Jump to content
Türk Anime TV Forum

Arama yap

'Doğa üstü' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Etiketler, virgülle ayrılır
  • Yazara Göre Ara

İçerik türü


Kategoriler

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
    • Manga Genel
    • Manga Geyik
    • Manga Tanıtım ve İncelemeleri
  • Fansub Takımları
    • Fansub Yapımı
    • Türk Fansub Takımları
    • Yabancı Fansub&Scanlation Takımları
    • Türk Manga/Scanlation Takımları
    • Üye Site Tanıtımları
  • Anime Manga Live-Action Download
    • RAW Download
    • Live Action Download
    • Anime Download
    • Anime Muzik Dünyası
    • Anime Resimleri - Avatarlar
  • Fan Kulübü
    • Fan Art
    • Fan Fiction
    • FanClubs
    • Cosplay
    • Doujinshi
    • Organizasyonlar
  • Japonya
    • Japonya ve Japonca
    • Japon Kültürü ve Sanatı
    • J-Drama - J-Sinema - Live Action ve Müzikal
    • Japon Müziği
  • Program Deposu
    • Video Programları
    • Alt Yazı Programları
    • Diğer Programlar
  • Konu Dışı
    • Grafik Tasarım
    • Müzik - Sinema - Tv - Kitap
    • Sohbet - Konu Dışı
    • Kutlamalar-Belirli Gün Ve Haftalar
    • Bilim - Teknoloji - İnternet
    • Oyun Köşesi
    • Soru - Cevap
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Sonuçlar içinde bul...

Sonuçlarda bul...


Oluşturulma tarihi

  • Start

    End


Son yazılan

  • Start

    End


Filter by number of...

