Jump to content
Türk Anime TV Forum

Genel Araştırma

'macera' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
    • Manga Genel
    • Manga Geyik
    • Manga Tanıtım ve İncelemeleri
  • Fansub Takımları
    • Fansub Yapımı
    • Türk Fansub Takımları
    • Yabancı Fansub&Scanlation Takımları
    • Türk Manga/Scanlation Takımları
    • Üye Site Tanıtımları
  • Anime Manga Live-Action Download
    • RAW Download
    • Live Action Download
    • Anime Download
    • Anime Muzik Dünyası
    • Anime Resimleri - Avatarlar
  • Fan Kulübü
    • Fan Art
    • Fan Fiction
    • FanClubs
    • Cosplay
    • Doujinshi
    • Organizasyonlar
  • Japonya
    • Japonya ve Japonca
    • Japon Kültürü ve Sanatı
    • J-Drama - J-Sinema - Live Action ve Müzikal
    • Japon Müziği
  • Program Deposu
    • Video Programları
    • Alt Yazı Programları
    • Diğer Programlar
  • Konu Dışı
    • Grafik Tasarım
    • Müzik - Sinema - Tv - Kitap
    • Sohbet - Konu Dışı
    • Kutlamalar-Belirli Gün Ve Haftalar
    • Bilim - Teknoloji - İnternet
    • Oyun Köşesi
    • Soru - Cevap
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Takvimler

  • Topluluk Takvimi

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Araştırmada 8 sonuç bulundu

  1. Herkese merhaba arkadaşlar. Anime ve mangalardan etkilenerek yazdığım serinin ilk kitabı Kralsız Ülkeyi çıkartmayı başardım. İlk ve az basım olmasından dolayı içinde fazlasıyla yazım hatası var lakin bu sorunun sonraki basımlarda aşacağız. Kitap edinmek isteyen arkadaşlar D&R, Arkadaş kitabevi, İnkılap kitabevi mağazalarında bulabilirler. Eğer mağazada yok derlerse sipariş verirseniz bir kaç gün içinde getirirler ki sipariş verip almazsanız daha bana destek olmuş olursunuz :D Başka bir yol ise internetten kitap satışı yapan siteler. Görüş ve önerileriniz benim ve serinin devamı için çok önemli. İlgilenen herkese çok teşekkür ederim. :) İlk kitabın konusundan bahsedecek olursam. Dünya beş siyasi güçle yönetilmektedir. Bunların içinde en güçlü ve büyüğü olan İmparatorluk "Yaşam Sanatı" adı verilen güç sayesinde diğer krallıklardan üstündür. İmparatorluğun ordusu için saklı bir ormanda yetiştirdiği gizli okulları vardır. Bu okullarda küçük yaşlardan itibaren yetiştirilen yaşam sanatı kullanıcısı çocuklar vardır. Gezgin adında bir adam çeşitli okullardan birer çocuk seçer. Ateş, Ay, Yay, Dal ve Gölge. On yaşında tanıştığı çocukları kendi okullarında ziyaret ederek eğitmeye başlar. Bu eğitimde bazı kurallar vardır. İlk olarak çocuklar Gezgin söyleyene kadar asla görüşmeyecek ikinci olarak Gezgin hakkında konuşmayacaklardı. Çocuklar kendi aralarında ki iletişimi ise Gezginin taşıdığı mektuplarla yapılacaklardır. Sekiz yıl sonunda Gezgin çocukları teker teker toplayarak ilk buluşmalarını sağlar ve macera başlar....
  2. ( 01 / 01 ) Bakemono no Ko

    Anime Adı : Bakemono no Ko Anime Türü : Macera, Doğaüstü-Güçler, Movie Bölüm Sayısı : 01 / 01 Yapım Yılı : 2015 Çevirmen : arishok Özet; Dünyada birçok canavarın yaşadığı sokakları kıpır kıpır olan Hayvan Cenneti Bölgesi'nin Suribachi şehrinde canavar sayısı yüz binin üstünde. Bir gün onlara uzun süredir önderlik eden canavar bilgesi emekli olup tanrı olarak geri doğacağını bildirdi."Neyin tanrısı olurum bilinmez,ancak olursam yeni bir lider seçilecek, o yüzden herkes hazırlansın" diye buyurdu. Güç ve itibar, varis olmak için gereken koşullardan. Durum böyle olunca ilk akla gelen Iouzen denilen canavar. Sakin, kendinden emin ve bir o kadar cesur. Çok sayıda öğrencisi olan güçlü biri olması yanında Ichirouhiko ve Jiroumaru denilen ikilinin de babası. Ancak, onun haricinde varisliğe uygun bir canavar daha vardı. İsmine Kumatetsu demişti. Bu arada bu adam biraz sorunlu bir tip. Vahşi, gururlu, kendini beğenmiş ve başa çıkılamaz derecede bencil olduğundan bir tane bile öğrencisi yok. Durum böyle olunca oğlu olmasına da imkân yoktu. Klasör Linki
  3. Anime Adı: Pokémon XY&Z Anime Türü: Aksiyon, Macera, Komedi, Fantastik, Oyun Çevirmenler: Torkoal93 & tlhGS Yapım yılı: 2015 Bölüm: (28/? Dakika: 22-24 Özet: Daha önce hiç görülmemiş Pokémon Zygarde’nin efsanesinde hangi sır saklı? Sadece Ash’in Greninjası’nda gerçekleşen gizemli olay ne? Ash ve arkadaşlarının yoluna çıkan Alain ve Alev Takımı’nın hedefi ne? Tüm sırlar çözüldüğünde Kalos bölgesi hiç görülmedik bir tehlike ile karşı karşıya kalacak! Download 1.Bölüm https://mega.nz/#!Wc40zJyB!t4KoJT7IXTZQkCXP9eh0VUZZF-bcNUSaIXZCmEc8Bvg 2.Bölüm https://mega.nz/#!WdomBJqZ!gngqY04LYKR4jZNQBWNuV-kbrIJ0vNPPthCUHfq_ByA 3.Bölüm https://mega.nz/#!7QZQXY5C!n694IxCLe6MxrPLz4OTAqsFVE42BsyqwuNe0F2BOagk 4.Bölüm https://mega.nz/#!aZpXka4D!1dWpphfsxvnSPiKLJEkm_CtN4EeLPU-YPUcY5IHfGC8 5.Bölüm https://mega.nz/#!6IIHGThA!nxN-BFzeoVjTtDlZ34Fc9j2KsrDxnx0k72X4W7oaYgk 6.Bölüm https://mega.nz/#!CUZigCaL!EzMkIs59zTdlq4hqoStqwvCG1rALrD9iqOriiJMBknw 7.Bölüm https://mega.nz/#!CRBxGLhD!a_k0FRycg_aCo_2vqu63dMGUcy7K8zmCvSD1Vq_F8oQ 8.Bölüm https://mega.nz/#!uFRwWC7S!G0-IAU8ET_kWSfFA8KzxUNhl80HQJNeNdsTlHKHHtS0 9.Bölüm https://mega.nz/#!TMQ1AIiK!qdqSCAmXbphm3f7IOi1Il1m9mcnR-zLM9zz-unhkRL8 10.Bölüm https://mega.nz/#!OYZQ0bgC!cDqTXb6FfNIsBrq617oRLUrIB7FpCTGaoWTvLxw-MwM 11.Bölüm https://mega.nz/#!Od5VzKTS!jtERakA4xzA68HEcDLvfrXrYRQvp2S9hn1XfammYOSU 12.Bölüm https://mega.nz/#!iY4wmbKB!D9_zDmW_5JyMO5BNVFq4Dv2YU1Mfn7j6rEjwdRXyaHI 13.Bölüm https://mega.nz/#!vURDkT7Q!RV_1USk4nNBdzyrX8_AIHXHpkJ48VmCWgtAPll6N1f8 14.Bölüm https://mega.nz/#!iB4Q0JQT!HSQ0FDnScP9kDb4kHq9jXF7mvIxO9LjPh6uoCprUKfk 15.Bölüm https://mega.nz/#!7YhAlCqa!Ot5LU6ob8sMKQSA0dzn2yZLdCNFlEULm_kPGotz3vYY 16.Bölüm https://mega.nz/#!rJgG2IIK!y5_o3B0Pe9VU4ANgYkzUN0OjbdYPyaW7lqrv8FrAb8g 17.Bölüm https://mega.nz/#!TNp0BZRQ!8kqr1zXldWUdsLyJu50JfB5hTRJ7Yq5qqmBUYeAjR7g 18. Bölüm https://mega.nz/#!jBwlSbga!Qlz5nLIbAcUtQt7lcFXqGbvzDAQbUsFubbtxiykuN7I 19. Bölüm https://mega.nz/#!OAQQDaRa!wCQ8W9dkZYmFHQUUJEgppQqo4El2h1Vw_KObT3af5Y0 20. Bölüm https://mega.nz/#!uQwgxRrJ!jJshUjMiMjJ4C63PmVPQ1nxuEkhJ6HK1bllCu8E-8xs 21. Bölüm https://mega.nz/#!DBZwUZ7T!uO68nBNb0o9IiiD1GE7pAb4IPMmkklODf4NPkR0dyr0 22. Bölüm https://mega.nz/#!zQInGLYY!pt7QILp45dbziXIs03y9L6JeZ8A5n7eY5KavUWU-5l8 23. Bölüm https://mega.nz/#!HN4jBCyS!3swl7mVrsmpxltALfVRM4lbr_jY1ApcgN48EYhmTfGQ 24. Bölüm https://mega.nz/#!SdRQCYIC!t0d1glcgGp9qKPOMwXuyUBTftL9g4NjDKnLs8rOv4Vg 25. Bölüm https://mega.nz/#!WQhGhBoQ!iPCLrl8-C7cmo_SPIf9lVs0Qb25ku9n_GpDjZ91m2O4 26. Bölüm https://mega.nz/#!CJxiWIBZ!-oUFciwUswvb9h4AupfAn2crf-Ntvb3RgtsayYmy9cs 27. Bölüm https://mega.nz/#!aEggBKiQ!eYy8y1Q6gA8-bs5B5QTTUKwcPaMfHFhI4ffgHg1oFYA 28. Bölüm https://mega.nz/#!WAgimbCL!MnIT8BDGssy1SBReQa8Ww7qpLqNhjvty4KEoHENiddk
  4. NİNTOBA

    Nintoba bizzat kendi hikayemdir, resim büyük geldiği için karakterlerin resmini koyamadım, hikaye biraz uzun gelebilir 2 yıl emek verdim, okuyanlarda zevk alsın isterim, lütfen okurken kendinizi zorlamayın, kafa karıştırıcı yerlerde sakince ve sindirerek okuyun, iyi eğlenceler Hikayeye hazırlık açıklamaları NİNTOBA Güzel güneşli bir gün sabahı insanlar kendi halinde yaşıyorlardı, birden dünya sallanmaya başladı, insanlar yerden yavaşça 25 metre kadar yükseldi ve dünyadaki topraklar bir tarafa toplanıp karışmaya başladı, aynı şekilde sularda bir tarafa toplandı ve karıştı ve dünya yarısı su yarısı toprak bir hal aldı ve barut, sülfür, Petrol, virüs ve bakteri dünyadan kayboldu, su kısmına yaklaşılamıyordu çünkü su seni hızla çekirdeğe kadar çekip parçalayacak kadar fazla derinliğe ve basınca sahipti, toprak taraf ise 6 ya bölünmüştü, hepsi eşit yüzey alanına sahipti ve hepsinde bitmeyen bir su kaynağı vardı, ortada suyun yapışmadığı siyah bir kumdan oluşma ve siyah gövdeli koyu mavi yapraklı ağaçları olan yusyuvarlak bir alan ve etrafında 5 ayrı bölüm vardı, en kuzeyden saat yönü sırasıyla tamamen çölden oluşan bir bölge, sonra tamamen kayalık ve dağlık olan bir bölge, sonra ormanlık çimenlik ve akarsuların olduğu güneşli bir bölge, sonra tamamen karlarla kaplı bir bölge ve en son olarak hep fırtınalı ve rüzgârlı bir bölge vardı ve birden gökyüzünden “NİNTOBA” diye bir gürleme duyuldu, sonra da havadan 2 cm yarıçapında hiçbir şekilde kırılmayan 6 ayrı renkte top yağmaya başladı ve insanlar ışınlanarak birbirleri ile yer değiştirmeye başladılar, zenciler beyaza dönüştü, Yahudiler yok oldu, diller birleşti insanlar dinlerini, ibadet şekillerini, adlarını ve arkadaşlarını dahi unuttular, sadece bu olayla birlikte dünyaya düşen kırılamaz taş sütunlarda yazan “Sizi Allah yarattı, ondan başka ilah yoktur” yazısını biliyorlardı ve din hakkında başka fikirler düşünme yetenekleri yok olmuştu, karışan milletlerin birbirleri ile evlenmesiyle din, dil ve ırk farklılığı ortadan kaybolmuştu, biryandan da insanlar sesten dolayı nintoba olarak adlandırdıkları bu topları keşfetmeye başlamışlardı, her nintoba sarı: ışık, siyah: karanlık, mavi: su, yeşil: rüzgâr, kahverengi: toprak ve kırmızı turuncu sarı karışımı: ateş olmak üzere hızla sallandığında ya da sıkıldığında kendi elementinden oluşturuyordu ve oluşturulan elementler 15 dk içinde tekrar kayboluyordu, nintobalar kolayca eritilebiliyordu ve erimiş nintobalar çeşitli metal şeylerle birleştirilip elemental güçleri olan zırh ve kılıçlar yapılabiliyordu, aynı zamanda erimiş nintobaların bazıları birbirleri ile birleşip yeni nintobalar oluşturuyordu ve bazı yeni nintobalar sadece bir kere yapılabiliyordu, bunlara nadir nintobalar deniliyordu, çok geçmeden 6 ayrı bölgede 6 ayrı krallık kuruldu bu krallıklar en kuzeyden saat yönüne sırayla büyücü, samuray, şövalye, Viking, kılıç ustası ve ortada Ninja krallıklarıydı, nintobalarla beraber nadiren çok zeki ve çoğunlukla da farklı saç renkli insanlar doğmaya başladı, nintobaları sadece onları kabul eden sahipleri onları reddetmedikçe kullanabiliyordu, sahibi ölünce ya da nintobayı reddedince nintoba yine aynı bölgeye gökten düşüyordu, fakat bunları toplamak uzun sürdüğü için ülkeler büyücü kralına başvurdular ve nintoba enerjisini kendi krallıklarının başkentlerine yaptıkları depolara bağlamasını ve nintobanın gökyüzüne değil depoya dönmesini istediler, ama büyücü kralının kuralları vardı ilk olarak her ülke 1 milyon asker barındırabilecek ve olası bir savaş durumunda bir taraf kazanana kadar barış olmayacaktı, ikinci olarak komutan ve askerleri kendisi kadar düşman yenerse 1 kendinin 2 katı düşman yenerse 2 nintoba alacak ve askerlerin isimleri normal halktan ayrılabilsinler diye Japonca, İngilizce ya da antik dilde lakaplar olarak verilecekti, ayrıca büyücülerin hazırladığı ordu, rütbe, şehir ve savaş aletleri yapım düzenine uyulacaktı ve bütün krallıklar bunu kabul etti, artık nintobaları her seferinde tekrar toplamak zorunda kalmayacaklardı, fakat artık herkes savaşın çok yakında ve kaçınılmaz olduğunu anlamıştı Bölüm 1 şimdi gelelim asıl hikâyemize bu hikâye aşırı zeki doğan iki prensin hikâyesidir. Prenslerimiz lolard ve kirinin IQ su küçükken yapılan IQ testinde 500 ve 490 çıkmıştı, bu yüzden çok kolay ezberleyip hiçbir şekilde unutmuyorlardı, bunun üzerine babaları Ninja kralı moku, ağbi lolardı 4, küçük kardeş kiriyi de 3 yaşında sıkı bir eğitime başlattı 9 yıl boyunca matematik, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya gibi derslerin yanında ninjutsu, taijutsu, karate, kung fu, tekvando, judo, aikido, kickboks, boks, güreş ve diğer dövüş sanatlarında en üstün bir tık aşağısına kadar öğrenmiş suikast, gizlenme, kaçma, tırmanma ve iz sürme gibi askeri dersleri tam puanla geçmiş ve her gün 1 saat vücut çalışarak 9 yılda vücut dâhil her alanda muazzam seviyelere ulaşmışlardı, babaları onları ileride çıkacağına kesin emin oldukları bir dünya savaşı için hazırlamıştı ve onlar 9 yıl sonra eğitimi bitirip askerliğe başladıkları günde savaşın başlangıcıydı, her ülke diğerini gafil avlamayı düşünüyordu ama bütün krallıklar ülkelerinde savunmaya bıraktıkları 200 bin asker hariç 800 bin kişilik ordularıyla henüz yola çıkmamış Ninja ordularının bulunduğu Ninja krallığı topraklarında karşılaşınca 4800 bin kişilik dev elemental bir yıkım gerçekleşti ve bir dünya savaşı başladı, fakat bu savaşta lolard ve kiri anneleri yuki barayı kaybetmişlerdi, bunun üzerine lolard 3 gün konuşamadı, daha sonra babaları moku normal insanlar askerliğe başlarken 2 nintoba aldığı halde onlar prens olduğu için onlara 6 nintoba vererek askere başlatacağını söyledi ve onu neşelendirdi. Savaşın başlamasından bir hafta sonra Kiri: (içeri girer) lolard ağbi, çalışmaların nasıl gidiyor Lolard: (masanın üstündeki kâğıdı karalarken) hala düşünüyorum, bir nadir nintoba yapmanın bu kadar zor olacağı aklıma gelmezdi Kiri: tabi ki, elinde hiçbir veri yok ve sadece varsayımlarla bir nadir nintoba yapamazsın ki Lolard: elmas nintobası yapmak istiyorum Kiri: ama ağbi elmas nintobasının olup olmadığını bile bilmiyoruz, hem varsa başkası da yapmış olabilir ve nadir olduğu için sen yine yapamazsın, hem kimse bulmamış olsa bile hangi nintobalarla yapılacağının bilmiyorsun 52 nintoba ile 2 üzeri 52 den 4.503.599.627.370.496 farklı kombinasyon var bilinen 52 nintobayı çıkar 4.503.599.627.370.444 farklı kombinasyon var Lolard: biliyorum ama birkaç fikrim var Kiri: (masanın karşısına oturur) lütfen anlatır mısın Lolard: artık askerlere nintoba kitapçığı diye bir kitapçık dağıtılıyor, içinde nintobaların yapılışını ve çeşitli kullanımlarını yazıyor Kiri: evet bana da verdiler Lolard: bende o kitapçıktan baktım ve bak ne buldum Kiri: ne buldun Lolard: lav nintobası toprak ve ateş nintobalarının birleşimi ile oluşuyor, cam nintobası ise kum ve ateş nintobalarından oluşuyor, kömür nintobası kaya ve karanlık nintobalarından oluşuyor, kaya nintobası ise toprak ve toprak nintobasından oluşuyor Kiri: eee ne olmuş yani ben bir şey anlamadım, tamam doğru bunlarla oluşuyor ama bundan sen ne anladın Lolard: dikkat edersen fark edebilirsin, lav gerçektende toprak ve toprak türlerinin erimesi ile oluşur, erimeyi burada ateş temsil ediyor, aynı cam için kumun eritilmesi gibi nintobaların yapılışları da gerçek oluşumlarına benziyor Kiri: ama kömür nintobası kaya ve karanlıktan oluşuyor bunun mantığı ne Lolard: kömür siyah bir kaya gibi görünüyor, burada oluşumu değil görünümü benzetilmiş, kaya oluşumunda ise geriye sarma var, normalde kayaçların fiziksel ve kimyasal çözünmeleri ile toprak oluşur ama burada sanki kırık parçalar toplanıp tekrar eski haline getiriliyormuş gibi toprak ve toprak birleşip yeniden kaya oluşuyor Kiri: tamam bunu anladım, peki bunun elmas nintobası ile alakası ne Lolard: ben nintobaları bu şekilde sınıflandırdım, oluşumu benzeyenler, görünüşü benzeyenler ve geri sarma ya da birleştirme ile oluşanlar Kiri: yani Lolard: yani elmas nintobası varsa bunlardan birindedir, elmas kırılarak ya da işlenerek başka bir madene dönüşmediğine göre bence elmas nintobası oluşumu ya da görünümü benzeyenlerden olacak, oluşumu benzeyenlerden ise, elmas gerçekte kömürün aşırı basınç ve sıcaklığa maruz kalması ile oluştuğu için bana kömür, basınç için toprak, kum ya da kaya, yüksek sıcaklık için de lav ya da ateş lazım, eğer görünümü benzeyenlerden ise bana görünüşü için cam, parlaklığı için ışık, o kristal şekli için de lazer ya da ışın lazım anladın mı Kiri: lolard ağbi sen müthişsin, IQ nun benden 10 daha yüksek olması çok normal Lolard: neyse ben nintoba deposuna gidip nintobaları alacağım ve deneyeceğim, olmazsa iade edip diğer nintobaları alırım, umarım teorim doğru çıkar Kiri: kesin başaracaksın Lolard: sende benimle gelsene Kiri: yok ben nintobalarımı aldım, 6 temel nintobanın her birinden bir tane aldım, ben biraz antrenman yapacağım ve yeni nintobalarımı nasıl kullanacağım hakkında düşüneceğim Lolard: o zaman görüşürüz, ben nintobayı yapmayı başarırsam sana haber veririm Kiri: tamam, hadi görüşürüz ve ayrılırlar ertesi gün lolard koşarak kirinin yanına gelir lolard: (elindeki buz mavisi üstünde antik harflerle elmas yazan topu göstererek) buldum buldum, kiri teorim doğru çıktı elmas bir oluşumu benzeyen nintobaymış kömür, lav ve kaya nintobası gerekti, tam da 6 nintoba etti kiri: harika, nereye ekleyeceğine karar verdin mi, çünkü ben hala karar veremedim, sanırım hiç birleştirme yapmadan her zırha bir nintoba düşecek şekilde giyeceğim lolard: ben henüz karar vermedim, sanırım elde fırlatarak kullanacağım kiri: neyse ben nintobalarımı eritmeye gidiyorum, oradan çorbacıya uğrayıp halk yemekleri nasıl oluyormuş ona bakacağım, oradan da askeri üniformalarımı almak için zırh fabrikasına, sonrada nintobaları eklemek için askeri demirciye gideceğim lolard: o zaman görüşürüz, bende halkın oynadığı beysbol diye bir oyun varmış, onu denemeye gidiyorum kiri: görüşürüz ve ayrılırlar, kiri erlenlerdeki(erlen, içine karışımların konulduğu konik biçimde bir deney tüpü) erimiş nintobaları rafa koymuş çorba içerken lolard da beysbol sahasında atıcılık yapıyordur, fakat lolard arkasından yanlışlıkla beysbol topunu değil de yeni bulduğu elmas nintobasını alır ve hızla fırlatır nintoba hava da hız kazanırken vurucunun hızlı darbesiyle yön değiştirir, nintoba çok hafif olduğundan çok uzaklara kadar yol alır ve kiri tam çorbayı kafasına dikerken hızla rafa çarpar ve erimiş nintobaların çorbaya akmasına sebep olur, çorba metal türü olmadığı için nintobalar birleşmeyerek ayrı kalırlar ve kiri fark etmeden tek yudum da içer, kiri aşırı derecede sıcak olan erimiş nintobayı ancak boğazı ve midesi yanmaya başlayınca fark eder ve can havliyle yuvarlanmaya başlar, o sırada elmas nintobası raftan sekmiş üçgeni tamamlayacak şekilde tekrar lolarda yönelmiştir ve yeterli hıza ulaşan nintoba elmas üretmeye başlar, nintoba elmastan bir mızrak halinde lolarda saplanır, lolard ne kadar kaslı ve dayanıklı olsa da nintoba yarın santimlik bir kısmı dışarıda kalacak kadar derine girmiştir ve ikisi de hastaneye kaldırılır, kral moku olayı haber alıp hastaneye koşar Moku: doktor, durumları ne yaşayacaklar mı Doktor: ne yazık ki bu kadar derin yaralara karşı bir şey yapamayız, yaşama ihtimalleri sıfır Mokunun aklına bir şey gelir ve hızla saraya gider iki tane hapı masadan alır ve hastaneye geri gelir Doktor: bu nedir Moku: mucit köyü diye tarafsız bir köy var Ninja, Viking, kılıç ustası krallıklarının birleştiği yerde bir köy, nintobalar kullanılarak yapılmış çok başarılı icatları var, bu gün bana oradan bir elçi geldi, yeni ürettikleri bu hapları denememiz için getirdiğini söyledi yan etkisi her şey olabilir sakatlık, psikolojik sorunlar, bitkisel hayat, ölüm bile olabilir, ama eğer işe yararsa her tür özellikleri 2 ye katlanacak, madem ölümleri kaçınılmaz, bence denemeye değer, bu hapları serumlarına koyun Doktor: emredersiniz ekselansları haplar işe yarar ve kiri ile lolard kısa zamanda iyileşir, fakat elmas nintobası lolardla birleşmiş ve onu elmas adama dönüştürmüştür, erimiş nintobalar kirinin içinde soğuyarak midesiyle birleşmiş ve enerjisi ile karışarak kiriye vücudundan element oluşturma gücü vermiştir Bölüm 2 ertesi sabah kral moku ve kardeşi kiiro sarayda çay içiyorlardır Kiiro: lolard ve kirinin başına gelenleri duydum geçmiş olsun Moku: sağ olasın ama çok şükür hayatta kalmayı başardılar ve inanılmaz güçler kazandılar Kiiro: bence bunların hepsi onlara fazla yüklenmenden, onlara bu kadar sıkı bir eğitim vermek yerine en azından çocukluklarını yaşamalarına izin verseydin bütün bunlar olmayacaktı Moku: sen de kızın reni 3 yıllık askeri dojo eğitimine yollamadın mı Kiiro: bunu onun savaşta hayatta kalabilmesi için yaptım, biliyorsun ki askerlerin %30 u ilk 3 savaş içerisinde ölüyor ben onu bu akıbetten korumak için askeri dojoya yolladım ama bu eğitime onu 9 yaşında başlattım, yani o şuan kiri ile yaşıt olmasına rağmen çocukluğunu yaşamış ve askerliğe psikolojik olarak da hazır bir çocuk Moku: kiri ve lolard da askerliğe hazır, onlar çocukluğun eğlencesini savaş alanında yaşayacaklar, bir ufak talihsizlik oldu diye onları bu yoldan geri alamam, hem bu olay sayesinde normalden daha güçlü oldular, onları savaşta asla yenilmeyecek her şeyde usta ve çok güçlü bireyler olarak yetiştirdim, sen nasıl kızın renin ölmesini istemediğin için ona 3 yıl eğitim verdirttiysen, bende kiri ve lolardın ölmesini istemediğim için onlara 9 yıllık en ağır eğitimi verdirttim, çünkü onlar benim çocuklarım olmalarının yanı sıra birer prens ve gelecekteki dünyanın hükümdar adayları, onların yaşaması benim için ve bütün Ninja krallığı için her şeyden önemlidir, haksız mıyım Kiiro bir iç çeker ve “haklısın” der Moku: gelelim seni buraya neden çağırdığıma Kiiro: ne için çağırdın Moku: kiri ve lolarda her türlü eğitimi verdim bir şey hariç, nintoba eğitimi, ve bunu da onlara sen vereceksin Kiiro: ben mi, niye ben, ve nintoba eğitimi de ne Moku: sen nintoba ve savaş stratejileri hakkında bilgili yetenekli bir savaşçısın, senden askeri kitapçıktaki şeyleri öğretmeni istemiyorum, nintobalar nasıl oluşur nereye eklenirse ne özellik verir, gibi şeyleri zaten onlar ezbere biliyorlar, senden onlara nintoba ile savaş nasıl yapılır eğitimini vermeni istiyorum, kimin hangi ülkenin askeri olduğunu nasıl tanıyacaklarını, hangi nintobayı hangi nintoba ile yeneceklerini ve nintobalar ile nasıl savaş stratejileri oluşturacaklarını, senden onlara bunu öğretmeni istiyorum Kiiro: ama benim, askerliğe başladığı dönemde kızımın yanın da olmam lazım Moku: biliyorum, yarın kiri ve lolardla birlikte bir göreve gideceksin, sırf kiri ve lolardın yeteneklerini gör diye, çünkü sende kabul edersen kiri ve lolard ile senin kızın reni bir takım yapıp başına seni koymayı düşünüyorum, böylece nintoba eğitimini sadece kiri ve lolarda değil kızın rene de vermiş olursun, başlarında olup onlarla savaşlara katılacaksın, yaklaşık bir yıl kadar onlarla olacaksın, ta ki onlar güçlenip kendi ordularını yönetecek duruma gelinceye kadar, böylece kendi kızının güvenliğinden de emin olursun Kiiro: epeyi iyi düşünmüşsün, ben varım Moku: bu arada biliyorsun ki büyücü kralı ile olan anlaşmamız gereğince, onun hazırladığı askeri sisteme uyacağız ve seni de 1000 başı olarak göreve başlatıyorum Kiiro: cömertliğin için teşekkürler, peki bizim gibi başka guruplar da var mı Moku: sadece bir tane, yine 3 kişilik bir gurup, hepsi zengin ailelerin 4 er yıl eğitim almış zeki ve yetenekli çocukları, gerçekten gelecek vaad ediyorlar Kiiro: peki başlarında kim var Moku: doku naifu, kendine has dövüş tarzı, bizzat kendi icat ettiği süper bıçağı ve onu her saldırıdan kaçıran ayakları ile yenilmez bir savaşçı, onu da teğmen lideri yaptım, yani kendinden altta olan üsteğmen, teğmen, asteğmen, 1000 başı lideri, 1000 başı, 100 başı, 10 başı, kıdemli er ve er rütbelerinin hepsinin komutanı Kiiro: çok yetenekliymiş, o rütbeyi hak ediyor sanırım Moku: evet Kiiro: peki ben göreve ne zaman başlıyorum Moku: hemen yarın, bu gün ben bütün takım üyelerine diğer takım da dahil birbirleri ile tanışsınlar diye parkta buluşmalarını söyledim, zaten ilerde birbirlerine çok işleri düşecek gibi, hem onların önceden tanışık olması sana da kolaylık olur (çayın son yudumunu içer ve fincanı masaya koyar) Kiiro: öyle olsun (çayını bitirip fincanı masaya koyar) ikisi de ayağa kalkar Moku: hadi yarın ki işinde bol şanslar, senden büyük işler bekliyorum Kiiro: teşekkürler, ben artık gidiyim Moku: kendine iyi bak Kiiro: sende Moku: görüşürüz Kiiro: görüşürüz Kiiro saraydan çıkar ve malikânesine doğru yol alır Bölüm 3 o sırada kiri ve lolard da parka gidiyorlardır Kiri: sonunda hiç görmediğimiz kuzenimizle tanışacağız Lolard: heyecanlı mısın Kiri: evet, aynı zaman da bizim gibi bir gurup daha varmış, 4 er yıl eğitim almış çok yetenekli insanlarmış Lolard: evet, öyle diyorlar Kiri: kuzenimiz renle ilgili neler biliyorsun Lolard: sadece ismini biliyorum, bir de senle aynı yaşta Kiri: gerçekten mi Lolard: evet ama dikkatli ol, insanların aklını çelmekte bir numaraymış, seni oyuna getirmesin Kiri: lolard ağbi, bazen kiminle konuştuğunu unutuyorsun sanırım, benim gibi bilge birinin aklının çelinmesine imkân yok, ben bana zararı olacak bir şeyi asla yapmam Lolard: biliyorum ama bir numara denilince böyle işte içimde bir şey oldu Kiri: sen rahat ol ağbi sonuçta kuzenimiz ve kim bir prensin aklını çelmeye yeltenebilir ki Lolard: haklısın (karşıda parkı görür) bak işte park orada hadi gidelim Kiri: tamam Parka geldiklerinde 2 tane kız yanlarına gelir, kızıl saçlı konuşmaya başlar Ren: kiri ile lolard olmalısınız Lolard: evet ben lolard Kiri: bende kiri, peki hanginiz ren Ren: benim Lolard: (pembe saçlı kıza döner) peki sen kimsin Haru: ben diğer Ninja gurubundan, haru yajirushi Lolard: peki diğer gurup arkadaşların nerede Haru: kesin dojoda bir şeye takılmışlardır, neyse burada biraz konuşak ta, olmazsa sonra dojoya gidip sizi onlarla tanıştırırım Lolard: iyi olur, hem askeri dojo nasıl bir yer görmüş olurum Haru: bilmiyor musun Lolard: hayır ben ve kardeşim 9 yıl sarayda eğitim gördük Haru: doğru siz prenssiniz o yüzden size biraz fazla yüklenmişler Lolard: fazla mı bence bunların hepsi gerekli şeyler, sen ve arkadaşların 4 yıl eğitim aldınız değil mi, peki yaşlar kaç Haru: ben ve takım arkadaşım iruka 13 üz, diğer takım arkadaşım hari yoroi ise 12, peki siz Lolard: ben 13, kiri ile ren de 12 Ren: peki bir şey soracağım, 9 yılda hiç saray dışına çıktınız mı Kiri: hayır, ilk defa çıkıyoruz, sizlerde annemiz dışında gördüğümüz ilk karşı cinslersiniz Ren: eee nasılmış dışarısı Kiri: bence epeyi iyi Lolard: bence de Ren: kiri, senin vücudun çok pürüzsüz gözüküyor Kiri: evet, başımıza gelen kazayı duymuşsunuzdur, o olay sayesinde kazandığım yeteneklerimle saçım ve kaşım hariç bütün tüylerimin kökünden ateş çıkararak yaktım, biliyorsunuz nintoba sahibine zarar vermiyor, tüylerin çıktığı delikleri doldurdum ve pürüzsüz bir cilt Ren: delikleri doldurdum derken Kiri: tüm hücrelerimin içinde mikroskobik toprak iplikler oluşturuyorum ve onunla DNAmın içindeki nükleik asitlerin yerlerini değiştirip o hücreleri bölünerek o delikleri kapatacak şekilde programlıyorum Ren: wow, kendi DNAn ile oynamak ne güzel, öyle bir yeteneğim olsa kendimi dünyanın en güzel kızına çevirirdim Kiri: neden çirkin misin ki Ren: ne hahahaha, çok komiksin kızlar hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, neyse ben sana bir ara öğretirim Kiri: nasıl banyo yaptığımı görmek ister misiniz Haru: (şaşırır) ne nasıl yani Kiri: hayır yanlış anlamayın, bak (vücudundan buharlar çıkar) işte banyo yaptım Haru: bu nasıl banyo Kiri: derimden su üretiyorum, vücudumdaki tüm kiri alıyor, sora onu derimden 3 cm yukarı kaldırıp buharlaştırıyorum ve tertemizim, hem giysilerimi bile yıkamış oluyorum Haru: çok iyi yetenekleriniz var Lolard: evli misiniz Haru: hayır değiliz o işleri savaş bittikten sonrasına bıraktık, peki siz Kiri: normalde 12 yaşına giren herkes evlenebilir, 15 yaşında da yetişkin olur, aslında eğitimi bitirince evlenecektik, ne yazık ki savaş yüzünden ertelendi ama savaşmak da eğlenceli olacaktır eminim Haru: düğününün ertelenmesi moralini bozmadı mı kiri Kiri: hayır, zaten bunu telafi etmesi için babamdan bana cariye olarak 14-18 yaşlar arasında bir kız şövalye askeri getirmesini istedim ama zırhı ile beraber, şövalye zırhlarını severim Ren: hahahahah Haru: neden gülüyorsun Ren: (harunun kulağına eğilir) kızı zırhlarıyla beraber istemiş Haru: (renin kulağına eğilir) sen ona öğretirsin Ren: en iyi eğitim uygulamalı eğitimdir Haru: bana bak, sakın kirinin aklına garip şeyler sokma Ren: (sırıtarak) sen orasını bana bırak Haru: sen bir manyaksın Ren: teşekkürler Haru: artık dojoyu ziyarete gidelim mi, geç olmadan Lolard: olur gidelim Ren: (kiriye yandan sarılır) biz burada kalabilir miyiz, kiriye bazı özel şeyler öğretmeliyim(haruya göz kırpar) Kiri: bizi yalnız bırakabilir misin ağbi Lolard: emredersiniz kiri-sama(sama japonca efendim anlamına gelen ek) Haru: (lolardın kulağına eğilir) dikkatli ol bu kız kiriyi kibirli, sapık, sinir bozucu bir tipe dönüştürebilir Lolard: neye dönüşüp dönüşmeyeceği kirinin bileceği iş, öyle görünmeyebilir ama çok bilge bir insandır Haru: çok garip insanlarsınız Lolard: neyse, dojoyu ziyarete gidiyor muyuz Haru: evet, hadi yola koyulalım beni takip et Haru ile lolard askeri dojoya doğru ilerlerler Bölüm 4 Lolard: askeri dojoda ne gibi dersler görüyorsunuz Haru: ninjutsu, gizlenme, kaçma, suikast ve silah kullanma eğitimi Lolard: hangi silahlar Haru: hemen hemen hepsi ver, sen hangisini seçersen onun eğitimini veriyorlar Lolard: peki sen hangi silah için eğitim aldın Haru: ok ve yay bide hançer, çünkü büyücü kralının belirlediği kurallara göre ok ve yay kullananlar kılıç taşıyamazlar, en fazla bir hançer onun için yakın dövüşte iyi olmazsak kolayca ölebiliriz Lolard: demek ki çok güçlü ve yetenekli olmayanların okçu olması tehlikeli, geriye sadece çok yetenekli okçular kalıyor, çok mantıklı Haru: peki sen hangi silahın eğitimini aldın Lolard: ben ve kardeşim her silahta ustayız, her tür kılıç, mızrak, ok ve yay, kaplan pençesi(tekagi), fırlatma bıçağı, balta, kedi pençesi(shuko), bıçak ve diğer her tür savaş aletini kullanabiliriz Haru: inanılmazsınız 9 yıl boşa değilmiş desene Lolard: demiştim Haru: 9 yılda hiç boş zamanlarınız olmadı mı Lolard: oldu tabi, her cumartesi pazar sadece 1 saat vücut çalışıyoruz kalan zamanlarda serbestiz Haru: peki o boş zamanlarda neler yapıyorsunuz Lolard: çeşitli oyunlar ve yarışmalar Haru: ne gibi Lolard: bazen boş zamanlarımızda demircilik, marangozluk ve çarklı makineler yaparak geçiriyoruz, oyunlar olarak ta mesela en iyi kılıcı yapma yarışması, yaptığımız makineleri savaştırma, kale savaşı gibi oyunlar Haru: kale savaşı ne oluyor Lolard: iki tarafta kendine bir kale inşa ediyor, zırhını silahını falan yapıyor, kuşatma silahları hazırlıyor ve kalenin içine ve etrafına ölümcül tuzaklar hazırlıyor, amaç kalenin içindeki parşömeni almak Haru: bütün bunları yapmak uzun sürmüyor mu Lolard: evet, genelde bu 6 ayda falan hazırlanıyor, her hafta sonu azar azar hazırlıyoruz Haru: peki ölümcül tuzak dedin o nasıl oluyor, ölme tehlikesi yok mu Lolard: var tabi, hatta savaşlarımız bile ölümüne, kiri benden 1 yaş küçük olmasına rağmen benle hemen hemen eşit güçte, o yüzden birbirimizi hiç öldüremedik ama birbirimizi yaralamışlığımız var, aslında hep savaş hazırlığı Haru: ama ölebilirsiniz Lolard: eğer orada ölürsen, zaten savaş alanında hiç yaşayamazsın, biz bu şekilde büyüdük Haru: savaşta sizi çok merak ediyorum Lolard: bir gün sende görürsün Haru: bu arada sen geçirdiğin kazada elmas adam olmamış mıydın Lolard: evet, hala öyleyim Haru: ama normal insan gibi görünüyorsun (lolardın yanağını sıkar) hatta öylesin Lolard: cebinden kunai çıkarır(kunai Ninjaların kullandığı bir tür bıçak) yanağımı tekrar sık ve aynı zamanda koluma kunaiyi saplamaya çalış Haru: ama bir şey olmasın Lolard: sen merak etme Haru: (lolardın yanağını sıkar oldukça normal ve yumuşaktır ve kunaiyi hafifçe lolardın koluna değdirir kunai delemez, tüm gücü ile saplar ama kunai kırılır, sonra lolardın kolunu tutar ama kolu çok normal ve ettendir) nasıl Lolard: iki halim var, birincisi bu, her tür özelliğim insan gibi fakat dayanıklılığım inanılmaz derecede, ikinci halim ise (elmasa dönüşür) tamamen elmas olurum ve yemeye, nefes almaya ve hiçbir insanı şeye ihtiyacım olmaz, ayrıca ağırlığım 15 ton olur, savaşta beni bu halde kolay kolay yenemezler (tekrar normale dönüşür) anladın mı Haru: harika bir özellik Lolard: evet Haru: lolard Lolard: efendim Haru: sende babandan cariye istedin mi Lolard: hayır ben o işleri savaş sonrasına bıraktım, peki sen haru savaş olmasa evlenmeyi düşündüğün biri var mıydı Haru: sır tutmayı bilir misin Lolard: ne demek bir prense güvenmiyor musun Haru: hayır da, gene de, neyse kimseye anlatmayacaksan anlatıyorum Lolard: dinliyorum Haru: aslında evlenmeyi düşündüğüm biri vardı, hala da düşünüyorum Lolard: adı ne Haru: aslında şuan ona gidiyoruz Lolard: takım arkadaşın mı Haru: evet adı iruka, çok zeki bir çocuktur, yaptığı bir deney sonucu eline