Jump to content

Hitori no Shita - The Outcast 3 sezonunu ne zaman siteye yükleyeceksiniz?


Recommended Posts

Hitori no Shita - The Outcast 3 sezonu yayınlanmaya başladı. En son 8. bölümü yayınladılar. Siz ne zaman Hitori no Shita - The Outcast 3 sezonunu siteye yükleceksiniz ?  Bütün bölümler yayınlanıp bittikten sonra mı yoksa yayınlanan 8 bölümü yükledikten sonra günü gününe mi? Bir kaç yerden indirip seyrettim ama türkçe altyazı bulamıyorum? O yüzden sizin yüklemenizi bekliyorum.

Link to post
Share on other sites
Guest
This topic is now closed to further replies.
  • Similar Content

    • By baypanda
      1.BÖLÜM    UÇURUM
      2.BÖLÜM Ölüm ve Yaşam
      3. Bölüm    Acaba…
      4. Bölüm  İntikam
       
      5. Bölüm  İblisin insan yanı ( final)
       
        SON
    • By neoarda
      Fisheye placebo Çok süper bir mangadır renkli ve konu bakımından zengin olan Fisheye placebo aylık olarak yayınlanır . Maga inglizcedir ve konusu gereği çok fazla terminoloji  bulundursa da ,sade bir dil kullanır. 
       
       
      Konu :  Devlet sıkı yönetim ilan eder ve internete üst düzey sansür altına alınır .Vance hacker olduğunu bariz belli eden bir üniversite öğrencisidir(azıcık saf) ve formda bulduğu bir kızla (Robin) tanışır.
      Lakin Robin , gerçekten de sandığı o tatlı kız mı? 
       
      Güncelleme  : (Manganın artisti elini incittiği için uzun bir süredir ara verse de tekrardan çizmeye başladı)
      Okuma Linki

      Artist
      Pateron Linki
       
       

       

       
       
       

       

       
       

       
       
    • By Fatih00
      Özürle başlamak isterim sözünü verdiğim türleri tam kullanamadım komedi şeklinde yazmakta pek iyi değilmişim malesef onun yerinede farklı bir tür eklemedim şimdilik bu konularla yazabilirsem gelecekte belki daha farklı türlerle ilgili aklıma fikirler gelebilir umarım beğenirsiniz.
      Her türlü eleştiriye açığım, kırıcı olmamak koşuluyla tabi, iyi okumalar.
       
