Jump to content

Recommended Posts

scx4b7.jpg
 
İngilice isim: Flowers of Evil
Japonca: 惡の華 (Romaji: Aku no Hana)
Bölüm Sayısı: 13
Yapım: Sentai Filmworks
Tür: Psikolojik, dram, romantizm
Yayınlandığı Sezon: İlkbahar 2013
 
Sinopsis:
Kasuo Takao, sınıfın güzel kızı Nanako'ya uzaktan hayranlık beslemektedir. Sınıfta yalnız olduğu bir gün, Nanako'nun beden eğitimi kıyafetinin içerisinde olduğu çanta gözüne ilişir. Takao kendisine engel olamaz ve itkisel olarak çanta ve elbiseleri alır. Çantayı geri götürmeyi düşünse de, ertesi gün sınıftaki kızların Nanako'yu kıyafetlerini bir sapığın çaldığı konusunda teselli ediyor olması bunu imkansız kılar. Daha kötüsü, Takao'nun sınıf arkadaşı Sawa, kıyafetleri çalarken onu gördüğünü ve aralarında bir anlaşma yapmazlarsa bunu herkese yayacağını söyler. Ve böylece kötülük çiçeklerinin tohumları atılmış olur. 
 
 
Aku no Hana, Shūzō Oshimi tarafından yazılıp, resmedilen ve ses getiren aynı isimli manganın anime uyarlaması. Manga'nın 20 bölümlük kesiti 13 bölümlük bir anime serisi olarak karşımıza çıkıyor. Aku no Hana'nın mangası ile animesi farklı görsel uslüplere sahip. Bu animeseverler arasında tartışmaya yol açsa da, Richard Linklater filmlerinden aşina olduğumuz rotoskopi metodu ile hayat bulan animenin, hikaye konusunda neredeyse mangadaki hiçbir detayı atlamadığını belirtmek gerekiyor.
 
Seri isminin ilham kaynağı Charles Baudelaire'in aynı isimli (es Fleurs du mal) şiir kitabı. http://en.wikipedia.org/wiki/Les_Fleurs_du_mal aynı zamanda kitap seri içerisinde de çokça yer buluyor.
 
 
Şimdi burada genel tanıtımı bırakıp biraz anime hakkında kişisel objektifliğimi yitirip rant yaptıktan sonra inceleme ve tanıtıma devam ediyor olacağım.  Hatırı sayılır sayıda anime izleyen biri olarak şunu belirtmem gerekiyor ki Aku no Hana, hem anime hem de mangasıyla sadece aklınızda değil aynı zamanda ruhunuzda iz bırakan nadir eserlerden bir tanesi. Uzun süre rotoskopi tekniğini kullanması ve karanlık atmosferi nedeniyle direnerek izlemediğim fakat izlediğimde şaşkınlık ve karmakarışık duygular içerisinde kaldığım bir inci. Bunun üzerine bir de mangasını eklerseniz ki, kesinlikle eklemelisiniz, duygu tansiyonunuzun anlık değişimleri için önlem almanızı öneririm. Şimdi reklam arası burada bitiyor, karakterleri tanıtalım :)
 
 
Karakterler:
2web6dl.jpg
Takao Kasuga: (shinkuu - boş)
Takao, sınıfın güzel ve başarılı kızı Nanako Saeki'ye hayran bir kitapkurdu. Oldukça sessiz ve içine kapalı ve güven eksikliği olan bu karakter bir anlık şeytana uyması sonucu ister istemez Nakamura'yı hayatına dahil etmek zorunda kalır. İçerisine düştüğü utanç verici durumdan kendini çıkaracak gücü yada isteği bulamayan Takao, Nakamura'nın kontrolünden bir türlü çıkmaz(yada çıkmak istemez) ve aldığı yada alamadığı kararlar ile kendi çevresindeki insanların yaşamında birçok soruna sebep olur. Bununla beraber Takao'nun farkında olmadığı birşey vardır, o da aslında Nakamura'nın hayatında ne kadar büyük bir boşluğu doldurduğudur. Takao'nun Nakamura'nın odasını ziyaret ediş sahnesinde aslında vurgulanmak istenen budur bkz alttaki imaj.
 
1j3lw1.jpg
(Ayrıca bir detay Nakamura ve Takao'nun defterleri Les Fleurs du mal'ın ilk baskısının kapağını andırdığını düşünüyorum.)
 
 
20ae7w6.jpg
Sawa Nakamura: (kuro - siyah)
Sınıfın uyumsuzu Nakamura'yı herhangi bir "dere (tsundeere, yandere, kuudere, dandere)" olarak sınıflandırmak mümkün değil. Kendin kendi dünyasına hapsetmiş, asi, öfke dolu, kaba, saygı yoksunu ve ağzı bozuk tavırları ile herkesi kendinden uzaklaştırmış olan Sawa Nakamura, bir bağ kurabileceği ve kendine benzer biri olarak düşündüğü Takao'yu zaafını kullanarak kısa sürede kontrolü altına alır. Seri boyunca histerik çığlıkları ve kahkahaları, Takao'ya eziyet eden tavırları ile iyi mi, kötü mü gelgitlerinde kalmanıza sebep olacak, anime dünyasının en ilginç karakterlerinden biri olan Nakamura için söylenebilecek tek şey kendisinde "şeytan tüyü" olduğu ve siz sayın izleyiciyi avucunun içersine almaya hazırlandığıdır. Manga'nın bitimde Nakamura'nın gözünden dünyayı görmek ise çok acıdır.
 
