Jump to content
Türk Anime TV Forum

Arama yap

'Hikaye' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Etiketler, virgülle ayrılır
  • Yazara Göre Ara

İçerik türü


Kategoriler

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
    • Manga Genel
    • Manga Geyik
    • Manga Tanıtım ve İncelemeleri
  • Fansub Takımları
    • Fansub Yapımı
    • Türk Fansub Takımları
    • Yabancı Fansub&Scanlation Takımları
    • Türk Manga/Scanlation Takımları
    • Üye Site Tanıtımları
  • Anime Manga Live-Action Download
    • RAW Download
    • Live Action Download
    • Anime Download
    • Anime Muzik Dünyası
    • Anime Resimleri - Avatarlar
  • Fan Kulübü
    • Fan Art
    • Fan Fiction
    • FanClubs
    • Cosplay
    • Doujinshi
    • Organizasyonlar
  • Japonya
    • Japonya ve Japonca
    • Japon Kültürü ve Sanatı
    • J-Drama - J-Sinema - Live Action ve Müzikal
    • Japon Müziği
  • Program Deposu
    • Video Programları
    • Alt Yazı Programları
    • Diğer Programlar
  • Konu Dışı
    • Grafik Tasarım
    • Müzik - Sinema - Tv - Kitap
    • Sohbet - Konu Dışı
    • Kutlamalar-Belirli Gün Ve Haftalar
    • Bilim - Teknoloji - İnternet
    • Oyun Köşesi
    • Soru - Cevap
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Sonuçlar içinde bul...

Sonuçlarda bul...


Oluşturulma tarihi

  • Start

    End


Son yazılan

  • Start

    End


Filter by number of...

Üyelik tarihi

  • Start

    End


Grup


Hakkımda


Outlook


Web Sitesi


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum


İlgi Alanları


IPB Sürüm

10 sonuç bulundu

  1. Aklımda çok güzel bir konu var aslında... Animesini geçtim gerçek film bile yapılabilir (bana göre). Çok uzun yazmaya çok üşeniyorum bu yüzden çok kısa anlatacağım : Bir kız var, 4 yaşında ve bir krallığın prensesi. Kızın en yakın arkadaşının babası kralın tahtını almak istiyor. Kraliçe ve kralı yakalıyor (korumalar ölü). Aslında ane ve baba kızın ablasını daha çok sevmiş ve öbürünü unutmuştur. Bu yüzden 4 yaşındaki kız evinden kaçıyor. Kızın geçmişi böyle. Kaçıyor kaçıyor en sonunda bilmediği bir şehre geliyor (askerler onu bulamadı). Bir erkek çocukla karşılaşıyor (kendisiyle yaşıt). O çocuk kıza yardımcı oluyor (bir bakıma büyütüyor). Zaman geçiyor ve prenses o çocuğa aşık oluyor (18 yaşında) ama çocuk kıza bakmıyor. Kız hem aşk acısı çekerken hem de hedefte (askerler 14 yıldır hala prensesi arıyor.) Bu yüzden kendini ve arkadaşlarını korumak adına kılıç kullanmayı ve içindeki şeytani gücü kontrol etmeyi öğreniyor... Her neyse :) sonuçta üşendiğimden bir anlamı yok :D bide yazı yazmayı da çok sevmiyorum ya siz?
  2. Ben kendi çizim yeteneğime her ne kadar güveniyor olsam da manga sadece çizimden oluşmuyor. Kendi aklımda güzel hikayelerim ve karakterlerim olmasına rağmen o hikayeleri 31-46 sayfa arasında derleyemiyorum. Bana bu konuda yardım edebilecek birileri varsa lütfen yardım etsin. Malum ilk ciddi çalışmamı yapıyorum, Bunun sadece kağıt ve mürekkep harcayarak elime geçecek 3-5 kuruşluk tecrübe olmasını istemiyorum. Şimdilik elimden geldiğince güzel birşeyler çıkarmak istiyorum ki gelecek çalışmalarımda daha rahat kendimi yönlendirebileyim. Mümkünse tecrübeli kişiler bana yardım etsin ve eğer öyle bir tanıdığınız varsa bana yönlendirebilirseniz sevinirim.Ama bu demek değil ki aklınızdaki düşünceleri paylaşmayacaksınız, Aklınızda bana yardımı dokunabilecek ne varsa lütfen yazmaktan çekinmeyin. Şevki Buğra Düzyol Yaş:16
  3. Merhabalar. Bu hikaye benim kendi oluşturduğum frp diyarımdaki bir karakterin bir görevini anlatan hikayedir. Bu yüzden hikaye size çok ortadan gelecektir. Sanki uzun bir romanın ortasından alınmış gibi. Ayrıca bunu arkadaşlarıma göstermek için yazdığımdan noktalama işaretleri pek fazla yok. Neyse hikayeyi iyice ezikledim ama umarım beğenirsiniz. Kısa Hikayeler.1.docx
  4. Merhaba, bu yazıları kimsenin okumayacağını sanmamdan dolayı burayı kişisel bir günlük olarak kullanmaya çalışacağım. Fakat hayatımı direk olarak şu gün şu oldu gibi yazarak değil de hikayelere ve denemelere bir şekilde gizleyerek veya daha doğrusu entegre ederek geçirmek istiyorum buraya. Pek diyeceğim bir şey yok, görüşürüz o zaman. 1-Herhangi Bir Yazarın Sahte Nefreti Üzerine Alelade bir dünyadaki herhangi bir yazar her gün sırasına oturur ve karalamaya başlar defterine. Yanında, arkasında, sağında ve solunda arkadaş olarak adlandırdığı kişiler vardır. 7 insan tam olarak. Hepsi birbirine garip sosyal bağlarla bağlanmış, duygularını "düzgünce" birbirleriyle paylaşabilen bir topluluktan bahsediyoruz burada. Neden sorusunu sorar yazar kendisine, neden dost olarak görmekteyim onları ve aramızdaki bağ hangi materyal ile yapılmıştır ki o kadar kalın ve incedir aynı zamanda. Ve bir gün herkesi kaybeder yazar. Düşünce denilen yılan hüznü var edendir. Eğer parya olsaydık sadece çalışmak için var olan her zaman mutlu olacağımıza garanti veririm. Fakat şu an 21. Yüzyıldayız ve herkes aşırı düşünmekten muzdarip ve huzursuz. Ana karakterimiz de böyle. İnsan ilişkilerini düşününce mutsuz olan bir kişilik. Sahte düşmanlar yaratan ve yalanlar söyleyen birisi. -Buradaki "Sahte Düşmanlar" hayatımız boyunca alındığımız şeyleri temsil ediyor. Birisinin kötü bir esprisi, bizim aşağılandığımızı sanmamız.- Sosyal Medya tarafından ölüm ve nefret kavramları herkes tarafından içselleştirilsin istenilmiştir her zaman. Bizim animelerde gördüğümüz her insan yalnızlığın pençesindeki kişilerdir. Buna benzemek ister çok fazla doz alan insan bu medyadan. Herhangi bir yazarımız da böyle birisi işte. Realitede kimseye karşı öfkesi olmayan birisinin söylediği sarkazm yüklü cümleler. Herkes tarafından gerçek olarak algılansa da. Asla kavrayamadı ilişkileri yazarımız. Bir kaç kutsallaştırılmış kavrama cümlelerinde çok fazla yer vermesinden de rahatsız oldu arkadaşları. Ve bir gün herkesi kaybetti yazar. Yazarımız. Yazarım.
  5. RisingLightNovelTr