       
      "Siyahın olduğu yerde beyaz, aydınlığın olduğu yerde karanlık, gecenin olduğu yerde gündüz, iyinin olduğu yerde kötü... Geçmişte vardı, şimdide var ve gelecekte de eminimki olacaktır. Başkaları seni nasıl görürse görsün, doğru olanı yaptığından emin ol ve..."
      Çarpışmanın ortasında bir saniyeliğine tam olmasa da bu sözleri hatırladı. Aklından kendi kendine konuşuyordu Şu an neden burdayım ki... Hayır öyle değildi, burda olmalıydım çünkü...
      Nedenini bilmiyordu sadece karşısında ki gençle mücadele ediyordu. Kendi yaşlarındaki bu adam kimdi ? Neden şu an onunla savaşmaktaydı ? Şu an bulunduğu kale neresiydi ? Dışarısı gözükmüyordu, kalenin iç kısımlarında olduğunu farketti. Hafızası bulanıktı. Hatırlamak istiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Gözü etrafında ki cesetlere takıldı, burada ne olmuştu ? Bütün bunları düşünürken şu anda yapması gereken tek bir şey olduğunu farketti, hayatta kalmalıydı. Etrafında ölmüş kişiler ya da şu an karşısındaki kişi kim bilmiyordu, hatta neredeyse umursamıyordu
      "Görüşmeyeli paslanmışsın sanırım, kendimi tutmasam çoktan ölürdün galiba"
      "Kimsin sen ? Burada ne oldu ? Neden seninle savaşıyoruz ?"
      "Ah ah, demek hala hatırlamıyorsun ? Acaba seni fazlamı zorladım ?""Patla!" 
      Büyük bir patlamayla yan duvarı tamamen yoketmişti. Karşısındakine saldırmaya çalışıyordu. Neden sonra farketti, ikiside hızlıydı, darbeleri fazla yıkıcı etki yaratıyordu.Bunları nerede öğrenmişti, nasıl yapabiliyordu ? Umursamadı. Saldırılarına devam etti. İkiside sert darbelerden kaçıyor, birbirlerine tekrar saldırıyordu ancak neredeyse karşındaki gence dokunamamıştı bile. Belinde bir kılıç olduğunu farketti, kınından çıkardı. Kılıcı simsiyahtı, neden sonra farketti üstündekilerde simsiyahtı, karşısındaki ise bembeyaz giyinmişti, saçları bembeyazdı , onunda kılıcını çıkardığını gördü kılıcı da bembeyazdı. Bu adamla arasındaki bağlantı neydi ? Onu daha önceden tanıyormuydu ?
      "Heee ? Demek biraz daha oynamak istiyorsun öyle mi ?"
      "Neden bahsettiğin ya da kim olduğun hakkında bir fikrim yok, sadece bu işi hızlıca bitireceğim." bitirmek mi ? Neyi bitirmekten bahsetmişti ? Hala hafızası bulanıktı.
       Dışardan sesler geliyordu, seslere bakılırsa dışardada büyük bir savaş döndüğü aşikardı. Yıkılmış duvardan içeri birisi girdi, bir kızdı.
      "Leo, gitmemiz gerek acele et!"
      Kızı gördü, "Tamam, Kizuna! Biraz daha dayanın!" Tamam mı ? Neden cevap vermişti, ismi Leo muydu ? Bu kızı tanıyormuydu ? Neden ismini biliyordu ? Dışarıda neler oluyordu ? Düşünmek istediği çok şey vardı, ancak şu anda karşısındakiyle ilgilenmeliydi.
      "Hahahaa karşında birisi varken nereye baktığını sanıyorsun sen!" Kafasını geri çevirdiğinde neredeyse aralarında 30 santim vardı, kılıcının geldiğini gördü bu darbeyi savuşturamayacağını hissetti yinede kenara atıldı.
      "Hmmm, hatırlayamasan bile yeteneklerin hala seninle, şanslı p..","Yinede o küçük kesik bile iş görür."
      Kesik mi ? Sol koluna baktı, derin olmasada kesilmişti. 
      "Beyaz Akım!"
      Başına sert bir ağrı girdi. Dengesini kaybetti, görüşü bulanıklaştı, nefes alamıyor gibi hissediyordu. Tüm bunlar kolunda ki küçük kesikten mi olmuştu ?
      "Hahaha doğrusu bu kadar hızlı biteceğini düşünmemiştim, eh naparsın sanırım buna kader diyebiliriz değil mi ?" karşısındaki gençten bu sözleri işitti."Atıl!"
      Gencin elindeki kılıçla kendine hızla geldiğini gördü ancak kıpırdayamadı, sanki bedeni onu kabul etmiyor hareket etmesine izin vermiyordu. Keskin bir acı hissetti. Kafasını eğdi göğsündeki kılıcı farketti, kılıcın girdiği yerden oluk oluk kan akıyordu, acıyordu, daha önce böyle bir acı hissettiğini hatırlamıyordu.Hissettiği acı net düşünmesini engelliyordu, ne yapmalıydı ? Hiçbir şey hatırlayamıyordu ve şu an ölmek üzereydi. Nasıl bir saçmalıktı bu ? Göğsündeki kılıcın çıkışını hissetti, çok daha acı vericiydi. Dizlerinin üstüne çöktü, yere yığıldı. Görüşü kararmaya başladı.
      "Savaşımız burada son buluyor gibi, beni dahada eğlendirirsin sanmıştım ama neyse, söylemek istediğin son bir şey var mı ?" canı yanıyordu, hatırlayamasa bile bu adamla bir geçmişlerinin olduğunu farketti. Birinin bağırdığını duydu,
      "Leo, LEO!"  birinin ona koştuğunu gördü, saçları kızıldı, az önceki kızdı, kimdi bu kız ? Onu nereden tanıyordu ?
      İçinde bir soğukluk hissetti, sanki yeni doğmuş ancak yaşamaya fırsatı olmadan ölüyormuş gibi geliyordu. Odaya 3 kişinin daha girdiğini gördü, birilerinin konuştuğunu duydu,
      "Götürün onu, dışarıdakilere de söyle geri çekiliyoruz!"
      "Bu kadar gelmişken geri mi çekileceğiz !? Böyle bir fırsatı bir daha bulamayabiliriz!"
      "Şu an ölüyor farkında mısın bilmiyorum ?"
      "Bu konuyu daha sonra mutlaka konuşacağız!!"
      "Bencede bu konuyu sonra konuşun aksi taktirde sonunuz onunkinden farklı olmayacak, hahaha!"
      O üçlünün beyazlar içindeki adama saldırdığını gördü. Birinin onu kavradığını hissetti, canının acımadığını farketti ya da acıyor muydu ? Bedenini hareket ettiremiyordu. Hem hiçbir şey bilmiyor hem de olayları anlayamıyordu. Ne kadar acı vericiydi. Bomboş bir zihinle, tek başına, acı içinde ölmek. Gerçekten böyle bir şekilde, daha hiçbir şey başlamadan biticek miydi ? Gözlerini kapattı.
       
