Jump to content

Recommended Posts

Guest PelikanFaruk

Bir anime yapmak isteseydim konusu kesinlikle orta çağ teknolojisine sahip insanlar ve doğa üstü yaratıklar (kurt adamlar, vamiler vs.) gibi yaratıkların savaşı konulu olurdu.

 

YIL 1XXX: insan nüfusu arttı ve inslar diğer türleri zapt ederek dünyanın kontrolünü ele geçirdi gibi büyük şehiler içinde gizlice hayata tutunmaya çalışan yartıklar sadece geceleri avlanan vampiler için dikilen özel eğtimli askerler falan ama ana karakter insan olmaz büyük ihtimalle ve bu ana karakter insan kılığı ile yöneticilerin arasına karışıp akıl oyunları ve manipüle yetnekleri ile insanların egemenliğine son verme çabasını anlatırdım büyük ihtimalle finaldede büyük bi savaşla insanlığı yok ederdim :D zamanında ayrıntılı bi şekilde senaryo yazmıştım ama bulmadım :D ha tabi insanların tarafındada bu ajan arkadaşımıza zorlu anlar yaştan zeki insanlar var tabiki 2 tarafında tanıdıkları falan hem askeri hemde siyası savaşları kısacası.

Link to post
Share on other sites

Valla o kadarını düşünemedim.. konuyu da 20 saniye önce gördüm zaten ^-^

Ama büyük ihtimalle, savaştan sonra geçen bir hikayeye sahip olurdu. O tür şeylerden sıkıldığımı hiç hissetmedim.

Link to post
Share on other sites

Baş rol olarak psikolojik sorunları olan ancak çok zeki ve manipülasyon yeteneği çok yüksek olan bir çocuk. Ailesinin götürdüğü psikologlar fayda etmediği gibi psikologların psikolojisi bozuluyor hatta psikologlardan birkaç tanesi intihar etmeye kadar gidiyor. Artık diğer psikologlar korkmaya başlıyor. Hikayenin başlangıcı olarak cesur bir psikolog çocuğu kabul ediyor ve aralarında bir taktik savaşı başlıyor. Böyle bir şey olurdu sanırım.

Link to post
Share on other sites

Nasıl geldiğini bilmeden başka bir insanın olmadığı koca bir adada ana karakter bir başına çiftçilik yapıyor, seyircide onun psikoloji ve davranışlarını izlerken zevkten dört köşe oluyor :wow2-onion-head-emoticon:

Link to post
Share on other sites
  • 3 weeks later...

Günümüz konulu anime yapardım yangınlar, depremler gibi afetlerde yaralanan insanlar hayvanlar ölen kişilerin ailelerini anlatan ve corono gibi hastalıktan ölen kişilerin ailelerinin piskolojisini ,umursamaz insanları, sokakta kalanlar , açlıktan ölenleri anlatırdım dram konulu her bölüm yada 2 bölüme 1 farklı bir konuyu ele alırdım bence izlenirdi :admire-onion-head-emoticon:

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Content

    • By Bijusuz_gara
      1. Bölüm -içimizdeki çiçek-
       
         *saat 07:00  alarm sesi*
       
      Gözlerimi açmamla yeni güne uyandığımı idrak etmem bir oldu. Sabah güneşi... kimi ne umut, kimi ne kaygı. Sahi her yeni güne başladığımızda  umut'lanmalımıyız? Güneş bize, dün kü o karanlık gecenin bitip, yeniden aydınlık ve umutlu bir güne başladığımızı hatırlatmalımı? Ya bugünün gecesi? Gene fazlaca düşündüğümü farkedip yataktan kalkmak için hamle yaptım. Günlük rutinlerimi hallettikten sonra üstümü değiştirmek için tekrar odama döndüm. Son sınıf'ı okuyan bir lise öğrencisiyim. Haliyle (kendimce beni yoran) bir sürü sorumluluğum var. Ve bunlardan bir tanesi de okul'a gitmek. Çantamı hazırlarken çekmecenin üstündeki kol saat'imi fatkettim.              -Aybüke'nin hediyesi...- diye düşünmeden edemedim. Bence bir insan'a verilebilecek en güzel hediye zaman. Saat'e her baktığımda zaman'ın benim için ne kadar değerli olduğunu hatırlıyorum. Ve bu (her ne kadar yanımda olamasada) verdiği hediye ile idrak etmeni saylayan dostum sayesinde oluyur.
       
       
      Annem ve babam çalıştığı için, genelde haftaiçi dışarıda ve aybüke ile kahvaktı yapardım. Ama bugün aybüke okula gelmeyecekti. Bende evde kahvaltı yapmayı uygun gördüm. Nedense zor bir gün geçirecekmişim gibi bir hisse kapıldım. Telefonumu alıp -en azından bir günaydın yazmalıyım- diye düşündüm. GÜNAYDIN! Peki ya içimiz?
      Daha fazla oyalanmadan okul'a doğru yol aldım.
       
       
      Daha 2. ders'te olmamıza rağmen düşüncelerim beni esir almıştı. Ders'te olmasam kitap okurdum. Okumak her zaman daha cazip gelmiştir bana. Zira okumak geliştirir, düşünmek ise yorar. Telefonuma  gelen mesaj titreşimiyle kendime gelmem bir oldu. Hoca'ya çaktırmadan mesaj'a bakmaya çalıştım.
       
      GÖNDEREN: aybüke
       
      Sanada günaydııııın bayan DÜŞÜNEN.
      Bir adet beyaz tavşan hastane'ye doğru yol almış durumda T-T 
      Aaa bu arada aceba okul çıkışı bir şeyler mi yapsak?
       
       
      Aybüke'nin yazdığı mesaj ister istemez gülümsetmişti beni. Bana adımla hitap yerine  bayan düşünen demeyi tercih ediyordu. İlk zamanlar saçma gelsede şuan bizim için fazla anlam yüklü iki lakap haline gelmişti. Daha fazla bekletmeden cevap verdim.
       
      GÖNDERİLEN: aybüke
       
      Bu görüş mantıklı bulundu^-^ okul çıkışı kapıda beyaz tavşan'ı bekleyeceğim. Yalnız fazla beklemem haberin ola.
       
      GÖNDEREN: aybüke
       
      Ok. Dakik bir tavşan olarak seni bekletmeyeceğim.
       
      Sanırım telefonu cebime atmanın zamanı geldi.
       
      *okul çıkışı -saat 15:05*
       
      Tam kapıdan çıkmıştım ki, aybüke'nin kaldırımda oturduğunu gördüm. Dikkatle yeri izliyordu. Her zaman ki hüzün dolu bakışlarıyla. Her şeyi gizleyebilirsiniz fakat, gözlerinizdeki hüznü gizleyemezsiniz.
       
      Ben 'aybüke' diye seslenmemle gözlerini yerden çekti. Ve gülümseyerek bana baktı. 
       
      Aybüke 'sonunda geldin. 15 dakikadır seni bekliyorum. Ağaç oldum, kök saldım' diyip somurttu.
       
      Ben 'iyi ya işte en azından bir işe yararsın. Ağaç olmak çok faydalı bir şey. Odun da olsan kağıt'ta olsan işe yararsın' diye bir karşılık verdim.
       
      Aybüke 'Aşırı güzel espiri yapıyorsun gene. Ama şuan bunları kaldıramayacağım. Az daha dikilirsek ayakta, açlıktan öleceğim.' Diyerek mızmızlandı. Daha fazla aylakca konuşmadan direk yürümeye başladık.
       
      Yol boyunca sıradan şeylerden konuştuk. Olabildiğince psikolog konusu açmamaya çalıştı. Aybüke'nin bugün okula gelmemesinin sebebi psikolog randevü'sü olmasından dolayıydı. Aslında aybüke'nin büyük bir sorunu vardı. Aile'si. Hatta en başta annesi. Daha fazla bu sorunun altından kalkamayacığını anlayınca, annesinden gizli psikolog tedavisi almaya başladı. Aybüke'nin sesi ile düşüncelerimden sıyrıldım.
       
      Aybüke 'baksana büşra, bugün bizim evin orda bir kedi gördüm. Sanırım hasta, yani boğazıma bir şey takılmış gibi. Kötü öksürüyordu. Senle birlikte o'nu veterinere götürsekya?  Malum ben tek başıma yapamam.
       
      Aybüke küçüklüğünden beri kedi ve köpeklerden korkardı. Bu yüzden bana teklif etmesine şaşırmadım.
       
      Ben 'olur. Ama ilk önce kedi çantası bulmalıyız. Elde taşımak bir hayli zor olur.
       
      Aybüke 'o iş sende canım. Boşuna mı sana açtım konuyu?' 
       
      Daha lafını bitiremeden telefonu çaldı. Meraklı bakışlarımla adeta kim? diye soruyordum. O'da bunu farketmiş olacak ki ANNEM! diye cevap verdi.
       
      Aybüke = efendim anne?
       
      .....
       
      Aybüke =neyden bahsediyorsun? Cidden anlamadım. Şuan büşra ike kafede otururuz. Bir sorun mu var?
       
      ......
       
      Aybüke= bu konuyu gelince konuşalım anne! 
       
      Dedi ve telefonu kapattı. Yüzüne bakan bir insan her şeyi anlaya bilirdi. Belli ki bir şeyler ters gitmiş.
       
      Ben 'ne oldu? Dememle gözlerini tam gözlerimin içine dikti. Hüznü ve endişe saçan gözlerle...
       
      Aybüke 'annem... psikolag'a gittiğimi öğrenmiş. Ve sanki hiç suçu yokmuş gibi bana küstahça -ne zaman delirdinde bizim haberimiz yok- diyip azarladı beni.
       
      Hani bazen olur ya o kısacık bir zamanda, o ölümcül cümleyi duyarsında, hiç bir şey yapamazsın. Içindeki tüm çiçekleri soldurmak için tek bir cümle yeter. Affı ve geri dönüşü olmayan tek bir cümle! Ve bugün bir kez daha fark ettim hepimiz bir "GÖKALTI  HAPİSHANESİN"DE  yaşamaya çalışıyoruz.
       
                      1. Bölüm sonu 
       
    • By Ancaks
      Yo minna ^^
      Gölge desu.
       