    Rising Light Novel TR

    Yeni açılmış bir çeviri ekibi olarak amacımız çok fazla seri almaktansa az seri alıp bunları sık sık çevirmeyi planlıyoruz. Devam Eden Seriler -Tales of Demon and Gods -Reincarnator Çevirmen ve editör olarak başvurucak kişiler; risinglightnovel@gmail.com adresinden ulaşabilirler. Site Linki: http://risinglightnoveltr.blogspot.com.tr/ Takipte kalın... :)
  6. Arkadaşlar merhaba. Yoğunluktan ötürü bir süredir foruma uğrayamıyordum. Bu süre zaarfında bilimkurgu türündeki öykülerimi toparlayıp e-kitap haline getirdim ve online ortamda bir yayınevine bağlı olmadan, bağımsız bir yazar olarak yayınladım: Bunun artısı kitabın fiyatını elimden geldiğince düşük hatta sembolik derecede tutabilmem,eksisi ise kitabın tanıtımı ve yayın mecraları konusunda bir desteğin olmaması oldu. Aşağıda kitapla ilgili bilgiler mevcut. Vakit ayırıp da göz atarsanız sevinirim: "Ödüllü animasyon yönetmeninden sizi yeni ufuklara taşıyacak, bilimkurgu öykülerinden oluşan fantastik bir macera. Kitabın ismi, içindeki öykülerden biri olan Virüs'ten geliyor. Distopik bir gelecekte geçen öyküde ölümsüzlüğe ulaşmak için biyolojik bedenlerini terk edip kendilerini robotlaştırmış olan insanlar dünyaya hükmetmektedir. Robotlaştırılmayı reddedip yeraltına sığınan azınlıktaki insanlığın elindeki tek umut ise, tüm robo-insanları yok edecek bir virüstür. Fakat robo-insanların da kendi planları vardır. Kitaptaki diğer öykülerde insanlık dünyaya verdiği zarar yüzünden yargılanmalı mı, gerçek ile hayal ayırt edilebilir mi, adalet nedir veya sağlanabilir mi gibi sorulara yanıtlar aranıyor. E-kitap tüm Android, iOS cihazlarda ve tüm Mac bilgisayarlarda. Not: iBookstore yurtdışı Apple hesapları üzerinden çalışmaktadır, Android'de bir kısıtlama yoktur. Playstore: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.gokhancilam.book.AOVXGFZPDDMANSECO&hl=tr iBooks Store: https://itunes.apple.com/us/book/virus/id1125138506?ls=1&mt=11 "
  7. Dublajlardan, Forum yokluğundan, Üniversitelerden, Sınavlarından, Vizelerinden kurtulmakla birlikte; uzun süredir epic bir seriye başlamak istiyordum, (Evet kaybolduğum süre zarfı içerisinde) bu serilerden "Imprisoned Sins" ve "Zodiac Hacker için başka başka fikirlerim olduğundan askıya almak zorunda kaldım ve yeni bir fikir için kendimi etrafa saldım. En sonunda bir kaç gün önce aklıma gelen A.R.T projesini ilk olarak blogumda yayınlamaya, sonra ise buraya taşıma kararı verdim. A.R.T sadece belli bir olay çerçevesi içerisinde geçecek bir hikaye olmayacak ve sıradan olmayacak. A.R.T'ı tam bir SAGA olarak düşünebilirsiniz bu yönden. Belli başlı Arc'ları olacak ve bu Arc'lar 1 ile 10 bölüm arasında (Hatta belki daha fazla) değişecek. A.R.T benim için tamamen deneysel olacak çünkü sonunda ne olacağına karar vermediğim ilk serim. Umarım bu yolda ilerlerken bana sizde eşlik edersiniz :D ^-^ Öz Tanıtım; Hikayelerle bütünleşmiş ve daha önceden çevirmenlik yapan ben, Üniversite sınavları yüzünden hikayelere uzun bir süre elveda demiştim ve Zodiac Hacker serimi yarım bırakmıştım. Ancak şimdi ise yeni bir periyota girmiş ve yeni bir hikayeyle size selam veriyorum; Merhabalar! Alacakaranlık Rambo Takımı A.R.T Konu; Paralel bir evrende, paralel bir Dünya'da, Alacakaranlık (Twilight) kuruluşu Dünya'nın tüm pis işleriyle ve bunu getirileriyle uğraşmaktaydı. Bu kuruluş kendi içerisinde görev bakımından 4'e ayrılmıştı; Küçük saldırı gurupları için: A.S.T yani Alacakaranlık Saldırı Takımı Sosyal Olaylarda Kullanılması için; A.K.T yani Alacakaranlık Komando Takımı Anormal vakıalar üzerinde kullanılması için; A.E.T yani Alacakaranlık Elit Takımı ve son olarak ise, uzun zaman gerektiren ve yüksek rütbe isteyen olaylarda ise A.R.T yani Alacakaranlık Rambo Takımı kullanılırdı. Bu hikaye, A.R.T'ın dönüm noktasına girmeye başladığı ve karşılaştığı vakıaların hikayelerinin bir toplamıdır. Karakterler; Henüz orjinal tasarımları tamamlanmadığı için yoklar. Ama yakında burada olacaklar. ;) ARC 1: Karanlık Hapishane; Bölüm 1: Yavaşça koridoru boyluyorduk; daha doğrusu itekleniyordum, o benim kolumdan tutmuş, ben ise kafamı eğmiş bir şekilde. Etraftaki kafeslere çeviriyordum bazen kafamı, tıpkı eski çağlardaki zindanlar gibiydi burası. Hatta direk zindandı, insanları kapatmak için kullanılıyordu, sadece şu an ismi biraz daha şatafatlı bir hale getirilmişti; hapishane. Bazı parmaklıkların üzerindeki his ve pas izleri bu kısımların bir daha kullanılmayacak üzere bırakıldığını belli ediyordu, buraya ne tür insanların ve ne amaçla tıkınacaklarını da belli ediyordu. Pas izi ne kadar fazlaysa, çıkma olasılığı o kadar az demek oluyordu yani.İlerledikçe, etraftaki iğrendirici koku ve parmaklıklardaki pas oranı da o kadar artıyordu. “Daha ne kadar gidebiliriz ki” diye düşünürken en sonunda dibi gözükmeyen karanlığın içerisinde, adeta pislikten çıkmış gibi duran bir hücrenin önünde durduk. Adam elini anahtarlarına attı, birkaç tanesini eledikten sonra ise önünde durduğumuz hücrenin anahtarını buldu ve kapıyı açtı. “Gir hadi içeri, adi yaratık!” Bir hamlede elimdeki kelepçeleri söküp, içeriye doğru iteklerken beni, ağzından bu cümleler çıkıyordu bu insan müsveddesinin. Öyle ki ellerim bağlı olmasaydı, beni hücreye kadar getirdiğinden ve kurtulmak için onu ezmem gerektiğinden değil de bu korkaklığı arkasına saklanıp birde büyüklük tasladığı için öldürürdüm onu. “İkiniz iyice eğlenirsiniz artık! Değil mi Mon!” O sırada içeride köşeye usulca oturmuş olan, üzerine karanlık içerisinde rengini tam olarak seçemediğim bir kapüşon geçirmiş çocuğu gördüm. Boyutları ve duruşundan yaş olarak benden bir hayli küçük olduğunu çıkarabildim ancak gerisi hikâyeydi, hiçbir şey seçilmiyordu başka çocukta. “Eğlenceye dâhil ol istersen, üçüncü bir kişiye asla hayır demeyiz. Bilirsin, konukseverimdir.” Sesi yumuşaktı, konuşma tarzından baktığımda her hangi bir aksan sezmiyordum. Melankolik bir hava yayıyordu etrafına her bir cümleyi söylediğinde. “Kalsın.” Tek kelimesini söyledikten sonra, karanlığın içinde kayboldu gitti gardiyan, ben ise yeni “Oda” arkadaşımla sonunda baş başa kalabildim. “Fazla bu tarafa dönmesen iyi edersin, kendi sağlığın için söylüyorum bunu. Yoksa burun spazmı falan geçiriverirsin.” “Nasıl yani?” Daha cümlemi kurmamla birlikte içeriden süzülen inanılmaz tiksindirici koku, burnumu parmaklıklara ve koridorun esintisinin azizliğine vermemi sağladı. Sanki içeride 1000 yıldır beklemiş bir ceset vardı ve bu ceset hiç çürümemiş ve içeriyi sürekli kokutmaya devam etmişti. Eğer ki koridor olmasaydı eminim ki, burun spazmı denen bir şey yoktuysa da burada başlangıcını yapardı. “Fark etmişsindir diye düşünüyorum, onlara karşı yaptığın şey ne kadar kötüyse, kaldığın ve gördüğün muamele de bir o kadar kötü oluyor. Bu kokunun sebebi de-“ “Tuvalet izni.” “Aynen öyle. Günde sadece 1 kere çıkmana izin veriyorlar.” “Günde 1 kere yetmiyor mu peki?” “Dediğimi duymadın sanırım. Sırf günde bir kere yetmesin diye yağ oranı fazla ve su oranı düşük yemekler veriyorlar.” Koku yüzünden uyuşan beynim, kendini hafifçe toparlamaya başlayınca, gelecek hakkında planlar ve olasılıklar kurmaya başladım. Bu olasılıklar ve planlar arasından ise “Buradan nasıl çıkarım?” ve “Tüm gün böyle parmaklıklar arasında burnumu dışarı uzatıp, tuvalet sıramı beklemekle mi geçireceğim?” gibi sorularda geçti. “Adın nedir?” “Adım mı? Nasıl bir cevap duymak istediğine bağlı?” “Mümkünse soruma verdiğin cevap gibi olmayan, birkaç harfin bir araya gelmesinden oluşan, basit bir anlamı ve geçmişi olan, sana seslenirken kullanmam gereken kelimeyi rica ediyorum.” “Adım… Beki.” “Tanıştığımıza memnun oldum Beki, bende Mon.” “Garip bir ismin varmış” “Senide öyle.” Gecen sessiz dakikalar içerisinde Mon’un arkada tarafta bir şeylerle uğraştığını fark ettim, daha doğrusu duydum; halen koku yüzünden arkamı dönmeye korkuyordum. Tıkır tıkır seslerle birlikte sonunda geçen uzun bir boşluktan sonra Mon en sonunda ağzını tekrar açtı; “Nasıl bir şey yaptın da bu kadar derinde bir yere gelmeyi becerdin bu hapishanede?” “Konuşmayı pes istemediğim bir şey. Kişisel algılama lütfen.”“Algılamadım merak etme.” Burnumun kokuya biraz alışmasıyla birlikte arkamı hafiften dönüp Mon’a küçük bir bakış attım. Elinde küçük bir tahta parçası vardı ve tırnaklarıyla hafifçe bu tahta parçasını soyuyordu. Bu sırada yüzüne daha net bakabilme fırsatına sahip olmuştum, hafiften çamur içinde gözüken yanakları, küçük yuvarlak yüzü ve parlak gözleriyle birlikte, aklımda daha önceden sormam gereken bir soru olduğunu fark ettim. “Peki, Mon, peki sen neden buraya düştün?” Soruyu sormamla birlikte Mon bana dehşete düşmüş bir bakışla döndü, yüzünde hiçbir ifade yoktu. Sanki bir şeytan tarafından ele geçirilmiş bir insan gibiydi, gözleri parlıyordu ama ışıkla değil, daha çok ateşle. Bu bakışları görünce kafamı parmaklıklara tekrar döndürmekten başka çarem kalmamıştı. “Hırsızlık yapmıştım.” Sorduğum soru, onu, beni susmaya ittiği kadar rahatsız etmemişti nedense. Konuşmak istiyor gibi bir sesi… Hayır, daha çok, anlatıp kurtulmak isteyen tarzda bir sesi vardı. “Bilirsin, fakirlik falan işte. Eve ekmek götürme derdi, ayyaş baba-” “Klasik sebepler demek istiyorsun yani? Anlayabiliyorum.“ “Hayır, böyle şeyler duymayacaksın benden, diyecektim aslında. İnsanların cümlesini tamamlamasını bekle biraz.” Mon’un konuşması bir anda ilginç bir hal almaya başlamıştı. “Babamın tahtını elinden çalmaya çalıştım. Daha doğrusu, bende çalmaya çalıştım diyelim şuna. Bu eylemi gerçekleştirmeye çalışan bir tek ben değildim sonuçta.” “Mon, soyadın… Soyadın ne senin?” “Kanesaki” (金崎) “Kralın çocuğu musun sen!” “Yani, bir ara prens dendiğim zamanlar vardı evet.” Arkamda oturan, birkaç dakikadır sakince, tırnaklarıyla küçük bir tahtayı yontan bu çocuğun, aslında Kanesaki soyuna ait olduğunu öğrenmemle bir anda tüm olayın seyri ve anlatacaklarına olan önyargılarım sapmaya başladı. “Küçük kardeşim ve ben babama karşı bir suikast düzenledik ama buraya bakarak da anlayacağın gibi, pek işe yaramadı. Şunu bilmelisin Beki, babam elinde tuttuğu krallığı sonuna kadar hak ediyor ancak bu demek değildir ki onu o konumda istiyorduk.” “Bildiğim kadarıyla vergi oranları, diktatörlük anlayışı yüzünden bu ülkede birçok isyan vakası yaşanıyormuş.” “Sana söylediklerinden çok daha fazla hem de. Belki 10 katı, hatta belki 100 katı daha fazlası ancak babam çoğu daha kıvılcım dahi çıkaramadan hepsini söndürüyordu. Bu yüzden çoğundan kimsenin haberi olmuyor.” Mon’un ayağa kalkmasıyla birlikte içimde bir tedirginlik oluşmaya başladı. Sormam gereken bir soru daha vardı sanki. “Onu tahtından kaldırmayı başaramayınca buraya tıktı beni. Ne kadar acıklı öyle değil mi? Arap kumaşıyla donatılmış odalardan, geniş yumuşak yataklardan, her gün beni eğlendirebilecek kadınlardan; böylesine bir cehenneme düşmeyi göze almak.” O sırada Mon’un gölgesini arkamda daha bariz bir biçimde hissetmeye başladım, öyle ki artık önümdeki minicik ışıltıda daha onu görebiliyordum. Tam o sırada, çok daha önceden sormam gereken soru sonunda aklıma geldi. “Buradaki yemekler, muhtemelen 3 öğün çıkmıyordu, değil mi?” “Sadece 2 öğün işkence amaçlı yapılmış yemekler. Bazen onlarda olmuyordu hatta.” “Onları da çıkardıktan sonra aç kalıyordun muhtemelen. Kendi soyu dahi olsan, sonuçta krala saldırdın, seni böylesine küçük bir cezayla bırakması garip öyle değil mi?” Aradan geçen küçük bir sessizlikten sonra, en sonunda aklıma gelen o soğuk soruyu sordum. “Mon, bir kardeşin olduğunu söylemiştin. O şu an nerede?” “Kardeşimi yedim Beki.” A.R.T; Karanlık Hapishane: Bölüm 2 Gerçek (事実) Bazı gerçeklikleri varlığı, kişiye zarar vereceğinden saklanır, dışarıya duyurulmaz; saklanır tüm bütünlüğüyle. Bu bütünlük lakin bozulur zamanla yağan yağmurun ak ve hür suyuyla, vaftiz olmuş gibi ortaya çıkar tüm pisliğinden arınarak. Ancak bazı yalanlar vardır ki bu yalanlar kişiye değil karşıdakine zarar vereceği için en derin çukurların dibine düşer; bu derin çukurlar ki bataklık gibidir, çekti mi dışardan bir yardım alana kadar hiçbir şekilde dışarıya çıkarılamaz. Mon arkamda dikilmiş, gölgesiyle beni ürkütmeye çalışıyor gibi hareketler yapıyordu. Sanki eski çağ filmlerin birisinden çıkmış gibiydi. Bana saldıracağı kesindi ama buna cüret etmek nedense ona halen zor geliyordu. Kafamı yavaşça avuçlarımın arasına aldım ve her şeyi yavaşça ve yerlerine oturtarak düşünmeye başladım. Tüm olasılıkları ve bu olasılıkların sonuçlarından sonraki çıkarlarımı ve bu çıkarlarım dâhilinde elime geçebilecek sonuçları teker teker elimden geçirdim. Bu sırada Mon arkamda sıkılmış olmalı ki, o yumuşak ama derin düşünceler içerisindeki sesiyle konuşmaya başladı; “Kaçmayacak mısın?” “Şu an onu düşünüyorum, bir saniye olsun bekleyemez misin?” Arkamı dönmemiş olmama rağmen Mon’un yüzündeki ifadeyi aklımdan geçirebilmiştim. Şaşırmış olmalıydı, bu da buraya gelen ilk kişinin ben olmadığımın kanıtıydı. Elinde tuttuğu tahta parçasını yoğuma şeklini ve tutuşu da bunu kanıtlar nitelikteydi. Nereyse mükemmeldi. Hayır; mükemmeldi. Gerçi bu asil zamanda aldığı eğitimden kaynaklanabilirdi de ki bu da geçmişi ve ismi hakkında söylediklerini kanıtlardı. Ancak; “Kardeşin; onu yemedin öyle değil mi?” “Ne diyorsun sen, kulakların işitmez, beynin işlemez mi oldu korkudan yoksa. Sana onu kendi ellerimle öldürdüm diyorum!” “O kısım doğru ancak bunu gerçekten yemeksiz kaldığın için mi, yoksa buna zorunda kaldığın için mi yaptın?” Cümlelerim üzerinde bir gram olsun etki bırakamamıştı, halen duruşunu koruyor ve bana saldırmak için, neden halen, bekliyordu. Gerçekten asil soydan geliyordu bu çocuk. “Ne saçmalıyorsun sen?” “Diyorum ki; Kardeşini, onu yemek için değil de, daha çok o seni yemek istediği için öldürdün. Gerçi, buna pek öldürme diyemeyiz, daha çok; Kaza.” Omzumdan kafamı uzatıp ona doğru bakar ve bu cümleleri kurarken yüz ifadesindeki netliği daha net görebilmiştim. Cümlelerim yine etkisiz kalmıştı ancak bir öncekilere göre biraz daha vurucu olmuştu ki, gözlerindeki keskinlik artmış ve kolundaki kaslar, çok değil, sadece biraz gevşemiş ancak sonra yeniden sıkılaşmıştı. Sadece bir saniyeliğine dikkatini dağıtabilmiştim bu teorimle. “Birazdan ölecek birisi için gayet güzel teoriler kurabiliyorsun, korkudan dolayı salınmış olan adrenalin beynini genişletmiş olmalı.” “Senden korktuğuma çok eminsin.” “Neden korkmayasın ki? Elimdeki tahtayı geçsek de yılların kılıç eğitimine sahip bir prenstim ben, beni yumruk yumruğa bir kavgaya girsek dâhi yenemezsin. Söyle, ölümden korkmamanı sağlayan nedir şu an?” “Sana bunu sonra açıklayabilirim, sonuçta Teros kadar zamanımız var daha.” Üzerimdeki elbiseyle burnumu tıkayarak ayağa kalkıp, Mon’la yüz yüze geldim. Gözlerinde ki bakış benden bir şey bekliyordu, bir şey umut ediyordu. Bende ona bu umut ettiği şeyi nihayetinde vermem gerektiğini düşündüm; “Şöyle ki Mon, aklımda birkaç soru var sana sormak istediğim. Farz et ki beraberinde sürekli dolanan bir kardeşin var ve bu kardeşinle tüm imparatorluğu çökertebilecek bir plan dâhi yapabilecek kadar yakınsın. Bu kardeşin senden yaşça küçük, bu yüzden onun için