       
      Hayatta kalmalısın, henüz yapman gerekenler bitmedi...
       

       
       
       
       
    • By szabelek
      <<Kitap kapağı, yazım tarzı, konu tamamen bana aittir.>>

      Bisca - 0,1
       
      "Ruhsuzlar, dünyayı ele geçireli kaç yıl oldu, Jason?" Sıska bedeni, korkuya teslim olmuştu sanki. Yürürken, her yeri kolaçan ediyordu birde.
      Bisca, Jason'un korkusunu anladı ve sırtından sımsıkı sarıldı.
      "Of Jason, amma korkak çıktın. Alt tarafı Derin Orman'dayız!" Jason, kendisiyle dalga geçildiğini anladı, Bisca'nın kafasına hafifçe vurdu.
      "Evet, ruhsuzların olduğu dünyanın ortasındayız şu an."
      Bisca'yı görmemezlikten gelip yürümeye devam etti. Bastığı dallardan çıkan ses, kulaklarını tırmalıyordu. Jason, uzun saçlarını kulağının arkasına atıverdi.
      Bisca, dikkatlice saçlarına baktı.
      "Jason, saçların beyazlıyor galiba." Diyerek her erkeğin korktuğu tepkiyi sergiledi.
      "Daha saçlarımın beyazlaması için çok erken!" Bisca sırıttı.
      "Siyahların arasından çok belli oluyor. Hehe, yaşlanıyorsun!" Jason, daha fazla konuşmadan normal ağaçlardan iki kat daha büyük ağaçlara baktı.
      "Astgrad'a erişemezsek ruhsuzlar kokumuzu alabilir."
      Bisca, al dudakları ile gülümsedi. Esneyip, Jason'u takip etti. 
      Çalılardan hışırtı sesleri gelince gardını aldı Jason. Her yer ağaçlık olduğundan görünmüyordu hiçbir şey. 
      Bisca, rahatındaydı. 
      "Çok korkuyorsun Jason. Senin kız arkadaşın olmama rağmen, senden daha cesurum!" Diz kenarındaki kından hançeri çıkarıp çalılara fırlattı. Bir şeye saplanmıştı sanki. Evet, evet. Saplanmıştı. 
      Bisca, saplandığını anlayınca iki adım geri çekildi. Jason ise korkudan tir tir titriyordu. Sesler, her yerden gelmeye başlamıştı artık. Jason, dayanamayıp elindeki kılıcı yere attı.
      "Lanet olası kadın! Senin için hayatımı veremem ben." Diyerek tırıs adımlarla tersine doğru ilerledi. O da neydi?
      Etrafları sarılmıştı...
      Bisca, dizüstü düştü yere.
      "Bunlar, ruhsuzlar... Kaçamayız!" Jason, Bisca'ya küfürler saydırıp çalıların içinden kaçmaya çalıştı.
      İki-üç saniye sonra çığlıkları duyuldu.
      "Dur, bırak beni!" Bisca, korkmuş gözlerle sesin geldiği yere baktı. Sesler durdu, kara gözleriyle gökyüzüne baktı.
      "K-Kusura bakmayın kardeşlerim. Geri dönemeyeceğim..." Tüm yükünü bırakıp var gücüyle koştu.
      Onu takip eden ruhsuz ekibi, çok hızlıydı. Bisca kafasını arkaya çevirdiği an, siyah saçlarından tutulup fırlatıldı. Bir daha ayağa kalkamadı. Ağlıyordu. Fakat öleceği için değil, arkasında bırakacakları için.
      Sivri kulaklı, uzun burunlu bir ruhsuz gözlerinin önüne geldi. Ağzını açarak çürük dişlerini göstermiş oldu. Bisca'nın ak teni, kızıla boyandı. 
      Ruhsuz, onu öldürünce tatmin oldu. Ayağa kalktı, uludu. Siyah teni kan olunca elinin tersiyle sildi.
      Dağlar, denize dik uzanmış güneşlenirken; Bisca'nın ruhu dünyadan gitmiş, bedenini bırakmıştı. 
      Maceracılar, yüzünün hâlini görünce tüyleri ürpermişti. Güzel yüzü, ısırık ısırık parçalanmıştı...
       