      Öncelikle yeni temayı beğendiniz mi? Uzun zamandır değiştirmek istiyordum ama fırsatım olmuyordu. Bugün boşken uğraşayım dedim.
      Evet…
       
      Adı da değişti ama amacı değişmedi. Benim için burası “Zümrüd-ü Anka’nın Evi” olarak yolculuğuna başlamış ve ardından çeviri defterim hâline gelmiş olan bir yer. Defterim benim evimdir…
       
       Bu mantıktan yola çıkarak bu hâle getirdim. Hadi biraz da buranın başlangıcı nasıldı ona bakalım?
      (Biraz uzun ve sitenin altı yıllık geçmişine değinip, Gölge'nin yani benim hakkımda olan bir kısım olduğu için spoiler olarak ekliyorum, okumayı sizlerin isteğine bırakıyorum ;) )
       
       Biraz da mahlaslarım hakkında konuşalım çünkü bu konuda tam bir kafa karıştırma makinesi olduğumu biliyorum:
      Başta mahlasım “ancaks” idi, bu benim yazdığım ilk karakterin adıdır. (Soranlar için diyorum: yazdığınız gibi okuyun, hiçbir anlamı da yok xD)
      Sonra “Anka” olarak değiştirdim. Himitsu FanSub’ı açtıktan sonraydı.
      Şimdi de Gölge’yi kullanıyorum. Neden bu kadar çok değiştirdiğimi bilmiyorum. Her daim, bazı konularda ani karar değiştiren bir insan olacağım sanırım. Muhtemelen bu yüzden sabit kalamıyorum..
       
       Peki burada neler var?
      Burada anime OST’leri var. Ben eskilerde kalıp, hâlâ böyle blog tarzı çeviriler yapmayı tercih edeceğim. Videolar çok uğraştırıcı oluyorlar ve YouTube telifleri çekilmez..
      Eskiden Novel Çevirileri vardı, artık novel çevirilerimi okumak için sizi buraya alayım: Novel Aozora
      Anime-manga çevirilerim için de buraya: Himitsu FanSub
      (Sadece çok keyfi olarak anime çevirmek istersem burada çeviririm o da Hakuouki Movie‘lerinde olmuştu)
      Bunun dışında beni Mabushi Majo‘da da görebilirsiniz  Orada editörüm.
      Ayrıca buraya yakın zamanda blog yazıları da eklemeyi düşünüyorum. Ayrıca yaptığım mini çeviriler, notlar gibi şeyleri de buraya ekleyebilirim. Yedinci yılımıza giriş yaparken bunlar da yapmak istediğim şeyler arasında ama dediğim gibi buranın en temel amacı OST çevirmek 
      Çevirilerim hakkında yapıcı eleştirilerinizi beklerim ^^
      https://animeciejderha.wordpress.com/
       
    • By Vega
      Uzun zaman oldu konu açmayalı, nasıl giriş yapıyorduk buraya? Kapı nerede? 
       
      Bazı seriler vardır, çoğunluk öve öve bitiremez, ama siz sevmemiş hatta bu ne nereden izledim bu seriyi diye söylenmişsinizdir, ama bu söylenmeler hep içinizde kalmıştır, sevmedim dersem kesin döverler diye…
       
      Ya da tam tersi bir durum söz konusudur, çoğunluk seriyi yerin dibine sokarken, ee ama bu güzel nesini beğenmediler dersiniz, ama o dersiniz kısmı hep içinizde kalır.
       
      İşte varsa böyle aklınıza gelen seriler buyurunuz, paylaşınız…
       
      NOT: Tüm animeler büyük emek ve paralar ile yapılıyor eleştirirken lütfen, bu çöp, iğrenç, gibi saçmalıklar ile değil uygun ve saygılı bir dil ile sebeplerinizi yazınız, kimse kimsenin beğendiği veya beğenmediği animeyi aşağılama hakkına sahip değildir. Bu tür yorumlar görüldüğü takdirde silinecektir.
       
       
       
       
    • By anime-magaza
      Merhabalar arkadaşlar...

      www.animemagaza.com
      2010 yılından itibaren siz anime, manga ve oyun severlere hizmet vermekte olan www.animemagaza.com alışveriş sitemiz kısa bir aradan sonra yeniden sizlerin hizmetinde Anime figürleri
      Yine en kaliteli ve güvenilir hızmet vermeyi ve en hızlı biçimde ulaştırmayı bir amaç edinmiş olup, populer animelerden olan Naruto ,Bleach, OnePiece, Fairy Tail ve birçok anime , manga , oyun ve film ürünlerinin bulunduğu cosplay , figür ve aksesuar satışımız siz değerli müşterimizin hizmetine sunmaktan gurur duyarız. Anime ürünleri
      Animemagaza işini birlikte yaptığı herkese saygıyı ön planda tutar.
      Gerek müşterileri gerekse çalışanları, gerekse toplum için temel değeri saygı olan kurumumuz prensiplerinin saygıdan geçtiğine inanır. Anime eşyaları
      Animemagaza olarak verdiğimiz sözü yerine getirirken, etik değerlerimizden ödün vermez, beklenen kalite standartlarında, bilgi güvenliği ve gizlilik esaslarına saygılı, hızlı ve aktif davranırız.
      Profesyonellik, bizim müşterilerimizin hakettiği hizmet anlayışıdır.
      Animemagaza olarak müşterilerimiz asla madur etmeyerek 7/24 online canlı destek vermekle beraber ürün siparişinden teslimatına kadar takip ve destek vermekteyiz.
      *Hergün yeni ürünler eklenmektedir.
      ödeme seçenekleri: HAVALE,EFT,PTT POSTA ÇEK VE KREDİ KART İLE TAKSİTLİ ALIŞVERİŞ.

      Saygılarımızı sunar keyifli alışverişler dileriz.
      ---------------------------
      instagram: https://www.instagram.com/animemagaza/
      facebook: https://www.facebook.com/AnimeMagaza
      email: [email protected]

      www.animemagaza.com
       
       

       
    • By jans09
      MÜHÜRblog   Kısaca: Ame, 4 yaşında yaptığı yanlış bir büyü sonucu güçlerini kaybeder ve aynı zamanda babasının ölümüne neden olur. Üstelik bir insanı hiç bir iz bırakmayarak yok edecek kadar güçlü olan bu büyü yasaklıdır da. Aradan geçen 15 yıl boyunca buna inanan Ame bir gün nereden geldiğini anlayamadığı bir ses duyar ve bu ses ona son 15 yıldır doğru olduğunu sandığı şeylerin yalan olduğunu anlatmaktadır. Hikayemizin başladığı bu noktadan sonrası Ame'nin doğruları ve büyü gücünü arayış macerasıdır. Keyifli okumalar...   Kişiler ve bazı özellikleri (Güncel)   Adı geçen yerler   Adı geçecek olan bazı büyülerin isimleri ve özellikleri  
       