rol modeli niteliğindesin. Ki bu kişinin ses tonunu ve bakışları hiç değişmeyen, rol modelliğinin sonuna kadar hakkını veren birisi olduğunu düşün. Şimdi sorum ise şu; Bu çocuk ve kardeşi bir odada günlerce aç bırakılsın, ilk hamleyi tecrübe olarak yüksek bir abiden mi, yoksa vücudunun ayakta kalabilmesi için yaşça büyüklerinden daha fazla enerji tüketen bir kardeşten mi beklersin?” Mon, daha ağzını açıp konuşmaya başlamadan, sorularıma devam ettim. Hâlbuki daha birkaç saniye önce beni uyarmıştı başkalarının sözünü dinlemem konusunda, sanırım biraz da olsa ölüm için istekliyim; “İkinci olarak ise; Bu abi kardeşine saldırmış ve onu yemiş, öldürmüş olsun diyelim. Bu abi bozuntusu, beynine bir iğneyle kazınmış bu hatırayı hatırlamak için aynı hataya tekrar düşer mi? Bir kez daha aç kalsa tekrardan aynı harekete girebilecek cesareti kensinide bulabilir mi?” Mon’un bakışları artık yavaştan yavaşa değişmeye başlıyordu, atışlarım düşmeleri gereken noktaları buluyor ve ağırca olsa da onu bana doğru iteliyordu; “Üçüncü olarak, bu abi bir prens olsun ve büyük kökenli bir aileden gelsin. Kraliyet ailelerinde köken çok çocukluluk olur. Bu çocuklar belli başlı alanlarda uzmanlık yapar ve kraliyeti ileriye taşımak için uğraşırlar ve aralarındaki bağ güçlüdür; en azından Teros’da böyledir bu durum. Aralarında güçlü bir bağ vardır. Peki, bunlardan birisine zarar gelse, diğerleri onu kurtarmak için ne yapar?” Artık soruları sormayı bırakıp, cevapları dinlemem gerektiğini düşünmüştüm; “Dördüncü ve son olarak; Bu abi öldürme aç kalmasa da neden hücresine gelen kişileri öldürsün?” Burnuma tuttuğu kıyafeti sonunda aşağıya doğru bıraktım, o sırada Mon yüzümdeki gülümsemeyi fark ettiğinde, birkaç adım geriye çekildi ve vücudundaki kasları germeyi bıraktı. Ardından ise olayı anladığı gibi bana döndü; “Neden ölümden korkmayacak kadar kabiliyetli bir suikastçı bu hapishaneye düşsün? Söyler misin, Beki? Ya da bilinen adıyla, son 6 ay içerisinde birçok suikastı karanlığa dahi hissettirmeden yapmayı başarabilmiş, çoğu kişinin korkulu rüyası, kralın dahi ayrı bir birlik kurmasına sebep olan, yüce Ookami (狼)” “Tekrar tanıştığımıza sevindim. Bu arada, eğer biraz çekilirsen, etrafın kokusuyla sağ olsun fazla uğraşmadan anahtarı kusup geri çıkarmam gerekiyor.” Mon yanından geçerken, düşünceli bakışlarla yere bakıyordu. Halen yerine oturtamadığı bir şeyler vardı veya birden buradan çıkmak ona halen garip geliyordu. Belki de ikisini birden düşünüyordu. Yüzündeki netlik artık yok olduğundan, onu okumam zorlaşmıştı. “Seni gerçekten kardeşlerim mi yolladı?” “Şu ana kadar göndermeyi denedikleri anahtarlar sürekli başka hücrelere denk geldiğinden dolayı seninle neredeyse aynı rütbeye sahip birine ihtiyaçları vardı, bu yüzden beni tuttu kardeşlerin. Daha doğrusu benimle ilk konuşan, senden hafifçe küçük sarı saçlı kız kardeşindi veya ablandı. Tam olarak bilemiyorum, şu günlerde bayağı bir karıştırıyorum yaşları.” “Alice.” “Sanırım oydu, her neyse anahtarı çıkardım. Bu arada hücrene gelen herkesi yamyamlık bahanesiyle katletmen hiç hoş değil. Benim yaptığım gibi de çıkarttırabilirdin anahtarı.” “İnsanlar senin cümlelerin kadar basit olabilseydi, anahtarı gizlice yedirmemiz ve ardından parçalara ayırıp midesinde anahtarı aramama gerek kalmazdı.” “Demek öyle.” Elimde anahtarla birkaç saniye bekledikten sonra, Mon’a doğru ilerleyip önünde bana hücresine geldiğimden beri sergilediği bakışla karşıladım. Elimdeki anahtarı eline tutuşturup küçük bir iç çektikten sonra konuşmaya başladım; “Anahtarı çıkardım.” O sırada Mon’un yüzündeki şaşkınlığı bakmadan dahi görebiliyordum. Sorma istiyordu içten içe “Ben hiçbir ses duymadım?” diye ama acelesi bu soruyu sormasını engelliyordu. Kapının önüne hızla ilerlerken merakını bastırmak adına bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüp hafif bir sesle; “İnanmıyorsan günlük tuvaletini kontrol edebilirsin, gerçi pek tavsiye etmem bu davranışı. Kokudan ölme ihtimalin çok yüksek.” “Kalsın.” Mon anahtarı kapı deliğine sokup hızla çevirdikten sonra artık “Gerçek” oyunun başladığını hissedebilmiştim. Operasyon, nihayet son evresine girebilmişti. Geriye sadece küçük detayları halletmek kalıyordu. “Hadi gidelim.”
  8. Merhaba ben leora takma isimimle hitap edilmesi daha çok hoşuma gidiyorda >///< konu başlında gördünüz gibi böyle biriyim :3 kendimden bahsediyim yaş 20 anime izlemeye 7 yaşımda başladım ilk animem sailormoon istanbulda aşıyorum arada anime çiziyorum hikaye yazıyorum ilgimi çeken konuları araştırmayı severim arkadaş olmak isteyenler yaza bilir kız erkek farketmez kyaa >///< ^_^
  9. Merhaba Arkadaşlar, sonunda bu konuyu açtığıma çok memnunum :D Bayağıdır üzerinde çalıştığım bir hikaye. Sonu belli ve tam olarak 2 sezon. Fakat öyle bir FF olacak ki unutamayacağınızı garanti ederim :D Hikaye sadece bir kişini ağzından değil, bir kaç kişini ağzındanda anlatılıyor bazı yerlerde. Karakter çizimim berbat olduğu içi bende photoshop ile bir kaç karakteri değiştirdim. Dediğim gibi "UNUTAMACAĞINIZ BİR FF GELİYOR" ve bunu size "GARANTİ EDERİM" Konu: “Terazi” 2 sene hapiste kaldıktan sonra geri dönüp “Zodiac Hackers” ‘ı tamamlayamadığı projeyi tamamlamak ve bu proje yüzünden ölümlerine sebep olduğu grubun liderleri Akrep ve Aslan’ın öcünü almak için yeniden toplamaya karar vermiştir. Fakat Terazi’nin asıl amacı Cennet’e ulaşabilen bir kod yazmak ve ölen iki arkadaşıyla yeniden konuşabilmektir. Karakterler Ve Sembolleri [GÜNCELLENDİ!] Terazi : Ana Karakter En çok kod bilgisine sahip olan 3. Kişi ve İkiz'in öğretmeni. O liderliği almaya karar vermeden önce, Burç Hacker'larının Komutasındaki kişiler Aslan ve Akrepti. Aslan Gruptaki en çok kod bilgisine sahip olan kişidir ve Oğlak'ın öğretmenidir. Aklından istediği bir kodu hemen yazabilir ve onu aklında hemen çalıştırıp ne işe yaradığını bulabilir. Bilgisayar gibi bir beyni vardır. Akrep Grupta en çok kod bilgisine sahip olan ikinci kişidir ve Koç'un öğretmenidir. İstediği şekilde bir virüs yazabilir ve bu virüs'ün ne kadar zarar vereceğini yazmadan bilebilir. Her zaman kavgacı gibi gözükse de, arkadaşları ile hiç bir zaman kavga etmemiştir. Başak Terazini en iyi arkadaşlarından. Başak teraziyi hep sevmektedir fakat ona bunu bir türlü söyleyememiştir. Davranışlarıyla ne kadar kendini belli etmeye çalışsada, hiç başarılı olamamıştır. İnternet iletişimi ve veri çalmada ustadır. Yay Teraziyi seven ikinci kişidir. Her zaman Başak'la bir yarışdadır. Fakat bu yarışı henüz ikiside kazanamamıştır.Koruma konusunda uzmandır. Firewall'ının delebilen henüz kimse olmamıştır, fakat... Boğa Grubun agresif ve havalı takılan üyelerinden. Balık ile beraber çıkan ve onu anlayabilen tek kişidir. Kendi makina dilini yapmıştır. Balık Gruptaki en karmaşık ve anlaşılınamaz agresif üye. Sadece Boğa ile birlikte konuşabilimektedir. Şifreleme konusunda uzmandır. 32 Katmalı şifreleri sadece bir kaç dakika içerisinde yapmaktadır. İkiz (İkizler) Grubun en eğlenceli üyesidir ve en çok kod bilgisine sahip 4. kişi. Terazinin öğrencisidir ve grupta, çalma ve kaçırma dışında başka şeylerle ilgilenen tek üyedir. Bir oyun yapımcısı ve aynı zamanda animatördür. Koç Normalde sakin kalan Koç, Öğretmeni Akrep hapishaneye atıldıktan sonra tüm sessizliğinden kurtulmuş ve tam bir punk'a dönüşmütür. Hiç bir program elinden kaçmaz, çıkan ilk programı anında crackler. http://oi41.tinypic.com/3502dxy.jpg Kova Gruptaki en gizemli kişidir. İstemediği sürece ortalıkta gözükmez. Binlerce siteyi çökertmesine rağmen halen kimliğini kimse bulamadı. http://i43.tinypic.com/wi6cxw.jpg Oğlak Gruptaki en dahi üyedir. Aslan tarafından dehası keşfedilip, eğitilmiştir. Matematiksel problemler konusunda herkesden daha iyidir. 0 ve 1'ler ile yazılmış bir sayfayı bir kaç dakika içerisinde normal harflere çevirebilir. http://oi43.tinypic.com/2edvyg7.jpg Yengeç Grupdaki en şanslı kişidir. Şanslı olduğunu ilk defa Kova'nın öğrencisi olarak göstermiştir. Şans eseri bir sitede tanışıp, şans eseri Zodiac'a katılmıştır. Hayal gücü çok geniştir ve planları hep o kurar. http://oi40.tinypic.com/34nnukj.jpg İlk Sezon ; Kara Adalet http://oi41.tinypic.com/68zfdh.jpg 1. Bölüm : Geri Dönüş Uzun bir zamandan sonra yine buradayım, evimde... Etrafa baktığımda değişen tek şeyin ben olduğumu hemen anlayabiliyordum. Etrafta koşuşturan kişiler değişikliği fark etmişti ki dedikoduya başlamışlardı bile. Ağzımdaki sigaradan bir nefes çektikten sonra bir seferde yere fırlattım ve üzerine tüm gücümle bastım... O saniyede dedikoduları daha rahat duyabiliyordum... -Bu o çocuk değil mi? Hapishanede değil miydi bu? -Kes sesini... Bu terazi, şu anda Burç Hackerlerı'nın en tehlikeli üyesi o... En tehlikelisi? Ben mi... En sinirli üyesi olabilirim, fakat en tehlikelisi ben değilim... Yavaşça elimdeki bavulu yere bıraktım ve havaya doğru baktım, masmavi bir gökyüzü beni selamlıyordu. En azından beni sevindirecek bir şeyim vardı diye düşündüm. Birden tanıdık bir ses duyar gibi oldum. Kafamı yavaşça aşşağı indirdiğimde, siyah saçlı bir kız gördüm. Bu... O muydu yoksa? Birazcık ilerledim ve bağırdır ; -Başak?! Kız beni gördüğü zaman daha da hızlı koşmaya başladı. Koşarken de bağırıyordu "Terazi! Terazi sen misin?!". En sonunda yanıma geldi ve uzunca bir sarıldı. Bana sarıldığında enseme damlayan bir şey hissettim. Havada yağmur bulutları gözükmüyordu, acaba güneş yağmurumuydu? Başak benden yavaşça uzaklaşırken ağladığını o zaman fark ettim. Yavaşça eğildim ve onu avutmak amacıyla "Bir daha gitmeyeceğim merak etme" dedim. Gözleri hafiften büyüdü ve " Gerçekten mi?" diye sordu. Söyleyebileceğim tek bir cevap vardı oda "Evet, gerçekten"di... Bavulumu yerden aldım ve yürümeye başladık. Yoldayken konuşmaya başladı. -Haberleri duydum... Aslan ve Akrep için gerçekten hepimiz çok üzüldük... Onlar hep sana yardım ederlerdi öyle değil mi? -Evet... Hep yardım ederlerdi... Hatta ölürlerken bile yardım ettiler biliyor musun... -Gerçekten mi? Şey, aslında bu tamda onların yapacağı bir şey... Her neyse, o koca 2 seneden sonra gerçekten değişmiş gözüküyorsun. Bunu söyleyeceğimi düşünmüyordum ama hapishane gerçekten sana çok yaramış! İçimden "Hapishane bana çok mu yaramış?" diye geçirdim... Tanrım... Oysaki değiştirdiğim tek şey saçlarım... -Sadece saçlarımı uzattım... -Şey... öyle mi? Bence bir kaç şey daha değişmiş fakat sen farkında değilsin... -Kıyafetlerim mi ? -Hayır... Değişen... Boşver bunları şimdi, asıl şimdi ne yapacaksın. İkiside öldü ve onlardan sonraki en rütbeli kişi sensin... Fakat bütün grup dağıldı, ne yapacaksın Terazi... Gruptaki çoğu kişi sana halen kızgın... O anki sözlerim hayatımı değiştirecek sözlerdi. Yavaşça kafamı kaldırdım ve konuşmaya başladım ; -Tüm grubu yeniden toplayacağız. Zodiac, yani Burç Hacker'ları geri dönecek... Hemde her zamankinden daha güçlü... 2. Bölüm : Toparlanma Part 1 Anlatıcı : 3. Kişi O sözler halen kulağındaydı. Halen düşünüyordu, neden güçsüzdü diye. Neden halen ölmemişti diye. Halen soruyordu kendine "Şimdi ne yapacağım?" diye... Yürüdüğü yoldaki şeritler sanki yavaşça havaya kalkıyor ve onun yolunu çalıyorlardı. Gözlerini kıstı ve kafasını sallayarak durumdan kurtulmaya çalıştı. Sonra yavaşça tekrarladı "Aslan... Akrep... Beni yanlız bıraktınız... Şu anda siz değil de ben ölseydim, işler daha kolay olurdu çünkü siz hep bir yolunu bulurdunuz öyle değil mi?" Elini göğsüne doğru götürdü ve uzun zamandır orada sakladığı kolyeyi çıkardı. Sözler ağzından sanki kaderini görmüş gibi çıkıyordu. O zamana kadar hiç olmadığı bir hüzünle "Cennetle erişebilen bir kod yazacağım... Ve sizi yeniden göreceğim." Anlatıcı : 1. Şahıs ; Karakter : "Terazi" Evin tozlu kapısını açtığımda, içeride beni ne parti nede bir aile bekliyordu. Beni tek bekleyen şey beni kötü bir şekilde öksürtmeyi başaran tozdu. Elimi ağzıma götürerek pencereye doğru yürüdüm. Yolda evden zorla götürülürken bıraktığı izler vardı. Vazolar parçalanmış, çerçeveler yerlerde, masalar devrilmiş... Bu odada görebildiğim tek şey korku ve şiddetin izleri... Bir kaç adım ilerleyince pencereyi buldum, yavaşça kulpunu tutup aşağı çektim. Çekmemle bütün tozun pencereye akması bir oldu. Tozlar hafif hafif çekilirken, odada tam olarak 2 senedir, içerisinde hiç bir güncelleme yapılmamış yadigar bilgisayarımı gördüm. Bilgisayarın üzerinde ki tozları görünce evi iyice temizlemem gerektiğini anladım. Elime aldığım elektrikli süpürge'nin fişini boşta duran bir prize taktım fakat süpürgeyi açmaya yeltendiğimde gayet beklediğim bir durumla karşılaştım... Elektrikler yoktu. 2 yıl boyunca faturayı ödemeyince böyle oluyormuş demek... Şu anda biriken borcum ne kadardır bilemem fakat ödeyemeyeceğim kesin. Pencereleri hafif açık bırakıp evden yavaşça uzaklaştım. Evime hırsız giremezdi, pencereler parmaklıydı. Yolda yürürken telefonla "Başak"ı aradım. Artık grubu toplama vaktinin geldiğini söyledim. Yarım saat sonra Başak geldi. Belirli bir rota çıkardık. Önce "Yay" ile sonra ise "Balık" ve "Boğa" ile konuşmaya gidecektik. Yavaşça Yay'ın yaşadığı mahalleye doğru yöneldik Uzun bir yürümenin ardından Yay'ın evine geldik. Uzun zamandır buraya uğramıyordum, sanki ilk defa görmüş gibi hissettim kendimi. Yavaşça evin kapısına doğru ilerledim. Bahçedeki çiçekler halen güzellerdi. Çoğu zaman onu çiçeğe benzetirdim. Suyu birazcık fazla kaçırdın mı, hemen solar ve uzun bir süre çiçek açmaz, hatta ölürdü. Kapıyı bir kaç defa çaldım fakat açan olmadı. En sonunda kapıya yumruğumla vurmaya başladım. Acaba oda mı bana küstü? Birden hapishanede yaşadığım olaylar gözümün önüne geldi. Hiddetle kapıya vurmayı devam ettirdim. Adını haykırıyordum fakat açan yoktu, acaba başına bir şey mi gelmişti? Bu kadar bağırmadan sonra birden arkadan birisinin bana seslendiğini duydum . Arkamı hafifçe döndüğümde gelenin, umursamaz bir tavır takınmış halde gelen Yay olduğunu gördüm. -Kapımı yumruklamayı kes... Yavaşça ona doğru ilerledim. Buda neydi böyle? Hiç eski Yay'a benzemiyordu bu karşımda gördüğüm kişi. Sanki karşımdaki Yay değil de, erkekleri av olarak gören bir fahişeydi. Şaşkınlığımı koruyarak konuşmaya başladım (Her ne kadar zor olsa da) ; -Sana söyleme gereken bir şey var. Grubu yeniden topluyoruz. Yarım kalmış olan işi bitireceğiz. Öfkeyle gözlerini açtı ve üzerime doğru yürümeye başladı. O sırada şu sözleri söyledi ; -Ne yarım kalmış işi?! Benim Firewall'larım delinmezlerdi... Peki sonra ne oldu? Senin gibi beceriksiz birsi yüzünden firewall delindi... Senin yüzünden Akrep ve Aslan..! Birden kalbimdeki o derin yara yeniden açıldı. Kafamı aşağı eğip yavaşça geri çekildim. Yüzümdeki o ifadeyi görmüş olmalı ki o da konuşmayı kesti. Arkasını dönüp giderken şu sözleri söyledi ; -Boşuna grubu yeniden kurmaya çalışma, İkiz ve Başak dışında kimseyi bulamazsın, ki onlarında seninle yeniden "Hacker"cilik yapacaklarını zannetmiyorum. Pes et, sen onlar gibi olamazsın... Kafamı kaldırdım ve içimdeki tüm öz güvenle konuşmaya başladım ; -Ben onlar gibi olmaya çalışmıyorum... Yay yavaşça bana doğru döndü ve şaşkınlıkla bana baktı. Gözlerimiz birbiri ile kesiştiğinde konuşmaya devam ettim ; -Benim yapmak istediğim tek şey, amacıma ulaşmak. Bir gün öyle bir kod yazacağım ki Cennete ulaşacak, ve bu kod sayesinde onlarla yeniden konuşabileceğim! 