      Roxas - 1
      Yine bir rüzgâr geliyordu doruklardan. İnsanların nefret ettiği rüzgârdı bu. Ama bazıları da seviyordu esintisini, özgürlüğünü...
      Manzaraya sahip, iki dağ arasında kurulmuş bir şehre bakıyordu rüzgâr. Astgrad... Ne zaman kurulduğu, ilk insanların hangi ara geldiği gibi belirsiz, bencil insanlardan oluşan, bir şehirdi. Fakat sorunları vardı. Ruhsuzlar...
      Bir anda ortaya çıkmışlardı. Güçlü, güçsüz. İnsanların yaşamlarını çalıp bedenlerinden etlerini koparırlardı. Geride kalan kemikleri olurdu.
      Astgrad, kapana kısılmış gibiydi. Ruhsuzlar her an kapılarına dayanıp yaşamlarını isteyebilirdi. Ya da ölümüne onları korkutabilirlerdi.
      İnsanlar, özgür olmaya çalışmıyordu. Yedikleri yerde oturup hayal kurarlardı. Ama insanlık için didinen, hayatlarını maceraya adamış kişilerde vardı. Maceraperestler. Özgürce kanatlarını çırpıp uçan o insanlar kurtarabilirler miydi umutsuzları? Kollarından tutup çıkarabilirler miydi dibi olmayan çukurdan?..
      ******
      Roxas...
      Bozulmuş ve dar yoldan geçiyordu Roxas. Kulaklarına gelen ses onu huzursuz etmesine rağmen aldırmıyordu. Ömrü boyunca duyduğu şeylerdi onlar.
      Soğuktu insanlara karşı. Tek benimsediği şey maceraydı. Sevgisini yıllar önce kaybetmişti. Hatırladığı geçmişi ona acı veriyordu.
      İnsanlar toplanmıştı Büyük Meydanda. Hepsi bir yere bakıyor gibiydi. Roxas, merak içindeydi. Mırıltılar, sesler gelmeye başladı.
      "Xanxus'a meydan okuyup galibiyetle ayrılan kişiye yirmi altın mı? Keşke kölelerim olsaydı da üstüne salsaydım!" Roxas, daha da meraklandı. Uzaktan bakan adama yürüdü. Sesini değiştirip kapüşonunu yüzünü görmeyecek şekilde ayarladı.
      "Hey yaşlı adam! Bu olay nerede olacakmış? Bana bir açıklasan?" Yaşlı adam, sopasına daha da sıkı tutundu. Yüzüne bakmaya çalıştı. Tuhaftı.
      "Maceraperest misin çocuk?" Roxas, adama kısık kahverengi gözleriyle baktı. 
      "Evet, maceraperestim. Haydi ama söyle bana!" 
      "Kızıl Meydan'da olacakmış."
      "Saol yaşlı adam. Hakkın ödenmez!" Kızıl Meydana yol aldı Roxas.
      ******
      Büyük bir alandı burası. Her ev farklı farklı dizayn edilmişti. Kocaman kütük ortaya koyulmuştu. Eskiden infaz alanıydı Kızıl Meydan. Kütük, kanı emmiş, kokusu ile yaşıyordu. Kimsenin umurunda da değildi burası. Gelip geçtiğine bakarlardı sadece.
      Büyük bir halka oluşturmuşlardı. Çizginin ve halatların ötesine adım atmak yasaktı. İçeride, Xanxus kapışıyordu. Karşısındaki çocuk; siyah saçlı olup, kötü bakan mavi gözlü biriydi. Zayıf, kılıç tutmayı bilmeyen fakat tutan biriydi. Xanxus, eğleniyordu onunla.
      "Hey çocuk! Elindeki oyuncak değil. Onu bırak ve çık buradan. Beni yenecek güç yok sende!" Yine de saldırdı. Xanxus, kara gözleriyle öldürmüştü zaten. Şakak noktasına ters bir tekme yedi. O acıyla yere düştü çocuk.
      Onu yere yapıştıran Xanxus, yakasından kaldırıp kalın iplerin dışına attı. Tüm insanlara göz gezdirdi önce. Son gücüyle haykırmaya başladı.
      "Var mı beni eğlendirebilecek? Güçlü kişiler varlığını benden gizlemesin! Korkularınız size hakim olduğu sürece kim varlığı adına savaşabilir ki?" Bir süre sustu. Aldı nefesini iri bedenine, salladı ağır kılıcını.
      O sırada rüzgâr, halatlardan atladı. Tüm gözler Roxas'ta idi. Herkes siyah, yıprak, kapüşonlu kıyafetine bakıyor, dalga geçiyordu.
      Xanxus, gözlerini çevirdi sıska bedene. Çıplak göğsünü şişirip kılıcını yerinden oynamış taşlara sapladı. Konuştu Roxas'la.