buz nintobası eklemeyi başardı Lolard: nasıl, normalde ellerinin erimesi gerekirdi Haru: sana çok zekidir demiştim, meraklandın mı onunla tanıştığında sana anlatır Lolard: gerçekten meraklandım Haru: bir de kendine has bir dövüş tekniği var alışılmadık bir teknik Lolard: bunu da meraklandırmak için mi söyledin Haru: evet, gerçekten zekisin Lolard: teşekkürler Haru: ikisinin de yukarıya doğru böyle alev gibi saçları var çok ilginç insanlar Lolard: iruka ve hari yoroinin mi Haru: evet hari de ilginç çocuktur Lolard: ne gibi Haru: nintobalarla çalışan bir icat düşünüyor, eğer yeterli nintobayı toplarsa savaş alanında fırtınalar estirir Lolard: nasıl bir icat Haru: şimdi biraz meraklan, oraya varınca hari sana anlatır Lolard: oraya varmak için sabırsızlanıyorum Haru: vardık sayılır Lolard: öyle mi şu anda görülüyor mu Haru: evet bak, şu karşıdaki 6 katlı geniş bina var ya o Lolard: hadi gidelim Haru: tamam Askeri dojoya girerler Bölüm 5 (uzun ve kafa karıştırıcı kısım, sindirerek okuyun) içerisi epeyi büyüktür Lolard: amma büyükmüş peki arkadaşların nerede Haru: onlar burada değil, burası sabah eğitim yapmak için onlar arka bahçedeki kulübedeler Lolard: kulübe mi Haru: evet kulübe, bu askeri dojoda yatılı kalanların bahçede kendilerine ait kulübeleri var her kulübede üçer kişi kalıyor, bende hari ve irukayla beraber o kulübede 4 yıl geçirdim, neyse gidelim Lolard: tamam Arka bahçeye gelirler ve eski tek katlı ahşap bir kulübeye girerler, içeride biri sarı diğeri buz mavisi alev gibi saçları olan iki çocuk vardır Haru: merhaba millet, bakın size kimi getirdim Buz mavisi saçlı çocuk döner İruka: kimi getirdin Haru: hani bizimle beraber göreve başlayacak diğer gurup vardı ya onlardan lolard İruka: lolard mı, prens lolard mı Haru: evet İruka: (hemen sağ dizini yere koyar ve sol dizini diker, sağ elini yumruk yapıp sağ dizinin yanına diker ve sol kolunu sol dizinin üstüne koyar) çok üzgünüm efendim, bilmiyordum saygısızlık ettim Lolard: tamam tamam, bu kadar resmi olmana gerek yok, bende senle yaşıtım bana lolard de yeter İruka: peki lolard-san(san japonca saygı eki) Sarı saçlı çocuk elini uzatır Hari: memnun oldum lolard-san, ben de hari yoroi Lolard: (harinin elini sıkar) memnun oldum Hari: sizin gibi bir insanın böyle bir yerde ne işi olur ki Lolard: hem diğer takımın üyeleri ile tanışmak, hem de hikâyelerinizi dinlemek için geldim Hari: hikayelerimiz derken Lolard: önce senin şu nintobalı icadını, sonrada irukanın nasıl ellerine buz nintobası eklediğini ve şu kendine has dövüş tekniğini görmek isterim Hari: tabi ne demek, benim için bir onudur Lolard: o zaman anlat Hari: (eski masanın üstünden üzerinde çizimler olan birkaç kâğıt alır) lolard-san ışık nintobalı bir ayakkabının özelliğini söyleyebilir misiniz Lolard: elbette her 2 dk da bir 0-50 metre arası bir yolu 1 saniye de gidersin ve giderken nesnelere dokunabilirsin ama yön değiştiremezsin Hari: evet doğru peki bunu 2 dk beklemeden her saniyede yapabilseydin kimse seni durdurabilir miydi Lolard: hayır böyle bir güç, yani bunu durdurabileceklerini hiç sanmıyorum peki nasıl çalışacak Hari: bu icat çivilere ve yaylara dayanıyor, bir nintobanın harekete geçmesi için ne gerekir Lolard: hızla hareket etmesi, iyice sıkılması ya da gerginlik kazandırılıp serbest bırakılması gerekir Hari: işte ben bu gerginlik kazandırma ile harekete geçirmeyi düşündüm, olay şu, 2 tabanlı bir ayakkabı düşün üstte çelik taban, altta kauçuk taban, çelik tabana 3 cm lik çivilerin 3 cm lik kısalıp uzayabilen bakır çubuklarla bağlandığını ve bu çubukların üstünde 3cm lik kalın bakır yayların olduğunu düşün Lolard: tamam Hari: işte şöyle olacak çivilerin yaylı çubuklara bağlı kısmında yarım cm lik çivilere monteli halkalar olacak ve çivinin yüzeyine tam oturacak, bu halkalara mıknatıs nintobası ekli olacak, çivilere ise ışık, ben halkalardaki mıknatıs nintobasını aktifleştirdiğimde mıknatıs bakırı çekmediği için direk ayakkabının o çelik tabanını çekmeye çalışacak, koca tabanı çekemeyeceği için kendisi ona gidecek ama çiviye monteli olduğu için aradaki kısalıp uzayabilen bakır çubuk kısalacak ve mıknatısı tabana yaklaştıracak, bu arada çubuğa sarılı yay iyice bir sıkışacak, sonra ben her bir mıknatıs nintobasını durdurduğumda yay çiviyi itecek ve gerginlikten kaynaklı olarak çivideki ışık harekete geçecek ve çivi yere değdiğinde aynı ışık ayakkabısı gibi etki gösterecek, böylece bir çivi inerken diğeri kalkacak ve durmadan bu özellik kullanılabilecek Lolard: inanılmaz da, tabanı hesaplasan 2 ye 4 ten 8 çivi olur, her biri için mıknatıs ve ışık çok fazla nintoba eder Hari: ama bana bir ışık ve bir mıknatıs yeterli olacaktır Lolard: nasıl Hari: çünkü çiviler ve üstlerine monteli halkalar, kendi aralarında bakır ipliklerle bağlı olacak, birine nintoba eklersen o bağdan hepsine eklenecek, sadece boyunun iyi ayarlanması gerekiyor, hareket halinde kopmasın koparsa eşya kırılmış gibi nintoba geri depoya döner ve gidip tekrar almak zorunda kalırım, işte böyle bir icat Lolard: tebrikler gerçekten inanılmaz bir icat yapmışsın Hari: teşekkürler, ateş ve hava elektrik eder, 3 tane toprak da çelik, birleşirlerse mıknatıs, etti 5 nintoba birde ışık 6 nintoba tam yetiyor, ben bu icadı yarın yaparım, sonra sana da gösteririm lolard-san Lolard: teşekkürler, neyse şimdi birazda iruka ile konuşalım, bu deney ve icat işleri gerçekten ilginç İruka: efendim lolard-san Lolard: öncelikle ellerinin tamamen erimesi gerekirken, nasıl oldu da ellerine bir şey olmadan buz nintobası eklemeyi başardın, onu anlat İruka: nasıl isterseniz, öncelikle ellerime hiç bir şey olmadan birleştirebilmiş değilim, zamanlamayı tam tutturamadığım için elimi biraz yaktım ama birkaç haftaya geçecek hafif yanıklardı Lolard: yani bu bir zamanlama işi mi İruka: evet 1 milisaniye daha erken davransaydım, şuan ellerim olmazdı Lolard: nasıl oluyor peki İruka: efendim yaptığım çalışmalar sonucu nintobalar ile ilgili ilginç şeyler öğrendim, bunların en ilginci ise nintoba soğumasıydı Lolard: o da nedir İruka: nintobalar erimiş halde yüksek sıcaklıkta bulunuyor, fakat bir şeye eklemek için erimiş nintoba kullanılınca önce o şeyin üzerini sarıyor, sonra sıcaklığı hızla 0 dereceye geliyor ve bir ışık gibi parlayarak nintoba ekleneceği nesnenin içine giriyor, fakat bunların hepsi 1 saniyede gerçekleşiyor, asıl iş bu nintobanın 0 derece olduğu anı yakalamak Lolard: bu neredeyse imkansız İruka: evet, benim bunu tutturmam şansıma ve daha önceki deneylerimden kalan gözlemlerime dayalıdır herhalde Lolard: peki, şimdi işi tam olarak bir anlat İruka: öncelikle bu 0 derece işi sadece nintoba bir nesneye eklenirken oluyordu ama nintoba bir şeye eklenirken, onu başka bir şeye ekleyemezdim Lolard: sen ne yaptın İruka: bize gereken bir buz, bir hedef ve bir geçit kapısı nintobası ile bir çelik eldiven, hedef nintobası sayesinde çelik eldiven ile geçit kapısı nintobasını birbirine bağladım, biliyorsunuz ki hedef nintobası bir nintobaya emir vermeye yarar ama emir değiştirilemez, emir şu “geçit kapısı nintobası, çelik eldiveni başka bir yere ışınlasın” ben hedef nintobasını aktifleştirdiğimde, oda bağlı olduğu geçit kapısı nintobası sayesinde onun bağlı olduğu çelik eldiveni başka bir yere ışınlayacaktı, bir de erimiş buz nintobamız vardı, hari o erimiş nintobayı çelik eldivenlere dökecekti fakat ben o sırada eldivenleri giyiyor olacaktım, tam nintoba birleşirken 0 derece anında ben hedef nintobasını aktifleştirecektim ve eldiven başka bir yere ışınlanacaktı, eklenecek şey ortadan kalkınca 0 derecedeki nintoba eldivenin altındaki ellerime eklenecekti ve bende zarar görmeyecektim, galiba tam 0 derce olmadan eldiveni ışınlamışız ki ellerim biraz yandı ama buna da şükür deney başarılı oldu ya Lolard: peki o kadar nintobayı nereden buldun, bakalım buz nintobası, su ve havadan oluşuyor, hadi onu yaptın diyelim geçit kapısı için karanlık ve ayna lazım, ayna için petrol ve cam, petrol için karanlık ve su, cam için kum ve ateş, kum için kaya ateş ve su, kaya için 2 tane toprak lazım, bir yığın nintoba eder, birde bunun hedef nintobası var, ateşle ışığı birleştir lazer nintobası yap, lazerle ışığı birleştir tarama nintobası yap, tarama ile lazeri birleştir hedef nintobası yap, bu kadar nintobayı bir askerin alması yıllar sürer İruka: efendim insanlar nintobalar hakkında çok az şey biliyor ve deneyleri tehlikeli olduğundan pek fazla kişi yanaşmıyor, benim böyle bir deney yapacağımı duyunca, babanız deneyden sonra buz nintobası hariç diğer nintobaları geri vereceğim şartıyla, seve seve yardım edebileceğini söyledi, çünkü insanlar nintobaların daha güçlü kullanılmasını ve ülkelerinin en güçlü olmasını istiyorlar Lolard: yani sana borç nintoba gibi bir şey verildi ve sende onları hayal kırıklığına uğratmadın İruka: evet efendim, bakın(elinden buzdan çeşitli şekiller oluşturur daha sonra onları yok edip elinde buzdan bir kılıç oluşturur ve yok eder) Lolard: gücün harbi kullanışlı, istediğin an düşmanı tek bir hareketle dondurarak öldürebilirsin İruka: evet efendim Lolard: istersen bir de senin şu dövüş tarzını görelim İruka: aslında bir dövüş tarzı olarak pek sayılmaz efendim, ben zekâma ve reflekslerime çok güvenirim o kadar Lolard: nasıl yani İruka: efendim, tehlikede iken daha iyi düşünüyorum, bunun için direk düşmanın içine en tehlikeli yerlere atlıyorum ve bir anda kendimi onları yenmiş buluyorum, atlayışımı yunusa benzettikleri için bana Japonca yunus anlamına gelen iruka ismini koydular Lolard: peki diğerlerinin isimleri İruka: (bir zırh standı göstererek) şu an zırhlı değil ama hari bu çivili zırhları giyer, zırh giyen nadir ninjalardandır, onun için ona hari yoroi yani Japonca çivili zırh adını verdiler, haru ise kendi icat ettiği yayından attığı ok, saplandığı yerde bir sakura(japonyadaki pembe yapraklı kiraz çiçeği ağacı) ve etrafında çimenlerle çiçekler oluştuğu için ona haru yajirushi yani Japonca bahar oku adını verdiler, biliyorsunuz ki asker olduğumuz anlaşılsın diye isimlerimiz Japonca ya da antik dilden olmak zorunda Lolard: biliyorum, bende küçükten beri elmaslara hayran olduğum için bana lolard, antik dilde elmas adını verdiler, şansa bakın ki ben elmas adam oldum, kardeşim ise küçükten beri iyi gizlenen, kılıç gibi delici ve kesici aletleri iyi kullanan biri olduğu için ona Japonca sis, kılıç, matkap, kesmek ve kesici alet anlamına gelen kiri ismini verdiler, diğer arkadaşımız ren ise biliyorsunuz ki antik dilde sevimli demek, yakın zamanda onlarla da tanışırsınız zaten, bu arada iruka, bir gün seni dövüşürken görmek isterim İruka: umarım bir gün görürsünüz Lolard: haru, bana hiç yayından bahsetmemiştin Haru: kendimi övmeyi pek sevmem de Lolard: olsun, sen anlat Haru: yayım üç bölümden oluşuyor, bir tuttuğumuz kısım, ona hedef nintobası ekli ve ikinci kısım yayın gerildiği esnek kısmı, ona çimen nintobası ekli ve üçüncü esnek kısmı saran dayanıklı kısım, ona ağaç nintobası ekli bunlar hedef nintobası ile birbirlerine bağlı ve ben bir ok atınca gerginlikten kaynaklanan enerji sayesinde nintobalar oku efsunluyor, bu sayede okun atıldığı yerde bir sakura ve etrafında düşmanların ayaklarını sarıp yakalayan çiçekler ve çimenler oluşuyor, ağacın sakura olması çimlerin arasında çiçeklerinde olmasını falan hep hedef nintobası sağlıyor, biliyorsunuz ki hedef nintobası bazı nintobaları değiştirebiliyor ağaç nintobasında ağacın türünü seçmek kavak, sakura, çam gibi, kaya nintobasında kayanın türünü seçmek ametist, obsidyen, mermer gibi, çelik nintobasında metal türünü seçmek civa, galyum, magnezyum gibi, birde hedef ile beraber tarama nintobası varsa bunların arasında istediğin gibi seçimini değiştirebiliyorsun, önce magnezyumla saldırır, sonra civaya çevirirsin mesela Lolard: çok ilginç şeyler bunlar Haru: icadımın patentini aldım ben Hari: ben de Lolard: patent tam olarak ne oluyor Haru: büyücü kralı 24 ayar bir külçe altın karşılığında sana bir patent parşömeni verir, buna icadının çizimini kullanılan nintobaların enerjisinden bir parça ve birkaç damla kanını koyuyorsun ve o da onu mühürlüyor ve geri alıp saklıyor, sonra sadece sen ve senin izin verdiklerin bu icadı yapabiliyor, mesela ben bunun patentini aldım artık kimse böyle bir yay yapıp ona nintoba ekleyemez, hatta bu şekilde yapıp farklı nintobalar da ekleyemez, ayrıca bir kılıç falan yapıp onda ağaç ve çimen kombinasyonunu kullanamaz, hem şeklin, hem nintoba kombinasyonunun, hem de icadının patentini almış oluyorsun Lolard: ya birisi yapmaya kalkarsa Haru: nintobalar birleşmiyor, zamanında nintobaları sahibi onu reddedince, eklendiği eşya kırılınca ya da sahibi ölünce göğe değil depoya ışınlanması için enerjisini bağlayan büyücü kralı, bu şekilde nintobaları insanlara da bağlayabiliyor Lolard: peki büyücü kralı neden bütün nintobaları kendi deposuna ışınlamıyor Haru: büyücü kralı dünyada görebileceğin en adaletli ve şefkatli insandır, asla hileye ve eşitsizliğe başvurmaz, o bu savaşta en iyinin kazanıp dünyayı en iyi insanın yönetmesini istiyor Lolard: inanılmaz peki kimmiş bu büyücü kralı Haru: Büyücü azizi kin-sama(sama japonca efendim anlamına gelen ek) nadir bir nintoba olan altın nintobasını bulduğu ve kullandığı için ona kin Japonca altın adını vermişler Lolard: patent alırken büyücü kralını gördün mü Haru: evet, böyle oyulmuş mermerler ve süslü granitlerden oluşma devasa bir sarayı vardı, diğer büyücülerden farklı olarak, krallık işareti vardı, her bir kulağını üstünde küçük ve her bir kürek kemiğinde büyük altından kanatları vardı, bu kanatlar sayesinde büyücülerin enerjisini keserek onları öldürebilir bu yüzden kimse büyücü kralına isyan edemez, zaten öyle bir krala isyan etmezler, kralın altın işlemeli desenleri olan, beyaz ipekten giysiler giyen, altından vücuda sahip hizmetçileri vardı, o kadar ihtişamlıydı ki Lolard: inanılmaz, ileride onunla tanışmayı çok isterim Haru: eğer yüksek rütbelere gelirsen belki savaşta karşılaşırsın Lolard: evet, umarım Haru: bu icatlar ve vücuduna nintoba eklenmiş insanlar az değil, hepside yüksek rütbelerde, zamanla onları da görürsün Lolard: sabırsızlanıyorum(pencereden dışarı bakar) vakit geç oluyor, ben yavaştan eve gideyim artık, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum Haru: yolu kendi başına bulabilir misin Lolard: evet her şey için teşekkürler Lolard dışarı çıkar ve askeri dojoyu arkasında bırakarak saraya doğru yürümeye başlar Bölüm 6 ertesi gün kiri ve lolard ilk görevleri için amcaları kiiro ile buluşmaya giderler, kiiro onları görünce yüzünde şaşkın bir gülümseme belirir Kiiro: kiri, lolard, bunlar siz misiniz, çok büyümüşsünüz Lolard: siz amcamız kiiro olmalısınız Kiiro: evet ama yani sizi en son gördüğümde 3 ve 4 yaşlarındaydınız, koskoca 9 yıl geçmiş, neyse bugün sizi bir eğitim görevine çıkaracağım, eğer sizi yeterince başarılı bulursam kızım ren ile gurup olmanızı ve size ders vererek kaptanınız olmayı kabul edeceğim ama sakın eğitim diye kolay bir görev beklemeyin, sadece üçümüz olacağız, yapabilirsiniz değil mi Kiri: sorun değil amca, sen bize görev ne onu söyle Kiiro: 10 kişi Kiri: ne Kiiro: 10 kişi başkente sızmış ve hedeflerinde nintoba deposunun olduğunu düşünüyoruz Lolard: neden Kiiro: çünkü bir ülkenin nintoba deposuna sızmak demek o ülkeden çuvallarca nintoba çalmak demektir Lolard: çuvallarca mı Kiiro: evet, sonuçta diğer ülkelerden çaldığın bir nintobayı da pekâlâ kullanabilirsin, onun için onları kesinlikle durdurmalıyız Lolard: hangi ülkeden olduklarını biliyor muyuz Kiiro: elimizdeki istihbaratlara göre kılıç ustası krallığındanlar Kiri: sizce depoya sızabilirler mi Kiiro: biraz zor, karşımızdakilerin ustalığına bağlı, çünkü hiçbir zaman nintoba deposu gibi önemli bir yer savunmasız değildir Kiri: peki depoyu ne koruyor Kiiro: depoyu daha önce görmüşsünüzdür dev bir ağaçtan, tek parça, yontma dev gibi bir bina, bu bina kendisine değen her tür kötü şeyin enerjisini emer, gerek insan olsun gerek kılıç olsun hatta kılıç yoluyla insanın enerjisini bile emer, 2 dk da insan bayılır ve ona değen 3 dakika ölüm demektir Kiri: peki, nasıl böyle güçlü bir savunma mekanizması yapıldı Kiiro: babanız yaptı Lolard: babamız mı Kiiro: evet biliyorsunuz ki babanız ağaç nintobası kullanan birisi ve en güçlü ağaç kullanıcılarından olduğu için zaten adı moku(moku Japonca odun) Lolard: tamam ama ağaç nintobası böyle bir şey yapamaz ki Kiiro: uzun ve farklı bir hikâye, bunu eve gidince babanızdan dinlersiniz, şimdi biz kendi işimize bakalım Lolard: tamam, peki şimdi depoya mı gidiyoruz Kiiro: evet, kılıç ustaları oraya tahminen 2 saat içerisinde varacak, onlardan önce gidip ağaçların arasında pusu kuracağız Lolard: tamam, o zaman yola çıkalım Kiiro: hadi Depoya giderler ve pusu kurarlar, o sırada kapüşonlu pelerinler giymiş 10 kişi deponun önüne gelir, her biri çifter katana taşımaktadır Kiiro: (saklandığı yerden kiriye fısıldar) bunlar onlar Kiri: (fısıldayarak) tamam, harekete geçelim mi Kiiro: (başını sallayarak onaylar) evet Kiri, lolard ve kiiro birden ortaya çıkarlar ve 10 kılıç ustası rahat dövüşmek için pelerinlerini çıkartır, sonra kiri, lolard ve kiiroya saldırırlar, kiri ve lolard yumruklarıyla kiiro ise katanasıyla saldırır Lolard: (tek yumrukta bir tanesinin kafasını parçalar) biri gitti Kiri: (ayaklarından ışık çıkararak hızla birinin yanına gider ve elinden ateşler çıkararak yumruklarını sallamaya başlar, adam dirense de kısa sürede kılıcının, kaburgalarının ve kolunun kırılması ile yere serilir ve kiri son darbeyi kafaya geçirir) biri daha gitti Kiiro: (ışık ekli kılıcı ve eldiveni sayesinde 4 kat hızlı kullandığı kılıcıyla ard arda saldırılar yapıyordur, ne yazık ki karşısındakinin de aynen kılıçları ve eldivenleri ışık eklidir ve kılıç kullanmakta usta olan kılıç ustası iki katanası ile hem savunma hem de karşı saldırı yapmakta ve kiiroyu köşeye sıkıştırmaktadır) olamaz Lolard: (kiiroyu zorlayan adamın zırhını tek darbede parçalar, ikinci darbe kılıçları kırar ve üçüncü darbe final olmuştur) merak etme amca bizi durduramazlar Kiiro: (soluk soluğa) teşekkür ederim o sırada bir kılıç ustası katanalarının kabzasının sonundaki yuvarlak ve hilal şekillerinin birleştirerek katanalarını iki tarafı kesen bir bir mızrağa çevirir ve ortadaki iki kabzadan tutarak döndürmeye başlar kılıç ustası: savunma formu 1 sanzen sekai(sanzen sekai Japonca üç bin dünya) kılıçlar o kadar hızlı çevriliyordur ki kılıcı çevirenin gözükmesine bile izin vermiyorlardır kiri: (vücudunu kat kat toprak ile güçlendirip dönen kılıçlara doğru atlar ve bir yumruk savurur, kılıçlar kısa sürede toprak tabakayı, Ninjaların askeri üniforması olan kemerli deri ceketi ve birkaç tabaka deriyi parçalar ve kesik kesik eder fakat buna aldırmayan kiri hızlı yumruklarla kılıçları çatlatır ve kırar sonrada adamı öldürür) bu garip tekniklerde ne kiiro: (başka bir kılıç ustasıyla savaşırken) bunlar kılıç ustalarına özel teknikler, onlardan iyi kılıç kullanan yoktur, bu yüzden adları kılıç ustası lolard bir kılıç ustasının üstüne yürür kılıç ustası: savunma formu 2 kurosu sekushon(kurosu sekushon Japonca çapraz bölüm)(sağ eliyle sol katanasını sol eliyle de sağ katanasını tutar, tam lolard yaklaşırken, soldaki katanayı sağa, sağdaki katanayı sola doğru çekerek kınından çıkarır ve bir hamlede katanaları elinde bir kez çevirip sağdaki katanayı sağa, soldaki katanayı sola, tekrar kınına sokar ve böylece lolardın vücudunda sağ omuzdan sol leğen kemiğine, sol omuzdan sağ leğen kemiğine doğru bir çarpı ve omuz başlarından koltuk altlarına kadar da dik çizgiler oluşur ama lolard elmastan olduğu için etkilenmez) lolard: (bir yumrukta adamı indirir) normal insan olsaydım kollarım kopmuş, vücudum 4 parça olmuştu bunlar çok tehlikeli teknikler o sırada 2 tane kılıç ustası deponun bir duvarının karşısına geçmiş katanalarını sol omzunun üstünde, uç kısmı sağ omzuna doğru olacak şekilde tutuyorlardır kılıç ustaları: saldırı formu 1 kaze dama (kaze dama Japonca rüzgâr güllesi)(katanaları döndüre döndüre ellerini sırta doğru indirir, oradan sağ omuza doğru ve en son başlarının üstünde kılıçları son kez çevirip başlarından ileriye doğru iki kılıcıda hızla indirirler, iki kılıç ustası da bu sayede rüzgârların durmadan daireler çizdiği bir küre oluşturur ve depoya fırlatırlar, deponun duvarı çatlar ve bir kez daha kaze dama fırlatılınca deponun duvarında insan kadar bir delik oluşur) lolard: ( bir tanesine bir tekme atar adamın kılıçlar kırılınca da ikinci tekmeyi sallar ve öldürür) inanamıyorum, kılıçlarla uzak dövüş yaptılar, hem de bir mancınık kadar güçlü kiri: (ağzından hava ile ateşi destekleyip daha güçlü olarak bir ateş olarak üfler ve bir tanesini yakarak öldürür) rüzgârı top haline getiren bir teknik, bu adamlar gerçekten çok ilginç bir de bakarlar ki aralarında kılıç ustası komutanının da olduğu kalan son üçlü, iki tane çuvalla kaçıyorlardır kiiro: (biz diğerleri ile ilgilenirken depoya sızmışlar diye düşündü ve onlara doğru hızla koşmaya başladı) kaçamazsınız o sırada kirinin gözüne bir şey takılır kiri: (hızla koşar ve amcasına omuz atarak onu yere düşürür, daha sonra tüm gücüyle çuvala ateş üfler, çuvallar bir anda patlar ve onları taşıyanlar yok olur, komutanları ise son anda kaçmıştır) bunlar nintoba değil, barut nintobası ekli eldivenlerle barutlaştırılmış topraklar kiiro: (şaşkın bakışlarla soluk soluğa)teşekkürler, eğer yanlarına gitseydim kesin ölmüştüm lolard: iyi fark ettin kiri, demek ki çuvallar aslında patlayıcı tuzaklarmış kiiro: her neyse de, komutanları ortada yok herkes bir anda şaşırır, gerçektende komutan ortada yoktur, ilk akla gelen yer olarak depodaki deliğe yönelirler, komutan bir çuvala nintoba dolduruyordur, hemen üzerine atılırlar kiiro: (bir kılıç darbesiyle komutanı ikiye böler) işte birde bakarlar ki ne çuval nede komutan ortada yoktur, yerde sadece parçalara ayrılmış kayalar kiiro: (şaşkın bir halde) ne kiri:ışınlandı ve yerine kayadan kopyasını mı bıraktı lolard: kask, zırh, eldiven ve ayakkabıya aynı nintobalar ekliyse toprakta topraktan, kayada kaydan, çelikte de çelikten heykellerini oluşturabilirsin, demek ki bu adam kaya nintobası eklemiş bu dördüne de kiiro: (endişeli ve sinirli bir şekilde) asıl sorun, heykel buradayken kendisi nereye gitti o sırada komutan kirinin arkasından çıkar ve bir tekmede kiriyi fırlatır ama kiri üstün teknik bilgisi sayesinde, yere düşecekken elleriyle yere tutunur ve taklalar atarak düşmekten kurtulur, komutan hemen yanındaki lolarda ard arda kılıçlarının geçirir ama lolarda işlemez, bunu gören komutan şaşkınlıktan donakalır lolard: (daha ne olduğunu anlamasına müsaade etmeden tek yumrukta işi bitirir ama bakar ki vurduğu yerde sadece parçalanmış kayalar vardır) yine mi ama nasıl komutan başka bir yerden çıkar murasaki: tekniğimi çözmeden beni, kılıç ustası murasaki(Japonca mor ve menekşe) yi yenemezsiniz ve inanın bu ismi daha çok duyacaksınız kiri: o zaman sende beni yani kiriyi ve ağbim lolardı unutma, çünkü buradan kurtulabilirsen isimlerimizi çok duyacaksın birde bakarlar ki karşılarında kayadan bir heykel vardır lolard: ne ara yok oldu, hiç bir şey göremedim murasaki arkasından çıkar ve ard arda katanalarını lolarda sallar ama katanalar lolardı etki etmiyor sadece çizik atıyordur murasaki: katanalarım ballastandır(ballas elmas kesmeye yarayan, sanayide kullanılan 3 sanayi elmasından biri) seni neden kesemiyorlar lolard: (elmasa dönüşür) çünkü ben aslında elmastanım ve senin ballas katanalarının gücü bu kadar büyük bir elması kesmeye yetmez murasaki: o zaman siz ikiniz, söz konusu kazayı yaşayan prensler olmalısınız lolard: (bir darbe indirir ve bir katanayı çatlatır) evet murasaki: haklısınız, gerçektende isimlerinizi ileride çok duyacağım galiba lolard: (bir darbe daha indirir ve diğer katanayı da çatlatır) bunda da haklısın murasaki: bu kılıçlar kolay yapılmıyor, en iyisi kırılmadan ben kaçayım lolard: (bir darbe indirir ve bakar ki kırılmış taş parçaları) ne ara kiri: (aklına bir şey gelir) bir dakika(ayakkabılarını toprakla kaplar) toprak ayakkabısı bastığın yerlerde kendi boyuna göre delikler açar ve yerin altında çok hızlı bir şekilde hareket edersin(yerin altına girer) ileride murasaki yerden fırlar ve düşer, altından kiri çıkar kiri: ne yaptığını anladım, hızla yerin altına girerken yerine kayadan kopyanı bırakıyorsun ve o düşmesin diye açtığın deliği kaya ekli eldivenlerle oluşturduğun kaya ile tekrar kapatıyorsun, o kadar hızlı yapıyorsun ki biz göremiyoruz murasaki: tebrikler ama tekniğimi bilmen, beni yeneceğin anlamına gelmez kiri: (bir tekme atar) ama eskisinden daha fazla şansım var demektir murasaki: o zaman kim daha hızlı görelim(yerin altına girer) kiri: öyle olsun(yerin altına girer) kiri yer altındaki tünellerde murasakiyi kovalarken, bir anda tünelin iki yanından iki kılıç ustası çıkar ve katanalarını kiri ye saplar, sonrada murasakiyle beraber hızla kaçarlar kiri: (tekrar yüzeye çıkar ve kendini yere atar) ilk başta çuval taşıyan ikili ölmemişler, yer altına girip tuzak kurmuşlar, murasakiyi kovalarken bana katanalarını sapladılar (yaranın olduğu yerlerde kesilen damarları topraktan sahte damar parçaları kullanarak tamir eder ve diğer yerleri de toprakla kapatır) kanamayı durdurdum kiiro: artık geri dönelim o zaman lolard: peki, depodaki yarık ne olacak kiiro: dönünce babanıza söylerim, tamir eder kiri: (soluk soluğa) peki görev, başarısız mı olduk kiiro: hayır, görev başarılı kiri: ama yarım çuval nintoba çalındı kiiro: ama 10 çuval alamadılar, ayrıca sadece üçü kurtuldu kiri: demek öyle kiiro: hem benim hayatımı az kurtarmadınız, doğrusu görevin bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştim lolard: öyleyse dönelim kiiro: ama önce(depoyu işaret eder) lolard: ne kiiro: her başarılı görev 1 yeni nintoba lolard: ama ben bu haldeyken, sanırım başka nintobaya ihtiyacım yok kiiro: zaten öyle, bazı askerler çok güçlenirse ya da nintoba ekleyecek yeri kalmazsa, diğerlerine de kalsın diye ona nintoba verilmesi durdurulur lolard: anladım kiiro: ama burada asıl kahramanımız kiri kiri: ben mi kiiro: evet beni patlamadan kurtarman, murasakinin tekniğini çözmen ve görev için canını tehlikeye atman bunların hepsi büyük kahramanlıklar, bunun için sen 2 nintobayı hak ediyorsun kiri: gerçekten mi kiiro: evet sence de hak etmedi mi lolard lolard: evet bence de hak etti kiiro: o zaman buyur kiri kiri: (yarıktan 2 tane toprak nintobası alır) teşekkürler amca kiiro: sorun değil, hadi eve dönelim, gücünüzü tekrar toplayınca kızımla beraber ilk görevinize çıkarsınız, size kaptanlık etmekten gurur duyarım birlikte eve dönerler Bölüm 7 lolard: biz geldik baba moku: hoş geldiniz, görev nasıl geçti lolard: epeyi bir zorlandık açıkçası ama çok kez de amcamızın hayatını kurtardık, ne yazık ki yarım çuval nintoba çalındı moku: can sağ olsun lolard: ama kiri sayesinde kazanmayı başardık, yeteneğiyle adamın tekniğini çözüp bizi kurtardı, bu yüzden amcam ona 2 nintoba verdi moku: aferin kiri, böyle giderse epeyi güçlü insanlar olacaksınız kiri: teşekkürler baba, o değil de sen şu deponun sırrını bize anlatsana moku: pekâlâ, madem merak ediyorsunuz anlatayım, öncelikle o bina hedef ve ağaç nintobası sayesinde tasarlanıp yapılmış bir bina, bu yüzden tek parça yontma bir bina, normalde o kadar büyük bina tek parça yontma yapılamazdı kiri: anladıkta, bunun o müthiş savunmayla alakası ne, sen binanın nasıl yapıldığını anlatıyorsun moku: tamam şimdi oraya geliyorum, yapılışını anlatmamın sebebi, bu savunmanın her şeye eklenebileceğini anlatmak içindi, gördüğünüz gibi yapılışta bir şey yok savunma sonradan ekleniyor kiri: peki nasıl ekleniyor moku: işte zurnanın zart dediği yer burası, bu dünyada güçler sadece nintobalarla sınırlı değil kiri: gerçekten mi moku: evet, nintobanın yağdığı günün gecesi bazı maddesel kırılmalar oldu ve bazı insanlar aynı lolard gibi nintobalarla birleşti, bazıları yaşlandı ve bazıları da öldü kiri: bunlardan hiç haberim yoktu moku: ama sadece bu olmadı, bazı insanlarda uyandıklarında farklı güçleri olan antik kılıçlarla, bazıları ise benim gibi limerlerle uyandılar kiri: limerler nedir moku: (omzunun üstünde ortasında parlak mücevherimsi bir şey olan ve ondan uzanan 4 tane metal kolu olan, yaklaşık 20 cm lik makinemsi bir şey oluşur) limerler bunlardır, uyandığımda yanımdaydı istediğim zaman görünmez olabiliyor ve özel güçleri olan bir makine, eğer sahibi isterse başka birinin olabiliyor ve güçleri de değişiyor, benim limerimin gücü bir şeye özellik eklemek örneğin enerji emme, yanmama, görünmez olma türü lolard: inanılmaz, sen çok güçlüymüşsün baba, ben senin sadece ağaç nintobası kullanan bir Ninja olduğunu sanıyordum moku: eğer öyle olsaydım, ülkemizin kurucusu büyük eternal chikara( Japonca sonsuz güç)-sama kendisinden sonra hükmetmesi için neden beni seçsin lolard: baba, bize eternal chikarayı anlatsana, nasıl bir gücü vardı moku: o, nadir nintobaların arasından beklide en güçlüsünün sahibiydi, berimer nintobası lolard: berimer mi moku: evet, bu nintobayı yaparken her temel nintobanın 3. halini kullandı, biliyorsunuz ki her temel nintobanın kendisi ile birleşerek oluşturduğu 3 hali var toprak, kaya, çelik; ateş, alev, yangın; su, dalga, okyanus; hava, rüzgâr, fırtına; karanlık, gece, gölge; ışık, güneş ışığı, kozmik güç, işte bunların hepsinin 3. Halini birleştirip berimer nintobasını yaptı, size söylediğim o maddesel kırılmalar esnasında, berimer nintobası ile birleşti henüz 10 yaşındaydı lolard: 10 mu moku: evet, berimer nintobasının oluşturduğu şey, berimer denilen saydam cam gibi bir maddeydi, nintobalarla beraber dünyaya gelmiş yeni bir elementti ve sadece bu nintoba onu üretebiliyordu, işin ilginç tarafı, berimere hiçbir şey çizik dahi atamıyordu, şuan dünyanın en kesici ve dayanıklı şeyleri olan ballas, obsidyen gibi maddeler, hatta mancınık gülleleri bile ona zarar veremiyordu, ama o her şeyi hiç zorlanmadan kesebiliyordu, bu nintobayla birleşince eternal chikara-sama hiç zarar almayan ama her şeyi yok edebilen, 100 tonluk ağırlığı bile kolayca kaldırabilen bir adama dönüştü, Ninja krallığını kurdu ülkenin işleyişini, askeri sistemini ve yasalarını oluşturdu, askeri dojolar ve kraliyet demircileri yaptırdı, askeri eşyaların yapıldığı fabrikayı hazırlattı ve diğer krallarla beraber büyücü kralı kin ile anlaşma yapıp nintobaları depoya topladı, hatta depoyu yapma görevini bana verdi ve eklediğim özellikleri görünce beni kendisinden sonraki hükümdar seçti ve 100 yaşında öldü lolard: 100 mü ama nintobalar yağalı sadece 13 sene oldu moku: bu, berimer nintobasının lanetiydi, yaşadığı her gün hayatından 3 yıla bedeldi ve 1 ay içinde 90 yıl yaşlanıp 100 yaşında öldü, eğer yaşasaydı Ninja krallığı kesin savaşı kazanmıştı lolard: sahibi ölünce nadir nintoba tekrar yapılamıyor mu moku: ne yazık ki hayır lolard: olsun, sonuçta geriye güçlü bir ülke bırakmış moku: evet, bizim görevimiz bu ülkeyi daha da güçlendirmek lolard: bunun içinde çok çalışmalıyız moku: evet lolard: neyse, anlattığın için teşekkürler baba, ben odama çıkıyorum moku: iyi dinlenmeler lolard lolard: teşekkürler, hadi kiri birazdan yatma vakti gelecek kiri: tamam, geliyorum yukarı odalarına çıkarlar lolard: kiri, aldığın o iki toprak nintobasını ne yapacaksın kiri: bende tam onu söyleyecektim ağbi, şuradaki raftan benim erlenlerimi versene(erlen, içine karışımların konulduğu konik biçimde bir deney tüpü) lolard: (uzanır ve 3 tane erleni alıp kiriye verir) birleştirip kaya mı yapacaksın kiri: doğru bildin, ağbi bide orada benim ispirto ocağım vardı lolard: (rafın köşesinden ispirto ocağını alır ve kiriye verir) buldum işte burada kiri: (ispirto ocağını yakar ve üzerine 1 erleni koyup içine 1. toprak nintobasını atar, 1-2 dk içinde nintoba erir, sonra erimiş nintoba dolu erleni masanın üstüne koyar ve diğer erleni ispirto ocağının üstüne koyar, sonra da içine diğer toprak nintobasını atar, o da 1-2 dk ya erir ve onu da masaya koyar, sonra