3. Bölüm : Toparlanma Part 1 Anlatıcı : 3.Şahıs Esen rüzgar fısıldıyordu "İntikam Al", toprak fısıldıyordu "İntikam Al"... fakat kalbinin en derinliklerinden bir ses ise, "Kaderine Koş, Ölüme Değil" diyordu... Rüzgarın uğultusu bir melodi gibi geliyordu artık "Terazi"nin kulağına. Hoş fakat ürkütücü bir melodi... Öyle bir melodi ki, her an seni öldürebilir gibiydi. Yavaşça artıyor, sonra birden geri düşüyordu... Sonra yeniden artıyor ve düşüyor. Gözlerinin içine baktı Yay ve tanıyamadı eski arkadaşını, "Kim bu?!" diye geçirdi içinde ve ardından tekrarladı "Amacın... mı?" Anlatıcı : Terazi ; 1.Şahıs Sesim soğuk rüzgarla birlikte bir uğultuyla yankılandı "Benim yapmak istediğim tek şey, amacıma ulaşmak." Amacıma ulaşmak... Yay yavaşça geriledi ve gözlerimin içine dikkatlice baktı. Ardından ise arkasına bile bakmadan koşmaya başladı. Koşarken o korku dolu gözlerle bana bir kaç kere daha baktı, fakat aradığı şeyi bulamamış gibi gözleri tekrar fal taşı gibi açılıyor ve yeniden önüne döndürüyordu kafasını koşarken. O yavaşça koşarken yapabildiğim tek şey arkasından bakmak oldu. Yay'ın o cümlelerini hatırladım, "Kimse sana katılmayacak, hatta Başak ve İkiz bile...". İçimden geçirdim yavaşça "Başak ve İkiz bile..." Rüzgar hızlanmıştı, kara bulutlar havayı kapatıyordu, kötü durumum sanki havayı da etkilemişti, doğa bile benim acımı görüyordu diye düşündüm. Birden irkildim ve orada olduğunu tamamen unuttuğum Başak'a döndüm. Gözlerimdeki parıltıyı fark etmiş olacak ki o da bana meraklı gözlerle bakmaya başladı. Yavaşça ve birazda heceleyerek konuşmaya başladım ; -İkiz'in... nerede olduğunu biliyor musun? Başak yavaşça elini yumruk yaparak ağzına doğru götürdü. Biraz düşündükten sonra ; -Bir oyun yapımcısı olmuştu galiba. Kendisine bir ekip kurmuş. Light Street'de ki apartmanlardan birisini tutmuştu büro olarak. Sanırım kaç numara olduğunu hatırlıyorum, beni takip et, seni oraya götüreyim. Başak yavaşça evin bahçesinden çıktı. O çıkarken bende yavaş yavaş yürümeye başladım. Yolumuz fazla uzun sürmemişti. Böyle bir yolda çok şey düşünülebilirdi. Yol kavissiz ve düzdü, hayallere dalıp gitmek için uygun bir yol, fakat benim düşündüğüm tek bir şey vardı "İkiz ne yaptı acaba?" Yolu yürürken 3 köşe döndük ve 55 tane apartman geçtik. Her geçtiğimiz apartmanda aynı soruyu sordum "Burası mı?", Başak ise her seferinde üşenmeden aynı cevabı verdi "Hayır... Fakat az kaldı". Ama bunu ilk apartmanda da demişti... Yoksa İkiz'in oturduğu yeri bilmiyor muydu? En sonunda bir apartmanın önünde durdu ve bana "Bekle" tarzı bir hareket yaptı eliyle. İlerledi ve kapının zilini çaldı. Kapıyı tanıdık bir ses hiç değişmemiş bir usul ile elinde de bir teneke kutu ile kapıyı açtı ; -Üzgünüm bugün doluyuz, sonra gelebilir ve ya randevu alabilirsiniz, ama düşünüyorum ki siz sadece bugün boşsunuzdur. Ahhh... Ne yazık! Bu günde biz boş değiliz... Alaycı bir tavır ile seslendim ; -İkiz... Ne halt yiyorsun sen... İkiz birden şaşkın gözlerle bana baktı. Elindeki içeceği bir seferde içtikten sonra yanıma doğru koştu. Koşarken devamlı tekrarlıyordu "Terazi! Sen misin! Görüşmeyeli uzun zaman oldu 'Öğretmenim'!" Yanıma geldikten sonra sarılmaya çalıştı fakat elindeki içecek buna engel oluyordu. Birden ilerdeki bir çöpe baktığını gördüm. Çöpe baktı ve gideceği adımları göz kararıyla saymaya başladı. Ardından somurtkan bir yüzle " Çok uzakmış ama..." diye içlendi. Yavaşça elinin bir basketbolcu edasıyla kaldırdı ve tenekeyi atmadan önce "FocusVision" diye mırıldandı. Elindekini belirli bir açı ile havaya attıktan sonra girip girmediğine bile bakmadı. Çünkü ikimizde biliyorduk, bu hesaplamanın her hangi bir sapma olasılığı yoktu... Teneke çöpe girerken çıkardığı sesin yankılanmasıyla yavaşça konuşmaya başladım ; -Halen... bu hareketi kullanıyor musun? 4. Bölüm : Geçmişe Dönüş (Ara Bölüm) Yavaşça odaklan diyordu "Oğlak" "Terazi"ye... Yavaşça odaklan. FocusVision, Zodiac Hacker'ın yegane yeteneği. Başka hiç bir Hacker grubu kullanamıyordu bu özelliği, hem de hiç biri. Zodiac Hackers'ın en korkulan özelliği, hiç bir hesap hatası olmayan FocusVision. Hatırladı Terazi o sırada, hatırladı... O günü iyi hatırladı... 2 yıl önce Eylül ayını... 2 YIL ÖNCE ; 25 Eylül 2011 Anlatıcı : 1.Şahıs ; Terazi Sıcaktı, hem de çok sıcaktı. O kadar sıcaktı ki, bir yumurtayı yere atsanız hemen pişer, size omlet olarak geri dönerdi. Bundan emindim, buna kanıt olarak da kendime boynumdan sıcak sıcak akan terleri gösteriyordum. Elimi yelpaze gibi sallarken aynı anda şikayet ediyordum "İçecek bir şey yokmu?!" Akrep ve Aslan ortalarda yoktular, sanırım bilgi toplamak için bir kaç yere ziyarete gitmişlerdi. Yanımda "Yengeç", "Oğlak" ve "Koç" vardı. Etrafa iyice bir göz attım, yapacak hiç bir şey yoktu.Bende "Madem yapacak bir şey yok bende bir içecek alırım" diye geçirdim aklımdan. Yerimden kalkmaya çalıştığımda oturduğum koltuktan çıkan gıcırtılar, küçücük odanın içerisinde sanki bir kedinin kuyruğuna basıldığında çıkardığı ses gibi geldi kulaklarımıza. Koç yavaşça doğruldu ve henüz kalkamadığım sandalye'ye geri oturmam için eliyle bir hareket yaptı, ardından "Sen otur, ben getiririm, içecekleri... Biz burayı terk edene kadar oradan kalkma olur mu?" Bu anlaşma benim için iyiydi, hem oturacaktım hem de içeceğimin keyfine bakacaktım. Yavaşça henüz kalkamadığım koltuğa geri oturdum. Arkamı döndüm ve internet sitelerinde sırayla dolaşmaya başladım. Şu sıralar ortalarda kendisini Hacker olarak tanıtan çok kişi vardı fakat hiç birisinde iş yoktu. Aslında kendisini Hacker olarak tanıtan birisi zaten baştan yalan söylediğini belli etmiş olur. Şu ana kadar bir çok siteyi çökerttim fakat hiç bu siteleri çökerttiğimi sosyal medyada yayınlamadım. ALLAHIM! Bu ne büyük salaklık?! Yaptığın bu işi etrafta paylaşmak, tutuklanmaya davetiye çıkarmak demek. Kendimi hapishanede düşünemiyorum bile... Asla oraya gitmeyeceğim, hem de asla... Hiç bir arkadaşımı da oraya sokmayacağım. Bir kaç dakika daha sitelerde dolaştım fakat işe yarar hiç bir şey yoktu. Sanırım bilgisayarın başında boş kalınca bir erkeğin yapabileceği bir kaç şey var, ve ben çoktan çoğunu yapmıştım. Elde sadece bir tane kalmıştı... Şey... Onu da yapmak istediğim söylenemez... Anlatıcı 1.Şahıs ; Koç Dışarıya adım atmamla havanın kokusunun değiştiğini fark ettim. Derin bir nefes aldım, sanki bu benim son nefesimmiş gibi. Çünkü birazdan o ölüm tuzağına geri girecektim, kokusunu iyice içime çekmeliydim ki, içeri girdiğimde buranın kokusuna "FAZLA" özlem duymamalıydım. Merdivenlerden birer, ikişer atlayarak indim ve soda makinesinin olduğu yere doğru yöneldim. Makine eski değildi, hatta biraz fazla yeniydi, tıpkı makinenin önünde durduğu market gibi. Açılışı henüz 3 ay önce yapmışlardı. Bu bizim için iyiydi çünkü her hangi bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda, ayaklarımızın altında güzel bir AVM vardı. Makinenin yanına yavaşça ilerledim ve bir kaç soda alıp evin yolunu geri tuttum. Anlatıcı : 1. Şahıs ; Terazi Kapının gıcırdamasıyla birlikte "Bu eve bir yağlama lazım artık!" demem bir oldu. Koç bir an şaşırdı, fakat bu pek uzun sürmedi. Elindeki gazozu üzerime doğru hızla fırlatarak "O zaman yağlamaya başlasan iyi olur!" diye söylendi. Havada uçan gazoz kutusu tam yüzüme çarpacakken son anda elimle yakalamayı başarabildim. Tuttuğum sodaya doğru şaşkınlıkla bakarken birden kafamı kaldırıp Koç'a bağırmaya başladım "Attığın yere baksana salak herif!" Koç ise bekleyebileceğim bir cevap verdi diğerlerine gazozlarını verirken "Bu kadar uzak mesafeden nereye gelebileceğini hesaplamam imkansız..." Birden Oğlak'ın gözleri parladı ve Koç'a doğru hızla döndü. Elindeki teneke içeceği tekrar Koç'a vererek "Bana uzak bir mesafeden bunu yeniden at, fakat Teraziye yaptığın gibi yüzüne nişan alarak değil de, boşluğa hedef al." Bu sözlerden sonra Koç bir şey diyecekse de tüm kelimeleri içinde tutmayı yeğledi, çünkü biliyordu Oğlak ile bir tartışmaya girmek, kesin galibiyet demektir. Oğlak hiç bir kelime yarışında kaybetmezdi çünkü. Koç biraz geriye gitti ve teneke kutuyu Oğlak'ın boynunun biraz soluna attı. Oğlak tenekeyi yakalamadı. Düşmesini izlerken sinsi bir şekilde güldüğünü gördüm. Aklına bir şey gelmişti, hem de normal bir şey değil... Çok büyük bir fikir. Anlatıcı : 3. Şahıs Akrep ve Aslan hariç, herkes evdeydi. Toplanma sebepleri belliydi, Oğlak ve Yengeç bir şey keşfetmişlerdi, daha doğrusu Oğlak bulmuş ve Yengeç ise geliştirmişti. Hiç kimse ne olacağını bilmiyordu odada, fakat bu ikilinin göstereceği şey pek de normal bir şey olamazdı... Oğlak yavaşça konuşmaya başladı, uzun bir nutuk başlayacak gibiydi ; "Şimdi hepiniz neden burada olduğunuzu merak ediyorsunuzdur. Merak etmeyin, beklediğinize değecek ve çok işinize yarayacak bir şey. Öncelikle şundan bahsetmek istiyorum, bir kamera nasıl zoom yapar? Bunu hepiniz biliyorsunuzdur her halde. Basitleştirmek gerekirse, kamerada bulunan lensler dönerek görüntüyü yakınlaştırıp uzaklaştırıyor. Peki size şöyle bir soru sorsam... Aynı sistemin gözlerde de olduğunu biliyor muydunuz?" Odayı derin bir sessizlik bürümüştü. Herkes birbirine "Neler oluyor?" tarzı bakıyordu. Ortamda ki dikkatin dağılmasına izin vermeden Oğlak devam etti ; "Evet aynı sistem gözlerinizde de var. Tek sorun bunu nasıl kullanabileceğinizi bilmekti. Normal bir insan bunu bilemez fakat biz ikimiz birleşince, şey pek böbürlenmek gibi olmasın fakat bulduğumuz şey gerçekten muhteşem. Devamını sen anlatabilir misin Yengeç?" Yengeç yavaşça ilerledi ve konuşmaya başladı ; "Bir insan istese vücudundaki her bölümü kontrol edebilir. Beyinden, göz'e kadar her şeyi. Tek sorun bunu nasıl kontrol edebileceğini bilmesi. Oğlak bu gün bir şey fark etti. Teneke kutu üzerine doğru uçarken, teneke kutuyu en küçük detayına kadar gördüğünü belirtti bana. Çünkü o saniyede ani bir refleks anındaydı, derin bir korku. Tenekenin ona çarpmaması için istekli olarak gözlerindeki o "Zoom"u harekete geçirdi. Buradan çıkaracağımız sonuç ise, istesek gözlerimizde ki o "Zoom"u harekete geçirebiliriz, fakat nasıl?" Terazi yavaşça güldü, bu işin nereye gideceği belliydi artık. Bu özelliği kullanmak için sabırsızlanıyordu bile. Yengeç devam etti ; "Oğlak yeterli detayları araştırdıktan sonra, bu gözleri harekete geçirmek için bir antrenman geçirdim. Bildiğiniz gibi, ellerinizi, kollarınızı beyninizle gönderdiğini sinyaller ile kontrol ediyorsunuz ve bu uzun zaman boyunca edindiğiniz bir deneyim ile gerçekleşiyor. Henüz yeni doğmuş bir bebeği düşünün, parmaklarını kolayca oynatamaz, çünkü henüz onları kontrol etmeyi öğrenememiştir. Şimdi ise buradan çıkaracağınız sonuç, bu işi beynimizle yapmayacağız. Daha doğrusu "Psişik" olan yolla yapmayacağız." Sözü alan Oğlak nutuğu artık bitirme niyetindeydi. Yavaşça güldü ve ; "Kısacası bu hareketi beyninize komut olarak göndermek için ağzınızdan bir kelime çıkacak. Bu kelimede "FocusVision" olacak. Beyninizi bu kelime ile eğiteceğiz ve her bu kelime söylendiğinde gözlerinizdeki "Zoom" aktif olacak. Herkes şaşkınlıkla birbirinin yüzüne doğru bakmıştı, Terazi hariç. Sanki en başından beri böyle bir şey bekliyordu. Oğlak sanki bir şey hatırlamış gibi devam etti ; "Fakat, bu hareketin iyi tarafları olduğu kadar kötü tarafları da var..." Herkesin sevinçleri kursağında kalmıştı... Terazi hariç, o halen güzel bir şeyler bekliyordu. Çünkü bu o iki dahini eseriydi. Onların kötü bir şey yapma olasılığı yoktu. 5.BÖLÜM : Her Güzel Şeyin, Bir Kötü Yanı Vardır (Ara Bölüm) Anlatıcı ; 3.Şahıs Herkes birden dona kaldı. O kadar muhteşem bir şey duymuştular ki, sanki bir zayıf noktası olması imkansız gibi geliyordu. Odada istifini hiç bozmadan halen kıs kıs gülen sadece bir kişi vardı ; oda Teraziydi. Herkes zayıf noktanın ne kadar kötü olabileceğini düşünürken, o FocusVision'u nerelerde kullanabileceğini düşünüyordu. Sessizliği bölen yine Oğlak oldu. Yavaştan artan sesi ile açıklamaya başladı "Evet bir zayıf noktası var, fakat bu zayıf nokta zaten beklenilebilinecek bir zayıf nokta." Sessizlik hakimiyetini korurken, birden odadaki pencerelerden birisi açıldı. İçeriye giren uğultulu rüzgarla birlikte herkes birden irkildi. Terazi yavaşça yerinden kalktı ve ağır adımlarla pencereye doğru yürüdü. Eline pencerenin kulpunu aldı ve ittirmeye başladı, fakat içeri giren uğultu, pencereyi ittirdikçe daha da keskin ve kötü bir hal alıyordu. Terazi elini pencerenin kulpundan çekti, ardından ise pencereden sesin çıkmasını önlemek için bir seferde kapattı. Sonra yavaşça geriye döndü ve topluluğun olduğu yere geldi. Oğlak, Terazinin yerine geri geldikten sonra devam etti ; "Bu hareketin bir kaç tane zayıf noktası var, fakat bilmeniz gereken sadece bir kaç tanesi var. Diğerleri zaten imkansız şeyler..." Yengeç, Oğlak sözünü bitirdikten sonra, konuşmaya Oğlak'ın kaldığı yerden devam etti ; "Birincisiyle başlayalım. İlk zayıf noktası şu, FocusVision'u kullanacağınız obje yakınınızda olmalı. Hele ki bu hareketi kullanacağınız bir bilgisayar ise. Özellikle bilgisayarda kullanmamalısınız, çünkü..." Yengeç sözünü tam bitirememişti ki Koç birden söze atladı, "ALLAH aşkına! Bu hareketi neden bir bilgisayarda kullanalım ki?". Koç o sırada yapmaması gereken bir şey yapmıştı, Oğlak'ın sözünü kesmişti. Oğlak böyle durumlarda hep karşısındakini ağzının payını verirdi. Oğlak yavaşça döndü ve "Bu hareketi henüz nerede kullanabileceğimizi biz bile bilmiyoruz Koç... Biz burada yapmamanız gereken şeylerden bahsediyoruz. Siz istediğiniz yerlerde kullanabilirsiniz." Oğlak bu sözlerin ardından derin bir sessizliğe büründü ve kollarını birbirine dolayıp yavaşça geriye çekildi. Terazi yavaşça ilerledi ve eliyle "Devam Edin" tarzı bir işaret yaptı. Oğlak, Yengeç'in kaldığı yerden devam etti ; "Bir bilgisayar ekranı bildiğiniz gibi piksellerden oluşur. Bu pikseller HD kalitesine göre yoğunluğunu arttırır. Dünya teknolojisi şu anda 1080 piksel'in 4 katı kadar çözünürlük verebiliyor, fakat şu anda standart olarak 1080 piksel kullanılıyor. Buda demek oluyor ki, kare başına tam olarak 1080 piksel düşüyor. Yani bir ekranda gözün sayamayacağı kadar piksel var. Eğer bu hareketi her hangi bir ekran üzerinde kullanmaya çalışırsanız, kaç piksel olduğu fark etmez... Gözlerinizi bir kaç saniye içinde bozabilir ve ya hasar verebilirsiniz. Çünkü FocusVision'u bir ekranda kullandığınızda tek bir noktaya değil, milyarlarca noktaya odaklanmış olursunuz ve bu bir insan beyninin kaldıramayacağı kadar fazla." Odadakiler pek tatmin olmamış gibi gözüküyorlardı ki, Boğa birden söze atladı "Peki ya... İkinci zayıf nokta hangisi?" Buradan böyle ise sözü Yengeç aldı ; "İkinci zayıf nokta ise... Bu hareketi 50 saniyeden fazla kullanamazsınız. Hadi, eğer biraz zorlarsanız bir dakika olabilir, fakat asla bir dakikadan fazla olamaz. Eğer kullanırsanız, gözünüzdeki kılcal damarları patlatırsınız." "Kova"dan yavaş ve esnek bir gülümseme sesi geldi. Onun orada olduğunu kimse hatırlayamadı o saniyeye kadar. Gruptaki en gizemli üyeydi "Kova" . İstenmediği zaman onu kimse göremez, kimse duyamazdı. Fakat o istendiği zaman ortaya çıkar, istediği kişiyle konuşurdu. Ayrıca Kova'nın bir diğer özelliği daha vardı. Gruptaki öğretmenlerden birisiydi Kova. Tıpkı Terazi, Aslan ve Akrep gibi. Yengeç onun dehası altında büyümüştü. Kova yavaşça konuşmaya başladı "Peki bu hareketi yapmayı nasıl öğreneceğiz. Eğer bu hareketi tanıtıyorsanız, bunun için bir antrenman programı da hazırlamış olmalısınız, öyle değil mi?" Yengeç hafif bir gülümseme attı ve anlatmaya başladı ; "Tıpkı Oğlak'ın bu hareketi keşfetmesi gibi, yüzünüze soda atacağız..." O sırada odadaki herkes bunun bir şaka olduğunu düşündü, fakat bu gerçekti. Hem de hiç tahmin edemeyecekleri bir gerçek. Oğlak yavaşça devam etti ; "Evet... Alıştırmayı bu taktik üzerinde yürüteceğiz. Öncelikle belli bir merkez belirleyeceğiz. Hareketi öğrenecek kişi oraya geçecek. Ardından yüzüne bir soda fırlatacağız. Soda yüzüne çarpmadan önce "FocusVision" diye bağıracaksınız, ardından soda'yı yakalayacaksınız. Bunu bir tekrarladıkça beyniniz bir süre sonra otomatik olarak, siz FocusVision dediğinizde 'Zoom' yapacak. Bir nevi kısa devre yapacak." Anlatıcı : 1. Şahıs ; Karakter : "Terazi" Kısa devre diye düşündüm. İyi bir şakaydı. Kısa devre bu durum için gerçekten uygun bir deyimdi. Elektrik hiç bir zaman uzun yolu tercih etmezdi, her zaman kısa bir yol bulur ve o yolu kullanırdı. Bu olaya "Kısa Devre" denirdi. Lisede öğrendiğim bilgilerin bir şakayı anlamama sebep olduğuna inanamıyorum. Yavaşça gözlerine baktım dahi ikilinin. Hiç bir hataya yer vermemiş gibi umutla bakıyorlardı. Fakat derin bir sessizlik vardı odada. Bu sessizliğin sebebi ise açıktı... "İlk Kim Deneyecek?" Adımlarımı tane tane attım ve konuşmaya başladım "İlk ben denerim, eğer bir sakıncası yoksa?" Oğlak ve Yengeç sevinmiş gibi duruyorlardı. Gülücüklerinden bunu anlamak kolaydı. Cevapları ise bu gülücükle eşleşiyordu " Tabi ki ilk sen deneyebilirsin." Anlatıcı ; 3.