      "Hey! Zayıfların gelmesi sorun oluşturuyor benim için! Çık şuradan." Roxas, kapüşonunu çıkardı. Kahverengi saçları dalgalanıyordu esintiden.
      "Korkularım diyor ki: 'Bu adamın gücü seni incitemez'." Xanxus, dişlerini gıcırdattı. Konuşmasına devam etti Roxas.
      "Bence korkularım doğru söylüyor. Acemi..." Daha fazla dayanamadı. Kılıcını taşlardan çıkarıp bodoslama daldı üzerine.
      Kılıcını vargücüyle salladı. Roxas, biraz kenara çekildi. Kolayca sıyrılmıştı. Xanxus, kılıcını geri çekip karnını kesmeye çalıştı. Eğildi, çelmeyi taktı. Dengesini kaybeden Xanxus, uzaklara geri çekildi. Kılıcı düz tutup saldırmasını bekledi. Roxas, birkaç adım ileri gitti.
      "Kılıç tekniğin sıfır. Sen nasıl kendi üzerine yirmi altın koyabilirsin ki?" 
      "Bunu bana, kılıç çıkarmayan biri mi diyor? Güldürme beni."
      Tekrardan saldırıya koyuldu Xanxus. Yavaş hareket ediyordu Roxas'a göre.
      Roxas, Xanxus gelene kadar pozisyonunu aldı. Biraz kamburlaştırdı kendini. Yere sıkıca bastı, hıphızlı ilerledi üstüne. Uçuyordu sanki. İzleyenler, derinden etkilenmişti hızından.
      Çakışacaklardı. Roxas, kendisini frenleyip gelmesini bekledi. Dimdik durdu bu sefer. Geliyordu, ağır ve sert adımlarla. Roxas, Xanxus'a baktı. Korkutucu gözleri, duygularını açığa çıkarmıştı. Tek istediği şey, onun koca bedenini yere düşürmekti...
      Son beş adım. Biri zaferin tadını çıkaracaktı. Diğeri ise yenilgisinin acı duygusunu. Ama dövüşün sonucu çoktan belli olmuştu. Yere düşmüştü.
      Roxas, Xanxus gelir gelmez ters tekmeyi şakak noktasına vurdu. Kılıcı ile beraber yerde yuvarlandı iriyarı adam. Sonunda durmuştu. Zar zor nefes alabiliyordu. Üstündeki şok, çok büyüktü.
      Yürüdü üstüne. Eğilip baktı yüzüne. 
      "Kusura bakma ama yenildin. Biraz daha güçlen." Xanxus, alnından akan kanı fark etmeden, nefes nefese konuştu.
      "B-benim yıllardır üzerinde çalıştığım o tekmenin üstünde kaç yıl uğraştın?" Cevabı basitti. Kurnazca sırıtıyordu.
      "Hiç." Xanxus, donakalmıştı. Kınındaki silahı çıkarmadığına seviniyor, tanrıya şükrediyordu. Çünkü bu yetenekle kolayca öldürebilirdi. Anlamıştı rakibinin kim olduğunu. 
      "Sen Soğuk Katil olmalısın! Küçük yaşında, tıpkı bana baktığın bakışlarla üç kişi öldürdün. Üstüne kız kardeşinin boğazını bıçakla doğradın." Roxas, ses çıkarmadı. Lanetler yağdı insanlar tarafından. Herkes, tek tek dağılmaya başladı. 
      "Tıpkı efsane gibi!" Kahkahayla karışık ses tonuyla tekrardan açtı ağzını.
      "Kendi kardeşini öldürecek kadar aşağılık bir varlıksın. İnsanlar senden iğreniyor!" Ses daha da çoğaldı.
      Üzülüyordu bu duruma. Olayı anlamadan böyle düşünmeleri kalp kırıcıydı. Dışarıdan umursamaz olduğunu göstermesi, yüreğinin paramparça olmadığı anlamına gelmezdi. Dayanmasının ve hayata tutunmasının iki nedeni, geçmişinden kurtulmasını sağlayan kahramanı ve kardeşinin ağzından dökülen son sözlerdi.
      İnsanlardan tepki alıyordu. Roxas, kaşlarını çatıp buruşuk yüzle Xanxus'a döndü. Ayağını kaldırıp tekmeyi karnına bastı. Tekrar ve tekrar... Hırsını çıkarana kadar. Durdu. Kötü görünüyordu insanların gözünde. Herkesin nutku tutulmuştu zaten.
      Xanxus, ağzından akan kanı sildi zar zor. Roxas, Xanxus'un etrafında yürüdü. Orada kalan insanlar pür dikkat izliyor, herhangi bir olay olacak mı merak ediyorlardı. Yere yığılmıştı Xanxus. Soğuk Katil, etrafında yürürken konuştu biraz.