içi erimiş nintoba dolu iki erleni alır ve içindeki erimiş nintobaları boş erlene boşaltır, erimiş nintobalardan bir ışık çıkar ve erlenin içinde kaya nintobası oluşur, sonrada kaya nintobasının olduğu erleni ispirto ocağına koyar ve onu da eritir, sonrada erimiş kaya nintobası dolu erlenin tıpasını tıkayıp erleni rafa kaldırır ve ispirto ocağını söndürür) işte oldu lolard: kaya nintobasını niye erittin kiri: bir fikrim var, bunun için yanımda erimiş kaya nintobası olması lazım, daha sonra eritmeye uğraşmayayım diye şimdi erittim ama önce yarın sabah kraliyet doktoruna gitmem lazım lolard: kraliyet doktoru mu neden kiri: yarın sabah benimle beraber gel, sende öğrenirsin lolard: tamam bende geleceğim, şimdi yatalım da kiri: tamam yataklarına girerler Bölüm 8 ertesi gün kahvaltıdan sonra kiri: baba ağbimle ben kraliyet doktoruna gidiyoruz bir fikrim varda doktora danışmam lazım moku: tamam akşam bana da anlatırsınız olur mu kiri: tamam baba kraliyet doktoruna giderler doktor: kiri-sama, lolard-sama bir sorun mu var, neden buradasınız kiri: sorun yok doktor sadece midemi inceletmeye geldim doktor: midenizi mi kiri: evet midemi midemin tam olarak ne durumda olduğunu öğrenmem gerek doktor: nasıl isterseniz bir bakalım (üzerinde bir dev bir göz olan demir çubuğun yanına gelir ve elini şıklatır göz birden açılır ve gözden çıkan ışınlar kiriyi taramaya başlar sonra doktorun gözleri bir anlığına parlar) ağzınızın içi, yemek borunuzun içi ve midenizin iç duvarı berimerle sıvanmış, bütün nintobaların enerjisi orada toplanmış ve vücuttaki enerjinin merkezi olan mideden vücuda yayılıyor kiri: berimerle mi sıvanmış hani şu hiçbir şeyin zarar veremediği berimerle mi doktor: evet ve aynı nintoba gibi enerji üretiyor, zaten araştırma sonuçlarına göre nintobalar elemental enerji üreten kaynakların berimerden toplara hapsedilmesi ile oluşmuş şeyler, onun için hiç kimse nintobaya zarar veremiyor kiri: yani şuan asit içsem bana hiçbir şey olmaz mı doktor: evet efendim olmaz kiri: bende bunu istiyordum doktor: bir planınız mı var efendim kiri: evet gücüme güç katacağım(erlenin tıpasını çıkarır ve erimiş kaya nintobasını içer) lolard: inanılmazsın kiri bu gerçekten işe yarayabilir kiri: (ellerini kayadan eldivenlerle kaplar) işte bu demek ki her bir nintobanın gücüne ayrı ayrı kavuşabilirim doktor: evet ama önce onu oluşturan nintobaları içmelisiniz ki onu kullanabilesiniz, yani kaya ve toprak nintobanız olduğu için ilerde çelik nintobasını içip çeliği de kullanabilirsiniz kiri: teşekkürler doktor ve sana da garip gözlü alet, ağbi ben babamın yanına gidiyorum lolard: sen git ben biraz doktorla konuşmak istiyorum kiri: tamam(koşarak dışarı çıkar ve saraya gider) lolard: doktor bu alet nasıl çalışıyor doktor: bu aslında basit bir makinedir sadece tarama nintobası, hedef nintobası, ceset nintobası, iskelet nintobası, kemik nintobası, kan nintobası ve ışın nintobası ile çalışıyor lolard: gerçekten çok basitmiş doktor: tarama nintobası ile hasta taranıyor ve bilgiler doktora aktarılıyor gerekirse hedef nintobası ile bölge belirleniyor kan nintobası ile kan durduruluyor bazen de hastaya kan veriliyor sonra eksik yada kırık bir şey varsa ışın nintobası ile buharlaştırılıyor ve yerine kemik, iskelet yada ceset nintobası sayesinde yeni parçalar takılıyor ayrıca bu nintobalar hala yaşayan şeyler üretiyor, yani ceset nintobası ile yapıp hastaya naklettiğiniz bir böbreğin aslından hiçbir farkı olmuyor ve tek gereken hastanın her an o karaciğere biraz enerji vermesi oluyor, bu yüzden hasta daha hızlı yoruluyor, bu işlemin çok tekrarlanması hastayı yorgunluktan yatalak hale getirebilir, bundan dolayı çok büyük parçaları tekrar oluşturmak yerine nintoba ile çalışan robotlarını takıyoruz sadece hastanın biraz fazla nintoba vermesi gerekiyor, zaten bu hastanelere sadece askerler gelebilir buralar onlar için kurulmuştur lolard: ama bu hastanelere fazla nintoba gitmiyor mu doktor: ama zaten ülkedeki nintobalararın %20 si ülkedeki ışıklandırma, su tesisatı, silah ve zırh fabrikaları, demirciler ve hastaneler için ayrılmıştır normalde her askere 10 nintoba düşerken bu yüzden 8 nintoba düşüyor lolard: peki neden herkese 8 nintoba vermiyorlar da savaş kazanana 1 tane veriyorlar doktor: çünkü bazı insanlar çok yetenekli ve fazla nintoba ile çok daha güçlü olacaklardır aynı kardeşiniz gibi ama herkese 8 nintoba verseniz yeteneklileri kısıtlamış olacaksınız ve ülkeyi kalkındırıp zafere götürecek kişilerde zaten o yetenekli ve rütbeli insanlardır lolard: teşekkürler doktor, gerçekten çok bilgilisiniz izninizle şimdi saraya dönmem lazım doktor: ne demek efendim, ne zaman isterseniz gelebilirsiniz lolard saraya doğru yol alır o sırada sarayda kiri: baba, artık her savaşta biriktirdiklerimle yeni nintobalar yapıp kendime ekleyeceğim ve çok güçlü olacağım moku: böyle inanılmaz bir gücün olduğu için şükretmelisin, herkese nasip olmaz böyle bir yetenek kiri: haklısın baba, ağbim de bende gerçekten çok şanslıyız moku: evet, bu arada yarın yeni bir görev için yola çıkıyorsunuz bu sefer yanınızda ren de var o sırada içeriye lolard girer lolard: ren mi, ne olmuş rene kiri: hiç, sadece yarınki görevde bizimle olacakmış, onu söylüyordu babam lolard: ha o mu, neyse ben antrenman yapmaya gidiyorum, kiri geliyor musun kiri: evet geliyorum, yarın için hazır olmalıyız moku: iyi öyleyse, siz gidin ben sizi yemek vakti çağırırım kiri: tamam baba lolard: hadi gidelim birlikte antrenman sahasına doğru giderler antrenmandan sonra gece olmuştur ve yemek yiyip yataklarına uzanırlar kiri: ağbi, acaba biz bir çizgi film, anime veya romanın baş kahramanı olsaydık nasıl olurdu lolard: çok farklı olurdu kiri: neden ki lolard: normalde bir başkahraman sıradan olur, halkın içinden olur ve salaklıkla eziklik arasında gidip gelir, sonra gökten zembille bir güç gelir, şansa da bunu bulur, bu da gücü alınca süper kahraman olur herkese yardım eder ve iyilik timsali olur, en sonda da bu çocuk sevdiği kızın kalbini kazanır ve mutlu son, bu bizde asla olamayacak bir şey kiri: bence bizim gibi biri de başkahraman olabilir sonuçta zekiyiz, bilgiliyiz, güçlüyüz, mantıklıyız ve duygularımızın etkisinde kalmadan karar verebiliriz lolard: bu söylediklerin hükümdar sıfatları başkahraman değil, başkahraman dediğin insanlarca hor görülür ve sonra bu herkesin sevgisini kazanır, biz dışarıda dolaşsak herkes emrimize amade kiri: bence sorun bunların yapımcılarında, çocuk eziğin teki, bir güç kazanıyor süper savaşçı oluyor, küçücük çelimsiz kızlar, dev gibi silahlar kullanıp iri yarı adamları dövüyor, insanlarda bunları seviyor, biz burada her gün antrenman yapıyoruz, canımızı dişimize takıyoruz, şurada yarın ölecek miyiz belli değil, millete sorsan onlar bizden daha iyi lolard: boş ver en azından canımızı koruyacak kadar yetenekli ve güçlüyüz, asıl şanssız olanlar her gün ölen binlerce asker kiri: neyse hadi uyuyalım, bakalım yarın neler olacak lolard: iyi geceler kiri: iyi geceler uyurlar Bölüm 9 yarın sabah gitmek için hazırlanmaya başlarlar moku: kiri lolard size bir sürprizim var kiri ve lolard hızla babalarının bulunduğu ahıra gelirler kiri: ne sürprizi baba moku: (yanındaki iki atı göstererek) bakın işte size yol arkadaşı kiri: bu atlar bizim mi moku: evet hem de bunlar savaş için özel yetiştirilmiş safkan atlar bunlardan iyisini bulamasınız kiri: teşekkürler baba, siyah olan benim lolard: o zaman beyaz olan da benim kiri: atına ad verecek misin lolard: verelim mi kiri: verelim zaten muhtemelen bunlar hayatımız boyu bize arkadaşlık edecekler lolard: olur o zaman bu güzel parlak beyaz atın adı diamond olsun kiri: bende bu soylu cesur siyah ata obsidian diyeceğim eşyalarını atlarına yüklerken sarı bir atın üzerinde kiiro ve kahverengi bir atın üzerinde ren gelir kiiro: hazır mıyız çocuklar ren: merhaba kiri nasılsın kiri: iyiyim sen nasılsın ren: bende iyiyim, babam görevdeki kahramanlıklarından bahsetti gerçekten çok iyisin kiri: teşekkürler, gerçekten kahraman mıyız onu bu görevde anlayacağız ren: ben sana inanıyorum lolard: biz de hazırız amca, yola çıkabiliriz kiiro: o zaman hadi gidelim lolard: görüşürüz baba moku: görüşürüz kiri, lolard kendinize iyi bakın kiri, lolard, ren ve kiiro ülkenin dışına doğru at sürerler iki sokak öteden bir geçit kapısından geçerler ve ülkenin sınırına ışınlanırlar, at sürerken lolard: amca bu ülke içi ışınlanma işi nasıl halledildi kiiro: şimdi biliyorsun ki 6 ülke var ve bunların hepsinin yüz ölçümü eşit yani Ninja ülkesi dünyanın 6 da 1 ini kaplıyor, bu kadar büyük bir ülkede merkezden sınıra kadar gidip diğer ülkelere saldırmak çok zor onun için geçit kapısı nintobası sayesinde ülkenin her yerine ışınlanma ve hızlı yol alma sağlanıyor, başka bir geçit kapısı nintobası ile yer altına ışınlanıp orada birleştirilen çelik borular ve dev çelik halkalar ülkenin altını tamamen kapladı ve ona geçit kapısı nintobasının eklenmesi ile her sokakta geçit kapısı oluştu, hatta ülkenin dış halkasındaki köylerde bile geçit kapısı açıldı artık herkes kolayca ülke içinde seyahat edebiliyor lolard: demek öyle, vay vay iyi akıl edilmiş kiiro: ülkelerdeki su sistemleri de bu şekilde yapılmıştır hedef, tarama ve su nintobaları yer altındaki boru hatları ile birleştirildi ve her ülkedeki nintobaların yağışıyla beraber oluşmuş sınırsız su kaynağı bu sayede her eve istendiği anda iletilebiliyor lolard: bütün bunlar her ülkede var mı kiiro: evet, bunlar zamanında büyücü kralı kin ile yapılan anlaşmada kinin her ülkede olmasını şart koştuğu şeyler, bunun üzerine bir de zırh ve kılıç yapım fabrikası ile askeri demirciler de her ülkede aynı çalışan yapılardır lolard: savaşta her taraf eşit neredeyse kiiro: evet büyücü kralı herkesin eşit olmasını bu sayede en çok hak edenin savaşı kazanmasını istiyor lolard: onunla tanışmayı çok istiyorum kiiro: bir gün sende tanışırsın kiri: amca bu arada sormayı unuttuk, görevimiz tam olarak ne kiiro: geri getirme görevi kiri: geri getirme mi kiiro: evet, şimdiki teğmen lideri doku naifudan önce başka bir teğmen liderimiz vardı, kılıçların şahı maren (maren antik dilde kılıç) kendisi büyük savaşta fırtınalar estirmişti, kolluklarından, bacak korumalarından ve eldivenlerinden çıkabilen ballastan toplam 30 tane ince kısa kılıcı çok rahatça kullanıyor, ışık nintobaları sayesinde çok hızlı bir şekilde hareket ediyordu, bir gün bir noktaya yapılacak sürpriz kale kuşatmasının ve tuzakların planlarını ana orduya götürmesi gerekiyordu, yaklaşık 1000 kişi ile beraber yola çıktı şövalye krallığının istihbaratı bunu bir şekilde öğrenmiş ve 5000 kişilik şövalye ordusu bunları kıstırdı, yenilgi kaçınılmazdı maren düşündü eğer plan onların ellerine geçerse hem kale kuşatması başarısız olur, hem tuzaklar açığa çıkar hem de ana ordu çok büyük bir yenilgiye uğrardı, belki askerleri savaşırken planları kurtarıp kaçabilirdi, o da öyle yaptı, askerleri orada bırakıp kendisi tek olarak kaçtı ülkesine döndüğünde durumu rapor etti, fakat olayı öğrenen asker aileleri çocuklarını ölüme terk ettiği için marene hayatı zehir ettiler, her gün hakaretlere maruz kalan evi taşlanan, insanların selamı sabahı kestiği maren, durumu babanıza anlatıp bir çözüm bulunmasını istese de hiçbir çaba sonuç vermedi, ölen 1000 askerin aileleri ve akrabaları yaklaşık 7000 kişi ediyordu, asker akrabaları hakaretlerini ve saldırılarını arttırınca maren daha fazla dayanamadı, onu savaş alanında ünlendiren hızı ile o gece kendisine saldırıda bulunan bütün insanları öldürdü, ortalığı kan gölüne çevirdi, sonrada hızlıca ülkeyi terk etti kiri: onu mu geri getireceğiz kiiro: tam olarak geri getirme denemez ama onu yakalayıp askeri mahkemede yargılanmasını sağlayacağız, hatta mahkemede babanız, ben, kızım ren ve sizde olacaksınız, ilk tecrübeniz olur hem kiri: o zaman adamı öldürmemeliyiz demektir kiiro: öldürebileceğinizi pek sanmıyorum ama kiri: bakalım ne olacak ama şimdi akşam oluyor sanırım kamp kurmalıyız kiiro: evet sanırım, lolard, ren kamp eşyalarını hazırlayın, kiri hadi sende git onlara yardım et kiri: tamam kamplar kurulur yatma vakti gelir herkes uyuyunca ren kirinin yanına gelir ren: (uykulu bir şekilde) kiri senin yanında yatabilir miyim kiri: (uykudan yeni uyanmış, şaşkın ve uykulu bir şekilde) ha şey evet tabii, ama baban kızmaz mı ren: ben o işi hallettim sen merak etme inanılmaz bir kozum var sen sadece sus ve yat kiri: nasıl istersen (yatar) ren: (çadıra girer, yanına yatar ve uyur) ertesi gün olur ren: uyandın mı kiri kiri: evet ama senin çadır babanın çadırının hemen önünde değimliydi, baban nasıl anlamadı ren: evet ama benim çadırda hazırladığım tahtadan bir kukla vardı, aynı bana benziyordu, onun gölgesini görüp benim uyuduğumu sanıyordu kiri: nasıl hazırladın onu, samuray krallığı topraklarındayız her taraf kayalar ve taşlar etrafta ağacı nereden buldun ren: dün sana dedim ya, görev sırasında göstereceğim bir kozum var kiri: o değil de, dün gece sen neden bir anda çadırıma gelip yattın ren: yalnız yatmayı sevmiyorum, ayrıca her yer kaya, yerler çok soğuk, canım sıkıldı bende gelip senin yanına yattım, bu gün yine bütün gün at süreceğiz galiba, çünkü kılıçların şahı marenin nerede olduğunu tam bilmiyoruz, tek bildiğimiz samuray krallığının Ninja krallığına bakan dış halkasında olduğu, bu da epeyi bir yer ediyor kiri: evet daha çok arayacağız galiba (rene dikkatle bakar renin teni çok pürüzsüz, yumuşak, parlak ve tüysüz görünüyordur) ren senin vücudun biraz değişmiş sanki ren: fark ettin demek ama bu güzel vücudu nasıl yaptığımı sana şimdi anlatmayacağım, bu güzel haberi zaten görev sırasında öğreneceksin kiri: şu görev bir an önce başlasa da meraktan çatlayacağım ren: meraklandırmayı seviyorum ama bende bir an önce sana bu müjdeyi vermek istiyorum kiiro: ren kızım ne yapıyorsun ren: yola çıkacağız diye kiriyi uyandırıyordum kiiro: ha öylemi hadi toparlanın, kahvaltıdan sonra yola çıkacağız ren: (kiriye göz kırpar) hadi artık kalk, yola koyulacağız birazdan kiri: (vücudundan buharlar çıkararak banyo yapar) tamam kalkıyorum kiri, lolard, ren ve kiiro mareni arayarak ve samuraylardan kaçarak 3 hafta geçirirler Bölüm 10 daha sonra marenin çevrede görüldüğüne dair söylentiler duyunca hızla söz konusu yere geldiler ve bir anda karşılarına biri çıkar maren: benim için mi geldiniz(kiiroyu görür) ooo sarıcık ta buradaymış(kiiro Japonca sarı demek) beni yenmek için çok büyük bir kozunuz vardır umarım, yoksa sadece benimle sohbet etmeye mi geldiniz kiiro: seni geri götürmeye geldik maren: geri götürmek mi ne için kiiro: hak ettiğini vermek için maren: öylemi ne hak ediyormuşum kiiro: bunu orada göreceğiz maren: eğer gerçekten hak ettiğimi alacak olsaydım, seve seve gelirdim, ne yazık ki hak ettiğimi değil uygun gördüğünüzü alacağım için gelmeye hiç de istekli değilim, en iyisi siz geri dönün kiiro: buraya rica etmeye gelmedik, gerekirse seni zorla götürürüz lolard: maren-san normalde her Ninja kendi saç renginde üniforma ve zırh giyer ama sizin saçınız ve üniformanız siyah olmasına rağmen sarı zırh giyiyorsunuz maren: biliyorsun ki o günden sonra hayatım çok değişti, şunu unutma ki siyah ve sarı yeniden doğuşun simgesidir lolard: vay vay, bak bunu yeni öğrendim maren: (kiri, lolard ve rene bakar) siz bu görev için biraz küçük değil misiniz kiri: eğer gerçekten savaşacaksak bizde çok sürprizler göreceksin maren: ben sadece huzurlu bir hayat istiyorum ama eğer yakamı bırakmayacaksanız savaşırız kiiro: eğer kendi isteğinle teslim olmazsan, saldırmak zorunda kalacağız maren: (kolluklarından ve bacak korumalarından 5 er ballas ince kısa kılıç çıkarır aynı şekilde her bir parmağından da 1 er tane çıkarır) benden korkmuyorsanız korkuturum kiiro: kiri, lolard, ren saldırın(kendisi de saldırır) maren: (lolarda saldırır ama sadece çizmeye gücü yetiyordur) bu da ne lolard: (elmasa dönüşür) bizde çok sürprizler var demiştik maren: gerçekten bir kozunuz olduğunu bilmiyordum kiri: (elini tabanca şeklinde tutup parmağının ucundan kayadan mermiler fırlatır) bakalım ne kadar dayana bilirsin maren: (hızla kendisine çarpan kaya mermilerinden eli yüzü kan içinde kalmıştır birden davranıp elini parmaklarındaki kılıçlarla beraber kirinin karnına saplar) benden korkmanız gerektiğini size söylemiştim kiri: (yere düşer ve soluk soluğa) gene de bizi yenemeyeceksin ren: (katanasını marene doğru sallar maren tam kaçarken kunaisini alır ve marenin bacağına atar) bizden asla kurtulamazsın maren hızla renin arkasına geçer tam kılıçlarını rene saplayacakken kiiro katanasını sallar ve marenin bacağından sıyrık alır kiiro: bence artık pes etmelisin maren maren: (kendi etrafında hızla dönerek kılıçlarını her yöne sallamaya başlar ve kiironun vücudunda sayısız yara açar sonrada kiiroya bir tekme atar ve onu yere yığar) bana diyeceğine kendine bak kiiro, size beni rahat bırakmanızı söyledim, bana karışmanın cezasını çekeceksiniz ren: baba, hayır (katanasını marenin karnına saplar ama zıhtan dolayı pek bir hasar veremez) maren: (elini bir pençe gibi kullanıp renin vücudunda 5 tane kesik açar) yanlış kişiye bulaştın velet ren: ( yere düşer, bayılmamak için kendini zor tutuyordur) kiri, baba iyi misiniz lolard: (arkadan hızla bir yumrukla mareni yere yığar sonrada ard arda yumruklarıyla marenin bacak korumalarındaki toplam 10 ballas ince kısa kılıcı kırar) asıl sen yanlış kişiye bulaştın maren: (lolardı bir tekmede üstünden atar) bir tek seni yenemedim, olmadı diğerlerini öldürür kaçarım lolard: (bir yumrukta marenin bir kolluğu ile beraber 5 kılıcını kırar) o zaman sen onları öldürmeden ben senin kılıçlarını kırarım maren: daha 15 tane kılıcım var(hızla kiriye döner) önce senden başlayalım kiri: (maren kılıçlarını tam kirinin boğazına saplayacakken kiri kendini kayadan bir zırhla kaplar, sonra hızla marenin ayağını bileğinden yakalar ve elini ateşle kaplayarak marenin ayağını yakar, maren acıdan yalpaladığı anda alevli kayadan yumruğunu marenin karnına geçirir ve zırhını parçalar) ben hala ölmedim maren: nasıl, karnına 5 tane kılıç geçirdim, bilincinin yerinde olması imkânsız kiri: kayadan yeni damarlar ve etler oluşturarak zararı yok ettim lolard: (arkadan marene saldırır maren savuşturur ama diğer kolluğu ile 5 kılıcını kaybeder) vazgeç maren maren: (yerde yatan kiironun yanına gider) o zaman sen öleceksin ren: (maren kiiroyu tam öldürecekken ren yerden hızla kalkar ve marenin suratına tekmeyi geçirir, sonrada kunaisini marenin bacağına saplar ve mareni yere fırlatır) bende ezik değilim maren maren: (bir çelme ile reni yere yapıştırır ve kılıçlarını renin sırtına geçirir ama bir de bakar ki renin sırtında 15 cm lik kalın bir zırh vardır) bu da nereden çıktı ren: (üzerindeki zırh yok olur ve marenin etrafını kalın sarmaşıklar sarar ve onun hareket etmesini engeller, sonra ren marenin kaskını çıkarıp hızla marene kafa atar ve maren bayılır) sanırım iş halloldu kiri: görev başarılı diyebilir miyiz yani lolard: (kiironun yaralarını sarıyordur) Allahtan fazla derine girmemiş gene de çok fazla yara almış ren: (mareni zincir ile bağlar ve zırhlarını çıkarır) hadi akşam oluyor kampları hazırlayalım kiri: (atlardan malzemeleri indirir) tamam ben kampları kurarım akşam olur herkes yemeklerini yemeğe başlar lolard: (mareni çözer ve ona bir tas çorba verir) buyur maren-san maren: (çorbayı alır) sağ olasın delikanlı, ama neden bana böyle iyi davranıyorsun lolard: çünkü sen ülkeyi büyük bir yenilgiden kurtardın, planlar şövalye krallığının eline geçseydi kale kuşatması başarısız olur, hazırlanan tuzaklar yok edilir, yaklaşık 20000 kişilik ana orduya büyük bir pusu ve tuzak kurulur kolayca ordu yenilirdi, ana ordunun bu yenilgisi savunmada büyük açık oluşturur ve şövalye krallığı ülkeye girerdi, daha sonrada diğer ülkelerin saldırısıyla ülke hemen çökerdi maren: gerçekten çok zekisin ama gene de askerin halinden anlamayan, aptal halkın önyargılarını ve isyanlarını durduramazsın lolard: sabredin maren-san, askeri mahkemede bizde olacağız size adaletin yerini bulacağı konusunda söz veriyorum, hak etmediğiniz hiçbir şey almayacaksınız maren: teşekkürler evlat, umarım ileride çok büyük bir insan olursun lolard: sağ olun maren-san, neyse yatalım artık maren: tamam herkes uyur, 2 hafta içinde gurup ülkelerine geri döner Bölüm 11 kiri: merhaba baba, biz geldik moku: kiri, lolard hoş geldiniz duydum ki görev iyi geçmiş kiri: evet baba, çok iyi geçti moku: onlardan memnun musun kiiro kiiro: evet, onlar gerçekten yetenekli kiri: bu arada ren, bize bir şey anlatmayacak mıydın ren: ha evet evet, hadi herkes şöyle otursun anlatacağım herkes oturur ve reni dinlemeye başlarlar ren: şu an dünyanın en mutlu insanı belki de benim, çünkü kolay kolay kimseye nasip olmayacak bir şeye kavuştum kiiro: nedir o dediğin şey ren: bir nadir nintoba kiiro: ne nadir nintoba mı ren: evet, yeni bir nintoba bulur muyum umuduyla rastgele nintoba birleştiriyordum, derken karanlık ve ışığın birleşmesi ile oluşan illüzyon nintobalarından iki tanesini denedim, normalde birleşmeyen nintobaları istesen de birleştiremezsin ama iki illüzyon birleşti, yeni nintobanın üzerinde antik harflerle gerçek illüzyon yazıyordu, çok şaşırdım hemen denedim ve oluşturduğu şeylere dokunabiliyordum, bende bunu nasıl en iyi şekilde kullanabileceğimi düşündüm ve kraliyet doktorunda ameliyat oldum kiiro: ameliyat mı ren: evet göz merceklerimi aldırdım, daha sonra onlara bu nintobayı eklettim ve onları geri taktırdım, sonrada ceset nintobası ile tekrar montelettirdim, şimdi nintoba gözlerimde ekli ve bakın ne yapabiliyorum(10 saniye içerisinde yan tarafında bir tahta koltuk oluştu) neyden yapılıyorsa ve ne kadar büyükse ona göre uzun sürüyor ama 15 dk lık maddesel şeyler oluşturabiliyorum, zaten bir nintobanın oluşturduğu şeyler sadece 15 dk dayanabilir kiiro: aferin sana ren, umarım bu sayede çok büyük bir savaşçı olursun ren: bu nintobanın size göstermediğim bir gücü daha var ki o da zihin okumak kiiro: zihin okumak mı ren: evet, mesela şuan size bakarak bütün düşüncelerinizi ve geçmişinizi görebiliyorum moku: seni kiri ve lolardın gurubuna aldığım için kendimle gurur duyuyorum, neyse artık dağılalım, sizde yarın ki mahkemede neler söyleyeceğinizi bir düşünün, hepiniz orada olacaksınız şimdiden önerilerinizi hazır edin lolard: tamam baba, hadi kiri odamıza çıkalım kiri: tamam kiri ve lolard yukarı, odalarına çıkarlar ren ve moku ise malikânelerine giderler ve ertesi gün askeri mahkeme kurulur, herkes yerini almış marenin getirilmesini bekliyordur, maren getirilir ve sanık sandalyesine oturtturulur başhakim: sanık kılıçların şahı maren, 7000 sivili öldürmüş ve ülkeden kaçmıştır, sanığın bu durumda söyleyecek bir şeyi var mı maren: evet var, öncelikle ülkemi koruyabilmek için ölüme terk etmek zorunda kaldığım 1000 asker sebebi ile bana yapılan çeşitli hakaretlere ve saldırılara tam 1 ay sabrettim, kralımız mokuya bu konudaki şikâyetlerimi dile getirdim ama ne yazık ki hiçbir şey yapılamadı, ben sıradan bir insan değildim ben koskoca teğmen lideriydim, emrimin altında binlerce askerim vardı ben sadece bana istedikleri gibi saldırabileceklerini ve benden üstün olduklarını sanan, kendilerine hiçbir şeyin olmayacağını düşünen, kendilerini gece gündüz koruyan ordunun yüksek bir rütbelisine saldıran, bu lanet ve geri zekâlı halka biraz terbiye verdim, bu gibi insanlar sadece kaosa neden olurlar, kangren olan kısım koca bir kol dahi olsa kesilmelidir, bende öyle yaptım 7000 kişi bile olsa herkes sadece hak ettiğini alır başhakim: kralım, size başvurduğu halde hiç bir şey yapmamışsınız, bu konu hakkında ne söyleyeceksiniz moku: evet yapamadım, çünkü söz konusu 7000 kişi, o kadar kişiye durmalarını söylesen nasıl ikna edeceksin, askeri güçle karşı koysan, bu sefer kral halka güç uyguluyor diye olaya dahil olmayan diğer kısımda ayaklanırdı, bundan yararlanıp diğer ülkeler bizi kolayca yıkarlardı, bu yüzden elimden hiçbir şey gelmedi, gerçekten çok üzgünüm başhakim: diğer rütbelilere söz vermeden önce söz almak isteyen hakim var mı hakim: izninizle, başhakim marenin ne gibi bir nedeni olursa olsun 7000 tane sivili öldürmesini haklı bulamayız, her kafasına esen adam öldürse memlekette insan kalmaz başhakim: doğru söylüyorsun, söz almak isteyen başka hakim yoksa sözü prenslerimize veriyorum lolard: sayın hakimler, marenin dediği gibi ölümü engellemek için yani burada ülkenin çöküşünü engellemek için kangren olan kol dahi olsa kesilmelidir, yani burada 7000 kişilik halk oluyor ki bence bu çok doğru, şu ana kadar sadece 2 görevde bulundum ama askerliğin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamama yetti, bu kadar asker ülkeyi korumak adına gece gündüz çalışırken, halkın değil teğmen liderine bir ere bile hesap sormaya, hakaret etmeye hakkı yoktur, bu ülkede kendilerini koruyan askere ihanet eden insanlara ihtiyaç yoktur, bu gibi insanların devlete ihanetten idam edilmesi gerekir, fakat devlet bu kadar insanı idam ederse babamın söylediği gibi isyan çıkar, diğer devletler ülkeyi yıkar, bu gibi bir durumda aslında maren devlete iyilik ederek sorunu çözmüş, milletin tepkisini üzerine çekmiş ve sorunu çözmüştür, beraat etmesi gerekir lolardın bu konuşması mahkeme salonunda büyük tepkilere yol açmış, her bir kafadan ayrı bir itiraz çıkmaya başlamıştır başhakim: cevap vermek isteyen hakim: lolard-sama, 7000 sivilin katilini böyle aklayamazsınız lolard: nedenmiş o hakim: ne gibi bir gerekçe olursa olsun, kimse bir sivili öldüremez, ki burada 7000 kişiden bahsediyoruz lolard: sivil olmaları onları ölümsüz yapmaz, geçerli bir gerekçe varsa öldürülebilirler hakim: ama burada geçerli bir sebep yok lolard: ne demek yok, devletin 4 büyük rütbesi olan kral, orgeneral, teğmen lideri, 1000başı lideri rütbelerinden biri olan teğmen lideri, aynı zamanda 1000başı liderinin üstündedir, kral başkentin, 2 orgeneralin her biri 2 şehrin, teğmen lideri orta halkanın, 1000başı lideri de dış halkanın yönetiminden sorumludur, ayrıca kraliyet yetkileri olarak kral %100, orgeneral %75, teğmen lideri %50, 1000başı lideri %25 yetkiye sahiptir, yani bu adam ülkenin orta halkasından sorumlu %50 yetki ile yarı kral sayılabilecek bir adam, böyle bir adama karşı gelmek ülkeye ihanet değil de nedir ve hainler ölüme mahkûmdur hakim: ama kiri hiddetle kalkar kiri: aması maması yok, bende ağbimin dediğini onaylıyorum, o kendini savunmaktan aciz halk kim oluyor da devlete ihanet ediyor ren: kiri öyle diyorsa, bende öyle diyorum kiiro: kızım ren kiriye katılıyorsa, bende katılıyorum moku: madem bütün kraliyet ailesi bu görüşte, o zaman bende onlara katılıyorum başhakim: peki lolard-sama, marene ne yapılmalı sizce, biliyorsunuz ki halk şu anda mahkeme salonunun önünde birikmiş bekliyor, maren idam edilmezse halk köpürür, onlara bunu nasıl açıklayacaksınız lolard: öncelikle maren beraat etmeli, fakat hali hazırda bir teğmen liderimiz bulunduğu için o konuda düello öneriyorum, kim yenerse o teğmen lideri olsun diğeri ise kazananın onayı varsa bir üst rütbeye tuğ generalliğe, onayı olmazsa bir alt rütbeye üst teğmenliğe getirilsin başhakim: madem kraliyet ailesi bu görüşte, karar verilmiştir, fakat lolard-sama bunu halka nasıl açıklayacaksınız lolard: orasını bana bırakın ama yanımda babamla kardeşimde olsun, dışarıya bir sahne kurun bir de kürsü, oraya çıkıp olayı anlatacağım başhakim: nasıl isterseniz dışarıya sahne ve kürsü kurulur kiri, lolard ve moku yerini alır halk kral ve prenslerin kürsüye çıkışını alkışlıyor, idam kararının açıklanmasını bekliyordu Lolard: sevgili halkım, beni seviyor musunuz Halk: (hep bir ağızdan) evet!!! Lolard: aranızdan bir gurup bana hakaret edip, saldırılarda bulunsa onlar ne hak eder Halk: (hep bir ağızdan) ölüm!!!, ölmelidirler!!!, hainler!!! Lolard: o zaman size bir şey haber vereceğim, kılıçların şahı marenin beraatına karar verilmiştir halk hep bir ağızdan itiraz etmeye başlar Lolard: maren dediğiniz adam, kralın yarısı kadar yetkiye sahip, devletin orta kuşağının yöneticisi, bir adam, bana saldıranlar ölümü hak ediyorsa yarı kral sayılabilecek bir adama saldıranlar, ölümü neden hak etmesin halk itirazlara devam eder ama lolardın kurduğu mantığı nasıl çökerteceklerini bilemezler Lolard: bu adam, eğer planları korumak için askerlerini terk etmeseydi, planlar şövalyelerin eline geçecek ve şu anda bu sokaklarda şövalye askerleri dolaşıyor olacaktı öyle olsa hayatta kalabileceğinizi mi sanıyorsunuz, hiç acımadan sizi öldürür ya da köle yaparlardı bunlar olmasın, ülke çökmesin diye bu adam orada 1000 askerini feda etti, keyfinden mi ölüme terk etti sanıyorsunuz Halk: (hep bir ağızdan) ama 7000 sivil öldürdü, bu nasıl affedilir Lolard: biz askerler, her savaşta bu ülkeyi korumak için canımızı dişimize takıp, gece gündüz çalışıyoruz, çoğu asker daha 3 savaşını tamamlamadan, ölüyor bu kadar çabaya hakaret ve saldırılar ile mi karşılık verilmeli, savaşta her gün yüzlerce asker ölüyorken, üzülüp ağlamak kendi çocukları ölünce mi akıllarına gelmeli, bu yaptıkları devlete ihanetten başka bir şey değildir, ve bu hastalıklı düşünceyi yayan ve ortaya koyan kesim idama mahkûmdur halk susmuş lolardı dinliyordur lolard: (fısıldayarak) baba, kiri ihtiyacım olduğunda bana destek çıkın diye sizi yanımda istemiştim ama sanırım gerek kalmayacak(sonra tekrar halka seslenmeye başlar) artık bu ülkede askerler normal halktan 1 derce üstün sayılacak, çünkü ülkeye yaptıkları iyilikler sadece onlara verilen nintobalar ve maaşlarla ödenebilecek kadar küçük değildir, aynı zamanda şu an görev yapan bir teğmen liderimiz olduğu için bu işi düello şeklinde halledip kimin rütbeyi kapacağını belirleyeceğiz, sakın unutmayın ki ikisi de ülkemizin değerli ve güçlü askerleridir, bu adamların amacı sizin güvenliğinizi sağlamak, lütfen bir gurup insanın akılsızlığı yüzünden kendinizi, sonu kaosla bitecek bir işe sokmayın, şimdi kılıçların şahı mareni yanıma çağıracağım, birde o size konuşsun ortalık sessizliğe büründü, herkes bir zamanların efsanesi kılıçların şahı mareni bekliyordu, acaba ne diyecekti, gerçekten kendisinin idamı için bu kadar istekli olan bu halka, hala sevgi besliyor olabilir miydi lolard içeri girer lolard: maren-san, hadi herkes seni bekliyor maren: sorun olmaz değil mi evlat, onların gözünde sadece bir katilim lolard: merak etme, elbet gerçekleri anlayacaklardır maren: nasıl isterseniz kürsüye çıkarlar maren: ee merhaba, biliyorum son zamanlarda pekiyi şeyler yapmadım ama inanın çok sabrettim, 1 ay dayanması bile gerçekten çok zordu, evimi yaktıkları zaman artık canıma tak etmişti, gene de gerçekten çok üzgünüm, hepinizden özür diliyorum, benim tek amacım ülkenin bekası ve milletin güvenliğiydi, o olaydan sonra terk ettiğim askerlerimin her birini rüyamda gördüm, bana kendimi üzmememi ülkeyi korumaya devam etmemi söylüyorlardı, onların hatırına beklide 1 ay dayanabildim bu ağır hakaretlere ve saldırılara, ama inanın ne bundan önce, ne de bundan sonra ülkeme hiçbir şekilde zarar verecek bir şey yapmayı kendime yakıştırmam, tekrardan sizden özür diliyorum, eğer beni affedebilirseniz tekrar askerliğe dönüp devletimi ve milletimi korumaya devam etmek isterim Halk: (hep bir ağızdan) affettik bile!!! affedildin!!! maren affedilir ve tekrar askerliğe döner, ayrıca yakın zamanda tekrar zırhlarının yapılıp, nintobaları ile beraber ona geri verilmesine, ardından da şu an ki teğmen lideri doku naifu ile düello etmesine karar verilir, ayrıca kalabalık olaysız bir şekilde dağılır, kraliyet ailesi de yorucu bir günün ardından odalarına çekilir Bölüm 12 kiri, lolard, ren, kiiro ve moku birkaç gün dinlendikten sonra marenin düellosuna giderler lolard: sence kim kazanır kiri kiri: hadi maren tamam da, doku naifuyu daha önce hiç görmedik bile ama galiba bizim haricimizdeki diğer gurubun eğitmeniymiş aynı bizim amcamız gibi lolard: (etrafa bakınmaya başlar) harbi mi, o zaman diğer gurup ta buralarda olabilir karşıdan diğer gurubun üyeleri gelir haru: merhaba