Jump to content
Türk Anime TV Forum

Arama yap

'Chelsea' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Etiketler, virgülle ayrılır
  • Yazara Göre Ara

İçerik türü


Kategoriler

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
    • Manga Genel
    • Manga Geyik
    • Manga Tanıtım ve İncelemeleri
  • Fansub Takımları
    • Fansub Yapımı
    • Türk Fansub Takımları
    • Yabancı Fansub&Scanlation Takımları
    • Türk Manga/Scanlation Takımları
    • Üye Site Tanıtımları
  • Anime Manga Live-Action Download
    • RAW Download
    • Live Action Download
    • Anime Download
    • Anime Muzik Dünyası
    • Anime Resimleri - Avatarlar
  • Fan Kulübü
    • Fan Art
    • Fan Fiction
    • FanClubs
    • Cosplay
    • Doujinshi
    • Organizasyonlar
  • Japonya
    • Japonya ve Japonca
    • Japon Kültürü ve Sanatı
    • J-Drama - J-Sinema - Live Action ve Müzikal
    • Japon Müziği
  • Program Deposu
    • Video Programları
    • Alt Yazı Programları
    • Diğer Programlar
  • Konu Dışı
    • Grafik Tasarım
    • Müzik - Sinema - Tv - Kitap
    • Sohbet - Konu Dışı
    • Kutlamalar-Belirli Gün Ve Haftalar
    • Bilim - Teknoloji - İnternet
    • Oyun Köşesi
    • Soru - Cevap
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Sonuçlar içinde bul...

Sonuçlarda bul...


Oluşturulma tarihi

  • Start

    End


Son yazılan

  • Start

    End


Filter by number of...

