Jump to content
Türk Anime TV Forum
Misafir

Kitaplardan Sevdiğiniz Alıntılar

Önerilen İletiler

Bilirim ama biz alışmadık ki bu çeşit sevince. Bilemeyiz ki bu çeşit sevincin tadını tatmadık ki. Düşünmeye başlayalı beri bir gün sarhoş olmadan gülmedik ki.

- Bir Sonbahar Akşamı, Sait Faik Abasıyanık

Yaşamı boyunca pek çok kez fark etmişti Veronika, tanıdığı bir sürü insan başkalarının başına gelen korkunç olaylardan sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyorlarmış gibi söz ederlerdi ama işin gerçeği başkalarının acılarımdan zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanlı olduklarına inanabiliyorlardı.

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho

Nedense hepimiz yalnızca sevmek, kabullenmek, işlerin kolayını bulmak, çatışmadan kaçınmak üzere yetiştiriliriz. Veronika her şeyden nefret ediyordu ya, en çok da yaşamını sürdürmüş olduğu biçimden, içinde barındırdığı yüzlerce Veronika'yı keşfetmeye zahmet etmeyişinden tiksiniyordu. Oysa orada kim bilir ne ilginç, ne meraklı, ne cesur, ne küstah, ne deli kızlar duruyordu.

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho

Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.

- Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde

Saçma, bilinmeyen ada kalmadı artık, Bilinmeyen ada kalmadığını nereden biliyorsun, kral efendi, Haritalarda bütün adalar var, Haritalarda sadece bilinen adalar var, Peki bulmak istediğin bu bilinmeyen ada neyin nesi, Bunun cevabını bilseydim ada zaten bilinmeyen olmaktan çıkardı, Bu adayı kimden duydun, diye sormuş kral biraz ciddileşerek, Kimseden, Öyleyse niçin var diye tutturuyorsun, Çok basit, bilinmeyen bir adanın var olmaması imkansız olduğu için, Buraya benden bir tekne istemeye geldin demek, Evet buraya senden bir tekne istemeye geldim, Sen kim oluyorsun ki sana bir tekne vereyim, Sen kim oluyorsun ki bana bir tekne vermeyeceksin, Ben bu krallığın kralıyım ve krallıktaki tüm tekneler bana aittir, Bu gidişle onlar sana değil sen onlara ait olacaksın, Ne demek istiyorsun, diye sormuş kral, huzursuzca, Tekneler olmasa sen bir hiçsin, oysa tekneler sen olmasan da rahatlıkla denize açılabilirler.

- Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Jose Saramago

Beni çileden çıkaran çelişkilerden biri de Japonların sessiz iletişim kavramı olmuştu. Uzun yıllar evli olan bir Japon çiftinin veya uzun yıllardır tanışan iki arkadaşın iletişim kurmak için konuşmaya, sözcüklere ihtiyaç duymayacağı gerektiği iddia edilir. Bir bakış, duruş, yüz ifadesi, hatta telepati ile çok yakın iki insanın anlaşabilmesi sessiz iletişimin temel prensibidir. Bunu yapamayanların da yeteri kadar yakınlaşamadığı varsayılır .
Japonya'da bir süre kaldıktan sonra sessiz iletişim benim de aklıma yatmaya başladı. Gerçekten de metrolarda, lokantalarda sadece bakışlarla "konuşan" ve anlaşan yaşlı çiftlere rastladım. Aslında iletişimin en ilkel ve hatalara en açık şeklinin konuşmak olduğunu düşündüm. Fazla iletişim iletişimsizliğe yol açıyor, anlaşılmaya çalıştıkça yanlış anlaşılıyoruz. Belki de sustukça insanlar arasındaki iletişim gelişecek.

- Japon Yapmış, Onur Ataoğlu

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

(Soluk Mavi Nokta, Dünya'nın Voyager 1 sondası tarafından rekor uzaklıktan çekilen bir fotoğrafı. Fotoğraf, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösterir.)