lolard, kiri, ren sizde mi düello için buradasınız lolard: evet, ha bu arada kiri, bunlar iruka ile hari yoroi, hari senle aynı yaşta yani 12 iruka ise 13 yaşında kiri: memnun oldum ben yüce kiri hari: yüce mi kiri: hah hah evet yüce, bir prens için iyi durmadı mı, aslında özellikle benim gibi biri için hari: nasıl isterseniz, yüce kiri-sama kiri: tamam tamam şaka yaptım, bana sadece kiri de yeter, bana saygı göstermesi gerekenler halktır, askerler ise istediklerini söyleyebilirler ne de olsa asker arkadaşlarım hari: çok enerjik ve espritüel buldum sizi, sebebini sorabilir miyim kiri: çünkü mareni yakalama görevi bize verilmişti ve şimdi onun düellosu var, zorlu bir görevin ardından böyle eğlenceli şeyleri izlemek çok güzel, insanların yarışmasını izlemeyi çok severim hari: ben de, ama ustamız doku naifu kesin kazanır, çok yetenekli bir askerdir kiri: göreceğiz bakalım, bu arada irukaydı değil mi iruka: evet kiri-san kiri: bu çocuk çok saygılı ve terbiyeli gibi duruyor lolard: evet gerçektende öyle, bunun gibi insanları ne yazık ki pek fazla göremiyoruz iruka: teşekkürler efendim lolard: iruka, senin kökenin tam olarak ne iruka: babam Fransız annem ise İspanyol lolard: ya senin hari hari: babam Alman annem ise İngiliz lolard: peki senin haru haru: babam Boşnak annem ise Çinli iruka: peki siz lolard-san lolard: bizim babamız Türk annemiz ise Japon ren: benimde babam Türk annem Rus lolard: neyse madem tanıştınız, düello sahasına gidelim her halde marenle, doku naifu oradadır o sırada moku ile kiiro konuşarak sahaya geliyorlardır kiiro: bence maren alır, adam geçekten çok güçlü eğer 4 kişi olmasaydık ölebilirdik moku: bence doku naifu alır, çünkü şu ana kadar ona vurabilen kimse olmadı kiiro: ne olmadı mı nasıl moku: biliyorsun ki mucit köyü dayanıklılık haplarından her ülkeye 3 tane yolladı, bunların 2 sini çocuklarıma 1 ini de doku naifuya verdim, o zamanlar sadece kendi icadı olan bıçağı vardı, o bu hapın kiri ve lolardı nintobanın aşırı sıcağından koruduğunu öğrenince hemen kendi üstünde denedi, erimiş hedef ve tarama nintobalarını ayaklarına döktü ve hapı içti biraz zorlandı ama 2 hafta içinde muhteşem bir güce kavuştu, etrafı tarayıp tehlikeyi anlayan ayakları hedef nintobasının enerjisi ile onu başka yere kaçırıyor kiiro: ama hep kaçarak dövüşemez ki moku: zaten koşarak kaçmıyor, ayağı kayıyor kiiro: ayağı mı kayıyor moku: dövüşte görürsün kiiro: peki icat ettiği bıçağın gücü ne moku: patentini aldığı bu bıçak, iki parçadan oluşuyor iç kısmının ince uzun çivileri var ve bu kısma zehir nintobası ekli, dış kısmın ise iç kısmın çivilerine tam uyacak delikleri var ve bu parçaya asit nintobası ekli, iki parça birleştirilince çiviler deliklere tam oturuyor ve normal bir hançer gibi görünüyor ama o çiviler sayesinde içteki zehir dış yüzeye ulaşıyor ve hançeri zehirli hale getiriyor, öte yandan dış kısımdaki asit nintobası bıçağı asitle kaplıyor etleri ve zırhları kolayca eritip kesebilecek hale getiriyor kiiro: vay vay, gerçekten çok güçlüymüş, bakalım bizim maren ne yapabilecek, bu arada mucit köyü o haplardan kendilerine kaç tane ayırdı moku: 6 tane kiiro: 6 mı daha fazla üretemezler mi moku: ne yazık ki yapılışında çok fazla elmas kullanılıyor ve elmas kolay bulunmuyor, diğer ülkelerle yaptıkları alışverişlerde topladıkları tüm parayla, bir elmas madeni almışlardı kiiro: elmas madeni mi moku: evet, epey bir para birikmiş anlaşılan ama bu elmas madeni şu anda tükendi bile kiiro: nasıl, o kadar elması ne yaptılar moku: haplara kullandılar tabi ki 24 hap için koca elmas madeni gitti yani anlayacağın bir daha üretmeleri neredeyse imkânsız kiiro: çok ilginçmiş ama bence biz düelloya odaklanalım birazdan başlar moku: tamam, aha işte geliyorlar marenle doku naifu arenaya gelirler, seyirciler düellonun başlamasını merakla bekliyorlardır doku: marendi değil mi, eğer beni yenersen teğmen liderliğini sana bırakacağım ama beni yenemezsen alacağın rütbe için şuna ne dersin, bana bir kez vurabilirsen senin yeterliliğe karar vereceğim ve tuğ general olacaksın ama eğer bana hiç vuramazsan yetersizliğine karar vereceğim ve bir alt rütbede üst teğmen olacaksın var mısın maren: yani seni yenemesem de sana bir kez vurmak bile bana rütbe verecek, hiç yoktan iyidir ama bence kendine fazla güveniyorsun, benim hızıma yetişebilen şu ana kadar pek çıkmadı doku: o zaman, hadi düello başlasın maren: tamam düello başlar maren: (hızla doku naifuya doğru ilerler ve kılıçlarını durmadan çevirmeye başlar) hadi bakalım doku naifu hiç zorlanmadan saldırılardan kurtuluyordur, geri geri giderek saldırıları savuştururken tam o sırada ayağı kayar ve yere düşer gibi olur, maren bunu fırsat bilip saldırıya geçer ama doku naifu düşmez, bir anda yerde dönerek kayar seyirci ne olduğunu anlamadan doku naifu marenin 6 metre ilerisine geçmiştir ve tam yerde kayarken marenin bacağına iki kesik atmıştır, maren ne zaman saldırmaya kalkışsa doku naifunun ayağı kayıyor ve maren ıskalıyordur, dahası doku naifunun ayağı kayarken düşmeyip kayarak daire çiziyor acayip hızlı ve garip hareketlerle tahmin edilemez bir yol alıyor ve marenin yanından her geçtiğinde ona bir kesik daha atıyordu ve düello 5 dk içinde doku naifunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştı, doku naifu bir kere bile darbe almamıştı doku: merak etme maren, bıçağımdaki nintobalar aktif değildi, yoksa zaten kolunu bacağını tek hamlede koparmış olurdum maren: (yaraları sarılırken) gerçektende bu rütbeyi hak ediyorsun ama olsun gene de yeniden orduya döneceğim için mutluyum, her ne kadar üst teğmende olsam sonuçta 4000 askerim var demektir düellodan sonra herkes evlerine gider, lolard direk antrenmana gitmiştir, kiri ise birkaç saat ren ile takılmış sonrada ağbisiyle beraber antrenmana katılmıştır ve yorucu bir günün ardından herkes yataklarına girer Bölüm 13 (uzun ve kafa karıştırıcı kısım, sindirerek okuyun, bu bölümü okumazsanız pek birşey kaçırmazsınız) gurup kiironun vereceği ders için sınıfta toplanır ve kiiro içeri girer kiiro: merhaba çocuklar lolard: hoş geldin amca kiiro: bu gün size krallıkları anlatacağım lolard: peki amca kiiro: öncelikle bildiğiniz gibi 6 büyük krallık var ve bunların her birinin kendilerine ait bazı özellikleri var, örneğin üniforma ve zırhları, önce bundan başlayalım krallıkları zırhlarına göre ayırırken en belirgin özellik kasklarındadır eğer kaskını takmamışsa o zaman zırhına göre ayırırız öncelikle kendi krallığımızdan başlayalım, Ninjaların kaskı hepiniz bildiği gibi bezden bir kar maskesi üzerine burnu, ağzı ve yanakları kapatan çelik bir maskeden ibarettir, sadece gözleriniz açık kalır, üniformamız ise kemerli deri ceket ve kunailerimizle patlayıcı kâğıtlarımızı koymak için cepli pantolondur, biliyorsunuz ki onun cepleri epeyi fazla ve büyük, sırada büyücüler, büyücüler anlaşılması en kolay olanlarıdır çünkü kask giymezler aynı şekilde zırhta, onları ellerinde yılanbaşlı asalarından, küçük kuru kafalarla tutturulmuş pelerinlerinden, geniş ve göğüslerinin yarısını kapatmayan giysilerinden, şalvarlarından yada kel kafalarından tanıyabilirsiniz, sonra sırada samuraylar, eski çağlardaki samurayların kasklarına benzeyen kasklar takarlar, yalnız kaskın en önünde metal boynuza benzeyen kısım yoktur ve tek renktir, zırhları ise kalın geniş minik kalkanlara benzeyen güçlü omuzluklar ve 4 tabakalı eğildikçe iç içe giren gerildikçe açılan zırhlardır, samurayların zırhlarından aynı zamanda rütbelerini de anlayabilirsiniz, onların zırh rengi bizdeki gibi saç rengine göre değil rütbesine göre verilir, 1000başı lideri ve tebaası yani 1000başı, 100başı, 10başı, kıdemli er ve er sarı zırhlar giyer, teğmen lideri ve tebaası yani üst teğmen, teğmen ve as teğmen mavi zırhlar giyer, kral ve generaller yani or general, kor general, tüm general ve tuğ general kırmızı zırhlar giyer, buna göre dikkatli olun, sıra geldi şövalye krallığına onları da kolayca ayırt edebilirsiniz çünkü kaskları diğer bütün kasklara göre farklıdır yuvarlamsı değil silindir şeklindedir, üstünde saçlarının renginde bir püskül bulunur, onlarda rütbeye göre zırh rengi verirler 1000başı lideri ve tebaası mavi giysiler üzerine beyaz zırhlar, diğerleri yani as teğmen ve üstündekiler mavi giysi üzerine sarı zırhlar giyerler, yani eğer mavi giysi üzerine beyaz yada sarı zırhlar giyiyorlarsa kesin şövalyedirler, şimdi sıradaki kılıç ustaları, eski Osmanlı kaskının çelik bir maske eklenmiş haline benzer, zırhları ise samuray zırhları ile aynıdır yalnız samuraylar gibi geniş güçlü omuzluklar yerine şövalye krallığının boyun korumalı sade omuzluğunu kullanırlar, renkleri ise tamamen kendi tercihleridir, gelelim son krallık olan Vikinglere onların kaskları kâseye benzer ve çeşitli süslemeleri vardır, bazılarında yanak ve çene korumaları olabilir ama hepsinin kasklarında boynuzlar vardır, ayrıca bütün Vikinglerin uzun gür sakalları vardır zırhları ise genelde kürklü deri ceketler,deri pantolonlar ve deri eldivenlerdir oralar çok soğuk ve karlı olduğu için maden bulmak gerçekten zor, buluyorlar mı evet ama herkese yetmiyor gene de aralarında zırhlı Vikingler görebilirsiniz, zırhlarının ve üniformalarının renkleri ise aynı bizdeki gibi saç renkleri ile aynıdır, buraya kadar anlamadığınız ve sormak istediğiniz bir şey var mı lolard: eğer Vikingler kürklü deri ceketler giyiyorlarsa nasıl zırhlarına nintoba ekliyorlar kiiro: biz nasıl kemerli deri ceketin tokası çelik olduğu için oraya ekliyorsak onlarında kürklü deri ceketlerinin düğmeleri çelikten, oraya ekliyorlar lolard: eklenme alanına göre güç artıp azalıyor mu kiiro: hayır, başka soru yoksa devam ediyorum sırada krallıklar ve silahları öncelikle biz Ninja krallığı, silahlarımız neler az çok biliyorsunuz yay, katana, çift uzun hançer, kaplan pençesi, bıçaklar ve her ninjanın en temel silahı kunai, bunun yanında yapışkan patlayıcı kâğıtlarımız da savaştaki en büyük yardımcılarımız, ayrıca unutmayın hiçbir ülkede okçular kılıç taşıyamaz, okçular en fazla bir hançer taşıyabilir, onun için pek ön safta olmazlar, büyücü krallığı ise biliyorsunuz ki gerçek büyücü değillerdir, sadece enerji savaşçısı dediğimiz insanlardır, enerjiyi kontrol edebilirler ve bunu asalarına ekledikleri nintobların enerjisi ile birleştirip elemental enerji oluşturuyorlar, bu gücü kontrol etmek için büyücü olmak gerekiyor, büyücü olmak için insanlar büyücü kralının ayinine katılıyorlar ve askere giriyorlar, insanın enerjisi kıllarından dışarıya doğru akar, bu ayinde kişinin kaşları hariç tüm kılları yok olur, bu sayede de kişinin enerjisi vücudunda hapis olur ve enerjinin yoğunluğu artar, sonra tek çıkış yeri olan kaşlardan çıkan enerji kişinin görüşünü ve sezgilerini büyük oranda arttırır, ayrıca içindeki bu yoğun enerjiyi kullanarak kişi savaşabilir ve büyücü olur, her büyücü sadece bir tür nintobayı kontrol edebilir, bu da kaşlarının renginde bir nintoba olmalı yoksa kontrol edemez, her asker bir tür nintoba kontrol edince ülkenin ferahı için harcanabilecek çok fazla nintoba kalıyor, bu yüzden de büyücü krallığı çok hayat dolu bir yerdir, büyücüler savaş kazandıkça nintoba almazlar enerji kapasitesi ve enerji hâkimiyeti alırlar, bu sayede daha kolay ve daha çok elemental enerji kontrol edebilirler, hatta belli bir seviyeye gelince elemental enerjiyi çıplak ellerle kontrol etmeye başlarlar, sırada samuraylar var, onların sadece iki silahı vardır yay ve katana ama samurayların süvari birlikleri olan roninler kargı da taşırlar, aslında ronin eski çağlarda efendisiz samuray demekti ama yeni samuray krallığı süvari birliklerine ronin ismini koyunca anlamı değiştirildi, şu anda samuray süvarisi anlamına geliyor, şimdi şövalyelerde sıra, onların silahları çok fazladır öncelikle uzak dövüşten bahsedelim arbalet, şövalye krallığının uzak dövüş silahıdır ama onların okçuları yanlarında hançer yerine kısa kılıç taşırlar, yakın dövüş silahları ise çift elliler ve tek elliler olmak üzere ikiye ayrılır çift elliler, uzun kılıç, büyük balta, balyoz gibi çift elle kullanılanlardır, tek elliler ise bir kalkanla beraber kullanabileceğiniz tek elle kullanılabilen silahlardır, örneğin Avrupa düz kılıcı, kısa kılıç, savaş baltası, gürz, topuz gibi ve şunu unutmayın şövalyeler asla katana kullanmazlar, ayrıca şövalyelerin en büyük silahlarından birisi de süvari mızrağıdır, at üstünde kullanılan bu güçlü mızrağın özelliği at hareket edip sallandığı müddetçe kendine ekli olan nintoba aktifleşir ve birikir, birine vurduğu ya da durduğu anda bu biriken güç birden açığa çıkar ve saldırı gücü normal bir nintobanın 10 kat fazlası güçte olur, sıradaki krallığımız kılıç ustası krallığı, bu krallığın silahı çok basittir çünkü sadece tek tip silahları vardır çift katana, şimdi son krallığımız Vikingler, onların yakın dövüş silahları sarkaçlardır bir çubuğa ya da bir boruya bağlı olmayan bir sarkaç olduğunu ve onun o çubuğa ya da boruya bağlı olması gereken yerde tutma yeri olduğunu düşünün, işte böyle bir silahları var, fırlatma silahları ise daha ilginç yaylar ve çarklarla yapılmış bir ufak makine, içine ufak bir fırlatma baltası konulabilecek şekilde yapılmış, baltayı yerleştirip tetiğe basarak fırlatıyorlar ve normalden daha hızlı ve iyi gidiyor ayrıca bu makineye ekledikleri nintoba ile atılan baltaları efsunlayabiliyorlar, buraya kadar bir sıkıntı var mı lolard: herkes anladı sanırım kiiro: o zaman şimdi sırada son anlatacağım ders krallıkların yetenekleri, bizim krallığın özel bir yeteneği olmadığı için geçiyorum, direk büyücülerden başlıyorum, onların elemental enerjiyi kontrol etmesinin yanında birde silahsız ve nintobasızken doğal elementsiz enerjiyi kontrol etme güçleri vardır, mesela elleri ile enerji topu atabilirler, pek hasar vermese de morartabilir, ayrıca kişinin büyü gücü çok yüksekse tahtaları ve belki kayaları bile parçalayabilir ve bir de yaklaşık 10 dk lık bir konsantrasyon ile oluşturdukları yuvarlak bir biçimde onları saran elementsiz enerji duvarı vardır, dayanıklılığı kişinin büyü gücüne bağlı olarak değişir, aynı zamanda kişinin büyü gücü çok fazlaysa bu kalkanı 5 ya da 3 dk içinde yapabilir, ayrıca büyücüler uçabilir ama en güçsüz büyücüler sadece 3 metre uçabilir, büyü gücü arttıkça maksimum yükseklikte artar ve beklide en önemlisi büyücüler tehlikeyi ve düşmanlığı sezerler, onları kılık değiştirerek kandıramazsınız, onlara gizlenerek saldıramazsınız ve onları uykularında bile gafil avlayamazsınız, sırada samuraylar var samurayların iki yeteneği vardır askerden önce eğitimde bunları öğrenirler, birincisi 2 kat bir hızla düşmana doğru atılmak ve katanasını kınından o sırada çıkarmak suretiyle yapılan jetto giri(Japonca jet kesiş) karşıdaki önceden hazırlıklı değilse hemen ikiye bölünür, ikinci özellik ise silahsızken kullandıkları bir tekniktir, tek dizlerinin üzerine çöküp bir kollarını yukarı ve yana doğu açarlar, sonra yerden hızla kalkıp koşarak kollarını savururlar ve kolları aynı bir kılıç gibi önlerindeki nesneyi keser, şimdi sırada şövalye krallığı var ama onların bir özelliği olmadığı için atlıyorum, gelelim kılıç ustalarına onların teknikleri katanalarını hızlı kullanmaya dayalı saldırı ya da savunma teknikleridir, bunların arasında en çok kullanılanları savunma formu 1 sanzen sekai(üçbin dünya) birbirine kenetlenmiş katanaları hızla çevirerek hiçbir şeyin aradan geçmesine izin vermeyen bir teknik, sonra savunma formu 2 kurosu sekushon(çapraz bölüm) katanaları tersten çekip havada sallayarak düz olarak tekrar kınına koyma tekniği ve karşıdakinin kollarını kesip vücudunu çapraz olarak 4 e böler, bundan kaçmak için zıplarsanız bacaklarınızı, sağa ya da sola kaçarsanız bir bacağınızı ve kolunuzu kaybedersiniz, bundan tek kaçma yöntemi alttan kaymaktır, ama dikkatli olun genelde kılıç ustası ordularının en ön safı bu tekniği kullanırken arkalarındaki 2. Saf savunma formu 1 i kullanıp durmadan kılıç çeviriyor ve alttan kayanları dilim dilim doğruyor, bu yüzden bu tekniklere karşı çok dikkatli savaşın son teknik, saldırı formu 1 kaze dama(rüzgâr güllesi) katanaları sallayarak rüzgârın yönünü sürekli değiştirip rüzgârı bir daire şekline hapsetmeye dayalı bir teknik yapması en zor olan tekniktir ama gücü bir mancınık güllesine eşdeğerdir, son krallığımız Viking krallığı tam bir yetenek mi bilmiyorum ama çok güçlü ve dayanıklılardır, kolay kolay kılıç geçmez ayrıca birkaç yumruk ya da tekme ile zırhları ve kılıçları kırabilecek kadar güçlülerdir, neyse benden bu günlük bu kadar hadi serbestsiniz, bir sonraki görevden sonra yani yaklaşık iki, üç ay sonra görüşürüz gurup dağılır, lolard haru yajirushi, iruka ve hari yoroiyi saraya çağırır onlara demircilik ve marangozluk atölyelerini tanıtıp yaptığı şeyleri göstermek istiyordur kiri ve ren ise şehirde dolaşıp konuşuyorlardır ren: ne kadar güzel bir ülkemiz var değil mi kiri: evet etrafta ne kadar fazla insan var, her biri de farklı görünüyor birbirlerini seviyorlar mı ren: seviyorlar mı derken kiri: bu kadar fazla insan varken kiminle evleneceklerini nasıl seçiyorlar, o kadar fazla güzel kız ve yakışıklı erkek var ki ren: insanların eşlerini nasıl şetçiklerini mi soruyorsun kiri: evet ren: erkeklerin neye göre kız seçtiklerini anlatamam, zaten işine yaramaz, bu benim tekniğim olarak kalsın, kızların nasıl erkek seçtiğine gelince o konu çok karmaşık genelde kızdan kıza değişir kiri: peki sen neye göre seçiyorsun ren: ben mi aaa bakalım ben genelde pek seçici değilim genelde yüzü normal, göbeği olmayan ve aşırı kıllı olmayan herkes olur benim için, biraz da kaslı olsa iyi olur ama sende hepsi fazlasıyla var, seni zaten bu yüzden seviyorum kiri: teşekkürler ren: şimdi ye yapalım kiri: bir şeyler yiyelim mi ren: olur döner yiyelim mi kiri: tamam, bildiğin bir yer var mı ren: evet var hem de bizim gibi Türk, oraya gidelim çok güzel döner yapar kiri: olur hadi gidelim o sırada sarayda lolard: işte burası benim atölyem, kiriyle ben burada demircilik ve marangozluk alıştırmaları yapıyoruz, mesela ben her yıl yaptığım en iyi kılıcı seçip buraya asıyorum, bakın 10 tane kılıç var, her biri de farklı kılıçlar(yamuk yumuk ufak bir hançer gösterir) bu ilk yaptığım hançer, bakın yıllar geçtikçe kılıç daha sağlam ve düzgün oluyor(en sondaki çift elli şövalye kılıcını alır) bu benim 9 yıllık demircilik tarihimde yaptığım en sağlam ve en dayanıklı kılıç ve ben eminim ki şu an askerlerin kullandığı katanalardan kat kat güçlü iruka: nasıl bu kadar eminsiniz lolard-san lolard: malımı tanırım(irukaya katana atar) yakala bakalım hangisi daha dayanıklı iruka: efendim ben kılıç kullanmakta pekiyi değilim hari: (katanayı alır)ben senin için kullanırım lolard: hadi biliyorsun bu hız ve çeviklik testi değil kaçmaya gerek yok kılıçlarımızı çarpıştıracağız ama yumuşak olma hari: tamam başlıyorum(hari katanayı hızla lolarda doğru sallar ama lolard iki eliyle kılıcını kavrayıp hızla çevirir ve harinin katanası ikiye bölünür) ne inanılmaz bir güç lolard: insan pratik yapa yapa gelişiyor, bir ustamız yoktu, zaten sadece eğlencesine yapıyorduk ama çok büyük bir yol kat ettik, kılıç için en uygun malzeme nedir, nasıl vurursak kılıç daha keskin olur, malzemeler nasıl daha hızlı ve daha dayanıklı katlanır, kılıcın şeklinin denge ve ağırlık merkezine etkisine bağlı olarak verdiği avantajlar, gibi şeyleri deneme yanılmayla öğrendik ve ben gerçekten de demircilik yaparken çok eğleniyorum, çünkü kendin bir şey yapıyorsun, böyle kendi yaptığın yemeğin daha tatlı gelmesi gibi o kılıcı falan bir başka seviyorsun haru: 9 yılda gerçekten çok gelişmişsiniz lolard: teşekkürler, bir ara isterseniz sizinle eğlencesine demircilik yapabiliriz, gerçekten dünyanın en eğlenceli şeyi hari: ben çok isterim, bir ara yapalım iruka: bence de olur haru: iyi tamam da demircilik sanki bana biraz şey yani lolard: niye olmasın ki, demircilik çok eğlencelidir, neyse sen evde bir düşün, daha sonra kararını söylersin haru: tamam hari: (ayağa kalkar)hadi biz gidelim artık iruka: izninizle haru: görüşürüz lolard: görüşürüz haru yajirushi, iruka ve hari yoroi evlerine dönerler akşama doğru kiri de gelir, akşam yemeğini yerler ve yatarlar Bölüm 14 ertesi sabah moku: (bağırarak) kiri iki dakika aşağıya gelir misin kiri: (koşarak aşağıya iner) geldim baba moku: ha kiri sana söz verdiğim hediye geldi, askerler senin istediğin gibi bir kız bulmuşlar kiri: gerçekten mi görebilir miyim nerede moku: bahçede seni bekliyor kiri koşarak bahçeye çıkar, bahçe de parlak beyaz zırhlı yeşil saçlı biz kız durmaktadır şövalye: (sağ dizini yere koyar ve sağ yumruğunu sol omzunun üstüne koyar) siz yeni efendim olmalısınız kiri: sonunda seninle görüştüğüme sevindim, seni özgürlüğünden ettiğim için beni bağışla ama demek ki bizim askerler seni yakalamışlar, şans işte şövalye: sorun değil efendim, bundan sonra hayatımı size adamaya hazırım kiri: ben kiri, Ninja krallığının küçük prensiyim, senin adın ne şövalye: ne yazık ki isim koymaları için gereken belirgin bir özellik göstermediğim için henüz bir ismim yok kiri: o zaman sana knight diyeceğim sorun olur mu şövalye: gurur duyarım efendim kiri: ayağa kalkabilirsin, hadi odana çıkalım benim odamın hemen yanında sana bir oda hazırlattım knight: emredersiniz efendim, birlikte knightın odasına çıkarlar kiri: nasıl odan güzel mi knight: evet gerçekten güzel kiri: zırhın içi çok sıcaktır, istersen üstünü değiştirebilirsin(gardırobu açar) burada senin için pek çok giysi hazırlattım, hangisini istersen giy knight: (gardıroptan bir elbise alır) çok teşekkür ederim knight giyinirken konuşmaya devam ederler kiri: esir alınmadan önce rütben neydi knight: 100 başı kiri: ben henüz eğitimde sayılırım, bu yıl ağbim, ben ve kuzenim amcamın komutasında göreve çıkıyoruz, seneye rütbeli bir asker olarak göreve başlayacağım knight: eğitim zor mu kiri: normal askerlik gibi, yalnız başımızda amcamız var ve sadece 4 kişiyiz, normal insanlara göre epeyi zor sanırım, peki rütbe atlamak zor mu knight: ülkeden ülkeye değişir sanırım, şövalye ülkesinde savaşta senden yüksek rütbeli bir kişiyi yenersen o rütbeye gelirsin, kendi rütbende 2 kişi yenersen 1 rütbe atlarsın kiri: evet sanırım ülkeden ülkeye değişiyor, çünkü bizde senden yüksek rütbeli bir kişiyi yenince aranızdaki rütbe farkının yarısı kadar rütbe atlarsın, yani kendinden 1 rütbe yüksek 2 kişiyi yenmelisin ki 1 rütbe atlayasın, kendi rütbende ise 4 kişi yenersen 1 rütbe atlarsın knight: tabi orduyla değil mi kiri: evet tabi mesela sen 1000 başının bir eri olsan karşı tarafın 10 başısını öldürsen rütbe atlayamazsın, kendi ordunla başka bir orduyla savaşman gerek savaşta hiçbir şey yapmasan da senin ordun olduğu için rütbe atlarsın, kendi ordusu olmayan erler ve kıdemli erler ise daha farklı bir şekilde rütbe atlıyor erin katıldığı savaş kazanılırsa er, kıdemli er olur kıdemli er ise katıldığı savaş kazanılırsa 10 başı olur ve kendi 10 kişilik ordusunun başına geçer knight: erler ve kıdemli erlerin rütbe atlaması sanırım her ülkede aynı şekilde, çünkü bizde de öyle oluyor kiri: en güçlü ülkeler hangileri knight: savaş başladığından beri ülkelerin toprak ele geçirme hızı ve zafer sayılarına göre yapılan sıralamada en üstte Ninja krallığı var, yani en güçlü ülke şu an Ninja krallığı kiri: sonra kim var knight: Ninja krallığından sonra büyücü krallığı var, ondan sonra samuray krallığı, ondan sonra şövalye krallığı, ondan sonra da kılıç ustası krallığı ve en altta da Viking krallığı var kiri: şövalye krallığı 4. sıradaymış neden bu kadar aşağıda knight: bu sadece zaferlerin bir istatistiği unutmayın lütfen, her krallık güçlüdür yoksa zaten bu savaş hemen kazanılırdı kiri: haklısın bu arada yaşın kaç knight: 17 yaşındayım efendim kiri: demek öyle, seni arkadaşım ren ile tanıştırayım mı knight: nasıl isterseniz efendim kiri: sen daha yeni geldin, sen bugün dinlen, yarın ben seni onunla tanıştırırım Knight: tamam efendim ertesi gün beraber kirinin amcası kiironun malikânesine giderler kiri: (kapıyı çalar) bakar mısınız hizmetçi: (kapıyı açar) buyurun kime bakmıştınız kiri: acaba ren içerde mi hizmetçi: evet içerde kiri: sana zahmet çağırabilir misin hizmetçi: kim gelmiş diyeyim kiri: kiri gelmiş deyin o anlar hizmetçi: tamam efendim (içeriye doğru seslenir) hanımım, kiri sizi kapıda bekliyormuş ren: (merdivenlerden hızla inerek) ne kiri mi, hemen geliyorum ren kapıya gelir ren: hoş geldin kiri içeri gelsenize kiri: nasıl istersen kiriyle knight içeri girip otururlar ren: ee kiri bizi tanıştırmayacak mısın, kim bu güzel kız kiri: kendisi benim ilk cariyem knight-san ren: he demek öyle, nasıl, benden daha iyi mi kiri: (düşünerek) hiç bilmiyorum, bence ikinizde çok güzelsiniz ren: peki sen knight-san, kiri den memnun musun knight: kiri gerçekten çok nazik ve zeki bir insan, esir alındığımda başıma ne gelecek diye çok korkmuştum ama efendimin 12 yaşında biri olduğunu öğrendiğimde gerçekten nasıl biri olduğunu merak etmedim değil, ama kiri 12 yaşında olmasına rağmen çok güçlü bir savaşçı gibi görünüyor efendimin onun gibi biri olması beni gerçekten mutlu etti aslında ren: evet kiri gerçekten öyledir, çok tatlı değil mi, birde onu savaşırken görmelisin, sana özel yeteneklerini gösterdi mi knight: özel yetenekleri mi kiri: ilk geceden fazla şaşırtmayayım demiştim ren: ne kadar düşünceli değil mi ama bence kızı fazla meraklandırma da göster kiri: tamam birkaç numara göstereyim bari diğerlerini akşam gösteririm(kayadan bir kılıç oluşturur) bak bunun gibi knight: inanamıyorum, bunu nasıl yaptınız kiri: akşam anlatırım sana ama bunun gibi pek çok yeteneğim var knight: sanırım efendim siz olduğunuz için şimdi daha da mutluyum ren: bu arada yaşınız kaç knight-san knight: 17 efendim ren: epeyi gençsin, ben de 12 yaşındayım beraber çok iyi anlaşırız sanırım kiri: neden olmasın, beraber eğlenirsiniz, knight-san sana ablalık yapar ren: doğru, aslında knight-san bizden büyük ama çok terbiyeli biri, bize bile saygıda kusur etmiyor knight: bu şekilde yetiştim efendim, ayrıca esir alındığımda kendimi yeni efendime adamaya hazırlamıştım ren: demek öyle, ne güzel, peki savaşta iyi misin knight: iyi savaşırım ama genelde teke tek savaşlarda iyi değilim, çünkü pek kaslı biri olmadığım için karşıdaki genelde bana göre daha üstün oluyor ren: niye normalde öyle ağır zırhlar giydikleri için şövalyeler istemese de kas yaparlar, sende niye yok knight: ben pek antrenman yapmadığım için kaslarım sadece savaş alanında kazandığımla kaldı ren: karın kasların nasıl, kaç baklavan var knight: yarı belirgin 4 kadar kiri: ren senden 5 yaş küçük ama senden güçlü anlaşılan, çünkü renin tam 8 tane baklavası var knight: gerçekten mi ren: evet bak(karnını açıp kaslarını sıkar 8 tane karın kası oluşur) tabi biz Ninjalar durmadan hareketli olmamız gerektiği için kaslı olmalıyız knight: gene de gerçekten çok güçlüsünüz ren: teşekkürler(ayağa kalkar) ha bu arada ben size atıştırmalık bir şeyler getireyim kiri: teşekkürler, sonra da knightla ben saraya döneriz ren: nasıl istersen, ama ara sıra knightı da getir de konuşalım kiri: tamam bir şeyler atıştırdıktan sonra kiriyle knight saraya dönerler, kiri ona güçlerini nasıl kazandığını anlatıp yeteneklerini gösterir sonra da yatarlar Bölüm 15 ertesi gün moku: kiri, lolard kahvaltı hazır kiri: (merdivenden iner) geldim baba lolard da gelir ve yemeğe başlarlar lolard: o değil de, görevden geldiğimizden beri 2 hafta civarı oldu yeni göreve ne zaman gideceğiz moku: aslında bugün, gerçi pek görev sayılır mı bilmem lolard: neden, görev değil mi moku: görev ama tehlikesi biraz daha az lolard: ha öyle, peki nasıl bir görev moku: biliyorsunuz ki mucit köyü bize 3 tane dayanıklılık hapı verdi, neden çünkü biz bunların işe yarayıp yaramayacağını gözleyecektik, gerçektende işe yaradı, bu sayede çok güçlü savaşçılar oldunuz ama bu sonucu onlara rapor etmemiz gerek ve antlaşmamıza göre bizzat siz gitmelisiniz, onlar sizin üzerinizde hapın etkilerini izleyecekler kiri: biz derken, amcam kiiroyla ren bizimle geliyor mu moku: evet onlar da geliyor, hem olası bir düşman ordusuyla karşılaşma ihtimali için hem de mucit köyünün gelişmişliğini incelemek için sizinle gelecekler, fakat bu görev de biri daha sizinle o da diğer 3. hapı kullanan kişi, zaten tanıyorsunuz teğmen liderimiz doku naifu kiri: aa ne güzel, o yanımızdaysa savaş olsa bile endişelenmemize gerek yok, ne de olsa teğmen lideri moku: sanırım haklısın, hadi hazırlanın artık kiri: tamam baba kiri eşyalarını atı obsidiana, lolard da atı diamonda yükler, o sırada diğerleri de gelir ve yola çıkarlar, mucit köyünün bir sınırı da Ninja krallığına birleşik olduğu için oraya varmaları 1 hafta sürmez ama aynı zamanda mucit köyünü inceleme görevleri olduğu için mucit köyünün Ninja, Viking ve Kılıç ustası krallıklarına olan sınırların hepsini dolaşmaktadırlar ve o sırada geçtikleri yamacın altında bir Viking köyü görürler kiri: Viking köyleri diğer köylere göre daha az gelişmiş baksanıza doku: evet öyledir kiri, çünkü o kadar kar ve soğuğun içinde bir medeniyetin gelişmesi diğerlerine göre daha zor oluyor kiri: demek öyle o sırada atlarını hızla sürerek köye doğru ilerleyen 100 kadar şövalye görürler, diğer şövalyelerden farklı olarak kanatlı kask takıyorlardır, ayrıca miğferlerinde ve zırhlarının üstündeki örtüde birbirine geçmiş iki yeşil hilal vardır, şövalyeler hıza köye girerler ve önlerine çıkan herkesi asker sivil demeden öldürmeye evleri yakıp yıkmaya başlarlar lolard: bunlar da kim, masumları da öldürüyorlar doku: şövalye krallığının en güçlü birliklerinden biri, asit birliği, dünyada görebileceğin en acımasız insanlardan oluşmuş her yerlerine asit nintobası ekli şövalyeler lolard: yardım etmeyecek miyiz, sivilleri de öldürüyorlar doku: hiç bulaşma evlat, savaş her zaman acımasızdır lolard nefret dolu gözlerle şövalyelere bakıyordur, aralarında tek farklı giyinen, muhtemelen liderleridir diye düşündüğü kişiyle göz göze gelirler, bir süre bakıştıktan sonra lolardlar yolarına devam ederler ve mucit köyüne varırlar lolard: biz geldik, bu hapların etkilerini inceleyecekler kimler mashin: merhaba ben mucit köyünün lideri mashin(Japonca makine demek) loalard: sanırım siz bizi inceleyeceksiniz mashin: evet sizi şöyle alalım o sırada asit birliği köye girer ama gayet sakindirler komutan: mashin-san biz geldik mashin: hoş geldiniz lolard: (kızgın bir ifadeyle) onların burada ne işi var mashin: asit birliği lideri toxic kishi(toxic İngilizce toksik, zehirli kishi Japonca şövalye) şövalye krallığı için hazırladığımız bazı aletleri götürmek için geldi lolard: tarafsız olduğunuzu sanıyordum mashin: taraf tutmuyoruz ama neden alışveriş yapmayalım, hem şövalye krallığında çok iyi mucit dostlarım var, taraf tutmuyorum diye onlara sırtımı dönemem lolard: tamam tamam, bizi bir an önce inceleyin de gidelim, daha fazla şu toxic kishiyi görmek istemiyorum toxic: haddini bil velet, şu anda tarafsız topraklarda olmasaydık kelleni uçurmuştum lolard: bir dahaki karşılaşmamızda bekliyor olacağım toxic: öyle olsun o anı iple çekiyorum malzemelerini alırlar ve giderler mashin: hadi biz işimize dönelim lolard: nasıl istersen mucitler her birini iyice incelerler mashin: tamam bize bu sonuçlar yeter, siz artık gidebilirsiniz lolard: hadi gidelim amca kiiro: nasıl isterseniz, zaten bende araştırmamı bitirdim, o değil de burası epeyi gelişmiş bir yer evler bile çelikten doku: evet gerçekten ilginç bir yer gurup ülkeye döner kiri: baba biz geldik moku: hoş geldiniz knight: hoş geldiniz kiri-sama kiri: hoş bulduk moku: nasıl geçti lolard: mucit köyü para karşılığı şövalye krallığına yardım ediyor moku: ee ne var bunda lolard: yolda asit birliğini gördük, o canilere birisi haddini bildirmeli moku: alışırsın lolard savaş bu, eğitimini bitirip kendi orduna sahip olduğun zaman, istediğini yaparsın kiri: aynen ağbi şimdi boş ver lolard: haklısın neyse kiri: hadi knight biz odamıza çıkalım knight: nasıl isterseniz lolard: bende biraz dinleneyim akşama doğru herkes yatar Bölüm 16 