      Adı geçecek olan silahlardan bazıları  
       
      Her türlü hata bildirimine açığım. Gözünüze çarpan imla ya da harf hatalarını bildirir misiniz? 
        İlk 10 Bölüm      
      11 - 20. Bölümler        XXI. Bölüm 
      19/04/2016 Neredeyse sabah olmak üzereydi. Zannettiğinden daha derin uyumuştu. Oysa yatarken heyecandan uyuyamayacağını sanıyordu. "Biraz hava almaya çıkmak en iyisi olacak." diye düşünüp odasından çıktı. İkinci kattan aşağı baktı. Asaliya'ya onlarla beraber Karden de gelmişti. Aşağıdan gelen tütün kokusu çok keskindi. Salona indi. 
      - Ah demek seni de uyku tutmadı. dedi yaşlı kadın.
      - Aslında tam tersi yatar yatmaz uyumuşum. 
      - Gençler daha çok dinlenmeli. Neden kalktın peki?
      Karden'in gözlerindeki ifadeden endişeli olduğu belliydi. Ame ona Kyats konusunda soru sormak istiyor ama bir türlü cesaret edemiyordu. 
      - Bilmiyorum sanırım küçüklüğümden bu yana hep tarlada çok yorulduğum ve sabahları erkenden kalkıp tarlaya gitmeye alıştığım için olsa gerek. 
      - Alışkanlıklar ha?
      - Hımm...
      - Kardeşinle iyi anlaşır mıydınız?
      - Aslında tam olarak her şeyi hatırlamış değilim ama... Sanki beni her şeyden koruyan oydu.
      - Yarın için heyecanlı mısın?
      - Sanırım korkuyorum. Sino olmaması ihtimalinden, ölmüş olması ihtimalinden, ruhunun hala neden huzura eremediği düşüncesinden... Yaşıyor olmasını daha çok isterim. Değişken konusunda bilgili değilim ama Kyats'a baktığımda daima acı görüyorum. Aynı şeyi yaşamak istemiyorum hatta korkuyorum.
      - Evet Kyats çok güçlü biri ve çok güçlü de bir değişken ruhuna sahip.
      Karden Ame'nin gözlerine baktığında daha fazlasını öğrenmek istediğini görüyordu ama bu hikayeyi Kyats'tan başkasının anlatması uygun düşmezdi. Olaya şahit olan bir kaç kişi hariç kimse neler olduğunu bilmiyordu. Gençler ise değişken için bir ruh gerektiğinden başka bir bilgiye sahip değildi. Kuramaun hariç.
      - Ben gidip biraz hava alacağım, deyip kalktı Ame.
      - Fazla uzaklaşma. Erkenden kahvaltı edilecek ve yola çıkılacak.
      - Uzaklaşmayacağım. Eğitim alanında olacağım. Belki bu sabah beni seçmek isteyen bir silah bulurum ne dersin?
      Karden, Ame'nin yüzündeki gülümsemenin ne kadar endişe dolu olduğunu gördüğünde içinde bir acı duydu.
      - Ona anlatmalısın.
      - Kyats! Ne zamandır...?
      - Kuramaun'a anlatırken her şeyi neredeyse tekrar yaşamış oldum. Ame'ye de bunları anlatacak kadar güçlü değilim sanırım. Aze... Aze çok özel biriydi. 
      - Bu senin suçun değildi. 
      - Ohta hazır mı?
      - Evet. 
      - Umarım kızın ruhu Ohta ile birleşebilir.
      - Ame onun ölmemiş olma ihtimalini düşünüyor.
      - Umarım öyle olur. 
      Kyats belindeki soğuk madene dokundu. Ohta bir çok madenin alaşımından ve özel büyülerle yapılan bir silahtı. İçinde ruh olmadığında kenarları keskin dahi olmayan düm düz, sivri uçlu bir demir çubuktu ama her türlü silahtan ve kalkandan daha güçlü bir alaşımı vardı. Savaş esanasında içindeki mühürlü ruh devreye girerek düşmana kullanıcısının tüm büyü ve fiziki gücünü net bir şekilde yansıtabiliyordu. Tabii iyi geçinmek koşuluyla... Sopanın baş kısmındaki çıkıntıda bulunan mührün damgasına dokundu. Aze'nin renkleri, capcanlı bir kırmızı ve belli belirsiz açık bir lila Ohtanın tepesinde dans ediyorlardı. 
      - Aze ile silah ve kullanıcı olarak bu kadar iyi geçinebilmeniz şaşırtıcı. İkiniz de birbirinizden asi ve asabisiniz. 
      - Haklısın.
      - Dramul, "Son dileğini reddedecek kadar kalpsiz değilim." dediğinde çılgına dönmüştün ama reddedememiştin. Sanırım sen de Ame kadar korkuyordun. 
      Kyats güldü. 
      - Aslında hala buralarda olması güven verici ama savaş esnasında onu kullanmak çok yorucu ve acı veriyor. Benden aldığı enerjiyi düşününce, beni koruma iç güdüsünün ne kadar yüksek olduğunu görebiliyorum. Karden, tekrar rica ediyorum Ame'ye sen anlat. Kura, Knıd konusunda hala şokta. Aynı şeyi kimse yaşamamalı.
      - Evet. Kura bileşim esnasında Knıd'ın duyduğu acıyı hissedince günlerce kendine gelemedi. Keşke Ame ile konuşan...
      - Bunu Kura'ya teklif dahi etmemeliyiz. Dramul da Kura'nın anlatmamasından yana. Kura ile Knıd çok yakındı. Knıd benim durumumu o kadar özel görüyordu ki Dramul'dan aynı şeyi istedi ve sonucunda yaşanan şey Kura'nın tüm dengesini bozdu. diye çıkıştı aceleyle.
      - Hey hey... Konuşan ben olmasaydım diyecektim bu kadar asabiyete gerek yok genç adam. Her neyse biraz da Ame ile ilgileneyim. Belki kendisine bir silah bulur. Kura'dan sonra kimse hali hazırda silahı olan birine değişken teklif edecek kadar çılgın değil. 
      Kyats sessiz kaldı. Karden yavaşça yerinden kalktı. Eğitim alanına gitmek için dışarı çıktı. Elleri terliyor, kalbi deli gibi atıyordu. Lafa nereden başlayacağını düşünmek keyfini kaçırmıştı. 
      - Onca yıl nelerin üstesinden geldin ama bununla baş edemeyecek kadar bunadın ha? 
      Ame, Karden'in geldiğin görünce durdu. Elindeki kılıca baktı. 
      - Daha çok çalışmalıyım. Yaşıtlarımın yeterince gerisindeyim hatta ufaklıklar bile beni geçmeye başlayacak. dedi gülerek. Ama Karden'in tek gördüğü gülümsemesinin altındaki dehşetle karışık endişeydi. Gerçekten çok korkuyordu. 
      Karden eğitim alanının etrafını saran çitlerin dış tarafında duruyordu.
      - Kardeşin yaşıyor olsa ne hissedersin?
      - Tabii ki de çok mutlu olur ve onu koruyabilmek isterdim. diye atıldı Ame. 
      Karden ellerini sıkı sıkı önünde birleştirip derin bir nefes aldı.
      - Az önce Kyats ile konuştuk. Sana değişkeni benim anlatmamı istedi. dedi. Bir süre Ame'nin tepkisini bekledi. Ame'nin yüzündeki ifade bilmek istemediği bir şeyi duymak zorunda kalan birinin ki gibiydi. "Zaten durumda bu değil mi?" diye düşündü Karden. Ame'nin cevap vermemesi üzerine devam etti. 
      - Kyats, Jugale'den kaçtıktan sonra Karmok'la beraber kalmış. Onu, Karmok eğitmiş. Bu yüzden Kyats çok iyi bir kılıç kullanıcısıdır. Ama o Dramul gibi olmak istediği için gördüğü her türlü silah ve büyü üzerinde ustalaşmaya çalışmış. Bu yüzden de hiç bir silah onu seçmemiş. Karmok uzuca bir süre bunu kendi hatası olarak düşündü. Dramul ve Netrib gibi yetenekli değilse de hırsı sayesinde çoğunda ustalaştı da. Onu savaşırken gördün değil mi Ame?
      - Evet. Elindeki Ohtadan dalgalar yayılıyordu.
      - Ah evet o zaman büyü gücüne tam olarak sahip değildin. Kyats'ın Ohtasında Aze'nin ruhu var. O Ohtayı değişken hale getiren de içindeki ruhtur. 
      - Biliyorum.
      - Dramul ve Karmok yeterince güçlendiklerinde Arigalarla yüzleşmek için yemin etmişler. Sanırım hikayeyi biliyorsun. Baban da onlardan biri. 
      - Evet... Ame cevap verip vermemekte emin olamıyordu. Ama Karden her cümle bitiminde kısa aralar verdiği için kendini bir şeyler söylemek zorunda hissediyordu.
      - Aze, Dramul ile beraber gelen çok asabi ve aktif bir kızdı. Ailesinin yaptıkları onu çok sinirli biri yapmıştı. Babası ve annesi normal büyü sahibi insalardı. Tabii kardeşi de. Köylerinde küçüklüğünden bu yana rengi ve büyüleri farklı olan tek kişi Aze olduğu için korkmuşlar. Jugale'ye giden çocuklarla ilgili aldıkları duyumlardan sonra babası Aze'yi onların gelip götürmesindense kendisi... öldürmek istemiş. 
      Ame, Karden'in son söylediği kelimelerle beyninden vurulmuşa dönmüştü! Babası bile Mamgot geldiğinde bunu düşünmemişti! Mamgot'u hissettiğinde ikisini de ölürebilirdi oysa... Karden'in sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı.
      - Aze, yediği yemeğin zehirli olduğunu anlayınca evden kaçmış. Büyü gücü kuvvetli olduğu için zehir çok yavaş yayılıyormuş. Bu da canını daha çok acıtıyormuş. Dramul ve Jinef Aze'nin çığlıklarını duyarak yanına gitmişler. Her ikisi de yeterince güçlü olduğu için kolaylıkla Aze'yi zehrin etkisinden kurtararak kendilerine katılmasını istemişler. Dramul benim ve Jinef'in onları saklayacak kadar iyi iki kahin ve büyücü olduğumuza karar verdiğinde Karmok ile birleşmeye karar vermişti. Kyats ve Aze bu şekilde tanıştı. Aze, güzel bir kızdı ama asabiyeti ve sivri lafları insanlarla anlaşmasını güçleştiriyordu. Dramul ile tanıştıktan bir kaç yıl sonra bir çok büyüye hakim olmaya başlamış ve silahı olan yay da onu seçmişti. Kyats neredeyse bebekliğinden bu yana Jugale'de olduğu ve tüm büyüleri bildiği için ona saygı duyardı ama herhangi bir silah tarafından seçilmemiş olması ile ilgili çok ağır konuşurdu. 
      _____________________________