Üyelik tarihi

  • Start

    End


Grup


Hakkımda


Outlook


Web Sitesi


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum


İlgi Alanları


IPB Sürüm

1 sonuç bulundu

  1. Hikayenin Başladığı Yer (Spoiler içinde o ana kadar ölen karakterlerin ismi yazmaktadır.) Hikaye animenin 18. bölümünden sonrasında geçmektedir. -Night Raid- Tatsumi: Canlı Bulat: Ölü Sheele: Ölü Chelsea: Canlı Najenda: Canlı Akame: Canlı Leona: Canlı Mine: Canlı Lubbock: Canlı Susanoo: Canlı -Jaegers- Bols:Ölü Dr. Stylish: Ölü Wave: Canlı Esdeath: Canlı Kurome: Canlı Run: Canlı Seryu: Canlı Bu Hayran Kurgusu hikayede okumak için iki yoldan birini seçmelisiniz. Olaylar başladıktan sonra seçeceğiniz yolu takip ederek aynı başlangıçtan bambaşka bir son elde edeceksiniz. Aşağıdaki bilgilerden hangi hikayenin ilginizi daha fazla çekeceğine karar verebilirsiniz. Akame Ga Kill savaş odaklı bir anime olduğundan iki hikayede de aksiyon bulunmaktadır*. *Bu FF'i daha önce okumuş olanlar doğrudan 2. hikaye, yani "Dördüncü Yaprak Düştüğünde"yi seçmelidir. ;) Aynı zamanda isterse birinci hikayenin düzenlenmiş ve içerik açısından zenginleştirilmiş versiyonunu da okuyabilirler. Ay Kanamaya Başladığında | Dördüncü Yaprak Düştüğünde Tür: Romantizm, Aksiyon, Fantazi | Aksiyon, Trajedi, Dram, Psikolojik Odaklanılan Karakter: Akame | Chelsea Yaş sınırı: +13 | +18 (Yarışmaya Dahil Değildir!) Tema Müziği* : X | X *God Eater adlı oyundan alınmıştır. "AKB Yolu" Ay Kanamaya Başladığında Bütün Sorunlar Çözülecek. Geceleri Avlananları, Gecenin Kendisi Avlayacak. "DYD Yolu" Dördüncü Yaprak Düştüğünde Eğer Çığlıklar Son Bulursa, Kızıl Ateşin İçinde, Huzur Bulunabilir mi? AKB (Ay Kanamaya Başladığında) Rotası Tamamlanmıştır. PDF halini ister tarayıcıdan, isterseniz indirerek okuyabilirsiniz. :) https://drive.google.com/file/d/0B2a7i75FpsaVUWVwdUlJLVQtc2c/view?usp=sharing BİRİNCİ KISIM (Giriş ve 1. Bölüm iki hikayede de aynıdır.) -Prolog- -Buraya nasıl girdin? -… -Sana, burayı nasıl bulduğunu sordum. -Najenda’yla konuşmam gerek... Çekil önümden. -Üssümüze gizlice girip konuşmaya geldiğini söylüyorsun. Çocuk mu kandırıyorsun sen?! Karşımda bana nefretle bakan pembe kıyafetli bir kız… Yüzüme doğrultulmuş bir silah… Görmekten nefret ettiğim bir yüz ifadesi… -Sadece konuşmaya geldim. Sadece— -Sana inanmıyorum. Herkesi alarma geçirdim bile. Yakalama ilanlarında birkaç kez gördüğüm kız, Mine, gardını indirmeden beni tartıyordu. Birkaç metre uzağımda olmasına rağmen elindeki koca tüfeği tereddüt etmeden bana doğrultmuştu. Bir yandan da göz ucuyla kemerime bakıyordu. -Bana başka bir seçenek bırakmıyorsun. Ben kendi yolumu bulurum. -Hah. Zaten silahla gelen birinin sözüne güvenmemi beklemeyemezsin. Ancak ölün beni geçebilir, Pumpkin! Cümlesini bitirdiği anda silahını ateşlemişti. Büyük bir ateş bulutu saliseler içinde silahından çıkarken hemen kılıcıma davranmış ve önümdeki silaha doğru çekmiştim. Eğer saldırıyı bloklamayı ya da kaçırtmayı denersem geç kalırdım. O yüzden kılıcımın ucuyla Pumpkin’in namlusunu arkamdaki cama doğrultmuştum. Büyük bir patlamayla beraber kattaki bütün camlar kırılmış ve etrafı duman kaplamıştı. Yüzünde şaşkın bir ifade olan Mine bir saniyeliğine açık vermiş ve dumanı da fırsat bilerek arkasına geçmiştim. -Neden?! Neden bu kadar güçlü patladın Pumpkin?! Avantajlı durumda olan bendim! Mine silahının özelliğinin aktif olmasına şaşırmış bir şekilde etrafına bakınıyordu. Dumanın içinde beni arıyor bir yandan cama doğru yaklaşıp temiz hava almaya çalışıyordu. Dediği son laf sayesinde yüzümde küçük bir tebessüm belirmişti. Benden önce ateş ederse avantajlı olacağını zannetmişti kız. Halbuki Pumpkin gerçeği ondan önce farketmiş olmalıydı. Şanslıydı ki dediklerim yalan değildi. Gerçekten de, Night Raid’in üssüne konuşmaya, en azından bazı şeyleri değiştirmeye gelmiştim. Önümdeki ilk engeli kolay şekilde aştıktan sonra doğruca hedefime gidiyordum. Bölüm 1. İmkansızı Yok Et. (DYD ve AKB rotası) Her gece, o kabusu tekrardan görüyorum... Yanık barut kokusu, yer yer oluşan kan gölleri, sisten önümü bile göremezken uzakta havaya saçılan uzuvlar... Her yerde... Ama her