gece birisi sarayı gözlüyordur, yavaşça ve gizlice sarayın duvarına tırmanır, kiriyle knightın yattığı odanın penceresine yaklaşır, pencereyi kırarak içeri girer ve kılıcını kiririn boğazına dayar kiri: (istese onu o an öldürebileceği halde ne olduğunu anlamak için beklemeyi tercih eder) sende kimsin, ne istiyorsun adam: (knightı belinden kavrar) nişanlımı geri götürmeye geldim knight: yoru(Japonca gece demek) sen misin yoru: evet benim aşkım, seni esaretten kurtaracağım kiri: çok üzgünüm ama knight benim ve senin onu götürmene de izin vermiyorum yoru: knight mı kiri: evet ona bu adı ben verdim yoru: bak çocuk kargaşa çıksın istemiyorum, ben sadece nişanlımı götürmeye geldim uslu uslu dur, ben de seni öldürmeyeyim kiri: knight sen ne düşünüyorsun knight: (yoruyu hafifçe iterek geriye çekilir) çok üzgünüm yoru ama bir olay çıkmadan gitmelisin, yoksa seni canlı bırakmazlar yoru: nasıl yani bu çocuğu nişanlına tercih mi ediyorsun knight: sen onu tanımıyorsun yoru, onu yenemezsin, lütfen kendine zarar vermeden git yoru: (knightın kolunu sıkıca tutar ve kendine çeker) saçmalama, bir çocuk bana ne yapabilir knight: (yorunun elinden kurtulmaya çalışır) bırak beni esir alınsam da ben hala 100 başıyım, sen sadece bir 10 başısın bu bir emirdir bırak beni yoru: ne olmuş 10 başıysam, benim babam korgeneral ve seni almadan dönmeyeceğim knight: vazgeç yoru yoksa öleceksin yoru: (sinirle) yeter artık, bunun yüzünden mi ölecek mişim(kılıcını kirinin boğazına saplar) knight: (bağırarak) kiri(yandaki kılıcını kapar ve hızla yorunun karnına saplar) yoru: (kan kusarak) bunu nasıl yaparsın, bana ihanet ettin(yere yığılır) knight: (şok geçirmiş bir şekilde elindeki kanlı kılıca bakar) olamaz, ne yaptım ben kiri: (ayağa kalkar) demek öldü knight: kiri yaşıyorsun kiri: boğazımı kayaya çevirdim, kılıç onu deldi sonra yerdeyken kılıcı çıkardım deliği kayayla kapattım, sonrada tekrar boğazımı normale çevirdim hiç bir şey olmamış gibi oldu, ve sanırım nişanlını öldürdün knight: (hüzünlü bir şekilde) bir anda kendimden geçtim, böyle olsun istememiştim kiri: izninle nöbetçileri çağırayım da cesedi götürsünler knight: tamam kiri: nöbetçiler, şunu götürüp gömün lütfen nöbetçi: emredersiniz kiri-sama kiri: hizmetçiyi çağırında o da şuraları bir silsin, her yer kan oldu nöbetçi: nasıl isterseniz kiri: çok yorucu bir gece oldu, istersen bir duş al knight knight: evet sanırım bir duş alsam iyi olur knight duş alır, duştan sonra kiri: şimdi nasılsın knight: biraz daha iyi, hadi yatalım kiri: nasıl istersen ve yatarlar ertesi gün sofrada moku: galiba dün bir saldırıya uğramışsın kiri kiri: evet baba, knightın nişanlısıymış moku: demek öyle kiri: ama knight onu öldürdü moku: seni zorla mı nişanlamışlardı onla knight: hayır ben kendim istemiştim moku: onu seviyordun demek knight: evet efendim moku: öldüğü için üzgün müsün knight: evet üzgünüm, işler böyle bitsin istememiştim, ama elden bir şey gelmez, hayat devam ediyor moku: güzel bu düşünceni sevdim bu arada kiri sana iyi kız getirmişiz, aynı bir Ninja gibi düşünüyor aslında bundan iyi Ninja olurdu kiri: olabilir ama sanırım knight şövalyeliği tercih ederdi knight: evet, ayrıca soğukkanlı olmak bence sadece Ninja askerleri için değil diğer tüm askerler için de bir avantaj, çünkü savaşta her türlü vahşiliği görebilirsiniz moku: sanırım haklısın kiri: işin ilginç yanı neden nişanlısını almak için kendisi gelmiş, söylediğine göre kor generalin oğluymuş yerine birkaç yetenekli şövalye gönderebilirdi knight: beni kendisi götürmek istedi herhalde lolard: babası kor general miymiş knight: korgeneral toxic kishi lolard: toxic kishi mi knight: evet kiri: hey ağbi bu senin görevde tartıştığın adam değil mi lolard: demek kor generalmiş(yumruğunu sıkar) o kadar kendine güvenmesine şaşmamalı moku: bu arada fark ettiyseniz farklı krallıklardan askerler bir şekilde ülkemize sızıyorlar önce şu depo hadisesi, sonrada dün akşamki saldırı kiri: aynen o kadar askeri, kaleyi aşıp nasıl koskoca başkente giriyorlar moku: biz de bunu araştırıyorduk, başkent kanalizasyonun da bir tünel bulduk, görünen o ki bir şövalye kalesinden bizim kanalizasyona kadar uzanan koca bir tünel açılmış ve buradan başkente adamlar girebiliyor kiri: ama bir dakika depoya saldıranlar kılıç ustasıydı moku: evet sanırım bunları şövalyelerle anlaşmalı yapmışlar, kalenin sahibi depomuz ve şehrin güvenliği hakkında bilgi almak için onlarla iş birliği yapmış olabilir kiri: peki tüneli kapatsak moku: denedik tünelde çok uzağa ateş edebilen tuzak sistemleri var, tünelin girişinden çıkışına kadar her yer korumalı, tek çaremiz kaleyi ele geçirip oradan tüneli kapatmak olacaktır kiri: peki kale savaşına bizde gidiyor muyuz moku: evet, çünkü çok önemli bir savaş, hatta sizin takımla beraber diğer takım da gidiyor kiri: ha o zaman iyi, çünkü o takımın başında teğmen lideri doku naifu var, o varken hiçbir düşman bizi yenemez, değil mi ağbi lolard: bakalım kaledekiler ne kadar güçlü kiri: peki sayısal olarak durum nasıl moku: kalede 4000 asker var, bunun için biz 5000 kişilik ordu gönderiyoruz, ayrıca biliyorsunuz ki şövalye krallığı 4. Sırada biz ise 1. Sıradayız 1000 kişilik fazlalık yeterli olur her halde, ayrıca ordunun başında teğmen liderimiz doku naifu var kiri: demek onu ordunun başına getirdiniz moku: evet zaten teğmen liderinin 5000 kişilik ordusu oluyor normalde ama bir sorun var ki saldıracağımız kalede şövalye 1000 başı lideri var kiri: 1000 başı lideri mi ama o teğmen liderinden daha alt bir rütbe, hem de şövalyeler daha kolay rütbe atlıyor yani arada çok fark var moku: evet belki ama gene de onun karşısına olurda siz çıkarsanız dikkatli olun, sonuçta savaşta her zaman istediğin kişiyle dövüşmüyorsun kiri: doğru söylüyorsun ha bu arada knight sen 1000 başı lideri hakkında bir şey biliyor musun knight: adı chimei tensai(japonca ölümcül dahi) kendisini hiç görmedim ama hakkında pek çok efsaneler var, duyduğuma göre dünyada en fazla nintobaya sahip insan oymuş, kendi kurmuş olduğu 100 kişilik çark şövalyeleri birliğindeki her askeri en iyi şekilde donatırmış ve pek çok icadı varmış, hatta bazıları onun şövalye krallığındaki herkesten güçlü olduğunu söylüyor, kraldan bile kiri: oha, o zaman niye hala 1000 başı lideri olsun ki hiç olmazsa or general olurdu, bence bunların hepsi uydurma, bence o sadece çok güçlü ve kahraman bir savaşçıdır, pek fazla görünmediğinden efsaneleşmiştir lolard: pek çok icadı var demiştin değil mi knight: evet lolard: acaba mucit köyünün yöneticisi mashinin bahsettiği şövalye krallığındaki dostu o olabilir mi kiri: belki de odur lolard: neyse savaşta işin aslını anlarız her halde, peki ne zaman gidiyoruz moku: yarın lolard: (yemeğini bitirip sofradan kalkar) öyleyse ben gidip antrenman yapayım ve savaşa hazırlanayım kiri: (yemeğini bitirip sofradan kalkar) bende biraz savaşa hazırlanayım, knight hadi sende gel hem belki sana da bir şeyler öğretmiş olurum knight: (peşinden gider) nasıl isterseniz efendim ertesi gün herkes atına atlar ve şehirde geçit töreni yapar gibi şehrin çıkışına ilerleyen kuşatma ordusuna katılır Bölüm 17 2 hafta içinde kalenin karşısındaki tepeye varırlar çadırlarını ve mancınıkları kurar ballistalarını hazırlarlar, geceyi burada geçirip sabah saldıracaklardır, kaledeki askerlerde bunları görüp savaş hazırlığına başlarlar, ertesi gün, güneş doğmaya başlamıştır, askerler bir yandan kahvaltı yapıyor bir yandan da birkaç saat içinde başlayacak olan savaşın endişesini taşıyorlardı, fakat güneş tepenin ardından doğup kaleye ışıklarını vurmaya başlayınca, Ninja ordusunu büyük bir moral bozukluğu ve korku kapladı çünkü karşılarında diğer kalelerden farklı bir kale vardı, nintobalarla çalışan makineler kullanılarak yapıldıkları için kalelerin 50 metre yüksekliğinde olması doğaldı, fakat bu kale, kulesindeki merdivenden en ufak taşına kadar tamamen çeliktendi, ordunun zafer planları yerle bir olmuştu çünkü bu güne kadar hiç çelikten bir kale görmemişlerdi ve böyle bir kalenin ne kapısını ne de duvarını mancınıklarla ya da ballistalarla yıkamazlardı kiri: inanamıyorum ağbi kale tamamen çelikten lolard: böyle bir kale için ne kadar çelik gitmiştir, neden basit bir kale için bu kadar çelik kullanmışlar, çok mantıksız ve onları zarara sokacak bir hamle, çünkü biz bu kaleyi ele geçirirsek o kadar fazla çelik kayıpları olacak ki bunu telafi etmeleri yıllar sürer, ne planlıyor acaba şu 1000 başı lideri kiri: kapıyı kırabilir misin lolard: bana mı soruyorsun, hem zaten sende yumrukla çelik kırabiliyorsun kiri: ama bu duvar çok kalın, nereden baksan 5 metre kalınlığında lolard: kapıyı kırmalıyız o halde, o 1 metre kalınlığında kiri: sanırım öyleyapacağız, çünkü mancınıklarımız bu kaleye karşı işe yaramaz ama merak etme bende sana yardım ederim lolard: hadi bakalım, ilk kale savaşımızda ne olacak kiri: saldırı başlamak üzere o sırada ordunun komutanı doku naifu atının üzerinde bir konuşma yapıyordur doku: askerlerim kalenin çelikten olması sizi korkutmasın, içindeki askerler yine etten, ayrıca burada sizinle birlikte prenslerimiz de var, onlar bu çelik kaleden içeri girmemizi sağlayabilirler, birbirimizi kolladığımız sürece kimse bizi durduramaz, biz ki şu anda en güçlü krallık olan Ninja krallığının askerleriyiz, biz çevik ve ölümcül suikasçileriz, ayrıca biz onlardan tam 1000 kişi daha fazlayız, burada sizinle beraber canlarını vermeye hazır olan prenslerimiz var, kralımız mokunun kardeşi kiiro ve kızı rende bizimle beraber, ve ben bizzat teğmen lideri olarak sizin önünüzde savaşa giriyorum, askerlerim cesaretinizi kaybetmeyin, bu savaş elbet bizim zaferimizle sonuçlanacaktır askerler: (hep birlikte nara atarlar) heeeey!!! doku: şimdi askerlerim, çelik duvarların bile bizi durduramayacağını kanıtlayalım, şövalyelere kaçınılmaz yenilgiyi tattırmak için ileri!!! askerler: (hep birlikte nara atarlar) heeeey!!! bütün askerlerin tüm gücüyle kaleye hücum etmesiyle kuşatma başlar, fakat sürprizler Ninja ordusunun peşini bırakmaz, normalde kalelerde ballista ve mancınıklar kullanılırken, bu kalede top arabaları vardır ve üzerlerine gülleler yağdırmaktadırlar kiri: (tozlara ve şarapnellere karşı kolunu yüzüne siper ederek) nintobaların yağışıyla dünyada barut kalmadı sanıyordum, nasıl eskisi gibi toplar kullanabiliyorlar lolard: galiba barut nintobası ekli eldivenle barut dolduruyorlar, nasıl olsa nintobayla oluşan şey 15 dk dayanabiliyor, topları kullanmaları için yeterli sanırım kiri: bir an önce kaleye ulaşıp kapıyı kırmalıyız, yoksa bu toplar orduyu yerle bir edecek yanlarına haru yajirushi gelir haru: ben belki biraz oyalayabilirim 6 tane top var(bir ok atar ve topu tam içinden vurur ve topun içinden topu parçalayarak bir sakura ağacı çıkar) biri gitti lolard: harikasın, sen topları hallet biz kapıya gidiyoruz haru: tamam o zaman, çabuk olun yoksa ordumuz fazla dayanamaz lolard: tamamdır(kiriyle beraber kalenin kapısına doğru giderler) fakat tam kapıya ulaştıklarında beklenmedik bir şey daha olur, bütün kale bir anda parlar ve ışıldar sonrada parlak kürklerle kaplanır kiri: (kapıya yumruk atar ama hiç etki etmez) bu da ne lolard: sanki bütün kaleye nintoba eklenmiş gibi, bu parlaklık sanırım ayna nintobasının etkisi, kaleye saldıracak olan her tür plazma, enerji, ışık ve ışık saçan şeyleri 2 katı gücünde geri yansıtacaktır ve bu kürkler de kesin kürk nintobasının etkisi, yani saldırılarının etkisini %75 azaltacaktır ama o grimsi parlama neydi onu bilmiyorum kiri: sanırım çelik yelek nintobası, kalenin dayanıklılığını 4 katına çıkaracak lolard: bu durumda bu kaleyi ele geçirmemiz neredeyse imkânsız kapıyı kırmak için kaç ton güç gerekiyorsa onun 16 katı gerekiyor ki %75 ini kürk nintobası yok edecek 4 katı kalacak, çelik yelek nintobası da kaleyi 4 kat güçlendiriyor, bu sayede ilk baştaki eşitlik sağlanır ve kapıyı kırarız ama senle ben aynı anda vursak bile en fazla normalin 6 katı bir güç oluşur, 16 kata ulaşmamız imkânsız kiri: (lolardı kolundan tutar ve koşar) bir fikrim var lolard: nedir kiri: görürsün(bağırarak) ayakkabısında toprak nintobası olan var mı, acilen 2 kişi lazım 2 asker gelir askerler: emredin prensim kiri: kalenin içine yer altından gireceğiz, ikiniz yer altında açacağınız, tünelleri birleştirerek ordunun geçebileceği bir tünel hazırlayacaksınız, sanırım bir birine bitişik 6 tünel işe yarar askerler: emredersiniz 2 dk sürmez(hızla yer altına 3 kere girer çıkarlar) tünel hazır prensim fakat şövalyeler diğer uçta hazır bekliyor dikkatli olun kiri: ilk giden biz olursak sorun olmaz(bağırarak) bütün askerler, bu tünelden kaleye gireceğiz, bu tek şansımız beni takip edin bütün ordu kiri ve lolardın peşinden tünele girer, kiri ve lolard tünelden çıkar çıkmaz etraftaki şövalyelerin kılıç darbelerine maruz kalırlar, fakat kısa sürede onları yerle bir ederler lolard: kiri, hadi çabuk olalım, etrafı biraz temizlersek gerisini ordu halleder kiri: tamam(ağzından ateşlerle beraber kayalar atarak saldırmaya başlar) lolard: (yumruklarıyla şövalyeleri birkaç darbede öldürüyordur) ordu da tünelden çıktı sonun da, iyi akıl ettin kiri: hadi ordumuz savaşırken biz komutanın köşküne gidelim lolard: tamam köşke doğru hızla ilerlerler, o sırada karşılarına bir şövalye çıkar, kaskında ve zırhının üstündeki örtüde iki kızıl çark vardır ve kalkanının kenarları parlıyordur lolard: bu knightın söz ettiği çark şövalyelerinden biri galiba şövalye: demek chimei tensai-samayı yenebileceğinizi sanıyorsunuz ama önce beni yenmelisiniz lolard: öyle olsun, kiri bunu bana bırak kiri: nasıl istersen ağbi, ben orduya yardım edeceğim, işin bittiğinde beni çağırırsın lolard: tamam(çark şövalyesinin kalkanına bir yumruk atar ama yumruğunda çatlak oluşur, kalkana ise hiçbir şey olmaz) nasıl bu imkânsız şövalye: ayna nintobası darbeyi sana 2 katı olarak geri yollar lolard: ama benim yumruğum plazma, ışık, enerji ya da ışık saçan bir şey değil, nasıl normal bir saldırıyı geri yollar şövalye: efendimizin icatlarını hafife alma(ışın nintobası ekli testereli kılıcını sallar ama lolard elmasa dönüşünce elmas ışın nintobasının ışığını kırarak etkisiz hale getirir, sadece testerede lolardı kesmeye yetmez) lolard: ışın nintobası ekli normal bir kılıç bile demiri kolayca kesebilir, bir de bunların kılıcı testereli en az 2 kat güçlü demektir, şu chimei tensai nasıl biri acaba şövalye: (ışın nintobası ekli kaskından ve eldiveninden lolarda ışın atar ama elmas ışığı kırdığı için işlemez, o sırada şövalyenin kaskının iki tarafı yanlara doğru hafif açılır ve içindeki zehir nintobası ekli minik arbaletler zehirli minik oklar fırlatır ama bu da lolarda işlemez) lanet herif, nesin sen böyle(ayakkabılarının uç kısmından zehir nintobası ekli birer bıçak çıkarır ve lolardın bacağına vurur ama bu da işlemez) lolard: hızla çark şövalyesine bir çelme takar ve tam göğsüne bir yumruk geçirir ama sadece zırh yamulur şövalye: (ayağa kalkar) bilmiyor musun şövalyelerin zırhları 2 katlıdır lolard: ama gene de bu kadar az hasar vermiş olamam şövalye: çelik yelek nintobası zırhımın gücünü 4 kat arttırıyor lolard: bütün bu icatları ve nintobaları chimei tensai mi veriyor size şövalye: evet hepimizde aynı icatlar var ama çok güçlü bir birliğizdir(saldırılarının işe yaramayacağını anlayınca kalkanı ile lolarda vurur ve lolardı birkaç metre fırlatır) lolard: gördüm, saldırıyı yansıtırken kalkanının kenarları parlıyor şövalye: evet o kısma ışık nintobası ekli, sen vurduğun zaman o ışık üretiyor ve kalkandaki ayna nintobası o ışığı 2 katı olarak geri yansıtırken senide beraberinde itiyor, yani sanki senin vuruşunu yansıtıyormuş gibi oluyor lolard: tebrikler, gerçekten güçlüymüşsün(göğsüne bir yumruk daha geçirir ve zırhı kırar sonrada bir yumrukta adamı öldürür) ne zorlu herifmiş be kiri: (koşarak gelir) işin bitti mi lolard: evet biraz zorladı ve elimi çatlattı ama hallettim kiri: bende bir tane çark şövalyesi ile karşılaştım, ışınlı testere kılıcı ve her şeyi yansıtan bir kalkanı vardı, birde oradan buradan zehirli oklar, bıçaklar çıkarıyordu, bir kere zehirlendim ama kolumdan su fışkırtarak zehri attım, hadi köşke girelim lolard: tamam ama bu kapı da çelikten kiri: ama kale kapısı kadar kalın değil, en fazla 10 cm, belki birlikte saldırırsak kırabiliriz lolard: denemeye değer ikisi birden kapıya tüm güçleri ile geçirirler ama kapı sadece yamulur, ard arda birkaç saldırı sonrası kapıyı kırarlar, karşıda tahtın üzerine oturmuş bir çark şövalyesi görürler ama bu şövalyenin diğerlerinden farklı olarak kanatlı kaskı ve çift elli kılıcı vardır kiri: bütün çark şövalyelerinin aynı olduğunu sanıyordum lolard: galiba bu chimei tensai chimei: hoş geldiniz, bu şerefi neye borçluyum, buraya kadar gelebildiğinize göre epeyi güçlü olmalısınız kiri: bunu birazdan göreceğiz chimei: benim değerli çark şövalyelerim sizi zorladı mı, çünkü onlarda zorlandıysanız beni yenmeniz imkânsız, ben ki şövalye krallığının en güçlü insanıyım lolard: en güçlü mü, öyle olsaydın kral olman gerekirdi chimei: kralımız ya da or generallerimiz ezik değiller ama ben farklı bir seviyedeyim ve eğer benimle savaşmaya kararlıysanız, ya siz kalemi alırsınız ya da ben sizin kellenizi ama eğer kaleyi ele geçiremezseniz kaçabileceğinizi zannetmeyin lolard: tamam, savaş başlasın(nasıl olsa kalkanı yok gerisi bana sökmez diye düşünür) kiri: (chimei tensaiye ağzından ateşli kayalar püskürtür ama ateşli kayalar zırha çarpınca hızla geri sekiyordur) yoksa lolard: (chimei tensaiye bir yumruk atar ve eli biraz daha çatlar) evet, bu adamın bütün zırhı aynı diğer kalkan gibi, hiçbir saldırı işlemiyor chimei: insanları şaşırtmayı severim(kılıcı kırmızı parlamaya başlar, kılıcını sallayınca hızla ileriye doğru bir ışın dalgası gider ve kirinin kolunu koparır ama kiri hızla kaydan damarlar ve kaslarla kolunu geri vücuduna bağlar) gerçekten güçlü kişilersiniz, sanırım benim kılıcımın da diğer çark şövalyeleri gibi ışınlı testere kılıcı olduğunu sandınız lolard: gerçekten sürprizlerle dolusun chimei: teşekkürler, aslında çalışma prensibi çok basit, gördüğünüz gibi kılıcımın iki keskin tarafında da boydan boya içeri doğru bir kesik var, bu kesik kılıcın içindeki çubuğa kadar ilerliyor, olay şu içerdeki çubuğa ışın nintobası, kılıcın diğer kısımlarında ise ayna nintobası ekli, içerdeki çubuk ışın üretince ayna nintobası bunu yansıtıyor ve tek çıkış olan kesiklerden dışarı fırlatıyor, kesik çok ince olduğu için ışın orada sıkışıp yoğunlaşıyor ve güçleniyor, yani normal ışının 3 katı gücünde bir ışını metrelerce uzağa fırlatabiliyorum lolard: peki bunu bize niye anlatıyorsun chimei: işte bu yüzden (ışın nintobası ekli eldivenlerinin parmak uçlarından iki ışın atar, biri lolarda çarpıp yok olur çünkü elmas ışını kırar ve yok eder, diğeri de kirinin bileğini deler ama kiri orayı kaya ile kapatır) gördün mü ikinizde çok güçlüsünüz ve ben de ölümsüz değilim, sizi de öldürebileceğimi sanmıyorum, onun için biraz sohbet edeyim dedim lolard: ne yani kaçıyor musun chimei: hayır, muhtemelen daha çok karşılaşacağız ama şu durumda ikimizde birbirimizi öldüremiyoruz, neden berabere saymıyoruz(bir düğmeye basar ve oturduğu taht yükselerek tavanda açılan kapağa gider) lolard: kiri hadi, hemen yukarıya çıkmalıyız kiri: tamam(kayadan bir merdiven yapar) lolard: (merdivene tırmanır ve vurarak tavanı kırar) hadi ona yetişmeliyiz kiri: geliyorum(merdiveni tırmanır) kendilerini kalenin surlarında bulurlar kiri: helal be, adam her şeyi düşünmüş lolard: işte orada, doku naifu ve gurubunun yanında kiri: onların arasından kaçamaz galiba lolard ve kiri, chimei tensainin yanına giderler lolard: görüyorsun değil mi chimei tensai, kalen çelikten de olsa, askerlerin çok güçlü de olsa Ninja ordusu hepsini yendi, aynı zamanda bir sürü çelik kaybettiniz chimei: kalede sadece 5 çark şövalyesi vardı, diğerleri askerden bile sayılmaz bana göre, ayrıca iş yine benim dediğime çıktı, ya siz benim kalemi ya da ben sizin kellenizi demiştim madem siz kalemi aldınız bana gitmek düşer(hızla kuleye çıkmaya başlar) kiri: ağbi kuleye çıkarak nereye gidebilir ki lolard: bilmiyorum, aşağı mı atlayacak ki, aslında o zırh varken hiçbir şey olmaz ona, koş kiri yakalayalım kiri: tamam ağbi(kuleye tırmanırlar) lolard: dur chimei tensai, aşağı atlasan bile askerlere yakalanırsın chimei: atlayacağımı kim söyledi lolard: nasıl yani chimei: balon aktif(kulenin üstü açılır ve içinden kocaman bir balon şişerek yükselir ve kulenin alt kısmıyla beraber chimei tensaiyi havalandırır) lolard: askerler okları hazırlayın balonu patlatacağız chimei: görüşürüz çocuklar(balonun tepesindeki çelik kısım ve balonun sepetinin kenarları parlar ve atılan tüm oklar hızla geri seker) lolard: adam bunu da düşünmüş chimei: bunu da düşündüm(balonun sepetinden bir top arabası çıkar ve komutan köşküne top atar) kiri: ağbi kendi köşkünü vurdu lolard: neden acaba köşkün yıkılmasıyla kaleyi güçlendiren ayna, kürk ve çelik yelek nintobalarının etkisi yok olur, ayrıca kale taştan basit bir kaleye dönüşür lolard: inanamıyorum, demek bunun içinmiş kiri: askerler hemen güllenin düştüğü yeri araştırın, bu kaleyi güçlendirmek için her ne kullanıyorsa, az önce onu yok etti teğmen lideri doku naifu gelir doku: irukayla, hari yoroiyi aşağıdaki tüneli kapatmaları için gönderdim görev tamamdır haru: chimei tensai kaçtı ama hem kaleyi ele geçirdik hem de düşmanın gücü hakkında pek çok bilgi edindik, ayrıca tünel de kapatıldı lolard: doğru diyorsun, neyse ben köşkün oraya gideyim, bakalım bu chimei tensai neyi yok etmiş kiri: bende geliyorum köşke gelirler asker: efendim, tahtın altında şöyle bir makine bulduk lolard: (makineye bakar) basit dikdörtgen bir makine, kesin bunun bazı parçalarına nintoba eklidir ama her kalesine bu kadar nintoba mı harcıyor kiri: belki başka bir numarası vardır lolard: belki, eğer öyleyse onunla bir sonraki karşılaşmamızda kesin soracağım, zaten adam yaptıklarını anlatıp onlarla övünmeyi seviyor, kesin bize anlatır kiri: neyse, madem görev bitti geri dönelim ağbi lolard: hadi dönelim doku naifunun ve kiironun gurubu beraber geri dönmeye hazırlanırlar kiri: (kiiro ve reni görür) siz neredeydiniz, ben sizi hiç savaşta göremedim kiiro: biz okçuların başındaydık kiri: ha, demek o yüzden karşılaşmadık kiiro: hadi yola koyulalım kiri: tamam hadi guruplar 2 haftaya ülkelerine geri döner Bölüm 18 kiri: selam baba, biz geldik moku: hoş geldiniz, görev nasıl geçti kiri: chimei tensai kaçtı moku: demek öyle, peki hakkında bir şeyler öğrenebildiniz mi kiri: evet, adam ölümsüz gibi bir şey moku: ölümsüz mü kiri: icat ettiği zırhı sayesinde ona değen her şey iki kat güçle geri dönüyor ve 3 kat güçlü ışını fırlatabilen bir kılıcı var, askerleri bile çok güçlü moku: demek öyle, efsaneler gerçek galiba kiri: efsaneyi bilmem ama mucit köyü lideri mashinin yakın dostunun o olduğuna eminim moku: demek öyle kiri: ayrıca baba, görevde kaleden içeri girmemizi sağladığımız ve chimei tensaiyi savaşı terk etmeye zorladığımız için bize 2 şer nintoba verilecekti ama zaten ağbim lolarda nintoba verilmediği için sadece bana verildi, ödülü tek ben aldığım için rica ettim bana 3 nintoba verdiler, çünkü lolard ağbimin bir planı var ve bunun için benim çelik nintobasına sahip olmam gerekiyor moku: öyleyse 3 tane toprak nintobası alıp birleştirip çelik yapacaksın, sonrada içeceksin kiri: evet knight: (içeri girer) hoş geldiniz kiri-sama kiri: hoş bulduk knight nasılsın knight: iyidir efendim, asıl sizi sormalı kiri: teşekkürler bende iyiyim(ayağa kalkar) hadi knight vakit geç oldu, biz odamıza çıkalım knight: nasıl isterseniz efendim kiri: ha baba, bu arada ağbim lolard seninle bir şey konuşmak istiyormuş(knightla birlikte yukarıya çıkarlar) moku: öylemi lolard lolard: (oturur) evet baba, sanırım yakın zamanda yine kiiro amcam bize ders verecek moku: evet, haftaya ders verecek lolard: işte ben o dersten sonrası için bir şeyler düşündüm moku: nedir lolard: son zamanlarda şövalyeler moralimi çok bozmaya başladı, gerek çark gerekse asit şövalyeleri ve 1000 lideri ve korgeneralleri son derece başımıza bela oldular, bende şövalye krallığına bizimle artık uğraşmamaları gerektiğini, bizi asla yenemeyeceklerini ve gerekirse onları hızlıca yok edebileceğimizi göstermek için, şövalye topraklarına büyük bir sefer düşünüyorum, kor general toxic kishiyle savaşabilmeyi umuyorum yaklaşık 12000 kişilik bir ordu gerekecek, savaşa bizim gurubun yanında diğer gurupta katılacak, tabi ki teğmen lideri doku naifu ve amcam 1000başı kiiro da savaşa katılacak moku: peki orduyu kim yönetecek lolard: orduyu teğmen lideri doku naifu, ben ve kardeşim kiri yönetecek moku: peki, nasıl bir savaş stratejisi düşünüyorsun lolard: toxic kishi bir kor general olduğuna göre, kalesi şövalye krallığının orta halkasında, gelişmiş, 6000 kişilik bir kale olacaktır, ama oraya varabilmek için önümüze en az 4 farklı kale çıkacak, onun için ordunun çok iyi hazırlanması gerekiyor, teçhizat, erzak, atlar, seyyar revir, doktorlar, tıbbi malzemeler, seyyar tamir ve demirci atölyeleri gibi pek çok şeyin eksiksiz olması gerekiyor, çünkü hızlı bir şekilde kaleleri ele geçirip asıl kaleye varmamız ve o kaleyi de almamız gerekiyor moku: gerçekten çok büyük bir sefer düşünüyorsun lolard: evet, peki bu hazırlıklar ne kadar sürer moku: tahmini 2 ay kadar sürer lolard: neyse, zaten 5 aydır durmadan görev yapıyoruz, 2 ay dinlenmiş oluruz, çünkü zaten bu planladığım sefer muhtemelen 4 ya da 5 ay sürer moku: tamam öyleyse, ben emir vereyim hazırlıklar hemen başlasın lolard: teşekkürler, neyse ben odama çıkıyorum moku: tamam lolard odasına çıkar, herkes yatar 1 hafta sonra kiironun dersi için gurup sınıfta toplanır kiiro: merhaba çocuklar, bugün size nintobaların kullanımlarıyla ilgili bir ders anlatacağım, nintobalar genelde 3 e ayrılır, birincisi hepimizin bildiği normal nintobalar, ikincisi nadir nintobalar dünyada sadece 1 tane olabilen ve sahibi ölse de yapılamayan nintobalar, genel olarak normal nintobalardan çok daha güçlüdürler ve son olarak ikincil nintobalar, nintoba eklenmiş bir şeye eklenebilen nintobalar, ayrıca bir nesneye istediğin kadar ikincil nintoba ekleyebilirsin, bir sınırı yoktur, bu ikincil nintobalar şunlardır, hedef, tarama, lastik ve çelik yelek nintobası, bunların nasıl yapıldığını askeri kitapçıktan bulabilirsiniz, neyse şimdi ne işe yaradıklarına geçelim, hedef ve tarama nintobalarını az çok hepiniz biliyorsunuz en çok kullanılan nintobalardır, özellikle makineler ve icatlarda çok kullanılırlar, tarama nintobası çeşitli şeyleri tarayarak o şey hakkındaki bilgileri başka bir şeye aktarır, hedef nintobası ise nesneleri sahibinin emrettiği şekilde hareket ettirtmeye yarar, eğer eldivene, ayakkabıya falan ekli değil de bir makinenin parçasına ekliyse o emir değiştirilemez, bu yüzden o emri değiştirmek için tarama nintobası kullanılır, tarama nintobası bilgileri tarar ve ona göre hedef nintobasına emir verir, şimdi geçelim diğerlerine, lastik nintobası eklendiği şeye istendiği zaman elastikleşme yeteneği kazandırır, bu sayede çelik kadar sert ve lastik kadar esnek şeyler yapılabilir, ayrıca lastik ekli nesne çekilerek epeyi uzatılabilir, hatta hedef ve tarama nintobalarıyla otomatik olarak uzatılıp hareket ettirilebilir, ayrıca nesneye elastiklik kazandırdığı için nesne ezici saldırılara karşı da dayanıklı olur, şimdi geçelim çelik yelek nintobasına bu en basit nintobalardan biridir, çünkü yaptığı şey çok basit, eklendiği nesnenin dayanıklılığını ve gücünü 4 kat arttırır, buraya kadar anlamayan var mı lolard: sanırım yok kiiro: iyi öyleyse, bu günlük benden bu kadar dağılabilirsiniz herkes dağılır, lolard 2 ay sonrası için antrenman yapmaya gider, kiri ise knight ve renle beraber dışarıda takılıyordur kiri: knight, sana bir şey sorabilir miyim knight: nedir efendim kiri: âşık olmak nasıl bir şey knight: âşık olmak mı(hafif kızarır) ee şey yani böyle bir kişiye karşı içinde böyle sevgi duymak, onunla olmak istemek, ee böyle nasıl desem kiri: kardeş sevgisi gibi mi knight: hayır, hayır öyle değil kiri: arkadaşlık, dostluk gibi bir şey mi knight: hayır onlardan daha fazla bir sevgiyle, ona ilgi duymak gibi ren: (atılır) azmak gibi mi knight: (kızarır) hayır, hayır anlamıyorsunuz, böyle huzuru onunla bulacağını düşünmek gibi kiri: buldum barış antlaşması imzalamak knight: efendim bence bu işi zamana bırakın, ileride öğrenirsiniz zaten kiri: ren, beklide knight haklıdır, sanırım biz bunları anlamak için biraz fazla taş kalpliyiz ren: Ninja olduğumuz içindir kiri: neyse, hadi bir şeyler yiyelim, knight senin annenle baban aynı ülkeden değil mi knight: evet, çünkü zaten ben Nintobadan önce 4 te doğdum, annem de babam da İsveçtir kiri: peki hiç içli köfte ya da çiğ köfte yedin mi knight: hayır kiri: o zaman hadi lokantaya gidiyoruz, ren sen de yemekte bize katılırsın herhalde ren: tabi ki katılırım kiri: hadi gidelim hep beraber Türk lokantalarından birine giderler, akşama doğru herkes yataklarına geçer Bölüm 19 haftalarca süren antrenmanlar ve hazırlıklar sonunda, 2 ay bitmiş ve ordu büyük bir gururla sefere çıkmıştır kiri: ağbi bu güzergâhta devam edersek karşımıza 4 kale çıkacakmış galiba, doğrumu lolard: doğrudur kiri: ya içlerinden biri chimei tensainin kalesi olursa lolard: yine bir önceki savaş gibi alttan geçeriz kiri: peki chimei tensaiyi, bu sefer yenebilecek miyiz lolard: chimei tensainin bir sürü kalesi var, illa bizim gideceğimiz kalede olacak değil ya kiri: ama ya kalede olursa lolard: bir önceki seferki gibi savaşırız, nasıl olsa bu sefer çelik nintoban da var değil mi kiri: evet lolard: o zaman sorun yok kiri: peki şövalye krallığında çark şövalyeleri ve asit birliği dışında başka birliklerde var mı lolard: savaş için hazırlık yaparken bunları araştırmıştım, şövalye krallığında 5 tane birlik varmış, birincisi 1000 başı lideri chimei tensainin çark şövalyeleri birliği, ikincisi kor general toxic kishinin asit birliği, üçüncüsü kor general hagane kishi(japonca çelik şövalye demek)nin çelik birliği, dördüncüsü or general lili(antik dilde orman demek)nin orman şövalyeleri birliği, sonuncusu da or general tsubasa(japonca kanat demek)nın kanat şövalyeleri birliği, içlerinden en az karşılaşma şansımızın olduğu birlik çelik birliği, çünkü onlar başkentte kralın özel korumalığını yapıyorlar ve sadece ara sıra sefere çıkıyorlar kiri: peki biz seferdeki bir şövalye ordusuyla karşılaşamaz mıyız lolard: bizi görünce yollarını değiştirirler, çünkü 12000 kişiyiz, or generallerin bile 25000 kişilik ordusu var, yani ancak bir or general bize saldırabilir, o da çok küçük bir şans, diğer şekilde kimse bize kolay kolay saldıramaz kiri: demek öyle, ya o değil de az önce fark ettim, her birliğe komutanının ismine benzer bir isim vermişler lolard: birliğin ismini komutan seçiyor, kendine göre bir isim seçer herhalde kiri: ha demek ondan, peki birlikleri sayarken or generalleri de saydın, or general 4 büyük rütbeden değil mi lolard: evet 4 büyük rütbenin içinde kral hariç en önemlisi, kralın %75 yetkisine sahipler, inşallah bizde ileride or general oluruz kiri: inşallah lolard: ama 4 büyük rütbenin her birinden sadece 1 kişi olabilirken or generalden 2 tane olabilir, yani ileride ikimizde or general olabiliriz kiri: evet akşam olmuş, ordu durmuştur lolard: burada kamp kuracağız galiba, hadi erkenden yatalım, daha gidecek çok yolumuz var kiri: doğru diyorsun ordu orada kamp kurar ve ertesi sabah erkenden yola çıkar, 2 hafta içinde çelikten bir kale ile karşılaşırlar kiri: burası kesin chimei tensainindir lolard: evet kiri: o zaman ben hemen toprak ayakkabılarımla tünel açmaya başlayayım lolard: tamam kiri: (topraktan içeri girer sonrada çıkar) ağbi çok büyük bir sorun var lolard: ne oldu kiri: bu kalenin tabanı da çelikten, yani tünel kazarak içeri giremeyiz lolard: (biraz düşünür) buldum, nasıl olsa koskoca orduda düşündüğüm nintobaya sahip birileri vardır (orduya bağırır) eldivenine geçit kapısı nintobası ekli