Üyelik tarihi

  • Start

    End


Grup


Hakkımda


Outlook


Web Sitesi


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum


İlgi Alanları


IPB Sürüm

2 sonuç bulundu

  1. Taruken'nin Hikayesi Türü : Aksiyon,Fantastik,Romatizim,Komedi,Shounen,Dram,Korku,Doğa üstü Güçler Konusu : 2019. Yılın sonlarında Dünyadaki Ulusal ilişkilerin bozulması sonuçundaHer Bölgede Bir Nükiyer Faliyet Gerçekleştirildi. Bu Nükliyer Kıyamet olarak adlandırdımız olay Dünya Nifusu'nun %70'ini Yok etti %20 sini Mutantlaştı Geriye kalan %10 luk bir kısma şans eseri birşey olmamıştı. Nükliyer sızıtılar giderildikten sorna Yiyecek Ve su sıkıntısı çekmeye başlayan Mutant insanlar Nükliyer kıyametten zarar görmemiş insanları vahşice Parçalayarak Yiyeme başladılar Hikayemezin ana Karakteri Taruken bir Türk, babasını ailesi Japon Kütürünü Taşıdığından ona bu isim verilmiş . Japonya da Halasını ziyaret ederken nükliyer kıyamet sornası türkiye'ye geri dönemedi. 14 yaşındaki genç Türk Ve ailesi Zarar Görülmediği ön görüldü Mutant olarak sayılmayan Taruken aslında Nükliyer Kıyamet'den nasibini almıştı, Kıtlık başlayınca ve mutantlar insanları yemeye başlayınca Taruken'nin ailesi Dev bir Mutant Tarafından zalimce gözünün önünde parçalandı. Çılgına dönen Genç Mutant Güçlerini Kullanarak Titanı yok etti gücü ise muhteşem birşeydi Yıldırım Elementi !. Gencimiz Lucy adlı Güzel bir kızla tanışıcak ve Hikaye Dahada sürükleyici olucaktır. Tanıtım Videosu : '' Kendim yaptım iyi seyirler '' NOT : Yaptığım İlk FF Yazım hataları ve kamaşık cümleler için Şimdiden özür dilerim * Karakterler * Taruken Genç,yakışıklı,Hızlı,Kızlar Konusunda Hasas,Cesur,Güler yüzlü,bazen Çok ciddi,( Kızlar konusunda hassas derken aşırı utangaç olabiliryor demek için kulandım. ) Lucy Genç,Güzel,Kibar ama bazen Kibirli,İlizyonist ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Bölüm 1 ( İsimsiz Prenses ) Taruken İçinden Konuşuyor - İnsanlar... Çok aciz yaratılmış... Hh! O günü düşündükçe Sanki Bir kağbusdan uyanmışım gibiHissediyorum...hayır... sağdice o Gün değil... Tokyo'ya Geldiğim günde bu şekilde Hissediyordum...Kıyamet günü Ha... Ne kadar acınası... Taruken 15 yaşındadır ailesini kaybettikten sorna Gücünü Kulanmayı öğrenmek içinSürekli anteraman yapmıştır Taruken - anne...baba... Merak etmeyin...Muklaka Titan Mutantların soyunu kazıyıçağım... (Cümle arası Noktalar aralıklı konuştuğunu belirmektedir) Yabancı ses + Hayır! yardım edin!! Korkuyorum !!! Taruken Koşarak sesin Geldiği yere Gider. - Bu da ne böyle Bir sivilmi? burada ne işi var!. Nalet olsun Şu dev aynı ailemin sonunu Getiren şerefsize Benziyor! ( Öfkelenmeye başlar ) ( Kız Korkudan donmuş sadice bacakları ve elleri titremektedir.)(Dev Kafasını kıza yakınlaştımış salyaları akar bir şeliklde kıza bakmaktadır) - napalım artık Kızı öylece bırakamam... pekala başlıyoruz!.. ( parmaklarını şıklatı. ve Anında yer değiştirdi. Kızı kucaında tutarDev ise yanmış bir şekilde yere Yığılır ) Taruken -Tanrım! bu biraz acıtdı... Birazdaha dikkatli olmalıyım... - Hey! sen Cosplay yapan Kız! Derdin ne niye kaçmadın ?.... Hey! Kız + Vay canına Kar yağıyor... Ne kadarda Güzel... Keşke bende Kar tanesi olsamda havada süzülsem...+ Sen Kimsin ? Taruken - Hmm Bir düşünelim Hayatını Kurtaran Fakir bir oğlana ne dersin prenses Kız + Dalgamı Geçiyorsun sen! Prenses Tamamda Cosplay yapmıyorum!. Taruken - Tamam Tamam Birşeydemedik burda yeniyim Ne kadar kız Gördüysem Göreyim senin GibiGeyineni Görmedim açıkcası Bu arada Bunları söyledimi nasıl duydun ?yarı ölüydün be. Kız + Gizli bilgi. ( Kollarını birleştirerek ve somurtarak başka tarafa bakar. ) Taruken - Heyy. sen. biraz fazla kibirli oldunu düşünmüyormusun ?Ha bide Şu kar olayına Gelelim sen delirdinmi 1 yıldır kar yağıyorBu kadar sıcak olmasına ramen Dünyanın dengesini bozan Radio aktifFaliyeler Bu gibi garip olaylara sebep oluyor sakın azını açıpta yutayım deme... Kız + a-a-aptalmısın sen niye öyle birşey yaparmışım gibi sorguluyosun. Taruken - Ciddi misin?.. Gerçekten Yaptınmı ?.. Kız + S-sadice birazcık. Taruken -Of Of Kurtardığım kız ölebilir ve Sorumlusu kendisi! ( Kendi Kendine Konuşur ) Kız + Ne demek istiyorsun -Dünya radiasyondan temizlendi dediler değilmi... bu yalan sadice topraktakiRadiasyon'u Yok ettiler. havadakini elbet Yok edemiyeceklerdiDenizlerdeki radiasyon buharlaşma ile Havaya karıştı ve sen de onu dilinde eritekek kendi vicuduna davet ediyorsunYaptığın tam bir budala işi... +.... -BU arada senin adın ne? Nerden Geldin ? Burada ne yapıyorsun ? + Eyer beni iğleştirebiliyorsan Sorularını cevaplarım ( kız korkku içinde) -Sen temizmisin ? + D-daha sabah banyo yapmıştım. ( Yüzü kızarır ) - Onu sormuyorum Radiasyondan etkilendinmi !? sen beni ne sandın sapık filenmi ben senin Banyo yapmannı napıcam ?.. Bir dakikaSen banyoyu nerde buldun ya ? +Çok soru soruyorsun! evet bende bir mutantım... ya sen ? -Sözde temizdim tabi 1,5 yıl önce Mutant bir devi öldürürken benimde yakalandımıfarkettim. + ığy... Korkunç... ( Tiksinerek söyler ) -Neyse ne Şimdi Güvenli bir yer bulup senİn Karnını doyuralım + Radiasyona ne oldu ! - eyer bir mutantsan etkisi olmuyacaktır sana afiyet olsun kar yiyebilirsin. ( arkasını döner ve yürümeye başlar ) + B-bekle Dalga geçme! H-Heyy Beklesene ! ( Tarukenin Peşine düşer. ) Bölüm 2 ( Prensesin İsmi ) Taruken ve İsmini daha Söylememiş Güzel Kız Birlikte Yiyicek ve içecek aramaya Giderler Bir dükkana Zorla Girerler Taruken Birşeyler ararken Kız beklemektedir... Kız - Of Neden Bu adamın Peşine düştüm ki.Ya bana zarar vermeye kalkarsa ne yapıçağım?. ( İçinden düşünür ) Taruken gelir ve elindeki birkaç Çikolata ile.. + Al bunu Açlıktan ölmeni istemiyorum. - Bu da ne böyle bununla karın doyarmı ? Dalgamı geçiyorsun sen! + Kullanım tarihi Geçmemiş sadice bunlar vardı... Tabi sen istersen dişarıda kar da yiyebilirsin. - Dalga geçme demiştim değilmi? hayatımı kurtaran fakir oğlan! + ..... - ..... + Sanırım sana ismimi söyleyebilirim artık.. Ben taruken benden zarar görüceğini sanmam. Sen Kimsin? - Lucy... Senden zarar görmiyeceğime emin olabilirsin seni anında yere sererim!. + Peki nasıl olucak bu Hızıma yetişebilicekmisin ? - Benim gücüm Hız veya güç ile alakalı değil. Sistematik bir Güç. + Sistamatikmi? Nasıl yanı nasıl kaçıçağınımı hesaplıyorsun? hahah :D - Sanırım uygulamalı olarak göstermek daha iyi olucak! Gözlerimin içine bak Lütfen... + Peki Küçük hanım... ( Birbirlerine bakarken Taruken Birden kendini bir kafesin içinde Dino devrinde görür Güçlerini çalıştımıyordur tam T-rex onu avlıyacakken Uyanır kendini yere düşmüş şekilde başı ağrır bulur.. ) + Bu da ne böyle?.. Ne oldu bana ? - ( Kız atıştırıyordur.. ) - Söylemiştim gücüm sistematik. Seni Rüyalar Diyarına Gönederdim. Gördüğün Hiçbirşey gerçek değildi ama O an herşeyi hisedersin. Seni T-rex yemeden önce uyandırdım yoksa bedenini Kaybetiğini hissederdin Piskolojik olarak Yok olurdun. + Etkilileyici ama yeterli değil hadi Tekrar dene. - Eminmisin? bu sefer seni yok etireçeğim. + Yolla bakalım. ( Tekrardan aynı sahne gelir ama taruken O rüyadan saniyesinde kurtulur.) - Ne oldu bu kadar çobuk uyanmaman lazımdı ! ( lucy şaşırır ) + Ben ilk başta beni paraler bir dünyaya yoladığını düşünüp beynimi kullanadım Bu tür oyunlar bana işlemez.Lucy eyer düşmanına yem olmak istemiyorsan Bu gücü sadice 1 kere kullan. Düşmanda benim kadar zeki olabilir. - Az önce yok etiğin devde bir kere bile işe yaramadı! + Daha önceden böyle bir şeyle karşılaşmış olmalı neyse Şimdi buradan uzaklaşalım Yiyecek kokusu onları çekmeye başladı... - O zaman beni Korumalısın Taruken. Bunu yaparmısın ? + Böyle Rica edersen neden olmasın. Bak kibarda olabiliyormuşsun işte. - Ben hep Kibarımdır. + Hadi oyalanma gidiyoruz. - Nereye gidiceğiz ? + Boklu dereye. ßen ne bilyim güvenli bir yer buluruz elbet. ( İkiside Dükkandan stok alarak yola koyulurlar... onlar Gittikten birkaç dakkika sorna Dükkan havaya uçar sebebi mutantların oradaki yiyicekler yüzünden kavga etmesidir.) Bölüm 3 (Hiç bitmeyen Yolculuk.) -Hey daha ne kadar yürüceğiz? ( Yürümekten yorulmuş bir vaziyette sordu lucy ) + Sabırlı ol, biraz daha yürümeliyiz... - Off... Yoruldum ama... + Vicudunu geliştirmessen olucağı budur. - Heh ? ( Birden durup Taruken'e baktı ) + Ne oldu ? - ( iç çekerek ) Boşver. Dedi Bir mütten yürüdükten sorna Büyük bir arazi gördüler en yakın binanın En üst katıca cıkıp kamp kurdular. Hava git gide kararıyordu Ve lucy uykuluydu. + Lucy, Uyumalısın. - Sen ne yapıcaksın. + Nöbet tutuçağım. Uyu sen. - Ama uyumazsan güçten düşersin. + Uyu. Lucy daha fazla tartışamayarak uyumaya karar verdi. O uyurken Taruken Nöbet Tutuyordu. Etrafa bakmak yerine direk Lucy'e bakıyordu. Yaınındakileri hisetiği için Rahattı. Lucy uykulu bir şekilde uzandığı yerden kalktı. Üstünde bir jeket vardı. bu Taruken'nin jeketiydi. Gözleri etrafta onu arıyordu ayağı kalkıp vadiye baktı. Ordaydı üstünde beyaz bir Tişört ve altında her zaman giydiği eşortman vardı. Kesik bir kütükle anteraman yapan Taruken e baka kaldı. Çok fazla yumruk atıyordu Kütüğe. Sonunda sinirlenip Kütüğü Elinde elektirik topalayarak vurup Parçaladı.. Daha sorna Lucy Onun yanına giti - Ne yapıyorsun ? + Antereman. zinde kalmak için. - hmm analadım. ( parçalanmış ve bu karlı havada yanan kütüğe bakıyordu.) + Sıra sende. - Ne ? + Antereman yapıcaksın. - Neden ? + Yürümek istemiyorsun değilmi ? O zaman bizde yürümeyiz... Işınlanırız..... - Ne ? Işınlanmakmı ? nasıl ? dalgamı geçiyorsun ? + hayır Cidden ışınlamak bunun için Tehlikeli bir şey yapmamız gerekiyor. - N-Ne gibi ? + Senin vicuduna elektirik yükleyeceğim. Lucy şaşkındı Ne yapıcağını kestirememişti. Nasıl ? nasıl elektirik yüklemesi yapıcaktı ? - Bunu nasıl yapıcaksın? ya bana birşey olursa ? + olmuyacak Yüksek voltaj vermiyeceğim. - P-peki am- Birden Taruken yaklaştı onun cenesini tutarak yüzüne baktı ve onu Öptü! yanlış okumadınız onu Öptü! Ayrıldıklarında ikiside kızarmakta yarış halindeydiler... - Neden bunu yaptın ! aptal! + anteraman biti.. ( arkasını dönerek söyledi bunu ) - Ne ne neden öptün beni sapıkmısın sen ! ( utanarak söylüyordu ) + Elektirik yükledim sadice ( yüzü görünmesede taruken utancından yerin dibindeydi.) - Başka yolu yokmuydu! + Diğer yollar tehlikeli en iyisi Fiziksel bir bağlantıydı dilimle senin Dilin. ( Taruken'in sesi titriyordu İlk defa.) - aptal, sapık, Cinsel eşşek! kahrolası! + daha Kötüsünüde yapabilirdim!!! - Ne gibi ? + Fiziksel bağlantı dedim. ( sesi iyice kısılmıştı ) Lucy ne dediğini anlayınca susup kaldı....
