Tama, sakın olduğunuz yerden çıkmayın. Safon harekete geçti.

- O zaman biz de geçeriz. dedi Sohrok. Kyats’ın hemen yanında duruyordu.

- Sohrok…!

- Hala şu saçma tozlardan yapıyor musun?

- Evet. dedi Kyats gülümseyerek ve küçük bir kese çıkarıp Sohrok’a uzattı. Sohrok kesedeki tozdan çok az bir miktar aldı.

- Tahmin ettiğim gibi güçlendirmişsin. Ame’nin bu kadar dayanıklı olma nedeni de bu mu? Başını evet şeklinde sallarken Kyats’ın yüzündeki gülümseme hala olduğu yerde duruyordu.

Safon, Sohrok’u Kyats’ın yanında görünce yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi.

- Demek yapmaya çalıştığınız buydu ha?

- Evet ve şu sonradan gelen de işimizi kolaylaştırdı. Hey Safon! Bir kez daha kapışmaya ne dersin? dedi Sohrok ve elinin bir hareketi ile tüm bulutları dağıttı.

- Sanırım bu teklifini geri çevirmek zorundayım Sohrok. diyerek geriye çekildi.

- Bu halde bile beni yenemeyeceğini mi düşünüyorsun yoksa? Bak ne kadar da güçsüzüm.

- Seni tanırım Sohrok. Oyununa gelmeyeceğim. Artık gidiyoruz. dedi.

Üçü birden yok olmuştu. Kyats ve Sohrok hemen diğerlerinin bulunduğu ambara gittiler. Sohrok içeri girer girmez Marşan’ın yanına gitti.

- Kenara çekilin. dedi.

Elini Marşan’ın başına koydu. Marşan’ın bilinci daha hızlı yerine geliyordu.

- Çok güzel doğru büyüleri kullanmışsınız. Ama daha gidecek yolunuz var. dedi Tama ve Ame’ye bakarak.

- Baba…

Ame, Marşan’ın tedavisini bitirip elini başından çeken Sohrok’a doğru tedirgin adımlarla ilerlemeye başladı. Sohrok daha sabırsız davranarak onu kolundan tutup kendine çekti ve sarıldı.

- On beş yıl. Bu inanılmaz. dedi. Gözyaşları sessizce akmaya başlamıştı. Babasına sımsıkı sarılan Ame gürültülü bir şekilde ağlamaya başladı. Sohrok hala kendi kendine mırıldanıyordu…

- On beş yıl…

Kyats Kura’ya dönerek;

- Hemen Bjere gitmeliyiz. Bizi oraya taşıyabilir misin Kura? dedi.

- Tamam.

Kura hemen taşımak için gereken büyüyü yaptı elerinden ruhunun sahip olduğu karışık renkler yayılmaya başlamıştı ama olmuyordu. Şaşkınlıkla Kyats’a baktı.

- Olmuyor. dedi. Sadece büyünün olmaması değil ambarda Kura’nın dengesizliği ile değişmesi gereken renkler bile normalde oldukları gibiydi. Şaşkınlıkla Kuraya döndü;

- Ne? Nasıl olmuyor?

- Önce burada olanları “bize” anlatmaya ne dersiniz?

Hepsi birden sesin geldiği yere döndü. Az önceki yabancı ambarın kırık dökük ıvır zıvırlarla dolu asma katında duruyordu.

- “Siz” kimsiniz? dedi Kyats etrafta başka biri daha var mı diye bakınarak.

- Bence onu biz sormalıyız.

- Daağue diye bir şey duydunuz mu? dedi Sohrok araya girerek.

- Daağue mi? Siz onlardan mısınız?

- Evet. Bizler Daağueyiz.

Karşılarındaki yabancının arkasından biri daha çıktı.

- Bir çocuk ha! dedi şaşkınlıkla Sohrok.

- Hey onlar Daağueymiş. Duydun mu bunu? dedi heyecanla yanındakine. Kocaman olmuş gözlere ve büyük bir gülümsemeyle karşısındakilere bakıyordu. Kura’nın dengesizliği işe yarıyormuş gibi saçları kırmızının birçok tonunda gözlerinin de biri sarı diğeri turkuaz rengindeydi.

- Evet duydum. dedi diğeri terslercesine. Sert ve yabani bakışlarını onlara dikmişti. Gözleri simsiyahtı.

- Gördün mü gerçekten varlar! Gördün mü? Doğru söylüyormuşum değil mi? Artık bana inanırsınız!

- Güzel bir saklanma büyüsü. Kimden öğrendiniz bunu? diye araya girdi Sohrok.

- Siz, bizi biliyor musunuz? Biz-

- Hey! Fazla konuşma. Önce emin olmalıyız. Şu tanıştığın çocuğu sor onlara.