      "Kendini öldürtmek isteyen insanları sevmem ama istediklerini yapmak isterim. Fakat karşımdaki yenme ödülümü bana verene kadar, onu öldüremem. Ne de olsa buralara kadar boşuna yürümedim." Xanxus, altın kesesini çıkardı, uzattı. Roxas, hızlıca kaptı elinden. İçinden küfürler saydırdı yenilgiye uğrayan.
      Soğuk katil, her adım attığında insanlar korkup kaçıyor, kimse kalmıyordu. Halatların üstünden atlayarak bakındı etrafına. Küçük kız ona bakıyor, o da safça bakıyordu mavi gözlerine. Koşmaya başladı Roxas'a doğru. Masum masum bakıyordu. Bir adım daha atacakken ayağı takıldı ve yüzüstü düştü. Roxas içinden,
      "Ne yapıyor lan bu?" Dedi.
      Sonunda yanına varmıştı. Yakından daha masum ve tatlı görünüyordu. Dalgalı kızıl saçları, kırmızı teni ve mavi gözleri vardı. Beyaz gömleği, dizine kadar gelen etek onu daha da tatlı yapıyordu. 
      "Merhaba yüce savaşçı. Adınızı öğrenebilir miyim?" Roxas, elini kafasına koyup okşadı. Yumuşacıktı saçları. Bıraktı, gülümseyerek baktı çocuğa. Kötü görünümünden eser yoktu.
      "İsmim Roxas. Sizin adınızı öğrenebilir miyim küçük prenses?" Küçük kız, kendisine prenses denildiği için sevinmişti. Tebessümle cevap verdi.
      "Lucy. Çok muhteşem dövüştünüz. Silahınızı çıkarmadan bitirdiniz. Sizin gibi bir insan, insanlığa çok büyük bir yararı olabilir. Fakat insanlar sizden neden nefret ettiğini duyunca kötü oldum. İyi biri gibi görünüyorsunuz. Kan dökmenizin bir sebebi vardır zannediyorum. Ne olduğunu sorabilir miyim?" Roxas, asık suratını saklayamadı. Mutsuzdu, çok mutsuz.
      "Söyleyemem. Kendimle beraber mezara götüreceğime and içtim." Lucy, al yanakları ile dudaklarını büzüştürdü. Yan gözle baktı. Konuşmasına devam etti Roxas.
      "Haydi ama! Bu benim küçük bir sırrım." Lucy, bir anda tiz sesiyle, heyecanla konuştu.
      "Güçsüz bir kızım. Ailem de yok, yapayalnızım. Acaba beni güçlü bir maceraperest yapabilir misiniz?"
      ******
      Güneş; batıp tekrardan doğuyordu. Horozlar daha yeni ötmeye başlamış, Roxas, şehir kapısına doğru koşuyordu. Roxas, Lucy'nin söylediği kelimeleri kulağında duyuyordu. 'Ailem yok, yapayalnızım.' Duyduğu kelimeler, içini yakıyordu.
      Ailesi olmadığı hâlde, nasıl umutsuz olamıyordu? Aynı şeyleri yaşamıştı. Fakat ona elini uzatıp, oturduğu kuytu köşelerden kurtarmış olmasaydı hâlâ umutsuz olabilirdi. Belki de ölürdü. O parlaklığı aklının bir köşesinde kazılıydı. Onun sayesinde dövüşebildi, özgür olabildi.
      Şehir kapısının önünde duran kıza baktı. Koskocamandı kale kapısı. Paslanmış demirlerle, kilitli bir kapıydı. Açmak için bir altın, geçmek için bir altın verilirdi. Bu yüzden kapı bekçileri alınan vergiden kendisine pay bırakırdı. Sonuçta ölüm tehlikesi çok yüksek bir iş yapıyorlardı.
      Kapının önünde duran kızıl saçlı Lucy idi. Zıplaya zıplaya el salladı.
      "Usta!" Dedi tiz sesiyle. Roxas, onu sevmişti. Kız kardeşini hatırlatıyor, hayatına biraz olsun sevgi katıyordu. Doğru, kapı muhafızları, Roxas'ı en son ne zaman gülümseyerek görmüşlerdi?
      Koşa koşa yanına geldi Lucy. Yanına gelir gelmez bir tane fiske yedi alnına. Acıdan kıvranan Lucy, isyan etti.
      "Neden vurdun?! Ah, acıdı." Roxas, kıs kıs güldü. Kardeşine de böyle vururdu. 
      "Lucy, insanlar daha uyanmadı. Uyandırırsan, sıkıntı çıkaracaklar." Lucy, kafasını evet anlamında salladı. Roxas'ın gururunu okşadı.
      "Tam da ustamdan beklenildiği gibi!" Roxas, kelimelerini umursamadan sırtındaki kılıflardan iki tane tahta kılıç çıkardı.
      "Dünkü konuşmamızı hatırlıyorsun değil mi Lucy?" Sorusuna, soruyla cevap verdi.