biri var mı bir asker gelir asker: bende var efendim lolard: tamam, şimdi sen ellerinde geçit kapısı aç asker: (ellerinde geçit kapısı açar) tamam efendim lolard: kiri sende ellerini o geçit kapısına sok, nintobaların ürettikleri 15 dk dayanır, 14 dk boyu çelikten bir küre üret, bende o sırada o topu fırlatabileceğimiz, önceden hazırladığım mancınığı kuracağım kiri: tamam lolard bir sopayı yere diker, sonrada ucuna tahta bir silindirle çevirme kolu monteler, sonrada silindirin bir kenarına ip bağlar ve ipin ucuna da ufak bir taş böylece çevirme kolu çevrildikçe silindir ve ona dış bağlı olan taşlı ip döner, bu sayede taşı çok hızlı bir şekilde döndürürler lolard: askerler, biriniz şunu durmadan döndürsün asker: emredersiniz efendim(kolu döndürmeye başlar) lolard: (diğer askere döner) asker şu dönen taşa kilitlen 14 dk dolmak üzere, benim emrimle geçit kapısının içindeki o devasa çelik topu o taşa ışınlayacaksın asker: tamam efendim lolard: (taş tam gökyüzüne karşı 90 derece olmak üzereyken) şimdi!!! asker çelik topu taşa ışınlar, taş çelik topun içinde kalır ve ip bu ağırlığı kaldıramayarak kopar, daha önceden kazandığı hızla çelik top kalenin kapısına doğru yol almaya başlar ve büyük bir güç ile kapıya çakılır kapı içeriye doğru iyice yamulur lolard: kiri, bundan sonrası bize kalmış, kapıyı yumruklarımızla kırmalıyız kiri: (kendini kalın çelikten bir zırhla ve çivili eldivenlerle donatır) tamam ağbi ard arda 5-6 darbeden sonra kapı kırılır ve ordu hızla içeri girer lolard: hadi, kalede 4000 kişi var biz onların 3 katıyız kiri: ağbi chimei tensai kalede mi, ona bakalım lolard: haklısın hızla komutanın köşküne giderler, lolard birkaç vuruşla kapıyı kırar ve içeri girer, içeride bir çark şövalesi oturmaktadır lolard: çok şükür ki chimei tensai kalede değil kiri: bu adamı ben alırım şövalye: (parmaklarından ışın atar ve kiriyi tam kalbinden vurur) beni hafife aldınız kiri: (yarayı çelikten damarlarla ve etlerle kapatır) asıl sen bizi hafife alıyorsun(elinde çelik Ninja yıldızı oluşturup atmaya başlar) şövalye: (Ninja yıldızlarını kalkanıyla geri püskürtmeye başlar) işe yaramaz(kalkanıyla saldırmaya kalkar) kiri ağzından yavaşça çelik tozu üfler ve üflediği yerler çelik olur, kalkan onları 2 kat hızla geri püskürtse de üflenen şey toz olduğu için süzülerek geri kalkana konar ve kalkanın ışık saçan yerleri çelikle kaplanıp çalışamaz hale gelir, artık kalkan hiçbir şeyi geri püskürtemez ve kiri birkaç darbede adamı öldürür kiri: bu tamamdır lolard: sanırım kale bizim, düşmanların hepsi bitmiş bile kiri: haber yollayalım da kaleyi devralmak için hazırlanan 6000 kişilik ordu gelsin kaleyi devralsın sonrada ondan 4000, 2000 falan diğer kalelere aktarırız lolard: haklısın, o kadar ele geçirdik boşa gitmesin, hatta haber ver de ekstra 4000 kişi daha hazırlayıp yollasınlar, çünkü en sondakiyle beraber 5 kaleye 6000 kişi yetmez, o 4000 kişi en baştakileri korur, diğer 6000 bin kişiyi, daha içteki kalelere doğru hareket ettiririz kiri: tamam, ben hemen haber yollayayım lolard: tamam, bu geceyi burada geçireceğiz herhalde kiri: hem kamp kurma derdi de olmaz, yarın sabahtan yola çıkarız ordu o gece orada konaklar Bölüm 20 ertesi gün erkenden yola koyulurlar kiri: ağbi bu şövalye toprakları ne kadar güzel değil mi çimler, çiçekler, ormanlar, nehirler, göller bizim ülke tamamen simsiyah lolard: ama bizim ülkede çok ilginç, bütün ülke siyah kumdan oluşma ama kum ıslanıp çamur olamıyor, bazı yerlerde meyve suyuna benzer parlak sarı su kaynakları var ve hiç bitmiyorlar, ağaçların yaprakları koyu mavi ve parlak sarı renklerde, ayrıca ağaçlar siyah renkte ve onlardan üretilen siyah odunlar normalden 4 kat daha dayanıklı ve güçlü, hem bizim ülkede koparılan çiçekler ve kesilen ağaçlar kendiliğinden tekrar oluşuyor, hem çiçek demişken hiçbir ülkede olmayan kara extol çiçeğimiz ve moril meyvemiz var, ülkemizin sırları hala çözülemedi ve bence biz böyle ilginç bir krallıkta olduğumuz için çok şanslıyız kiri: haklısın, ama şövalye krallığının da tam huzur bulmalık manzarası var, insan rahatlıyor be lolard: ben ondan çok nintobanın ve onun dünyaya getirdiği garipliklerin arka planını merak ediyorum, bu kadar düzenli gariplikler, sanki arkasında birileri varmış gibi kiri: ben o kadar da heyecanlı değilim, zaten bu nintobaların nereden geldiği er geç ortaya çıkacaktır lolard: neyse, biz sıradaki kaleye biran önce varmaya bakalım kiri: haklısın gidelim ordu 2 hafta içinde başka bir kalenin karşısına gelir, bu kale normal taştan bir kaledir lolard: askerler bu kale çelikten değil kiriyle ben kapıyı kıracağız, hızla içeri girin kiri: ben başlıyorum ağbi lolard: geldim, geldim hadi kırak şu kapıyı kiri ve lolard birkaç darbede kapıyı kırarlar, ardından askerler içeriye girmeye başlarlar, birkaç ufak çarpışmadan sonra kiri ve lolard komutan köşküne girerler, içeride normalden en az 10 cm daha kalın zırhları olan bir şövalye oturuyordur lolard: yoksa bu bir çelik birlik şövalyesi mi kiri: sanırım öyle, ama bunlar hani kralı koruyordu lolard: bilemiyorum şövalye: kralın özel muhafızlarıyız ama diğer zamanlar, ya hep birlikte seferdeyiz, ya da kendi başımızayız ve siz benim kaleme saldırdınız şövalye görüntüsünden beklenmeyen bir çeviklikle yandaki devasa çift taraflı savaş baltasını kapar ve kiriye kaburga bölgesinden geçirir, fakat kiri kendini çelikten zırhla kaplayarak saldırıyı savuşturur kiri: çok üzgünüm ama bizim elimizden pek kişi kurtulamaz şövalye: benden de pek kişi kurtulamaz ama sizin ordu benimkinin 2 katı(baltasını kendisiyle beraber döndürmeye başlar ve önüne gelen her şeyi ikiye böler) lolard: geçen seferkini sen öldürdün, o zaman bu da benim(havada iki takla atar ve tam şövalyenin kafasına hızla bir dönen tekme çakar, şövalyenin kaskı kırılır) normal bir şövalye olsaydı şimdiye kafası parçalanmıştı şövalye: (baltayı hızla lolardın kafasına geçirir fakat balta çatlar, lolarda bir şey olmaz) bu da ne lolard: (şövalyenin kafasına bir yumruk geçirir ve öldürür) iş bitmiştir, bakalım ordu kaleyi ele geçirmiş mi, hala düşman kaldıysa onlara biraz yardım edelim kiri: tamam hadi gidelim dışarıda savaş hemen hemen bitmiştir, lolardla kirinin yardımlarıyla, birkaç dk da kale ele geçirilmiştir kiri: haber yolladım ağbi, diğer hazırlanan 4000 kişiyi ilk ele geçirdiğimiz kaleye, ilk kaledeki 6000 kişinin de 4000 ini bu kaleye yollamalarını söyledim lolard: iyi etmişsin, bu gece burada kalır yarın erkenden yola çıkarız, askerlerimizden şimdiye kadar 1200 kişi öldü, 10800 kişilik orduyla 3 kale daha ele geçirmemiz gerekiyor kiri: 2 kaleyi hallederiz de, sondaki kale sanki biraz zorlayacakmış gibi lolard: bakarız, hele oraya kadar gelekte kiri: doğru diyorsun, orada hepimizi ilginç olaylar bekliyor olacak lolard: niye ki kiri: (sırıtır) aklımda birkaç ilginç plan var da lolard: orduyu tehlikeye atmada, ne yaparsan yap kiri: tamam, ben gidip dinleneyim(gider) lolard: nedir bunu bu kadar mutlu eden acaba, neyse sanırım ileride öğreneceğim ertesi gün ordu tekrar yola çıkar, fakat 12 günden sonra etrafta artık yeşil çimenler değil kuru otlar vardır kiri: ağbi bu doğal bir şey değil, sanki kasıtlı olarak kalenin etrafındaki otları kurutmuşlar gibi lolard: doğru söylüyorsun, bir kale savunmasında kuru ot tek bir şeye yarayabilir kiri: yakmak lolard: demek ki kaleden ateşli ok falan atıp, bunları tutuşturacaklar kiri: ama bunu sadece kuru otlarla yapamazlar lolard: petrol kullanmaları gerekecek kiri: acaba bir yerlerde petrol fışkırtacak makineler ya da adamlar mı var lolard: buldum, kaleye 20 dk mesafe kalınca bir tepenin etrafını taşlarla çeviririz, sonra petrol nintobasıyla petrole bular yakarız, bu sayede taş çemberin içinde kuru ot kalmaz ve ordu orada bekleyebilir, sonra amcam kiiroyla beraber bizim gurup ve teğmen lideri doku naifuyla beraber diğer gurup toplanırız, toplam 8 kişi etti, biz kaleye saldırırız orduda kaleye ok atışı yaparak bize destek olur, sonra onlar otları yakmaya kalkışır ama ordu otsuz yerde olduğu için onlara bir şey olmaz, bizde başımızın çaresine bakarız, sonra biz geri çekilir orduyla buluşuruz ve orduyla beraber asıl saldırıya geçeriz kiri: çok harika bir fikir ağbi, umarım başarılı oluruz lolard: bakalım ne olacak kaleye 20 dk kala aynen lolardın planındaki gibi otları yakarlar ve yakılan alana orduyu yerleştirirler, sonrada 8 kişilik gurup kaleye doğru yola çıkar, onlar kaleye yaklaşınca kaleden garip top arabaları çıkar ve dönerek etrafa petrol saçmaya başlarlar lolard: dikkatli olun, petrol size gelmesin ren: (yol boyu konsantre olmuştur 2 cm kalınlığında 1 metre yarıçapında çelikten bir kalkan oluşturur ve petrolleri engeller) ben hallederim ama birinin de zemini yanmayan bir şeyle kaplaması gerekiyor kiri: (yerdeki otların üstüne 15 cm kayadan bir tabaka örter) tamamdır kaleden ateşli bir ok atılır ve otların hepsi tutuşur, fakat 8 kişilik gurup kayanın üzerinde olduğu için tutuşmazlar, otarın tamamı yandığında, kiri orduya işaret verir ve ordu kaleye doğru hareket etmeye başlar haru: o sırada bizde kaleyi oyalayalım(kapıya ok atar ve kapıdan kocaman bir sakura ağacı çıkar) kiri: (ateş üfleyerek ağacı ve kapıyı yakar) işte böyle kapı yanıp kömür olunca tek darbede kırılır ve içinden askerler hızla dışarı çıkarlar ren elindeki dev kalkanı askerlere doğru fırlatır ve haru da onun tam arkasına bir ok atar ve yerden bir sakura ağacı çıkarak kalkanı arkadan askerlere doğru iter, böylece askerler tekrar kaleye girmek zorunda kalırlar, bir yandan da Ninja ordusu geliyordur ayrıca oklar atarak şövalyeleri geri tutuyorlardır, ordu iyice yaklaşınca 8 kişi kaleden içeri girerler ve savaşmaya başlarlar, teğmen lideri doku naifu hiç darbe almadan şövalyeleri ard arda öldürüyordur, aynı şekilde hari yoroi de hızlıca elindeki kaplan pençesiyle(kaplan pençesi, eldivenin üstüne takılan uzun bıçaklar namı değer, tekagi) şövalyeleri bir bir şişliyordur, iruka ise aynen zamanında lolarda anlattığı gibi bir anda şövalyelerin içine dalıyor, sonra bir anda hepsini yerden yere vuruyordur, haru oklar atarak ren ise oluşturduğu katanasıyla düşmanları bir bir öldürüyorlardır, kiiro onları koruyor, kiri ve lolard da ordu girebilsin diye kapıyı tutuyorlardır 2-3 dk içinde ordu içeri girer ve fazla uzun sürmeyen bir savaş sonrası kale ele geçirilir kiri: planın harika işledi ağbi lolard: evet peki şimdi askerleri nasıl konumlandıralım kiri: ikinci kaledeki 4000 askeri buraya alalım birinci kaleye diğer 4000 kişi varmıştır, şimdi birinci kalede 6000 kişi var demektir oradaki 4000 askeri ikinci kaleye alalım, böylece birinci kalede 2000 ikinci ve üçüncü kalede 4000 asker olur lolard: tamam o zaman, ben haberi yollayayım, sonrada yatarız kiri: tamam, sen haberi yolla ben yatmaya gidiyorum(gider) lolard: son iki kale kaldı, (iç çeker) neyse hayırlısı ordu o geceyi orada geçirir Bölüm 21 ertesi gün tekrar yola çıkarlar ren: (atıyla kirinin atına yanaşır ve kulağına fısıldar) şu anda hazır sayılır, bu kale ele geçirilince mi göstereceksin kiri: (fısıldayarak) evet, bu kale ele geçirildiği gece hazırla ve yanıma getir ren: tamam (hızlanarak ordunun ön taraflarına geçer) lolard: ne oldu, sana ne söyledi kiri: önemli bir şey değil, zaten önümüzdeki kaleyi ele geçirince sen de göreceksin, sana daha önce bahsettiğim ilginç olaylarla ilgili lolard: umarım ne yaptığını biliyorsundur kiri: (sırıtarak) tabi ki biliyorum, sen hiç endişelenme lolard: bakalım neler olacak 2 hafta gittikten sonra kaleye varırlar lolard: askerler, kapı kırılınca içeri girmeyin, önce okçularımız bütün oklarını direk içeriye atacak, sonra okçular arkalarını kollarken yakın dövüşle savaşanlar içeri girecek anlaşıldı mı askerler: anlaşıldı lolard: öyleyse ileri!!! Kiri ve lolard kapıyı kırarlar, şövalye askerleri içerde savunma pozisyonunda bunları bekliyorlardır, fakat Ninjaların içeri girmediklerini görünce saldırmak için dışarı çıkmaya kalkarlar, işte o sırada Ninja okçuları bütün oklarını şövalyelerin üzerine boşaltır, ardından diğer Ninjalar da içeri girmeye başlar, fakat bir terslik olur, şövalyeler normalde dışarıya dökülen kızgın yağ kazanlarını 180 derece döndürüp tam kapının ağzındaki Ninjaların üstüne boşaltırlar ve pek çok Ninja kızararak can verir lolard: kiri, sen surlardaki askerleri temizleyebilir misin, bende komutan köşküne gideceğim kiri: nasıl istersen(merdivenlerden surlara çıkar ve ağzından ateşle çeliği birleştirerek sıcak çelikler fırlatmaya başlar) lolard komutan köşkünün kapısını kırar ve içeri girer, içeride kimse yoktur, o sırada lolardın üzerinde bulunduğu taban bir anda yok olur ve lolard aşağıdaki sıvı betonun içine düşer, sonra bir adam kaskındaki buz nintobasını kullanarak azot üfler ve betonu hızlıca dondurur, lolard dev bir beton bloğunun içinde hapis kalır şövalye: bunu beklemiyordun sanırım, ama diğer kaleleri nasıl bir bir ele geçirdiğinizi duymuyor değiliz, bende bir oyun hazırlayayım dedim lolard: (elmasa dönüşüp betonu kırar ve çıkar) bunlar beni durduramaz şövalye: nasıl olur lolard: (tek yumrukta adamın kafasını parçalar) ama iyi tuzakmış kiri surları temizlemiş, lolard da komutanı öldürmüştür, kale kısa sürede ele geçirilir kiri: lolard, şimdi askerleri nasıl konumlandırmalıyız sence lolard: bir dakika hele bir düşüneyim, şimdi ilk üç kalenin her birine 2000 kişi bıraksak geriye 4000 kişi kalır, onları da dördüncü kaleye alırız kiri: iyi fikir zaten asıl önemli olan bir arkamızdaki kale, çünkü bize arkadan saldıracak bir ordunun önce o kaleyi ele geçirmesi gerekiyor lolard: tamam o zaman, ben haber vereyim de hemen askerleri yönlendirsinler kiri: bu arada sana söylediğim sürprizi gösterme vakti geldi lolard: sürpriz dediğin, son kale savaşında yaşanacak ilginç olaylar değil mi kiri: evet, ama şimdi sana göstereceğim o olaylara sebep olacak şey lolard: nedir o knight yanlarına gelir knight: hazırım efendim lolard: knightın burada ne işi var kiri: sürpriz!!! lolard: kiri bana bunu açıkla, knight neden burada kiri: gerek orduyu korumak için, gerekse nişanlısı yorunun Ninja topraklarına yalnız gitmesine izin veren korgeneral toxic kişiden intikam almak için, toxic kishiyle savaşmak istediğini ve onu yenmek için bir planı olduğunu söyledi, bende izin verdim lolard: bu bir Ninja ordusu, oysa bir şövalye kiri: toxic kishiyi yenmemize yardım edecekse, samuray bile olsa kabulüm lolard: ama kiri kiri: yeter ağbi, seni daha fazla dinlemek istemiyorum, ben çoktan kararımı verdim lolard: nasıl isterseniz kiri-sama kiri gider knight: neden siz daha büyük olmanıza rağmen kiriye efendim diye hitap edip onun her dediğini kabul ediyorsunuz lolard: babam bizi hiçbir kurala bağlı olmadan yetiştirdi, bizim için bu dünyada her şey serbest, onun tek istediği, kurala uyanlar değil kural koyanlar olmamızdı çünkü gerçek krallar kural koyanlardır, eğer ben kiriye bağırıp bunu yapmasına izin vermediğimi söyleseydim, o kesinlikle bana itiraz etmezdi, fakat bu onu sınırlandırmam ve onun kendine olan özgüvenini azaltmam demektir, ben onun ileride gerçek bir yönetici olmasını istiyorum, ayrıca biliyorum ki kiri çok zeki ve bilgili bir insan, o asla gelişigüzel karar vermez knight: öyleyse savaşa benim de katılmama izin veriyorsunuz lolard: evet veriyorum ama planın nedir bir anlat bakalım knight: ben zengin ve soylu bir ailenin kızıyım, askerler arasında sıkı dostlarım var, toxic kishiyi yenmek için onlardan yardım alacağım, bana bu görev için 12 tane nintoba verildi, toxic kishi gibi asit kullanan birini yenebilmek için en iyi nintoba lav nintobasıdır, kılıcıma, kalkanıma, kaskıma, zırhıma, eldivenlerime ve ayakkabılarıma lav nintobası ekledim ve içerdeki adamlarım da aynı şekilde lav nintobaları kuşandılar, bunlarla onu yenmeyi düşünüyoruz lolard: iyi düşünmüşsünüz, umarım planın başarılı olur, neyse bu gece burada kalalım, yarın da kalan 7600 askerimizle son seferimiz için yola çıkalım knight: öyleyse ben dinlenmeye geçiyorum lolard: tamam gidebilirsin knight: teşekkürler(gider) ertesi gün ordu yola çıkar, o sırada toxic kishinin kalesinde şövalye: hoş geldiniz efendim toxic: haberi alır almaz geldim, demek büyük bir Ninja ordusu hızla kaleleri ele geçirip buraya geliyormuş şövalye: evet efendim, tahmini 1 ya da 2 haftaya burada olurlar toxic: demek öyle, peki bütün asit birliği kaleye geldi mi şövalye: evet efendim, hepsi geldiler kışlada sizi bekliyorlar toxic: öyleyse savaş için tuzakları hazırlayın şövalye: emredersiniz toxic: (kaşlarını çatarak ufka bakar) bakalım mucit köyündeki çocuklar, söyledikleri kadar yetenekliler mi Ninja ordusu 2 hafta içerisinde toxic kishinin kalesine varır, doku naifu son savaş için orduya sesleniyordur doku: ey Ninja krallığının cesur askerleri, hep beraber tam 2.5 aydır seferdeyiz ve tam 4400 arkadaşımızı bu seferde kaybettik, ama sonunda asıl hedefimize yani bu kaleye ulaştık, bu kaleyi almamız Ninja krallığı için çok önemli, çünkü hem şövalye krallığının korgeneralini yenmiş, hem 5 tane kale ele geçirmiş, hem de 2.5 ayda şövalye krallığının orta halkasının yarısına kadar dik bir şekilde geçmiş olacağız ve bunun şövalye krallığına gerçekten büyük bir gözdağı olmasını umuyoruz, şimdi ilerleyin ve kaleyi ele geçirene kadarda geri dönmeyin askerler: (kaleye doğru hücuma geçerler) heeey!!! lolard: kiri, dikkatli ol kalede tuzaklar olabilir kiri: (yerden yavaşça dışarı çıkan asitleri gösterir) bunun gibi mi lolard: (elmasa dönüşür) sanırım evet, askerler, lav nintobası sahipleri asitleri engellemek için nintobalarını kullansın askerler asitleri lavlarla kapatırlar, lavlar soğur ve kayaya dönüşür, asit kayayı eritemeyeceği için girişteki tuzak engellenmiş, olur iruka kalenin giriş kapısını dondurur hari yoroi de parçalar böylece askerler içeri girmeye başlar, fakat girişte mevzilenmiş asit birliği orduyu yararak dışarı çıkmayı başarır ve ard arda Ninjaları öldürmeye başlar lolard: kiri sen knightla beraber yukarı çıkmaya çalış, bunlar asit birliği, asit elmasa hiçbir şey yapamaz ben bunları hallederim kiri: tamam, askerleri olabildiğince yukarı yollamaya çalış lolard: nasıl istersen kiri: knightla birlikte savaşarak yukarı çıkmaya başlarlar lolard asit birliği şövalyeleriyle savaşmaya başlar şövalye: (asitli kılıcıyla lolarda vurur fakat lolarda işlemez) nasıl olur lolard: hepiniz aynısınız(tek yumrukta adamı indirir) lolard birkaç asit birliği şövalyesini öldürünce şövalyeler yukarı kata doğru geri çekilmeye başlarlar, Ninja ordusu şövalyeleri hızla yeniyor, şövalyeleri geri çekilmeye zorluyordur toxic: (asit şövalyelerinin bir bir öldüğünü görür) askerlerim, bu düşmanları yenemezsiniz, kaleden kaçın, çünkü size bir şey olursa çok büyük kaybımız olur asit birliği şövalyeleri atlarına atlayıp kaleyi terk ederler, yaklaşık 88 kadarı kurtulmayı başarır kiri: toxic kishi, asit birliğinde gittiğine göre sen tek kaldın, zaten 1600 kişi fazla olan Ninja ordusu senin diğer askerlerini kolayca yenecektir toxic: benle savaşmak, senin için biraz zor olacaktır bence kiri: onun için seninle knight savaşacak toxic: (knightı görür ve oğlunun nişanlısını tanır) demek oğlum seni kaçıramadı knight: ne yazık ki yoruyu öldürmek zorunda kaldım toxic: öldürmek zorunda mı kaldın, o geri zekâlıya o kadar yerine başkasını gönder demiştim(yumruğunu sıkar) neyse boş ver ama madem onu öldürdün o zaman bende seni öldürmeliyim(kılıcını knighta sallar) knight: (ağzından lav kusarak toxic kishiyi geri püskürtür) çok üzgünüm toxic kishi, ama seni nasıl yenebileceğimi biliyorum toxic: demek öyle, öyleyse göster, çünkü beni asla yenemezsin knight: (kılıcını lavla kaplayıp toxic kishinin karnına geçirir) üzgünüm ama yolun sonu toxic kılıçtaki lavın soğumasıyla oluşan kayaları karnından çekip fırlatır, sonra karnında oluşan boşluğu asitler kapatır ve asitler ete dönüşür toxic: (asit adama dönüşür) beni her damlama kadar yok etmeden, asla yenmezsiniz(bir yumrukta knightı yere fırlatır) ve bunu yapmaya hiçbirinizin gücü yetmez knight: yanılıyorsun(ayağa kalkar ve ağzından lav püskürtür, sonrada tüm vücudunu lavla kaplayıp toxic kishiye doğru koşar ve çarparak onu yere yıkar, ardından arkadaki şövalyelere seslenir) şimdi!!! şövalyeler ağızlarından toxic kishiye lav püskürtürler, tamamen kayalarla kaplanıp neredeyse tamamen buharlaşan toxic kishi, knightın son kez lav püskürtmesiyle tamamen ortadan yok olur knight: (arkadaşlarına sarılır) başardık yaşasın!!! kiri: (alkışlar) tebrikler knight o sırada toxic kishi tekrar oluşarak yerden kalkar toxic: bir damlamı bile toprağın altında saklayamayacağımı mı düşündünüz(kendisine ihanet eden şövalyelerin ağzından içeri asidini püskürterek onları oracıkta öldürür) sıra sana geldi knight, bu ihanetin bedenini canınla ödeyeceksin knight: (telaşla etrafına bakınır) olamaz toxic: (ellerini knigthın ellerine kenetler ve ellerinden asit çıkarak knightı eritmeye başlar) şövalye krallığı hainleri asla affetmez, küçük hanım kiri: (el sallar) elveda knight knightın acı dolu çığlıkları arasında toxic knightı bir dakika içerisinde tamamen eritir, ardından kiri elini kayayla kaplayıp toxic kishiye bir yumruk çakar ve onu yere yığar, o sırada lolard yukarı gelmiştir kiri: ve kazanan korgeneral toxic kishi, ama vazgeçmelisin, ağbim tamamen elmastan ve ben kaya oluşturabilirim, ne ben seni öldürebilirim ne de sen beni öldürebilirsin, kaleyi terk et ve başkente geri dön, seninle savaşıp daha fazla askerimin canını tehlikeye atmak istemiyorum toxic: öyle olsun, ben asıl istediğime kavuştum gücünüzü ölçtüm, asit birliğimi savaştan canlı çıkardım ve hainleri öldürdüm, artık gitsem de yenilmiş olmam, nasıl olsa şövalye krallığının içlerinde uzun süre duramazsınız, çok yakında bu kaleleri sizden geri alırlar(kaleden aşağıya atlar ve parçalanır sonra tekrar birleşir ve atına atlayıp başkente doğru yol alır) lolard: hainleri öldürdüm derken ne demek istedi kiri: knightı öldürdü lolard: neden onu kurtarmadın kiri: iki kişinin karşılaşmasına karışılmaz, knight onu yenebileceğini iddia etti, bende ona imkân verdim, fakat knight yenildi, elden bir şey gelmez lolard: adam senin kaç aylık dostunu gözlerinin önünde eritiyor ve sen sadece izliyor musun, hiç mi vicdanın yok kiri: ağbi ben dört şeyi yaparken mutlu olurum savaşırken, sevişirken, yarışırken ve yarışanları izlerken, knight, toxic kishiyi yenebileceğini iddia etti ama yenemedi, bu bir yarıştı ve toxic kishi kazandı, her gün binlerce insan savaşta ölüyor, her ölen için yas tutsaydık savaşmaya vaktimiz olmazdı, biz askeriz ağbi, aciz çocuklar değil lolard: ama senin bu yaptığın çok farklı, büyük savaşta annemiz öldüğünde de hiç üzülmedin kiri: gene mi aynı konu, daha kaç kez söyleyeceğim ağbi biz askeriz ve her ölene üzülecek karar vaktimiz yok, üzüntü ve keder bizi güçsüz kılar lolard: bari sadece sana yardım edenler ve sana değer verenler ölünce biraz üzülseydin kiri: bir yangını başlatmak için bir kıvılcım yeterlidir, eğer annem için üzülürsem bu beni zamanla duygusal ve güçsüz birine çevirir, hem diğer ölülere haksızlık yapmış olurum, ve şunu iyi biliyorum ki olmuş bitmiş bir şey için hayıflanmak ve geçici bir şeye bağlanmak, sadece zayıflık belirtisidir lolard: nasıl istersen öyle olsun, neyse toxic kishi haklı buralarda fazla duramayız, yakında şövalye rütbelileri ard arda akınlar yapıp bu kaleleri bizden alırlar, buralarda durursak bizde kurtulamayız kiri: haklısın, o zaman askerlere söyle kaledeki bütün ganimetleri toplamaya başlasınlar, yarın aynı istikametten geri dönüyoruz, diğer kalelere de haber ver onlarda bütün ganimetleri toplasınlar, biz her kaleye vardıkça o kaledeki askerlerle beraber ganimetleri de yanımıza alır birlikte eve geri döneriz lolard: akıllıca bir fikir, ben haber vereyim de hazırlıklara başlasınlar kiri: tamam, ben renin yanına gidiyorum, biraz dinleneceğim kiri, renin yanına gider, haru yajirushi de lolardın yanına gelir haru: sanki kiriye biraz fazla yüz veriyorsun gibi ha lolard: boş ver, bırak istediğini yapsın, aslında haksız değil, askerlerin içinde en ideal olanı arkadaşları öldüğünde üzülmeyen, düşman öldürdüğünde vicdan azabı çekmeyendir ama işte ben onun kadar mükemmel değilim, benim vicdanım var haru: bence her insanın vicdanlı ve merhametli olması gerekir, bir askerin bile, çünkü vicdan ve merhamet olmadan kişi insanlığını koruyamaz lolard: kiri hariç, o korur, göreceksin birkaç gün sonra tekrar o neşeli, enerjik çocuğa dönüşür, sadece bu savaş stresi biraz gerilmesine neden oldu haru: bence seninde gerilmene neden olmuş, hadi gel hari yoroi ve irukayla beraber bir çay iç, ben senin yerine diğer kalelere haber gönderirim, sonrada size katılırım lolard: teşekkürler Ninja ordusu 2.5 ay içerisinde geldikleri yoldan aynen geri döner ve geri dönerken her bir kaledeki bütün askerleri ve ganimetleri yanına alır, sonunda ordu ülkeye dönmüş ve pek çok ganimet getirmiştir, fakat bu sefer için hazırlanan kale muhafızlarıyla beraber toplam 22000 kişiden sadece 14000 i geri dönebilmiştir, yani savaşmak için hazırlanan 10000 kişiden sadece 4000 i sağ kalmıştır, halkın coşkulu tezahüratları arasında hüzün ve gururla karışık duygularla ordu şehre girer Bölüm 22 kiri ve lolard saraya girerler moku: hoş geldiniz, sanırım sefer başarılı geçti lolard: evet, sanırım şövalyelere büyük bir gözdağı verdik kiri: görevdeki başarılarımdan dolayı bana iki nintoba verdiler, onları birleştirip lav nintobası yapacağım moku: toxic kishiyi yenebildiniz mi kiri: knightın bir planı vardı ama toxic kishi vücudunu aside çevirebiliyormuş, sonuç olarak knight öldü moku: demek öyle, kötü oldu, tam da yarın doğum gününüzdü kiri: ben çoktan unutmuşum, doğru ya, yarın doğum günümüzdü moku: evet, ayrıca eğitiminiz bitti ve yarından itibaren rütbeli birer asker olacaksınız, fakat eğitiminiz bitse de amcanız kiiro yine ara sıra size ders verecek kiri: peki hangi rütbeden başlayacağız moku: 10 başı olarak başlayacaksınız, 10 başı biraz düşük bir rütbe gibi gelebilir ama her şeyi ağırdan almak iyidir, bir anda yüksek bir rütbeye gelirseniz tecrübeniz yetmez 10 başılıktan başlayacak ve tecrübe kazanarak yavaş yavaş gelişeceksiniz, peki söyleyin doğum gününde hediye olarak ne istiyorsunuz kiri: ben 36 tane nintoba istiyorum moku: 36 tane mi biraz fazla değil mi, kiri kiri: pek sayılmaz, aslında sadece 6 temel nintobanın 3. hallerini yapmaya yetecek kadar, çünkü 3. hallerini kullanabilmem için 2. hallerini de kullanmam gerek, 36 nintoba alıyormuşum gibi gelebilir ama bunlar yeni bir element oluşturmadığı için sadece saldırımın alanını biraz arttıracaktır, yani aslında ben, bakalım şu anda karnımda 11 yanımda da 2 nintoba var 36 yı da alırsam, 6 temel nintobanın 3. hallerine kadar yaparım 36 sı gider, kalan 13 te benim doğum günü hediyem olur moku: öyle olsun peki sen lolard, sen ne istiyorsun lolard: ben çok yetenekli bir öğrenci istiyorum, askerliğe yeni başlamış olsun ama inanılmaz birisi olsun, onunla beraber görevlere çıkmak istiyorum moku: iyi fikir, yetenekli bir ninjanın senin gibi bir prensten öğreneceği çok şey olmalı sanırım lolard: bende öyle düşünüyorum moku: öyleyse siz odanıza gidin de biraz dinlenin, ben sizi akşam yemeğine çağırırım lolard: tamam, hadi kiri yukarı çıkalım kiri: tamam geliyorum(yukarı çıkarlar) ertesi gün doğum günü partisi ve yeni yıl kutlaması için büyük salon süslenmiş ve hazırlanmıştı, partiye kiri, lolard, moku, kiiro, ren, haru yajirushi, hari yoroi, iruka, doku naifu, saray hizmetçileri ve saray muhafızları katılmıştı, kiri ve lolard konuşarak büyük salona geliyorlardır lolard: ne kadar şanslıyız, doğum günümüzle nintobanın yağışı yani yılbaşı aynı gün kiri: artık orduya katılıyoruz, zaman ne kadar hızlı geçiyor lolard: işte, acısıyla tatlısıyla 1 yıl bitti, umarım geçen her bir yıl bir önceki yıldan daha iyi olur ---{SON}---
  5. RPG WORLD:Değişim