yerde, çığlık sesleri... Ben ise, ayakta, hareketsiz bir şekilde duruyordum. Bir kabustu bu. Hemde geçmişte gerçekten yaşadığım bir kabus... İnsanların birbirlerini acımadan öldürmelerini izlediğim, oluşan ceset kulelerinin yıkıldığına şahit olduğum, yanındakileri kurtarmaya çalışmak yerine acılarına son vermek için öldürdüklerini gördüğüm bir kabustu. Orada neden bulunduğumu hatırlamıyordum. Nasıl hayatta kaldığım, ondan sonra ne yaptığım şokun etkisiyle zihnimden silinmişti. Tek bir kişi hariç... “Talsen, ayağa kalk!” Gözlerimi açtığım anda refleks olarak sağa doğru atılmıştım. Kafamın önünden geçen uzun kılıç kayaya çarpmış ama anında yön değiştirip tekrar üstüme geliyordu. Kendime gelmiştim. Ben... Ben, tekrar savaşıyordum... Kılıcı sağ elimdeki silahla hızlı bir şekilde blokladım ve mümkün olduğunca arkaya zıpladım. Durumumu tekrar gözden geçirmek için kendime birkaç saniyelik vakit yaratmak istemiştim. Karşımda bir kız vardı. Uzun, siyah saçları gözlerinin önüne düşmüş, kırmızı gözleri bedenimi delercesine bakıyordu. Giydiği siyah kıyafet toz, toprak olmuş, elindeki katana ise doğrudan boğazımı gösteriyordu. Bu kızı tanıyordum, “arananlar” listesindeki adı dudaklarımdan bir anda çıkmıştı: -Akame.. Katana tekrardan yüzüme geliyordu. “Yeter artık...” Üzerime gelen katanayı tüm gücümle sola ittim ve boşta kalan elimi açıp avucumla karnına vurdum. Bu ani darbeyi beklemeyen Akame darbenin etkisiyle öksürmüş ve savunmaya geçmeye çalışmıştı. Bu vuruşum onu bir saniyeliğine nefessiz bırakmıştı. Şu an istesem ona hasar verebilir hatta birazcık şansla beraber öldürebilirdim. Ama bitirici vuruşu yapmadım. “Sonuçta bütün amacım bunu engellemek değil miydi?” Yerde takla attıktan sora nefes almak içi geri çekilmişti. Gözlerindeki nefret gittikçe derinleşiyor, ruhumu yaralıyordu. Neden onunla savaşıyordum? Aynı tarafta değil miydik? Daha iyi bir gelecek için, insanların acı çekmesini önlemek için uğraşmıyor muyduk? Hayır, onunla aynı tarafta değildim. Çünkü onu da yok etmeye çalışıyordum. Aynı Kapitol’e ve Jeager’lara yapacağım gibi... Bundan 2 saat önce bir karar vermiştim. Bu savaş, devrimcilerin ve Kapitol’ün arasındaki bu yıkım... Asla iyi sonuçlanmayacaktı. Yozlaştığını bildikleri bir sistemi çökertmek için aynı yönteme başvurmaları sadece daha fazla yıkım gerekirdi. Komik olan tarafı ise, devrimcilerin gerçekten yapabilecekleri başka bir şey yoktu. “Katilleri öldürerek, yerlerine başkalarını düşünen yöneticiler getirmek..” Çok doğru bir amaç gibi geliyordu, değil mi? Doğru olan şey uğruna savaşmak, değişim için fedakarlık ettiğini görerek ölmek.. “Yeter artık..” Yanlış seçimler, yanlış kararlar... Kendini feda ettiğinde başkalarının da çökeceğini bilsen bile, yine de senden öncekilerin fedakarlıkları için savaşmak.. Akamenin yaptığı buydu, Night Raid’in yaptığı buydu. Onlarda biliyorlardı. Bu savaşın nasıl sonuçlanacağını, yanındakileri nasıl kaybedeceklerini.. Benden iyi biliyorlardı.. Bu yüzden, onları yok edecektim. Ve bunu en kısa şekilde yapacaktım: Önce, Akame’yi yok ederek. Çünkü onları kanatmanın en kolay yolu buydu. Ay kanamaya başladığında, Hepsi teker teker düşecekti. Peki, ben kim miydim? Bu soruyu bende kendime soruyorum... Kılıcımı tekrardan sımsıkı tuttum. Elimdeki rapier, belkide bu kararı verirken güvendiğim tek şey olmuştu. Sonuçta onun sayesinde bu gücü dengeli bir şekilde kullanabiliyordum. Artık zamanı gelmişti, savaşı bitirip adımı duyurmalıydım. Geri çekildim. Saçlarımın ve ellerimin elektriklenmesine izin vererek, öne doğru atılmak için yaylandım. Raiperin ucu doğrudan Akame’yi gösteriyordu. Akame ise hazır bir şekilde bekliyordu. Harekete geçtiğim anda bunun bir daha geri dönüşü olmayacaktı. Ya o, ya da ben bu savaşı kaybedecektik. Tüylerim diken dikendi, rapierin ucundan küçük kıvılcımlar çıkıyor, sadece sağ ayağım yere tam olarak basıyor, havadaki sol topuğum ise yere kıvılcımlar gönderiyordu. İki elimle rapieri kavradım. Ve hiçbir şeyi düşünmeyerek doğrudan Akame’nin üstüne atıldım. Akame gözlerimin içine bakıyordu. İlk kılıç saldırımı bloklamış ve aramızdaki mesafeyi açmak yerine daha da yakınlaşmıştı. İkinci