- Ah! Evet! Adı neydi? Hmmm… Eeee… Hatırlayacağım. Bekle biraz.

- Yeşil saçlı ve yeşil gözlü bir çocuk. İlk defa yaklaşık dokuz yıl önce gelmiş ve beş yıl öncesine kadar ara ara buraya gelmeye ve bizimkiyle oynamaya devam etmiş. Daağue olduğunu söylemiş. Yıllardır onu sayıklayıp ilerideki o garip yerde onu bekler.

- Netrib mi yoksa? diye atıldı Kura.

- Evet. Netrib. O nerede? Gelmedi mi?

- Hayır o gelmedi. deyiverdi Kura karşısındakinin hevesini görünce.

- Ahh! Çok yazık! Oysa onu görmeyi çok istemiştim.

- Gitmeliyiz. Çocuk yaralı. dedi Sohrok Marşan’ı işaret ederek.

- Bizimle gelin. Okun büyüsü çok güçlüdür. Şuan rahatlamış gibi görünse de içerde kalan bir parça dahi büyü varsa onu içten içe zehirler. Zeze büyüyü çıkarmanıza yardım edecektir.

- Zeze mi? Sohrok ve Kyats bir ağızdan bağırmışlardı.

- Evet. Bizi buraya o gönderdi...

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Güzel beğendim. İkincisin'de bi kötü karakter bekliyorum :D

Teşekkürler. :D Planladığım gibi giderse bir kaç çeşit olacak :) 

 

İşte buna sevindim :D Devamını bekliyorum Janset abla :)

Daha diğeri bitmeden bunu attım sömestr tatili geliyor ne de olsa... 15 gün ders öğrenci, görmeyeceğim.. Ders müfredatını hallettim mi buralara daha çok vakit ayırabileceğim  :wub:

 

Ohooo şimdi burda da güncel bekle [emoji14] Çok güzeldi okurken içimden bitmesin dedim ama bitti devamını bekliyoruz :)

《♡♥♡》Akame For Ever 《♥♡♥》

Gelecek gelecek... Devamının hepsini yazıp seneye falan komple atayım sen de hepsini beraber oku.. :P  Ama öyle olunca da uzun deniliyor :wacko:  Beğenmene sevindim :D

 

Walla ne diyim güzel olmus ama okurken bile korktum ha :) :))öyle okul-romantik tarzda da yazarsan korkmadan okurum :)

Okul-romantik tarzında yazmak isterim de ona da korkulu ciddi bir şey eklerim diye düşünüyorum  :rolleyes:  napiim azıcık korku, azıcık aksiyon, biraz kalp atışı olmadan olmuyor gibi...  :ph34r:  :wub:  :rolleyes:  :P  ;)

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Teşekkürler. :D Planladığım gibi giderse bir kaç çeşit olacak :)

Daha diğeri bitmeden bunu attım sömestr tatili geliyor ne de olsa... 15 gün ders öğrenci, görmeyeceğim.. Ders müfredatını hallettim mi buralara daha çok vakit ayırabileceğim :wub:

Gelecek gelecek... Devamının hepsini yazıp seneye falan komple atayım sen de hepsini beraber oku.. [emoji14] Ama öyle olunca da uzun deniliyor :wacko: Beğenmene sevindim :D

Okul-romantik tarzında yazmak isterim de ona da korkulu ciddi bir şey eklerim diye düşünüyorum :rolleyes: napiim azıcık korku, azıcık aksiyon, biraz kalp atışı olmadan olmuyor gibi... [emoji14]h34r: :wub: :rolleyes: [emoji14] ;)

Sen bitir 500 sayfa roman olsa gene okurum hikaye (Konu, olaylar vs.) gerçekten ilgi çekici o çocuğun gözünden yaşadım okurken olayları aktarma konusunda çok iyisin bu hissi en son okudugum harry potter romaninda yasamistim devamını sabırsızlıkla bekliyorum. :)

《♡♥♡》Akame For Ever 《♥♡♥》

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Sen bitir 500 sayfa roman olsa gene okurum hikaye (Konu, olaylar vs.) gerçekten ilgi çekici o çocuğun gözünden yaşadım okurken olayları aktarma konusunda çok iyisin bu hissi en son okudugum harry potter romaninda yasamistim devamını sabırsızlıkla bekliyorum. :)

《♡♥♡》Akame For Ever 《♥♡♥》

 

 

Sana diyorum yazmaya devam et gene harika, devamını sabırısızlıkla bekliyorum  :wub:

 

Edecek, edecek... Boş her anımda yazıyorum zaten :D 

 

Ay bu kadar sevilmesi çok mutlu edici ya   :4:  :7:

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap


  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×