(Nakamura hakkında bir tez yazmadan tanıtımını burada sınırlıyorum daha uzun konuşmak isteyenler konu açabilirler seve seve dahil olurum :)
 
25iazhu.jpg
Nanako Saeki: (shiro -beyaz)
Aslında bakılırsa karakterler içerisinde belkide en normali Nanako Saeki. Derslerinde başarılı, piyano dersleri alan, güzel ve popüler birisi. Kendisinin de dediği gibi aslında güçlü görünümüne rağmen narin ve kırılgan bir karakter olan Nanako Saeki'nin hayatı da Takao ve Nakamura ile temas etmesi sonucu değişir. Takao'nun hayallerini süsleyen Nanako, animeden sonra mangaya devam edenleri değişimi ile hem şaşırtacak hem de içlerini burkacak.
 
 
Yukarıdaki imajlarda Manga ve Anime'deki karakterleri görüyorsunuz. Anime'den Manga'ya yada Manga'dan Anime'ye geçişinizde  adaptasyon sürecinizde bu biraz sıkıntı yaratsada kesinlikle hikayeden ayrılmamanızı tavsiye ederim. 
 
 
Görsel Uslüp:
Aku no Hana izlediğiniz yada izleyeceğiniz üzere bilindik anime görsel tarzının dışına çıkıyor ve bize olabildiğince gerçekçi bir atmosfer ve rotoskopi ile düşük detayda bir tabloya çizilmiş gibi görünen karakterler sunuyor. Arka planlar sık sık tekrarlasa bile alabildiğine detaylı ve görkemli. Belirli animasyon sekansları (Bkz 7.bölüm sonu) ise uzun süre aklınızdan çıkmayacak nitelikte. 
 
Animenin en önemli sekansı ağır spoiler'dır play tuşuna basmadan önce iyice düşünün.
 
Hikaye İlerleyişi:
Öncelikle Aku no Hana'nın akış konusunda her tür izleyice hitap etmeyeceğini belirtmek doğru olacaktır. Hikaye olabildiğince ağır ilerliyor ve aksiyon bölümleri ise oldukça sınırlı ve atmosfer karanlık. (Psycho Pass'ınız olsa bu animeyi izledikten sonra kesinlikle bulanırdı :)Bazı sekanslar ise hikayeye yaptıkları katkının ötesinde oldukça uzun. Genel akıştaki bu ağırlık uzun vadede sabırlı bir izleyici ödüllendiriyor. Genel olarak karanlık bir dram olan seri bazı anları ile sizi tebessüm ettirmeyi de başarıyor. (Not: Eğer Andrei Tarkovsky filmlerine alışkınsanız bu ağırlığı pek önemsemeyeceksiniz. .bkz Solaris)
 
Ses:
Seslendirme belki de serinin en zayıf olduğu niteliği. Kimi zaman görüntü ile ses arasında senkron sonrunları varmış izlenimine kapılabiliyorsunuz. Bunun dışında soundtrack'in karanlık tınılarının atmosfere katkısının başarılı olduğu söylenebilir. OP ise serinin genel ruh durumunun özeti gibi.
 
 
Her güzel şeyin bir sonu vardır. 
 
Son söz:
Aku no Hana, unik görsel tarzı, mangaya sadık kalınarak başarılı bir biçimde aktarılan hikayesi, az sayıda olmasına rağmen sizi ekrana bağlı tutan karakterleri ile başarılı bir anime deneyimi sunuyor. Kurgudaki gereksiz uzunluklar ve hikaye akışının çok ağır oluşu ve seslendirme sorunları animenin genel anlamda "epik" olarak nitelendirilmesinin önüne geçen kusurları. Objektif bir şekilde düşünüldüğünde eğer bir not verilmek istenirse Aku no Hana 10/8'i fazlasıyla hakediyor.
 
 
 
Şimdi yazarın yeniden sözü alıp, duygularına hakim olamadan atıp tuttuğu bölüme gelelim :). Saklamaya gerek yok burada bizbizeyiz. :) Öncelikle böyle bir tanıtım ve incelemeye yazmak için anime ve mangayı uzunca bir süre sindirmem gerekti. Aku no Hana'yı senin için bu kadar özel yapan şey ne diye sorarsanız şöyle ifade etmem doğru olur. Bazı animelerden/mangalardan sadece karakterleri,  bazınlarından sadece müzikleri ve görüntüleri yada atmosferi, kimilerinden ise duyguları hatırlar ve taşırsınız yanınızda. Bir anime eğer size bunların hepsini hatırlatabiliyor ve düşündüğünüzde içinizde birşeyleri çız ettirip dolduruyorsa sizin için en iyi animeyi yada animeleri bulmuşsunuz demektir. 
 