saldırımı kılıcı tutan sağ eline yapmıştım. Rapier hızlı bir şekilde eline gelirken vücudunun sağ kısmını geriye çekmiş ve kafama tekme atmak için arkasını dönmüştü. Bunu fark etmemle eğilmiştim ve yeni saldırıyı karnına yapmak için tekrar yakınlaştım. Tehlikeyi fark eden Akame hareketi yarıda kesip kılıcımı bloklamıştı. İki kılıç arasında kıvılcımlar çıkıyordu. Sağ, sol derken sürekli birbirlerine çarpıyorlardı. Artık geri çekilmek gibi bir seçenek yoktu. Bunu ikimizde bildiğimizden durmadan saldırıyorduk. Onun kılıcının özelliğini çok iyi biliyordum; eğer bir kez bile derimi keserse beni öldürebilirdi. Bu yüzden ona saldırmak için yakınına gelmem aslında benim aleyhimeydi. Ama bunu ben istemiştim. Çünkü... Son saldırıyı Akame yapmıştı. Rapieri sert bir kılıç darbesiyle aşağıya çekerek omzumda yara açmak için kendi kılıcını uzatmıştı. Hemde kendisini çok kısa bir süre için savunmasız bırakarak... Amacı belliydi. Beni başka türlü yenemeyeceğini anladığından bu yolu seçmişti. Bu saldırı bana değdiğinde birkaç dakika içinde ölecektim. Ama eğer bu anı değerlendirirsem onu da benimle beraber mezara sokabilirdim. Gerçekten... Anlamadıkları tek şey buydu. Night Raid’in üssünü basıp, onları ikna etmeye çalıştığım konu buydu. Yozlaşmış bir krallığı, kan dökerek düşüremezlerdi. Yine de bana karşı çıkmışlardı. Ne olursa olsun, bu amaç uğruna fedakarlık etmeye hazırlardı. Ve bende, bu yüzden onlara savaş ilan etmiştim. “Yeter artık...” Omzuma gelen kılıcı büyük bir hışımla sol elimin içine almıştım. Şans eseri düz kısmını tutmayı başardığımdan elimin kesilmesini önlemiştim. Bütün vücudum bir anda titremişti. Rapieri yere bıraktığım anda sağ elimi Akame’nin göğsüne koydum. Ve karşımda, bana şaşırarak bakan kıza şu sözü söyledim. -Artık bitti... Gözlerimi kapattım. Tekrar açtığım anda ise varlığını hissettiğim kuvvetin elimden Akame’ye akmasına izin verdim. Çıkan ilk kıvılcımla beraber Akame’nin bütün vücudunu elektrik kaplamıştı. Masmavi parlayan elektrik bedenini sarmasıyla beraber Akame çığlık atmaya ve acı içinde kıvranmaya başlamıştı. Yaklaşık 5 saniye boyunca onun acı çekişini izlemiştim. Bu görüntüye dayanmak tahmin ettiğimden daha zordu. Ama, ama yapabilecek başka bir şeyim yoktu. Avcumun içinde tuttuğum kılıç kısa bir süre sonra kırılmış Akame ise acının etkisiyle bilincini kaybetmişti. Bedeni tam düşecekken onu tutmuş, kollarımın arasına almıştım. Ama biraz önce yaptığım şeyin etkisiyle dengemi kaybetmiş ve Akame kucağımdayken dizlerimin üstüne çökmüştüm. Bedenim titriyordu. Göz pınarlarım ona yaptığım şey yüzünden boşalmış, yanağıma gelen timsah gözyaşları kendime olan nefretimi arttırmıştı. -Başka yolu yoktu Akame... Ben... Özür dilerim. Akamenin teigusu parçalara dağılmış, rapier ise toprağa saplanmıştı. Kucağımda Akame’nin kalp atışlarını duyabiliyordum. Güçlü ama bir o kadar da kırılgan olan bedeni ellerimin arasında sakin bir şekilde duruyordu. Uyanması biraz zaman alacaktı ve benimde yaptığım saldırı yüzünden ayağa kalkabilecek gücüm yoktu. Yükselmeye başlayan aya bakıyordum. Sanki ne yaptığımı biliyormuş gibi kızıl rengiyle bana bakıyordu. Bu ıssız alanda, yaptığım ilk savaşı ben kazanmıştım. 2. Bölümün en başı iki hikayede de aynıdır. Bölüm 2. Birinci Yaprak (DYD Rotası) 1 gün sonra... *Night Raid’in Üssü* Öğleden sonra, yavaş ve temkinli adımlarla bir hafta önce bastığım üsse tekrar giriyordum. Ama bu sefer gizlice değil, doğruca ön kapıdan, belki bir tuzağın içine doğru... Kemerimde beni dizginleyen kılıcım, kucağımda ise baygın ve güçsüz düşmüş bir bedenle... Kapının önünde ise, “o” bana bakıyordu. Acımsayarak, küçümseyerek, üzülerek, şaşırarak---- ----Chelsea’nin yüz ifadesini anlamak mümkün değildi. Beni gördüğü gibi koşmaya başlamıştı. Ama gardımı indirmeme rağmen savaşmak istediğini hiç düşünmüyordum. Çünkü baktığı tek şey Akame’nin savunmasız bedeniydi. Yanıma geldiğinde dizlerinin üzerine çökmüştü. Ağlamaklı yüz ifadesi başımı ağrıtıyor, göğsümde ince bir acıya sebebiyet veriyordu. Kucağımdaki kızı nazikçe ona devretmiştim. Eline aldığında ise ağlamaya başlamıştı. -Akame! Akame!!!! Chelsea’nin gözyaşları yanağından