Jump to content
Türk Anime TV Forum

Ripper Actual

Üyeler
  • İçerik sayısı

    75
  • Katılım

  • Son ziyaret

Ripper Actual Hakkında

  • Derece
    Level 1

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Belirtilmedi
  • Konum
    Željava Air Base

Güncel Profil Ziyaretleri

1.046 profil görüntüleme
  1. Ruh İkizi

    Kimse fikrimi sormadı ama iş olsun olsun diye söyleyeyim. Manyetizmanın kanunları aşk'ta geçerli değildir. Birbirine karakter olarak zıt olan insanlar da, aynı olan insanlar da gayet aşık olup mutlu/ mutsuz olabilirler. Onun için bu konuları o kadar kafaya takmayın. Ha bir de, sırıl sıklam aşık olsanız dahi asla zamanınızın tümünü beraber geçirmeyin. Belirli aralıklarla birbirinizden azıcık uzak kalın ve kafanızı toparlayın. Birbirinize nefes alacak, "motoru soğutacak" zaman bırakın. Ya da boş verin ya. Sevgi dediğiniz şey beyninizin gönderdiği bir kimyasal sinyalden ibaret. Gidin anime izleyin. 2D her zaman 3D'den üstündür benim için.
  2. Renegade - Nekketsu Koha Kunio-Kun