Spoiler

350px-PaleBlueDot.jpg

    Şu Noktaya bir daha bakın. İşte bu. İşte vatan. Üzerindeki herkesi seviyorsunuz, herkesi biliyorsunuz, herkes hakkında bir şey duymuşsunuz; her insan, kim olursa olsun, kendi hayatını yaşıyor. Sevinçlerimizin ve acılarımızın toplamı, türümüzün tarihindeki, kendinden emin binlerce din, ideoloji ve ekonomi doktrini, bütün avcı ve toplayıcılar, bütün kahramanlar ve korkaklar, uygarlığın bütün yaratıcıları ve yok edicileri, bütün krallar ve köylüler, bütün genç aşık çiftler, bütün anneler ve babalar, umut dolu çocuklar, mucitler ve kaşifler, bütün ahlak hocaları, bütün yozlaşmış siyasetçiler, bütün ''süperstar''lar, bütün yüce ''lider''ler, bütün azizler ve günahkarlar orada - bir güneş ışığı hüzmesinde asılı duran o toz zerresinde - yaşadı.

   Dünya, uçsuz bucaksız kozmik arenada çok küçük bir sahne. Bütün o generallerin ve imparatorların, bir noktanın bir kesiminin geçici hakimi olabilsinler diye, şan ve zafer içinde döktükleri kandan nehirleri düşünün. Bu pikselin bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşede yaşayan ve kendilerinden pek ayırt edilemeyen kişilere yaptığı, bitmek bilmez gaddarlıkları, aralarındaki yanlış anlayışların ne kadar çok, birbirlerini katletmeye ne kadar istekli, nefretlerinin ne kadar da müthiş olduğunu düşünün.

   Takındığımız tavırlar, kendimize verdiğimiz hayali önem, Evrende ayrıcalıklı bir konumumuzun olduğu kuruntusu bu soluk ışık noktasıyla sarsıldı. Gezegenimiz, bizi çevreleyen büyük kozmik karanlıkta tek bir zerredir. Tüm bu sonsuzluğun içindeki ücralığımızda, başka bir yerden bizi kendimizden koruyacak bir yardımın geleceği yolunda hiçbir işaret yok.

   Dünya şimdilik, yaşam barındırdığı bilinen tek yer. En azından yakın gelecekte, türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. Ziyaret, evet. Yerleşme, henüz hayır. İster beğenin ister beğenmeyin, şimdilik, tutunacağımız yer Dünya'dır.

   Astronominin kibir kıran ve karakter oluşturan bir deneyim olduğu söylenirdi. İnsanların kendini beğenmişliğindeki ahmaklığı belki de, küçüçük dünyamızın uzaktan beliren bu görüntüsünden daha iyi gösteren bir şey yoktur. Bence, birbirimize karşı daha sevecen davranma ve bu soluk mavi noktayı, bildiğimiz tek vatanımızı koruma ve değerini bilme sorumluluğumuzu vurguluyor.

Soluk Mavi Nokta (Sayfa 27-28) - Carl Sagan

Resim ile ilgili daha ayrıntılı bilgi vermek gerekise, Dünya'nın ''Soluk Mavi Nokta''  olarak isimlendirilen dar açılı renkli görüntüsü, güneş sisteminin Voyager 1 tarafından alınan ilk ''portre''sinin bir parçasıdır (14 Şubat 1990). Uzay aracı 6 milyar kilometreden daha da fazla bir uzaklıktan ve tutulum çemberinin yaklaşık 32 derece üzerinden güneş sistemi mozaiğinin toplamda 60 karesini çekti. Voyager'ın bulunduğu mesafeden Dünya, dar açılı bir kameraya ait resim öğesinin boyutundan bile daha küçük, salt bir ışık noktasıdır. Dünya sadece 0,12 piksel boyutunda bir yarım adaydı. Görüntünün Güneş'e çok yakın bir yerden alınmasının sonucu olarak, tesadüftür ki Dünya saçılmış ışık ışınlarının tam ortasında duruyor. Dünya'ya ait bu şişkin görüntü; mor, mavi ve yeşilden oluşan üç renkli filtreyle çekildi ve renkli görüntü elde edilmek için yeniden birleştirildi. Görüntünün arka planındaki özellikler, büyütülmeden kaynaklı yapay dokulardır.