      - Ah yorgunluktan öldüm! diyerek yeşil çimenlere Kyats'ın yanına oturdu Aze. 
      -Daha az çalış sen de... diye ruhsuz bir sesle cevap verdi Kyats.
      - Bu kadar iyi büyü yapmana rağmen neden hiç bir silah seni istemiyor anlamıyorum doğrusu. Sözcükleri çok sade olmasına rağmen delici bakışlarındaki alay net seziliyordu. Yeşil gözlerindeki ifadeye bakılırsa Kyats ile dalga geçmeye can atıyor olmalıydı.
      - Çünkü beni seçmelerine izin vermiyorum. dedi Kyats onun çilli burnuna parmağı ile vurarak. Aze acımış gibi yaparak sözlerine devam etti.
      - Saçmalama hepimizden daha çok çalışıyorsun. Her gün bir iki tanesi ile saatlerce idman yapıyorsun. Şu haline bak silah ve büyülerle uğraşmaktan yemek dahi yemediğin oluyor. Kız gibi inceciksin.
      - Benim yapım böyle! Dev gibi kaslar hiç benlik değil. Halimden memnunum ben. 
      - Tobike'ye baksana aramıza katılalı daha beş ay olmasına rağmen ne kadar irileşti. Çünkü sağlıklı beslenip, düzenli spor yapıyor. Biraz örnek al. 
      Kyats çok sinirlenmişti. Bu yüzden düşüncesizce davranıp Jilya ile eğitimde olan Tobike'nin kılıcına ağırlaştırma büyüsü yaptı. Kılıcını kaldıramadığı için şaşkına dönen Tobike Jilya'nın atağından zar zor kaçtı. 
      - Gördün mü kaslar hep işe yaramıyor. dedi gülerek Aze'ye. 
      - Kyats bir daha bunu yaparsan seni delik deşik ederim diye bağırdı Jilya. 
      - Ah üzgünüm! Bir daha olmayacak! Kıpkırmızı kesilmişti utancından. Nasıl bu kadar saçma ve tehlikeli bir şey yapabilmişti?!
      - Git kendine eğlenecek başka bir şey bul! Eğitimimizi berbat etme!
      - Zavallı Tobike sana hiç bir şey diyemedi bile diyerek güldü Aze. 
      - Tabii ki de sonuçta daha çaylak o!
      - Ama senin aksine silahı var. Aze daha sesli bir kahkaha atıp, kalktı ve uzaklaştı.
      ____________________________
      Karden eğitim sahasının az ilerisinde bulunan tahta banklardan birine oturdu. Ame'ye eliyle yanına gelmesini işaret etti. 
      - Netrib doğduğu gün, tüm güçlü Ariga büyücüleri gelmişti. Dramul ve Jinef'in çocuğu olarak ne kadar özel olduğunu tahmin edersin. Jinef'i kaçırmaya geldiklerinde bebeğe bir şey olacağı korkusu ile tam bir saldırı düzenleyememişlerdi. Hamileliği boyunca aylarca çeşitli şekillerde saldırılar oldu ama o gün hepsinden daha farklıydı. Onlar için sağ kalan tek canlının Netrib olması yeterliydi. Yaptığımız kalkan büyüleri işe yarıyordu yaramasına ama Dramul'un aşırı sinirli ve endişeli hali bir çoğumuzun dengesini bozuyordu. Öyle ki bebeği olacağı haberine sevinememişti bile. Endişeleri yersiz çıkmadı. Altıncı ayda saldırılar başladı. Tüm aile buluşmaları ertelenmişti, herkes Vune'de kalıyordu. Ayrı olsak bile Netrib, Jinef'in karnında olmasına rağmen o kadar güçlüydü ki hissetmemek imkansızdı. Vune'nin kalkanını geçebilen tek Ariga Tlogur olmuştu. Öyle korkusuzdu ve güçlüydü ki arkasından kalkanı kapatmış olmamıza ve tek başına olmasına rağmen tüm gücü ile savaşıyordu. Tek hedef bebeği almaktı. Jinef yeni doğmuş olan Netrib'in gücünün bir kısmını emerek Dramul'un asasına mühürledi. Dramul bu sayede gücüne güç katmış oldu. Tlogur ile kapışması çok hızlı ve zorluydu. Tlogur'un elindeki asadan fırlattığı büyüler bir çoğumuza saplanıp bizi güçsüz ve acı içinde bırakıyordu. Elimden geldiğince şifa büyüsü yapıyordum. Daha yeni kendine gelmeye başlayan Jinef az da olsa bana yardım etmeye çalışıyordu. Netrib ise annesinin kucağında uyuyordu. O esnada Tlogur hiç beklemediğimiz bir hamle yaparak kalkanı içeriden kırdı. Hepimizin savaşa ve şifaya odaklanmamızı hedeflemiş ve kalkanı bize unutturmuştu. Kalkan kırılınca Mamgot ve Malukhlar içeri daldı. Hızla kalkanı kapattık ama bu esnada kalkan konusunda bana yardım eden Merz ağır yaralanmıştı. Mamgot içeri girer girmez tüm büyülerini benim üzerimde yoğunlaştırdı. Aze, Kyats ve Tobike ona karşı yetmiyordu. Dramul, Tlogur ile mücadele ediyordu. Üstelik ilk kalkan kırılmasında Tlogur, Karmok'u kalkandan dışarı itmişti. Her ne kadar Marşan onun arkasından gitmiş olsa da dışarıda Malukhların yanı sıra Şhabe ve diğer güçlü büyücülere karşı yeni gelen silahsızlardan biri ile beraber savaştığını düşünmek bile korkutucuydu. Marşan'a bir şey olmaması için normalden iki kat fazla uğraşmalıydı. Merz'den sonra ben ve Tobike de yaralanınca Dramul Jinef'in yanında olan Jilya ya da Pekhu'dan birini Mamgot'un karşısına göndermek istemiş olmalı ki bir an dikkati dağıldı. Pekhu hızla Kyats'ın yanına gitti. Jilya'nın yalnız kalması, Dramul'un bir anlık dalgınlığı Tlogur'un Jilya ve Jinef üzerine atağa geçmesine neden oldu. Saldrısı o kadar ani ve keskindi ki hiç birimiz neler olduğunu anlayamadan Aze kendini Tlogur'un önüne atmıştı bile. Tlogur'un fırlattığı tüm büyülü maddeler bedenine saplanmıştı. O an, Aze yere yığılır yığılmaz Netrib'den inanılmaz bir çığlık yükseldi. O ana kadar sakin sakin uyuyan bebek birden çılgınlar gibi ağlamaya başladı. Sanki aramızdan birinin ölümünü hissetmişti. O esnada neler olduğunu çoğumuz anlayamadık ama Tlogur ve Mamgot ellerindeki silahları kullanamaz hale geldi, Malukhların hepsi çamur yığınına dönüşüp cansızlaşarak düştükleri yerde kuruyup toz haline geldi, bizim tüm yaralarımız iyileşti, hatta Aze'nin ruhunun ayrılması bile yavaşladı. Bu güç karşısında Tlogur ve Mamgot geri çekildi ama güçlendirdiğimiz kalkandan çıkamadılar. Henüz silahlarını kullanamaz haldeyken Dramul, Jilya, Pekhu ve Kyats ikisini de öldürdü. Dışarıda Şhabe ve diğerleri bunu sezmiş olmalı ki bir süre sonra onların büyü güçleri de hissedilmez hale geldi. Herkes şaşkınlık içindeydi. Aze o an son olara Dramul'a fedakar olup olamayacağını sordu. Artık ruh olduğu için bizimle zihin yolu ile konuşabiliyordu. Kyats birden sinirle bağırmaya başladı.
      ____________________________
      - Neden bahsediyorsun sen! Dramul geri çekme büyüsünü yapamaz mısın! Onu kurtaramaz mısın?
      - Kyats neler oluyor! diye çıkıştı Jilya.
      - Fedakar da ne demek! Kaç kişi başarabilmiş bunu!
      Etraftaki herkes şok geçiriyordu. Herkes neler olduğunu anlamıştı. Aze Tlogur'un Ohtasına ruh olmayı teklif etmişti. İkisnin arasında geçen konuşmayı duyabilen tek kişi Kyats'tı. Bu da Aze'nin onun zihnine de girmesi sayesinde oluyordu.
      "- Aze, bu ohtaya uygun olmayabilirsin." demişti Dramul." Ayrıca onu kullanabilecek kimse yok bizim aramızda."
      "- Biliyorum. Ama Ohtayı Kyats'a verip deneyebiliriz." "En iyi silaha sahip olmak isteyen sen değil misin Kyats? Senin için hiç bir silah yeterli değil."
      "- Saçmalama! Kimse senden bunu yapmanı istemiyor."
      "- Dramul lütfen bu sizden son isteğim. Siz de benim isteklerimi dışlamayın. Lütfen."
      Dramul, Tlogur'un Ohtasını aldı.
      - Hayır bunu yapmana izin vermeyeceğim. Bırak ruhu huzura kavuşsun.
      "- Biraz daha seninle kalmak istememi fazla görme Kyats. Keşke daha farklı olsaydı..."
      Son sözleri söylediğinde Dramul onun ohtaya girmesi işlemini başlatmıştı. Ruhu renklerine dönüşüyordu. Kyats'ın kulaklarından, ağzından ve burnundan kan gelmeye başladı. Jinef hemen Netrib'i Pekhu'ya verip Kyats'ın yanına koştu.
      - Dramul! Emin misin?
      - Artık duramam. Aksi takdirde Aze boşlukta yok olacak. 
      Kyats günlerce bilinçsiz yattı. Uyandıktan sonra kimse ile konuşmadı, yemek yemedi, ohtasına hiç dokunmadı, hatta başka bir silahla idman ya da büyü çalışması bile yapmadı. Aze'nin bedeninden sonra ruhunu da öldürdüğü düşüncesine kapıldı. aradan iki yıl geçtikten sonra Satseilo'nun köyündeki baskına giden grup saldırıya uğradı. Kyats gruba yardım için giden birlikteydi. O zamana kadar hep kılıç kullanmıştı. Ariga grubundan biri Kyats'ı bağlama büyüsü ile hareket edemez hale getirdi. Hedefi Kyats'ın belindeki Tlogur'a ait Ohtayı almaktı. Ama Değişken aktif oldu. Hepimiz Kyats'ın kullanımı ile aktifleşeceğini beklerken kan kırmızı ve lila renkler ohtadan sızmaya başladı. Kyats ilk defa ohtayı belinden savaşmak için çıkarmıştı.
       