      "Eğitimden sonrası mı?" Roxas, beden dilini kullanarak onayladı. Minik kız devam etti konuşmasına.
      "Evet, hatırlıyorum. Bana verdiğin taktik değil mi?"
      "Bana sırasıyla tekrardan söyler misin?" Kız, anlam çıkaramadan söylediklerini yaptı.
      "Birinci sırada; silahını çıkarmadan rakibinin yeteneklerini gözle. İkinci sırada; defansif oynayarak bir anda agresifleş ki rakibin ne olduğunu anlayamasın. Üçüncü sırada ise eğer kendi canın tehlikedeyse geri çekilip, savaşı sonlandır."
      Roxas, alkışladı öğrencisini. Kafasını okşayarak, düzelttiği saçını bozdu. Lucy, kızıl saçlarını düzeltmeye çalışırken, bir yandan ustasını dinliyordu.
      "Doğru. Fakat üçüncü sıra bazen en önemlisi olabilir. Her ne kadar sıra önemliyse can güvenliği de önemlidir. Bunu dikkate al ve maceracı ol."
      Talim kılıçları çarpıştı. Rasgele sallıyordu Lucy. Roxas, savunma yapıyordu. Kafasına doğru gelen talim kılıcını, kılıcıyla savundu. Soğuk katil, açığını gördü. Savunmayı bırakıp, adeta Lucy'nin etrafında dönerek, arkasına geçti. Boynuna tuttu kılıcı. Her şey çok aniydi.
      Lucy, tekrardan başarısız olmuştu. Kılıcı elinden bırakıp sırtüstü uzandı yere.
      "Galiba başaramayacağım!" Diye sızlandı. Elini uzattı Roxas.
      "Bence başaracaksın küçük prenses." Elinden tuttu, yardımıyla kalktı ayağa. Kılıcını yerden alıp tekrar denedi. Tekrar, tekrar... Her defasında yorulsa da, o da özgürce uçup dünyayı keşfetmek istiyordu. Denizleri, toprakları, buzla kaplı dağları, çiçekleri, bitkileri...
      Yere düşmüştü. Kılıcına tutunup, kalktı tüm cesaretiyle. Dişlerini gıcırdattı. Harap olmuş yüzüyle baktı ustasına. Üstüne cesurca atladı. Kılıcını yukarıdan saldırdı. Tekrardan açık bıraktı. İçinden binbir türlü şey geçiyordu zavallı kızın. Ama çevik davranarak açığını kapattı. Ustasının gülümsediğini görünce gururlandı. Bu sefer sağdan saldırdı. Roxas, bir eli arkada diğer eli sürekli defansa oynuyordu. Sağdan gelen saldırıyı yuvarlak kabzasıyla engelledi Roxas. Hatta kılıcını çekmesiyle, rakibinin silahını yere düşürdü. Yine de pes etmedi kız. Geri çekildi. İçinden konuştu.
      "Mantığımı kullanırsam, onu yenebilirim!"
      Koşuyordu kalan gücüyle üstüne. Nefes nefese kalmış bedeni, hayallerin peşinden koşuyordu.
      Yıldız gibi parlıyordu Roxas'ın gözünde. Hayatını değiştirmişti küçük kız. Ama ciddi olmalıydı. Onun gelişmesini sağlamalıydı. Kılıcı daha sıkı kavradı.
      Hâlâ koşuyordu. Stratejisini çoktan belirlemişti. Küçücük bedeni ve kalan erkesi ile böyle bir şey yapabilir miydi? Bilemiyordu, denemeliydi. Çarpıştılar.
      Roxas, kılıcı doğruca karın boşluğuna savurdu. Lucy, çevikti, eğilerek kurtuldu. Bacakları açık olan Soğuk Katil, ne yapacağını anladı. Müsaade etmeyecekti. Geriye atıldı. Fakat kılıcı elinden zorla alındı. Şimdi ise elleri boşta kalan Roxas idi.
      Yavru kaplan gibiydi. Alnından dökülen teri umursamayıp, nefes nefese baktı ustasına. Adım atmayı denedi, atamadı. Bütün enerjisini bir anda harcamıştı. Gözleri kapandı, kendisini salıverdi.
      Kucakladı minik öğrenciyi. Sırtına attı, bacaklarından tutarak taşıdı omzunda. Evine doğru yürüdü tebessümle.
      Dar sokaklardan geçiyordu Roxas. Bu sefer mutlu olarak.
      Başına gelecek olaylardan habersizce yürüyordu...
      Yorumlarınızı eksik etmeyin. Umarım iyi bir şeyler yazabilmişimdir :D.
    • By Kaxell
      Hikayenin Başladığı Yer (Spoiler içinde o ana kadar ölen karakterlerin ismi yazmaktadır.)
       