Şahıs Yavaşça ortaya geçti Terazi. Yeni şeyler öğrenmeye hep hazırdı o zamanlar. Yeni şeyler onun için hep merak uyandırıcı şeyler olmuştur. Yeni şeyler öğrenmeyi severdi fakat değişiklik yapmayı hiç sevmezdi. "Yenilik ve değişiklik arasında ne fark var ki?" diye soranlara şöyle bir örnekleme yapardı "Eğer tuşlu yerine dokunmatik bir telefon alırsanız bu bir yeniliktir, fakat telefon yerine Ipad ve ya bir telsiz almak değişikliktir. İşte ben bu değişiklikten nefret ederim."derdi. Şimdi kendi gözlerine "YENİ" bir şey katacağı için çok heyecanlıydı, yerinde duramıyordu resmen. Onun bu hareketliliğini yüksek bir ses kesti "YAKALA!" Havada uçan teneke gazozunun üzerine doğru geldiğini gördüğünde birden pozisyonunun değiştirdi ve bağırdı "FocusVision!". O sırada Terazi içinden ; "Oğlak ve Yengeç doğru söylüyorlarmış, tenekenin üzerindeki en küçük hatta kadar görebiliyordum! ALLAHIM! Çılgınlık bu! Daha önce böyle bir şeyi yapabiliyordum fakat hiç fark etmedim mi! Bu çocuklar birer dahi!" Birinci tenekeyi tutamamıştı, sadece havada süzülüşünü izleyebilmişti Terazi. Fakat durmaya niyeti yoktu. Bir tane daha gönderdiler, bir tane daha, ardından bir tane daha... Her seferinde "FocusVision" diye bağırıyordu. Sözler küçük odada yankılanıyordu. Artık yorulmuştu Terazi, bu son denemesi olacaktı, en azından bu günlük. Terazi son bir kez daha "FocusVision" diye bağırmıştı, fakat fark etmediği bir şey vardı... Teneke henüz ona doğru atılmamıştı. O sırada her şey yavaşlamıştı onun için, en küçük ses kırıntısını bile duyabiliyordu. Etrafındaki hareketleri hiç böyle görmemişti o ana kadar. Havada süzülen tenekeye doğru döndü ve tenekeyi havada yakaladı bu sefer. Ardından konuşmaya başladı "Artık görebiliyorum" Şimdiki Zaman İkiz ikisi içinde içeriden birer gazoz getirmişti. Elindeki gazozu açıp yavaşça yudumlamaya başladı Terazi. Başak'ı evine göndermiş ve İkizle koyu bir sohbete dalmıştı. İkiz yavaşça gazozundan yudumlarken aynı anda da konuşuyordu "O hareketi en iyi sen yapabiliyordun öyle değil mi... Herkes sadece bir hedefe odaklanabilirken sen, bir kaç hedefe birden odaklanabiliyordun ve ayrıca FocusVision'u kullandığında kulakların en küçük sesleri bile yakalayabiliyordu." Elindeki gazozu yavaşça salladı İkiz, içinin boşaldığını anlayınca tenekeyi yere attı ve konuşmaya devam etti "Ben istediğin zaman sana yeniden katılırım, peki ya diğerleri? Onları ne yapacaksın?" Terazinin beklediği bir soruydu bu. İkiz her zaman ileriyi düşünürdü. Acil kararlarını bile düşünerek veren bir tipti o. Terazi yavaşça konuşmaya başladı "Senden sonra Boğa ve Balığı görmek--" İkiz birden Terazinin kolunu tuttu. Terazi yavaşça kafasını İkize doğru döndürdüğünde o endişe dolu bakışları gördü. Terazi bu endişe dolu bakışların sebebi ne diye düşünürken, İkiz konuşmaya başladı "Boğa ve Balık halen sana kızgın. En son onları görmeye git. Hatta en son Boğa'yı gör. Şimdilik neden Koç'a bakmıyoruz. Ustasının ölüm haberini aldığından beri şokta. Belki onu ziyaret etmek daha mantıklı olur şimdilik?" Terazi yavaşça kolunu geri çekti ve İkizin söylediklerini düşündü. Doğru söylüyordu Öncelikle Koç ve Oğlak'ı ziyaret etmeliydi. Sonuçta öğretmenleri onun yüzünden ölmüştü... İleriye doğru adımını attı Terazi ve konuşmaya başladı "Tamam o zaman. Önce Koç'u sonra ise Oğlak'ı ziyaret ederiz, ardından Kova, Yengeç ve 'a. En son'da ise Boğa ve Balık'a gideriz... Peki Koç'un nerede olduğunu biliyor musun?" İkiz önce biraz sevindi, ardından ise içini bir keder kapladı. Üzüntülü bir şekilde konuşmaya başladı "Evet nerede olduğunu biliyorum... Garajda..." 6.BÖLÜM : Arkadaşların Dövüşü Anlatıcı : 1. Şahıs ; Karakter : "Terazi" Yavaşça sözleri tekrarlandı kulaklarımda. "Garajda mı?!" diye düşündüm. İçimde yaşadığım o dehşet anı yüzüme vurmuş olmalı ki, İkiz yavaşça bana yaklaştı. Elini omzuma attı ve beni avutmak için "Merak etme, o kadar kötü bir durumda değil. Yanına gidip konuşunca daha net anlayacaksın durumu" dedi. Elini yavaşça omzumdan çekti ve "Gel" tarzı bir işaret yaptı. İlerlemeye başladığımızda havanın henüz yeni açıldığını, günün yeni başladığını anlamıştım. Sokaklar hiç değişmemişti, hatta taşlar bile. Düşmeme sebep olan o kalkık taş bile orada duruyordu halen. Yakalamacılık oynarken ayağımı takıp düşmüştüm, nede kızmıştı annem... Ayağımda ki acı yetmezmiş gibi bir de beni o dövmüştü... Tabi, o mutlu günlerden geriye ne kaldı ki... O felaket herkesi alıp götürmüştü... Hem de herkesi... Anlatıcı : 3.Şahıs İçinde yavaşça geçirdi Terazi "O felaket herkesi alıp götürdü, çoğumuz yanlız kaldık o felaket yüzünden. Fakat eğer o felaket olmasaydı belki de..." Bir an durakladı Terazi, düşündüğü şeyin ne kadar saçma olduğunu anlayıp kafasını salladı. Bu düşünceler onu "O" günden beri devamlı içine çekiyordu. Kendini bunları düşünmekten alıkoyamıyordu. O gün hava gerçekten açıktı. Bir tane bile bulut yoktu havada. Güneş ışıl ışıl parlıyor, o günün yeni bir gün olacağına işaret ediyordu. Terazi yolda sıkılmış olacaktı ki, İkiz'in yanına giderken oynadığı oyunu yeniden oynamaya başladı. Apartmanları saymaya başladı. Kırmızısından mavisine, her renk apartman vardı. Çeşit çeşit binalar yollara sanki turistlerin ilgisini çekmek için konulmuştu. Yamuk olanı da vardı, düz olanı da...Sağlam olanı da vardı, çürük olanı da. Apartmanları saymaya dalıp, dışından düşündüğünün farkına varamadı Terazi. Kısık bir sesle sayıyordu "Yirmi beş, yirmi altı, yirmi yedi..." İkiz sonunda dayanamayıp sordu "Ne halt ediyorsun sen? Neyi sayıyorsun!?" diye bağırdı Teraziye. Terazi duraklamadan "Otuz beş, apartmanları sayıyorum, kırk bir... Bir dakika... Ne kırk biri? Ben kırk birde değildim ki..." İkiz, Teraziye yaklaştı ve elini yine omzuna koydu "Artık saymana gerek yok. Bak geldik" Büyük bir ambarın önüne gelmiştirler İkiz ve Terazi. Evet burası gerçektende "Garaj"dı. Büyük metal bir ambar. Kapısı üç metre kadar, camlarının her biri kaplamalı olan, içerisinde "KORSAN" olarak adlandırılan hackerların bulunduğu şu büyük "GARAJ". Kapısı bir kaç santim açıktı Garaj'ın, yavaşça içeriye doğru kapıyı ittirerek ilerlediler İkiz ve Terazi. Kapı büyük bir uğultuyla açıldı. İçerisi tamamıyla karanlıktı. Göz gözü görmüyordu resmen. Yavaşça bir kaç adım attıktan sonra arkadan bir gürültü geldi. Camlardaki kaplamalar yavaş yavaş dökülüyordu. Kapıyı ilerlettikleri yüzünden çıkan sarsıntıyla dökülmeye başlamışlardı. Kaplamalar döküldükçe, içeriye giren ışık sayısı artıyordu. Bir kaç dakika sonra içerideki karanlığın bir kısmı yok olmuştu, ışıkla birlikte sessizlikte yok oldu. İleride sırtını duvara yaslamış birisi duruyordu. Kafasındaki şapkadan yüzü gözükmüyordu. Yavaşça ilerledi İkiz ve konuşmaya başladı "Halen çıkarmadın mı şunu? Çıkar şu şapkayı Koç!" Koç kafasını kaldırmadan Teraziye doğru yürümeye başladı, adımlarını yavaşça atıyordu. Sanki yürürken bir şeyler düşünüyor gibiydi. Kafasında şapkayı çıkardı ve yere attı, grimsi saçları ortaya çıkmıştı fakat halen yüzü tam olarak gözükmüyordu. Yavaşça Teraziye doğru yaklaştı ve tam dibinde durdu. Birden ellerini kaldırıp Terazinin yakasını kavradı ve gür bir şekilde konuşmaya başladı "Lanet herif! Sen nasıl buraya gelirsin! Halen buraya gelebilecek yüzün var mı senin?! Ustamın ölümüne sebep oldun! Fakat halen... Halen!.." Terazi yavaşça elini kaldırdı. İkiz o sırada Terazinin elinin Koç'un omzuna koyup onu teselli edeceğini sandı fakat hiç de tahmin ettiği gibi olmadı. Terazi kaldırdığı eliyle Koç'un ellerini yakasından hızla vurarak çekti. Ardından onu geriye doğru ittirdi "Sen... söylediğin sözlere dikkat etsen iyi olur. Yoksa..." Terazi henüz sözünü tamamlayamamışken birden Koç sözü bir bıçakla keser gibi kesti ve "Yoksa ne? Beni alt edebileceğini mi zannediyorsun? İstersen bir deneyelim? Ne dersin? FocusVision kullanmak yok, sadece yumruklar konuşacak. Bakalım sözlerinde ciddi misin, yoksa sadece laf olsun diye mi konuşuyorsun anlayalım!.." dedi Bu Koç'un şekliydi, her davayı dövüşle çözerdi. Onunla asla konuşarak anlaşamazdınız. Onun felsefesine göre, eğer söylediğiniz sözlere siz bile inanmıyorsanız asla dövüşü kazanamazsınız, çünkü söylediğiniz sözler sizi temsil eder, ve sözlerinize inanmamak kendinize inanmamak demektir. Fakat eğer sözlerinizde ciddiyseniz, o zaman karşınızda kimse duramaz. Bu felsefeyi biliyordu Terazi ve aynı zamanda Koç'un bu tür dövüşlerde kimseye kaybetmediğini de. En azından Akrep hariç, ona karşı asla kazanamadı. İkiz bunu duyduktan sonra yavaşça çıkışa doğru yürüdü ve "Seni dışarıda bekliyorum, işini bitirdiğinde gel" dedi. Terazi kafasını yavaşça salladı ve İkizin çıkmasını izledi. Ardından Terazi yavaşça geriye çekildi ve elleriyle gard pozisyonu aldı. Gözlerini bir kaç kez kapatıp açtıktan sonra "Tamam o zaman... Bu işi senin yolunla halledelim!" Koç memnun olmuş gibi gözüktü ve " Kendine çok güveniyorsun!"diye bağırdı. İkisi de sözlerini tamamladıkları anda birbirlerine doğru koşmaya başladı. Yumrukları havada çarpıştı fakat durmadılar, ardı kesilmeyen yumruklar çarpışmaya devam etti. Koç alttan bir aparkat atmayı denese de, Terazi bunu yapmasına izin vermeden hemen geri adım atıp çekildi. Koçun etrafından dolaşıp kapı tarafına sırtını verdi ve Koç'a doğru koşmaya başladı. Yumrukları atıkça hızlanıyor, git gide bloklanması imkansız hale geliyordu, fakat Terazini gücü bir yerden sonra kesildi ve yumrukları durdu. Bunu fırsat bilen Koç, Teraziye doğru bir yumruk salladı. Terazi ne kadar yumruğu bloklasada bir kaç adım geri gitmek zorunda kaldı. Gelen yumruk güçlüydü fakat şimdiki yumruğun yanında bir hiç kalacaktı. En başından beri beklediği pozisyonu sonunda almıştı sonunda Koç. Terazinin attığı o hızlı yumrukların bir sebebi vardı, attığı her yumruk onun biraz gerilemesine sebep olmuştu ve sonunda arkadaki duvarla arasında sadece bir kaç metre kalmıştı. Terazi geriye doğru bir kaç adım attı ve Koç'un üzerine doğru koşmaya başladı. Koç gerilemeye çalışsa da arkadaki duvara çarptı. Gelen yumruğu savuşturmaya çalıştı Koç fakat yumruk o kadar güçlüydü ki, iki eliyle yaptığı bloğu delip geçti. Bir an öldüğünü düşünmüştü Koç çünkü yumruk tam suratına doğru geliyordu, fakat yumruk başka bir yere çarpmıştı. Terazi arkadaşına yumruk atmaktansa, duvarı yumruklamayı tercih etmişti. Koç bir kaç santimetre kafasını çevirdikten sonra, yumruğun duvarda olduğunu fark etti. Duvarda hafiften çatlaklar oluşmuştu, fakat duvarı gelen yumrukta sapa sağlam durmuyordu. Tamamıyla kan içinde kalmıştı Terazinin eli. Koç kanayan eli gördükten sonra konuşmaya başladı "Ne...neden?" Terazi elini yavaşça çekti ve kanayan elini kontrol etti. Sağlam eliyle cebinden küçük bir mendil çıkardı ve elini yavaşça sardı. Ardından "Sen haklıydın. Onlar benim yüzümden öldü. Fakat biliyor musun, onlar aslında halen yaşıyorlar." Yaralı elini yavaşça kalbine doğru götürdü ve "Tam burada. Bu akan kan onların göz yaşları, seni bu halde gören Akrebin göz yaşları. Hepinize güvenen Aslanın göz yaşları. Belki benim yüzümden ölmüş olabilirler fakat... Onlar bunu yaptığından asla pişman olmadı, çünkü bana güveniyorlardı. Onların izini takip edeceğimi biliyorlardı, ve ölürken gülüyorlardı bunu bildikleri için." Terazi elini kalbinden çekti ve arkasına doğru döndü "Bu arada... Sana söylemeyi unuttum. Eğer yeniden Zodiac'a katılmak istersen gelebilirsin. Akrepte böyle olmasını isterdi..." Terazi yavaşça çıkışa doğru yöneldi. Onun yüzünde bir tane bile üzüntü parçası yoktu. Yaptığı şeyin ne gibi sonuçlar doğuracağını biliyordu. Fakat bu durum Koç için geçerli değildi. Ellerini yüzüne kapatarak, yaslandığı duvardan aşağıya doğru yavaşça kaydı. Düşünmeye başladı ardından "Ne yapmalıyım?" diye. Terazi çıkışa doğru ilerledi. İçerisi ne kadar aydınlık olsa da dışarısı kadar değildi. Dışarıya adımını attığında gözleri Güneş'in o muhteşem parıltısıyla kamaştı. Ardından "Sanrım onu da eski haline döndürmeyi başardım. Sen burada..." Terazinin sesi tanıdık bir ses ile bölünmüştü. Bu ses ona "Merhaba Terazi" diyordu. Terazi kafasını yavaşça sağ tarafa döndürdüğünde İkizin yanında hiç de yabancı görünmeyen birisin gördü ve birden dona kaldı. Kekeleyerek konuşmaya başladı "Oğ... Oğlak" Oğlak'ın sesinde hiç bir şaşırma belirtisi yoktu. Yine aynı tonda devam etti konuşmasına "Naber?" Bölüm 7 : Davetiye Anlatıcı : 1. Şahıs ; Karakter : "Terazi" Yavaşça ileri baktım, gerçekten Oğlak mıydı bu gördüğüm? Belki de bir hayal görüyordum. Sonuçta az önce sağlam bir dövüşten çıktım ve nereme darbe yediğimi hatırlamıyorum bile. Fakat belki de bir kaç tane kafama yemiştim, yoksa bu gördüklerim gerçek olamazdı. Sesi yeniden yükseldi "Beni duyuyor musun? Dur tahmin edeyim, o kadar ani oldu ki bir hayal olduğumu düşünüyorsun. Yüzündeki kan ve elinin yaralasına bakarsak, gerçekten çok feci bir dövüşten çıkmışsın." Sol elimi başıma götürdüm ve kuru elimle yüzümü hafifçe sildim, ardından yine baktım. Şüphe yoktu, bu gerçekten oydu. Yere çömelmiş bir şekilde bana bakıyordu ve yüzündeki ifadeden anladığım üzere, Aslan'a neler olduğunu biliyordu. Hafifçe ayağa kalktı ve bana doğru hafif adımlarla ilerledi. Yaklaştı ve konuşmaya başladı "Aslan... Aslan