  2. Bir süre önceye kadar yazdığım romanı sizlerle paylaşmak istedim...Normalde yayınlaşmıştım birazını ama yeniden düzenlenmiş haliyle ve adıyla sizlere sunuyorum...Her türlü eleştiri makul olduğu sürece kabulümdür... Türü: Doğaüstü güçler, aksiyon,romantizm,okul, ve ecchi Konusu: Fatih,15 yaşında ve 200 IQ derecesindeki bir dahidir.Babası onu,Londra'daki adı sanı belli olmayan bir okula yazdırır.Fakat bu okulun belli olmayan tek özellikleri bunlar değildir.Ve kendisiyse... 1.BÖLÜM 1.BÖLÜM Fatih,havaalanının içinde dört dönüyordu.Bir sağa bir sola bir dış kapıya bir oturakların olduğu bölüme doğru.Kim suçlayabilirdi ki onu?Hiçbir şey bilmeden babası onu Londra’daki bir liseye yazdırmış ve onu direk Londra’ya göndermişti.Ne okulun adını ne de bulunduğu yer hakkında bir bilgi vermişti.Sadece birinin onu alacağını ve okula götüreceğini söylemişti ki havaalanına geleli bir saat olmasına rağmen gelen olmamıştı.Bu da onun bir saattir bu havaalanında beklediğini gösteriyordu.Beklemesini sevmemesine rağmen… “Siz Fatih BOZKURT olmalısınız”dedi arkasından gelen kalın bir ses. Fatih,ona seslenen adama dönüp incelemeye başladı.Adam orta yaşlarda ve orta boylarda biriydi.Kafasında iki dönüp arazi boştu.Zaten artık bir çoğunu kaybetmiş olduğu siyah saçlarına uyumsuz,ela bir göz rengine sahipti.Sesi kalındı ki bu da ingilizce söylediği bazı kelimeleri anlaşılmaz kılıyordu. “Evet,öyleyim”diyebildi sonunda.Bu kadar zaman beklemesine rağmen adamdan beklettiği için özür dilemesini bekliyordu.Beklediği özür gelmeyince başını öne eğip eliyle saçlarını kaşıdı,“Ee…nereye gidiyoruz?” Adam bu soruyu bekliyormuşçasına arkasını döndü ve eliyle işaret ederek takip etmesini istedi.Fatih,tuhaf görünüşlü ve tuhaf davranan bu değişik adamı havaalanının bitişiğindeki otoparka kadar takip etti.Otoparktaki eski,döküntü ve artık hareket ettiği bile belli olmayan,çiziklerle dolu beyaz bir arabanın önüne geldiler.Adam arabasının sağ ön koltuğuna doğru ilerledi.Kapıyı açmadan önce dikiz aynasını iki kere öptü.Sonra da arka da kalmış olan Fatih’e bir bakış atarak,”Nasıl,güzel mi?”dedi Fatih,arabayı gördüğünden beri şoktaydı. Hala böyle döküntü arabalar var mıydı? Hem de böyle külüstürlerin dikiz aynalarını-gösteriş yapan insanlar gibi-öpüp güzelmi diye soran tuhaf insanların 21.yy’da ne işi vardı?Asıl soruysa diye düşündü Fatih.Babasının onu,böyle tuhaf insanlara emanet edecek kadar kafası çalışmıyor muydu? Adam dikkati dağılan Fatih’i uyandırmak için kaportaya iki kez vurdu ve dikiz aynasını yalamaya başladı.Fatih ne diyeceğini şaşırmıştı. Lütfen yalamayınız! Dese miydi?Hemen bu fikri aklından çıkardı,Fatih. Arabaya bile bunu yapabilen biri kendine neler yapmazdı ki…Susmak en iyi seçenekti. “H-H-Hadi gidelim”diye kekeledi. Adam kahkahalarla gülmeye başladı,“Madem cehenneme bu kadar gitmek istiyorsun,zebanin olarak görevim seni oraya götürmek.Atla…son model arabama.” Fatih,adamın ne demek istediğini anlamamıştı ama yinede külüstür arabaya bindi.Tuhaf adamda sağ ön koltuğa bindi.Sağa binmesinin nedeni ters ingilizlerin ters yaptıkları ters arabalar yüzündendi,çünkü ingiliz arabalarında direksiyon sağ taraftaydı. “Kemerleri takalım.”diye uyardı adam motoru çalıştırmadan önce. Fatih’se adamın dediğini umursamamıştı.Zaten bir kaza anında bu arabanın üç bilemedin dört parçaya bölüneceği kesindi ki bu da kesin ölüm demekti.Kemerler bu durumda tamamen faydasız kalıyor hatta arabadan kaçışı engelleyeceği için riski dahada arttırıordu.Adam bir kaç kere daha uyardı ama Fatih’in tınlamadığını görünce bu gayretinden vazgeçmeye karar verdi.Kontağı çevirmesiyle araba,gorul gorul sesler çıkarmaya ve birazda sallanmaya başladı.Zorda olsa hareket etmeye başladı.Zorda olsa… “Neden böyle bir okula gidiyorsun?”diye sordu adam.Fatih az önce olduğu gibi yine umursamadı.Kendisi de merak ediyordu aslında:Neden? Daha bir ay öncesine kadar ülkesinin en genç dahisi diye anılan,televizyonlara bile çıkmış 200 IQ derecesindeki bir öğrenciydi.Girdiği her sınavdan tam puan alıp, çıkar ve dışarıdan bakanları hayret içinde bırakırdı.Herkes ona istediği her liseyi kazanır düşüncesiyle bakıyordu.Şimdi ne olmuştuda Londra’daki adı bile belli olmayan bir liseye kalmıştı.Neden babası onun son sınava girmesini engelleyip,böyle bir liseye yazdırmıştı.Fatih bunları düşünmeden edemiyordu.Biraz daha düşündükten sonra bunun bir faydasının olmayacağına kanaat getirip bu konuda düşünmeyi bıraktı.Zaten arabada durmuştu “Hadi in,bu son durak.” Fatih,arabanın kirli,bazı yerlerinde ise kurumuş çamur olan camından dışarıyı izlemeye başladı.Etrafta hiçte okul benzeri bir bina gözükmüyordu.Aslına bakılırsa etrafta bina bile yoktu.Fatih ne olduğunu anlamak için arabadan indi.Etrafa bakınca sadece uzun,geniş ağaçlar ve bazıları Fatih’in topuğuna kadar gelen çalılar gördü.Gerçekten burada bir okul var mıydı?Hayır burası Londra’da bir yer miydi? “Al valizin”dedi ve gözlerini biraz ilerideki patika gibi bir açıklığa dikti,“İşte o patikayı izlersen okula ulaşacaksın” Fatih,“Sen…neyden bahsediyorsu-”diyecekken adam,arabaya atlayıp,geldiği yöne doğru sürmeye başlamıştı bile.Ayrıca Fatih’e de başka bir seçenek bırakmamıştı. Fatih, eline valizi alıp birazda yüzünü asarak,“Böyle aşağılık herifleri diri diri yakmalı”dedi ve iç çekip ileride ki patikaya doğru girdi. Patikada ilerlemeye devam etti.Şimdiden 10 dakika olmuştu ama etrafta ne bir okul ne de öğrenciler vardı.Sadece kurt ulumaları,yılan tıslamarı,kedi mırıltıları ve bir kaç hırıltılı ses vardı.Aynı balta girmemiş bir ormanda olması gerektiği gibi… Biraz daha yürüdükten sonra uzaklardan motorsikletin çıkardığı sese benzer bir ses duyulmaya ve sesin giderek dahada yakınlaşmaya başladığı anlaşılıyordu.Fatih’se bu durumdan belki yararlanabilirim düşüncesiyle arkasını dönmeye başlamıştı ki… Ayağının üzerinden motorsiklet geçti ve patikanın sağ tarafında kalan büyük bir ağaca tosladı. Fatih elindeki valizi hızla bırakıp üzerinden geçtiğinde resmen kırılmış olacak kadar acımış olan bacağını tutmaya başladı.İçindense o motorsikletliye lanetler savurdu. “Sen iyi misin?”Sesin geldiği yöne doğru döndü ve karşısındakine bakmaya başladı.Karşısında siyahlı kırmızılı kasklı,neredeyse kendi boylarında ve üzerinde üzerinde üniforma benzeri bir şey giyen birini gördü.Üniforması siyahın üzerine sarı çizgilerin olduğu bir çeket çeketin içinde beyaz bir gömlek ve siyah bir etekten oluşuyordu.zaten etek giymese cinsiyetinin belli olmasına imkan yoktu,çünkü giydiği kask yüzünün belli olmasını engelliyor,ayrıca sesininde boğuk çıkmasına neden oluyordu. Biraz daha süzdükten sonra,“İyi sayılırım”diyebildi.Sesi biraz yüksek çıkmış,canının hala acıdığına sitem ediyor gibiydi.Kız elini uzattı,“Kalkmana yardım edeyim tut elimi” Biraz tereddütten sonra istemesede elini tutup kalktı,“Teşekkürler”dedi ve valizini eline aldı.Kız da hiçbir şey olmamış gibi motorsikletini ağacın dibinden kaldırdı.Ardından arkasını döndü,“Sanıyorum ki bizim okula gidiyorsun.Atla da okula kadar atayım seni” “Tamam”dedi, motora kadar topallayıp kızla arasına bir karış mesafe olacak şekilde oturdu.Sonra da bir eliyle valizini tutmaya başlayıp diğer eliylede motorun arkada tarafındaki demirlere tutundu. “Sürmeye başlıyorum.İyi tutun”dediği anda motoru çalıştırıp bir anda hızlanıverdi.Fatih’se bu hızlanma karşısında dengesini kurmakta zorlanmaya ve eliyle demirlere ölürcesine tutunmaya başladı.Bu beş dakika kadar sürdü ki zaten bu beş dakikada fatih haşat olmuştu. Allah bin belanı versin,Trafik canavarı seni!! Fatih motorda indiğinde bir sağa bir sola yalpalamaya ve bu zorlukları kendisine ikinci kez yaşatmaya cüret eden canlıya bildiği bütün lanetleri okumaya başladı.Ta ki kız kaskını çıkarana dek… Kız,kaskı çıkarınca uzun kızıl saçları,mavi gözleri ve teninin solgunluğu gün yüzüne çıktı.Bu üçleme kızın, çok güzel hatta prensesler gibi gözükmesine neden oluyordu.O kadar güzeldi ki;hayatımda gördüğüm en güzel kız diye düşünmüştü Fatih. “Sen şu transfer öğrenci olmalısın”Zaten büyülenmiş olan Fatih,kızın sesinide duyduğunda iyice kendinden geçti.Kasktan dolayı farkedemesede seside oldukça narindi. “Tranfer mi?”Sesi hala afallamış çıkıyordu. “Evet.Transfer” Transfer mi?diye düşündü Fatih.Transfer olduğuna göre bu, okulun çoktan başladığına işaret değil miydi?Heralde burada dönem daha önce başlıyordu.Doğru ya Türkiye ile burası bir değildi ki.Elbet daha önce başlamış olma ihtimali vardı. “Bu arada çok güzel kokuyorsun biliyormuydun?”Fatih yine şaşırmıştı.Bu ingilizler arasında bir tür iltifat felan mıydı? “Şey…sende güzel kokuyorsun.”Bunu söylediğine hala inanamıyordu.Neydi onlar hayvan felan mı? “Hadi, geç kalacağız. Acele et”dedi ve biraz duraksadı,“Daha geldiğini öğretmenle görüşüp bir dolu tanışma faslından geçeceksin.” “Tamam”deyip önündeki güzel kızı takip etmeye başladı.Ta ki çatlaklarla dolu,iki metrelik demir bir kapının önüne gelene kadar…Kapıya iki kere vurdu,sonra da kapının kulbunu çevirip kapıyı açtı.Kapı açılırken tüm koridorda yankılanan gıcırtılı bir ses çıkardı.Anlaşılan kapının kirişlerine yağ sürülmemişti.En azından gıcırtı sesinin yüksekliğinden bu rahatça anlaşılabilirdi. Fatih ve o kız içeri girdiler.Kız,öğretmenden özür dileyip kendi sırası olan pencere kenarından en arkanın bir önündeki sıraya geçti.Zaten pencere kenarından kapıya doğru dizilmiş beş sıra düzeni vardı.Her düzende beş tane sıra bulunmaktaydı.Tabi pencere kenarı buna istisnaydı.Pencere kenarında altı sıra vardı ki zaten sınıftaki tek boş sırada o kızın arkasındaki son sıraydı. “Siz yeni öğrenci olmalısınız.Lütfen kendinizi tanıtın.” “Ben Fatih BOZKURT.Türkiye’den geldim.”dediğinde sınıfta bir gürültü koptu.Herkesin ağzında Bozkurt lafı dolaşıyordu.