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

   Bizler uygarlığı yaratmadan önce atalarımız çoğunlukla açık havada, göğün altında yaşardı. Bizler yapay ışıkları, atmosfer kirlenmesini ve gece eğlencelerinin modern biçimlerini yaratmadan önce yıldızları seyrederdik. Bunun pratik bazı takvimsel nedenleri vardı muhakkak ama bundan ötesi de vardı. Bugün bile, en bezgin kent sakini dahi, göz kırpan binlerce yıldızla dolu berrak bir gece göğüyle karşılaşınca hiç beklenmedik bir şekilde etkilenebilir. Benim karşıma çıktığında, bunca yıldan sonra bile hala nefesim kesiliyor.

   Her kültürde, gökyüzü ve dinsel etki birbiriyle iç içedir. Açık bir alanda sırtüstü yatıyorum ve gökyüzü kuşatıyor beni. Büyüklüğü karşısında güçsüzüm. Öylesine uçsuz bucaksız ve uzakta ki, kendi önemsizliğim elle tutulur hale geliyor. Ama gökyüzünün beni reddettiğini hissetmiyorum. Onun bir parçasıyım ben, ufacık elbette ama bu müthiş muazzamlığın yanında her şey ufacık kalır. Ve yıldızlara, gezegenlere ve hareketlerine yoğunlaştıkça, karşı konulmaz bir makine, saat gibi bir düzen duygusuna, ne kadar kendini beğenmişçesine yüksek amaçlarımız olsa da yanında cüce gibi kalacağımız ve kibrimizi kıracak bir boyutta, mükemmel işleyen bir hassasiyet duygusuna kapılıyorum.

Soluk Mavi Nokta (Sayfa 102-103) - Carl Sagan

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

14 yaşındayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldım. Bu yüzden beni zindana attılar ama 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti bu işte.

Victor Hugo - Sefiller

Yara ile alay eder, hiç yara almayan.

William Shakespeare - Romeo ve Juliet

Kırk bin can toplasa sevgisini, etmez ki benim ona olan aşkımın dengi.

William Shakespeare - Hamlet

Yapmak istediğimiz bir şeyi yapabiliyorken o zaman yapmak gerekir

Çünkü bu yapabilirim değişecektir.

Engellerle, ertelemelerle, aksaklıklarla karşılaşacaktır.

Sonra elimizde kala kala yapabilirdim kalır.

William Shakespeare - Hamlet

Siz sorgularınızla hırpaladığınız suçluya ya da suçlanana inanmayabilirsiniz, ama ruhu soylu bir insana, ruhunun en soygulu duygularına inanmamazlık edemezsiniz, hatta bunu yapmaya hakkınız da yok! 

Ama ne çare ,

Sus kalbim,

Sabret, eğil ve sus!

Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

Şehirlerin en güzel vakitleri, sabah güneşinin doğuşuna şahit olduğunuz anlardır. Çok insanın sık karşılaşmadığı bir manzaradır bu.

Güneşin batışına şehir halkının çoğu şahitlik yapar. Şehrin gecelerini çok insan görmüştür. Ama sabahları, daha güneş doğarken sokaklara dökülen çok azdır. O saatlerde sokaklarda dolaşan tek tük insan da işleri gereği mecburiyetten uyanıp homurdanarak sokaklara çıktığı için olsa gerek, aslında şehir ile sabahın mahmur kavuşmasına dikkat etmezler. Dolayısıyla, güneşin doğduğu saatler, şehirlerin en mahrem, en dokunulmamış, en özel anlarıdır.