Aku no Hana hem mangası, hem de animesi ile bana böyle bir deneyimi yaşattı. Ve bu karşılaşmadan dolayı mutluyum (Ureshiina :). Aynen Charles Bukowski (https://eksisozluk.com/entry/605906?utm_campaign=social&utm_term=0&utm_source=twitter&utm_medium=tweet&utm_title=john+fante)'nin o benim tanrımdı dediği John Fante'yi (henüz okumadıysanız "Toza Sor" ah bi animesi olsa dersiniz) keşfetmesi gibi. Ve umuyorum ki animenin son bölümünde işaret edildiği gibi 2.sezonu için daha fazla beklemeyiz.
 
Sonları sevmem, veda etmeyi de Aku no Hana'nın ruhumda bıraktığı izleri ise sanırım bir süre daha taşıyacağım ama bu yazı ile esere olan borcumu ödemiş ve hafiflemiş hissediyorum, bahsetmeseydim içim içimi yerdi. Umarım inceleme hoşunuza gitmiştir ve gereksiz duygusallıkla canınızı sıkmamışımdır :) Sürç-i lisan ettiysek affola.
 
 
Ve sanırım geri döndüm ve bir süre etrafta olacağım... Oldukça uzun bir süre :)
 
 
Aku no Hana Ana Temasına ve Nakamura Karakterine Dair
 
Aku no Hana mangasını okuyup bitirdikten sonra, kafamdaki soru işaretlerini -ki bu eseri okuyan bir çok kişinin bu soru işaretlerine sahip olduğunu tahmin ediyorum- gidermek için bir takım çabalara girişmiştim. Özellikle Nakamura karakterinin davranışları ve bu davranışların arkasındaki sebepleri öğrenmenin manganın özüne ışık tutacağını düşünüyordum. Çünkü Nakamura'nın eserin geneline baskın bir havası vardı (Hatta o kadar baskındı ki, Nakamurayı formülasyonun dışında tutuğunuzda geriye sadece sıradan bir drama kalıyor gibiydi).
 
Araştırma çabamın başlangıç noktası, seriye ismini veren ve Kasuga karakterinin okumayı sevdiği sıradışı şair Baudelaire'i oldu.  Ama sadece Baudelaire'den hikayeyi anlamlandırmak için yeterli ipucu elde edemedim. Zira daha sonra öğrendiğim üzere, Baudelaire, Aku no Hana'nın temasını hatta arkasına yatan ideolojiyi ortaya çıkarmak için takip etmem gereken ipuçlardan sadece ilki, başlangıç noktasıydı. Tam arayışlarımdan vazgeçmek üzereyken, myanimelist'de Aku no Hana manga incelemeleri altında 'czxcjx' isimli kullanıcının kendi deyimiyle 'manga'yı okuyacakların fikirlerini değiştirebilecek bir bakış açısı yakalayabileceği' o incelemesi denk geldim. 
 
Oldukça başarılı bu inceleme Baudelaire'den, Rimbaund ve orada beat kuşağına kadar uzanan bir iz sürme ile Nakamura'nın temsil ettiği idelojiyi ortaya koyuyor ve manga'nın temasına ışık tutuyordu. Nakamura'yı ve Aku no Hana'yı tam olarak anlamamı sağlayan ve edebi olarak genel kültürüme de katkısı olduğunu düşündüğüm bu incelemeyi sizlerle paylaşmak istedim. 
 
 
Aşağıda 'czxcjx' tarafından yazılmış olan incelemenin Türkçe çevirisini bulacaksınız. Ayrıca çevirinin genel kontrollerini yapıp, zorlandığım bölümlerde fikir önerileriyle katkıda bulunan jans09'a buradan bir kez daha teşekkür ederim.
 
Aşağıda okuyacağınız yazı czxcjx kullanıcısının http://myanimelist.net/manga/24705/Aku_no_Hana  adresinde yer alan incelemesinin çevirisidir.  
 
 
Aku no Hana İnceleme - Yazan: czxcjx 
 
Öncelike bu incelemeye mini bir edebiyat dersiyle başlamama müsade edin. Hırslı bir avukat olan Charles Baudilaire çılgın bir şairdi fakat kariyerini bir kenara bırakıp zorluklarla mücadele eden örnek bir sanatçı olmayı seçti. Yüksek meblağda borç alıp bunları içki ve hayat kadınlarına yatırırdı. Elbette, sonunda parası tükendi ve aşırı alkol almaktan hayatını kaybetti fakat arkasında devasa bir edebi miras bırakraktı. Sembolist hareket olarak anılan akıma ilham kaynağı olan şiirleri çökmüş, bayağı ve tamamiyle göz kamaştırıcıdır.
 