ölürken acı çekti mi? Canı hiç yandı mı?" Anlatıcı : 3. Şahıs Kulağında yankılandı Terazinin bu sözler, "Ölürken acı çekti mi?". Gözleri fal taşı gibi açıldı, ne diyeceğini bilemiyordu, "Gerçekten acı çekmişler miydi?" diye düşündü. Gözlerinin önüne getirdi o anı, bıçak havaya kalkıyor, birden önüne atlıyorlar. Ve sonuç olarak 2 ölü... Sonrası ise bir karanlıktı Terazinin gözünde, hiç bir şey hatırlamıyordu sonrası hakkında. Teraziyi dalgınlığından kurtaran yine aynı sesti ve az önceki soruyu biraz farklı bir şekilde soruyordu, "Terazi, bir şey sordum. Lütfen cevaplar mısın?" Terazi yavaşça kafasını kaldırdı ve kekeleyerek konuşmaya başladı "Ha... Hayır, a.. acı çektiklerini san-" Terazi'nin sözleri birden ağzında takılı kaldı. Koç'un felsefesi doğruydu, eğer sözlerine inanmıyorsan, kendine de inanmıyorsun demektir. Terazi bir an sessizliğe gömüldü ve ardından yeniden konuşmaya devam etti "Acı çektiler. Hem de çok... Kalplerine gayet de büyük bir savaş bıçağı yediler. Kemiklerinin kırılışlarını duydum. Fakat yüzlerine baktığımda halen gülüyorlardı. Beni kurtardıkları için sevinçliydiler. Fakat, bıçaklar çok derin saplanmıştı... O keskin acıyı benden gizliyorlardı, canlarının yanmasına rağmen..." Oğlak yavaşça Teraziye doğru yaklaştı, kafasını omuzlarının altına aldı ve konuşmaya başladı "Bu kadar üzülmene gerek yok. Senin hatan olmadığını biliyoruz, yani çoğumuz. Diğerlerinin de yakında bunu fark edeceğinden eminim." Terazi kafasını Oğlak'ın omzundan kaldırdığında, onun gülümsediğini gördü. İkiz sanki iki küs arkadaşı barıştırmış gibi arkada duruyor ve bu ikisini izliyordu. Oğlak yavaşça arkasını döndü ve "Hadi gelin, ben soracağımı sordum. Sıra sizde" dedi. İkiz durduğu yerden aniden geriye doğru döndü. Geriye döndüğünde iki tanıdık yüzle karşılaştı. Bunlar Yengeç ve Kovaydı. İkisi de ağır bir tempoda Teraziye doğru yaklaşıyorlardı. İkiz şaşırdı, çünkü dışarı çıktığında orada sadece Oğlak'ı görmüştü. Başka kimse yoktu, ne Kova ne de Yengeç. Oğlak dışında kimse yoktu. Ama şimdi ikisi de önünde duruyor ağır adımlarla Teraziye yaklaşıyorlardı. İkiz meraklı bir şekilde olanları izlemeye başladı, o sırada Kova ve Yengeç, Terazinin dibine kadar gelmişlerdi. Kova her zamanki gibi garip bir gülümsemeyle bakıyordu, Yengeç ise biraz düşünceli bir şekilde. Kova ağır bir şekilde konuşmaya başladı "Eee... Terazi... Planın nedir?" Bu Terazinin tahmin ettiğinden tamamıyla farklıydı. O bir kavga, bir tartışma senaryosu düşünmüştü. Ama Kova sanki her şeyi çoktan biliyormuş, onunla birlikte o da hapishanedeymiş gibi konuşuyordu. Terazi yüzündeki şaşkınlıkla bir kaç saniye durdu, ardından Kova'nın nasıl bir herif olduğunu hatırladı. Yolun öbür tarafına dönerken "Beni takip edin, burada anlatmam zor olur." Terazinin uzun rehberliği ardından geldikleri yer, eski Zodiac Hackers evi oldu. Burada çok farklı zamanlar geçirmişlerdi, çoğu arkadaşlık burada başlamıştı ve çoğu şey burada bitmişti. İçeri girmeleriyle bir hatıra patlaması yaşadı beşli. Fakat en kötülerini Terazi yaşamıştı. Burası onun için sadece arkadaşlıkların başladığı yer değil, aynı zamanda ilk kez değiştiği yerdi. Terazinin bu garip dalışını fark eden Yengeç ona buraya neden geldiklerini hatırlattı "Terazi, hadi anlat bize şu planını." Terazi dalgınlığından kurtuldu ve hızlı adımlarla evin içinde bir şeyler aramaya başladı. Kapıları hızla açıyor ve kafasıyla hemen içeriyi gözetliyor, çekmeceleri açıyor ve içlerini dışlarına getiriyordu. Son kapıyı açtığı kapıda aradığı şeyi buldu ve "Burada işte!" diye bağırdı. Odaya girip kocaman bir kroki getirdi. Fakat diğer dörtlü, Terazinin elindekinin bir kroki olduğunu ancak masaya yatırdığında anlayabildi. Çünkü bir kroki için oldukça büyüktü. Terazi krokiye elini koyarken "Bunun neyin krokisi olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Yengeç ve İkizden bir ses çıkmadı. Kova ise biraz düşündükten sonra "Bu bir ev krokisi, fakat bu yapı..." Oğlak söze atıldı ve "Bu Future Bankasının CEO'sunun evinin krokisi, öyle değil mi Terazi?" Terazi başıyla onayladı, onun için bu kadarı yeterliydi fakat diğerleri Oğlak'ın bunu nasıl anladığını merak ediyorlardı. Oğlak yavaşça elini haritada gezdirdi ve "Evin enine ve boyuna bakacak olursak, bunun bir villa olduğunu görebilirsiniz. Fakat siz bana onun evinin olduğunun nasıl anladığımı sordunuz, cevabı basit... Bu ölçülerde ve bu şekilde sadece bir villa var, oda Future Bankasının CEO'sunun villası. Fakat bundan nasıl emin olduğumu soruyorsanız..." elini krokinin altına götürdü ve "Buradaki yazıdan olsa gerek" dedi. Krokinin hemen altında "Ross David'in evinin krokisi" yazıyordu. Yani Future Bankasının CEO'su. Terazi elinin evin üst taraflarındaki bir odaya koydu ve "Burada bir bilgi merkezi var, bu merkezde Future Bankasının şifreleri, virüs koruma sistemleri ile ilgili bilgiler ve daha bir çok şey var. Fakat bizim ilgilendiğimiz ilk ikisi, yani şifreler ve virüs koruma sistemleri ile ilgili bilgiler. Elini kaldırdı ve devam etti "İçeriye gidip onların hepsini alacağız." Terazi emin bir şekilde bakarken diğerlerine bakarken, dördünün yüzü düşmüştü. İkiz hafif ve iğneleyici bir tavırla konuşmaya başladı "Şey... Terazi... Aramızdan hiç birimiz 'gizlilik' yeteneklerine sahip değil. Biz sadece Hackerız, hırsız değil." Terazi ellerini beline koydu ve sözüne devam etti "Zaten akşam hırsızlığı gibi bir şey yapmayacağız, sadece içeri sızacağız ve bilgileri bilgisayardan alacağız. Hatta bunu Başak yapacak, bilgi toplamada ne kadar iyidir bilirsiniz. Belli bir Hard disk ayarladım bile, tek ihtiyacımız grubun geri kalan kısmı" Yengeç, Terazinin sözünü kesti ve konuşmaya başladı "Peki içeri sızmayı nasıl planlıyorsun?" Terazi cebinden bir davetiye çıkardı "Bununla... CEO'muzun bankasının 25.yılıymış, ve bir parti düzenliyor, hem de kendi evinde. Bende bir ziyaret ederiz diye düşündüm." Yengeç yeterli cevabı almıştı ki, İkiz birden söze karıştı "Peki, diğer üyeleri nasıl toplamayı düşünüyorsun?" Terazi, İkizin ne demeye çalıştığını gayet iyi anlamıştı, Boğa ve Balıktan söz ediyordu. Terazi biraz düşündükten sonra "Onları görmeye gideceğim. O sırada sizde hazırlıkları yapmaya başlayın" Terazi koşar adımlarla evden çıktı. Yolda inanılmaz bir hızla koşuyordu. Önceden oynadığı "Apartman sayma" oyununu bu sefer es geçti. Bir Üniversitenin önünde durdu ve biraz nefeslendi. Okulun ders zilinin çalmasını bekledi. Zil çaldığında ise çıkanları teker teker kontrol etmeye başladı. Fakat aradığı kişiyi bulamamıştı. Burası Balığın gitmek istediği Üniversiteydi, ve Terazi şunu çok iyi biliyordu, eğer Balık aklına bir şeyi koymuşsa, onun kesinlikle yapar. Bu yüzden onun bu Üniversitede olduğundan emindi. Fakat yine de düşünüyordu, "Ya burada değilse?" Çıkanların sayısı azalmış ve Terazini umutları yavaşça yok olmuştu. Belki de diğer herkes gibi o da değişmişti. Tuttuğunu koparan Balık belki de geçmişte bir anı olarak kalmıştı sadece. Terazi bunları düşünürken birden arkasından birinin onu dürttüğünü hissetti. Omzunun üzerinden arkasına baktı ve "Ne var?" diye sordu. Arkadaki ses ise gecikmeden cevabını verdi, Terazi ancak o zaman bu kişinin bir kız olduğunu fark edebildi. Bu Balıktı ve Teraziye gayet ciddi bir şekilde "Burada ne yapıyorsun sen?!" diye soruyordu... Bölüm 8 : Ne Yapmalıyız ?! Anlatıcı : 3. Şahıs Yavaşça arkasını döndü Terazi. Elinde güzel bir çanta ve asil bir tavır ile Balık gerçekten de oradaydı. Gözlerini Terazi'ye nefretle dikmiş ve ona "Neden geldin?!" diye soruyordu. Terazi bu tablo karşısında ne yapacağını bilemedi. Buraya kadar gelmesi kolaydı, hatta konuşmasını bile hazırlamıştı, fakat cümleler ağzından bir türlü çıkmıyordu. Gözlerini hemen Balığın gözlerinden kaçırdı Terazi, çünkü eğer biraz daha baksaydı... O gözlerin içinde yanabilirdi. Terazi hiç kimseden korkmadığı kadar Balıktan korkardı, aslında korkmak değil... Onunla her zaman istediği gibi konuşamazdı çünkü kişiliğini bir türlü anlayamıyordu. Neyden üzüldüğünü, neyi sevdiğini asla belli etmeyen tiplerdendi. Her zaman sürüye uyar ve onları kopyalardı. Belki de onu tanımadan önce böyle birisi değildi, fakat onu tanıdığında olanlar çoktan olmuştu. Terazi cümlelerini yeniden düşündü. En normal, en güzel kelimeleri seçti, ve aklında hepsini mükemmel bir şekilde birleştirdi. Yazmayı bitirdikten sonra kafasını kaldırdı ve Balığa doğru baktı, fakat yine aynı şey oldu. Yine sözler birbirine girdi. Terazi en sonunda düşünmeyi kesti ve konuşmaya başladı "Neden... Neden benden nefret ediyorsunuz? Onların ölümü benim suçum olabilir fakat... Fakat gerçekten, neden ben?!" Balık yüzündeki o cehennemden çıkma simayı hiç bozmadan konuşmaya başladı "Geri zekalı mısın sen? Gerçekten, bunun sadece o ikisinin ölümüyle ilgili olduğunu mu sanıyorsun? Düşünebildiğin sadece onların ölümü mü? Başka bir sebep görmüyor musun!?" Terazi irkildi ve bir adım geri çekildi. Biraz düşündü, fakat hiç bir şey bulamadı. Onların ölümleri dışında başka ne Balık ve Boğa'yı kızdırmış olabilirdi ki? Başka ne hata yapmıştı? Terazi'yi bu kadar dalgın gören Balık biraz bekledi, fakat istediği sonucu alamayacağını anlayınca Terazinin üstüne yürümeye başladı. Terazi onun bu hareketini görünce gard pozisyonu aldı, çünkü Balık gibi bir canavarın ne yapacağı asla belli olmazdı. Balık, Terazinin yanına geldi ve eliyle yoldan çekti, ardından "Zaten anlamanı beklemiyordum..." diyerek yoluna devam etti. Terazi düşüncelere dalmıştı, "Bir hata... Bir hata... Bir hata..." diye aklından geçirip durdu. Fakat elde ettiği sonuç "0"dı. Fakat Balık onun bir hata yaptığını söylüyordu. En sonunda Terazi geriye döndü ve dışından düşündüğünü fark edemeyerek "Yok olan bir şeyi neden arıyorum ki? Kadınları anlamak gerçekten zor. Önce kafalarından bir hata uydurup, ardından senin bunu olmayan psişik güçlerinle bulmanı beklerler. Allahım gerçekten..." Terazinin cümleleri boğazında kalmıştı. Arkasını döndüğünde onu Balık dışında birisi daha bekliyordu. Tek eliyle çantayı kavramış halde duran Boğaydı bu... Kaşları inik bir şekilde Teraziye doğru dik dik bakıyordu. Terazi bir an ne yapacağını şaşırdı. Balıkla konuşmak zordu, fakat onunla konuşulabilinirdi. Çünkü o bir kızdı. Fakat Boğa bir erkek, ve eğer bir erkek kızgınsa... Bunun sonunun nereye gideceği asla belli olmaz. Boğa burnundan derin bir nefes verdi ve "Gerçekten bunu anlayamayacak kadar salaksın. Bunu önceden tahmin etmeliydim." Terazi bir günde birden fazla hakaret duymuştu, fakat hiç birinde sinirlenmemişti. Aksine sakinliğini korumuş ve sözleriyle karşı koymuştu bu sözlere. Fakat Boğanın ettiği hakaretler, Terazinin o günkü "Hakaret" sabrını doldurmuştu. Terazi hızlı adımlarla Boğa'nın üzerine doğru yürümeye başladı. Bir kaç adımda dibinde bitip, yakasını kavradıktan sonra "Ne demek istiyorsunuz anlamıyorum... Şunu doğru düzgün açıkla ya da bana hakaret etmekten vazgeç!" dedi. Terazi bir oyun başlatmıştı, konuşma hakkını alan kişi diğerinin yakasına yapışacaktı. Boğa bu oyunu fark etti, ve Terazinin ellerini yakasından hızla çekti. Ardından Terazinin yakasını bu sefer o kavrayıp "Sana ne olduğunu anlatayım... Sen benim en saygı duyduğum kişiydin. Sen benim gözümde kusursuzdun... Fakat sen..." dedi Terazinin yüzünde hiç bir değişim yoktu, bu sefer hamleyi o yapıp Boğanın ellerinden kurtuldu, ve yakasına yapıştı, ardından "Ben mi! Mükemmel mi! Ne saçmalıyorsun sen! Madem senin için bu kadar iyi birisiydim, neden benden nefret etmeye başladın! Söyle bana! Asıl sebebiniz ne?!" dedi Boğa bu sefer son hamleyi yapacağını belli etti ve Terazinin elinden muhteşem bir hareketle kurtuldu. Ardından tek eliyle yakasına yapışıp "Gerçekleri söylüyorum! Bu sözlerim tamamıyla gerçek. Sen benim idolümdün. Sen beni bu hale getirendin! Eğer sen olmasaydın ben "BOĞA" olamazdım! Orta Okulda olanları hatırlamıyor musun? Beni sen kurtardın Terazi!" Terazi birden Orta Okul dönemini hatırladı, gerçekten farklı bir deneyimdi Orta Okul. Ergenliğe girdiği, ve tabi ki gerçekleri yavaş yavaş anlamaya başladığı zamanlardı. Boğa eliyle Teraziyi bir kaç kere sarstı ve konuşmaya devam etti "Fakat sen... Fakat sen..! Sen yaptığın hatayla herkesi tehlikeye soktun! İşte o zaman gözümde mükemmelliğini kaybettin ve bir böcekten farksız oldun! Söyleyeceğim sözler o kadar fazla ki... Fakat bunların hepsini söylemenin basit bir yolu var... Boğa sol eliyle Teraziyi iyice kavradı ve sağ elini yavaşça yukarı kaldırdı, ardından "Geberip git..." diyerek Teraziye sağlam bir yumruk indirdi. Yumruk o kadar sertti ki, Terazi yumruğun etkisiyle geriye doğru sıçradı. Ardından arkasındaki lamba direğine kafasını çarptı. Terazi kafasını tutarak yavaşça yukarıya doğru baktı ve "Bunu buraya kim koymuş..." diye sayıkladı. Kafasına koyduğu elini yavaşça aşağı indirdi ve baktı... Tamamen kan içindeydi. Hatta kan o kadar çoktu ki, 30-60 dakika daha kanamasına izin verirse kan kaybından ölebilirdi bile. Terazi boynundaki kolyeyi yine çıkardı ve sayıklamaya başladı "Üzgünüm... Gerçekten... Kaderime doğru koşmaya çalışıyorum, fakat her koşmaya çalıştığımda önüme bir engel çıkıyor. Hep takılıyorum, ve oramı buramı yaralıyorum. Bu bugün aldığım ikinci yara... Eğer böyle devam edersem..." Kelimeler boğazına takılıyordu Terazinin. Zor kelimeler oldukları için değil, kanama yüzünden. Başı hafiften dönmeye başlamıştı. Etrafında ki objeler bir kaç saniye bulanıyor, ardından biraz dönüyordu. Sonra her şey eski haline dönüyordu. Sık değildilerdi fakat gerçekten insanı rahatsız ediyorlardı. Terazinin gözleri bu bulanıklıktan kurtulunca, kafasını yavaşça kaldırdı ve Boğa'ya doğru baktı. Fakat Boğa ona aldırmıyordu bile. Gözlerine sanki ölmesini istermiş gibi bakıyordu. Terazi, Balığa doğru kafasını hafifçe kaydırdığında, Boğanın Balığın kolundan tuttuğunu gördü. Demek ki Balık, Terazinin kafasını çarptığını gördüğünde yardım etmeye çalışmış fakat Boğa onu tutmuştu. Boğa sırtını Teraziye doğru verdi ve yürümeye başladı. İkinci adımını atarken "Umarım geberirsin" diye mırıldandı. Terazi hafifçe yerden kalktı ve yürümeye çalıştı. Ayağa kalktığında başı hafiften döndü ve düşecek gibi oldu. Son anda direkten yakalayıp dengesini sağladı. O sırada elinde bıçakla Balık ve Boğa'ya doğru koşan bir adam gördü. Adamı yakalamaya çalışsa da sendeleyip yüz üstü yere düştü. Yerden hemen kafasını kaldırdı ve "Balık, Boğa! Dikkat...!" Terazi henüz sözünü tamamlayamamışken, adam Balığın elindeki çantayı aldı ve koşmaya çalıştı. Son anda Balık adamın elinden çantayı almaya çalıştı fakat adam bir hareketle Balığın bacağına bıçağı sapladı ve ardından koşmaya başladı. Boğa adamın peşine düşmeyi denedi fakat adam çok uzağa gitmişti, ve istese de gidemezdi zaten çünkü Balığın gerçekten feci bir kanaması vardı. Boğa endişe içinde ne yapacağını düşünmeye çalışırken bir den omzunda bir ağırlık hissetti. Sanki birisi ondan destek almaya çalışıyordu. Kafasını biraz çevirdiğinde bunun az önce yerde yatan Terazi olduğunu gördü. Kafasının kanamasına ve başının dönmesine aldırmadan, yerden kalmış ve kötü durumdaki arkadaşının yanına gelmişti. Terazi yavaşça konuşmaya başladı "Endişelenme... Onu kurtaracağız... Umarım halen bir motorun vardır Boğa..." dedi. Bölüm 9 : Ölüme Daha Da Yakın Anlatıcı 3.