      Bölüm XXII
      10/10/2016
      Ame, Kyats ve Aze’nin hikayesini dinlediğinde kardeşinin yaşamasını daha da çok diledi. Kuramaun’un Knıd ile olan başarısız birleşimini duymak bile istemiyordu. Bir an Karden’in bunu da anlatıp anlatmayacağını düşündü. Yaşlı kadının yüzüne baktı. Karden sanki Kyats’ın Aze ile yaptığı o ilk savaşı düşüncelerinde tekrar yaşıyor gibi dalmış gitmişti. Ne birleşim sırasında olanları tam anlatabilmiş ne de o savaştan bahsetmişti henüz. Tek bildiği çok acı verdiği, Kyats’ın kulaklarından, ağzından ve burnundan kan geldiğiydi. Merakı daha fazlasını öğrenmek istemesine neden oluyor korkusu ise kulaklarını tıkayıp hiçbirini duymamış gibi davranmaya itiyordu. Aniden Dramul’un sesi ile irkildi.
      - Birazdan ayrılacağım. Gappo’dan daha fazla uzak kalamam.
      - Evet. Haklısın.
      - Kyast yola çıkacak olanları belirlemiş olmalı. Artık sen de Dışe’ye dönsen iyi olur.
      Asaliya’da kaldıkları yere Kyats Dışe adını vermişti. Ame’nin yaptığı kalkan büyüsü büyü gücü çok yüksek olanlar geldiğinde ince ipektenmişcesine bir altın renginde belli olduğu için koymuştu bu adı. Karden’in ne ara gittiğini bile anlayamamıştı Ame.
       Sanırım Kura’ya olanları ve savaşı dinleyemeyeceğim diye düşündü. Bu çok şaşırmasına neden oldu. Dinlemek istemediğini sanıyordu ama aslında ne kadar istediğini anlamıştı bu sayede. Sino eğer öldüyse onu ohtaya mühürleyip hep yanında mı tutmalıydı yoksa? Ame birden olduğu yerde durdu. Bu düşünceler neden birden bu kadar katı bir şekilde aklına yerleşmişti. Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu? Olacaklara kendini bu şekilde mi hazırlayacaktı? Daha umutlu düşünmeliydi. Sino yaşıyor ya da kurtarılacak durumda olmalı diye düşündü.
      Dışe hareketlenmeye diğerleri de uyanmaya başlamıştı. Birçok kişi durumun ciddiyetinden yeterince haberdar değildi ve bu yüzden her zamankinden farklı bir manzara yoktu. Sadece hafif bir gerginlik vardı ki o da Ame’nin kız kardeşinin kurtarılmaya gidileceğine dair heyecanla karışık bir gerginlikti. Kyats yemekten sonra gidecek olanları açıklayacak, gidecek olanlara durumu anlatacak ve birkaç gün sonra da yola çıkılacaktı. İsimler ve Kyats’ın kararı neredeyse herkesi paniğe sürüklemişti.
      Gicecek olanlar Kyats, Ame, Marşan ve Tama idi. Baara ve Nesij bir yana diğer şehirlerdeki daağuelerin hiç birinden seçilen olmamıştı. Herkes Asaliya’dandı. Dahası Asaliya’dakilerin Vune, Dığe ve Hujj’a dağıtılmasına karar verilmişti. Baara, Nesij ve birkaç genç daha buna karşı çıtı. Kyats sert bir şekilde;
      - Ben ve Marşan burada olmayacağız. Bu tuzak olabilir. Asaliya’yı boşaltma nedenim bu. Asaliya dışında kimseyi seçmememin, deneyimli kahinlerin yerine özellikle Tama’yı götürme isteğimin nedeni de yine aynı. Eğer bu bir tuzaksa Jinef, Karden ya da Jan Tama’ya daha kolay ulaşacaktır. Ame ve Marşan’a gelirsek, Ame zaten bulunmalı ve Marşan’la çatışmaya girmek birçoğunuzdan daha rahat. Öncelikle ast üst ilişkisi var ve en az benim kadar iyi.
      Böylece neden Pekhu, Jilya, Karmok ya da dramul’u yanına almak istemediği belli olmuştu. Bu grubun dışındaki herkes geriden destek olmak için hazırda bekleyecekti.
      Dramul bunun farkına vardığı için gitmiş olsa gerek diye düşündü Ame. Hiçbir zaman yanılmamıştı şimdi olduğu gibi. Kyast mutlaka Karmok, Kurama ve Dramul ile bu konuyu tartışmış daha sonra diğerlerine açmış olmalıydı. Özellikle Karmok gibi ani çıkışları olan biri buna kesin karşı çıkardı.
      Ame gün boyunca önce Marşan daha sonra Tama ve Kyats ile çalışmalar yaptı. Birbirlerine ve tarzlarına alışmaları gerekiyordu. Onlar kendi aralarında zaten oldukça iyi anlaşıyorlardı. Tama’nın, Vune’den değil de Dığe’den geliyor olmasına rağmen Kyats ve Marşan’a alışma süresi uzun süredir bu grupta olmanın verdiği tecrübe ile kısa sürmüştü. Ame için aynı şey geçerli değildi. Tama neredeyse hiç konuşmuyordu ve Ame düşünce kanalları ile anlaşmaya henüz alışamamıştı. Kyats ve Marşan’la daha kolay oluyordu çünkü tek yapmaları gereken şey birbirlerinin arkasını kollayarak savaşmaktı. Bu yüzden de karşılıklı savaş stil ve hareketlerine alışmak yeterliydi. Fakat Tama bir büyücü olduğu için kılıç elde gitmekten daha farklı bir stile sahipti. Ame’yi ve diğerlerini koruyacak ve onlara gerektiğinde direktifleri verecek olan kişi Tama’ydı. Tama ile yaptıkları çalışma üçlü oluyordu ve birinde Ame neredeyse ölecekti. Çalışma ormanda geçiyordu, Kyats ile Marşan Tama ile Ame’nin düşmanı rolündeydiler. Tama, Kyats ve Marşan’ın hareketleri ile Ame’yi bilgilendirmeli Ame ise ona göre hareket ederek savaşmalıydı fakat Tama ile frekansları hiç uyuşmuyordu. Kyats’ın kılıç darbesinden son anda sıyrılmıştı. Birkaç tel saçı dışında bedenindeki her şey yerli yerindeydi. Tabii bir de yaşadığı korku dolu dakikaların getirisi olan kalp atışları hariç.
      - Acaba sadece kendi görü yeteneğimi mi kullansam? diye sordu Kyats’a.
      - Hayır. Tama ile olmaya alışmalısın. Görü yetin var diye onu bu şekilde dışlayamazsın. Ayrıca gücüne ihtiyacın olabilir.
      Kyats her zamankinden daha sert ve ciddi görünüyordu. Üç olarak kararlaştırdıkları gün dört olmuş nihayet Tama ile Ame frekanslarını yakalayabilmişti. Tama, Ame’nin direnişi olmadan zihnine giriyor Ame ise olmayacak yerlere girmeyeceğinden emin zihnini Tama’ya açabiliyordu.
      - Sanırım Dramul, Jinef ve Kuramaun’dan sonra kanallarım konusunda fazla hassaslaştım, dedi Tama’ya.
      - Haksız da sayılmazsın. Dramul ve Jinef bu konuda beni Kura kadar şaşırtmamıştı. Küçük bir çocuk benim kanalıma nasıl girebildi diye dikkatsizlik ettiğimi düşünmüştüm. Neyse ki onun dedikleri gibi farklı olduğunu anlamam fazla zaman almadı.
      Ame Kura ile ilgili şeyleri dinlemeyi hep sevmişti. Netrib ve Kura ile ilgili o kadar çok ve çeşitli hikaye duymuştu ki. Herkesle bir yaşantıları vardı.
      Dışe’ye döndükten sonra Kyats sabah yola çıkacaklarını ve dinlemeleri gerektiğini söyledi. O öğleden sonra çalışma yapılmamış, Baara, Nesij, Lami ve Sate Kurama’nın yanına Açba’daki Hujj’a gönderilmişti.
      Kyats o gece yatmadan önce onlarla son bir konuşma yaptı. Marşan ve Tama olan biteni duyduktan sonraki gerginliklerini atmış gibi görünüyorlardı.
      - Yarın ne olursa olsun hepiniz canlı kalmak için uğraşın. Birbirinizi ve kendinizi koruyun. Asla düşüncesizce bir harekette bulunmayın. Dört gün az bir süre biliyorum ama hepimiz birbirimizi yeterince tanımasak da anladığımızı sanıyorum. Daha önce de konuştuğumuz üzere bu basit bir kurtarma operasyonu değil. Sonuçları birçok nedene bağlı olarak değişebilecek bir durum. Tekrar tekrar aynı eyleri söylemek istemiyorum ama durumun ciddiyetini anlayın. Sino ölmüş olabilir, ölmemiş olabilir, ölmemiş ve bizim tarafımızda yer alacak olabilir, ölmemiş ve karşı tarafın yanında olabilir. Her duruma karşı hazırlıklı olmalıyız. Tama çok yorulacaksın biliyorum ama Pserey köyüne yaklaştığımız an tüm iletişim ve görü kanallarını açmalısın. Sana başka bir iş düşmemesini sağlayarak korumak için elimizden geleni yapacağız. Marşan ve Ame zorda kaldığınızda birlikte hareket edin. Benim zorda kaldığımı gördüğünüzde ise paniklemeden bir çaresine bakın. Hızlı ama doğru düşünün. Ame kendini çok zorlama ve bize güvenmekten de asla vazgeçme. Güvenmemen gereken kişiler olsaydık seninle bu yola asla çıkmazdık. Yarın gün doğumundan önce girişte Bjerin önünde olun. Jugale’den geçeceğiz.
       