       
       
       
      Bu Hayran Kurgusu hikayede okumak için iki yoldan birini seçmelisiniz. Olaylar başladıktan sonra seçeceğiniz yolu takip ederek aynı başlangıçtan bambaşka bir son elde edeceksiniz. 

       
      Aşağıdaki bilgilerden hangi hikayenin ilginizi daha fazla çekeceğine karar verebilirsiniz. Akame Ga Kill savaş odaklı bir anime olduğundan iki hikayede de aksiyon bulunmaktadır*. 
      *Bu FF'i daha önce okumuş olanlar doğrudan 2. hikaye, yani "Dördüncü Yaprak Düştüğünde"yi seçmelidir. ;) Aynı zamanda isterse birinci hikayenin düzenlenmiş ve içerik açısından zenginleştirilmiş versiyonunu da okuyabilirler. 
       
       
                                                         Ay Kanamaya Başladığında |  Dördüncü Yaprak Düştüğünde
                 Tür:                               Romantizm, Aksiyon, Fantazi |  Aksiyon, Trajedi, Dram, Psikolojik
                 Odaklanılan Karakter:                    Akame                   |                 Chelsea
                 Yaş sınırı:                                        +13                     |                   +18 (Yarışmaya Dahil Değildir!)
                 Tema Müziği* :                                   X                      |                      X             
                 *God Eater adlı oyundan alınmıştır.  
       
      "AKB Yolu" 
      Ay Kanamaya Başladığında
      Bütün Sorunlar Çözülecek.
      Geceleri Avlananları,
      Gecenin Kendisi Avlayacak.
       
      "DYD Yolu"
      Dördüncü Yaprak Düştüğünde
      Eğer Çığlıklar Son Bulursa,
      Kızıl Ateşin İçinde,
      Huzur Bulunabilir mi?
       
       
       
       
      AKB (Ay Kanamaya Başladığında) Rotası Tamamlanmıştır. PDF halini ister tarayıcıdan, isterseniz indirerek okuyabilirsiniz. :)
       
      https://drive.google.com/file/d/0B2a7i75FpsaVUWVwdUlJLVQtc2c/view?usp=sharing
       
      BİRİNCİ KISIM (Giriş ve 1. Bölüm iki hikayede de aynıdır.)
       
      -Prolog-



       
      Bölüm 1. İmkansızı Yok Et. (DYD ve AKB rotası)



      2. Bölümün en başı iki hikayede de aynıdır.
       
       

       
      Bölüm 2. Birinci Yaprak (DYD Rotası)
       



       
       
      Bölüm 3. İkinci Yaprak (DYD Rotası)
       



       
      Bölüm 4. Üçüncü Yaprak (DYD Rotası)

       



       
      Bölüm 5. Dördüncü Yaprak (DYD Rotası)
       



       
      Bölüm 5.  Şansın Bittiği Yerde...



  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.