Şahıs Artık başkasını kaybetmek istemiyordu Terazi, "Daha fazla ölüm istemiyorum" diyordu kendi kendine. Son anda yerden aldığı destekle birlikte ayağa kalktı ve sendeleyerek Boğa'nın yanına gitti. Boğa'nın yanına geldiğinde elini omzuna koydu ve gözlerinin içine baktı. Boğa onu gördüğünde anlamıştı... Artık o, eski Terazi değildi... Boğa büyük bir şaşkınlıkla Teraziye döndü. Gözleri fal taşı gibi açılmış Terazi'ye doğru bakıyordu. Aklından ne geçireceğini , ona ne söyleyeceğini bilmiyordu. Gurur yapıp ona "Defol! Ben halledebilirim! " diyebilirdi, fakat şu anda tehlikede olan onun hayatı değil Balığınkiydi. Terazi iki eliyle Boğayı tutup "Motosikletin... Halen bir motosikletin var mı?" diye sordu. Terazinin kafasından aşağı akan kan durmamıştı, halen aynı hızda akıyor ve Teraziyi ölüme biraz daha yaklaştırıyordu. Kan çoktan yüzünün beşte ikisini kaplamıştı bile. Yani durum onun içinde iyi değildi. Boğa şaşkınlığından kurtuldu ve okulun arkasına doğru koşmaya başladı. Koşarken aynı anda arkaya devamlı bakıyordu ve her baktığında biraz daha hızlı koşmaya başlıyordu. En sonunda bir kavşağa geldi ve oradan sağa doğru döndü. Hızla motosikletini park ettiği yeri aradı. En sonunda gözleri, ileride park etmiş iki arabanın arasında kaldı. Motosikleti tam oradaydı fakat çıkarması biraz zor olacaktı. Koşar adımlarla motosikletin yanına gitti, arabaların arasına esnek bir hareketle girdi ve motosikleti hızla ittirdi. Motosikleti ittirirken birden bir kırılma sesi duydu, arkasını döndüğün iki arabanında aynalarını kırdığını gördü. Alanın büyük olmasına rağmen, endişenin verdiği hisle bir sağa bir sola sendelemiş ve arabaların aynalarını kırmıştı. Son bir kez arkasına baktı ve aynaları boş verip hızla diğer ikisinin yanına koştu. Terazinin gözleri yavaşça düşüyordu, fakat esen rüzgar yüzündeki kanları hareket ettiriyor ve yeniden uyanmasını sağlıyordu, her rüzgar vurduğunda devamlı Boğa'ya küfürler ediyordu "Şerefsiz herif... Ölüyorum burada! Ne olur biraz çabuk olsan!" En sonunda ileriden gelen tekerlek sesleri ile Terazi uyku durumundan çıktı ve ayağa kalkmaya çalıştı. Ayağa kalkarken biraz sendelemişti fakat bu onun için sorun değildi, hemen yanında duran direklerden birisine tutundu ve Boğa'ya doğru baktı. Boğa elindeki motosikletle bu ikisine doğru koşuyordu. Terazi, Boğa'yı biraz süzdü ve birden durakladı. Konuşmaya çalıştı fakat gücü neredeyse bitmek üzereydi, oda bileğiyle bir daire çizdi. Boğa bunun ne anlama geldiğini anlamadı ve "Konuşsana! Anlamıyorum!" diye bağırdı. Terazi kendini zorlayarak gırtlağından "Kontağı çalıştır, SALAK!" diye bağırdı. Boğa hemen elini kontağa götürdü ve bir kaç denemede motosikletin kontağını çalıştırdı. Diğer ikisinin yanına geldi. Balığı kucaklayıp motosiklete koydu, tam Teraziye doğru dönüp ona da yardım edecekken, onun çoktan ayaklandığını gördü. Fakat halen sağa sola düşüyor ve denge merkezini bulamıyordu. Terazi, Boğaya biraz boğuk bir sesle "Sen Balığı tut, ben kullanırım. Biliyorum, şu anda kötü durumdayım diye motosikleti kullanmama izin vermeyeceksin... Fakat şu anda bu en iyi karar. Şu anki paranoyak durumunda motosikleti kullanman, benim kullanmamdan bile daha tehlikeli olur "dedi. Boğa ne kadar itiraz etmek istese de, Terazi iyi bir noktaya değinmişti... Gerçekten şu anda motosikleti kullanabilecek durumda değildi. Boğa en arkaya, Balık onun önüne ve en son olarak Terazi en öne bindi. Terazi başını biraz tuttu ve biraz bekledi. Ardından elini ani bir hareketle başından çekip motosiklete yüklendi ve "Hadi... Artık gidelim" dedi. Motosiklet hızlı bir patinaj ile olduğu yerden kalktı ve rotasında ilerlemeye başladı, Merkez Hastaneye doğru... Terazi motosikleti sanki hiç yaralanmamış gibi kullanıyordu, az önceki baş dönmelerinden eser kalmamıştı. Motosiklet yolda hızla ilerliyordu... Yolda ilerlerken şansları yüzünden olmalı ki, hiç kırmızı ışığa denk gelmediler. Artık hastane gözle görülebiliyordu... Terazi içinden "Az kaldı... Çok az kaldı!" diye geçiriyordu durmadan. Birden motosiklet yavaşlamaya başladı, Terazi motosikletin kollarına asılıyordu fakat motosiklet hızlanmıyor, aksine yavaşlıyordu. Terazi hemen duruma uyanıp benzin göstergesine baktı... Boştu! Benzinden eser yoktu... Motosikleti bir kaldırımda durdurdu ve aşağıya hızla indi. İlk adımında biraz sendelemiş olsa da, ikinci adımında hemen kendini toparladı ve Boğaya doğru döndü, ardından "Benzini fullemeyi hiç düşünmez misin sen?" Boğa motosikletten hızla indi ve Balığı kucağına almaya çalıştı, fakat hiç formda değildi ve yaşadığı bu psikolojik stres onu daha da güçsüz yapıyordu. Normalde güçsüz değildi, hem de hiç değildi. Hatta spor konusunda bir çok madalyası vardı. Son boks turnuvalarında birinci bile gelmişti, fakat şimdi... Tamamen güçsüzdü. Terazi, Boğaya doğru yürüdü ve "Onu sırtıma yükle" dedi. Boğa onu bir kaç dakikadır devamlı şaşırtan "ARKADAŞINA" baktı ve "Ne saçmalıyorsun sen? Ben taşıyamıyorsam, sen nasıl taşımayı düşünüyorsun?! Kanaman var! Gebermek üzeresin be!" dedi Terazi bu lafları dinlemiyordu, arkasını Boğa'ya döndü ve "Onu sırtıma koy ve gerisine karışma..." dedi. Boğa ne yapacağını şaşırmıştı, çaresizlik içerisinde Balığı Terazinin sırtına yükledi ve sıkıca tutmasını söyledi. O sırada Balığın yarı baygın halde olduğunu fark etti. Eğer biraz daha beklerseler neler olacağını tahmin bile edemezdi. Terazi sırtına aldığı Balığı sıkıca tuttu ve yola iyice bir baktı. Göz kararı yolu hesapladı ve "1 kilometre... Yaklaşık 1 kilometre uzakta..." diye fısıldadı. Terazi sol ayağını geriye doğru gerdi ve tüm gücüyle koşmaya başladı, o kadar hızlı bir çıkış yapmıştı ki, gözleriyle görmeyen bir kişi bunun bir kamera hilesi olduğunu söylerdi... Anlatıcı 1. Şahıs ; Karakter : Terazi Tüm gücümle koşuyordum... Ayaklarımı sertçe yere vuruyordum, ama canım her seferinde çok yanıyordu. Fakat Balık benden kötü bir durumdaydı. Ben bir erkektim ve benim ondan farklı olarak doğal bir gücüm vardı. Fakat o bir kızdı... Ne kadar sert görünmeye çalışsa da benden zayıftı. Şu anda benim kaybettiğim kadar kan kaybetseydi, çoktan ölmüş olurdu. Gözleri yavaşça iniyordu Balığın, bayılırsa ne olacağını bilemiyordum. Bende onu uyanık tutacak bir yalan uydurdum hemen, "Balık! Sana diyorum! Boğaya neden onu sevmediğini söyledin?!" Balık yavaşça kapanan gözlerini hemen açtı ve "Ne saçmalıyorsun! Ben öyle bir şey söylemedim?!"diye çıkıştı. Planım tutmuştu, hemen uyanmıştı. Onun bu sözleri ardından bende hemen "Baygınken ona, 'Seni sevmiyorum! Senden nefret ediyorum!' tarzı şeyler söyledin! Hatırlamaman normal!" Balık benim bu sözümden sonra onun bırakmam için bana vurmaya başladı. Fakat bunlar bir kızın yumruklarıydı... Hem de yaralı ve psikolojik baskı altında kalmış bir kızın yumrukları. Bir sinek bile beni bundan daha fazla rahatsız ederdi. Ona yalan söylemekle oyalanmam yüzümden, önümdeki lambanın kırmızı olduğunu görememiştim. Yeşil ışık yanmış ve bir Tır yol ağzının önünü kapatmıştı. Onun gitmesini bekleyebilirdim, fakat bunu sadece ben bekleyebilirdim. Bu yalan Balığı ne kadar uyanık tutar bilemem... Fakat çok uzun süre bu şekilde kalamaz. Hızımı iyice arttırdım ve Tıra doğru koşmaya başladım. Tırla aramızda küçük bir mesafe kalmışken atladım ve Tırın merdivenlerinden yukarıya doğru çıktım. Ardından hız kaybetmeden öteki tarafa doğru sıçradım. Yere düştüğümde ince bir sızı hissettim fakat, bu sızı şu anda düşünülecek kadar önemli bir sızı değildi. Şimdi yapmam gereken tek şey Balığı kurtarmaya odaklanmaktı. Hastaneye iyice yaklaşmıştım, Balık iyiydi fakat ben... Anlatıcı 3.Şahıs Terazi bu uzun koşudan sonra çok yorulmuştu fakat arkadaşını hastaneye zamanında yetiştirebilmişti. Balığı gören doktorlar hemen onu bir sedyeye yatırdılar ve Yoğun bakıma götürdüler. Çok kan kaybetmişti, hem de çok... Fakat Terazininki kadar değil. Bir kaç dakika sonra Boğada hastaneye vardı. Motosikleti bir yere park etmiş ve Terazinin ardından oda hastaneye doğru koşmuştu. Ayakta zar zor duran Teraziyi gördü ve yanına yaklaştı, "En azından bir teşekkürü hak etti..." diye düşündü o sırada. Teraziye hafifçe arkadan vurdu ve ona doğru dönmesi için bekledi. Fakat gördüğü tablo karşısında az daha küçük dilini yutacaktı. Terazinin başı tamamıyla kan içerisinde kalmıştı. Doktorlar Balığa odaklanmış ve "diğer önemli hastayı" unutmuşlardı. Terazi arkasını döndü ve soluk soluğa "Onu... yetiştirdim... Yaşaya--" Terazi henüz sözünü tamamlayamamıştı ki yere düştü ve bayıldı. Daha fazla dayanamamıştı ve yere çakılmıştı. O sırada doktorlar asıl önemli olan hastayı gördüler, fakat biraz geç kalmışlardı. 2 Hafta Sonra - Yer Zodiac Hackers Ana Merkezi Başak, Terazinin kafasındaki sargıyla oynuyordu ve "Çok acıyor mu?" diye soruyordu durmadan. Elbette acıdığını biliyor fakat onunla konuşmayı istediği için devamlı bu bahaneyi kullanıyordu. Terazide "Tabi ki acıyor..." diye çıkışıyordu her denemesinde Başağa. Terazi, Başak, Kova,Oğlak, Yengeç ve İkiz odada duruyorlar ve Terazinin bir şey demesini bekliyorlardı. Sonuçta hastaneden çıkar çıkmaz onları aramış ve onları buraya çağırmıştı. Başak sözüne devam etti "Geleceklerini nereden biliyorsun? Hiç birisi sana 'Geleceğim' diye bir şey söylemedi sonuçta..." Terazi bu soruya gülümsüyor ve "Gelecekler... Sen merak etme... " diyordu. Başak ise "Gelecek olsalar bile, bugün olacağını nereden biliyorsun?! Belki başka bir gün gelecekler... Nasıl bu kadar--" Başak henüz sözünü tamamlayamamıştı ki, bir şey fark etti ve birden sustu. Oğlak ise sözü devam ettirdi "Evet... Bu gün o gün... Terazi, Akrep ve Aslanın hapse atıldığı o gün. Terazi grup üyelerinin ön sezilerine güveniyor." Kova yaslandığı yerden yavaşça kalktı ve "Önseziyle kastetmek istediği, eğer gerçekten bu grubun bir üyeleriler ise, o zaman dağılış gününün yeniden birleşme günü olduğunu da bileceklerdir. Yengeç sözünü tamamladığında birden kapı açıldı. Gelenler beklenen kişilerdi ; Yay, Koç, Balık ve Boğa. Terazi yavaşça ilerledi ve "Artık 'Geriye Kalan' tüm üyeler toplandığına göre planımıza başlayabiliriz... Öyle değil mi? TOPLANIŞ BAŞARILI OLDU! ARTIK PLAN BAŞLAYABİLİR! Bölüm 10 : Defans "Bu elbise sıkıyor" diye fısıldadı Başak Terazinin kulağına. Terazi ise gözleriyle hafiften elbiseyi süzüyor ve "O kadar sıkı gözükmüyor... Hem bu elbiseyi sen seçtin? Neden şimdi şikayet ediyorsun?" diye soruyordu. Başak ellerini birbirine doladı ve "Sen sevdin diye seçmiştim bunu... Hem nerden bileyim bunun bu kadar sıkı oldu-" Terazi Başağın kolundan sıkıca kavradı ve "Hadi artık içeri girelim" dedi. Eliyle Başağı ağır bir şekilde büyük kapıya doğru sürüklerken "Planımız başladı..." diye fısıldadı yakasının altındaki dinleme cihazına. 3 Gün Önce. Yer ; Zodiac Hackerları Ana Üst Elini yavaşça krokiye koydu Oğlak ve "İlk olarak içeri sızacağız. Nasıl sızacağımız ise çoktan belli zaten. Şu durumumuzda parti çok işimize yarayacak, eğer insanlar parti havasında olursa, bilgiyi çalmamız çok daha kolay olur." Oğlak sözünü bitirmiş ve Yengeç'in yüzüne bakmaya başlamıştı. Yengeç durumu hemen anlayıp planın asıl bölümünü anlatmaya başladı "İçeri girdikten sonra, Başak bir yolunu bulup yukarı çıkacak, ki bu pekte zor olmasa gerek. Parti yüzünden kimse etrafına bakma gereği duymayacak zaten. Yukarı çıktığında karşına 10 adet oda ve 2 koridor çıkacak, sen sağ tarafındaki koridora yönelip 5 adet kapıdan koridorun sonundakine gireceksin. İçeride hiç bir güvenlik önlemi yok çünkü..." Kova keskin cümleleriyle söze girdi ve "...çünkü içerideki bilgisayarda tam 25 katmanlı bir şifre koruma sistemi var." Balık alaycı bir şekilde söze girdi "Sadece 25 katmanlı mı? Benim sadece yarım saatimi alıyor öyle bir şifreleme sistemi yazmak..." Balık bu sözlerinden sonra biraz durakladı ve Kovanın yüzüne baktı. O anda hatırladı, Başağın oradaki işi "ŞİFRE KIRMAKTI", "ŞİFRE YAZMAK" değil... Hatasını fark ettiğinde elini hafiften havaya kaldırdı ve "Siz beni takmayın, ne dediğimi bilmiyorum..." dedi. Yaşanan bu komik olaydan sonra etrafta derin bir sessizlik oluştu ama gerisi yoktu. Komik bir olay yaşanmıştı, fakat bir kahkaha veya gülme yoktu, sadece ciddiyet... Artık onlar eskisi gibi değillerdi, hiç birisi gülmüyordu. Daha doğrusu, gülmeyi unutmuşlardı... Oğlak bu derin sessizliği böldü ve planı anlatmaya devam etti "Boğa ve Balık, sizi dışarıda bekleyecekler, ve beklerken aynı zamanda Başağa yardım edecekler. Her hangi bir problem olduğunda da hemen sizi kurtarmak için yanınıza gelecekler" dedi. Sözünü bitirdikten sonra Terazi'ye döndü ve "Terazi, bilgileri sadece bilgisayar aracılığıyla toplayamayız... Başak şifreyi kırmaya çalışırken sende etrafta dolaş ve öğrenebileceğin bir şey var mı bak. Bakarsın henüz kayıta alınmamış bir şey öğrenirsin..." Terazi bu cümleleri başıyla hafifçe onayladı. Elini cebine götürdü ve bir usb kablolu hard disk çıkardı, ardından ortaya koyup "Başak, bilgileri buna kopyalayacaksın... Ve unutma..." Sesi birden kısıldı Terazinin, bir an sessizliğe gömüldü. Etrafındakiler başının yine ağrıyor olabileceğini düşündüler, fakat sorun bu değildi... Terazi Başağa acı dolu gözlerle baktı ve "Ve unutma... Eğer birisi seni görürse, oradan hemen kaç. Anladın mı beni? Beni uyarmaya falanda çalışma, ben bir yolunu bulurum." Terazini bu sözü, etrafındakileri daha da meraklandırmıştı. Acaba hapishanede tam olarak ne olmuştu? Nasıl bu hale gelebilmişti? Bir kaç saniye akıllarından bu soruları sormak geçse de, hemen vazgeçtiler. Çünkü biliyorlardı, bu soruyu şu anda asla cevaplayamazdı. Yani bu soruların cevapları bir sır olarak kalacaktı, ta ki o anlatmaya kara verene kadar. Şimdiki Zaman. Yer ; Ross David'in Evi Başak ve Terazi ağır adımlarla içeri girdiler... Terazinin üzerinde pahalı bir smokin, Başağın üzerinde ise herkesin dikkatini üstüne çekmeye yetecek kadar güzel ve parlayan bir elbise vardı. İkisi beraber ilerideki boş bir masaya doğru yürüdüler ve tanımasalar da yollarında onlara hoş geldin demek isteyen insanlarla selamlaştılar. Terazi yürüdükleri masaya geldiğinde, Başağın çoktan işe koyulmuş olduğunu, ve merdivenleri tırmanmaya başladığını gördü. Terazi onun iş için harekete geçtiğini görünce hemen etrafta dolaşmaya başladı. Partide bulunan müzikler genelde ağır parçalardı. "Resmi bir partiden daha fazlasını bekleyemezdim" diye içinden geçirdi Terazi. Terazi o sırada müziğin ağır temposuna kapılmış ve nereye gittiğini fark edememişti. Birden arkasından tanıdık bir ses duydu, içinden "Yoksa bu... Allessandro Fenica!" Terazi hiddetle arkasını döndü ve konuşanın gerçekten o olup olmadığına baktı, fakat şüphe yoktu... Gözündeki o parlak gözlükler ve yüzünde duran o garip gülümsemeyle, bu o ünlü İtalyan Hacker Allessandro Fenica'dan başkası olamazdı. Orada ayakta dikilip, önünde duran kişi ile bir şeyler şiddetli bir şekilde tartışıyorlardı. Terazi en başta sinirden ne yapacağını bilemedi ve biraz bekledi. Ardından ona biraz yaklaştı. Yüzünü göstermeden köşede bir yere oturup Allessandro ve o adamı dinlemeye başladı. Allessandro'nun yanındaki