Öğretmen en sonunda olaya bir el attı.Bu konuşmalardan hoşlanmamışa benziyordu. “Haydi çocuklar sırayla sizde kendinizi tanıtın.Türünüzü söylemeyide unutmayın!”Sınıfta bulunan öğrenciler sırayla kendilerini tanıtmaya,isimlerini söyledikten sonra da mitolojik bir canavar ismi söylemeye başladılar. “Kurt adam,succubus,griffon,sülük adam,yılan kız …” bunlar söyledikleri mitolojik yaratıklardan sadece bir kaç tanesiydi.Ve hala da değişik mitolojik canavarları söylemeye devam ediyorlardı. Fatih yine bir şaşkınlık anı geçirdi.Bu insanların derdi de neydi böyle?Neden mitolojik ögeleri isimlerinden sonra söylüyorlardı?Son zamanlarda GDO’lu yiyecekler arttı, acaba çok mu fazla yemişlerdi? Diye düşünürken sıra o tanıştığı kıza geldi. “Erica ROSE,vampir…” Öğretmen son kişide yani Erica’da kendini tanıtınca Fatih’e döndü,“Ee…senin türün nedir?” Zaten Erica’ya bakarken büyülenmişçesine afallamış olan Fatih,sorulan bu şeyi tam olarak anlayamadı.Böyle bir şey neden gerekliydi ki zaten?Böyle bir şey için kafa yormaya gerek yoktu,“Söylememe gerek yok”deyip Erica’nın arkasındaki sıraya-sınıfta boş olan tek sıraya-doğru ilerledi.Elindeki valizi sıranın arkasına koyup sıraya oturdu. Öğretmen, Fatih’e sert bir bakış attı.Bunun bir faydası olmayıncada duyulmayacak bir sesle ,“Aynı ablası…”deyip bir iç çekti.Anlaşılan ablası gibi çekeceği vardı ondanda.Tabi ki ablası kadar güçlüyse ki şimdiye kadar ondan ne bir enerji ne de bir güç hissetmişti.Bu iki anlama gelirdi:Ya güçsüzdü ya da kendisini güçsüz gösterecek kadar gücünü gizleyen biriydi ki bu da onun çok güçlü oldugunu gösterirdi. İlk seçeneğin doğru olmaması için,içinden dua edip tekrar sırtını öğrenci sıralarına dönüp bir cebir sorusu yazdı. Tenefüs zili çaldığında Fatih’in sırasının etrafına kızlar ve erkekler doluşmaya,dolma nedeniyle yaklaşamayanlar ise bağırmaya başladı.Aralarından biri yüksek sesle,“Yağmur’un bir akrabası mısın?”dedi ve diğerleride hep bir ağızdan bu soruyu yineledi.Fatih ne diyeceğini bilememişti.Evet,Yağmur’un bir akrabasıydı hatta Yağmur,onun öz ablasıydı ama bu kadar yaygara koparacak kadar ne vardı ki? Normalde her sorunu çözebileceğine inanan Fatih’e artık Londra ağır gelmeye başlamıştı,öyle ki kendini aciz hissetmeye ve geldiğinden beri sorulan hiçbir soruyu-kendisine sorduğu- çözemediği için küfredecek dereceye gelmişti. Bütün bunları düşünürken hala cevap bekleyen insanlar vardıki aradıkları cevabı bulana kadar gitmeye ve onu yalnız bırakmayada niyetleride yoktu. Fatih bunu anlayabiliyordu.En sonunda,“Evet, o benim ablam oluyor” dedi.Ardından da valizi eline alıp kalabalığı yarmaya ve zorlukla aralarından geçmek için uğraşmaya başladı.Tam kapıdan çıkarkende arkasını dönüp,“Üzgünüm ama yurda yerleşmem ve gerekli evrakların yerlerine ulaştığından emin olmam gerek.Sonra görüşürüz.”deyip valizle birlikte sınıftan ayrıldı. 2.BÖLÜM 2.BÖLÜM “Efendim kardeşiniz okula gelmiş bulunmakta…” “Demek öyle.”Uzun siyah saçıyla oynamaya devam etti Yağmur,“Acaba nasıl bir şey yapacak.Gücü tahminlerimin ötesinde olabilir mi?” Yağmur’un önünde bulunan kız gözlerini kıstı.Zaten hafif çekik olan göz kapaklarını kısınca siyah göz rengi görülemez olmuştu.Gözlerini kısması da kızın,Yağmur’a inanmadığını gösteriyordu.Biraz suskunluktan sonra,“Efendim? Acaba bu düşüncenin nedeni tam olarak nedir?”dedi alçak sesle. “Sora,bu okulda 3.senemdeyim,biliyorsun. Söylesene kaç kere yanıldım?” “Ş-Şey…neredeyse hiç.”Yağmur’un önündeki kahve fincanını aldı ve elindeki tepsiye koydu,“Zaten sürekli yanılan biri benim efendim olamazdı.” “Bir hizmetkara göre fazla iddialı değil mi bu laflar?”Sesi yüksek çıkmıştı Yağmur’un. Sora hemen başını eğmiş,ardındansa yüzü morarmaya ve az da titremeye başlamıştı,“Affe…din”dedi ve tepsiyle birlikte kapıya doğru yürüdü.Sonrada arkasını dönüp,“İzninizle…”deyip odadan hızla ayrıldı. Ah,kardeşim acaba ne kadar güçlüsün veya ne kadar eziksin.Bu okulun insanı cinnetten çıkaran haline ne kadar dayanabilirsin.O, realist beynin bu çılgınca şeyleri ne kadar ve nasıl kaldırabilir?çok merak ediyorum diye düşünüp bir iç çekti Yağmur. Sonra da biraz kıkırdayıp önündeki porselen tabaktaki çikolatalı keke doğru gözlerini dikti.Sağ eline çatalı aldı ve bir parça kekten koparıp ağzına attı. “Kesinlikle Sora’nın kekleri çok harika oluyor.Böyle bir hizmetkarım olduğu için şükretmeliyim,sence de öyle değil mi Alexis?”dedi ve bakışlarını duvara dikti.Duvarın içinden siluet şeklinde,sonraysa siyah saçları,siyah gözleri ve normal bir boyda olan yakışıklı diye tabir edilebilecek liseli bir çocuk çıktı,“Demek farkettin.Ne kadar zamandır?” “En başından beri.Efendinim unuttun mu?” “O da doğru ya.Hahaha…”Belli bir süre daha kahkahaya devam ettikten sonra yüz ifadesi ciddileşti,“Ama Sora haklı olabilir.Çocuğu inceledim.Dışarıya verdiği aurası yok denecek kadar az.Sanki güçsüz bir şey gibi…insan” Yağmur kekten bir parça daha aldı ve,“Fırtına öncesi sessizlik denen şeye inanır mısın Alexis?”dedi ve gülümsedi,“Ben inanırım.Hele de konu Fatih’se…” O anda içeri orta boylarda,kısa siyah saçlı bir çocuk girdi,“Emrettiğiniz gibi Erica denen vampirin yurttaki odasına yerleştirdim kardeşinizi” dedi ve geldiği gibi gözden kayboldu. “Bir vampirin yanına mı taşıttınız kardeşinizi?”Alaycı bir dille söylemişti,“Hele de safkan bir vampirin yanına…” Yağmur oturduğu koltuktan kalktı ve arkasında bulunan pencereye dönüp dışarıyı incelemeye başladı.Alexis’in söylediği şeyi kafasına takmıyor gibiydi.Sonra da yüzünü yeniden Alexis’e doğru dönüp muzip bir yüz ifadesine büründü,“Eğer ölürse ailemize yakışmıyor demektir.Ölmezse eğer, okul yaşamı boyunca ona komplolar kurarım.”Ağzına bir parça daha kek attı,“Sonuçta bir kahramanın güçsüz olması hoş karşılanamaz”dedi ve gözlerini yumdu. Fatih elindeki valizin içinde bulunan eşyaları yerleştirmekle meşguldü.Çoktan akşam olmuştu.Gerçekten… formaliteleri geçip belgeleri vermenin bu kadar uzun süreceğini tahmin etmeliydim diye düşünüp önündeki valize bir tekme attı. Oda Türkiye’deki yurt odalarından biraz farklıydı.Pencerenin olduğu yerdeki sağ ve sol köşelerdeolmak üzere iki ranza vardı,yani oda dört kişilikti.Ayrıca bu oda dışında da mutfak olduğunu sandığı bir oda mevcuttu.Bütün bunların dışında, diğer yatakların sahipleri hakkında da bilgi verilmemişti.Umarım normal birileridir diye düşünüp bir iç geçirdi. “Yine karşılaştık.”Sesin geldiği yöne-kapıya-doğru döndü.Ses,Erica denen kızıl saçlı kızdan başkasına ait değildi.İşte yine şaşırtıcı bir durum daha diye düşündü Fatih. O anda Erica kendini sağ taraftaki yatağa bıraktı. “Senin ne işin var burda?”diye sordu Fatih “Ee burada kalıyorum” “Burada…kalıyorsun?” Ne kadar modern olunursa olunsun bir erkekle bir kızın aynı dairede kalması edepsizlikten başka bir şey değildi.Tamam,Fatih kendine güveniyordu,zaten sorunda oydu.Kendine güveni vardı ama böyle bir durumu hiçbir şey olmamış gibi karşılayan Erica’ya güveni yoktu.Diğer sorunsa Şu insanı kendine çeken ve afallamasına neden olan olağanüstü güzelliğiydi.İnsanı kendine bağlayan bir güzellik… “Hımm…hala çok güzel kokuyorsun,Fatih” “Şey…sağol”Dediği anda Erica önünde belirdi.Fatih’se korkudan bir iki adım geriledi.Daha az önce yatağında olan birisi nasıl olurda bir anda kitaplarını koyacağı rafla arasına girebilirdi.Bu okul veya bir şeyler normal değildi.Bunu söylemek için 200 IQ derecesindeki bir dahi olmaya gerek yoktu. Erica,Fatih’in üzerine doğru yürümeye başlamıştı.Fatih’te geri geri gitmeye.Ta ki pencereye kadar…Pencereye dayandığında ne yapacağını bilememişti. “Erica böyle üzerime gelmen…beni korkutuyo-” daha lafını bitiremeden Erica,üzerine atıldı.Ona sanki sıkı dostlarmış gibi sarıldı.Başını da omzuna koydu.Koymasıyla birlikte Fatih,bir acı hissetmeye başladı.Acı,sanki vücudunun heryerine iğne batırıp çıkarıyorlarmış gibiydi.Ayrıca gücünün ve enerjisinin ondan uzaklaştığını da hissediyordu.Acının giderek artması nedeniyle hemen yüzünü yana çevirdi. Erica’nın mavi gözlerinin insanı içine çeken berraklığı kaybolmuş,kıpkırmızı hırçın bir hal almıştı.Ayrıca dişlerini Fatih’in sağ omzuna batırmış,kan içiyor gibi bir hali vardı. Fatih ne olduğunu anlayamıyordu ki zaten Londra’ya geldiğinden beride anlayamamıştı.Fakat şuanda anladığı tek birşey vardı:Ölüyordu… Biraz kıpraşmaya başladı ve onu saran kerpeten gibi kollardan kurtulmaya çalıştı.Bu boşa zaman kaybından başka birşey değildi.O kollar sanki beline bağlanmış bir kelepçeydi! Böyle devam ederse ölecegim…Evet,kesinlikle ölecegim.Ölmekle bir problemim yok ama…ölmek istemiyorum! O anda Fatih’in üzerinde sarı bir ışık belirdi ve Erica bir kaç adım geriledi.Üzerindeki kıyafetin göğüs bölgesi ve birazda kol tarafları yanmıştı.Erica yurdun heryerinden duyulabilecek kadar yüksek sesli bir çığlık attı.Bir sağa bir sola yalpalayıp yere yığıldı.Fatih’se durumun şokunu üzerinden atmak için kafasına bir kaç kere salladı ve ölmediği için şükretti.Sonra da bayılan Erica’nın yanına kadar gelip, oturdu. “Gerçekten canı yanmış olmalı.”dedi.Erica’yı biraz daha yakından izlemeye başladı.Erica’nın göğüs ve kol kısmının kıyafeti delinmiş hatta kol ve göğüs kısmının derisi, simsiyah olmuştu.Bu yanıklar en az üç ay geçmez diye kendince tahmin yürüttü. Yerde yatan ve hala baygın olan Erica’yı kollarına alıp sağ taraftaki yatağa attı.Üzerinede bir örtü örttü.Sonrada valizine koymuş olduğu yara bandından koparıp boynunda,diş izlerinin bulunduğu yere yapıştırdı.Ardındansa kendini yatağa attı. “Ne gündü!” dedi kendi kendine.”Neredeyse ölüyordum” İlk önce aptal bir adamla tanışmıştı.Sonra çok güzel ve az önce kendisinin kanını emen ve vampir olduğunu iddiaa eden bir kızla tanışmıştı.Ardındansa öğrencilerine mitolojik tür adları takan öğretmen ve normal bir şeymiş gibi kendini tanıtan öğrencilerle tanışmıştı.Bunlar bir gün için fazlaydı hemde oldukça fazla…Bunları düşünürken kaybettiği enerjinin ve kanında etkisiyle uyuya kaldı. “Hadi…uyan Fatih!”Fatih gözlerini açmaya başladı.Gözlerini açarken bir yandan da sağ eliyle gözlerini ovuşturmaya devam etti.Gözlerini açtığında karşısın da Erica’yı gördü.Karşısında derken tam karşısında,Fatih’e ait olan yataktaydı.Yani Fatih’in tam yanında… “Sen…ne arıyorsun benim yatağımda?”Derken dünkü olanları hatırlayıp,panikle yataktan düştü.Eline yatağın yanındaki ufak çaplı bir sopayı aldı.,“Yine kanımı mı emeceksin!Seni satanist…” “Satanist?”Erica gülmeye başlamıştı.Bir yandanda yataktan doğrulmaya ve eliyle yastığı destek olarak kullanmaya başlamıştı.,“Vampir demeni tercih ederim.Hem bir vampirin doğasında vardır kan içmek…Gerçi sen beni yakıp ,engelledinde neyse.” “Seni yaktım mı?” “Evet,yaktın.Halbuki bu benim ilk seferimdi.Bunun sorumluluğunu almalısın”Fatih elindeki sopayı yere bıraktı ve elini kendi saçında gezdirmeye başladı.Bu Fatih’in ne yapacağını bilemediği zamanlarda yaptığı bir alışkanlıktı.