akarken ağzımdaki iğrenç tadı unutup daha fazla ağlatmadan gerçeği söylemiştim. -O yaşıyor... Ağlamayı bir anda kesip kulağını Akame’nin göğsüne koymuştu. Yüzünde oluşan küçük bir tebessüm ve rahatlamadan sonra konuşmaya devam ettim. -Ama artık Teigusunu kullanamaz. Yüzündeki ifade yerini nefrete bırakmıştı. Gözlerimin içine bakarken ağlamak istiyordum. -Sen?! Planımı uygulamaya devam ettim. -Evet, ben... Birebir çarpıştık, ve o kaybetti. -... Sinirliydi. Belki de buraya ilk gelişimde dediklerim ona ulaşmamıştı. -Şimdi, ne kadar ciddi olduğumu anlıyor musun, Chelsea? -Keşke... Keşke karşıma hiç çıkmasaydın! Bunca zaman sonra... -Bunca zaman sonra... tam 12 yıl olmuştu, değil mi? Yüz ifadesi bir anda değişmişti. Artık beni görmüyor, boş bakıyordu. -Eğer o gün ölseydin.. -Eğer o gün ölseydim, seni bu savaştan sağ şekilde kurtaramazdım. -Sana katıldığımı kim söyledi?! Sen... sen Akame’yi ..! -Onu öldürmedim. Ama artık eski Akame değil, savaşması kesin ölümü olur. Chelsea gözlerini yere devirmişti. Akame’nin göğsünde oluşan yanık izine bakıyor, bir yandan da düşünüyordu. -Hey... Talsen, Seni öldürücekler... Biliyorsun, değil mi? -O gün geldiğinde, ne yapacağımı çok iyi biliyorsun. Seni, arkadaşlarını, benimle savaşmak isteyen herkesi yok edeceğim. Gözleri dediğim son şeyden sonra gövdeme dikilmişti. Büyük ihtimalle belimin sol tarafındaki kılıca bakıyordu. -... O elindeki şey, seni ele geçirecek... O zaman, istediğin kadar pişman olabilirsin, ama sonucu değiştiremeyeceksin. - Hayır Chelsea, yanlış düşünüyorsun. O şey beni ele geçiremezdi. Ama----- -Eğer bu şey beni kontrol edemezse... İşte o zaman her şey yok olucaktı.. Bugün savaşmak için gelmemiştim. Sadece Akame’yi güvenli bir yere bırakmak ve uzun süredir görmediğim Chelsea’yi tekrardan görmek istemiştim. Bundan 12 yıl önce, ben ve Chelsea, aynı kasabada yaşıyorduk. Diğer çocuklardan şanslı olarak, barışçıl ve sakin bir bölgedeydik. Avlanmak için basit eğitimler alırken, genelde birbirimizle oynuyor ve büyüklerimizi gözlemliyorduk. Ta ki, o güne kadar. O kanlı günde, kendimi savaşın ortasında bulduğumda, Chelsea artık yanımda değildi. Çünkü onu kaçırmışlardı. Hatırladığım sadece bu kadardı. Kendime ne olduğunu bilmediğimden, onu aramaya gidip gitmediğimi hatırlamıyordum. O zaman istesem de kurtaramazdım zaten. Ama beni hâlâ hatırlaması... Bunu beklemiyordum. Belki de planımı değiştirmeliydim. Aslında... Değiştirmem gerekiyordu. Çünkü arkamı döndüğümde, yüzüme doğru gelen buz parçası beni savaşmaya zorlayacaktı. Kılıcımı çıkardığım anda buz parçasını ortadan ikiye delmiştim. Küçük kristaller yanımdan geçerken, önümdeki manzarayı tam olarak algılamak için tekrar bakıyordum. -Bizi buldular! Chelsea titreyerek ayağa kalkmıştı. Bu benim suçu olmalıydı. Tam önümde, üsse yaklaşık 500 metre uzaklıkta, kapitol’ün ölümcül ekiplerinden birisi duruyordu. 5 kişilerdi, sayıları az görünse de yaydıkları ölümcül aura beni bile tedirgin ediyordu. -Chelsea. Akame’yi çabuk buradan uzaklaştır! Ayakta sakin şekilde durmaya çalışan Chelsea bir çıkış yolu arıyordu. Dediğimi pek duymuşa benzemiyordu. -Takım arkadaşların burada değil bunu biliyorum. Artık gizli üssünüz bulunduğuna göre burada kalamayacağını da biliyorum. -... -Ama beni iyi dinle! Akame’nin hayatı senin ellerinde, onu buradan götürmelisin! -Ama sen---- -Bu benim suçum. Onları buraya ben getirmiş olmalıyım. -Talsen ama sen----- -Chelsea yeter! Sizi yok edeceğimi söyledim ama ölmenize izin veremem! Senin ölmene izin veremem. Chelsea’ye konuşması için fırsat bırakmamıştım. Onu bir an önce uzaklaştırıp zaman kazanmalıydım. Bunları düşünürken, yüzümde bir gülümseme belirdi. Kafamı son kez arkaya çevirip Chelsea’ye şunu dedim. -Son olarak, mümkünse yalıtkan bir yerde saklanın. Sonrasında ise kılıcımı sımsıkı tutarak önümdeki ekibe doğru koşmaya başladım. Zorlu ama tek taraflı bir savaş olacaktı. Söylediğim... Tabiki onlar için geçerliydi... Bölüm 3. İkinci Yaprak (DYD Rotası) Neden? Neden olaylar istediğim gibi gitmiyordu? Böyle olmaması gerekirdi... Böyle olmaması gerekirdi.... Böyle olmaması---- ----lazımdı. Bir saldırıyı daha