 
Fakat Bauldelaire'den ziyade, dikkatimizi Rimbaund isimli başka bir şaire çevirelim. (Takao aynı zamanda Rimbaund'da okumakta) Rimbaund Baudelaire'in tutkulu bir hayranıydı. Henüz reşit değildi ve ailesinin evinde kendisini hapsolmuş hissetmekteydi. Sıklıkla evden kaçan Rimbaud sonunda Paris'e yerleşerek Sembolist akıma katıldı. İnandığı en önemli şey voyant (kahin) teorisiydi. Rimbaund'un inanışına göre gerçek bir şair (voyant yada kahin) sanatının doruklarına erişmeyi ancak 'hislerin düzensizleşmesi' adını verdiği şeyle erişebilirdi. Ona göre bir şair her türlü kötülüğü ve çileyi deneyimleyerek ruhunu bir canavara dönüştürmeliydi. Baudelaire onun için şiir tarihinin ilk voyant'ıydı. Elbette, Rimbaund da, Baudelaire'in izlemiş olduğu çöküş yolunu izlemeyi tercih etti. Şair olarak kariyeri sadece 5 yıl sürdü, fakat bugün bile hala Franszların büyük çoğunluğu tarafından okunan eserler yazdı. Paris'te geçirdiği 5 senenin ardından, spontane bir şekilde Afrika'ya seyahat etmeye karar verdi ve bir silah tüccarı oldu. Açık denize yakalandığı bir hastalık sonucu da hayatını kaybetti.
 
Son olarak günümüze yakın bir döneme, 1940 - 1950'ler Amerika'sına uzanalım. Colombia Üniversitesi'nden bir grup edebiyat öğrencisi, ABD hükümetinin genel hayata ilişkin uygulamalarından rahatsızlık duymaktaydı. Elbete ki, 'beat kuşağı'ndan bahsediyorum. Allen Ginsberg'in, ünlü 'Howl (Uluma)' ve Jack Kerouac'nın ünlü 'On the Road (Yolda)'u topyekün bir tepkikültürü hareketini ayaklandırarak birer kült klasik oldular. Hepsinden önemlisi, beat kuşağı menusuplarının Rimbaund'dan etkilenmiş olmalarıydı. Birisi 'On the Road'u okuduğunda, tümünün ortak paydası doğallık ve anarşik özgürlükler olan, Beat kuşağı yazarlarının hayatı hakkında bilgi sahibi oluyordu. Bu insanların amacı kurallar ve toplumsal normları olabildiğince g kaçınarak, topyekün kaos halindeki bir yaşam sürmekti.
 
 
Bu manga hakkında yazılan bir kaç incelemeyi okuduktan sonra, aynı şeylerin tekrar edip durduğunu görüyorum. İnsanların bu mangayı bir Femdom(1) manga olarak okuduklarını ve 'sadist kızın oğlanı kendisiyle anlaşma yapmaya zorlaması' teması daha önce işlendiği için, konunun orjinal olmadığını iddia ettiklerini görüyorum. Öte yandan, ben bu esere bambaşka bir şekilde bakıyorum. Tabiki bu bakış açısından bakabilmek berlili bir zihniyete sahip olmayı gerektiriyor.
 
İçerisinde yaşadıkları toplumu şöyle bir süzdükten sonra, ondan gerçekten nefret eden insanlar vardır. Bu insanlar, diğer insanların mutsuzluk içerisinde yaşadıklarını ve tamamlanamadan öldüklerini görürler. Herkesin diğer herkesten sosyal olarak izole olduğu izlenimini edinirler. İnsaların ahlaksız şakalar ve karaoke seansları gibi aptalca zevklerle şımardıklarını farkederler.Servet ve araba gibi şeylerin peşinden koşmanın gerçeklerden kaçmanın ve kendini kandırmanın diğer bir türü olduğunu düşünürler. Bu insanlar, 1960'larda Woodstock'a kaçmanın ve 3 günü, özgürlük, uyuşturucu ve rock and roll ile geçirmenin hayalini kurarlar. Banksy'in izinden gidip tüm şehir duvarlarına sanat ve spray boya püskürtmenin hayalini kurarlar. İnsanların gerçekten ve sadece, çığlık atmak için, katartik bir an üstüne katartik bir an yaşamak için, On the Road'un felsefesini kaygısızca ve sınırsızca yaşamak için tarlalarda özgürce koşabildikleri müddetçe özgür olduklarını düşünürler. Topluma karşı olan soruluklarından hoşlanmaz ve bu tarz öteden bakan bir hayat tarzının tamamiyle bir zaman kaybı oluğunu düşünürler.
 
Tabiki, tüm bunlar basit bir anarşist teori gibi duruyor. İnsan özgürlüğüne dair buna benzer bir çok kuramı Situationist International'ın çalışmalarında ve My Dinner with Andre isimli filmde bulabilirsiniz. Benim Aku no Hana'da gördüğüm sadece bir portre, bir kederin (hem de büyük bir kederin) ve aynı zamanda, Bauddelaire ve Rimbaun'un bir zamanlar izlediği günah dolu yaşam tarzını sürmenin güzelliğinin resmedildiği bir portre. Nakamura sadece sadist bir BDSM(2) kraliçesi değildir, o bahsettiğimiz bu yaşam tarzının bir sembolü, bir temsilcisidir.
 