    ÖZET: Asura yirmi yaşındaki bir üniversite öğrencisidir.Hayatındaki tek macera yazdığı tezler ve ev ödevleridir.Taki o güne kadar,Dünya'nın ve insanlığının kaderinin değiştiği o gün'e... Herhangi bir hata bulursanız,lütfen söyleyin. GİRİŞ GİRİŞ Güneşli güzel bir yaz günüydü.İnsanlar parklara çıkmış,yanında sevgilisi olanlarda kafelerde buzlu limonatalar ve milkshakelerle eğleniyorlardı.Küçük çocuklar top oynuyor,bazılarıysa parkın ortasında bulunan fıskiyenin altında soğuk suyun keyfini çıkarıyorlardı. Tabii ki şans herkese gülmüyordu.Bazı şanssız üniversite öğrencileri o gıcık üniversite hocalarının verdiği saçma işler-yani görevleri yapmak zorundaydı.Çünkü bu gelecekleri için gerekliydi!Ve evet bende o şanssız üniversite öğrencilerinden biriydim.Lanet olsun! 64 sayfa tez,64 sayfa!1 değil,2 değil,10 bile değil,64 sayfa…Zaten bu yetmezmiş gibi birde arkadaşımın kız arkadaşıyla olan problemlerini dinlemek ve avutmak zorunda kalmıştım. Aslında bakarsan arkadaşımı biraz dinledikten sonra 64 sayfa yazı daha bir hoş görünmeye bile başladı.Gerçekten,of… Yirmi yaşıma geldim.Siyah saçlı,mavi gözlü,1.80 boylarında bir çocuğum ve daha elime kız eli değmedi.Durum böyleyken neden elin çocuğunu:“Boş ver kanka denizde balık çok nasılsa…haha”diye avutmak zorundayım ki! Hem madem denizde balık çok,niye hep karavana niye!Kesin birinin benim hakkımda gözü var.Kesin… “Doğru söylüyorsun valla kanka denizde balık çok.Eğer benim ideallerime uymuyorsa başka birini bulurum.O kadar basit.” Gerçekten biliyorsun ya arkadaşım.Bunu söylemen beni daha da acınası yapıyor.Yumruğu suratına koyacağım birazdan. Her neyse ödevine konsantre oluyor duruşuna geçeyim bari.Belki sıkılır da başka bir yere gider.Evet bu iyi bir strateji.Kesinlikle öyle.Ben bir dahi falan olmalıyım!Neyse moralim yine yerine geldi. O anda sürekli durmadan konuşan arkadaşım ve sürekli dinlemede olan, ara ara da dinlediğimi belli eden sesler çıkaran ben sustuk.Nedeni… Dudu dudu dilleri lıkır lıkır içmeli… Diyecek başka bir şeyim yok.Adamın bir kere telefonunun melodisine baksana sen ne diyeyim ki ben şimdi.Ölmek istiyorum gerçekten! “Kanka o arıyor,Napayım?Açayım mı?Baksana iki kere çaldırdı.Çok ısrarcı olduğunu düşünmüyor musun?Sanki bütün o laflarından sonra açarımda telefonu,hımf!” dedi ve açma tuşuna bastı arkadaşım.“Her neyse kanka ben içecek bir şeyler alacağım.Sende ister misin?Gerçi gecikeceğim.Belki de gelmem beni bekleme.” Eleştirmeye nerden başlıyacağımı bilmiyorum.Ama en kafamı bozan kısımdan yani içecek kısmından başlıyacağım.Madem gelmeyeceğini düşünüyorsun neden “içecek ister misin” diye soruyorsun bu sıcak havada!Canım çok fena kola çekti şimdi senin yüzünden! Hem kız iki kere çaldırdı,Ne ısrarcısı.Ben köpeğimi bile dört kere çağırıyorum gelmesi için,dört kere! “Beni takma kanka sen.Kendi işine bak” “İşte kanka dediğin böyle olur.Bir dahakine dördümüz beraber takılalım” dedi ve hızla odayı bıraktı arkadaşım. Dört mü?Bir ben varım,bir de şu çocuk,bir de şunun kız arkadaşı olsa…Bu üç yapar.O zaman Dördüncüsü… Elimdeki ödev kağıtlarını masaya bırakıp sandalyeme yaslandım.Gerçekten de hiç ödev yapacak şevk kalmadı bende.Zaten kalsaydı bende bir sorun olurdu! Öyle bir beş ila on dakika durduktan sonra fena bir uyku bastırdı üstüme.Tabii ki vücut bu strese dayanamadı,onu suçlamıyorum bu yüzden.Bütün suçlu o profesör! Yalpalaya yalpalaya sırayı bırakıp odanın sağ tarafındaki üst ranzaya gidip yatağa uzandım.Yani üst ranzayı kendim seçtiğimden değil,yükseklikten oldukça korkarım.Ama başka seçeneğim de yoktu zaten.Okula iki gün geç başlayan birinin kaderi budur!Daha fazla açıklayamayacağım,çok uykuluyum.Çok uykulu… 1.BÖLÜM 1.BÖLÜM Vızz vızzz vıızzz! Arı fızıltısını duyduğumda güzel ve tek başıma olan uykumdan uyandım.Tek başınanın altını çizmek istemiyorum sadece erkekler yurdumdayım diye yanlış anlaşılması olmasın diye söyledim.Yani kız arkadaşım yok fakat erkeklerle de işim olmaz.Aslında beni kız yurduna yatırsalar oldukça memnun olurum. Vızz vızz vızz vızz! Gözümü açmadan elimi duyduğum kadarıyla yerini artık tespit ettiğim arıya doğru salladım.Aslına bakarsan ilk sallamamda bir şeyi vurdum.Avucumun tamamını kaplayacak kadar büyük olduğu için arı olmadığına eminim.Tabi Türkiye’nin göbeği Ankara’da amazon arıları yoksa…Hım,Amazon arıları bile bu kadar büyük değildir zaten. Vurduktan sonra masamdan birkaç şeyin yere düşme sesiyle hemen gözümü açtım.Çünkü masamda mürekkep şisesi ve çok değerli yarısı tamamlanmış ödevim duruyordu.Ne kadar şanssız olduğum gerçeğini göz önüne alırsak tek sonuç:Ödevimin mürekkebe bulanmasıydı. Gözümü açtığımda ve kafamı kaldırıp masaya baktığımda mürekkep şisesinin olduğu yerde durduğunu görüp rahat bir iç çektim.Ve siyah bir sıvıyla kaplı ödevimi gördüm.Olamaz! Bir hışımla yataktan atlayıp(Biraz da ağımı burktum bu sırada)ödevimin yanına gelip kağıtları elime aldım.Tamamen okunamaz halde.Keşke mürekkep düşseydi,en azından tekrar kopyalardım ve işime bakardım. Tamam karar verdim.O ödevi kimse bana yaptıramaz.Asla yapmayacağım o gaddarın ödevini asla.Ablam elinde beyzbol sopasıyla gelse ve her vuruşu 90 km/s hızda olsa dahi asla.Zaten o kadar hızda vursa kolum kırılır ve ödevden yırtarım.Ama olmayacak yere vurursa tüm hayatım kayar.Bu nedenle ödeve başlıyayım bari de nerden geldi bu siyah sıvı!Hangi aşağılık yaratık ben uyurken bunu döktü buraya. Tam kızgın bir şekilde odadan dışarı çıkacakken masanın üzerindeki sarımsı ve siyah çizgili şeyi fark ettim.Hemen yaklaşıp elimin içine aldım şeyi.Şey demek pek hoş olmuyor.Belki tüy yumağı veya sarımtrak desem daha şirin durar.Tamam,bundan sonra senin adın sarımtrak. Ama bu şey de neyin nesi? KATİL ARI(Taş sınıfı) Seviye:1 Irk:Arı HP:15 Ruhsal Enerji:0 MP:5 Dayanıklılık:6 Güç:4 Çeviklik:14 Canlılık:5 Şans:3 Katil arılar her şeyi yemeleriyle meşhur bir arı türüdür.Genellikle milyonlarca arının bulunduğu kolonilerde yaşayan katil arılar, bir kraliçe tarafından yönetilirler.Özellikle iğneleri çok yüksek derecede zehir barındırır. “Uwaa!” Önümde aniden garip pencere belirdiğinde elimde olmadan yere düştüm.Pencere de aynı şekilde biraz alçaldı.Demekki ben aşağı gidince o da gidiyor,çok elverişli.İyi deve cüce oynanır bu pencereyle de konumuz şimdi bu değil!Nerden geldi bu pencere?! Elimi tereddütlü bir şekilde havada asılı duran pencereye yaklaştırdım.Ve yavaşça içinden geçirdim.Sanki havada hiçbir şey yokmuş gibiydi.Bir kaç defa daha içinden geçirip çıkardım elimi. Acaba bu ne?Fiziksel bir şey mi?Kimyasal mı?Fotonlu bir şey mi?Of,çok sinir bozucu…Keşke derste uyumasaydım!Neyse, şimdi bunu düşünmenin sırası değil.Şimdi bunu nasıl kapatırım onu düşünmenin sırası. Ekrana ve elimdeki tüy yumağına detaylı şekilde bakmaya başladım.Hım…Anladım demek bu bir katil arı.O zaman ödevimi mahveden bunun kanı olmalı.Acaba nerde bunun iğnesi? İğneyi arının üzerinde aradım ama bulamadım.Daha sonra yerimden kalkıp masanın üzerini inceledim.Masanın üzerinde de küçük bir pencere vardı.Üzerinde “Katil arının zehirli iğnesi” yazıyordu.İğneyi elime aldım ve pencereyi inceledim. Katil Arının Zehirli iğnesi:Katil arının yüksek miktarda zehir içeren iğnesi.Genellikle gizli zehirli silah yapımında ve dövüş sanatçılarının ki kanallarını açmada kullanılır. Gerçekten yumruk büyüklüğündeki bir arıdan da beklendiği gibi.İğnesi dikiş iğnesi kadar büyük.Acaba ceketimin söküğünü bunla dikebilir miyim?Boş verelim şimdi onu.Şimdi önemli olan bunların gizemini çözmek.Yani delirmediysem ve bu bir rüya değilse… İlk olarak bu pencereyi nasıl açtım ki ben?Ha,doğru ya! “Bu şeyde neyin nesi?”diye düşünmüştüm.Belki de yine düşünerek kapatabilirim. Kapan! Hem iğnenin hem de önümdeki arının penceresi aynı anda kapandı.Ben bir kez daha geriledim.Şu açılıp kapanmanın aniliği hala beni oldukça ürkütüyor.En iyisi bir dahakine hazır olayımda ürkmeyeyim. Bir elimde zehirli iğne diğer elimde ölü arıyla dururken aklıma birden katil arının yanında yazan “Taş sınıfı”kelimesi geldi.Şimdi onu düşünürsem bilgi ekranı önüme gelir mi acaba? Şu sınıflı zımbırtıyı açıkla! Canavarlar temel olarak yedi sınıfa bölünmüştür. 1.Taş sınıfı 2.Bronz Sınıfı 3.Altın Sınıfı 4.Mor Güç Sınıfı 5.İmparator Güç sınıfı 6.Mitolojik Güç Sınıfı 7.Antik güç sınıfı Hım…Demek böyle bir şeydi.Zaten çok fazla rpg oynayan benim tahmin edemememin imkanı yokta yine de emin olmak istedim. Bu arada bozuntuya vermiyorum ama dışarıdaki sesler acayip sinirimi bozmaya başladı.Şurada önemli bir mevzuyu kontrol ediyorum.Bir susun artık! Derken artık sabrım tükendi ve pencereye çıkıp:“Az susun ödev yapıyoruz şurada” diye bağırmamla pencereyi kapatıp altına saklanacak bir yatak aramam bir oldu.İyi haberler:beni takan ne öğrenci ne de bir profesör var,bu nedenle en azından dayak yemeyeceğimi düşünüyorum.Kötü haberlerse dışarısı jurassic parka dönmüş.Her yerde canavarlar var! Sakinleşmem lazım.Ancak sakinleşirsem buranın tarzanı olabilirim!Hatta sakinleşirsem tüm iç Anadolu’da beni duymayan tek bir Tarzan dahi kalmaz.Haha…Benim için çok önemli bir şeyi kaybetmiş gibi hissediyorum.Acaba neydi o?Erkeklik gururu olabilir mi? Neyse daha sakin bir zamanda bunu düşüneceğim. Şimdi araştırmaya devam edelim.Ama ilk önce kapı kilitlenecek ve tabii ki yata-yani artık saklanmak yok demek istedim.Saklanmak yok,beysbol sopası var! Kapıyı kilitleyip beysbol sopasını da yanıma aldıktan sonra yere oturdum.Ve bu seferde bu olayların sebebini sordum.Cevap tek cümleydi.Ve birde ek vardı. Gerçek dünya’da bir rpg oyunu! İyi şanslar,Kahramanlar! Gerçek Dünya’da bir rpg oyunu mu?Yani hepimiz rpg karakterine mi dönüştük şimdi.Düşsek falan ölmeyecek miyiz?Gerçek mi bu! Fakat yerimden kalkıp pencereden aşağı bir defa daha baktığımda bu teorimin yanlış olduğunu anladım.Üniversite bahçesi kan gölüne dönmüştü! Hiç duraksamadan yine yere oturup sırada ne yapmam gerektiğini düşündüm.Sırada yapılması gereken şey…Tabi ya.Daha kendi statlarımı bilmiyorum bile.İlk önce onu öğrenmem lazım. Asura Greenhart(Erkek) Seviye:1 Irk:İnsan HP:20 Ruhsal Enerji:10 MP:25 Dayanıklılık:8 Güç:12 Çeviklik:11 Canlılık:8 Şans:2 Tam da beklediğim gibi.Şansım küçük bir böcekten daha düşük!Tam olarak küçük sayılmaz belki ama şimdi bunu düşünmenin bir faydası yok.Sıradaki araştırma konumuza geçelim o da…Her RPG’de olduğu gibi genel açıklamalar… Açıklamalar 1.Kendinden en fazla 5 level yükseğe kadarki varlıkların statlarını ve levellerini görebilirsin. 2.Her öldürdüğün varlık sana belirli bir exp puanı ve arasıra yararlı itemler verir. 3.Exp puanı belirli bir seviyeye ulaştı mı level atlayabilirsin. 4.İlk 5 ay şehirlerin yakınlarında ve içlerine doğru sadece 20 seviye ve daha aşağı seviyedeki canavarlar bulunacaktır. 5.Her level sana 5 stat puanı verir.Stat puanlarını istediğin stata atayabilirsin. 6.Normal bir insanın statları 10 olarak düşünülebilir. 7.Gizli statların dışındaki temel statlar Ruhsal stat:Doğuştan yeteneğe bağlı bir stattır.Mana enerjisini arttırır.Ve hizmetkar çağırmak için gereklidir. Çeviklik:Hız,kaçınma oranı ve tepki hızını arttırır. Güç:Saldırı gücünü ve bireysel gücü artırır. Canlılık:HP ve MP iyileşme oranını artırır.Dayanıklılık üzerinde de az da olsa etkisi vardır. Dayanıklılık:Diğer bütün statları etkileyen bir stattır.Dayanıklılık belli seviyenin altına düşerse diğer statlar da düşmeye başlar.Dinlenmeyle eski haline döner. Şans: İtem düşme ve kritik vuruş oranını artırır. “Bu inanılmaz.” O anda kapıdan Tak! Tak! Tak! sesleri gelmeye başladı.Galiba bu gelen benim o sinir bozucu playboy arkadaşım değil...Gerçi şimdi babam gelse parolayı söylemeden açmam kapıyı...Ha ha...İşte şimdi hapı yuttum! 2.BÖLÜM 2.BÖLÜM Tak! Tak! Tak! Kapı ardı ardına vurulmaya devam etti.Israrla tekrar tekrar…Şimdi düşündümde bu kapıdaki benim eski ev sahibem olabilir.Kapıya vuruşu,çıkardığı ses ve vuruş frekansı bile birbirine benziyor.Sadece bir şeyler eksik gibi…Birşeyler…Hım…Ah,doğru ya!“Nerde kaldı ulan bu kira!”diye çığırmıyor.O yüzden bu o yaşlı herif olamaz. O zaman kapıdaki,ya bir yurt arkadaşı ya da ismi lazım değillerden biri olmalı.İsmi lazım değil dememin nedenine gelirsek havalı olmaya falan çalışmıyorum,yanlış anlamayın.Sadece ismini bilmiyorum.Hem böyle demek daha hoş duruyor.Neyse şimdi bunu düşünmeyelim.Şimdi nasıl kaç-yani onurlu bir şekilde savaşırız onu düşünelim. İlk olarak önümdeki canavara veya canavarlara karşı bir strateji hazırlayabilmem için adını ve seviyesini öğrenmem lazım!Fakat tek sorun nasıl yapacağım?Eh,neyse gözlemle diyelim bakalım,n’olcak. Orman Goblini(Taş sınıfı) Seviye:3 Irk:Goblin HP:25 Ruhsal Enerji:0 MP:5 Dayanıklılık:8 Güç:9 Çeviklik:12 Canlılık:6 Şans:1 Genellikle ormanlarda sürüler halinde yaşayan yarı insanlardır.Etçillerdirler ve her türlü eti tüketirler.Doğum oranları yüksek ve insan kadınlarına karşı hassastırlar. Şans 1 ha?Şansım bir canavardan daha yüksek diye sevinmeli miyim yoksa şansı benden düşük diye sempati mi duymalıyım.Ya şimdi bir düşünsenize…Şansı 2 olan ben,herkes yazın keyfini çıkarırken 64 sayfalık tez yazmak zorundayım.Buda yetmezmiş gibi elime kadın eli değmemişken playboy arkadaşımı teselli etmek zorunda kaldım,sonunda bir soğuk kola bile alamadan satıldım!En azından soğuk kolam elimde olsaydı onu affedebilirdim! İkinci olarak pek çok ortak noktamız var bu keratayla.Mesela ikimizde insan kadınlarına karşı hassasız.Yani şimdiye kadar hiç kedi,köpek,tavuk veya kuğulara karşı ki bu kuğunun altını çiziyorum bir şey hissetmedim.Galiba bu benim hakkında tek normal şey.Her neyse! Üstlerindeki yazılara bakarsak önümde 3 tane orman goblini olmalı.Yazılarının gözüktüğü ve Tak! sesinin geldiği yere bakarsak bu goblinler benim yarı boyum kadar olmalı.Her biri 3 level olduğuna göre de bayağı bir exp verirler diye düşünüyorum ama şimdilik acele etmeye gerek yok. Yatağa doğru ilerleyip üzerine yattım ve beklemeye-Bu sırada da planlar düşünmeye-başladım.Bir saat…İki saat…Üç saat…Dört saat… Dört saat bekledikten sonra yataktan kalktım ve odanın ortasında elimde beysbol sopasıyla durmaya başladım.Yanlış anlamayın diye söylüyorum.Dört saat beklememin nedeni kurtuluş planları düşünmemdi.Yoksa ‘belki bıkarlarda başka yere giderler’ diye bir düşünce aklımdan geçmedi!Evet böyle bir şeyi düşünmedim.Çünkü benim damarlarımda asil bir savaşçı kanı akıyor! Ve o anda beni umutsuzluğa iten bir sahneye tanık oldum.Kapının kirişleri yamulmuştu.Neredeyse kapı yıkılacak haldeydi! Elimdeki beysbol sopasını biraz sıktım ve saldırı pozisyonuna geçtim.Aradan beş veya on dakika geçmeden kapı,bir Güm! sesiyle yere yıkıldı ve beni, 3 tane 1.20 boylarında yeşil tenli,kırmızı gözlü ve tarzan kıyafetli goblinlerle yüz yüze bıraktı. Belki oyunlardaki en güçsüz karakterlerden biri olabilir fakat yine de karşında görmek isteyebileceğin türde bir yaratık değil. Kısa bir duraksama anından sonra,ortadaki goblin elindeki sopayla bana doğru ilerledi ve sopayı salladı.Bense hemen yana doğru kaçınıp elimdeki sopayla goblinin kafasına son gücümle vurdum.Bundan sonra goblin sağa sola yalpalayıp yere yıkıldı. *Tebrikler 2. Level oldunuz. *5 stat puanı elde ettiniz.Lütfen istediğiniz stata puanlarınızı dağıtın. Gördün mü bunu yeşil şempanze?Biz insanlar böyle savaşırız işte!Böyle adamı kalbura çevirirler.Haha! Tam zafer sarhoşluğu içinde kendimi kaybetmişken bir hırlama sesiyle yeniden kendime geldim.Soldaki goblin elindeki sopayla hızla bana yaklaşıyordu!Sağdaki de boş durmuyordu tabi ki.O da sağdan bindirme yapıyordu.Hey,biliyorsunuz ya bu yaptığınıza erkeklik denmez! Hemen arkaya bir adım atıp soldaki goblinin sopasından sıyrıldım.Daha sonra da sağdaki gobline koşup o, daha sopasını kaldırmaya fırsat bulamadan sopamı kafasına indirdim.Aynı ilk goblin gibi yalpayan goblin yere düştü ve öldü.Geriye sadece sol tarafımdaki goblin kalmıştı. Sol tarafa doğru döndüğümde sopanın bana doğru yaklaştığını gördüm.Kaçınma şansım yoktu!Bu nedenle bende kendi beysbol sopamı kaldırıp saldırıya, elimdeki sopayla karşılık verdim. Goblin,bunun üzerine birkaç adım geriledi.Sonuçta onun gücü 7’ken benimki 12’di.Benimle güç konusunda aşık atabilmesinin imkanı yoktu.Bende bu şansı kullanıp gerileyen gobline doğru sopamı salladım.Goblin,elindeki sopayı düşürdü ve arkasını dönüp kaçmaya çalıştı.Sonuçta her canlı ölümden korkar! Tabi bende arkasını dönen birine merhamet edecek göz var mı?Hemen sopamı kaldırıp kafasına sert bir darbe vurdum ve onu böylece öldürdüm. “Evvveet!Burası ormansa aslan benim!”diye bir nara attım.Daha sonra 3 goblin cesedinin yanına gittim.Bu arada bir rpg oyununda en heyecanlı ve tabii ki benim en sevdiğim şey nedir,biliyor musunuz?O da…Düşen itemleri toplamak! Etrafa baktığım da üç şey gördüm.Biri mavi bir diş diğeri de 6 kenarı “?”işaretiyle dolu bir küp ve birkaç parça yeşil kağıt… Gözlemle! Goblinin kutsal dişi:Goblinin ruh enerjisi depoladığı kutsal dişi.Genelde simyagerler düşük seviye sağlık iksiri yapımında bu malzemeye ihtiyaç duyarlar. Gizemli hazine kutusu:İçinde ne olduğu bilinmeyen gizemli kutu.Açılırsa item çıkabilir. Rpg World Parası:Oyunda alışverişlerde kullanılabilecek Rpg World parası.İtem kutusunda RW sembolüyle gösterilir. “Vay…”diye derin bir iç çektim.Demek ki bu gerçek yaşam rpg oyununda item kutusu ve oyun parası bile vardı!Ayrıyetten level atlamaktan aldığım puanları saymıyorum bile. Hemen item kutusunu aç! Emrini verip item kutusunu açtım.İtem kutusu 2m x 2m x 2m hacminde bir küp kutuydu.kutunun altında ise “RW” diye kutudan ayrılan özel bir kısım vardı.Aslında o kısım olmadan normal bir kutuya benziyordu.Tabi hava asılı durmasını saymazsak.Hemen item kutusuna,odanın içindeki benim için gerekli malzemeleri ve birkaç parça yiyecek içecek koydum.O anda yeni bir şey öğrendim.Bu item kutusu boşluk barındırmıyordu,yani yemekler bozulmadan sanki konservelenmiş gibi kalabilirdi!,aynı oyunlardaki gibi! Goblinlerden aldığım yeşil kağıt parçalarını da koyduğumda “RW:” yanında 180 sayısı yazdı.Nedense bu sayıyı görmek beni gururla doldurdu.Çünkü “Senden bir şey olmaz.”,“Sen bir şey kazanamazsın.”,“Sen aç kalırsın.” ve “Sana hiçbir kız yüz vermez.” diyen ablama inat kendi paramı kendi ellerimle kazanmıştım.Belki benden bir şey olmazdı,bunu inkar edemem.Belki açta kalabilirim.Hatta hiçbir kızda bana yüz vermeyebilirdi ama sonunda bir şey kazanmıştım.Ha ha ha!Daha fazla düşünmeyeyim en iyisi,yoksa ağlayacağım.Hele de o kız konusu! Bu kötü düşünceleri temizledikten sonra geriye en heyecanlı olaylardan biri kalmıştı.Belki bu bilgisayarda pek heyecanlı görünmeyebilir fakat gerçek yaşamda çok heyecanlı bir olay.Sonuçta burada insanlığın sınırlarını zorluyoruz.Elbette bu olay…Stat dağıtma olayı! Acaba hangisine versem ilk?Şöyle bir düşününce dayanıklılık olmadan savaşmamın imkanı yok.Nefesim kesilirse nasıl savaşabilirim ki,değil mi?O yüzden ona 2 puan verelim.Diğer 3 puanı ise çevikliğe vereyim.Ne kadar hızlı olursam o kadar hızlı kaç-yani canavarların saldırılarından daha kolay kaçınabilir ve son vuruşu vurabilirim demek istedim!Ben bir kahramanım. Benim lügatımda kaçmak yazmaz. Ve son olarak dışarı çıkıp ölüm kalım mücadelesine girmeden önce, şu gizemli kutuyu açmak istiyorum.Açıklamaya göre hiçbir şey çıkmama ihtimali var.Bu nedenle moralim bozulmasın diye onu en sona sakladım.Malum şansım bir böcekten daha yüksek değil! Gizemli kutu açıl! Tebrikler! 1 Kırmızı Alev Bilekliği(Bronz sınıfı) kazandınız. Kutunun içindeki Sarılı kırmızılı renkli bir bileklik vardı.Görünüşü bir alevi andırıyordu.Hemen onu gözlemledim. Kırmızı Alev Bilekliği(Bronz sınıfı):Alev metali denilen özel bir metalden dövülmüş bileklik. +5 Güç artışı +2 Dayanıklılık artışı Ne kadar güçlü bir bileklik!Normal bir insanın gücünün yarısı kadar güç veriyor,bu da yetmezmiş gibi +2’de dayanıklılık seçeneği var!Ne kadarda şanslıyım.Belki de artık şans bana da gülmeye başlamıştır.Hım..Bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum,kesin ben açarken kuyruklu yıldız falan geçmiş olmalı.Evet,bu olmalı. Kendimi buna inandırdıktan sonra kapının yanına gelip koridorun iki yanını kontrol etmeye başladım ve odadan ilk adımımı attım.Bu benim kahramanlık yolundaki ilk adımımdı! 3.BÖLÜM 3.Bölüm Kendi rahat sıcacık(yaz olduğu için) odamdan çıktığımdan beridir tam bir saat oldu.Bu bir saat içinde bir çok goblin,örümcek,böcekler ve hatta olabilecek en sevimsiz tavşanlarla bile karşılaştım.Yani bir düşünsenize havuç kemiren küçük afacanları…Şimdiyse yurtta tanıdığım bir arkadaşın kafatasını kemiriyorlardı!Evrimin bile bir sınırı olmalı,hey! Gerçi bu bir saat bana faydasızdı demem de yanlış olur.Belki üçüncü kattan ikinci kata inecek kadar cesaretim yoktu,öhö öhö,fakat bu bir saatte tam olarak iki level atladım.İki level!Bu iki level ne demek?İnsanlığın sınırı tam 10 puan zorladım demek.Daha ne olsun! İşin tuhaf tarafı iki level atladım ve bir çok para kazandım.Tam olarak 1000 civarı RW para oldu,fakat birkaç diş,kürk,deriden ve bir düzine iğneden başka hiçbir şey düşmedi!Tam düşündüğüm gibi kuyruklu yıldız sırasında açtım o gizemli kutuyu.Yoksa o,+5 güç veren yüzük hayatta bana düşmezdi! “Argh…Lütfen kurtarın!” Tam o sırada bir çığlık duydum.Çığlık koridorun sağ tarafından geliyordu.Sağ tarafa doğru döndüm.Orada,bana doğru koşan siyah saçlı iri çocuğu gördüm.Çocuğun arkasında 4 tane 5.seviye kızıl örümcek vardı.Kendimi övmek gibi olmasın ama bu örümceklerden tam bir düzine kadar öldürdüm ben! Çocuk yanıma kadar geldi ve nefes nefese:“Lütfen yardım et,kurtar beni”diye bağırdı. Hemen çocuğun önüne geçip en yakındaki kızıl örümceğe beysbol sopasıyla saldırdım.Yarım metrelik örümcek birkaç metre geri uçup ters döndü.Hemen hızla onun yanına gidip son darbeyi indirdim ve direk diğer üç örümceğe döndüm. Arkama bile bakmadan:“Sen iyi misin?” dedim. “E-evet,iyiyim.Teşekkür ederim.” Çok etkilendin değil mi,iri çocuk?Gerçi seni etkilemek yerine güzel,sarışın bir kızı etkilemeyi tercih ederdim de neyse.Seni de ayakçım yaparım.Olmadı yem olursun zamanı gelince.Gerçekten çok zekiyim,kendimi etkilemeyi başardım yine! Daha sonra art arda diğer üç örümceği de öldürüp,örümcek ipliklerini ve paraları topladım.Topladıktan sonra arkama döndüm ve önümdeki yem-yani ölümle burun buruna gelmiş masum çocuğu gözlemledim.Hım…Demek adı Mert Solcu ve hala 1 level. Bu arada insanların stat ekranını gözlemleyebilmek için levelinin,gözlemleyeceğin kişiye eşit veya daha yüksek olması gerekiyor.Bunu geçen bir saatte öğrendim. “Çok teşekkür ederim.Beni kurtarmasaydınız ne olurdu, bilmiyorum.Acaba adınızı öğrenebilir miyim?Sakıncası yoksa tabi.” “Asura Greenhart.Ya senin?” “Mert Solcu.İsminiz ve soy isminiz Türk ismine benzemiyor acaba siz yabancı uyruklu musunuz?” “Melezim.” Aslında benim ailem oldukça ilginç.Babam bir Türk,annemse bir İngiliz.Fakat nedense annem babamın soy ismini alacağına babam annemin soy ismini almış.Ve adımı da annem koymuş.Nedenini bilmesemde en azından tahmin edebiliyorum.Mesela ben öyle bir kadınla evlensem ve bana ayağımı yıka dese,bir gülücükle iki ayağını da yıkarım.Annem o kadar korkunçtur yani.Ablam da korkunçtur fakat annem tamamen başka bir alemde bu konuda. “Acaba buradan nasıl çıkabiliriz?Bir fikriniz var mı?” Ön kapıdan olmadığı kesin…Aslında yeterince yüksek seviye olmadan önce yurt binasından çıkmak dahi istemiyorum. Sonuçta pencereden dışarıdaki canavarları izledim ve bir çoğunu hala gözlemleyemiyorum.O yüzden burada biraz daha kasılmak iyi olur.Bir yaverde edindim zaten.Onu iyi kasabilirsem ve eğitebilirsem buradan güvenle çıkma olasılığım bir hayli artar. “İlk olarak bu durum hakkında ne kadar şey biliyorsun?” “Şey…Yurtta uyuyordum.Kalktığımda kapıdan sesler geliyordu kapıyı açınca dev tüylü arıları gördüm ve odadan koşarak çıktım.Daha sonra bu örümceklere rastladım.Gerisi zaten bildiğiniz gibi.” Yani temel olarak hiçbir şey bilmiyorsun.Tam da düşündüğüm gibi tek seçenek “yem olmak”,ha.Her neyse biraz açıklayayım da belki faydası dokunur. “Zamanımız kısıtlı bu nedenle iyi dinle.Dünyamız oyun dünyasına çevrildi.Ve hepimiz seviyeleri olan oyuncularız.Fakat oyunlardaki gibi ölümsüz cinsten değil.Her seviye atladığımızda gücümüz çok yüksek derecede artar.Ve seviye atlamak için ihtiyacımız olan şeyse canlı varlıkları öldürmek.”dedim ve Mert’e anlayabiliyor mu diye bir baktım.“Canlı varlıkları öldürünce sadece seviye değil,para ve itemler de kazanabiliriz.Oyun komutlarını ve item kutusunu kullanmak için sadece düşünmek yeterli.” Mert inanmaz gözlerle bana bakıyordu. Gerçeği söylüyorum burada.Neden bana o gözlerle bakıyorsun!Senin hayatını kurtardım o kadar.En azında kafanı iki yana sallamayı bırak.Bu resmen kurtarıcına hakaret değil mi! Tam onu orada bırakıp kendi işime bakmaya karar verecekken aklıma şeytani bir fikir geldi.Madem bu Dünya rpg Dünya’sına dönmüştü,o zaman “parti” gibi bir şeyler olamaz mıydı? Hiç duraksamadan Mert solcu’yu parti’ye davet et! diye düşündüm.Mert ürkmüş gözlerle baktı ve birkaç adım geriledi,bense ona aldırmadan koridorda yürümeye başladım. “Hadi kabul etsene,canavarların koku alma duyusu çok gelişmiş…Buradan hemen ayrılmamız gerekli!” Mert daha fazla düşünmeden “evet” bastı ve hızla beni takip etti. Mert solcu parti isteğinizi kabul etti. O pencereyi gördüğünde korkudan öldün değil mi?Ha ha!Benle uğraşmanın sonu budur işte.Ben adamı böyle korkuturum.Sen daha dur,dur.Bu daha iyi günlerin! Böylece bu ölüm kalım mücadelesinde, ilk ayakçımı elde ettim.Şimdi sırada bu ayakçıyı işe yarar hale getirmek ve bu yurttan çıkıp bütün erkeklerin rüyasını gerçekleştirmek var.Evet,O rüya Dünya’yı fethetmek! 4.BÖLÜM 4.BÖLÜM “Yardım et bana,Asura.Bu yeşil canavarlar beni öldürecek!” “Bağırıp durma.Senin yüzünden bütün ikinci katta ne kadar canavar varsa tepemize biniyor.” “Fakat,bu yeşil canavarlar beni öldürecek!” “Onlar sadece goblin.Onları öldürmek anasınıfı öğrencisinden şekerini almak kadar kolay.” “Böyle dersen,o zaman hiç vuramam onlara.” Sinirlenmiyorum,sinirlenmiyorum,sinirlenmiyorum!Neden şu korkak,cesaretsiz ve kılıbık herife sinirleneyim ki!Birde bu yetmezmiş gibi beyefendi,çok güçlü merhamet ve adalet duygusuna sahip.Bir canavar tavşan gördü mü sevmeye gider,bir katil arı gördü mü tüylerini okşamaya çalışır,goblinlere bakışı bile şefkat dolu!Ne o?Kendi kardeşine falan mı benzettin onu… Fakat en sinir bozucu nokta,dövüşten kaçması değil,kız gibi çığlık atıp durması.Geçen iki saatte tüm 3.kat ve 2.kattaki canavarları başımıza topladı,kaç kere ölümden döndüm artık sayma zahmetine bile girmiyorum! Gerçi bunun iyi yanı yok diyemem.Sonuçta bu iki saatte 4.seviyeden 5.seviyeye adımımı atmamı sağladı bu canavar akını.Ayrıca parti sistemi konusunda yeni bir şey daha öğrenmemi sağladı bu iki saat.O da,exp paylaşımının olmaması.Ne ekersen onu biçersin tarzı…Ne öldürürsen onu cebine atabilirsin.O yüzden benim kılıbık arkadaşım zar zor 2.seviye oldu. “Hadi,lütfeeeen!” Lütfen diyen dillerini koparacağım senin.Neyse,gidipte bir el atayım şu iki gobline. İki gobline doğru yavaşça yürüyüp sopamı kaldırdım ve her birinin kafasına sertçe birer kez vurdum.İkisi de bir süre yalpalayıp yere yıkıldı.Tam düşen itemleri alacakken o mucizevi kutuyu gördüm.Gizemli hazine kutusu! “O nedir acaba?” “Gizemli hazine kutusu.Açtın mı içinden ilginç bir şey çıkabilir.” Mert elime yoğun bir şekilde bakmaya başladı.Heralde bunun üzerinde bir hak talebin olmayacak değil mi?Ancak cesedimin üzerine basarsan alabilirsin bu kutuyu! “Şans oyunu gibi yani.Eskiden beri şans oyunlarını çok severim.Onu açabilir miyim acaba?Söz veriyorum içinden çıkan senin olacak.” Biliyorsun ya kardeşim bende şans oyunlarını çok severdim ilkokulda.Bakkala gelen hemen hemen her türlü çekiliş,kazı kazan türü oyunu oynardım.Fakat bunu annem bir keşfetti,işte o zaman kumarın ne kadar kötü bir huy olduğunu anladım.O zaman benim için bütün kötülüklerin anası kumar oldu.O zaman,her zaman yüzüme gülen şans yıldızım söndü.O zaman cebimdeki paranın hepsi menem,ağrı kesici ve yara bantlarına gitti!Of,kötü bir anımı hatırladım senin yüzünden. “Bir sorun mu vardı.Yüzünüzün rengi attı.” “Y-yok bir şeyim.Merak etme.Bu arada şansın kaçtı senin?” “22’di galiba” Hemen elimdeki gizemli kutuyu Mert’in eline tosladım ve açmasını işaret ettim.Mert önce bir duraksadı,herhalde benim aceleci tavrım onu şaşırtmıştı.Daha sonra heyecanına yenilip kutuyu açtı.İçinden çıkan… Kara çelik kılıcı(Taş sınıfı):Kara çelikten yapılmış kılıç. Saldırı:4-9 +1 Güç +1 Canlılık Sonunda o beysbol sopasından kurtuldum!Sonunda bende bir kılıç ustasının asil ve bir o kadar zorlu yolunda yürüyebileceğim.Gerçi içimden bir ses kolay olmayacağını söylüyor ama neyse. Elimdeki beysbol sopasını yere atıp Mert’in elinden 1 metre boylarındaki siyah kılıcı aldım ve birkaç kere salladım.Kılıç beysbol sopasından daha ağırdı fakat benim gibi süper insan statlarına sahip biri için sallamak,bebekten şekerini çalmak kadar kolaydı. Birkaç sallayıştan sonra üçüncü kata göz gezdirdim.Üçüncü katta neredeyse hiç canavar kalmamıştı.Tabi kalmaması çok normal.Sonuçta iki saattir duraksız öldürüyorum onları.Aslına bakarsan ikinci katta bile çok fazla canavar olduğunu sanmıyorum.Tamam, o zaman ikinci kata inelim. “Mert,” “Evet,bir şey mi oldu?” “İkinci kata doğru iniyoruz.Yapabilirsek oradaki personel odasında,üniversite otobüsünün anahtarını bulalım.Daha sonra gizliden gizliye birinci kata ve dışarıdaki otobüse doğru ilerleyelim.İkinci kat neyse de birinci katta sakın ses çıkarma.” “Evet,bir daha ses çıkarmayacağım.İçiniz rahat olsun.” Hatırladığım kadarıyla bu sözü her duyduğumdan birkaç dakika sonra etrafım canavarlarla sarılıyordu.Yani Mert kardeşim,içim hiç rahat değil!Bana daha kesin şeyler lazım,sözlerden daha kesin bir şey…Ama ne?Ha,doğru ya şunu kullanabilirim. Hemen item kutumdan koli bandını çıkardım.Mert onu görünce afalladı ve birkaç adım geriledi.Bense koli bandından yeteri katar bant kopardım ve Mert’e yaklaştım. “B-Bu…” “Sözüne güvenim tam,lakin yine de önlem alsak fena olmaz,değil mi?”deyip zorla elimdeki bandı Mert’in ağzına yapıştırdım.“Şimdi ikinci kata inelim.” Mert birkaç homurtu çıkarıp kafasını salladı.Birlikte yakınlardaki merdivenlere doğru yürüyüp aşağı inmeye başladık. Nedense merdivenlerde hiç canavarlarla karşılaşmadım.Belki de düşündüğüm gibi,az önce ikinci kattaki canavarlarında çoğunu öldürmüşümdür.Yine de tedbiri elden bırakmayalım. Merdivenlerden indim ve merdivenin sağ tarafındaki koridorda yavaş ve emin adımlarla ilerlemeye başladım.Biraz ilerledikten sonra personel odasının kapısında 3 goblinin yattığını gördüm.Şimdi düşününce belki de bu yüzden fazla canavar görmedim.Sonuçta canavarların bile akşam zamanı uykuya ihtiyaçları vardı. Yavaşça personel odasının kapısına doğru yaklaşıp kılıcımı kaldırdım.Hedefim onları anında öldürmek için kafalarını kesmekti. Kapının sol tarafındaki duvara yaslanıp uyuyan gobline yaklaşıp tek darbeyle kafasını kestim ve aynı işlemi diğer ikisine de uyguladım.Ardından da odanın kapısını açtım.Kılıcı hazır vaziyette bulundurup yavaşça içeri girdim.Oda bir ofis odası tarzında hazırlanmış kocaman bir odaydı. Böyle kocaman bir odada küçük bir anahtarı bulmak oldukça güç olacak gibi.Her neyse şu anlık araştırmaktan başka bir seçeneğim yok zaten. Mert’e de etrafa bakmasını işaret edip kendim de masaların üzerini aramaya başladım.On dakika kadar aramadan sonra Mert elinde 3 farklı araba anahtarıyla yanıma geldi.3 anahtarı da elime alıp yavaşça odadan çıkmaya hazırlanıyordum ki odanın pencere tarafından bir ses duyup duraksadım. “Sen kapıya göz kulak ol”diye Mert’e fısıldadıktan sonra yavaşça pencereye doğru yürümeye başladım.Ses pencerenin kenarındaki bir masanın altından geliyordu.Buna emin olduktan sonra masanın yanına gelip kılıcımı kaldırdım. “D-Dur.” Diye bağırdı ince bir ses masanın altından. Hım…Bir insan sesi.Sesin frekansını ve ürkmüş şirin tonunu hesaba katarsak bir insan kadını olmalı!Bunun anlayabilmemin nedeni statlarımın artmış olması,yoksa hayatımda hiç kız arkadaşım olmadı diye kızlara takıntılı biri olduğumdan falan değil yani! Kısa bir duraksamadan sonra ofis kıyafetleri içinde siyah saçlı bir kadın,masanın altından dışarı çıktı.Şimdi düşününce bu kadını gözlerim bir yerden ısırıyor da nerden.Kesinlikle bir yerden tanıyorum bu kadını.Bir bakalım bu kadın…Şu sinir bozucu profesörün her zaman yanında duran kadın!Benim bir numaralı düşmanımın kadını olmalı bu.Yok,yok olamaz.Sonuçta profesör elli yaşını aştı.Bu kadınsa daha yirmilerinde gözüküyor. “B-ben R-Rüya D-Doruk.P-profesör M-Mehmet’in k-kızıyım.” Demek kızıymış.Tabi ya başka ne olacaktı ki.Fakat kızım bir sorun mu var?Söylediğin her kelimede kekeliyorsun da…Ve açıkça ayakların titriyor,bunu görebiliyorum.Gecenin yarısında beni görmek bu kadar mı korkunç.Bu daha sana yazamadan reddedilmem anlamına gelmiyor mu?Bu çok gaddarca!En azından bana bir şans tanısana,belki biraz tanırsan seversin!Bozuk mal bile çıksa 7 gün içinde teslim edebilirsin, biliyorsun! “Ben de Asura Greenhart.” “Asura?Şu Asura mı?” Şu Asura mı?Sorması ayıp kaç tane Asura tanıyorsun?Asura ismi yaygınlaştı da ben mi bilmiyorum!O zaman artık şunun ismi çok tuhaf diyerek parmakla gösterilmeyecek miyim,belki insanlığın sonu geldi ama çok mutluyum! “Kaç tane Asura tanıyorsun?” Rüya hafifçe kıkırdadı.Artık teminki kadar şiddetli titremiyordu.Bunu görünce içim rahatlamadı desem yalan söylemiş olurum. “Öyle değil.Babam evde sürekli Asura şunu yaptı,Asura bunu yaptı diye konuşup durur.Seni oradan biliyorum.” Bir profesörden de beklendiği gibi.Ben daha saldırmaya fırsat bulamadan savunma duvarını kurmuş.Eminim söylediklerinin hepsi yalandır.Hele de geçen seneki deney sırasında meydana gelen patlama konusunda söylediği hiçbir şeye inanmamak lazım.Benim gibi bir dahi nasıl patlamaya sebep olur bir düşünsenize! “Ha ha.Evde bile öğrencileri hakkında konuşmak mı?Profesör öğrencilerini oldukça önemsiyor olmalı.Mesela ben bir konuyu on kere anlamasam,profesör on birinci kez daha anlatır o konuyu.Melek kalplidir benim profesörüm.” Melek kalpli mi?Profesör mü?Böyle büyük bir yalan söylediğim için cehennemde binlerce hatta on binlerce yıl yanabilirim! Rüya masumca güldü ve :“Evet,evet.Böyle bir şeyden bahsetmişti.Aynen şöyle demişti diye hatırlıyorum,‘Şu Asura tam bir gerizekalı.On kere anlattım hala anlamadı.Sınav zamanında puanını kıracağım da aklı başına gelsin.Belki bıkarda bir daha üniversiteye gelmez!Ha ha ha’”dedi. Lütfen bunları masumca gülerken söyleme,seni şeytan!Ayrıca profesör o konuyu siz on kere anlattıktan sonra ders çıkışı bana, kaç kişi teşekkür etti haberiniz var mı?Belki de siz anlatmayı beceremiyorsunuzdur,hımf!O puan mevzusuna gelir sekte… O kötü puan yüzünden annem harçlığımın dörtte üçüne el koydu.Bu yüzden iki ay boyunca oruç tutmak zorunda kaldım! Sakinliğimi daha fazla koruyabilecekmiş gibi hissetmediğimden arkamı döndüm ve Mert’in yanına doğru yürüdüm.Mert’e elimle takip et beni sinyali verdim.Mert’se ortamdan bir şeylerde terslik olduğunu sezdi ve hemen kafasını sallayıp beni takip etmeye başladı. “B-beni de alın yanınıza.” “Tamam takip et bizi.”Kafamı döndürmeden ve durmadan cevap verdim.“Fakat yük olursan seni arkada bırakırız haberin olsun.” Ses tonumun tehtidkar çıkmasından olacak,Rüya susup arkadan takip etmeye başladı.Aslında bu ses tonu beni bile biraz şaşırtmıştı.Benim gibi küçüklükten beridir şanssız olaylar yaşamış ve artık pek fazla zorbalıklara kızmayan birinden bu ses tonunun çıkması…Ya bu kız fazla tehlikeli ya da değişen Dünya’yla birlikte bende değişiyorum.Belki de ikisi de olabilir.Gözümü açık tutsam iyi olur. Personel odasından çıktıktan sonra ilk kata giden merdivenlere yavaş adımlarla yaklaştım.Merdivenlere gelince de arkama son bir ‘hazır mısınız’ bakışı atıp yavaşça ilk kata doğru inmeye başladım. 