    Nekketsu Koha Kunio-Kun (2013) RENEGADE NAMENNA YO!! Tecmos tarafından yaratılan, Kunio-Kun oyun serisinin Nintendo 3DS'te 2013 yılında çıkan oyununu vede serinin 27. yılını kutlamak amacıyla çekilen bu 17 bölümlük mini seriyi tanıtmak için öncelikle oyunların geçmişi hakkında kısa bir bilgi vermek gerekiyor. Hikayenin ana karakteri Kunio, başını derde sokmadan duramayan ve saniyede kendisini kavganın ortasında bulabilen, motorlu çetelerden (bosozoku) yakuzalara kadar neredeyse herkesle kavga edebilen agresif bir lise öğrencisi. Batıda "Renegade" olarak atari salonlarında ortaya çıkan "Nekketsu Koha Kunio-kun" adlı ilk oyunda görülmüştür. Her ne kadar çok süper bir oyun olmamasına rağmen, oyun (en azından Japonya'da) o kadar tutmuştur ki, şu ana kadar 30 kadar oyunu yapılmıştır. Batıda "River City Ransom" olarak çevrilen ikinci oyun NES'in en klasik oyunlarından biri kabul edilir. Kunio-Kun serisi sadece bir beat'em up olarak kalmamıştır. Futbol, buz hokeyi, atletizim hatta hafif RPG türü oyunları bile çıkmıştır. Serinin şiddet teması oyunların türü değişmesine rağmen devam etmiştir. Spor temalı oyunlarda mesela, sadece skor yapmaya değil, rakibinizi bir güzel benzetmeye de devam edersiniz. Bu spor türü oyunların içlerinde herhalde en meşhur olanları, bazılarınızın hatırlayacağı Super Dodge Ball ve Nintendo World Cup (GOAL 3)tır. Technos'un bir diğer meşhur serisi Double Dragon ile ufak tefek bağlantıları vardır. Kunio-Kun serisi genellikle ilginç grafik stili ile tanınır. Karakterler şişmanca, koca kafalı, Japonların Chibi ya da Super Deformed adı verdiği şekildedir. Bu koca kafalı veletlerin birbirlerinin canını çıkartırken yaptıkları abartı yüz ifadelerini izlemek çok eğlenceli. Serinin komik şiddet öğeleri de meşhurdur. Her ne kadar kan ve ölüm temaları olmasa da, kafaya yenilen yakar toptan, surata yenen zincire kadar her türlü abartı dövüş hareketini seride bulabilirsiniz. "Nekketsu" kelimesi Japonca "Sıcak kanlı" demektir. Türkçe'de ki anlamıyla alakası yoktur zira, Nekketsu anime ve mangalar da agresif, kavgadan kaçmayan karakterler için kullanılır. "Koha" kelimesi ise "Sert Çocuk" manasına gelir. Serinin hikayesi genelde ana karakter Kunio üzerine yoğunlaşır. Kankası Riki ile birlikte bazen Tokyo'da, bazen de abartıp Dünya'nın dört bir tarafında başlarını bir beladan diğerine sokarlar. Hikaye Nekketsu lisesine yeni gelen transfer öğrencisi Kunio, birden bire kendini ülkenin dört bir yanından gelen "sert çocukların" hedefi olarak bulur. Kunio her ne kadar başını derde sokmadan duramasa da, yumruklarını her zaman sadece adalet için kullanmaktadır ve çoğu zaman zayıf öğrencileri korumak için kavga eder. Yeni lisesinde daha ilk günden okuldaki kızlardan biri olan Misako dan bir yanlış anlaşılma sonucu (Hehehehe) yumruk yer ve kendini nehirde bulur. Islak üniforma ile okula gidemeyeceğinden okulda camdan bir bölmede saklanan beyaz bir "Hakuran" (önü kapalı, kravat yada gömleği olmayan, iki parçadan oluşan erkek öğrenci üniforması) bulur ve onu giyer. Giymesi ile işlerin karışması bir olur. Giydiği üniforma 20 yıl önce Japonya'da okullarda düzeni sağlayan, adalet savaşçısı bir öğrenciye aittir. Onu giydiği anda Japonya'nın her yanından gelen "sert çocuklar" ona meydan okumaya başlarlar. Karakterler Kunio (Takuro Ohno) Hikayemizin ana karakteri, Kunio yaramaz ama altın kalpli bir lise öğrencisidir. Kavga etmek dışında pek bir şey bilmediği için daha okulun ilk gününden başını