      BÖLÜM XXIII
      25/10/2016
      - Jugale mi? diye şaşkınlıkla bağırdı üçü birden. Marşan bile şaşırmıştı bu duruma.
      - Evet. dedi Kyats sakince. Sanki her zaman yaptıkları bir şeymiş gibi.
      - Ama nasıl? Pserey Köyüne kuzeyden, Vuneden gidilemez mi? dedi Marşan, şaşkınlığı üzerinden ilk atan o olmuştu.
      - Tabii ki gidebiliriz ama bu bekledikleri bir şey olacak. Sonuçta Safon, Pserey Köyüne gideceğimizi biliyor ve bunu ya kuzeydeki Vuneden ya da Jagale sınırlarını dolaşarak yapmamızı bekliyor olacak. Büyük ihtimalle herkes alarma geçmiştir. Asıl anlamadığımız şey neden bu kadar zahmete girdikleri…
      - Acaba Ame yüzünden mi? diye kendi kendine yüksek sesle düşünmüştü Tama. Ame’nin kendisine baktığını görünce kızardı birden. Yani demek istediğim daha önce de seni test etmek için benzeri bir şey yaptılar. Yine bir şeylerin peşinde olmalılar diye düşündüm sadece.
      - Kesinlikle bir şeylerin peşindeler ama ne olduğunu kestirmek biraz güç. dedi Kyats.
      - Peki nasıl gideceğiz? Vune'den ya da Jugale'nin doğu veya batısından dolaşmayacaksak nasıl?
      - Jugale’deki Bjer ile.
      - Jugale’de Bjer mi var? diye atıldı Marşan. Ne zamandan beri...?
      - Aslında bilmiyoruz. Netrib orayı henüz dört yaşındayken bulmuş ya da bir şekilde yapmış. Başta yanlışlıkla oduğunu sanıyorduk ama asıl amacı devamlı bahsettiğimiz Jugale’ye gitmekmiş.
      - Bjeri onun açtığını mı sanıyorsunuz yani?
      - Emin değiliz ama evet. Küçük yaşta bunu yapması imkansız gibi görünüyor ama onun gücünün boyutunu düşünürseniz mümkün de.Kyats Marşan'ın sorularına sıkılarak yanıt veriyordu.
      - Neden açmış peki?
      - Kuramaun’un annesini kurtarmak için. Kura daima annesini Jugale’den kurtarmak istedi. Hala da bu konuda umut etmeye devam ediyor. Tabii hepimiz onun yanındayız fakat Jinef, Jan ve Karden henüz annesinin yerini tesbit edemediği için hiç harekete geçemedik. Kura, annesinin Jugale’deki kalede olduğundan o kadar emindi ki Netrib kendisinin bile nasıl olduğunu anlamadan Jugale’ye o Bjere gitmiş ya da bizzat açmış.
      - Netrib’den beklenecek bir hareket, dedi Tama. Ne o, ne de Ame az önceki Marşan’la Kyats’ın diyaloğuna karışmamış sadece dinlemişti ama Tama, Netrib’in küçüklüğünden bu yana bir çok şaşırtıcı hareketine şahit olduğu için Ame ve Marşan kadar sarsılmamıştı.
      - Jugale’dekilerin bu Bjerden haberdar olup olmadığını bilmiyoruz. Fakat şimdiye kadar varlığını bildiklerine dair hiçbir ize de rastlanmadı. Jugaledekilerin gücü küçümsenecek gibi değil. Sadece generaller değil Safon ve Taman’da dikkat edilmesi gereken güçlü büyücülerden. Üstelik Safon eskiden bizimleydi. Çoğumuzun hareketlerini okuyacak yeteneğe de sahip.
      - Peki oraya 'biz' nasıl gideceğiz? Netrib’in bizimle gelmesi ihtimalini düşümek bile istemiyoruım.
      - Yoksa peşinde oldukları şey o mu? diye atıldı Tama.
      - Hayır, Netrib bizimle gelmeyecek… Ama-
      - AMEEEEE! Kura’nın kızgınlık dolu sesi ile Kyast’ın sözü yarıda kesilmişti.
      - Kura mı? şaşkınlıkla Kyats’a bakıyordu  Marşan.
      Kura inanılmaz sinirli görünüyordu. Nefes nefese kalmış eli ile kapıya dayanmış sinirli bir şekilde bir Ame’ye bir Kyats’a bakıyordu.
      - Bizi Bjere Kuramaun götürecek. dedi Kyats gözlerini Kura’dan ayırmayarak.
      Kyats sözlerini bitirir bitirmez Kura saniyeler içinde yukarı çıkıp Ame’nin yakasına yapışmıştı. Hala nefes nefeseydi. Dramul olanları anlatır anlatmaz Bjere koşmuş ve Asaliya’ya gelmişti. O kadar sinirlenmişti ki bir Ame’ye bir de Ame'nin tam arkasında duran Kyats’a dönerek sorular sormaya başladı.
      - Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Kız kardeşini ohtaya tıkmak da ne demek? Kyats buna nasıl izin verirsin? Kendini geç benim neler yaşadığımı bilmiyor musun? Ame, o senin kız kardeşin ona bunu yaşatamazsın! Kyats sana hiçbir şey anlatmadı mı?
      - Kuramaun. Sakin ol. dedi Dramul.
      Hepsi birden kapıya döndü. Belli ki Dramul Kura’nın arkasından gelmişti.
      - Nasıl sakin olabilirim.
      - Sana daha olanları tam açıklamadan çıkıp gittin! İnsanları dinlemeyi öğrenmelisin! Ame’nin kız kardeşi ölmemiş olabilir. Jinef de Jan da onun varlığını Pserey köyünde hissedebiliyor. Sadece çok cansız fakat hala orada. Ayrıca kimse kimseyi ricasını almadan ohtaya sokamaz bunu sen de Kyats da çok iyi biliyorsunuz. Şimi otur ve sakinleş!
      Dramul Kyats’a dönerek;
      - Üzgünüm olayı doğru dürüst anlamadan yanımızdan kaçtı. Onu Jinef bile durduramadı. dedi  Kura’ya dönüp dik dik bakarak. Döndüğümüzde Jinef’e bir özür borçlusun Kura!
      Daha sonra diğerlerine dönerek;
      - Sanırım Kyats sizinle konuşmasını henüz bitirmemiş.
      - Ah bitmek üzereydi. Sadece Jugale’deki Bjer biraz akıllarını karıştırdı.
      - Jugale'deki Bjeri Netrib bulmuş. Bildiğiniz gibi yer değiştirme büyüsünde en iyi olanımız Kura. Sizi oraya o götürecek. Pserey Köyüne yakın sayılır. Orayı henüz keşfetmediklerini düşündüğümüz için Pserey’e gitmenin en kolay yolu bu gibi görünüyor.
      - Bir şartım var yoksa kimse hiçbir yere gidemez…  diyerek araya girdi Kuramaun.
      Hepsi birden ona döndü. Dramul neler olduğunu tahmin etmiş gibi ona bakıyordu.Nazik ama isteksiz bir bakışla...
      - Ben de sizinle geleceğim.
      - Tamam. Kyats’ın bunu kabul etmesine Dramul bile şaşırmıştı. Karşı çıkacak gibi atıldı ama vazgeçti. Kyats’ın bir gerekçesi olmalıydı.
      - Bizimle gelebilirsin. Ame’nin yalnız kalacağı bir an olması ihtimali bile beni ürkütüyordu. Fakat benim de şartlarım var. Şartlarım derken Kuramaun’u dikkatle süzüyordu. Ame’nin gölgesi gibi olacaksın. Yanından asla ayrılmayacaksın. Aramızda sahip olduğu yeteneği silahına aktaramayan tek kişi o. Ve herhangi bir karar aşamasına gelindiğinde olayları akışına bırakarak müdahale etmeyeceksin.
      - Kızın ohtaya girmesi gibi mi?
      - Aynen. Aksi takdirde yanımızda işin yok. Ayak bağı olduğunu asla düşünmem çünkü çok yeteneklisin fakat duygusallaşmanı da istemem. Kabul ediyorsan gel kabul etmeyeceksen de başka bir yol bulmaya çalışırım.
      - Tamam kabul ediyorum. Olaylar akışına bırakılacak ve ben herhangi zorunlu bir durum olmadıkça Ame’den bir saniye bile ayrılmayacağım.
      - Hiç bir surette ayrılmayacaksın. Zorunlu bir durum olmaması için Marşan,Tama ve ben varız. Kafana göre davranmak yok Kura.
      Kuramaun’un sıkıştığı çok belliydi fakat kabul etmekten başka çaresi yoktu. Ya kabul edecek ve gidecekti, ya sadece sessizce onları Bjere gönderecekti ya da daha kötüsü başka bir yol seçmelerine ki bu Vune ile gitmek veya Jugale'nin etrafından dolaşmak demekti, göz yumacaktı. Gitmek istiyordu. Hem de çok istiyordu. Belki Tama ya da Ame orada annesini hissedebilirdi. İkisinde de aynı yetenek vardı ne de olsa…
       
      XXIV. Bölüm
      09/11/2016
      - Ne annen mi?
      - Evet. Yani oralarda bir yerlerde yanınızda olmama rağmen benimkine benzer bir güç hissederseniz eğer, bu o civarda olduğu anlamına gelir ve onun için de bir şeyler yapabiliriz… Belki.
      Tama ve Ame ilk defa Kura’yı bu şekilde mahcup görüyorlardı. Kendisi hissedemediği için onlardan rica etmişti. İkisi de severek kabul ettiler.
      -Tabii!
      Kura bakışlarını Kyats’a çevirdi. Tedirgindi. Jugale yakınındaki görevlere giden tüm kahinlere rica ederdi bunu. Hiç reddedilmemişti bu isteği ama Kyats konusunda tedirgindi.
      - Tamam, Tama ve Ame bu konuda uyanık olacaklar. Fakat Sino meselesinden sonra. Önce Pserey köyüne gidip bu işi halledeceğiz. Anlaştık mı, Kura?
      - Evet. Tabii diye hevesle atıldı. Birden korkuyla sordu; Peki ya hissederlerse ve bizim zamanımız veya gidecek durumumuz olmazsa ne olacak?
      - O zaman hemen bizimle iletişime geçilir ve yeni bir ekip hazırlanır. Sadece bu dörtlüden ibaret olmadığımızı biliyorsun, üstelik sana yardıma daima hazırız, diye cevap verdi Dramul.
      Kuramaun’un eski canlılığı çok geçmeden yerine gelmişti. Ama Ame’yi bir köşeye çekip sıkıştırmayı da unutmadı.
      - Ame, Knıd ve benimle ilgili bir şeyler söylemişlerdir kesin. Dengesinin ne kadar bozulduğu renklerinin değişiminden belli oluyordu. Saçları rengarenk olmuş gözleri de devamlı renkten renge giriyordu. Öyle ki odadakilerin hepsi aynı durumdaydı.
      - Evet, olanları biliyorum.
      - Knıd çok sakin ve cana yakın biriydi. İkimiz de Dramul’a ve Kyats’a hayrandık. Kyats derken sesini iyi ce alçaltmıştı. Gözlerinde endişe dolu bakışlarla devam etti; Kız kardeşin için de kendin için de bu konuyu dikkatle düşünmelisin. Neredeyse iki yıl oldu ama ben hala olanları atlatabilmiş değilim. Farkındaysan Kyats bile o kadar sene geçmesine rağmen bu konuda çok duyarlı. Grubun başına geçmesi ilk önce beni sinirlendirmiş olsa da mantıklı düşününce duruma en kolay hakim olacak kişi de o.
      - Herkes Bjere toplansın. dedi Marşan.
      Ame Kuramaun’a bir süre baktı ve elini uzatıp;
      - Merak etme, Sino hayatta, nasıl bilmiyorum ama bunu hissediyorum. Buna inanmak istiyorum. Sino o ohtaya girmeyecek. İçimdeki sese güveniyorum.
      - Ben de “sana” güveniyorum. Haydi gidelim.
      Hepsi Bjerin önünde toplanmıştı. Kura’nın yaptığı taşıma büyüsünün etkisini rahat göstermesi için Jinef ve Karden’in yaptığı Bjeri mühürleyen büyüler bir süreliğine ortadan kaldırılıp, onların oraya gitmesine olanak sağlandı. Kapı normalde gri bir renk alırdı ama bu sefer koyu ve mat bir sarı renge bürünmüştü. İlk geçen Kyats oldu. Arkasından sırayla Tama, Ame, Kura ve son olarak da Marşan geçti. Kura‘nın yorulacağından ya da ters bir etki edeceğinden şüphelendikleri için Ame’de Tama da şifa büyüsü için hazır bekliyordu. Tama, Ame’ye bir bakış atıp;
      - Gücünü buna harcama. İleride lazım olacak, dedi.
      Ame biraz utanmıştı. Sonuçta Tama bir şifacıydı ve onun yanında ukalalık eder gibi olmuştu.
      - Üzgünüm, diyebildi.
      - Üzülme, bana güven. Diğer şifacılar kadar tecrübeli değilsem de onlar kadar güçlü sayılırım.
      Aslında alındığı belliydi. Hafiften tersler gibi konuşmuş başını çevirip önden yürümeye başlamıştı. Kura yavaşça yanına yaklaşıp;
      - Hmmm aslında konuşması bile mucize. Alındığında sessizce işkence eder genelde.
      Ame Kura’ya dönüp yüzündeki ifadeyi görünce kıpkırmızı olup panikle,
      - N-Ne demek bu şimdi, dedi.
      - Kızarmana bakılırsa ne demek istediğmi anlamış gibisin diyerek gülmeye başladı Kura.
      Gerçekten de neşesi yerine gelmişti Kura’nın. Ame şaşkınlığını üzerinden atınca anlayışla baktı arkadaşına. Kura için zor bir görevdi. Hem Knıd ile olanların ağırlığı hem de annesini bulabilme umudu onu ikiye bölüyor olmalıydı.
      Bjer onları alabildiğince geniş, yüksek ağaçlarla kaplı ormanlık bir alana çıkarmıştı. Jinef’in rehberliğinde Tama önde yürüyordu. Pserey Köyü normal biri için birkaç günlük mesafedeydi ama onlar birkaç saat içinde orada olabileceklerdi. Ame, hala Kura’nın annesini nasıl hissedeceğini bilemiyordu. Dramul, Jinef ve Netrib’in güçlerinin benzerliği konusunda biraz daha uyanık davransa belki bu kadar yabancı olmayacaktı bu duruma. Acaba Sino’nun yaşadığını hissetmesi gibi bir şey miydi?
      - Sanki fazla sakin değil mi? dedi Marşan.
      - Evet. Bu durum çok can sıkıcı ve her an tetikte olmak çok yorucu, dedi Ame birden. İçindeki tedirginlik gittikçe büyüyordu.
      Ormandaki ağaçlar çok sık değildi bu yüzden birkaç metre ilerisini görmekte zorluk çekmiyorlardı.
      - Jinef, köyün ileride gördüğümüz tepede olduğunu söyledi, dedi Tama eliyle yaklaşık beş yüz metre kadar ilerideki tepeyi göstererek.
      Tama’nın bu sözlerinin üzerine hepsinde gözle görülür bir gerginlik hali ortaya çıktı. Hepsi birden Kyats’a dönüp ne diyeceğeni beklediler. Kyats bu beklentiyi fark edip ve onlara dönerek;
      - Daha önce yaptığımız plana bağlı kalacağız. Tama sen, Ame ve Kura şimdilik burada kalacaksınız. Marşan ve ben gidip her hangi bir tehlike olmadığından emin olana kadar da burada kalın. Saldırıya uğrarsak ne yapacağınızı biliyorsunuz.
      - Her zamanki gibi düşmanın güç seviyesine göre uzak ya da yakından destek vereceğiz.
      - Evet Kura. Her zamanki gibi. Düşüncesizce ve ani davranmayın. Buradan en kötü ihtimalle geldiğimiz kadro ile dönmeliyiz.
      Üçü bir ağızdan;
      - Tamam! dedi.
      Marşan ve Kyats göz açıp kapayıncaya kadar ufacık iki nokta haline gelip tepeye yaklaşmışlardı bile. Tama bir yandan Jinef'le konuşup bir yandan Kyats ile iletişim halinde bekliyordu. Karden ve Jan da uzaktan Pserey Köyünü gözetim altında tutup Jinef’i bilgilendiriyordu. Ame’nin zihninde yine bazı görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Generallerin ikisini de görebiliyordu. Tama’ya generaller orada dedi. Kura panikle ona döndü. Tama’nın gözlerindeki panikten çok şaşkınlık ifadesiydi.
      - Ciddi misin? Neredeler, dedi Kura. Tam o esnada Tama;
      - Az önce Jinef de aynı şeyi söyledi, dedi şaşkınlıkla.
      Ame transa geçmiş gibiydi. Ne Kura’yı ne de Tama’yı duymuyordu sanki.
      - İki tanesi burada yanlarında Safon ve güçlü olduğunu düşündüğüm biri daha var ve onların dışında bir çok da Malukh. Generaller ve diğer iki büyücü yanlarında onlarca Malukh ile beraber köyün sağında kalıyor. Sol tarafta sadece Malukhlar var ama sayıca çok fazlalar.
      Tama, Ame’nin dediklerini zihin kanalları ile Kyats ve Marşan’a aktarıyordu. Buna rağmen Kyats ve Marşan sol tarafa yönelmediler. Bunu gören Kura;
      - Neden sol taraftan gitmiyorlar?
      - Bilmiyorum. Belki Maluklarla uğraşarak güçlerini harcamak yerine onları merkezde bir yerde gizlenerek beklemek istiyor olabilirler. Şu durumda ilk hamleyi bizim yapmamamız çok tehlikeli olacaktır.
      - Belki de hepsi bir yanılsamadır, dedi Ame sakin bir tavırla.
      Kura ve Tama ne demek istediğini anlayarak ona hak verdi. Bir çok kez Arigaların tuzağı ile karşılaşmışlardı. Üstelik bunların ikisi Ame ile ilişkiliydi. Kyats'la gittiği ilk görev ve Tobike’nin başına gelenler Ame’yi doğrudan ilgilendiren iki olaydı. Bu kadar kısa aralıklarla üçüncü bir tuzak saçma gibi görünse de olmayacak şey değildi.
      - Kyats’tan gelecek haberi beklemeliyiz.
      Üçü de bu konuda aynı fikirdeydi. Çok geçmeden Kyats Kura ile iletişime geçti.
      - Kura, Ame ve Tama’yla köye gelin. Bizi fark etmemiş olmaları imkansız ama henüz bir hareketlenme olmadı. Ame’ye söyle hissedilmemeniz için bir büyü yapsın. Ayrıca Ame’ye buraya geldiğinizde büyüyü çözmemesini ve Marşan'la benim büyüden etkilenmememizi sağlamasını da söyle. Sen de Bedr ile bizim güçlerimizi hissetiğin yere taşı onları. Acele etme. İşlerin ters gitmesini istemeyiz... Çok dikkatli olun.
      Kura, Ame ve Tama’ya dönerek Kyats’ın dediklerini iletti. Ame ise yola çıkmadan önce Kyats’ın dediklerini hatırlamıştı.
      - Kura’ya dikkat et. Onun ele geçirilmesini istemiyorum. Şuan aramızda parlaklığı ile en çok dikkat çekecek olan o. Hala neyi hedeflediklerini bilemiyoruz.
      Ame hissedilmemeleri için babasının defterinde okuduğu Pse büyüsünü yaptı. Bunu Kunj büyüsü ile birleştirerek gücünü arttırdı. Kura ise onları Kyats ile Marşan'ın bulunduğu, köyün meydanına çok yakın bir çitfliğin ambarına taşıdı. Kunj bu taşıma işlemine etki ederek normalden daha hızlı bir hale getirmişti. Ame oraya gider gitmez, Kyats’ın dediği gibi Pse büyüsünü çözmedi ama büyünün onlara tesir etmesini engellemek için Kunju çözdü.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Kunj ha? Akıllıca bir büyü.
      - Ne diyorsun sen, Safon? diye gürledi Mamgot.
      Safon, Mamgot'a anlamlı bir bakış atarak yanlarında elleri ve ayakları zincirlenmiş bilinci yarı kapalı adama baktı ve;
      - Bu büyüyü senden mi öğrendi yoksa? Ha Sohrok? dedi.
       