Takao ona kendini teslim eder çünkü Nakamura'nın istismarlarının saf heyecanı bir tür yücelmedir. Aynı şekilde ben de, bu yaşam tarzının anlık görünümünün çeperine doğru çekildim, iki insan, benim hayatımda hiç bir zaman yapamayacağım şeyleri yapıp, yarattıkları karmaşanın içinde inanılamayacak derecede eğleniyor görünüyorlardı.
 
Normalde eserleri iki kategoride sınıflandırırım. İlkindekiler harikulade birer ilüzyondur, basit duyguların, düşüncelerin uyandırılmasında ve gerçeklerden kaçmayı sağlamada her yönleriyle mümkemmel kurmaca çalışmalarıdır. Melodramlar, komediler ve gerilim türündeki eserler bu ilk kategoridedir. Bir de doğrudan, gerçek yaşam deneyimlerininin anlık görünümlerini içlerinde barındıran eserler vardır, bunlar size hayat parçacıkları sunarlar. Ruhunuzu mest edecek olan bu eserler, moralinizi bozar, çünkü şuan sahip olamayacağınızı bildiğiniz bir hayat deneyiminin sadece küçük bir bölümünü fotoğraflarlar -ya da- sizi acı gerçeklerle yüzleşmeye zorlarlar. Welcome to the NHK, Subarashii Sekai (Inio Asano), Synecdoche New York, All About Lily Chou Chou, az da olsa Fight Club (daha çok bir gerilim) bu gibi eserlerdendir.
 
 
Sınıftaki o ilk olaya kadar anlayamamıştım. Katıksız anarşist hazzın nihai görünümü, dans eden iki gençte vücut buluyordu. Bu tarz çalışmaları okumaya başlamadan önce bürünmeniz gereken belirli bir zihniyet vardır, hem yalnız hem de lanetlenmiş olduğunuz bu zihniyet, sapkın romantik hayat görüşüdür. Aku no Hana hayalperestlere yönelik bir eserdir. Yapmanız gereken ilk şey, onun ana karakterlerini, üstün körü bir şekilde diğer hikayelerdeki sapkın çiftlerden biri olarak değilde, insanlığın farklı yönlerinin temsilcileri olarak görmektir. Anarşi, konformizm, endişe, kin, kıskançlık, isyankarlık hepsi apaçık ortadır.
 
Tüm eski standart eleştirileri gördüğümde diyorum ki, buradaki problem klişeler ya da karakterize etme ile ilgili değildir, sonuçta tüm bunlar anarşik kendini yok etmenin harikulade vizyonu ile ne kadar empati kurabildiğinizle ilgilidir.
 
Bu inceleme size bir sosyopat tarafından yazılmış gibi gelebilir (Belkide öyledir. Bu mangayı keşfetmeden önce, Fleurs du Mal ve Rimbaund'un tüm eserlerini edinmiştim. Öyle ki ben de, gelecekteki sanat yaşamında bu çeşit zorluklara karşı kürek çekmeyi planlayan, o umutsuz hayalperestlerden biriyim.) Fakat (umuyorum ki) bu yazıda, mangaya başlayacak olan insanların görüşlerini değiştirebilmelerini sağlayacak bir bakış açısı yakalayabilmişimdir.
 
 
1. Okuyucu için NOT: Femdom: İngilizce Female Dominant, Kadın Egemen, Kadın Baskın kısaltması. Yazar burada kadın kahramanın erkek kahraman üzerinde baskı kurduğu  mangaları işaret ediyor.
 
2. Okuyucu için NOT: bondage and discipline"; B&D
 
 
 
-Kutatgu
 
Yazı yukarıda ismi geçen yazar tarafından forum.turkanime.tv platformu paylaşılmıştır. Tamamen yada kısmen başka ortamlarda ve platformlarda yayınlanması yazarın iznine bağlıdır. Bunun için lütfen PM atarak izin alınız. :)
 
 

Edit: Imla hatalari

Edit: Imla hataları 2

Link to post
Share on other sites
  • Replies 20
  • Created
  • Last Reply

Top Posters In This Topic

Top Posters In This Topic

Popular Posts

İngilice isim: Flowers of Evil Japonca: 惡の華 (Romaji: Aku no Hana) Bölüm Sayısı: 13 Yapım: Sentai Filmworks Tür: Psikolojik, dram, romantizm Yayınlandığı Sezon: İlkbahar 2013   Sinopsis: Kasuo Takao, sınıfın güzel kızı Nanako'ya uzaktan hayranlık beslemektedir. Sınıfta yalnız olduğu bir gün, Nanako'nun beden eğitimi kıyafetinin içerisinde olduğu çanta gözüne ilişir. Takao kendisine engel olamaz ve itkisel olarak çanta ve elbiseleri alır. Çantayı geri götürmeyi düşünse de, ertesi gün sınıftaki kız