derde sokar. Birazcık saftır ve özellik karşı cins konusunda kabiliyetsizdir. Buna rağmen yüksek bir adalet duygusuna sahip olduğu için yumruklarını sadece masumları korumak için kullanır. Bu tutumu yüzünden kendisine meydan okumak isteyen öğrencilerden, çete üyelerine hatta mafyaya kadar herkesle başı derde girer. Riki (Yukihiro Takiguchi) Kunio'nun ezeli rakibi ve en yakın arkadaşı Riki, Hanozono lisesinin koruyucusu ve en iyi dövüşçüsüdür. Kunio'nun aksine kızlarla arası iyidir. (En azından kendi öyle düşünmektedir.) Kunio efsane Hakuran'ı giydikten sonra Riki ona meydan okur ama sonradan ikiside yakın arkadaş olup okullarının başına musallat olan belaları beraber hallederler. Misako (Kaho Takashima) Nekketsu lisesinin en popüler kızlarından biri olan Misako aynı zamanda bir Enka (Japon geleneksel müziği) şarkıcısıdır. Daha ilk günden Kunio ile aralarında nahoş (Hahahahaha...) bir olay geçmesine rağmen ikisi seri devam ettikçe yakınlaşmaya başlarlar. Kunio'ya olan yakınlığı yüzünden Misako'nun başı bir türlü dertten kurtulmaz. Dizide ki Misako karakter olarak oyun serilerindeki Misako'dan bayağı uzaklaşmış. Kunio Tachi no Banka'yı oynayanlar bilirler, Misako dizide ki gibi sürekli kaçırılan bir kız değil kendini gayet rahat koruyabilen ve dövüş konusunda Kunio'dan aşağı kalmayan bir karakterdi. Hiroshi (Kousuke Hatakeyama) Gözlüklü, ürkek bir öğrenci olan Hiroshi, okulun "ineği" dir. Okul birincisi olmasına rağmen zayıflığı nedeniyle diğer öğrenciler tarafından sürekli zorbalığa maruz kalır. Kunio'nun zayıfları korumaya çalışmasından etkilenir ve onun en büyük destekçisi ve hayranı olur. Ama Kunio'ya olan yakınlığı nedeniyle onunda başı sürekli derde girecektir. Misuzu (Suguru Hamada) Taiyo lisesinin belalı öğrencisi Misuzu, devasa boyutlara sahip, erkeksi görünümlü bir "Sukeban"dır (kavgacı, belalı kız öğrenci) . Güzel olmadığı için sürekli dalga geçilen Misuzu en sonunda zıvanadan çıkar ve bütün okulu ele geçirir. Kunio ile karşılaşmasından sonra, hatasını anlar ve onun arkadaş grubuna dahil olup Kunio ve diğerleri ile birlikte şehirdeki zorbalarla savaşmaya başlar. (Erkek bir oyuncu tarafından canlandırılmış.) Tadokoro (Donpei Tsuchihira) Kunio gelmeden önce kendisini Nekketsu okulunun koruyucu ilan eden Tadokoro'nun okulda ne yaptığı pek belli değildir. Kendisi öğrenci olamayacak kadar yaşlı olmasına rağmen efsane Hakuran'a duyduğu saygıdan dolayı okulda kalmaya devam etmiştir. Bütün uyarılarına rağmen, Kunio üniformayı giyince bir felaketin gerçekleşeceğini anlamış ama Kunio'nun adaletli ve cesur karakterini farkettiğinden itibaren, kendini Kunio'nun "sağ kolu" olarak atamıştır. Sonuç "Renegade" Dünya'da ki en çok tanınan, popüler oyun serilerinden biri olan Kunio-Kun serisine yazılmış bir aşk mektubu gibi duruyor. Karakterler, bir kaç istisna dışında oyunlardaki hallerine uygun olarak yapılmış. Riki'nin mavi renk saçlarını gördüğünüzde sizde bunu anlayacaksınız. Oyun serisinin uçukluğu ile bu tür Japon dizilerinde genelde ortada olan abartı sahneler eklenince, "Renegade" izlemesi gayet eğlenceli ve komik bir dizi haline geliyor. Kunio-kun serisi ile hatta video oyunları ile alakanız olmasa bile kaçık bir lise draması izlemek isterseniz kesinlikle bir göz atmanızı öneririm. Dizi 17 bölümüyle, viki.com da İngilizce alt yazılarıyla bulunmaktadır. Link: https://www.viki.com/tv/25714c-renegade
  3. TÜRK-JAPON BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ KURULUYOR