      XXV. Bölüm
      09/12/2016
      Safon, Kunj büyüsünü hissetmişti fakat büyü kuvvetli olduğundan kaç kişi olduklarını henüz çözememişti. Hala, zaten orada olan iki kişinin varlığını hissedebiliyordu. Yeni gelenlerle ilgili ise bir fikri yoktu. Sadece Sohrok’un yaydığı parlaklığa yakın birini hissettiği için bunun Ame olduğunu kesitrebiliyordu.
      - Acaba Dramul ya da Jinef de onlarla olabilir mi?
      - Jinef… diye tısladı Mamgot.
      Yerde yatan Sohrok kıpırdanmaya başlayınca Safon ona yine sersemletme büyüsü yapmayı düşündü ama vazgeçti. Bir şekilde karşıdakileri harekete geçirmeliydi. Sol tarafta yoğunlaşmayarak, onları oradaki tuzağa çekmeyi düşünseler de akıllıca davranarak bu tuzaktan kurtulmuşlardı. Sohrok hafiften kendine gelmeye başlamıştı.
      - Ne var biliyor musun Sohrok? Dedi adamın bitap yüzüne bakıp.
      - ….
      -Hala konuşamıyorsun bile. Ama korkma artık oğlun burada. Seni kurtaracak. dedi ve kahkaha atmaya başladı.
      Kımıldayacak hali bile olmayan Sohrok'un gözlerindeki bakıştan, Safon’un söylediklerine şaşırdığı belli oluyordu.
      - Ame, diyebildi.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      Ame oturduğu yerde doğruldu.
      - Tlogur ve Mamgot. İçerideki generaller onlar. Safon’un yanında onlar gelmiş. Sanki onları görmemde biri bana yardımcı oluyor gibi.
      - Ya diğer güçlü büyücü?
      - Güçlü fakat hissiyatı diğerleri gibi değil.
      - Düşük rütbelilerden biri olmalı. General dediklerimizin ast ve üstleri de vardır. Mesela Safon. Hiçbir general onun sözüne karşı gelemez.
      - İyi de “general” asırlardır süre gelen bir rütbe. Safon sadece bir süredir onlarla beraber. dedi Marşan Kyats’a bakıp.
      - Evet ama Safon yeterince parlaklığı olsa Tseirk olacak güce sahip.
      -  O kadar güçlü mü yani? diye homurdandı Kuramaun.
      - Evet güçlü. dedi Kyats. Marşan’a bakarak devam etti. Yaptığımız saldırı planında ufak bir değişiklik yapmamız gerekiyor sanırım.
      - Değişiklik mi? diye çıkıştı Ame.
      - Ame seni hissetmiş olmalılar. Safon senin onları görmene bu kadar kolay izin verecek biri değildir.
      - Acaba Sino’dan dolayı olabilir mi? dedi Kuramaun. Diğerlerine dönerek açıkladı; Hatırlarsanız sizden annemi yani bana benzer bir gücü hissederseniz beni bilgilendirmenizi istemiştim. Acaba onlar da yanlarında bulunan Sino’nunkine benzer gücü olan Ame’yi hissetmiş olabilirler mi?
      - Çok mantıklı. dedi Kyats.
      - Şu durumda ayrılmalıyız, değil mi?
      - Evet Marşan. Sen, Tama ve Kura ile birlikte kuzey uca gideceksin. Böylece biz onlara göre sizden daha güneyde kalacağız. Bulundukları yeri iki farklı kutuptan izlemiş oluruz böylece.Diğer bölgelerin aksine kendilerine bu kadar yaklaşmamızı beklemiyorlardır. Tama, güvenli bir yer bulmaya çalış.
      - Tamam.
      - Kura, sen de onları kuzeydeki güvenli bir yere taşı.
      - Tama’nın işi bitince sizi hissedilemez hale getirir ve beraber gidersiniz. Marşan, ilk saldırıyı bir açık yakaladığımızda senin gerçekleştirmeni istiyorum. Kura’yı elinden geldiğince bu işe dahil etmemeye çalış. Safon ve generallerden çok, şu düşük rütbeli canımı sıkıyor. Çünkü o hariç diğer üçüne karşı nasıl savaşacağımızı az çok kestirebiliyorum. Ame, senden bir süre daha görüntüler yakalamak için kendini zorlamanı istiyorum. Bu Marşan’a, saldırıya geçmesi için fırsat yaratabilir.
      - Peki.
      - İşte geldim. Fark eden olmadı. İzlenme belirtileri yoktu hiç. Kuzeyde köyün çıkışında bir kulübe var. Çok küçük bir yer değil. Fakat şuan onların bulundukları yere çok yakın. Senin de dediğin gibi oraya gidebileceğimizi hesaba katmamış olmalılar ki, izlendiğimi hissetmememi buna bağlıyorum. Kulübenin altında bir kat daha var. Sığınak ya da depo olarak kullanılmış olsa gerek ama şimdi boş. Ayrıca girişi de belli olmuyor. Oraya gidebiliriz.
      - Tamam, siz kulübeye doğru gidin. Benden haber bekleyin. Büyük ihtimalle uzun sürmeyecek çünkü Safon daha fazla beklemeyecektir. Oyun oynamayı sevdiğini biliyorsunuz.
      Tama Marşan ve Kura ile birlikte, Jan gibi köyün etrafını gezip bulduğu kulübeye gitti. Kyats ve Ame ambarda kalmıştı.
      - Ame, onlar gider gitmez varlığını açık hale getir. Safondaki iki kişi hissiyatı değişmemeli.
      - Tamam. dedi ve Ame üzerindeki büyüyü kaldırarak Marşan’a uyguladı.
      - Bu Safon’u kandırabilir mi bilmiyorum ama umut etmeliyiz.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Biri gitti biri geldi. Bunlar beni aptal mı sanıyor?
      - Ne diyorsun yine Safon?
      - Kafası sadece savaş büyülerine çalışan generaller için zor bir durum tabii Mamgot. Hissettiğim büyücülerden biri, hissedemediğim diğerleri ile kayıplara karıştı. Bu ne demek biliyor musun?
      - Başka bir taraftan saldıracaklar.
      - Bingo! Aferin Mamgot. Safon Mamgot'un ismini basstıra bastıra söylüyordu. Generallerin kendisini sevmediğini biliyor, bu yüzden de devamlı en kolay sinirlendirebildiği Mamgot'a saldırıyordu.
      - Sence arkamızdan dolanma ihtimalleri nedir? diye sordu bu sefer Tlogur'a dönüp.
      - Aslında düşünmedim değil ama bize yaklaşmaktansa uzaklaşmayı tercih edip öncelikle köyün diğer yakasındaki Malukhları da hallecek olabilirler. Tabii geldikleri yönün aksi olan uçurumu hesaba katmamak lazım. Kendilerini köşeye sıkıştırmayacaklardır. dedi Tlogur.
      - Haklısın, tüm ihtimaller mümkün. Kimlerin geldiğini bilsem işime o kadar çok yarardı ki. dedi Safon sinirle.
      - Hnnm…
      - Ne o Sohrok… Bakıyorum da ses çıkaracak kadar kendine gelmişsin. Oğluna merhaba demek istemez misin? İstersen hissiyatını belirginleştirebilirim.
      Sohrok hala konuşacak kadar güçlenmemişti. Olduğu yerde kımıldayamadan homurdanıyordu.
      “Bir şeyler yapmalıyım” diye düşündü. “Büyü gücüm kısıtlanıyor. Neredeyse hiç halim yok. Hapis tutulduğum mahzenden çıktığımdan bu yana sersemletme büyüsü yapılıyor. Mahzendeki pranga yüzünden enerjim emiliyordu zaten bir de sersemletme ve kısıtlama büyüleri beni tamamen çaresiz hale getirdi. Bir şey yapmalıyım ama ne?” diye durumunu değerlendirmeye başladı. “Neresinden bakarsam bakayım durumum umutsuz.”
      Tam o sırada birinin zihnine girmeye çalıştığını hissetti. Bu parlaklığı tanıyordu.
      - Ame?
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      Ame birden irkildi. Kyats’a seslendi.
      - Kyats sanırım diğer büyücünün kim olduğunu… Kyats, o babam. Başta Sino olabileceğini düşünmüştü ama bu babasıydı.
      Kyats şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerle Ame’ye bakıyordu.
      - Ne…? Nasıl…? Seninle iletişime mi geçti.
      - Hayır, bir süredir onun zihnine girmeye çalışıyorum. Diğerlerinden daha zayıf gibi geldiği için yapabileceğimi düşündüm.
      - Zayıf mı? Sohrok mu?
      - Evet, sanki bilinci kapalı gibi.
      - Mümkün olabilir mi böyle bir şey? Sohrok burada olabilir mi? Ya Sino? Ona dair bir iz var mı? Hissiyat, görüntü her hangi bir şey…!
      - Hayır.
      - Çok ilginç. Keşke Sohrok’un kendini toparlayabilmesi için bir yol olsa. Bize büyük yardımı olurdu. diye yakınmaya başladı Kyats
      - Aslında var.dedi Ame.
       