Ben kurguda "gereksiz bir uzunluk" ya da ağırlık olduğuna hiç katılmıyorum. Bence animesinin böyle olması çok dahiyane ve cesurca. Çünkü insanların büyük bir çoğunluğunun aksiyondan yoksun şeyleri sevmediği aşikar, geri kalan insanlar da animenin konusunu algılamada zorluk çekeceklerdir. Bu da izleyici kitlesini bayağı bir daraltıyor.  Öte yandan, ilk izlemeye yeltendiğim vakit, 10 dk izleyip bırakmıştım bu seriyi. Sonradan anladım sebebini; öyle dramatik öyle kasvetliydi ki içimdeki bir şeyler

bende etkisi büyük bu animenin ending i bi ara alarm zili yaptıydım  :D manga çeviriside başlandı büyük ihtimal sonuna kadar devam ederler

Guest jailbird707

Öncelikle inceleme için teşekkürler. Gerçekten de animenin seni etkilediği belli oluyor. Tarkovski filmleri gibi demişsin bir yerde. Demek ki sen in de dediğin gibi ağır ilerleyen ama vurucu bir anime. Kesinlikle izleme listeme alacağım. Tek soracağım rotoskopi metoduyla ilişkili olacak. Bunun nasıl bir teknik olduğunu kısaca açıklayabilirsen sevinirim. Tekrar eline sağlık.

Link to post
Share on other sites

@jailbird: Öncelikle yorumun için teşekkürler. Kısaca Rotoscopy'den bahsedecek olursak. Rotoskopi filme alınmış ham bir görüntünün, her bir karesi üzerinden çeşitli araçlarlar kullanılarak yeniden boyanması olarak açıklanabilir. Yani yapılan işlem aslında bir fotoğrafın üzerine kopya kağıdı koyup üzerinden kalemle geçmeye benzer, yalnız bu işlem her bir film karesi için uygulanır. Bu işlem günümüz yazılımları sayesinde artık daha kolay yapılabiliyor. Şurada AE ile nasıl rotoscopy yapılcağına dair bir Sigghraph videosu var. 

 

 

Ayrica baska ve daha anlasilir bir video

 

 

Bu tekniğin belki de en parladığı yapımlar Linklater'ın, Scanner Darkly ve Waking Life yapımları http://www.imdb.com/title/tt0405296/.  Aku no Hana bana sorulursa kesinlile bu kategoride değerlendirilmesi gereken bir yapım :) ki scanner darkly'de oldukça etkileyiciydi.

 

Link to post
Share on other sites

Gerçekten başarılı bi inceleme olmuş, Şahsen serinin animesini tam bitiremedim, mangalardan zaten hep daha fazla etkilenmişimdir ,çoğu animelerin bende o mangalarının yarattığı hissi yaratamadığını düşünüyorum. Serinin animesi mangası kadar olmasa da değişik tarzıyla beni etkilemişti. 

 

Seride beni çeken şey ana karakterin içinde bulunduğu umutsuzluk oldu. Neden bilmiyorum ama kendimi o tür karakterlere yakın hissediyorum. Genelde böyle giden karakterler tam dibe vurmaya hazır iken karşılarına biri çıkıyor ve hayatları tepe taklak oluyor. Buna rağmen o içlerinde yaşadıkları boşluk fark etmeseler bile doldurulmuş oluyor. Bir süre sonra o kişiye bağımlı kalıyorlar. Farkına bile varmadan. İşte daha fazla sevdiğim şey de bu. 

 

Ama iş Nakamura olunca daha da değişik hissediyorum onun hakkında, başından beri kendi gibi birini mi arıyordu, yalnızlık mı çekiyordu. Nakamura güçlü bir insan değil bana göre, bütün o davranışları kendi içindeki boşlugun üstünü örtmeye çalışıyordu gibi geliyor bana. Fakat tek bildigim şey Takao ile Nakamura birbirlerinin boş yanlarını tamamlıyor. 

 

Sevdigim bir seri midir, pek değildir. Neden bilmiyorum daha önce hiç bu kadar derin düşünmemiştim bu seri hakkında, teşekkürler sayende serinin değerini anladım. Boş zamanımda bir daha mangasını okumalıyım :D

Link to post
Share on other sites

@Sina: Öncelikle yorumun için teşekkürler. Seni yeniden managaya göz atmaya teşvik edebildiysem inceleme amacını ulaşmış demektir. Cümlelerin arasındaki anahtar kelime umutsuzluk. Aslında myanimelist'de http://myanimelist.net/manga/24705/Aku_no_Hana,   czxcjx isimli kullanıcının, manga için yazdığı felsefi ve edebi çözümlemede senin umutsuzluk olarak tanımladığın duygu 'keder' olarak tanımlanıyor. Düşünce ve hisler neredeyse aynı. Bu çözümlemeyi Türkçe'ye çevirmem neredeyse bitti buradan yayınlayacağım. Fakat ingilizcesini okuyabiliyorsan manga'nın ve Nakamura'nın duygularını olmasada arkasında yatan düşüncülerini anlamak ve manga'ya tamamen farklı bir açıdan bakmak için bu harika bir fırsat. :)

 

@ahmetalp: İncelemede de belirttiğim gibi bende bu yüzden çok direnim izlememek için ama izlediğime mutluyum. :)