5.BÖLÜM 5.BÖLÜM Bir zamanlar loş ışığın altında yavaş ve sessiz bir biçimde basamakları inen üç genç yaşarmış.Bir tanesi yakışıklı mı yakışıklı bir tanesi korkak mı korkak diğeri de melek kılıklı bir şeytanmış.Yakışıklı gencin adı Asura'ymış.Bu Asura yakışıklı olmasının yanında ayrı zamanda mütevaziymişte.Cesur olmasını ve liderlik özelliklerini amigolar anlata anlata bitiremezmiş.Ha ha!Ayrıc- "Neden sırıtıyorsun?" "Y-yok bir şey" Her neyse gelecek için nasıl harika olduğumu yazmayı sonraya bırakayım ve önümdeki işe odaklanayım.En azından masalımı bitirene kadar ölmemem lazım,yoksa gelecekteki nesil çok şey kaybeder! Bir kaç merdiven daha indikten sonra birinci kata ulaştık.Birinci kat dudak uçuklatacak dereceydi.Kocaman yılanlar,goblinler,yaban domuzları ve şu hareket eden kanlı şeyler ne? Gözlemle! Zombi(Taş sınıfı) Seviye:10 Irk:Ölümsüz HP:35 Ruhsal Enerji:0 MP:10 Dayanıklılık:18 Güç:20 Çeviklik:8 Canlılık:10 Şans:-10 Dayanıklılıklarıyla ve güçleriyle bilinen ölümsüz ırkı zombiler,bütün yaşayan varlıklara karşı nefret besler ve kendi saflarına katmak isterler. Zombiler!İnsan eti yiyen metaformik yaratıklar.Ucubeler!Gerçi şöyle bir düşününce exp kasmak için ideal değiller mi?Sonuçta çürük eti kılıcımla kesmek kolay olur,ayrıca birde yavaşlar.10 level bile olsa hemen öldürebilirim.Tabi tek başlarına olsalardı! Bir çok türde canavar var birinci katta .Yukarıda saydıklarım gözümle gördüklerim.Diğerleriyse gözlemlemeyle mavi ikonlarla ortaya çıkıyor.Aslına bakarsan gözlemleme çok faydalı,gözle görülmeyen canavarlara karşı. Dikkati elden bırakmadan arkama döndüm ve köl-yani yoldaşlarımla göz göze geldim.Kısa bir bakışmadan sonra(romantik bir bakışma değil bu arada)kısık bir sesle :"Önümüzde iki seçenek var.Gece baskını verip yolumuza çıkan canavarları öldürüp dışarı arabaya kadar gitmeyi deneyebiliriz."Mert hemen başını iki yana sallamaya başladı.Ulan bir utanman olsun!:"Veya sabaha kadar ikinci kattaki ofiste dinlenir,yarın sistematik şekilde birinci katı temizleriz." "Ne kadar çok buradan çıkmak istesemde dinlenmek önemli.Hem buradan çıkınca ne zaman dinlenebileceğimiz güvenli bir yer buluruz bilemeyiz.Bence ikinci seçenek daha uygun"dedi Rüya.Mert'te onu onaylarcasına kafasını bir aşağı bir yukarı sallamaya başladı.Eh...Yanlış söylemiyor,ikinci seçenek daha mantıklı. Hepimiz aynı fikirde ikinci kata çıkıp ofise gittik ve kapıyı kilitledik.Fakat şimdi de başka bir sorun ortaya çıkmıştı.Kim ofisin neresinde uyuyacak.Ben güvenlik sebepleri nedeniyle yakın durmamız önemli dedim ve birlikte uyumamızı teklif ettim ama Rüya bunu şiddetle reddetti.Oysaki ben onun iyiliğini düşünüyordum.Yani bir düşünsenize odaya bir kaç goblin sızsa kim bilir neler yaparlar zavallı kızcağıza! Biraz daha tartıştıktan sonra Rüya,pencerenin yanındaki masanın altına yattı.Mert'te odanın ortasına bense kapının dibine.Gerçekten bu kız beni düşmanı bellemiş.Kan davası gibi yemin ediyorum.Nesilden nesile geçiyor! Bu düşüncelerle ve yorucu bir günün etkisiyle hemencecik uykuya daldım.Gerçi bilirsiniz güzel şeyler tez biter.Birinin burnuma kaşındırıcı bir şey sürtmesiyle uyandım.Kafamı kaldırıp sürten kişiye baktım.Rüya'ydı.Keşke Mert olsaydı!Yani bir erkek tarafından sürtülerek uyandırılmak istediğimden değil,ama en azından dövebileceğim biri olurdu.Şimdi düşündüm de unutun gitsin. "Ne yapıyorsun?" "Seni uyandırıyorum" "İyi,sağol" Bazıları böyle insan mı uyandırılır,ben kendi hayvanıma böyle davranmıyorum diye düşünebilir.Böyle düşünenler merak etmeyin siz normalsiniz.Normal olmayan annem ve Rüya gibileri!Aslında annemi düşünürsek Rüya'da normal gibi duruyor.Sonuçta kim çocuğunu yüzüne 50 derecelik su dökerek uyandırır ve bu 50 rakamı sabırlı olduğu zamanlarda!Bırr....Kötü bir şey hatırladım yine.Üniversiteden önceki karanlık geçmişim.. Yavaşça kalktım ve etrafımı izledim ve ne gördüm beyefendi kıvrılmış yatıyor.Hemen yanına doğru yürüdüm ve bir tekme asıldım.Mert bir anda kalktı ve deli gibi etrafına bakmaya başladı.Bir kaç dakika sonra sakinleşip bana doğru bakmaya başladı. "Hımm mmm hımm" Gerçekten bu herif bütün gece ağzında bantlı bir şekilde uyumuş.Sadakatine sevinsem mi yoksa salaklığına endişelensem mi bilemiyorum.Bu arada anlayamıyorum diye küfür falan etmiyorsun değil mi? "Kalk hadi yapacak işimiz var.Ağzındaki bandı da çıkarabilirsin.En azından şimdilik." Mert bir kaç kere başını iki yana doğru salladıktan sonra yavaşça ayağa kalktı.Elini ağzına götürdü ve bandı çıkarmaya çalıştı.Bir kaç başarısız denemeden sonra sabrı tükenen ben bandı tuttum ve bir anda çıkardım. "Ahhh!!!" Hep korkudan çığlık atıp milleti başımıza toplayacak değilsin ya.Birazda acıdan çığlık at.Ha ha!Galiba gittikçe anneme benziyorum,neyse böyle daha zevkli! "Çok gaddarsın Asura" "Senin iyiliğin içindi.Neyse Rüya'nın yanına gidelim de ne yapacağız onu konuşalım.Güzel bir fikrim var" Mert bir an titredi.Tam da düşündüğüm gibi korkaklar cesurlardan daha zeki oluyor! Mert'e aldırmadan Rüya'nın bulunduğu masanın yanına gidip bir sandalyeye oturdum.Mert'te bir süre duraksadıktan sonra kendine bir sandalye çekip oturdu.Kısa bir sessizlikten sonra Rüya konuşmaya başladı:"Ne yapacağız?" Ne yapacağız,ha?Çok kolay bir soru gibi duruyor fakat cevabı senin yaşamını ve ölümünü elinde bulunduruyor.Bu nedenle dikkatle cevaplanması gereken bir soru. Gırrr! "İlk önce bir şeyler yesek nasıl olur?"diye kıpkırmızı kesilmiş Rüya'ya öneride bulundum.O da cevap vermeden kafasını hafifçe salladı. Yanımızdaki tüm yenilebilir şeyleri çıkarıp ortaya koyduk.Bu arada o anda yeni bir şey daha öğrendim.İtem kutusu ne koyduysan aynı şekilde tutuyor.Mesela ben yurt odasının buzdolabından aldığım soğuk suyu koymuştum item kutusuna ve hala da aynı şekilde soğuk!İtem kutusu banzai! Tüm yemeğimiz benim buzdolabından aldığım atıştırmalıklar ve öğle yemeği için yurt personalinin ofise getirip bırakıp gittiği yemeklerdi.Ve tabi ki ne Rüya'nın yanında ne de Mert'in yanında hiç yemek yoktu.Gerçekten,neden bu takımı tek başıma destekliyormuşum gibi hissediyorum!Of! Üçümüzde bir şeyler yedikten ve artıkları item kutusuna koyduktan sonra bugün ne yapacağımızı tartışmaya başladık.Tabiki benim süper bir fikrim vardı! "Neden canavarları belli bir bölgeye çekip topluca öldürmüyoruz?Tabi bir tane yem gerekiyor." "B-Bu...Senden de beklendiği gibi.Peki kim yem olacak?"dedi Rüya.Gerçi bu soru formaliteden sorulmuş bir soruydu.Ve hem Rüya hem ben Mert'e doğru baktık.Mert ilk önce afallamış bir şekilde bize doğru baktı.Sonra da korkmuş bir ifadeyle başını iki yana doğru salladı. "Şimdi tek soru canavarları nereye çekeceğiz?Koridorlar olmaz çünkü arkamızdan pusu yeme riskimiz var.En iyisi geniş bir odaya çekmek." Dediğimi duyunca Rüya yerinden kalkıp bir kaç masayı kurcaladı ve elinde rulo kağıdıyla geri döndü.Ve kağıdı açtı:"Bu erkekler yurdunun planı." Açılan kağıda bir bakıp potansiyeli en yüksek odayı aramaya başladım.Oda büyük olmasının yanında temizde olmalıydı.Sonuçta tam canavarlarla dövüşürken bir şeye basıp dikkatimizi dağıtırsak bu ölümcül olabilir.Bu nedenle depo soru dışı. "Bana göre en uygun yer ikinci kattaki spor salonu.Hatırladığım kadarıyla geçen gün orası boşaltılmıştı.Şimdi büyük boş bir odadan başka bir şey değil." Sen nereden biliyorsun bu kadar şeyi?Burası erkek yurdu!Şaka bir yana ben bile bilmiyordum spor salonunun boşaltıldığını.Gerçi ilgimde yok.Benim ilgim daha çok kız yurdunda ne olduğunda! "O zaman ilk önce spor salonuna gidip önünü temizleyelim.Yem ilk önce yakınlardaki sonra da ilk kattakileri odaya çekmeye başlasın.Canavarlar ve yem odaya girdi mi birimiz kapıyı kapatır,sonra da katliam başlar!" "S-sormaya korkuyorum ama yem kim acaba?" "Hi hi" "Ha ha" 4 SAAT SONRA "Asura lütfen kurtar beni!" Yem bana doğru koşarken odanın ortasındaki ben,soğukkanlılıkla elimdeki kılıcı kaldırdım.Önümdeki altı tane kanlı zombiden en yakındakine kılıcımı salladım ve kafasını gövdesinden ayırdım.Diğer zombilere doğru odaklanırken kapının tarafındaki siyah saçlı güzel bir kız,elindeki bir metrelik metal boruyu sallayıp başka bir tanesi daha düşürdü.Düşürdüğü gibi de hızını kesmeyip en yakınındaki doğru saldırdı.Tabi bende bu kıza yenilmemek için zaman kaybetmeden yakınımdaki diğer zombinin kafasına saldırdım ve kafasını ikiye böldüm.Bir kaç kez daha saldırıdan sonra canavarların hepsi öldü.Hım...Zombiler zaten ölü olduğundan öldü diyemeyiz fakat üzgünüm başka bir kelime bulamıyorum.Belki de huzur içinde yattılar demeliyim fakat o da çok uzun! "İyi iş yem" dedi Rüya sesinde hafif bir alay söz ifadesi vardı,"Bu arada bu plan gerçekten de beklentimi aştı.Senden de beklendiği gibi!" Geçtiğimiz dört saatteki uyguladığımız plan gerçekten de basit.Yem,canavarları arkasından odaya çekiyor,canavarlar odaya girince Rüya kapıyı kapıyor ve o arkadan bende önden canavarları ikili kombo yapıyoruz.Gerçi ilk başta endişelendim tempoyu tutturamayız veya Rüya'ya bir şeyler olur diye.Fakat ilk dalgadan sonra bütün endişelerim gitti.Sonuçta leveli benden düşük olmasına rağmen Rüya,eskrim kulübünün bir üyesi.El yatkınlığı var böyle şeylere.Kılıç gibi şeyler anlamında!Yanlış anlaşılma olmasın! Neyse.Bu dört saatte ben üç level atlayıp sekiz level oldum.Ve ayrıca statlarımı 2 güç 2 çeviklik ve 1 dayanıklılık olarak vermeye başladım.Rüya da dört level atlayıp altı level oldu.Statlarını çeviklik,dayanıklılık ve ruhsal enerjiye vermeye başladı.Nasıl mı biliyorum?Sürekli statlarını kontrol ediyorum oradan biliyorum!Mert içinse...Hımm...Bir level atlayıp üç level oldu.Gerçekten!Az cesur olsa önden iki kişi arkadan da Rüya saldırır şekilde kurardım stratejiyi.Fakat yok!Beyefendi için canavarların bütün uzuvlarını kırıyoruz da öldürmesini bekliyoruz!Her neyse bunu konuşmanın bir anlamı yok. Bu arada ikinci katta neredeyse hiç canavar kalmadı.Birinci katta da çok az diyebileceğimiz miktarda canavar kaldı.Bu nedenle yakında dışarıya çıkmayı planlıyoruz en azından yemekhane veya kantin binalarına gitmeyi planlıyorum.Sonuçta aç ayı oynamaz.Tam bunu önerecekken Rüya konuşmaya başladı.Bu kız benim hep zamanını buluyor yemin ediyorum. "Katlarda fazla canavar kalmadı.Dışarıya çıkabiliriz fakat..."hafif duraksadı ve boğazını temizledi Rüya,"Rica etsem kızlar yurduna gidebilir miyiz?" Kızlar yurdu mu?Normalde olsa çok mutlu olurdum fakat şuandaki durumu düşününce oraya gitmenin ne faydası var?Rüya'yı tanıyorsam benim gibi kantine veya yemekhane gitmeyi teklif etmeliydi.Kızları anlamıyorum ama manikür pedikür seti için o tehlikeli yere gitmek istemez değil mi? Bir anlık suskunluktan sonra Rüya devam etti:"Orada bir arkadaşım var.Bencilce olduğunu biliyorum ama yalvarıyorum onu kurtarmama yardım edin." Demek bu melek kılıklı şeytanında arkadaşı var.Eh,bu normal.Arkadaşı olmayan ben anormalim aslında.O playboyu saymazsak tabi.Fakat Rüya sadece arkadaşını kurtarmak için bizi de bu işin içine sürüklemen biraz fazla bencilce değil mi?Yani anlıyorum.Senin için değerli fakat...Benim için bir anlam ifade etmiyor.Tam ret edecekken Mert araya girdi. "Ona yardım edeceksiniz değil mi .Sonuçta ben o kötü durumdayken bana da yardım etmiştiniz." Biliyorsun ya uzman yem arkadaşım 'yardım edin' derken seni de katıyor işin içine.Of,her neyse!Komutan olarak askerlerimin beklentilerine karşılık vermek gibi bir zorunluluğum var zaten!Hem belki güzel bir kaç kızı etkilerim.Ne zekiyim ha ha! "Kurtardıktan sonra tembellik yetmeye kalkarsa onu terk ederim ama anlaştık mı?" Hayır cevabını bekleyen Rüya bunu duyunca ilk olarak şaşkınlık geçirdi sonra da gülümsedi ve cevap verdi:"Evet!" Rüya'nın güneş gibi parlak gülümsemesiyle kaskatı kesildikten sonra hemen kendimi toparlayıp,"H-hadi gidip bir kaç canavar öldürelim"dedim ben önde diğer ikisi arkada her tarafı kanla kaplı odadan dışarı çıktık. Şimdi ilk durak kız öğrenci yurdu.İleri marş!
  6. Shogakukan 17 Nisan'da çıkacak yeni bölüm için bir tanıtım videosu yayınladı. İlk başta 3 bölüm olarak duyurulan seri için kısa bir süre önce 4. bölüm duyurusu da gelmişti. Hinahoho: Artık kaçmayacağım. Bu zindandaki gücü ele geçireceğim!Yazı: Asıl başlangıç...Ja'far: Tamam, hadi başlayalım!Yazı: Valefor Zindanı Fethi arc'ıHinahoho: Sana bekle dedim!!Ja'far: Bu, son!!Yazı: Yüce savaşın perdeleri aralanıyor.Sinbad: Bararaq Saiqa.Drakon: Bayağı olmuştu, Sinbad.Ja'far: Sen benim avımsın!!Adam: O, benim!Yazı: Kralların gücü...Drakon: Zindana girmiş olanların gidebileceği tek bir yer var...Yazı: ...kimin olacak?Drakon: Burası son parçanın hazine alanı.Kadın: Şimdi, içeride...Sinbad: İstediğin güç tam olarak nedir? Yeterince güçlüsün zaten.Valefor: Ben Valefor'um. Kral olacak olan hanginiz?Drakon: Bu son şans!Çocuk: Örgütten kaçmak için bir şans olacağı bile aklıma gelmezdi...Ja'far: Buradaki herkese kan banyosu yaptıracağım!!Hinahoho: Güç benimdir! Onu kimseye bırakmam!Adam: Bu Hina'nın seçtiği yol..Sinbad: Bu güçle dünyayı değiştirecek bir ülke kuracağım. Bu yüzden, siz hepiniz! Gelin ve benle ülke kurun!Hinahoho: Bu adamı takip etmek istiyorum...!Drakon: Ah...! Bu... Bu kralın damarı!Sinbad: Millet, etrafımda toplanın!Anlatıcı: Magi: Sinbad'ın Macerası özel sürümü OVA'yla birlikte çıkıyor.Ja'far: Senin evcil hayvanın olmamı sakın bekleme!!Sinbad: Seni fethedeceğim! ereyiz.weebly.comKAYNAK:http://www.animenewsnetwork.com/news/2015-03-09/4th-magi-adventure-of-sinbad-episode-previewed-in-video/.85768
  7. Merhaba.. :) Bugün yeni bir şeyler çevirmeye başlayacaktım ve çevirecek çok güzel bir şey buldum.. :) Bir light novel.. İlk 3 cildi İngilizceye çevrilmiş.. Konusu da hoşuma gitti.. İngilizcem mükemmel değil ama elimden geldiğince Türkçeleştirerek çeviriyorum.. Bu light noveli forumdan Eon’a hitaben çevirmeye başladım, bir tür teşekkür gibi düşün Eon..:) Umarım beğenirsiniz..:D Not: Aslında birinci bölümü çevirdim ama önsöz bölümünü çevirmeyi unutmuşum o yüzden önsözü de çevirince buraya ekleyeceğim, her hafta bir bölüm yayınlarım muhtemelen, bazen 2 bölüm.. Eh şimdilik bu kadar :) 7 Gece Yoshio Kusakabe’nin yazdığı Ginta tarafından resme adapte edilen web romanıdır. Kısaca Hikayemiz: Ben Sakuya Hoshi, sadece Suijou Akademisine devam eden sıradan bir lise öğrencisiyim. Ama nedense, her gece “Tüyler ürpertici” olarak “adlandırabileceğimiz” rüyalar görüyorum. Rüyamda bir kasabada oluyorum ve asla bitmiyor. Benden başka kimse yok; insanların yerinde canavarlar var. Yani bir tür tehlikeli dünya. Rüyamda bir kız ile tanıştım, Akeno Gasukamori, bir şekilde bu sonsuz kabustan kaçmanın bir yolunu arıyoruz… Bu kabustan hiç güvenli bir şekilde çıkabilecek miyiz, bizden sonra canavarlar ve diğerleri dehşeti tekrarlayacak mı? Ve sonunda tam olarak ne veya kim bizi bekliyor…? Not: Eminim sizin de dikkatinizi çekecektir diye söyleyeyim dedim.. Bazı paragraf ve cümleler şimdiki zamanla yazılmış.. İngilizcesi öyleydi ve orjinalden çıkmamaya çalıştım.. Bunun dışında hatalarım varsa çok özür dilerim.. Acemi bir çevirmenim ama İngilizcemi geliştirmek için çok çalışıyorum..:) Keyifli okumalar..:) Önsöz: *FSSSSHHH* *SSSHIIIIINNNGGGGGG* Karanlıkta, canavarın bıçağının ucu beyaz-mavi parıldıyor, kabuğunun dışı uzakta yanıyordu. *GRRAAAAH!* *SPLORGHHH* Canavar inledi, ama sadece bir an içindi. Tam hızla tırpan şeklindeki pençesinin tırtıklarını bize doğru salladı. “Heh…” Hızlı bir şekilde saldırıdan kaçtım. Pençe havada savruldu, asfalt kırıldı ve yerde kocaman bir çatlak oluştu. Korkuyordum… Ama bunu göstermeyeceğimden emindim. Canavarla mesafemi korudum ve gözlerimi av üzerine odakladım. Elimde metalik-silindir şeklinde bir sap vardı, ve bundan parlayan bir bıçak çıkıyordu, mavi-beyaz ışıklar yayıyordu. “GIII… GIIGIGIII!!!” “Lazer Bıçağı” ona doğrulttuğumda pençesini ezilmiş asfaltın dışına çekiti. Kafası baş aşağı üçgene benziyordu, yüzünün her iki tarafında birden fazla gözü vardı. Bana baktı. Açtığım yara onu sinirlendirmiş olmalıydı, çenesini zorla gıcırdatışını duyabiliyordum. İğrenç vücudundaki yüzünü bana döndü gövdesinden çıkan 4 bacağı ayakta durmasına izin veriyordu. Neon ışıklarla aydınlatılmış, bu canavar, eğer bir böcek olarak tarif edersek, en yakını peygamber devesi olurdu. “Peygamber Devesi” olarak nitelendirilmesine rağmen, bir ihtimal 3 metre boyundaydı. “Bir küçük peygamber devesi yeterince korkutucu, ama bu adil değil.” Küçükken peygamber devesini festivalde sahneyi seyrederken hatırlıyordum. Sadece bir çekirge gibiydi, bedenim bu canavar tarafından param parça olacak mıydı? Beni öldüreceksin! Bu bir şaka olmalı! “___GI!!!” Aniden canavar ileri atıldı! Dev figür saniye içinde mesafeyi kapattı. Hızlıydı! Geri gitsem de, hala beni yakalayabilirdi. Tüm yapabileceğim kalıp kavga etmekti. Bunu yapabilir miyim?! “GIGUIII~!!!” Canavar savurgan hareketleri ile üzerime atladı ve ölümcül pençeleri ile bana ateş püskürttü! Doğrudan isabet etmesini önlemeyi başardım, ama sol omzum acıyla yandı. Tırtıklı, tırpan gibi pençeleri etime yırtık açmış olmalıydı. Önemi yok! Tereddüt etmeden, yeri tekmeledim ve kendimi doğruca canavarın üstüne attım. Lazer bıçağımı sıkıca kavradım. “Hiyaaaah!!!” Ölümcül bir darbe ile, canavarın gövdesini bıçakladım! “Gi…Giyuuuuu!” Canavarın kulak yaran haykırışıydı. Parlayan bıçağımı göğüs boşluğunun derinine sapladım. Ölürken sesi, sadece yanan içinin kokusu kadar kötüydü. “a…Haa… haa… haa…” Bu benim zaferim olacak gibi görünüyordu. Şimdi bu çığlığı durdurmalıydım. Bıçağı sapına kadar ittim. “Ga!” En kısa sürede canavar düştüğümü fark etti, hızla tırnaklarımı bacaklarımla geriye bağladım. “Arghh!” Pençe ile sıkıca gömüldü, güçlü bir şekilde sarsıldı. Kavradığım kılıcı kaybettiğimden, yere doğru dalmaya başladım. Ne yazık ki benim için, diğer canavarların pençeleri beni bekliyordu! Aniden kazığa oturdum ve havaya sıçradım. Zaten bıçaklamıştım! Kendi ellerimle zaten göğsünü bıçaklamıştım! Neden hala hareket ediyordu? Neden.. Neden hala yaşıyordu?! Bu yaratığın daha ne kadar canı vardı? Bu adil değildi! “Guh… Puh…!” Biraz kan tükürdüm… Mide asidimin ekşi tadı boğazımı yaktı. İç organlarımdan sızan koku ve kan burun deliklerimi uyuşturarak karıştı. “Sen… Üstüm… Üstümden in!” Peygamber devesi “festivali” başlıyordu. Tırpan gibi pençelerini ve keskin dişlerini sadece avını parçalamak için kullanmıştı. Küçük çenesi yemeğe hazırlanırken büyük çenesi gevezelik ediyordu. Sanki bazı Fransız yemeklerindenmiş gibi, eti parçalara ayırıp, ağızına koymaya başlamıştı. “u..chi…gachi…guchu…” Hatta mola vermeden, beni tutmaya devam etti. Delirmeye başladığımı düşünüyordum. Yaşarken yiyordu… Bu işkence!!! Dolu kanım düşüncelerimi uzağa attı ve yerde faydasızca duran lazer bıçağımı almaya çalıştım. Ama, kolumdan yavaş yavaş akan kanı izledim, sadece ulaşamayacağımı fark ettim. “Argh… Arghhhhhhhh!!!” Acı tüm vücuduma yayıldı ve bilincimi kaybetmeye başladım. Bu da neydi…!? Bir peygamber devesi canavarının bedenimi çiğnerken hissettiği mutluluğu görmek istemiyordum… Ve hayati organlarıma ulaşmak üzere olduğunu hissettim… Bu kötü! Biraz dahası ve ölecektim. Ölmeyi istemiyordum! Ama Bu konuda hiçbir şey yapamazdım… Tüm hareketlerim devre dışıydı... “Ju!... Gijigiji…” Ah! Hayır! Acıdı! Hayır! Acıdı Acıdı Acıdı!!! “Arghhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh!” ---*GÜM!!!* Sesim alanda yankılandı. Anında, sert-kaya tarafından bütün vücudu param parça oldu. Ve bu öldürecekmiş gibi olan acı azalmıştı. “Giuuuuuuuuuu!” Canavar çığlık attı. Yarı kapalı olan göz kapakları artık tamamen açıktı ve bulanıklaşan görüşümle ona bakarsam, bir peygamber devesinin, atladığını ve çığlık attığını ve kendi etrafında döndüğünü görecektim. Karnını alana ve aşağıya doğru savurdu. Sonunda “geri dönüş” ün geldiğini düşündüm. Canavar tarafından serbest bırakılmış ve yere düşmüştüm. “Guh… Cough…! Heh…” Sonra bir şey kafamdan çıktı. Ağızımdan dökülen tüm kanı yuttum, ulaşmak için elimi uzattım ve oyuncak bıçağı kaptım. Sallanmama rağmen, oturdum, ama dengesizce titriyordum. Sonra fikirlerimi “oyuncak bıçak” üzerine odakladım ve plastik nesne metal bıçağa dönüştü. Bu obje mavi beyaz parlamaya başladı. Bu yeterli değil! Daha fazla enerji koymalıyım! “Wuoooooooooooooooooooooooooooooo!” Daha fazla odaklandım. Tüm irademi kullandım ve bilincimi keskinleştirdim. Aydınlanan bıçak güçlü bir şekilde parladı ve altına dönüştü. Tüm gücüm çevremdeki havayla karıştı ve patlayıcı sesler yarattı. Peygamber devesinin, savrulan yarım vücudu, tırpan gibi kollarını kullanarak etrafında geziniyor, kalkmaya çalışıyordu. Bir böceğin bunu yapmasından, etkilendin diyebilirim. Ama… “Şimdi bitti!” Peygamber devesine daldım! Ama birden büyük acının vücuduma doğru geri geldiğini hissettim… Ama bu önemli değil! Sanki bir yarım daire çizerse, önümde bıçağımdan aşağı sallanacaktı… “Gi…” Peygamber devesinin kafası uçtu! Bıçağı tutup kesmeye devam ediyor ve kollarını doğruyordum. Canavarın vücudu, temeli olmadığından, yere düştü, bu yüzden ben de bitkindim ve aynı anda yere düştüm. “Ben… Onu yendim…” Gerçekten nefes nefeseydim, aralıksız hızlıca nefes alıp veriyordum. Kuru zemin vücudumdan akan kanı emiyordu. Tamam o canavarı yendim, ama bunun bedeli, ölecektim… Eh, en azından bir peygamber devesi tarafından yenmekten çok daha iyiydi… “Sakuya!!!” Aklım, uzaklara dalıyordu, hızla geri geldi çünkü yüksek bir ses beni çağırıyordu. “Sakuya! İyi misin? Sakuya!” Okul üniformalı bir kız benimle konuşuyordu. Bu kız, genellikle agresifti, alışılmadık bir şekilde bana bakardı. Üstüme eğildi. Elindeki bir El Tabancası’ydı.. Bu benim hayatımı kurtarmıştı. “! Yaran korkunç…” Bu kız, elbiselerinin kanla boyanmasından endişe etmiyordu, silahını yere koyup başımın üzerine eğildi. “Akeno…” Kıza sesimle mırıldandım, kızın sesi düşündüğümden çok daha kötüydü. “Bunun için teşekkürler. Hayatımı kurtardım. Sen iyi misin, Akeno? Yaralandın mı?” “Kendin için endişelen, benim için değil! Sakuya… Ne yapıyoruz biz? Bu korkunç yaralar…” “İyiyim, bu sadece bir rüya, sadece bir kabus… Ölmeyeceğim, muhtemelen…” “‘Muhtemelen 'yeterince iyi değil! Ölürsen, kim beni koruyacak!?” Bana somurttu. Memnundum, çünkü sadece Akeno bir şeyler söylerken ekstra alakasız kelimenler söylerdi. Buna rağmen sesi titriyor ve gözyaşları dökülüyordu. “N… Neden gülümsüyorsun. Senin için cidden endişeliyim!” “Biliyorum… Benim için endişelendiğin için memnunum, ama…” “Ama… Ne?” “Sen genellikle tsun-tsun (züppe tavırlı)’sındır yani… Endişeli yüzün sevimli… Kinda…” “Ne-” Akeno şaşkınlıkla baktı, ve belki bu durumda kızarmalıydı… Bence sadece kafa karıştırıcı bir şey yapmıştım. “Sen… Aptalsın! İltifat olmasına rağmen mutlu değilim! Kişiliğin kötü!” “Bel… Arghh*öksürür*!” “Sa-Sakuya!?” Yeniden kan öksürdüm. Zaten çok kan kaybettim… Dahası mı var!? Bence daha fazla kaybediyordum… Bu vücudumun yanından ayrılamayan kan sayesinde… Hiçbir şey hissetmiyordum parmaklarımı veya başımı… Tuhaf hissettiriyordu… Ağrının geçtiğini farketseydim… “Bir dakika bek… Seni tedavi edeceğim!” “Evet... Lütfen …” Yorgun ve uykuluydum, Gözlerimi açık tutmaya devam etmeliydim ve hatta konuşmak bile yoruyordu. “Hadi… Hadi uyuyayım… o… uy…” “Hayır! Uyumamalısın! Gözlerini aç! Lütfen!” Akeno’nun sesi kayboluyor. Bedenimin titrediğini söyleyebilirm. Ama… Bana bir ara ver… Yorgunum… Gerçekten uykuya ihtiyacım var… Bu… Bu gerçekten iyi hissettiriyor… “İ…Geceler…Ake…o…” Sadece bir cümle söylemeyi başardım, ve sonra derin, derin bir uykuda bedenimi dinlendirdim… Bölüm 1: BİR KADIN SAVAŞÇI GECE DANS EDER Adım Sakuya Hoshi. Suijou Akademisine gidiyorum. Liseliyim, 1E grubundanım ve sınıf numaram 33. Sadece normal bir liseliyim. Ya da daha doğrusu, "Normal"dim demeyi düşünebilirim. Son birkaç gündür, bazı oldukça garip olaylara dahil oldum. Başladı... Evet, 3 gün önce başladı--- “………?” Olay gerçekleştiğinde, geceydi ve parkın ortasında oturuyordum. "N..Ne?" Etrafıma baktım ve tüm oyun alanında salıncak ve kaydırak gibi şeyler gördüm. Parkın ortasında oturuyordum, okul formam üzerimdeydi. "Ne.. Bu da ne demek?" Odamda, yatağımda olmam gerekiyordu ve üzerimde Tişörtümle kilodum olmalıydı. Sonunda bunu hatırladım. Belki birileri beni buraya getirmişti? Bekle... Şu an ayaktaysam, birilerinin beni hipnoz ettiği anlamına mı geliyordu? O olmasaydı... "Buraya uykumda mı yürüdüm?" Mırıldanarak, olabilecek her olasılığı birbiri ardına silip attım. Tüm bu durumu anlamıyordum. Buraya nasıl geldiği düşünmek işe yaramazdı. Elimi cebime koydum... Ve, telefonum oradaydı. Onu dışarı çıkardım, açtım, saati kontrol ettim. Gece 2.14 dü. Pazar günüydü ve Haziranın 25'iydi. "Bu saatte bitkiler bile uyur..." Çoğu yer muhtemelen şimdi kapanırdı. Tek açık yerler, muhtemelen Gyuudon-mağazası, marketler ve polis merkezi olurdu. Bu yüzden büyük olasılıkla hiç kimse bu zamanda bir uyurgezeri fark etmezdi. "Merak ediyorum, Bu uyurgezer ne kadar uzağa yürür?" Bu yerin evden çok uzak olduğunu sanmıyorum... Ayrıca, daha önce de burada olduğumu düşünüyorum. "O burada mı bitti? Evet, şimdi hatırlıyorum." Tam da düşündüğüm gibi, bu alandaki haritada yol işaretleri vardı. Bu küçük parkta herhangi bir ışık yoktu, yani telefonumun ışığını haritaya tuttum ve bana lazım olan ilk şey parkın adıydı. Hangisi... "Shiraishi şehir parkı... Shiraishi?!" Dışarıda bağırdım. Bu çılgınca! Neden?! Nasıl?! Yardım edemem ama tekrar ve tekrar şu durumu sorgulayabilirim. Şu anda şehrimin komşu şehrindeydim... O an yerimden bir saat uzağa yürüdüm. Benim için, Shiraishi şehri anılarla dolu bir şehirdi. Gençken, bu şehirde yaşar ve bu parkta oynardım. Ama orta okuldayken taşındık ve o zamandan beri, bir kez bile bu şehri ziyaret etmedim. Durum farklı olsaydı, herhalde buraya geldiğim için memnun olurdum. Ama ne yazık ki, korkunç derecede endişeliyim. Sadece acele edip eve geri dönmek istiyorum. Bu alanı hayal meyal hatırlıyorum... Ama hala eve nasıl döneceğimi biliyorum. Evim Naobi Şehrinde, Shiraishi şehrinin kuzeyinde, bir alışveriş merkezinin girişinde, sonra istasyona girmeliyim ve kuzeye gitmek için güney çıkışından geçmeliyim, Suijou Akademisini geçmeli ve eve ulaşmalıyım. Bu ortalama bir saat sürer, ama gerçekte denedikten sonra buna katılmıyordum. "Neden yerdeydim Ben... böyle uzak bir yere geldim?" Bu alanın çevresinde, herkesin evinin ışığı kapalı, ve korkutucu derecede sessizdi. Tüm ışıkların kapalı olması garipti, ve ay ışığının büyük yardımı vardı. Bu yer sadece hayalet bir şehir gibiydi. Bu durumda olduğu için, kamyon sesi veya diğer yüksek sesli gürültüleri duymak beni çok mutlu ederdi. Ayrıca, gerçekten taksi istiyorum. İstasyon çıkışını bulup bulamayacağımı merak ediyorum. “Ah…” Yürüdüğüm yerde, ışıklı bir bina göründü. Bu bir market!"Cran Mart" yazılı yeşil beyaz tabela parlıyordu. "Acaba neden... Çok mutluyum!!!" Mağazanın için harikaydı, klima iyi çalışıyordu ve radyoyu dinlerken durup bazı dergileri okumak istiyorum. Ve sonra yakalayacaktım bir buz lolipop ve dükkan bekçisini getirecektim, duygusuzca yüzüme bakıyordu, ona para verdiğim parayı, kabul edecekti ve harika bir zamandı. Harika bir plan düşündüm! Mutlu bir şekilde kapıyı aç- "Ha?" Kapı durdu, klima açıktı ama radyo ve mağaza bekçisi yoktu. "Merhaba? Kimse var mı?" Belki mağaza bekçisi o gün daha gelmemişti ve köşedeki mangaları okumaya karar vermişti? Veya belki köşedeki ürünleri sıralıyordu? Her iki şekilde de garipti... Kötü bir insan olsaydım, birkaç şeyi alabilir ve gidebilirdim. Her iki şekilde de cevap yoktu. "Merhabaaaa-?!" Yazar kasanın arkasındaki odaya doğru bağırdım, hala cevap yoktu. Uyuyarak işini mi bırakıyordu? "Merhaba? Lütfen cevap verin! Güvenlik eksikliğiniz sınırda!" Yürüdüm ve odanın içini kontrol ettim. "Burada değil." Odada kimse yoktu, masada bazı dergiler ve solda bir bilgisayar vardı. Tarihi geçmiş ürünlerle dolu birçok kutu vardı... "Bir dakika... Bu bir şaka mı?" Neden kimse cevap vermiyor? Neden burada hiç kimse yok?! "Merhaba? Merhaba? Burada kimse var mı?" Ciğerlerimden bağırdım. Hatta sonrasında bile, hala cevap yoktu. Bilgisayarın tüm sesini duydum ve buzdolabının uğultusunu. Bu ses öfkelenmemi sağladı. "Lanet... Lanet olsun!!!" Artık dayanamıyordum, bu yüzden mağazanın dışında bağırdım. "KİMSE VAR MI?!!!" Yapabildiğim kadar sert bağırdım. Ama bu bile gece karanlığında kayboldu. Değişiklik yok ve tekrar, sadece sessizlik var. Ne... Sanki bir... Sanki dünyada kalan tek kişiydim!!! Ne oluyo lan?!!! "Birileri! Bana cevap versin!!!" Yok mu... Bu yerde kimse yok mu? Onaylamaya ihtiyacım var, buradaki tek insan değilim... İşte bu! Telefon! Telefonumu cebimden aldım, birilerini aramalıyım? Ev? Hayır, en hızlı çözüm polis çağırmak, değil mi? 110'u aramayı denedim ve- Heyecanlandım, nefes bile alamadım. 2.14 Önceki düşüncelerim kafamdan dışarıya süzülüyordu. Sadece hayır ifadesiyle saate bakıyordum. Saniyeleri işaretledikten sonra, “56… 57… 58… 59…0”, ama, sadece birkaç saniye vardı, ve dakikalar değişmiyordu. 2.14'de kalıyordu. Bu mümkün mü? Bu hile falan mı? Birileri beni korkutmaya mı çalışıyor? Kafam karıştı. Bu durumda ben- “………!?” Yüksek bir çığlık düşüncelerimi sildi ve panikledim. Benden başka biri var! “Kyaaa~!!!” Bir kız sesi. Neşelenmeme rağmen mutlu olmak için doğru zaman değildi. Açıkça birinin yardımını çağıran bir sesti! Sesin geldiği yöne doğru koştum. Bir tacizci falan mı? Bu hayalet kasaba değilse bile, hiç kimsenin burada olmadığı belliydi. Ona yardım etmek zorundayım! "! Onlar orada mı?" Benden uzakta birilerinin daha ayak seslerini duydum. "Hey, bekle!" Yürümeye devam ederlerse kimseyi koruyamam. Bir süre sonra, gözlerimin köşesinde, bir kız gördüm ve sokağın köşesinde kayboldu. "Bekle..." Hızlandım. Nihayet burada benden başka "birisini" buldum. Onu göz ardı edemezdim. Sokağın kenarındaydım ve- GÜM!!! Aniden bir şey bana vurdu ve yıldızları gördüm. Aldığım donuk şok, tüm vücuduma yayıldı. Başım dönüyordu ve yere kıçımın üstüne düştüm. "N..Ne?" Neden ben değilim... Neden oturuyorum?... Düzgünce düşünmem mümkün değildi. Görüşüm bulanık ve başım dönüyordu... Düzeltmeyi deneyerek, kafamı salladım ve, *KIIN!*- Başım felaket ağrıyordu ve vücudum kıvrıldı. Sağ yanımda... Ayak sesleri duydum... Biri.... mi vardı? “………” Başımı yukarı kaldırdım. Bulanık bir şey gördüm... bir kız. Tatlı bir kızdı, muhtemelen aynı yaştaydık. Giydiği üniforma bana çok tanıdıktı. “Owww…!” Baş ağrısı geri geldi ve yine başım aşağı düştü. Sonra aşağı düşerken, görüşüme ahşap bir sopa geldi. Sonra yavaş yavaş kaldırdı ve gözlerim dönüşünü takip etti. Gözlerim kızın gözlerini yakalayabildi. Kız bana bakıyordu, bu gözlerde korkuyu gördüm. Zor nefes alıyordu. Çünkü koşmuş muydu? Benden korktuğu için miydi? Ya da sonra ne yapacağı hakkında bir fikri yoktu? “….u….” Ne halt ediyordu? Neden bana böyle kötü kötü bakıyordu? Düşünceler zihnimi karıştırdı. Çünkü çökmeden önce, dilim doğru düzgün hareket etmiyordu. Kelimeler ağızımdan çıkmıyordu. Şaşkın vücudumda ağzıma konuşmayı emredemedim. “haa…haaa…ha…!!!” Kızlar külotlardan bile zorlar. Sopasını kaldırdı, kafama doğru düz bir şekilde salladı! Kahretsin!!! “Kah-” *** “ARGHHHHHHH!” Bağırırken, boğazım zorlandığından patlayabilirdi, doğrudan uyandım. “Miyaaaaaav!” Yatağımın sağındaki kedim Miiko çığlığıydı ve odamın dışında koştururdu. "Vaaah... Ohh.. Bu yer..." Onaylamama bile gerek yok, burası odam, evim, şehrim. Shiraishi şehri veya gece değil... Perdemin boşluğundan güneş ışığı yansıyor, bu güneş zaten bunu onaylıyor. "Ne... Rü.. Rüya mı?" Kalbim gerçekten hızlı atıyor. Ter bütün vücudumu kaplamış. Çünkü bu rüya mıydı veya sadece sıcak bir gün müydü? "Bu.. bu bir rüyaydı, değil mi? Kendime yardım edemem ama soru sorabilirim. Bu fazlasıyla gerçekçi bir rüyaydı. Mükemmel hatırlıyordum. Gece vakti şehirde, insana dair bir işaret, ayak izi yok... ve hatta... Kızdan dolayı kafamdaki büyük eziğin acısı duruyor... “………” Dikkatlice elimle başıma dokunuyorum... Endişeli düşüncelerle, yavaş yavaş elimle ovuyorum... Ama başımda morluk yok, ne de herhangi bir şekilde hasar görmüş... Elim kanla kaplı değil ve ağrı artık yok...
  8. F/S Night:UBW //Sequal FF// Bölüm 0...

    Merhabalar :) Bugün sizlere Fate/Stay Night:Unlimited Blade Works Sequal FF'imi yayınlamak için karşınızdayım. Şimdi aranızdan bir kaç arkadaş gelicek "efendim daha final yapmadıki" diyecektir.Bu FF,moviesinin devamı şeklinde kendi kurgu gücüme göre olan bir FF'dir.İyi okumalar Ufak bir not:@Kaxell yakında senin canına okuyacam haberin ola :) Bölüm 0:Tıkla Devamı Gelecektir.
×