    Eğitimi Japonlar veriyorsa sıkıntı yok. Bizimkiler veriyorsa kötü. Bizim millet hala tahtaya ördek çizerek, "maymunlar niye insan olmuyor" diyerek ya da matematikçiler, felsefecilerle biyoloji konusu olan evrim teorisini çökertmeye çalışıyor. Her gün twitterda evrim karşıtı bir hashtag görmekten nevrim döndü. Japonlar işin başında olsun. Bilim bizim neyimize?
  4. Galip Tekin’le Türkiye’de Çizgi Romancılık Sohbeti!

    Bugün kendisini kaybettik. İnanılmaz derecede yetenekli, yaratıcı ve sınırsız bir hayal gücüne sahip bir insandı. Mekanı cennet olsun.
  5. Persona 5

    Persona 5 Let us start the game... Japonya'da çok uzun süredir en popüler JRPG serilerinden biri olan Shin Megami Tensei serisinin en yeni ürünü Persona 5, PS4 ve PS3 için uzun bir bekleme süresinden sonra sonunda aramıza katıldı. Peki bu oyun bu uzun beklemeye değdi mi? Evet. Sonuna kadar. Persona 5, tıpkı serinin bir önceki oyunları gibi Japonya'da geçiyor. Bu kez mekanımız hikaye için yaratılmış hayali bir şehir değil, başkent Tokyo. Ana karakter işlemediği bir suçtan dolayı hüküm giyen ve yaşının küçük olması nedeniyle adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış bir lise öğrencisi. Gözlem altında tutulmak üzere Tokyo'da özel bir liseye gönderilen ana karaterimiz (Eylül 2016'da çıkan Persona 5 mangasında ismi "Akira Kurusu" olarak geçti.) daha okulun ilk gününden kendini büyük bir belanın ortasında bulur. Anlayamadığı bir nedenden dolayı kendisini "Metaverse" adı verilen alternatif bir boyutta "Shadow" adında ki canavarlar tarafından kovalanırken, Morgana adlı konuşan bir kedi ile karşılaşır ve içinde olduğu boyutun "Palace" (Saray) adında, insanların "çarpıtılmış arzuları"nın yarattığı bir yer olduğunu öğrenir. Bundan kısa bir süre sonra, rüyasında artık Persona serisinin demirbaşlarından biri olan Igor ile karşılaşır. Igor ve yardımcıları Justine ve Caroline, kahramanımıza "Palace"ları ortadan kaldırmadığı sürece bu boyutları yaratan insanların asla düzelmeyeceklerini ve eninde sonunda Dünya'nın sonu geleceğini söyleyerek, onu bu problemi çözmekle görevlendirirler. Kahramanımızın elindeki tek silahları, Persona adı verilen insan ruhunun ana maddesi olan hayali varlıkları kullanarak Shadow'lar la savaşmak ve yozlaşmış insanların "kalplerindeki hazineleri çalarak" onları eski hallerine döndürmektir. Tıpkı bir önceki oyunlar gibi Persona 5 bir temaya sahip. Bu kez hikayenin teması, toplumun birey üzerinde ki baskıları ve bireylerin bu baskılardan kendilerini özgür bırakma istekleri. Serinin diğer oyunlarında olduğu gibi din ve inanç ile ilgili bazı sorularda var. Persona 5, tipik bir turn-based JRPG. Oyundaki karakterler yendikleri düşmanlardan kazandıkları tecrübe puanları ve para ile kendilerini geliştirerek, yeni teknikler öğrenerek güçleniyorlar. İlk defa Persona 3'te ortaya çıkan "Günlük Hayat Simülasyonu" bu oyunda da devam ediyor. Bir yandan Palace'ları ortadan kaldırmaya çalışırken, bir yandan da, günlük hayatınızda arkadaşlarınızla aranızı iyi tutup, derslerinize çalışıp ya da yaptığınız faaliyetlerle, kendinizi güçlendirmeye çalışıyorsunuz. Oyundaki bazı karakterlerle aşk yaşamanız bile mümkün. Tıpkı bir önceki iki oyun gibi Persona 5 bir zaman sınırlamasına sahip. Hedeflerinizin belirtilen tarihten önce kalplerini çalamazsanız oyun sona eriyor, bu nedenle elinizde ki zamanı iyi değerlendirmeniz çok önemli. Persona 3 ve 4'te olduğu gibi Persona 5 birden fazla sona sahip. En iyi sonu alabilmeniz için dikkatli olup, bazı kritik noktalarda söylediğinize dikkat etmeniz gerekiyor. Persona 5 gerek içerik, gerekse sunum bakımından zirvede bir oyun. Daha ana menüden bu oyunun kendine özgü bir stili olduğunu anlayabiliyorsunuz. Karakterlerin anime portreleri, Shoji Meguro tarafından yapılmış İngilizce sözlü şarkıları, saldırı animasyonları, zaman zaman gördüğünüz anime cutscene'ler otakuların kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlayacak. Bunun dışında zaman zaman başınızı ağrıtacak derecede yoğun hikayesi size sürekli "acaba şimdi ne olacak?" sorusunu sorduruyor. Bazen sırf hikayenin bir sonraki adımında ne olacağını öğrenmek için oynamaya devam etmek isteyeceksiniz. Persona 5, JRPG hayranları için mutlaka oynanması gereken bir oyun. Gelmiş geçmiş belki de en iyi JRPG oyunlarından birini oynamak istiyorsanız ve bir PS3/PS4 sahibi iseniz, bu oyunu sakın kaçırmayın. Ek bilgiler: Daha önceki oyunları oynayanlar Igor'un sesinin farklı olduğunu fark edecekler. Bunun bir nedeni var. Oynayıp görün. Oyunun İngilizce seslendirmeleri pek iyi değil. Atlus'ta bunun farkında olsa gerek ki, Japonca seslendirme seçeneğini bedava DLC olarak PSN'e koydular. Persona 3 ve 4'te ki gibi aynı anda bir kaç kızı birden idare etmek gibi bir cinlik düşünüyorsanız, 15 Şubat'ta sizi "hoş" bir süpriz bekliyor. Atlus, hala kimsenin (büyük ihtimalle kendilerinin bile) anlamadığı bir nedenden dolayı Persona 5'in PS4'te ki ekran ve video alma seçeneğini kapattırdı. Oyunun hikaye ağırlıklı olduğu için kimseye spoiler verilmemesi nedeniyle bu kararı aldıklarını belirttiler. (Salak herifler) Bu nedenle kendi çektiğim screenshot'lar yerine elalemin resimlerini kullanmak zorunda kaldım. (Atlus bir şeyi iyi yapsa başka bir konuda batırıyor malesef) Kawakami ve Makoto oyundaki en iyi kızlar. Sakın benimle bu konuda tartışmaya girmeyin. Aranızda bir hain var... Kim olduğunu büyük ihtimalle ilk gördüğünüzde anlayacaksınız. PC'de çıkmayacak. Boşuna heveslenmeyin.
  6. Özlü Sözler