kişinin sesi yükseliyordu "Hapishaneden çıkmış demek... Ne yapacağı belli öyle değil mi? Sana tonla para saydım Allessandro... Umarım önceki seferdeki gibi onu alt üst edebilirsin. Yoksa batarım, iflas bayrağı çekerim! Ve unutma ki eğer ben iflas bayrağı çekersem, sende..." Allessandro adamın sözünü kesti ve "Merak etmeyin, bankanıza hiç bir şey yapamayacak. Size bunu garanti ederim efendim. O pis Hacker daha önceden de olduğu gibi ellerini sizin bankanıza süremeyecek..." Terazi çoktan kendisi hakkında konuşulduğunu anlamıştı, bunu Allessandro'nun "Daha önceden de" lafından anladı. Terazi, Akrep ve Aslanın hapise girme sebebi Allessandroydu. Fakat Terazinin aklına takılan bir şey vardı, Allessandro kiminle konuşuyordu? Arkasına omzunun üzerinden hafif bir bakış atmasıyla, donması bir oldu... Bu Ross David'di! Terazi bir kaç saniye olduğu yerden onlara baktıktan sonra hemen başını geri çevirdi. Sanki onları hiç görmemiş gibi davrandı. Fakat ne kadar arkasını dönmüş olsa da Terazinin içerisinde bir huzursuzluk vardı. İçinden etrafı iyice gözetlemenin iyi bir fikir olacağını düşündü ve salonu süzmeye başladı. Terazi gözlerini birden fal taşı gibi açtı. Partide bir çok CEO ve Kurul üyesi vardı, fakat onu şaşırtan şey CEO'lar ve Kurul üyeleri değildi. Partide aynı zamanda birçok Hacker vardı, ve tıpkı korumalar gibi onlarda bellerinde 9 milimetrelik silahlar taşıyorlardı. Terazi daha olayı çözememişken birden yanına birisi geldi ve elini omzuna koyarak "Hey dostum, neden bu kadar gergin duruyorsun? Biraz neşelen!" dedi. Terazi hafiften kafasını kaldırdığında, adamın bir Hacker olduğunu anladı. Rus Hacker, Felix Ivanov. Terazi ile daha önceden tanışıyorlardı, yani Teraziyi fark ederse durumlar kötü olacaktı. Felix yavaşça Teraziye baktı ve "Hey... Dur bir saniye! Sen..! Bu Terazi!" diye bağırmaya başladı. Ardından elini arkasına götürüp bir tabanca çıkardı, fakat Terazi hemen elindeki silahı alıp boğazını koluyla sardı, ardından ondan aldığı silahı kafasına doğru yöneltti. İşler tamamıyla karışmıştı, fakat Başak halen başarabilirdi. Terazi merdivenlerin yanında olduğu için, yukarıya her hangi birisinin çıkmasını engelleyebilirdi. Terazinin, Felix'in kafasına silah doğrulttuğunu gören diğer Hackerlar ve korumalarda silahlarını Teraziye doğru yönelttiler. Terazi durumu fark etmişti fakat hiç paniklememişti, çünkü hapiste bundan daha beter durumlardan kurtulabilmeyi başarmıştı. Terazi gözlerini kapattı ve biraz bekledi. Ardından kapadığı gözlerini hızla açarak bağırdı "FocusVision!" Bölüm 11 : Kaçış Anlatıcı ; 3.Şahıs Gözleriyle etrafı süzdü Terazi, sırasıyla ayakta ona doğru silah çeken adamları saydı... "Beş mi? Hayır on galiba..." diye içinden geçirdi. Kendisini garantiye alabilmek için FocusVision açmıştı, fakat zaman ilerledikçe gözünde titremeler ve yanmalar oluşmaya başlamıştı, ve görüş yeteneğini kullanalı sadece on beş saniye geçmişti. Bu kadar çabuk yan etkilerini göstermesinin bir sebebi vardı tabi ki, normalde FocusVision otuzuncu saniyeden sonra yan etkilerini göstermeye başlardı, fakat Terazi'de on beş... Normalin yarısı kadar bir sürede yani... Çünkü Terazi, FocusVision kullanırken sadece odaklanma yeteneğini arttırıp, zoom yapmıyor... Ayrıca etraftaki en küçük ses tanesine kadar duyabiliyordu. Etrafında her hangi hareketli bir objeyi anında fark edebiliyordu. Ondaki FocusVision bu kadar güçlüydü... Aynı zamanda bir o kadar da tehlikeli... Hem öldürebilecek, hem de kurtarabilecek güçteydi. Fakat onun için hep birinci seçenek geçerliydi... Hiç onu kurtardığının görmemişti, en azından şimdiye kadar... Terazi "Zaman çok hızlı geçiyor, özelliklede böyle bir durumda sıkışıp kaldığım zaman..." diye geçirdi içinden... Terazi otuzuncu saniyeye yaklaştığında, gözlerindeki yanmanın arttığını ve görüntünün yavaşça bulanıklaşmaya başladığını fark etti... Durumun kötüye gideceğini fark edince hemen FocusVision'ı kapattı... Fakat etrafındakilere belli etmedi. Odada bulunanların çoğu Hacker oldukları için FocusVision'un ne olduğunu biliyorlardı, ve Terazininkinin ne kadar güçlü olduğunu. Fakat odadaki hiç kimse FocusVision'un ne zararlarını, ne de nasıl çalıştığını bilmiyordu, bu da Teraziyi avantajlı duruma geçiriyordu... Bir diğer avantajı ise FocusVision'dan çıkarken hiç bir kelime söylemeye gerek duymaması. Görüşü kapatırken yapması gereken tek şey odaklanmayı kesmek. Terazi o sırada içinden geçirdi "Ne kadarda şanslıyım, şu olanlara bak! Başak... Hadi! Biraz daha hızlı ol... Daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum. Elim dolu olduğu için Balık ve Boğa'ya da haber veremiyorum..." Bir an durakladı Terazi, ve yavaşça "En azından haberin olsun... Buradan birisi canlı çıkamayacaksa, bu ben olmalıyım..." Anlatıcı 1. Şahıs : Karakter ; "Başak" Ana bilgisayara ulaşabilmiştim, girmek pek zor olmamıştı... Sonuçta kimse partiden başka bir şey görmüyordu yani birden kaybolmam kimsenin ilgisini çekmemişti... Bilgisayar ekranı açıldığında, tıpkı Oğlak'ın bana anlattığı gibi 25 katmanlı bir şifreleme sistemi önüme çıktı. Biraz incelediğimde, şifrelemenin o kadar zor olmadığını gördüm... Şifreleme sistemini kim yapmışsa, zamandan kazanabilmek için beş adet şifreleme sistemi tam olarak yirmi beş kere çoğaltmış, ardından adını "Yirmi Beş Katmanlı" şifre koyup satmış... Kodlama sistemini bir kaç dakika içerisinde hemen çözdüm. Bilgisayarın dosyalama sistemine girdiğimde, karşımda gördüğüm manzara pek de şaşırtıcı gelmedi... Önümde binlerce dosya vardı, ve bunları elimdeki Hard Diske atmak en az on beş dakikamı alırdı... Dosyaları Hard Diske atmaya başlarken aklımdan geçenler şunlardı ; "Acaba Terazi şu anda nasıl?" Anlatıcı ; 3 Şahıs Terazi bir kaç kişinin ortasında kalmış ve ne yapacağını düşünürken birden bir ses ile irkildi... Bu korumalardan biriydi, elindeki silahla Teraziye ateş etmiş fakat ıskalamıştı. Mermi, Terazinin sol ayağının hemen dibine düşmüştü... Felix merminin yerdeki zemine çarpmasıyla çıkan sesle birlikte zıpladı. Önce biraz titredi, ardından gür bir sesle "FocusVision kullanmıyor!" diye bağırdı. Terazi "Nereden anladı bu şerefsiz?!" diye düşünemeden adamlar silahlarını onun üzerine doğru tuttular. Terazi ise vakit kaybetmeden yeniden FocusVision'a geçti. Fakat halen düşünüyordu, Terazi "Nasıl? Bu salak herif nasıl FocusVision'dan çıktığımı anladı? Bizim gurubumuzdakilerden başka kimse bu hareket hakkında bir şey bilmiyor... Belki de başka bir şey fark etmiştir..." diye geçirdi içinden. Birden fark etti, FocusVision'dayken en ufak bir ses büzmesine bile tepki veriyordu Terazi, fakat az önce FocusVision'da olmadığı için hiç bir ses dalgasına tepki veremedi... Felix bunu fark etmişti ve hemen diğerlerini uyarmıştı... Zaman yavaşça ilerliyordu Terazi için, saniyeler ilerledikçe gözleri sulanıyor, yanıyor ve başına keskin bir ağrı giriyordu... Terazi o kadar kötü bir durumdaydı ki, kalan zamanını mı saysaydı yoksa adamlara mı konsantre olsaydı bilemiyordu. İçinden sayıyordu Terazi "On beş saniyem kaldı, ardından işim bitti... Keşke Boğa'ya haber verebilseydim... Aslında verebilirim, fakat Felix'i bıraktığım an bana ateş etmeye başlayacaklar..." Terazi'nin artık zamanı kalmamıştı, FocusVision'u kapatmaktan başka çaresi kalmamıştı. Kafasını hafifçe yukarı kaldırdı ve FocusVision'u kaldırdı, ardından sanki bir kaç saniye sonra hayatının en büyük acısından kurtulacak bir adam gibi sırıtmaya başladı... Felix'i itekledi ve acıklı bir ses ile konuşmaya başladı "Sanırım daha fazla-" Terazi henüz sözünü tamamlayamamıştı ki, içerideki korumalardan birisinin yere düştüğünü gördü. Kafasını merdivenlerin olduğu tarafa çevirdiğinde Balığın yukarıya doğru koştuğunu gördü, elinde ise üç adet dokuz milimetrelik silah vardı. Terazi heyecanlı bir şekilde kafasını korumanın olduğu tarafa çevirdi. Boğa adamı yere sermiş ve elindeki silahı alıp Teraziye doğru yürümeye başlamıştı. O anda tıpkı aciz bir sivili kurtaran bir kahraman gibi duruyordu, fakat bu hayal Terazinin gözlerinde bu sadece bir kaç saniye boyunca durdu... Ardından ise eski günleri hatırladı. Boğa, Terazinin yanına kadar geldi, ardından elindeki silahların şarjörlerini boşalttı ve bir kenara attı. O sırada Terazi, önündeki adamların hiç birinde silah olmadığını fark etti, hepsini Balık ve Boğa yürütmüştü. Terazi, Felix'i elindeki silahla vurarak bayılttı ve silahı bir köşeye attı, ardından "Yani eski günlerdeki gibi olacak öyle mi? Tıpkı orta okulda olduğu gibi, yine sırt sırta dövüşeceğiz anlaşılan" dedi. Boğa o keskin bakışlarının altından bir gülücük attı ve "Evet tıpkı orta okuldaki gibi" dedi, ve ardından ikisi de korumalara doğru hızla koşmaya başladılar. Yumruklar havada uçuşuyordu... Sayısal üstünlük ne kadar onlarda olsa da karşılarında normal rakipler durmuyordu... Birisi hapishaneden yeni çıkmış bir serseri ve diğeri ise hiç bir spor dalında kaybetmemiş bir canavar... Ve tabi ki onları avantajlı kılan çok daha farklı bir şey daha vardı... O da FocusVision'du. İkisi de FocusVision'un o büyülü yeteneğini kullanarak yumruklardan ustaca sıyrılıyor ve karşı atak yapıyorlardı. On kişinin onu da yere düştükten sonra etrafta derin bir sessizlik oluştu... Terazi ve Boğa elleri ve yüzleri kanlı, bir şekilde ortada duruyor ve etraftakilere bakıyorlardı. Terazi, Boğaya doğru döndü ve "Tam zamanında yetiştin... Eğer gelmeseydin-" Terazi henüz konuşmasını bitirememişti ki, Boğa onun sözünü kesti ve "Seni az daha öldürüyordum Terazi... En azından böyle özür dilememe müsaade et. O zaman gerçekten ne düşündüğümü bilmiyorum, sanırım çok fazla hayal kırıklığına uğramıştım. Bu yüzden psikolojim biraz bozulmuştu." Terazi, Boğanın bu dolaylı özründen dolayı gayet memnundu... En azından kuru bir "Özür dilerim" den daha yararlı olmuştu. Sonuçta bu özür sayesinde halen hayattaydı. Fakat anlayamamıştı, telsiz aktif değildi ve Başak'da odadan hiç çıkmamıştı... O zaman nasıl Boğa ve Balık burada olabiliyordu? Terazi kısık bir sesle "Boğa, benim başımın belada olduğunu nereden anladınız? Sonuçta sizi telsizle hiç aramadım?" Boğa, bu soruyu duyunca pek şaşırmadı... Sanki daha önceden bu soruyu soracağını biliyormuş gibi davranıyordu. Biraz bekledi ve ardından "Başak... Başak bir silah sesi duymuş, ve başının belada olabileceğini düşünmüş... " Boğa sözünü tamamladığında yukarıdan koşuşma sesleri gelmeye başlamıştı, bunlar Balık ve Başak'dı... Ellerinde Hard Disk ile aşağıya doğru koşuyorlardı. Terazi onların aşağıya doğru koştuğunu görünce "Sonra ona teşekkür ederim... Şimdi, vakit kaybetmeden şu işi bitirmemiz gerekiyor..." Balık ve Boğa önden kapıya doğru koşmaya başladılar, arkalarında ise Terazi ve Boğa vardı. Terazi bir an durakladı ve maslardan birinin altına saklanmış Ross David'i gördü... Ardından elini göğsüne götürdü ve bir kolye çıkardı, sonra ise kolyeyi eliyle sıkıca kavradı ve Ross'a doğru gösterdi. Terazi giderken Ross, gözleri fal taşı gibi açık bir halde onların gitmesini izledi. O sırada yapabileceği tek şey polisi aramaktı... Fakat bunu bir daha düşününce vazgeçti, çünkü partide legal kişiler kadar illegal kişilerde bulunuyordu. Eğer polis onları görürse başı belaya girebilirdi. Ross hemen bir duvarın arkasında saklanmış olan Allessandro'ya döndü ve "Saldırıya başlayacaklar... Hemen git ve bir şeyler yap!" dedi... Allessandro hemen saklandığı yerden çıktı ve adamlarını toplayıp gözden kayboldu... Terazi, Boğa, Balık ve Başak çoktan arabaya binmiş ve Zodiac Hackers ana üstüne doğru yola çıkmışlardı bile... O sırada Terazi aklından geçiriyordu "Kaderinden kaçma... Ona doğru koş... Bunlar sizlerin sözü öyle değil mi..? Aslan, Akrep..." Bölüm 12 (1. Sezon Finali) : Yadigar Alternatif 1 : http://goo.gl/li2DW Alternatif 2 : http://tny.cz/8a193547 İkinci Sezon ; KARANLIK DÜNYADAKİ IŞIK 1.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 1 ; Trajedi Bölüm 1 : http://pastebin.com/9csZnkFM Alternatif : http://tny.cz/7d0fff88 2.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 2 ; Yardım Bölüm 2 : http://pastebin.com/EDjrTKmE Alternatif : http://tny.cz/7d144f04 3.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 3 ; Beni Takip Et Bölüm 3 : http://pastebin.com/DA4fSKdc Alternatif : http://tny.cz/d8848c31 4.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 4 ; Kendin Ol Bölüm 4 : http://pastebin.com/Sxd956ST Alternatif : http://tny.cz/70b780cb 5.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 5 ; Yükseliş Bölüm 5 : http://pastebin.com/P5LUFkvm Alternatif : http://goo.gl/37tm4 Albüm : http://i.imgur.com/QwxVGlt.jpg 6.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 6 ; Aydınlatıcı Güneş Bölüm 6 : http://pastebin.com/Z45JzeWK Alternatif : http://tny.cz/16d8e007 Albüm : http://i.imgur.com/JjMllus.jpg 7.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 7 ; Saklanan Su Bölüm 7 : http://pastebin.com/pr6PPSnK Alternatif : http://tny.cz/ebca55d2 Albüm : http://i.imgur.com/IIPGhe9.jpg 8.BÖLÜM : Yok Oluş Bölüm 8 ; Şans Bana Gülmedi Bölüm 8 : http://pastebin.com/KXraWsL3 Alternatif : http://tny.cz/ee151c4d Albüm : http://i.imgur.com/x5VekrQ.jpg 9.BÖLÜM : Çöküş Bölüm 1 ; Fazla Öz Güven Bölüm 9 : http://pastebin.com/nwQ1pLXR Alternatif : http://tny.cz/a778686e Albüm : http://i.imgur.com/fZ47TGL.jpg 10.BÖLÜM: Çöküş Bölüm 2; Kaybolmuş Bölüm 10 : http://pastebin.com/3wgV5v81 Alternatif : http://tny.cz/af43773b Albüm : http://i.imgur.com/Jjdi9Tz.png Main Theme Of Zodiac Hackers - The Code To Heaven
  10. Zetsuen no Tempest AYRINTILAR Animenin Adı: Zetsuen no Tempest / 絶園のテンペスト Türkçe Adı: Fırtınanın Yıkımı: Uygarlık Yok Edici Diğer Adları: Zetsuen no Tempest: The Civilization Blaster, Blast of Tempest Tip: TV Serisi Bölüm Sayısı: Yayın Tarihi: 5 Ekim 2012 Türü: Aksiyon, Gizem, Drama, Fantastik, Shounen, Psikolojik Açılış Şarkısı: Nothing's Carved In Stone'dan "Spirit Inspiration" Kapanış Şarkısı: Kana Hanazawa'dan "happy endings" KONU Hikaye ailesi bir yıl önce gizemli bir şekilde öldürülmüş delikanlı Mahiro Fuwa ve arkadaşı Yoshino Takigawa'nın etrafında döner. Takipçileri tarafından bilinmeyen ıssız bir adanın sahiline bırakılan Kusaribe klanının lideri Hakase Kusaribe, Mahiro ile temasa geçer ve Mahiro ailesinin ölümünden sorumlu olanları bulmasına yardımcı olması karşılığında Hakase'yi kurtarmayı kabul eder. Arkadaşının niyetini öğrendikten sonra, Yoshino tüm dünyayı harabeye dönüştürmek amacıyla "Tree of Zetsuen"in gücünü uyandırmak isteyen Kusaribe klanını durdurma arayışında ona katılır. Zetsuen no Tempest'teki çeşitli diyaloglar ve olaylar dizisindeki unsurlar William Shakespeare'in eserlerine hürmet niteliğindedir. Alıntıdır. Şu sıralar anime adaptasyonuyla da kendisinden söz ettiren Zetsuen no Tempest, mangada 12 Mart’ta ana hikayesinin finalini gerçekleştirecek. Ancak ana hikayenin sona ermesiyle beraber manga tamamen bitmeyecek. Bu tarihten sonra manga yan hikayelerle devam edecek. Bir çeşit filler gibi düşünülebilir. Serinin takipçilerinin en çok merak ettiği konulardan biri de animenin finalinin mangasıyla ne kadar benzer olacağı. Bunu da bekleyip göreceğiz. Zetsuen no Tempest’i beğenmiş miydiniz?
×