Şimdiye kadar ne vampirlere ne de diğer mitolojik canavarların olduğuna inanmıştı. Hatta geçen sene bir arkadaşı alacakaranlık serisini okuyup vampirler gerçek diye tutturunca,sinirlenmiş ve gerçek olmadığını belirtmek için on sayfalık bir makale yazmıştı. Ne günlerdi ama! “Hadi…acele et,geç kalacağız.” “Yavaş olduğum için kusuruma bakma.Belkide bir vampir dün gece kanımı emdiği içindir!”diye sitem etti Fatih. “Kin tutmak hoş bir şey değildir.” “Ne demezsin!”dedi ve tuvalete gidip,dünkü olay olmadan önce ailesi tarafından gönderilen üniformayı giydi.Üniformayı giydiğinde daha önce farkedemediği ceketin üst kısmında ki amblemi farketti.Amblemin üzerindeyse “Monster Academy” yazıyordu. Yurttan çıkıp okula doğru yürümeye başladılar.Fatih yurtta çıkana kadar sürekli ellerini gerdirmiş,gözlerini kısmış aralarda ise de kulaklarını tutmuştu.Çünkü farklı bir şeyler hissediyordu kendinde.Sanki bir şeyler değişmiş hatta gelişmiş gibiydi. Normalde duyamayacağı bir ses olan ikinci katın penceresinde bulunan iki kızın birbirine söylediklerini çok rahat duyuyordu.Ek olarak gözlerini diktiğinde okul kapısının yanındaki hizmetli kıyafetli bir kadının elinde tuttuğu tükenmez kalemin üzerinde yazan “made in Japan” yazısı çok rahat görüyordu. Bütün bunların nedeni vampir miydi yada o sarı ışık mıydı?diye düşünürken bunun bir faydasının olmayacağına kanaat getirip zihnini boşalttı.Sırada merak ettiği daha önemli bir şey vardı çünkü… “Ee…ilk derken neyi kastediyordun?” “İlk defa kan içtim yani.”Ağzını kapatarak esnedi,“Şimdiye kadar hep normal yemekler yemiştim.” “Demek normal yemeklerde yiyebiliyorsun” “Evet,gerçi senin kanını tercih ederim ama…”Fatih, bunu duyduğunda Erica’dan bir kaç adım geriden gelmeye ve arasındaki mesafeyi koruyup adımlarınıda yavaşlatmaya başladı,“Merak etme.O yediğim darbeden sonra iznin olmadan kanını emmem” “Gerçekten izin vereceğimi mi düşünüyorsun?” “Kim bilir?”derken sınıfın önüne gelmişlerdi bile.Dün olduğu gibi ders,çoktan başlamıştı.İçeri girip özür dilediler ve yerlerine oturdular. Öğretmen,Erica’yı tahtaya soruyu çözmesi için kaldırdı ve diğerlerinin duyamayacağı kadar kısık bir sesle kulağına fısıldayıp,“Türü neymiş?”diye sordu.Erica’da sorulan soruyu çözüp tebeşiri ona verirken,“Gerçekten bilmiyorum.Ama güçlü olduğu kesin”dedi ve sırasına geri oturdu.Diğer kimse konuştukları şeyleri duymamıştı ama Fatih,duymuştu.Bu yeni yeteneğinin bir sonucuydu galiba… Dört ders geçip öğle yemeğinin yenildiği zil çalmıştı.Fatih,çantasından Londra’ya gitmeden önce yolluk olarak annesinin hazırlamış olduğu kurabiyeleri çıkardı.Beyaz kurabiyeler…Fatih’in en sevdiği kurabiye çeşidiydi. Erica,“Hadi Fatih,birlikte yiyelim.”dedi ve elinden tutup süreklemeye başladı,çatıya kadar… Çatının üstü açıktı.Kenarlarında yarım metre kadar bir duvar ve üzerinede bir metre kadar tel örülmüştü.Erica elinde bulunan iki kutuyu yere bıraktı.Kutuların kapaklarını açtı.Kutularda bölmeler ve bu bölmelerde de çok çeşitli yemekler bulunuyordu.Fatih’se elindeki kurabiye kutusunu yere bırakıp,açtı. “Biraz erken kalkıp bunları hazırladım.İkimiz için…” “Yok…sağol.Eminim hepsi zehirlidir.”Sesi tehtidkar çıkmıştı Fatih’in. “Dediğim gibi sana zarar vermek istememiştim.”Yüzüne muzip bir ifade kondurdu.Sonra da pişman olmuş bir suçlu gibi başını öne eğdi,“Sadece özür dilemek istiyorum.” Fatih,ne demesi gerektiğini bilmiyordu yada ne yapması gerektiğini…Dün olan olayın şokunu hala üzerinden atamamıştı.Kolay kolay da atamayacağını çok iyi biliyordu.Dün nerdeyse kendisini öldürmeye çalışan biri şimdi gelmiş, özür diliyordu.Olacak iş değildi bu.Tüm bu sorun ve sıkıntılara rağmen şuanda kendisini rahatsız hissetmiyordu.Neden acaba diye düşündü.Erica’nın insanı etkileyen masum güzelliği mi yoksa dünkü yayılan sarı ışığın onu yeniden kurtabileceğine olan inancı mıydı? “Yemeyecek misin?”Dudaklarını büzdü ve ağlamaklı bir yüz haline büründü.Ayrıca dudaklarını ağlayan bir kız gibi titretmişti. “Elbette yemeyeceğim.” O anda Erica dizlerinin üzerinde Fatih’e yaklaşmaya başladı.Fatih’se geri geri çekilmeye ve ona inandığı için kendisini aptalmış gibi hissetmeye başladı.Bu böyle çatının arka tarafında kalan duvara kadar devam etti.Eyvah!diye düşündü Fatih.Yine kapana kısılmıştı.Erica biraz daha yaklaştı.Yüzüne bakıyordu.Biraz daha yaklaşınca dudakları arasında bir karışlık mesafe kalmıştı.Hatta Fatih,Erica’nın nefes alış verişlerini bile hissetmeye başlamıştı. Bu kadar yakınlaşması yüzünden yüzü kızaran Fatih,Erica’yı daha yakından incelemeye başladı.Erica’nın yüzü kıpkırmızı olmuştu.Solgun teni bunu hemen belli ediyordu zaten.Bu gözleri içinde geçerliydi, kırmızın hafif bir tonu vardı gözlerinde.Dünkü kırmızılık gibi hırçın durmamasına rağmen yine de oldukça tehtidkardı,gözleri. “Fatih,seni istiyorum…” “Şey…tadım oldukça kötüdür.”İçinden bildiği her türlü duayı ediyordu.Ayrıca bu durumdan nasıl kurtulabilirim diye de düşünüyordu.Kurtulmasının tek yolu dünkü sarı ışığın yeniden ortaya çıkmasıydı fakat Fatih hernedense Erica’yı yeniden o halde-bazı yerlerinin simsiyah olduğu hali- görmek istemiyordu.Erica’nın acı çekmesini istemiyordu.Ama bir plan yapmazsa da kendisinin ölmesi içten bile değildi. Ne yapabilirim acaba?Ne yapmalıyım?Eğer gücüm olarak tabir edebileceğim o şeyi kullanırsam:Erica yanar.Fakat gücümü ya yakmak için değilde üzerimden atmakta bir enerji kaynağı olarak kullanırsam.Sadece atacağım yumruk için bir destek… Başka çaresi de yoktu.İçindeki enerjiye yoğunlamak için gözlerini kapattı.Zaten sabah,kalktığından beri hissettiği bir şeydi bu.Sonunda hissedecek kadar yoğunlaşınca sağ eline aktarmak için yoğunlaşmaya devam etti.Bu arada Erica’nın yüzü de iyice yaklaşmıştı kendisine,ayrıca da gözleri yine o hınç dolu rengi tam anlamıyla almıştı dünkü gibi… Hissettiği herşeyi sağ eline aktarmaya uğraşmış ve sağ eli biraz sızlayınca da Erica’nın alnının ortasını kendisine hedef bellemişti.Sağ elinin işaret parmağıyla Erica’nın alnına bir kere vurdu.Tahminine göre bunun onu baya bir uzağa fırlatması gerekiyordu ki zaten öyle de oldu.Erica,çatıya geldikleri kapının yanındaki duvara yapışmıştı.Sonra da yüzünü tutmaya başlamış aynı dün geceki gibi bir sağa bir sola yalpalamaya başlamıştı. İşte yine aynı şey oldu diye düşündü Fatih.Yine içindeki enerji, Erica’yı yakmış ve acı çekmesine neden olmuştu.Ayrıca yüzünün kar beyazı,solgun halini de simsiyah bir karanlığa sürüklemişti.“Galiba…”dedi kendi kendine,“Bu güç,düşündüğüm sınırları bile aşacak.”Üzülmesine rağmen gülümsedi. Aradan bir saat geçmesine rağmen Erica hala uyanmamıştı.Yüzü ise eski solgun halini alalı çok olmuştu.Ne müthiş bir iyileşme gücü diye düşündü Fatih.Yanmadan dolayı simsiyah olan derinin tamamının eski solgun halini alması sadece yarım saatte gerçekleşmişti.Bu,gerçekten inanılmazdı.Çok hızlı etki eden bir ilaç gibi… “Ben…nerdeyim?”Erica sonunda gözlerini açmıştı ve etrafına dik dik bakmaya başlamıştı.Sonunda Fatih’i farkedince duraksadı,“Bana vurdun değil mi?Hiçte centilmence değil.Hımpf!” “Bunu senden duymak istemiyorum!” “Senin suçun bu!Kanın çok lezzetli ve ayrıca eğer ölmezsen…kem…yani…şey…Boşver”deyip Başını önüne eğdi. “Umrumda mı sanıyorsun?”Fatih korksada yerde oturan Erica’ya kalkması için elini uzattı,Erica’sa bu eli hiç düşünmeden tutup kalktı.Ayrıca yüzüne de yapmacık bir gülümseme yerleştirdi. “Teşekkürler.Bu yaptığın iyiliğe karşı,merak ettiğin bir kaç şeyi sorabilirsin.” Fatih düşünmeye başladı.Bilmek istediği o kadar çok şey vardı ki. Vampirler hayır bu yer ve içindeki herşey hakkında,kendisinin neden buraya süreklendiği hakkında,en önemlisi de o sarı ışığın neden kendisinde oluşu ve etkisinin büyüklüğü hakkında…Ki bu sorulardanda en az yüz tane daha soru çıkarılabilirdi. “Ya da şöyle yapalım.Tek soru hakkın olsun.”Yüzüne az öncekine benzer ama daha doğal görünen bir gülümseme yayıldı.“Tabi kanını verirsen iş değişir.” “Haha,çok komiksin”dedi Fatih ve duraksadı, aklına Erica’nın az önce söylediği ,sen benim ilkimsin,sözü gelmişti..Bundan daha iyi bir soru olamazdı.“O zaman işte soru:Neden şimdiye kadar kan içmedin? Ve kanıma neden bu kadar ilgilisin? ” “İki soru etti,neyse.”Yüzüne muzip bir ifade yerleştirdi.“Şimdiye kadar hiç kan içmedim çünkü bu bana biraz iğrenç geliyordu.Hemde şey de var.Kurallar…İkinci soruya gelirsek nedenini bende bilmiyorum.Ama merak etmiyor da değilim.” “Hadi sınıfa gidelim” “Ama hala açım”Yüzünü somurttu.Fatih’se buna aldırmadan boş kurabiye kutusunu yerden aldı ve kapıya ilerleyip, kapıyı açtı,“Geliyor musun yoksa gelmiyor musun?”dedi.Erica’da getirdiği kutuları aceleyle topladı.Fatih’e sert bir bakış atıp,“Bunlar bozulursa günahı tamamen senin”dedi.Ardından da sınıfa ilerlemeye başladılar. “Evet,efendim.Kardeşiniz hala yaşıyor.” “Öyle mi?”Yağmur kahkahayı bastı.Karşısındaki Sora’ysa öne eğmiş,siz kazandınız der gibi yere bakıyordu.Yağmur bunu farketti.Ah şu hizmetkarlar!diye düşünüp derin bir iç çekti.Oturduğu koltukta kalktı ve Sora’nın yanına geldi. “Ee…noldu dün gece?” “B-Bilmiyorum,efendim” “Kimi kandırıyorsun sen!”Yağmur’un sesi yüksek ve otoriter çıkmıştı.Odadaki koltuklar ve masadaki tabak çanak,herşey duvara yapışmıştı.Sanki içeride hortum olmuş gibiydi.Sora’da bundan nasibini almış,dış kapıya doğru savrulmuştu.Bozuntuya vermeden yerden kalktı Sora.Başı hala önündeydi. “Ş-Şey…efendim”Bir kaç kere öksürüp boğazını temizledi,“Sadece bir ışık gördüm,sonra da vampirin yerde olduğunu…” “He,şöyle.Nasıl bir ışıkmış bu?” Sora aniden ağlamaya başladı.Yağmur ilk kez Sora’nın böyle ağladığını görüyordu.Bu onu hem meraklandırmış hemde endişelendirmişti. “Hatırlayamıyorum.Bir ışık gördüğümü hatırlıyorum fakat ne rengi ne de… başka özelliği hakkında hiç bir bilgim yok.S-Sanki gördüm ve göremedim.”Sağ eli titremeye ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı Sora.“H-H-Hatırlamaya çalışınca korkuyorum,titriyorum ve ağlıyorum”dedi ve arkasındaki kapıyı açıp,hızla odadan ayrıldı. Bu da neydi böyle?diye düşündü Yağmur.O anda içeriye Alexis girdi.Sora’nın durumunu görmüş,koşa koşa Yağmur’un odasına gelmişti. “Ne işin var burda?Seni çağırdımı hatırlamıyorum.” “Sora,niye bu halde”dedi ve soluk alışverişinin eski haline dönmesini bekledi,“Aynı dünkü gibi…” Yağmur, aceleyle Alexis’in yanına geldi ve şaşırmış bir ses tonuyla,“Aynı dünkü gibi derken neyi kastetdin.”dedi. “Dün gece de Sora böyleydi.Ağlıyor,titriyor ayrıca da bir şeyler sayıklıyordu.” “Sayıklamaktan kastın nedir?” “Uykusunda yanıyorum ve sarı ışık gibi şeyler sayıklıyordu.” Sarı ışık mı? Bu da neyin nesi?diye düşündü Yağmur.Onun özel gücünün bir yansıması mıydı.Ya da özel gücünün gerçek hali miydi?