    Duyduklarının hiç birine, gördüklerinin de yarısına inanma.
  7. Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun

    Biraz önce kadınlar günü dolayısıyla Bilgi Üniversitesinde yapılan etkinliğe, satırlı ruh hastaları tarafından saldırı gerçekleştirildiğini öğrendim. Şu aralar hep kendime aynı soruyu soruyorum: "Ne günah işledim de bu memlekette doğdum?" Sonumuz hiç iyi değil.
  8. Birim 731 (+18)

    Bu gene iyi halleri. 80li yıllara kadar Kore'ye Japonya'dan bir kurşun kalem bile girmesine izin verilmezdi. 90ların ortasında araları ufak ufak düzelmeye başladı. Genede aralarında kalıcı bir husumet olduğu doğrudur. İnsanlık işte. Biz asla soylu bir ırk olamadık. Bense bu aralar tam tersini diyorum. Psikopatlık konusunda Japonları çoktan solladığımızdan eminim. Atom bombası gibi bir silahı, 2. Dünya Savaşı gibi korkunç bir savaş sırasında bulan taraf onu kullanır. Bunun kaçarı yok. Hiroshima ve Nagazaki hiç olmazsa Japonya'yı teslim olmaya zorladı. Eğer "Downfall" yani Japon adalarını denizden işgal planı gerçekleşseydi, kayıplar iki bombanın toplamından daha beter olurdu. Japonya kraterlerle dolu bir ülke haline gelir, Japonlarda tehdit altında olan bir nesil haline gelirlerdi. Japonlar 2. Dünya savaşından sonra tıpkı Almanya gibi büyük ölçüde demilitarize oldular. Bir daha böyle bir şey yapmazlar merak etme. Zamanında Polonyalılarda Alman tanklarına atlarla saldırdı diye bir şehir efsanesi vardı. Bu da onun Asya versiyonu herhalde. Ama gerçekse de hiç şaşırmam. Japonlarda Türklere karşı ayrı bir tür sevgi yoktur. Onlar yapıları itibari ile tüm milletlere olmasa da, çoğu milletlere karşı kibar davranırlar. Naziler Almanya'nın başına gökten zembille inmediler. Alman halkı onları getirdi. Japonya'da da durum kısmen böyle. Tarihte hep böyle olmuştur. Devletin başında ki dallama(lar) saçma sapan işler yaparlar, bedelini halk öder. Bu herkes için geçerli. Böyle olmasını istemiyorlarsa, en başta bu tür insanları ülkenin başına getirmemeliler. Sen gider, elin Korelisini, Çinlisini köle yaparsan, katledersen (Nanjing katliamı hala Dünyadaki sayılı sapkınlıklardan biridir), savaş esirlerine hayvan gibi davranırsan, Avrupa'da milleti toplama kamplarına tıkıp onlardan sabun yapan ruh hastaları ile ittifak kurarsan; eğer halk isen, devletin bunları yaparken sen de sesini çıkarmıyorsan, elin adamı da gelir senin tepende bir nükleer silah patlatır, sen de bir şey diyemezsin. Japonların işgal ettiği yerlerde de masum insanlar vardı. Ne ekersen onu biçersin demişler.
  9. My heart beats, isn't it ?