bloklamıştım. Wave kılıcını bütün kuvvetiyle omzuma itmiş ve rapierle bloklanmıştı. O anda sağ tarafıma gelen buz kütlesini engellemek için kılıcını itip geriye takla atmıştım. Savaş beklediğim gibi gitmiyordu. Onları ciddiye almamam beni sistematik şekilde zayıflatmayı başarmalarına neden olmuştu. Tek istediğim Chelsea ve Akame için biraz zaman kazanmaktı. Asıl planım onlar güvenli bir yerde saklandıktan sonra Jaeger ekibini püskürtmekti. Ama şu an planımı gözden geçirmem gerekiyordu. Hepsini teker teker takip edemiyordum.Kurome 7 kuklasını da yönetiyordu. Run uzaktan destek ateşi açarken Esdeath takımı yönetiyor ve boş anımı yakaladıkça buz kristalleriyle beni dürtüyordu. Wave ise birebir çarpışarak diğerlerine ulaşmamı engelliyordu. Beni daha önceden tanıyor olmaları imkansızdı. Gücümü, kim olduğumu daha onlara göstermemiştim. Eğer bugün buraya gelmeselerdi birkaç gün sonra onları teker teker avlayacaktım. İçimi bir anda büyük bir korku kapladı. Bir kişi eksiklerdi! Wave’in kılıcını rapierle tekrar blokladıktan sonra eğilmiştim. Solumdan yaklaşan kukla saldırdığı anda altından geçip sağ tarafımdan gelen kuklaya tekmeledim. Kazandığım birkaç saniyede herkesi tekrar saydım. Wave, Run, Esdeath, Kurome... SERYU EKSİKTİ! Nerde neRDE NERDEYDİ Bu KIZ?! Bir hışımla arkama bakmıştım. Benden 500 metre uzaktaki kapıda kocaman bir delik vardı. Hayır! Hayır Hayır!! Onun ve tiksinç köpeğinin Chelsea’ye yaklaşmalarına izin veremezdim. Akame gücünü yitirmişti, Chelsea’de onun gibi bir manyağa karşı kendini savunamazdı. Dikkatimin dağıldığını anlayan Esdeath yolladığı ince buz kristallerini göğsüme saplamayı başarmıştı. Acı içinde göğsümü tutarak geri çekildikten sonra Esdeath elini kaldırmış, diğerleri saldırmayı kesmişti. Bana doğru yürürken bir yandan da konuşmaya başlamıştı. -Kişisel olarak algılama sakın. İmparator seni öldürmemi emretti. Yoksa, sana teşekkür bile etmemiz gerekli, sayende seni takip ederek Night Raid’in saklandıkları yeri bulduk. Belki bunun hatrına imparatoru seni hayvanım yapmaya ikna edebilirim. Hem bizim karşımızda 5 dakika dayanabilecek kadar güçlüsün. Esdeath eğleniyor gibiydi. Ama konuşma tarzı beni zerre kadar irrite etmiyordu. Şu an tek düşündüğüm şey Akame ve Chelsea’nin nasıl olduğuydu. ‘’Bu benim suçum” “Eğer onun güçlerini elinden almasaydım böyle olmazdı. Ceketimden yere kan akıyordu. Bütün vücudum göğüs kafesime giren kristallerin etkisiyle titriyordu. Belki de titremelerini sebebi bu değildi. Belki de bana haber veriyorlardı. Artık ciddi olmam için... -Demek öyle, Esdeath. Artık saklayacak bir şeyim yoktu. Önümdeki grubu durdurduğum anda üsse geri dönmem gerekiyordu. Hepsini teker teker alt etmem çok zamanımı alırdı. Bu yüzden tek bir saldırıda bunu başarmaya çalışacaktım. Eldivenlerimi tek tek çıkarttım. Yere düşerlerken ise, göğsüm acımayı kesmişti. Vücudum kıvılcımlar çıkartırken rapierin kabzasını iki elimin arasına aldım. Ve Esdeath’in gözlerinin içine bakarak şunu söyledim. Esdeath kılıcı havaya kaldırmamla beraber durmuştu. Gözbebekleri bir anda küçülmüştü. -Eğer onlara bir şey olursa: Kork benden Esdeath! -Herkes geri çekilsin! Bütün gücümle rapieri yere soktum. Ve gizli saldırılarımdan biri olan yeteneğin adını bağırdım. -Eşsiz alan! Bölüm 4. Üçüncü Yaprak (DYD Rotası) Önce önüme bir yıldırım düştü. Sonra bir metre uzağıma... 10 metre uzağıma... Kısa süre içinde bir kilometrelik alana rastgele yıldırımlar düşmeye başlamıştı. Kararan gökyüzünde şimşekler çakıyorken kılıcı yerden çıkarmış ve arkama bile bakmadan koşmaya başlamıştım. Onları bulmalıydım. Seryu’dan önce, onları bulmalıydım! Üsse girdiğimde nefes nefeseydim. Yarattığım alan şu an üsse girilen yeri de etkisi altına almış olmalıydı. Eğer buraya girmesem, yarattığım o alanda hepsini öldürebilirdim. En azından... Etrafta kaçışmalarını izlerdim. Bana yaklaşık 10 dakikalık bir zaman kazandıracaktı, tabi buraya başka bir giriş bulamazlarsa... Üst katta değillerdi. Bu kısımdan gelen tek ses binanın üstüne düşen yıldırımlardı. Onlara yalıtkan bir yere gitmelerini söylemiştim. O zaman yer altında olma ihtimalleri daha yüksekti. Nefes nefese indiğim mahzende