İki seçenekte olabilirdi ki Sora’nın haline bakılırsa güçlü olduğu kesindi.“Neyse diye mırıldandı Yağmur kendi kendine.Sonra da Alexis’e döndü. “Sana son bir sorum var”dedi.Ses tonu oldukça tedtidkardı. “Buyrun,leydim”dedi Alexis. “Gece’nin bir saatinde Sora’nın odasında ne yapıyordun?” Alexis soruyu duyunca başını öne eğdi,sonraysa boncuk boncuk terlemeye başladı.“Şey…yani…şey işte canım.”Alexis ne diyeceğini bilemiyordu.Biri gelsin veya bişi olsunda kurtulayım diye dua etmeye başladı.O anda biri kapıyı çalıp içeri girdi. “Ben posta kulübündenim.Size mektup var”dedi ve mektubu Yağmur’a verdiği gibi odadan ayrıldı.Yağmur’sa mektubu incelemeye başladı.Alexis’e dönüp,“Gidebilirsin…fakat bir daha böyle sapıkça şeyler yapma.” “Hayır…şey…sadece izliyordum.”dediş ve hızla odadan ayrıldı Alexis. Yağmur’da elindeki mektubu incelemeye devam etti.Mektubun arkasında babasının kullandığı kurt figürlü mühür vardı.Ne zevksizce bir mühür diye düşündü Yağmur.Yine de dayanamayıp mektubu açtı. Sevgili kızım Yağmur Biliyorsun ki iki hafta sonra veli toplantısı var.Bu vesileyle hem ‘Monster Academy’sinin şuanki durumunu,orda bulunan canavarları,senin hizmetkarlarının gücünü ve kardeşinin şu iki haftada ne kadar geliştiğini kontrol etmek istiyorum.He doğru ya annende geliyor.Bunu yazmamın sebebine gelirsek;Fatih’i bu iki hafta içinde çok fazla zor duruma düşürmeni,potansiyelinin açığa çıkmasını sağlamanı istiyorum.Ölmesini umursama!Ölürse zaten ailemize yakışmıyor demektir.Yani senden sadece abinin sana yaptığını Fatih’e yapmanı bekliyoruz.Bol şanslar! Baban “Hımm…Acaba ilk ne yapsam”Gülmeye başladı. 3.BÖLÜM 3.BÖLÜM “Fatih,Fatih…Fatih!”Fatih yüzünü ona seslenen öğretmene döndü.Öğretmen sinirden kıpkırmızı kesilmiş,eli ayağı titrer bir vaziyete gelmişti.“Dersimde uyuma!” Söylemesi kolay! Fatih,geçen üç ders boyunca yurttaki durumundan kurtulma yollarını aramış,elindeyse sadece düşünürken harcadığı boşa giden zamanlar kalmıştı.Şimdiyse son derse gelinmiş,yani düşünecek zamanı kalmamıştı.Hemen bir şeyler bulmazsa bu gece bir vampirin akşam yemeği olması içten bile değildi.Buna rağmen öğretmen geliyor ve Fatih’i azalıyordu.Sanki suç Fatih’inmiş gibi… “Şey…efendim.O biraz hasta da.”Konuşan Erica’ydı.Başını öne eğmiş ve iki eliyle yüzünü kapatmıştı.Sanki bir şeye üzülmüş gibi duruyordu.“Dün gece pencereyi açık bıraktım ve kapatmayı da unutmuşum.Yani hasta olması benim hatam.”Ağlıyormuş gibi hıçkırmaya başladı. Ne güzel bir oyunculuk örneği.Daha dün beni ham yapmaya çalışmasa 200 IQ’lu olan ben bile inanırım.Melek yüzlü şeytan seni! Öğretmende sanki ağlıyormuş gibi gömleğinin cebinden çıkardığı bir bezle gözlerini silmeye başladı.“Kıyamam ben sana.Kendini suçlu mu hissediyorsun yoksa?” “Evet”dedi Erica ağlamaklı bir ses tonuyla. Fatih’se bu güzel oyunculuk ve öğretmenin fırsatçılığıyla,bu durumdan en güzel şekilde faydalanma gayretini soluksuz izliyordu.İzlemeye değer bir durumdu çünkü. Bu durum bir süre daha devam etti.En sonunda öğretmen,daha ne kadar faydalanabilirim bu durumdan diye düşünmüş olacak ki hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.“İşte”dedi kendi kendi Fatih,“Dersten kurtulmanın yolunu buldum.” “Öğretmenim size daha fazla üzmeden revire uğrayayım” “Elbette”dedi öğretmen zorla.Fatih’se çantasını çoktan toplamış,ve kapıya varmıştı bile.Tam kapıyı açaçaktı ki arkasından gelen birinin ayak sesini işitti.Zaten duyu organlarındaki gelişme en ufak sesi bile farkediyordu.Arkasına baktığında şeytanı gördü.Gelen Erica’dan başkası değildi! “Öğretmenim bende yardım edeyim”Sesi hala ağlamaklı çıkıyordu.“Hasta birini yalnız göndermek olmaz.” Fatih,düşünmeden yaptığı bu iş yüzünden kendisine lanet okudu.Eğer öğretmen izin verirse Erica’yla yalnız kalması içten bile değildi.O yalnızlık anında da Erica’nın boş durmayacağı belliydi.Fatih,geçen iki seferde bunu çok iyi anlamıştı. “Tabi,doğru söylüyorsun.Onunla git sende”Bunu duyan Erica hemen Fatih’in koluna girdi.Erica’nın yüz ifadesi hala ağlamaklıydı fakat Fatih onun içten içten güldüğüne bahse girebilirdi. Her ikiside sınıfı yavaş adımlarla terkettiler.Sınıftan ayrıldıkları anda Fatih,Erica’nın kolundan kendi kolunu kurtardı.Sonra da onu suçlarcasına ona baktı. “B-Bunu n-neden y-y-yaptın”diye kekeledi Fatih. Erica’nın o güzel ve büyüleyici yüzünün yanında birde ağalamaklı ifadesi onu daha da çekici yapmıştı.Karşı koymak neredeyse imkansızdı.İşte bir vampirin avına yaklaşma şekli! diye düşündü Fatih.Sınıftan çıkmalarına ve oyunlarının tutmasına rağmen hüzünlü ifadesi devam ediyordu Erica’nın. “Ee…h-hala neden bu h-h-haldesin?” Erica,bu soruyu bekliyormuşcasına dudaklarını büzdü ve Fatih’e biraz daha yaklaştı.Ve aniden koluna girdi.Ardındansa gülmeye başladı,“Hadi ama.Oyunculuğumdan etkilenmediğini söyleme bana” Fatih,başını başka bir tarafa döndürdü.Yüzü kızarmıştı ve bunun Erica tarafından görülmesini istemiyordu. “Zaten tek yeteneğinde o.Milleti güzelliğinle kandırıp duygularıyla kendine bir oyun sahnesi oluşturmak.Kim bilir kaç kişiye zarar verdin bu yolla…” Erica,Fatih’in kolunu bıraktı.Arkasını dönüp gitmeye başladı.Biraz sonrada gözden kayboldu.Fatih,onu gözden kaybolana kadar izlemişti.“Acaba çok mu ağır şeyler söyledim ona?”dedi kendi kendine Fatih.Sonra da herneyse diye düşünüp omuz silkti.Böyle şeylere ayıracak vakti yoktu. “Efendim,istediğiniz belgeleri getirdim.” “Tamam.Sora şimdi çıkabilirsin.”dedi Yağmur.Fakat Sora bir milim bile kıpırdamadı.“Çıkabilirsin dedim!” Sora hızla arkasını döndü ve kapıya yavaş adımlarla yürümeye başladı ki normalde hızla çıkardı bu odadan.Yağmur’da bir tuhaflık olduğunu sezdi. “Noldu? Bir sorun mu var?”Yağmur’un dediğini duyduğunda duraksadı Sora. “Neden okul ve çevresindeki tehlikeli canavarlar hakkında bilgi istediniz anlamadım.”Hala Yağmur’a arkası dönüktü. Yağmur elindeki bir tomar kağıdı masanın üzerine bırakıp Sora’nın yanına doğru yürüdü.Ona arkadan sarıldı ve kulağına eğilip,“Aptal kardeşimin başına aptalca sorunlar açmak istiyorum”dedi. Sora,Yağmur’un kendisine bu kadar yakınlaşması hatta kimselerin olmadığı bir oda da kulağına fısıldaması nedeniyle tedirgin oldu.Yine de bozuntuya vermeden kendini Yağmur’un kollarından kurtardı ve hızla odadan ayrıldı.Yağmur,Sora odadan çıktıktan sonra masadaki bir pilot kalemi duvara fırlattı. “Kendi hizmetkarlarıma hesap veriyorum.Lanet olsun! “dedi kendi kendine.Ses tonu oldukça tehtidkardı.Sonraysa omuz silkip evrakları incelemeye koyuldu. Evraklara göre okulda birkaç belalı canavar, birde uğraşılmayacak derece güçlü ultra belalı bir canavar mevcuttu. Okul çevresinin yakınlarında katil canavarlar görülmüştü. Mevcudu tahmini üç ila beş kişi arasındaydı.İlk sınav için mükemmel bir seçimdi. “Alexis.Çık ortaya” “Demek yine fark ettin”dedi ve kendini en yakındaki koltuğa attı.“Ee…ne istemiştin” Yağmur,katillerle ilgili olan evrağı Alexis’e uzattı.Sonra da eliyle okuması için işaret edip sonuna kadar okumasını bekledi.Alexis’in gözleri okudukça açılıyordu ki son sayfasına geldiğinde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “Sakın…söyleme”Yutkundu. “Nedense hala buralarda olduklarını hissediyorum.Git bir araştır çevreyi.”donuk bir sesle söylemişti. “Peki benden isteğin nedir”Gözleri hala faltaşı gibi açıktı“Hepsini öldürüp kahraman olmamı mı?” “Hayır,senden yerlerini bulmanı ve kardeşimi onların olduğu yere götürüp,sıvışmanı istiyorum.” Alexis şaşırmıştı.Evet,Yağmur gaddardı ama…Bu onun öz be kardeşiydi nasıl böyle bir şeyi bu kadar kolay söyleyebilirdi.Ayrıca böyle bir şey derken nasıl hala soğukkanlı durabilirdi? Belki de ona aşık olmamın nedeni bu gaddarca tavırlarıdır diye düşündü ve o anda bu düşünceyi kafasından attı.Eğer ona aşık olduğunu bilseydi,Yağmur kendisini öldürürdü. “Sanırım,tek seçeneğim bu.”Kendini gülmeye zorladı. “Eskiden beri seçeğin varmıydı ki zaten.”Dedi yağmur yüzüne hafif bir gülümseme yerleştirerek,“Ve gelecekte de olacağını sanmıyorum.” Alexis başını öne eğdi ve ayağa kalktı.Bir an Yağmur’un yüzüne şaka mı yapıyor acaba?diye baktı ama yüz ifadesi aynıydı.Bu da şaka yapmadığının göstergesiydi.Geleceği için endişelensede yavaş adımlarla odadan çıktı. Saat gecenin dokuzu olmuştu ki bu da herkesin yurttaki odasına çıkması gereken en son saatti. Fatih,odaya girerken iç çekti.Geceyi bir vampirle geçirme düşüncesi onu,bütün gün yiyip bitirmişti.Ve muhtemelen birazdan bu deyimin gerçek anlamını öğrenecekti.Bunun olmaması için dua etti Fatih. Odaya girdiğinde burnuna güzel yemek kokuları gelmeye başladı.Sanki bu annesinin yaptığı yemeklerin kokularına benziyordu.Belki de annesi bu cehenneme sırf onun için gelmişti.Hemen bir ümitle odadaki küçük mutfağa koştu.Karşısındakiyse önlük takmış ve yemek yapmakla meşgul olan Erica duruyordu. Erica,Fatih’in odaya girdiğini hissedince hafif irkilmiş numarası yaptı.Sanki geldiğini yeni fark ediyormuşçasına.Aslında koridorda Fatih’in kokusunu aldığından beri geldiğinden haberdardı. Elini bir beze sildi ve arkasını döndü. “Hoş geldin, kocacığım.”dedi tatlı bir sesle. “Hoşbul-Ne!?”Başını anlamamış gibi iki ana salladı.“Ne dedin,anlamadım.” “Hoş geldin, kocacığım dedim.”Üzerindeki önlüğü de çıkarıp Fatih’e yaklaştı.“Tuhaf mı yoksa?” “Yo,değil.Yoldan geçen herkese kocacığım diyebilirsin.”dediği gibi odada çıktı.Delicesine kapının üzerindeki ve elindeki anahtarın üzerindeki numarayı kontrol etmeye başladı.Bir süre daha devam ettikten sonra,“Salak gibi ne yapıyorum?” dedi kendi kendine.Ardındansa beyaz, paslı kapının kulbunu çevirip içeri girdi. Odanın ortasına iki sandalye ve bir masa yerleştirilmişti. Masanın üzerinde pembe bir örtü, örtününde üstündeyse iki tabak, iki kaşık ve iki çatal yerleştirilmişti. “Hadi otur.Senin için yemek yaptım.”Gülümsedi.“Hadisene,ko-ca-cı-ğım…” Hiç itiraz etmeden sandalyeye oturdu Fatih.Hem şaşırmış hem de alaya alındığını düşünerek kızmıştı. Bu kızın derdi ne böyle? “Şu şakaya bir son verir misin?”Yüzünü buruşturdu.