    "My heart beats, doesn't it?" "My heart is beating, isn't it?" Gramer Nazi Mode Deactivated.
  10. Broken World : Project Starhawk

    Kafeterya. Akşam saatleri. MARI: Heeeeyyyy Navyyy. Nasıl gidiyoooorr…? NAVY: Sen içki mi içtin? MARI: Nereden anladııın?… Hahahaha… Biliyor musun kafeteryada içki servisine izin vermen verdiğin en iyi karardı. NAVY: Pek emin değilim. MARI: Valla. Ciddi diyorum. <sallanmaya devam et> Yani düşünsene, her gün canımızı tehlikeye atıyoruz. Canlı olarak geri geleceğimiz belli değil. <hıçkır> Hayatımıza azıcık renk katmak iyi bir şey. NAVY: Sen öyle diyorsan… MARI: Teşekkürleeer… ^_^ Bana hep iyi davranıyorsun. NAVY: Sorun değil... MARI: Yo gerçekten! Sen çok iyi bir is… issa… insansın. Harika bir arkadaşsın. NAVY: Eh… Mari, biraz fazla içtin sanırım. Daha fazla— MARI: …Tabi… <Navy’e dik dik bak> eğer niyetin başka bir şey değilse… NAVY: …??? MARI: <sallanmaya devam et> Beni sarhoş edip, kirli emellerine alet etmek istemiyorsan!! NAVY: …Mari? Sen neden--- MARI: <Yüksek sesle ağlamaya başla> Bunu bana nasıl yaparsın! Sen benim arkadaşımdın!! <Ağlamaya devam et> NAVY: Ne? Neyi yaptı--- MARI: <hıçkırarak ağla> Ne kadersiz bir kızım!!! En yakın arkadaşlarımdan biri beni tuzağa düşürdü!! <ağlamaya devam et> NAVY: <etrafına utanarak bak> Mari ne saçmalıyorsun sen? Ne yaptım--- MARI: <Yüksek sesle ağla> NAVY: Abla sen buna ne verdin ya? SIS: Herkese ne verdiysem onu verdim. NAVY: E nesi var bunun o zaman? Özel gününe filan mı denk geld--- <Navy lafını bitiremeden ekranın sağından hızla kısa kahverengi saçlı kafasında subay şapkası olan üniformalı bir kız hızla gelir. Koşma şeklinden ve yüzünün kızarıklığından onunda biraz fazla alkol aldığı bellidir.> VAL: NAVY!!!!!! <işaret parmağı ile Navy’i gösterir> NAVY: AAAH!!! VAL: Buna asla izin vermem anlıyor musun Navy! Asla! NAVY: Neye izin ver--- VAL: <kolları ile “asla olmaz” şeklinde çapraz bir şekilde birleştirir> Sen komutan olduğundan beri ne istersen yaptım! Ne istersen! NAVY: …?????? VAL: Ama sevgilimi seninle paylaşmam! Anladın mı!?! Mari sadece bana ait!! - - Ne oluyor ya? Sen anladın mı? - - Bilmem. Grup yapacaklardı da anlaşamadılar herhalde. NAVY: Val, bu sadece bir yanlış anlama. İkinizde biraz fazla alkol almışsınız. Oturursan sana açıklaya---- VAL: MARI'Yİ SADECE BEN XXXXXXBİLİRİM! NAVY: .........O_o...... (Uzun derin bir sessizlik...) MARI: Vaaaaaalll! ;_; <Val’a sarılır> Özür dilerim! Navy’nin böyle bir şey yapacağını nereden bilebilirdiiim! ;_; VAL: Merak etme Val. <Mari’nin başını okşar> Ben seni her halinle seviyorum. <Navy’e öfkeli ama aynı zamanda sarhoş bir ifade ile bakar> Bunu kan temizler Navy! Bu bir artık şeref meselesi! >_< NAVY: Umarım kafama bir yıldırım düşerde beni bu utançtan kurtarır… <Birden bire ekranın sol tarafından, kıvırcık saçlı, güneş gözlüklü yapılı bir genç adam ve uzun siyah saçlı gözlük takan bir genç bayan hızla belirir. Onlarda içkilidirler ve kızgın bir ifade ile işaret parmakları ile Navy’i gösterirler> YUI & MYSTIC: NAVY!!!!! NAVY: AAAAHHH!!!! O_o Birden bire çıkıp durmasanıza be! MYSTIC: Kendinden utanmalısın! Seni komutan dedik bağırımıza bastık! Meğersem milletin manitasına sarkıyormuşsun! YUI: Evet! Çok