Sabahın kör vakti bir süper marketin kapısına dayanacak olursanız, karşınızda kapı duvar olacaktır. İçeride biri de olsa sonuç değişmez. Bir AVM’nin, mağazanın ya da restoranın kapısına dayanacak olursanız, karşılaşacağınız durum yine aynıdır.

Ama sabahın bir kör vakti, bir fırının kapısına dayanırsanız, bütün şehir uyanmadan kalkmak zorunda olan bir fırıncı halinizden anlayarak kapıyı açar ve daha güneş doğmadan uyanıp işbaşı yapmak zorunda kaldığı tüm o yıllar boyunca beklediği bu erkenci müşteriyi bulmanın sevinciyle gülümser yüzünüze.

“Abim sen iki dakika otur,” der, telefonun veya kasanın başındaki koltuğa sizi buyur eder, sonra koşa koşa fırına doğru gider, yeni pişmiş taze açmalardan, poğaçalardan, simitlerden, ekmeklerden paket yapıp yanınıza gelir. İşte bana göre bunun ismi, sabah kardeşliği’dir. Sadece şehrin sabah güneşiyle buluşmasına tanıklık edenlerin arasındaki, sessiz bir kardeşliktir bu.

Sabah kardeşliğinde minibüsçüler kimseyi yol ortasında bırakmaz, polisler gülümseyerek selam verir, esnaf birbirine ikramda bulunur; sokak köpekleri bile sabah güneşini gördükten sonra uysallaşır, o saatte uyanıp işine gitmek zorunda olan adamın haline acır ve gece boyu her gördüğüne havlamışken, sabah kardeşlerine dostça kuyruk sallar.

Sonra durum değişir. Plazadaki masasında bütün gün pencere bile açamadan gergin gergin çalışmak zorunda olan Nazan Hanım veya AVM’deki mağazada tüm gün sahte gülücüklerle satış yapmak zorunda olan genç tezgâhtar Birgül, işe gidecekleri otobüse yetişmek için topuklu ayakkabılarıyla homurdanarak kendilerini sokağa attıkları an, sabah kardeşliği sona ermiş demektir.

Sokaklar bir anda vahşi insanlarla dolar. Artık kardeşlik değil, düşmanlık zamanıdır. Herkes birbirine öfkeyle bakar, otobüs kapılarında birbirlerini iter, vapurda yer kavgası yapar, taksi sırası için kıyameti koparır.

Polisler bıkkın bakışlarıyla trafikte kuralları ihlal edenlerle kavga etmeye başlar. Esnaf, selam bile vermeden onu bunu isteyen aceleci müşterilerine homurdanır, fırıncılarsa tezgâhtaki her poğaçayı, her açmayı, her simidi tek tek elleyen müşterilere patlamamak için kendilerini zor tutar.

Bu arada minibüsçüler çoktan günün ilk kavgasını yapmış, otobüs şoförleri kapı önünde yolculuk etmek isteyenlere laf yetiştirmekten yorgun düşmüş, otomobillerinin direksiyonu başında dur kalklardan yılmış insanlar da trafiğin neden tıkandığını bilmeden kornalarına abanmıştır. İşte tüm gün boyunca devam edecek olan bu keskin öfkenin nedenine de ben şehir düşmanlığı diyorum.

(Cem Şancı - Yalnızlığın Doktorası)

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

Yorum yazmak için üye olun veya giriş yapın

Yorum yazmak için üye olmanız lazım

Üye ol

Üye olun ve sitemizin tüm avantajlarından yararlanın!

Yeni bir hesap oluştur

Giriş yap

Zaten üyemiz misin? O halde giriş yap

Hemen giriş yap

  • Bu sayfadaki üyeler   0 üye

    Şu an bu sayfayı görüntüleyen bir üye yok

×