“Abarttın ama…” “Şaka mı dedin?”dedi yemekleri koyarken,“Şaka yaptığımı da kim söyledi” O anda kapı çaldı.Fatih elindeki kaşığı masaya bırakıp,Erica’ya doğru şaka mı yapıyor der gibi baktı.Sonra da omuz silkip masadan kalktı. Kapıyı açtığında şimdiye kadar hiç görmediği biri duruyordu karşısında.Kapıdaki siyah saçlı,siyah gözlü ve orta boylarda biriydi. Fatih birkaç adım geriledi.Bu da kendisine zarar verecek bir canavar olabilirdi ki canavarlarla dolu bir okulda tek insan olarak bu davranışının normal olduğunu düşündü.Sonraysa normal bir insanın yapamayacağı bir şey yaptığını,bir vampiri yaktığını anımsayıp normal kelimesini aklından sildi. Fatih’in kapıyı açınca gerileyip bir tür savunma pozisyonu aldığını gören çocuk,elleriyle sorun yok der gibi işaret yaptı.Bunu gören Fatih,biraz rahatladı fakat yine de araya biraz mesafe koydu. “Ben Alexis ANDRO”dedi ve karşısındakini inceleme başladı.Fakat biraz şaşırdı.Karşısındakinin Yağmur’un kardeşi olmasına rağmen o ezici baskı ve enerjiyi ondan hissedememesi Alexis’i şaşırttı.Bu çocuk gerçekten güçlü müydü?Hemen bu soruyu aklından çıkardı.Sonuçta hiç ağladığını görmediği duygusuz Sora’yı ağlatabilmişti. “Ama siz bana Alexis diye seslenebilirsiniz.” “Evet bende Fatih BOZKURT” Alexis bu soyadını duyunca biraz irkildi.İki yıldır sürekli bu soyadını duymuş olsada hala korkmasına veya tedirgin olmasına neden oluyordu bu soyadı. “Neden geldiniz,bir şey mi oldu?” “Evet.Şey…Benle gelmeniz gerek.” Fatih,gecenin bir yarısı gelipte onunla gelmesini isteyen bu yabancıyı süzmeye başladı.Bu kadar önemli olan neydi ki gecenin bir yarısı onu çağırıyordu.Hem bu şüpheli tavırlar da neyin nesiydi? “Öğrenci konseyinden bir emir de denebilir,aslında.” O ana kadar yemek yemekle meşgul olan Erica, ‘Öğrenci Konseyi’ lafını duyunca yerinden fırladı ve bağırdı.“Öğrenci konseyi mi!”Hafifçe öksürdü. “Öğrenci konseyi ne oluyor?”Fatih şaşkınlık içerisindeydi. “Okul yönetiminde söz sahibi üç gruptan biri…” “Sakın öğrencilerden oluştuğunu söylemeyin bana” “Evet.Ve başkanları da-” O anda Alexis dikkat çekmek için birkaç kez öksürdü.Sonra da ellerini birbirine çırpıp dikkatlerini üzerine çekti. “Zamanım kısıtlı.Lütfen beni takip edin.”Parmağıyla Fatih’i gösterdi.Fatih’se arkasına baktı ve tekrar önüne dönüp,“Ben mi?”dedi. “Evet” Erica,“Ya ben?” dedi.Ses tonu, lafının kesilmesi ve görmezden gelinmesine karşı duyduğu rahatsızlığı açıkça belli ediyordu. Bunun üzerine Alexis derin bir çekti ve başını eğip,“Sana gerek yok.”dedi. “Karısı olarak, bu benim görevim.” Fatih, bunu duyduğunda yumruğunu biraz sıktı.İçinden hala bu espriyi mi yapıyorsun? dedi ve arkasına sert bir bakış attı.Etkisi olmadığını anlayınca da derin bir of çekti. Laf dalaşına girmeye vakti olmayan Alexis’se omuz silkip,boğazını temizledi.Ardından da“Herneyse,ikinizde gelin o zaman.”dedi ve eliyle beni takip edin işareti yaptı.Fatih,hiç düşünmeden yeni tanıştığı ve tehlikeli olup olmadığını bile bilmediği bu çocuğu takip etmeye başladı. İlk önce bulundukları yurttan sonraysa okul arazisinin en son kısmı olan okulun sürgülü büyük dış kapısından dışarı çıktılar.Okul arazisinin dışına çıkınca Fatih’i merakla karışık bir tedirginlik duygusu kapladı. En sonunda da merak duygusuna yenildi ve yavaşladı.Bunu fark eden Alexis Ne var? der gibi arkasına baktı. Fatih, “Nereye gidiyoruz?” dedi.Alexis,hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.Sadece beni takip et der gibi kolunu salladı. Sizi ölüme götürüyorum,diyemezdi çünkü.Bu durumda en iyi seçenek susmak ve hedefe sessizce ilerlemekti.Susmasının bir diğer nedeni de mahzen taraflarını incelerken ve suçluları bulmaya çalışırken,suçluların o pis ve öldürücü aurasını hissetmiş olmasıydı.Ses çıkarıpta gece gezisine çıkmış bir suçluya rastlamak istemiyordu Alexis. Fatih’se bu durumdan hiç memnun değildi.Canavarların kol gezdiği bir okulda ki ne kadar tehlikeli olduğunu bile bilmediği bir canavarı takip ediyordu.Belki de onu öldürecekti! Adımlarını biraz hızlandırdı ve Erica’yla aynı hizada yürümeye başladı.Ayrıca ona yalvaran bakışlarda atmaya başlamıştı.Erica’ysa bu bakışlara gülerek karşılık veriyor,ara ara Erkeksin değil mi?,diye kulağına fısıldıyordu. Birkaç dakikalık yürüyüşten sonra Alexis, arkasını dönüp,“Sonunda,gelebildik.”dedi. Fatih,başını yukarı kaldırıp,etrafına bir bakış attı.Sağında ve solunda ağaçlar;her ağacın üstlerinde hem ses çıkaran hemde ışık saçan böcekler bulunmaktaydı.Yer yer kurt ulumaları da duyulmaktaydı.Önünde ise bir kulübe büyüklüğünde,duvarları taştan bir yapı görünmekteydi.Gerçekten küçük bir yermiş gibi duruyordu.Ta ki kapı açılana kadar… Kapı açıldığında aşağı doğru inen merdivenler gün yüzüne çıktı.Alexis merdivenlere doğru yürüyüp,arkasına elini salladı.Diğer deyişle,beni takip edin dedi.Az önceki gibi Alexis’i takip etmeye devam ettiler. Merdivenleri inerken göz gözü görmüyordu.Hatta Fatih,basamaklar arası boşlukları yaklaşık olarak hesaplamak zorunda kalmış ve Alexis’in basamakları iniş sesine göre kendini ayarlamak zorunda kalmıştı. Ne olur, şu merdivenler çabuk bitsin diye iç çekti Fatih. Ne oluuuur! Biraz süre daha devam ettikten sonra önündeki Alexis’in çıkardığı ses artık duyulamaz hale gelmişti.Bu da merdivenlerin sonu bittiğine işaretti.Bir basamak daha inince merdivenin sonuna ulaştı Fatih. İlk önce basamaklarda kayıp düşmediğine şükretti,sonraysa kendisine bunları yaşatan başta anne ve babası olmak üzere herkese lanet okudu. Alexis,“Şimdi…hızlı ve sessizce beni takip edin.”dedi.Sonra da tekrar arkasına dönerek Fatih’e doğru bir bakış atarak,“Sessizce diyorum,anlıyorsunuzdur umarım?”dedi.Fatih’se kendisine yapılan bu uyarıya bozuldu ama yine de kafasını aşağı yukarı salladı ve etrafa bir bakış attı. İlerlemeye ve dolambaçlı yolları bir bir geçmeye başladılar.Bu yer kasvetli,zifiri karanlık olmakla birlikte, ayrıca da labirent gibi bir düzende inşa edilmişti.Yani Alexis’i kaybederlerse geri dönüş yolunu bulmaları oldukça zordu.Bu yüzden hayatı buna bağlıymış gibi önündekini izliyordu Fatih. Nitekim bu çok uzun sürmedi.Bir süre sonra önündeki Alexis gözden kaybolmuş,zaten zorla duyulan ayak sesleriyse artık duyulamaz hale gelmişti.Bunun üzerine Fatih duraksadı,Erica’da bu ani durakmasa karşısında kendini durduramayıp Fatih’e çarptı. “Duracağın zaman en azından haber versen diyorum?”Oldukça sessiz konuşmuştu,“Neden durdun,peki?” “Onu gözden kaybettim” Erica kendi toparlayıp Fatih’n yanına geldi.Teselli verir gibi elini Fatih’in omzuna koydu ve“İlerde bir şeyler hissediyorum,hadi gidip bir göz atalım”dedi. Fatih omzundaki eli bir kenara iterek,“İçim çok rahatladı” dedi ve yürümeye devam etti“Yolu göster,hadi” Erica sessizce kıkırdadı.Ardından da fatih’in önüne geçerek yürümeye başladı.Hiçte hoş şeyler hissetmiyordu…. Biraz daha ilerleyince diğer koridorlara nazaran daha aydınlık bir koridora çıktılar.Koridorun iki yanında da her elli metrede bir yanan meşaleler bulunmaktaydı.Fatih ve Erica bu meşalelere aldırmadan koridorun sonundaki içeriden seslerin geldiği büyük bir kapının yanına kadar ilerlediler. “Napalım,girelim mi?”Erica gülmüştü. Buraya kadar gelinipte geri dönmek olur muydu? “Tamam”dedi Fatih yutkunarak“Girelim hadi…” Erica,kapıyı ittirdi.Kapı yüksek sesli bir gıcırtı ile açıldı.Ve ikisi de içeri girdiler. Oda kocaman,kasvetli ve rutubetli,ayrıca da yer yer kan lekelerinin olduğu bir odaydı.Odanın ortasında hala yanmakta olan bir ateş ve bu ateşin etrafına dizilmiş,izbandut gibi 4 adam vardı.Saçları siyah ve karışık,sakallarıysa uzun ve karmakarışıktı.Gözleri aç bir ayı gibi bakıyor,kendileriniyse bir av gibi süzüyordu. İki tarafta şaşkınlıktan bir an küçük dillerini yuttu.Sadece bakışıyor,birbirlerini süzüyorlardı.Fatih’se birkaç adım gerilemiş,Erica’da ondan çok farklı bir durumda değildi. “Bak,bak,bak…Kimler gelmiş”Aralarından biri oturduğu yerden kalktı.Sesi kalındı.Görünüşü diğer üçünden daha çok tarzanı andırıyordu.En azından Tarzan varsa içlerinde en çok bu adama benzerdi. “Kızı yakalayın.Diğerini…öldürün gitsin” Diğer üçüde yerinden kalktı.Fatih’in ve Erica’nın bulunduğu yere-kapıya doğru-koşmaya başladı. Erica hemen Fatih’in elinden tutup koşmaya çalıştı.Fakat bir sorun vardı.Fatih hareketsizdi.Sanki buz kesmişti.Korkudan gözleri faltaşı gibi açılmış,yerinden fırlayacak durumdaydı. “Fatih,Fatih,Fatihhhh!!!”Erica bağırınca Fatih kendine geldi.Hemen dönüp kaçmaya çalıştı ama aralarından biri ona saldırdı.Erica’da Fatih’in önüne geçip saldırıyı engelledi.O fırsatı değerlendiren Fatih odadan kaçtı.Tek başına… Fatih,koridorda delicesine koşuyor,uzaklaşabildiği kadar uzaklaşmak istiyordu.Yoksa ölecekti,bu kesindi. Bir süre daha koştuktan sonra bir kız çığlığı duymasıyla durması bir oldu.Bu çığlık Erica’dan başkasına ait değildi.İşte o zaman Fatih Erica’nın yanında olmadığını ve yakalandığını fark etti. “Şu kaçan elemanı da yakalayalım mı,patron?”dedi Fatih’e saldıran adam.Bu lafın ardından Erica’ya da yiyecekmiş gibi bakmaya başlamıştı. “Lüzumu yok.Burdan kurtulsa bile bizi ispiyonlayacak kadar cesur olduğunu sanmıyorum”Yüzüne pisçe bir gülümse yerleştirdi.“Ki buraya ilk gelişiyse vay haline.”Kahkayı bastı ve Erica’ya doğru döndü. Erica korkmasına rağmen yumruklarını havaya kaldırdı.Sonuçta kendisi safka bir vampirdi.Böyle nedüğü belirsiz birkaç canavara yem olamazdı.En azından öyle düşünüyordu. “Şu çocuk seni bize emanet etti gibi görünüyor”Yüzünü diğer üçüne doğru döndü.“Bizde emanete hıyanet olmaz,değil mi çocuklar?” Sesinde soru sorar bir ifadeden çok kendisinin tasdiklenmesini ister bir ifade vardı. “Öyle,patron” “Kesinlikle öyle” “Aynen,katılıyorum” Patronlarını tasdikleyip onun yüz ifadesine benzer bir yüz ifadesine büründüler.Pis bir gülüş…. Erica’ysa bu olanlar yüzünden iyicene korktu.Kendisine ne olacaktı şimdi? Aniden aklına bir fikir geldi. “S-siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?Sesi korktuğunu belli eder,titrek bir tonda çıkmıştı. “Kim olursan ol,önemli değil,”patron yine kahkahayı bastı.Erica’nın bu kaçamak cevapları onu oldukça eğlendiriyordu,anlaşılan. “B-ben Rose ailesinin prensesi Erica ROSE’um!!” Bir anlık gülüşmeler kesildi.Kimse böyle bir cevabı beklemiyordu.işte o zaman Erica bir çıkış yolu bulduğunu hissetti.Bunun üzerine gitmeye devam etmeliydi. “E-evet.Ben Rose ailesinin sonraki başı ve şuanki prensesi Erica ROSE’um” “Şansa bak.Demekki bir soyluyla karşı karşıyayız.Hemde azımsanmayacak bir soylu.”Yüzü yine eski haline döndü“O zaman bir soylu işkence edilirken nasıl bir ses çıkarıyormuş,görelim.Yakalayın!” Emri duyan üçü hemen Erica’nın üzerine çullandı.Erica çaresizce birkaç yumruk atma girişiminde bulunsa da yakalandı.