ayıp! Milletin manitalarına sarkmak benim işim! NAVY: <Yumruklarını ve Dişlerini sıkar ve göz bebekleri kırmızıya döner. Sessizce öfkeden titremeye başlar> MYSTIC: Hayır yani bizim manitamız yok ama olsa demek onlara da sarkacaksın! YUI: Rütbeni kullanarak kızları zorla elde etmeye utanmıyor musun?! Benim doğal etkileyiciliğim ile baş edemeyeceğini bildiğin için böyle yaptın değil mi?! İtiraf et! NAVY: YETER BEEEEEE! MARI, VAL, YUI, MYSTIC: O_o’’ NAVY: SİZİNLE Mİ UĞRAŞACAĞIM BEN! <Yui’yi yakasından kapar ve sallamaya başlar> MARI: <ağlamaya devam et> ;_; Ühüüüü! Hem beni kirli emellerine alet etti hemde bağırıyor! NAVY: Kes sesini!! <Kafeterya’ya döner> Kafeterya kapanmıştır! Bir daha da size içki filan yok! Dışarı! DIŞARI! <Kafeteryada kiler korkudan hızlı adımlarla çıkarlar> NAVY: Hazır kıtayı çağırın! Burada bundan sonra alkol alanı yemin ederim kodese atarım! MARI: <ağlamaya devam et> ;_; Hem beni kullandın hemde hapse mi atacaksın! Kalpsiz! VAL: <Mari’yi korumak istemişcesine önüne geçer ve kollarını açar> Sevgilimi hem kullanıp hem de zindana atamazsın Navy! Git kendine başka bir S&M kölesi bul! NAVY: GRRRRRRRRRRRRR <Öfkeden iyice kırmızı ya döner> <o sırada içeri kafalarında miğfer ve kollarında “MP” bantları olan askerler girer> NAVY: Alın şunları odalarına götürün yoksa elimden bir kaza çıkacak! Bir gün de sakin bir gün geçsin burada!! YETER ARTIK, BIKTIM BE!! <ekran kararır> Ertesi Gün <Panoda bir afiş> GENELGE DÜN GECE BAZI PERSONELİMİZİN GÖSTERDİĞİ ÜSTÜN SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ NEDENİYLE İKİNCİ BİR EMRE KADAR MERKEZDE ALKOL KULLANIMI YASAKLANMIŞTIR. AYNI ŞEKİLDE, PERSONELİN PERFORMANSINI OLUMSUZ ETKİLEDİĞİ VE SAÇMA SAPAN OLAYLARA NEDEN OLDUĞU İÇİN AŞIK OLMAK TA YASAKLANMIŞTIR. İKİSİNİ AYNI ANDA YAPMAK İSE KESİNLİKLE YASAKLANMIŞTIR. BU KURALLARIN İHLALİ ASKERİ MAHKEMEYE SEVK (Ve tercihen bir kamyon sopa) İLE CEZALANDIRILACAKTIR. KOMUTAN. Not: Çok ciddiyim! Sakın beni bu konuda test etmeye kalkmayın! <Mari ile Val panodan uzaklaşırlar. İkisi de yorgun gözükmektedir ve alınlarına baş ağrısı için taktıkları beyaz kuşaklar başlamışlardır.> MARI: Bu da kafasına göre yasaklar koymaya başladı. Tek bir eğlencemiz vardı ya. VAL: …Başım çok ağrıyor. Dün gece çok mu içtik? MARI: Yok yav. VAL: Emin misin? Bu kadar başımın ağrıması normal değil. Dahası dün geceyi tam olarak hatırlamıyorum. MARI: Ne olmuş olabilir ki canım? <Kafeterya’ya girerler. Ellerinde ki yemek tablaları ile Navy’nin yanına doğru yürürler. Navy tek başına, çatık kaşlar ve hoşnutsuz bir ifade ile kahvaltısını etmektedir.> MARI: Ne haber çoko prens? NAVY: ... >:( VAL: Şşşt. Öyle konuşma demedim mi sana? <Navy’e döner> Günaydın Navy. <İkisine tablalarını masaya koyarlar> MARI: Ne güzel bir alkol keyfimiz vardı ya. Yeşilay cı mı oldun birden bire. NAVY: … Senin ben… Eeeh! <Kafasını çevirip, kızgın bir ifade ile tablasını alır ve kalkar> MARI: …<şaşır> Ay bununda tripleri bitmiyor ha! <iki elinide havaya, iki yana doğru aç> VAL: Bir şeye mi kızdı acaba? MARI: Kızmadığı bir şey var sanki… <elini başına götür> Ayayay… >_< Ben gidip kahve alacağım, istermisin? VAL: Olur. (STARHAWK'ta geçen Normal bir günü izlediniz)
  11. Japon Mafyası Yakuza