her yerde Chelsea’yi arıyordum. Bütün bunlar 15 dakikada gerçekleştiğinden binada olmayan Night Raid üyelerinin durumdan haberi yoktu. Bunlar tamamen benim suçumdu. Onları kurtarabileceğime inanmıştım. Kurtarmalıydım. Doğruluğuna inandığım amaç uğruna, Önüme çıkan herkesi yok etmeli, ama kurtarmalıydım. Duyduğum bir kükreme sesi üzerine bütün tüylerim diken diken olmuştu. Tahta kapının arkasından gelen sese doğru koşmuş ve tekmeyle kapıyı yerle bir etmiştim. Gördüğüm manzara karşısında ise... Ellerim bütün gücünü kaybetmişti. Rapier yere düşerken- --Gözlerimden gelen yaşlar yanağıma akarken. İçimde bir şeyler değişmişti. “Bu BENİM SUÇUMDU...” Yerde, kendi kanının içinde yüzen birisi vardı. Gövdesinden bölünmüş... Bağırsakları dışarı dökülmüş... Bacakları canavarın dişlerinin arasında kırılmış... Kendini bile savunamadan--- ‘benim yüzümden’ Haksız şekilde ölen Bir *ceset* duruyordu. -Akame... -Akame Akame--- ---Akame!!!! -Hahaha. Hahaha. Hahaha!!!!!! Sonunda ‘adalet’ yerini buldu! Cesetin yanında dizleri üzerine çöküp canavarın beslenmesini izleyen birisi vardı. Aklım durmuştu. “benim suçumdu” Gözlerim yere bakıyor, Ağzımdan kan geliyordu. İçimdeki nefret... Kendime doğrulmuştu. Yapabildiğim tek şey İleri doğru bir adım atmaktı. Çıkan sesten dolayı turuncu saçlı kız bana bakıyordu. Gözleri kararmış... Ağzı aldığı zevkten dolayı büzülmüştü. -Ahahahhahahahah. Akame’yi öldürdüm! Onu öldürdüm! Öldürdüm!!! Bir adım daha attım. Planında --- Yapmaya çalıştıklarımın da --- İçine sıçıyım. Eğer onların seviyesinde davranmam için beni zorluyorlarsa Bende öyle yaparım. Bölüm 5. Dördüncü Yaprak (DYD Rotası) 15 dakika önce -Lanet olsun! Arkama bakmadan koşarken olayların nasıl geliştiğine lanet okuyordum. Kucağımda baygın takım arkadaşımın silueti ve arkamda ise can düşmanlarımız vardı. Üste sadece ben ve baygın Akame varken baskına uğramıştık. Ama burayı nasıl bulmuşlardı? Talsen’i takip ederek mi... Hayır.. Lütfen onun yüzünden olmasın! Kapıyı tekmeyle kırmış ve hızlıca ana koridora girmiştim. Binanın yapısını düşünüyor, saklanacak bir yer arıyordum. En üst kat en uygun yerdi. Birbirine geçit olan onlarca oda varken şekil değiştirip gizlice içeri gelenleri haklayabilirdim. Yine de yalıtkan bir yer bulmam gerekiyordu. Bunu Talsen söylemiş olsa da, onun ne kadar tehlikeli olduğunu bilsem de bu dediğini görmezden gelemezdim. Belki gerçekten bizi bulmalarının sorumlusu oydu, Yine de şu an zaman kazanmaya çalışıyor olması bize yardım ettiğini gösteriyordu. Onu anlayamasam da, Ondan nefret etsem de, İçimdeki ses ona birazcık da olsa güvenmem gerektiğini söylüyordu. Üst kat seçeneğini eledikten sonra mahzene gitmeye karar kıldım. Uygun bir hücreye vardığımda, yanındaki gardiyan odasına Akame ile beraber girmiştim. Nefes nefese kalmamla, Akame’yi koltuklardan birine yatırdım. Bu tehlikeli durumda onu uyandırsam bile yardım edemezdi. Çünkü kılıcını Talsen kırmıştı. Bunu fark ettiğimde, içimde bir şeylerin yandığını hissettim. Bu nefretti. Bu kindi. Bu pişmanlıktı. Kelimelere dökmeye çalışmam sadece boşunaydı. 11 sene önce yaşanılanlardan sonra onu ilk kez gördüğümde hissettiğimle aynı duyguydu. O gün, büyük salonda herkesi karşısına alarak kılıcını Najenda’ya doğrultması... Titreyen sesiyle konuşurken ciddi gözükmeye çalışması. Bize savaşmayı bırakmamızı, yoksa bizi yok edeceğini söylemesi, Najenda reddettikten sonra ise ilk Akame’yi yok edeceğini söyleyip bir anda yok olması. O an herkesin duyduğu hislerle benimki farklıydı. Evet, öyle bir durumda ondan nefret ediyordum. Ama, ona karşı duyduğum nefret çok daha geçmişe dayanıyordu... Gereken hazırlıklıkları tamamlamış, eğer biri gelirse diye tetikte bekliyordum. Yaklaşık 10 dakika geçmişti, Akame’nin üstünü örttükten sonra örümcek formuna girmiş ve kapının üstünde saklanmıştım. Eğer biri gelirse saldırmak için sadece bir şansım vardı. Zaten, her şey o andan sonra gerçekleşmişti. Üst katlardan yıldırım sesleri geliyordu. Bir canavar kükrüyor, mahzene doğru yürüyordu. Duyduğum sesle atağa hazırlandığımda içeri giren kişi tahmin ettiğim şey olmuştu. Seryuu önce küçük hale dönüşen köpeğini içeri