Üç heriften biri Erica’nın elinin bağlayıp kapının yanında çiviye gidip astı.Sonra da ayağını bağladı. Erica direnmeye çalışsa da bunlar sadece üçlüyü daha fazla güldürmekten başka bir işe yaramadı.Patronsa eline bıçak alıp Erica’nın önüne geldi. “Bu bıçakla derini mi yüzsem,napsam?”demesiyle Erica’nın koluna koluna derin bir çizik attı.Erica’ysa bütün oda ve koridorlarda duyulabilecek bir çığlık attı. “Ahhhh!!” “Bu…bu Erica’nın çığlığı mıydı?” dedi kendi kendine Fatih.Ve bu soruyu da yine kendi cevapladı.“Tabi ki onundu.” Çığlıktan sonra etrafını daha bir dikkatle izlemeye başladı.Önünde sonu görünmeyen bir koridor uzanıyordu.Koridor merdivenlere göre biraz daha aydınlık olsa da hala önünü görmek epey zordu. Etrafına bir bakış daha atıp kimsenin gelmediğine emin olduktan sonra yanındaki duvara sırtını yasladı.Nasıl olmuştu da bütün bu kötü şeyler başına gelmişti?Neden başına gelmişti?Fatih,bu tür soruların kendisine hiçbir fayda sağlamayacağını anlayıp,bu soruları aklından uzaklaştırdı.Şu an tek bir soru önemliydi oda: “Ne yapacağıydı.” Önünde üç seçeneği vardı: -Buraya uzanıp,hiçbir şeyi umursamamak ve çürüyüp yok olmak. -Hayatta kalmak için bu labirent gibi yerde yürüyüp yolu bulmaya çalışmak.Sonunda bulamazsa açlık ve susuzluktan ölmek ve çürüyüp gitmek -Haydutların karşısına çıkıp erkekçe dövüşmek ve sonunda ölmek. Fatih,tek seçenek ölmekse neden yaşamak için niye çaba harcayayım ki diye düşündü ve gözlerini kapattı.Şu son iki gün içerisinde en huzurlu anıydı bu an. “Ne ironik.”dedi kendi kendine,“ölüme en yakın olduğum bu anın iki gündür en huzurlu anım olması…” Sakinleştiğini hissediyordu Fatih.Yeniden gözlerini açtı.Karanlığa bir bakış attı.Sanki ölüme ‘gel ve beni al’ diyordu.Artık bu dünyayı ve hiçbir şeyi umursamıyordu.Ne annesini,babasını,kardeşini,abisini,ablasını ne de dünyevi hiçbir şeyi…Evet şuanda onun için hiçbir şey yoktu. Yeniden gözlerini kapattığında aklında bir kız resmi belirmeye başladı.Bu resimdeki kız Erica’dan başkası değildi.Bir an sonraysa o Erica’nın içler acısı çığlığını hatırladı.Hemen gözlerini açtı. Neden ölürken bile bu kızı görmek zorundayım? Diye düşündü ve güldü.Aklına şimdide Erica’nın az önce onu kurtarmak için haydutların önüne korkusuzca(belki tamamen değil) atladığı gelmişti. “Galiba,üçüncü yol en kolay ölüm”dedi ve histerik bir şekilde kahkaha attı.Ardındansa iki kez kullandığı sarı ışıklı şeyi yeniden kullanabilmeyi umarak ayağa kalktı.Haydutların iğrenç auralarını takip ederek koridorda ilerlemeye başladı. Ölecekse savaşarak ölecekti.Uyuyarak ya da sıçanlara akşam yemeği olarak ölmek hiçte havalı durmuyordu sonuçta… Yağmur esnedi.Gecenin bir yarısında Alexis tarafından çağrılmıştı ki hemen üzerine birkaç parça bir şey alıp okulun öğrenci konseyi için tedarik etmiş olduğu odaya gitmişti.Fakat kendisini çağıran Alexis beyler hala teşrif ortalıkta görünmüyordu. Birkaç dakika gibi kısa bir süre sonra kapı çaldı ve içeri Alexis girdi.Alexis,kafasını kaldırdığında Yağmur’un geceliğinin üzerine giydiği mavi bluzü gördü.Hayallerinin kadının karşısında böyle bir halde durması ilk önce Alexis’i biraz utandırdı.Sonraysa boğazını temizleyip,kendini toparladı. “Efendim.Dediğiniz gibi katilleri buldum ve kardeşinizi aralarına bıraktım.Onunla beraber…”lafını devam ettiremedi “O kim oluyor?”Sesinde tereddütle karşık bir kızgınlık vardı Yağmur’un. “O-o vampir…” Yağmur,elini çenesine koydu.Böyle bir şeyin olacağını beklemiyordu.Yine de sonucu çok fazla etkilemezdi.safkan bir vampir çok güçlü olmasına rağmen Erica hala deneyimsiz ve güçsüzdü.En azından Yağmur şu iki haftadır ondan hiçbir güç hissetmemişti.Belki de bu olay onun potansiyelini açığa çıkarabilirdi. Yağmur Alexis’e dönüp oturmasını işaret etti. “Ayrıntıları anlat.” Alexis haydutlarını nasıl bulduğunu ve Fatih’le Erica’yı nasıl orada tek başlarına bıraktığını en ince ayrıntısına kadar anlattı.Fatih’in kaçtığını ve labirentte kaybolduğunu da eklemeyi unutmadı. Son anlatılanlar Yağmu’u epey şaşırttı.Demek Fatih katil canavarları görür görmez kaçmıştı.Ve o korkuyla labirentin derinliklerine dalmıştı. Yağmur,“Bu efsane de burada biter.”dedi gülümseyerek“Bana bir bardak yeşil çay getir.” Alexis’se Yağmur’un üzerine bakıp kıpkırmızı kesilmemek için başını öne eğdi ve o şekilde,“Emredersiniz”deyip hızla odadan çıktı. “Galiba babam onu fazla abartmış.”Yağmur’un gözleri gururla parlıyordu şimdi… Fatih,hızla Erica ve haydutların, çığlık ve kahkalarının olduğu yere doğru koşuyordu.O kadar yakınlaşmıştı ki haydutlardan yayılan o iğrenç aura artık midesini bulandırmaya bile başladı… Odanın kapısından hızla içeri girdiğinde,Fatih kusmamak için ağzını tuttu.Erica duvarda kanlar içerisinde asılı duruyordu.Haydutlarsa ellerindeki bıçakları uzaktan, dart oynar gibi Erica’ya fırlatıyordu. Aynı anda oluşan kusma hissi yerini öfke ve kızgınlığa bıraktı.Fatih o kadar sinirlenmişti ki elleri titremeye başlamıştı. Kapıdaki kişiyi fark eden haydutlar hiç istiflerini bozmadan oyuncaklarıyla-Erica’yla- oynamaya devam ettiler.Aralarında sadece patronlarının yüz ifadesi değişti.Karşısındaki az önceki korkak velede hiç benzemiyordu… Çocuğu yeniden bir inceleyince aklına eskiden ölümüne dövüştüğü ve hiçbir şey yapamadan yenildiği o adamın yüz ifadesi ve son sözleri geldi. -Yaptığın her hata seni ölümüne bir adım daha yaklaştırır… Fatih,oradaki bu vahşeti meydana getiren dört hayduta kızgındı fakat en çokta onu korumaya çalışırken yakalanan Erica’yı önemsemeden kaçan kendisine kızgındı.Ne pahasına olursa olsun onu kurtarmalıydı.İşte o anda içinde kıpırdanan bir şeyler hissetti. Tam olarak ne olduğunu bilmiyordu ama güç akışını hissedebiliyordu.Bir şeyler oluyordu…Göz kapakları yavaş yavaş kapanıyor;kızgınlığı,korkusu ve bütün endişeleri yerini bir ölüm sakinliğine bırakıyordu.Ve o an bir adım attı… Üç haydut Fatih’e aldırmadan dart oynamaya devam ettiler.Hatta birbirleriyle ilk kim göbek deliğini vuracak diye bir bahse bile girmişlerdi. Patronlarıysa Fatih’in bir adım attığını görüp irkildi ve birkaç adım geriledi.Karşısındaki öncekine nazaran daha tehditkar bir aura yaymaya başlamış ve yüzüne de ifadesiz bir yüz ifadesi-poker face yüz ifadesi- koymuştu.Adeta avına saldırmaya hazırlanan bir aslan gibiydi! Haydut elindeki bıçağı Erica’ya atmak için kaldırdığında,Fatih bir anda ortadan kayboldu.Tam bıçağı fırlatırkende haydutun kolu omzundan düştü.Omzunun eklem bölgesinden kanlar boşalmaya başlamıştı.Ayrıca yere düşen kolda yanıyordu.Sarı bir ışıkla… Daha ne olduğunu anlayamadan diğer bir haydutun kafası koptu,diğerininde bedenini sarı bir ışık sardı ve onu yakmaya başladı.Patron diğer 3’lü gibi ne olduğunu anlayamamıştı.Lakin anladığı bir şey vardı:Pandoranın kutusunu açmıştı! Patron birkaç adım gerileyip kıç üstü yere düşmüş,elini de kaldırmış,“L-Lütfen…beni…öldürme”diyerek yalvaran bakışlarla Fatih’e doğru bakmaya başlamıştı.Gördüğüyse bir an düşünmeden kendisini öldürebileceğini söyleyen ciddi bakışlardı! Bir an patronun acınası haline odaklanan Fatih arkasına dönüp Erica’nın asılı olduğu yere doğru yürüdü ve vücudundaki dört bıçağı çıkarıp,bıçaklardan biriryle el ve ayak bileklerindeki ipleri kesti.Ardındanda duvara yasladı.Erica’da gözlerini yarım yamalak açabilmişti.Ağzını oynatıyordu ama sesi çıkmıyordu. Sanki bir şeyler söylemek istiyor gibiydi.Fakat Fatih sağ işaret parmağını Erica’nın dudağına doğru gezdirip,“Sus” dedi.Sesi oldukça tehtidkardı. Daha sonraysa Erica’ya biraz yaklaşıp ona sarıldı.Erica’nın başını koyduğu omzunu biraz açık bırakmıştı. “Sadece ölmemen için izin veriyorum.Kanımı emebilirsin” Bunu duyan Erica dişlerini Fatih’in derisine soktu ve bir karadeliğin gezegenleri yutması gibi yavaş yavaş içine çekti.Bir kaç dakika içinde de içmeyi bıraktı. Fatih’te emmeyi bırakan Erica’yı yeniden duvara yasladı ve arkasına doğru döndü. “Şu ipleri getir bana.” Zaten korkudan altına yapacak olan patron masanın üzerindeki ipleri getirdi.Fatih’se sert hareketlerle patronun ellerini arkadan bağladı.Sonraysa ayaklarını bağlayıp odanın diğer köşesindeki demir borulara bağladı patronu. Sonrada yeniden Erica’nın yanına dönüp duvara yaslandı.Vücudu ağırlaşmaya ve göz kapakları kapanmaya başlamıştı bile. “Geç…iktin..,ap…tal”Erica’nın sesi titriyor ve zoraki konuşabiliyordu.Acaba kaç saate iyileşir?diye düşündü Fatih.Bu arada göz kapakları neredeyse tamamen kapanmıştı. Hala devam eden haydutların çığlıklarına ve yerde kıvranmalarına rağmen Fatih gözlerini tamamen yummuş ve kendini uykuya teslim etmişti. Aradan birkaç saat geçtikten sonra Erica gözlerini açmıştı.Üzerindeki yaralar tamamen iyileşmiş,geriye sadece giysisinin delik deşik hali kalmıştı.Bu haliyle rock gruplarını desteklemeye giden insanları andırıyordu ki rock dinlemeye de bayılırdı.Gerçi böyle giyinmeye değil. Odayı incelemeye başladı.Odanın ortasında kapkara üç ceset bulunmaktaydı.Elleri,yüzleri neredeyse tün derileri yanmıştı. Fatih korkunç dedi içindenYaptıklarına bir baksana. Odanın arka tarafına patronları olan adam bağlanmıştı.Bunu gören Erica şuanda sağ omzuna yaslanıp uyumakta olan Fatih’e hayran hayran baktı. Demek o durumda bile buradan çıkabilmek için bu herife ihtiyacımız olduğunu unutmamış diye düşünüp biraz gülümsedi.İnanılmaz! Sonra da ortadaki üç cesete bakakalıp yorumunu korkunç-inanılmaz olarak değiştirdi.Demek Fatih’in ciddi halinde durum böyle oluyordu. Fatih’in başını arkaya yaslayan Erica ayağa kalktı.Üzerini başını silkeleyip üç cesetin arasından yürüyerek patronun olduğu yere doğru gitti. Patron kafasını kaldırıp Erica’ya doğru bakmaya başladı.Durumu anlamıştı.Aslında bunu başından beri biliyordu.Niye arkadaşlarının öldürülüpte kendisinin öldürülmediğini… Hafifçe başını eğip,“T-Tamam rehberlik edeceğim size” dedi.Sesindeki titremeden hala şoku atlatamadığı ve korktuğu belli oluyordu. “Bekle de seni o borulardan kurtarayım” dedi ve yerdeki kurumuş kanlı bıçağı alıp ipleri kesti.Sadece ellerini bağlı bıraktı oda zaten gerekliydi. Patrona önden yürümesini işaret etti.Patron sessizce yürürken son kez arkasına-cesetlere- baktı.Az önceye kadar yiyip içtiği arkadaşlarının şimdi burada kimsenin bilmediği bir yerde çürüyecek olmalarına derin bir iç çekti ve sonra da yürümeye devam etti. Erica ise Fatih’i uyandıramayınca sırtına alıp patronu izledi.Bir süre sonra merdivenlere ulaşmış,basamakları çıkıp bu cehennemden kurtulmuşlardı.Erica yurda doğru yöneldi haydutların başıysa ormana doğru….
×