    Hangi ülkenin olursa olsun, neticede bir suç örgütü. Ortada saygı duyulacak bir şey yok. Kendi uydurdukları "kanunlar" ile aslında sadece kendi gücünü koruyan ve onurlu bir organizasyonmuş izlenimini veren haydutlar. Polis ve devletle bu kadar iç içe olmaları rahatsız edici. İtalya zamanında ölümü bile göze alan cesur savcılar ve polisler sayesinde mafya'yı bitirmişti. Japonya'da böyle bir temizlik hareketi olacağını sanmam. Sega'nın Yakuza serisi güzel, o ayrı konu.
  12. Bethesda'nın Sinemada Gözü Pek Yok

    Bethesda önce Call of Duty bebeleri için oyun yapmaktan vazgeçip, adam gibi bir RPG yapsın ondan sonra sinema sektöründe şansını denesin.
  13. Ne Dinliyorsun? (müziksiz hayat hayat mı be, diyenlerin mekanı)

    Modern tarihin ilk Troll'ü ve Troll'lüğü sanata çeviren ustamızın anısına. Ruhu şad olsun. AAIIEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE
  14. En Sevdiğiniz Piskopat Anime Karekteri

    Yuno Gasai
  15. Animelerden Bir Ordu Kursanız Komutanı Kim Olurdu?

    SIEG ZEON!
×