Link to post
Share on other sites

@Sina: Öncelikle yorumun için teşekkürler. Seni yeniden managaya göz atmaya teşvik edebildiysem inceleme amacını ulaşmış demektir. Cümlelerin arasındaki anahtar kelime umutsuzluk. Aslında myanimelist'de http://myanimelist.net/manga/24705/Aku_no_Hana,   czxcjx isimli kullanıcının, manga için yazdığı felsefi ve edebi çözümlemede senin umutsuzluk olarak tanımladığın duygu 'keder' olarak tanımlanıyor. Düşünce ve hisler neredeyse aynı. Bu çözümlemeyi Türkçe'ye çevirmem neredeyse bitti buradan yayınlayacağım. Fakat ingilizcesini okuyabiliyorsan manga'nın ve Nakamura'nın duygularını olmasada arkasında yatan düşüncülerini anlamak ve manga'ya tamamen farklı bir açıdan bakmak için bu harika bir fırsat. :)

Dediğim gibi seriye rast gele başlamıştım ve pek dikkat etmemiştim. Kendime bile hayret ettim.

Bir daha okur isem karakterlerin içinde bulunduğu durumu daha bir anlarım diye düşünüyorum. 

 

Tamamen başkalarının görüşlerini veya serinin sana anlatmak istediklerini başka şekilde ögrenmek istemiyorum, kendim fark ettigimde daha çok hoşuma gidiyor ama biraz göz gezdirmedim değil :D 

Yani hayatta istediklerini, arzuladıklarını elde edemeyen kişilerin bunu bir şekilde doldurmaya çabalaması durumu falan gibi bişey mi? Şu an pek anlam veremedim kedere. Yokluğunu çektigi şeyleri, ne yapsalar yapsınlar dolduramadıkları için mi kederliler?

Yok ben seriyi bir kere daha okumadan düzgün yorum yapamayacagım. 

Gene sonsuz teşekkürler, sayende belki daha önce güzelligini göz ardı ettigim mükemmel bir seriyi tekrardan keyif alarak okuyabilecegim :D Hele ki bu devirde güzel yapımlar bulmak zor iken :D 

Link to post
Share on other sites

  Aku no Hana, unik görsel tarzı, mangaya sadık kalınarak başarılı bir biçimde aktarılan hikayesi, az sayıda olmasına rağmen sizi ekrana bağlı tutan karakterleri ile başarılı bir anime deneyimi sunuyor. Kurgudaki gereksiz uzunluklar ve hikaye akışının çok ağır oluşu ve seslendirme sorunları animenin genel anlamda "epik" olarak nitelendirilmesinin önüne geçen kusurları. 

 

Her ne kadar çizimler çok öyle cazip olmasa da işlenen konu harika.. :) .Bir de manga ile genel de farklı olması...Bu bir çok anime için de geçerli. -_- ..Böyle güzel bir çalışmayı emek verip bizlerle paylaştığın için teşekkürler ablam.. :P

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Content

    • By RastPuff
      selam arkadaşlar ben 3 ay önce baka to test to shoukanjuu animesini bitirdim ve bağlandım animeye mangasını arıyorum ama bulamıyorum okuyacak bir manga sitesi önerir misiniz
    • By Nevolika
      Uzun zamandır aklımda böyle bir sohbet konusu açıp bu konuda yeteneği ve ilgisi bulunanlarla sohbet edip fikir edinmek istiyordum. Umarım manga çizmeye yeteneğiniz veya ilginiz varsa burada buluşup eğlenceli bir ortam oluşturarak sohbet edebiliriz. 🌼
       
      Geçen gün yapmaya başladığım birkaç mangayla başlamak istiyorum yazıma. Death Note'u izledikten ve mangasını da okuduktan sonra kendi kendime dedim ki neden ben de ufaktan biraz manga çizmeye başlamıyorum ki? Hem sosyal medyada geçirdiğim süreyi azaltır hem de kendime bir stres atma bahanesi bulurum fena mı diye düşündüm ve mangadaki en sevdiğim sahnelerden oluşan bir kolaj yapmaya karar verdim. İlk olarak Ryuzaki'nin düşünceli bir şekilde oturup Kira hakkında teoriler ürettiği şu sahneyi çizmeye çalıştım. Her güne bir sahne bölüştürerek çizmeye karar verdim ve iki günde bunları yapmaya çalıştım. Yaparken çok eğleniyor, bir yandan da müzik dinliyorum. Aşağıya ekliyorum fotoğrafı. Ne kadar başarılı oldum siz söyleyin 😅
       

       
      Bu şekilde işte arkadaşlar, biliyorum çok eksiğim ve teknik hatam var ama inanın bunu yapmaktan çok zevk alıyorum ve hobiden fazlası olsun istiyorum. Hayalim matematik öğretmeni olmak ama eğer başarabilirsem hep manga çizmek ve belki de başta hobi olan bu işi başka bir gelir kaynağı haline getirmek istiyorum. Umarım bu yolda azimle ilerleyebilir ve hayallerime ulaşabilirim. Lütfen yorum yaparken henüz 17 yaşında olduğumu ve eğitim almadan bu şekilde çizmeye gayret ettiğimi göz önünde bulundurun 🧡
       
      Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, yorumlarda buluşalım olur mu? Kendinize iyi bakın 🌼
    • By Anteiku
      Herkese merhaba, umarım keyfiniz yerindedir.
       