sokmuş, sonra kendi girmişti. Kıkırdıyarak çıkardığı seslerden bir şey anlamasamda ensesini görebildiğim anı bekliyordum. Korkuyordum, yine de ölüm-kalım için sadece tek bir hamle hakkım vardı. Eğer onu öldüremezsem köpeği hem beni, hem de Akame’yi öldürürdü. “Şimdi.” Ensesini gördüğüm anda kendimi aşağıya bırakmış ve o anda insan formuna geri dönmüştüm. Ağzımdaki iğneyi elime aldığımda ise, Köpeği havlamıştı. Ve Seryuu’nun kolundan çıkan iğrenç silah beni karnımdan vurarak odanın diğer tarafına yollamıştı. -Hahaha seni salak suçlu! Koro’nun yapabileceklerini hafife aldın. Böyle olacağı belliydi. -Ahahahaha. Ağzımdan kan geliyordu. Burada ölecektim. -Seninle biraz sonra ilgileneceğim. Ön aperatif olarak Akame’yi yemem lazım! Koro! Diğer suçluyu bul! Görüşüm zayıflıyordu, Düşüncelerim bulanıktı. Yüzüme sıcak kan sıçramıştı. Arkadaşım, gözlerimin önünde ölmüş, ben ise ölümü bekliyordum. -Aferin Koro! Aferin! Neden peki? Neden hiçbir şey hissetmiyordum? Neden ölürken, İçim huzurla dolmuştu?.. Bölüm 5. Şansın Bittiği Yerde... Bir saniyede... Sadece bir saniyede.. İçimi kaplayan nefrete beni ele geçirmesine izin vermiştim. -Koro! Öldür Onu! Akame’nin vücudunu yere tüküren “Koro” bana doğru geliyordu. Şu an aklımdaki tek şey- Seryuu’yu öldürmekti. Canavar dev halinde ağzını açmış ve doğruca üstüme gelmişti. Yaptığım tek şey ise, bana yaklaşmasını izlemekti. Dişlerini ve aralarından akan kan damlalarını görebiliyordum. Eldiveni çıkarttığım elimi Koro’ya doğrulttum. Elimde bir anda oluşan küçük manyetik alan avuç içimi kapayıp açmamla yaratığın üzerine gitmişti. Aramızda yaklaşık bir metre varken yaptığım saldırı yüzünden Koro bir anda durmuş- Daha doğrusu durmaya zorlanmıştı. Tek adımda kapattığım boşluğu canavarın altına girerek tamamlamıştım. Elektriklenen elimi karnına sokmamla beraber canavarın kükremesi bir olmuştu. Saniyeler sonra canavar sarı renkte çakan kıvılcımlarla beraber tamamen küle dönmüştü. Seryu 10 saniye içinde gerçekleşen olayların etkisindeydi. Bu zamanı fırsat bilerek diğer eldivenimi çıkarmıştım. -Sen onu öldürdün! -Aynı sana yapacağım gibi.. Çığlık atan Seryu vücudundan çıkan silahların hepsini bana doğrultmuştu. Geber! Diye bağırmasıyla beraber tüm mermileri üstüme boşaltıyordu. Ama yaptığı boştu. -Seni öldüreceğimi söylemiştim değil mi? -Geber! Attığı mermilerden hiçbiri isabet etmiyordu. Sol elimi yumruk yapmamla beraber tüm mermileri elektrik alanı yaratarak üstüme yolluyordum. Gözlerinden yaş gelmeye başlayan Seryu aklını kaybetmişti. Bu binayı yıkmadan önce onu durdurmalıydım. -Kes şunu! Sağ elimi yüzüne doğru sallayarak bütün vücudunu elektrik kaplayacak bir saldırı yaptım. -Ahhhhh!!! Elimde rapier olmadığından saldırılarımın gücünü ayarlamıyordum. Şu an sinir hücreleri yanıyor olmalıydı. Vücudu acı içinde yerde titrerken yanına gelip diz çökmüştüm. Saçlarından havaya kaldırarak yüzüme bakmasını sağladım. -Yaptığın şeyin anlamını biliyor musun? -ıııııı. Elektrik vermeye devam ediyordum. Şu an hem bilinci yerindeydi hem de acılar içinde kıvranıyor olmalıydı. Ama bu yetmezdi. Sol elimi kulağına götürdüm, ve işaret parmağımı kulağının içini gösterecek şekilde tuttum. -AHHHHHHHHHHHHHHHH! AHHHHHHHHH!!!!! Bütün beynini yavaş yavaş yakıyordum. Paralize olmuş vücudu hala titriyor, deminki acıdan kat be kat fazlasını çekiyordu. Sol elimi çekerek saçını tuttuğum elimden güç alarak odanın arkasına attım. Bilincini açık tutması için yolladığım dalga gözlerini kapatmasını engelliyordu. Yerden kılıcımı tekrar almıştım. İçimdeki nefret geçmemiş, yerine daha da artmıştı. Rapier elektriklendikçe adımlarım hızlanıyordu. İlk olarak, tek hamlede kalbine kılıcı saplamıştım. Kalbi patladığı için yüzüme sıçrayan kanla beraber son hamle olarak kılıcın ince ucuyla kafasını kestim. Artık ölmüş olsada elektriğin etkisiyle vücudunun alt kısmı hala titriyordu. İçimde en ufak bir duygu değişikliği yoktu. Sadece nefret ve kin, Kendime olan nefretim Ve bütün dünyaya duyduğum kin. Planım artık başarısız olmakla kalmamış, Chelsea ve Akame’yi kaybetmiştim. Tüylerim diken diken olmuştu. Evet Akame’yi ölürken görmüştüm ama- -Chelsea nerdeydi?!
×