      Ufak ama samimi fansubımız ANTEIKU için yeni ekip üyeleri arıyoruz. Animenin yanı sıra manga da çevirecek ekibimiz 15 yaşından büyük ve sorumluluk sahibi üyelere açıktır. Encoder ve çevirmen alımları için aşağıdaki linkten Discord adresimize gelebilir, bir kahvemizi içip aklınıza takılan konular hakkında daha derin bilgi sahibi olabilirsiniz. Çevirmenlerimizden herhangi bir tecrübe beklemesek de manga için tecrübe arıyoruz. Ayrıca her ikisi için de İngilizce ve Türkçeye yeterince hakim olmanız gerekiyor. Tecrübesi olmayan çevirmenler için yardımcı olacağız hiç merak etmeyin. ^-^
       
      ANTEIKU YOUKOSO!
       
      https://discord.gg/w6hzsg9V
       
    • By sarazgat
      selam radiant 2 sezon anime olarak yayınlandı ama mangasını bir türlü bulamadım. bilen var mı

    • By Ayzit_firefly81
      Yüz milyon yıl önce hiçbir şey yoktu. Bir Işık ve Karanlık kümesi belirdi ve şekil aldı. Bunlar ileride Evrenlerin Yaratıcısı "İyiliğin Işığı Yin" ve "Kötülüğün Karalığı Yang" olarak adlandırılacaktı. Yin ve Yang, İyilik ve Kötülük hiçliğin ortasında binlerce yıl savaştı. Bu savaşın sonunda bir aşk doğdu ve bu aşk ağacı bir meyve verdi. Micahel, Yin ve Yang'dan sonra oluşan ilk varlıktı. Yin ve Yang, Michael’ı çok sevdikleri için güçlerini kullanmaya karar verdiler sonuç olarak Evrenler, Yıldızlar, Gezegenler ve Tanrılar hiçliğin yerini almıştı. Yin ve Yang, Michael yalnız kalmasın diye bir dünya üzerinde yaşam oluşturdu. Michael ve Yaratılan Irklar uzun yıllar beraber yaşadı. Irklar her ne kadar Michael’ın Kutsal sıfatını bilselerde onu kıskanmaya ve nefret etmeye başladılar. Bir gün Irklar Michael’a saldırmaya çalıştı. Bu saldırı sonucu Melekler ve Tanrılar, Dünya üzerindeki Irklarla savaşmaya başladı.
      Bir akşam Michael ormanda tek başına yürürken Kurt Adamlar ona saldırdı ve paramparça etti. Tanrılar ve Melekler, Michael’ı koruyamadıkları için çok üzülmüş ve kederlenmiştiler. Yaratıcılar Michael’ın öldüğünü öğrenince Dünyaya kaosu yolladılar hemen ardından Michael’ı yanlarına getirdiler ve Baş Melek Ünvanını verdiler. Yaratıcıların öfkesi yüzyıllar boyunca sürdü ve günün birinde hafiflemeye başladı. Dünyada kaos günlerinde Kurt Adam ırkı yok olmuş ve diğer Irklar terkedilmiş bir haldeydi. Yaratıcılar Kaosu durdurduktan sonra geriye kalan Irklar, Birleşik Şehir kurmaya başladı. Bu şehirde herkes eşit ve mutlu bir şekilde yaşamaktaydı. Bir gün Dünya üzerinde Yeni Irklar oluşmaya başladı. Bu Yeni Irklar, Eski Irklar ile anlaşmaya çalışmadı ve onlara savaş açtı. Dünya üzerinde çok büyük katliamlar oluyordu ve Eski Irklar hiçbir şey yapamıyordu. Bir gün bir gurup Michael’a dua etme fikrini öne sürdü, tüm Birleşik Şehir halkı beraber Michael’a dua etti. Michael bu duaları karşılıksız bırakmadı ve Birleşik Şehir, Birleşik Krallık Rütbesine yükseltti. Birleşik Krallığın etrafında çok güçlü bir koruma büyüsü ortaya çıktı ancak Yeni Irklar yok olmadı ve Birleşik Krallığın etrafında gezinmeye devam ettiler. Birleşik Krallık halkı bir gün buna bir dur demeye karar verdiler ve başka Dünyalardan "Kahramanlar" çağırmaya başladılar. Çağırılan Kahramanlara yüksek seviyeli güçler verildi ve bir Efsane öğrenildi. Bu Efsaneye göre 5 Yüce Kahraman "Valerus'a" gelecek ve Dünyaya huzuru tekrar getireceklerdi.
       
      (dipnot: bu 5 yüce kahraman bizim dünyanın farklı zamanlarında  geliyor)
       
      5 Yüce kahraman
      Liderleri Perseus (kahramanlık) 
      ---------
      Orion (Cesaret)
      Sagittarius (özgürlük)
      Centaurus ( Adalet)
      Cygnus ( Bilgelik)
  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.