      XXVI. Bölüm
      19/12/2016
      “Bu çocuk büyüler hakkında daha ne kadar bilgi sahibi?” diye düşünmeden edemedi Kyats. Uzaktan birine büyü yapmak sadece kendini şifacı veya kahin olarak geliştirenlere özel bir yetenekti.
      - Dramul’un bunu söylemiş olması çok işimize yarayacak.dedi Ame'ye. Yüzündeki memnuniyet belli oluyordu ama ciddiyetini de koruyordu.
      - Sanırım bu büyüyü Sino için düşündüler. ”Yaşıyor olması ihtimalini göz ardı etmemeliyiz.” demişti Dramul...
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Ame, seninle konuşmalıyım. demişti gitmeden önce yanına gelip. Beraber antrenman sahasının kenarındaki izleyici bölümüne oturdular.
      - Ame, eğer şansımız varsa Sino hala hayattadır. Senden öncelikle bundan emin olmanı istiyorum. Zihin bağlanma ve öngörü konusunda bir kahin kadar yeteneklisin. Jan sana Nır büyüsünü bilip bilmediğini sormamı istedi.
      - Evet, hakkında okudum ama hiç yapmadım.
      - En azından ne olduğu ile ilgili bir fikrin var. Gittiğinize de bu büyüyü kullanma ihtimaline karşın diğerlerine büyü konusunda sana fazla yüklenmemelerini söyleyeceğim. Yüksek derecede enerji kaybına neden olacaktır. Eğitimlerinden sonra bir süre en yakın köydeki hasta insanların ve hayvanların iyileşmesinde bu büyüyü kullanmanı istiyorum. Normalde onların üzerinde parlak bir büyücüye göre çok kolay tesir eden bir büyü ama büyük ihtimalle civar köylerin buraya olan mesafesi Pserey köyünde Sino’nun tutulduğu yerden daha uzak olacağı için hemen hemen eşit derecede enerji harcamana neden olacak.
      - Tamam, Kyats gidişimizi bir gün erteledi zaten. Bu yüzden dört gün çalışabilirim.
      - Hayır, son gün dinlenmelisin. Hem silah eğitimi hem de bu, fazla enerji kaybına neden olur. Buradaki işini bitirince başlarsın. Akşama kadar burada kalıp seni izleyeceğim.
      - Peki.
      Ame üç gün boyunca antrenmandan sonra civar köylerdeki hastaları tedavi etmekle uğraştı. Gerçekten de Nır insanın enerjisini çok harcıyordu. İlk gün yemek masasında uyuya kalmıştı. İkinci gün en azından yemeği bitirip odasına çıkacak kadar enerjisi vardı. Üçüncü gün de ikinci gün gibi olmuştu. “Umarım bu işin altından kalkabilirim” diye düşünmüştü o gece yatağa girdiğinde.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Baba.
      - Ame! Bu gerçekten sen misin?
      - Evet, baba. Birazdan sana Nır büyüsü yapacağım. Bu yüzden iyileşme belirtilerini yanındakilerden gizleyebilir misin?
      - Biraz güçlenebilirsem, evet.
      - Peki başlıyorum.
      “Ame’nin burada ne işi var. Yanlış hatırlamıyorsam ona bu büyüyü öğretmemiştim. İkisine de öğretmemiştim.  Yazdığım notlardan mı öğrendi acaba?” Sohrok çok şaşırmıştı. Ame en son beklediği kişiydi. Yavaş yavaş güçlenmeye başlamıştı.
      - Safon ve generalleri kandırmak için görünüşümde değişiklik olmaması için uğraşacağım. Vücudumdaki berelenmelerin geçtiği belli olmamalı. Büyüyü bir süre daha, biraz daha az enerji kullanarak yapmaya devam et Ame. Safon’un buradaki büyü yoğunluğunu anlamasını istemiyorum.
      - Peki. Zaten birazdan diğerleri saldırıya geçecek. Oradakilerin sana dikkati az da olsa dağılacak.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Tama, Marşan birazdan saldırıya geçecek. Onların bulunduğu yere kadar ona güçlendirme ve gizlenme büyüsü yap. Fakat bunu yaptığını biraz da olsa belli et.
      - Tamam ama bu Marşan’ın yerini belli etmez mi?
      - Onları içten vuracak bir silahımız var artık.
      - İçten vurmak mı? Nasıl?
      - Sen dediklerimi yap. Bana güven.
      Marşan bunu duyar duymaz harekete geçti. Kuramaun Tama ile kalmaktan memnun görünmese de bir şey söylemiyordu.
      - Bu kadar surat asma yoksa benden hoşlanmadığını düşüneceğim Kura.
      - Neden surat astığımı biliyorsun.
      - Sen de neden ileride olamayacağını biliyorsun. O yüzden dikkatini topla her an sana ihtiyaç olabilir. Burada olmanın tek nedeninin bizi taşımak olduğunu düşünüyorsan o ayrı.
      - Tabii ki de hayır! Ben de savaşmak istiyorum.
      - O zaman tetikte ol. Karşımızdaki düşman hafife alınır türden değil.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Ahaaa! Harekete geçtiler. Ve Kuzeyden saldırıyorlar. Sanırım yanlarında yeteneksiz bir büyücü getirmişler. Çok uğraşmasına rağmen gizleme büyüsünün içindeki güçlendirme büyüsünü saklayamıyor. Bu yüzden de gelenin sadece bir kişi olduğunu anlayabiliyorum.
      - Safon bekliyor muyuz? Harekete geçelim mi? Mamgot bunu o kadar aksi bir tavırla sormuştu ki Safon’un kendilerini yönetmesinden hoşlanmadığı çok açıktı.
      - Tlogur sen git. Yanına Malukhlardan da al.
      Tlogur hiçbir şey söylemeden ayrıldı.
      - Ah bana saygı duymayı asla öğrenemeyeceksiniz. diye söylendi Safon. Bu söylediği Mamgot’un homurdanmasına neden oldu ama Safon çok üzerinde durmadı. “Şuan bu ikisiyle uğraşamam. İşime bakmalıyım.” diye düşündü.
      Tam bu sırada güneyden köyün merkezinde saklananların tarafından da bir saldırı başladı. Hem de hiçbir gizlenme büyüsü olmadan tek bir kişi.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Ame ben de saldırıya geçeceğim. Üzerimde herhangi bir büyü yapmana gerek yok. Sadece buradan çıkana kadar beni gizle ve sonrasında büyüyü kaldır. Geldiğimi bilmelerini istiyorum.
      - Bu çok tehlikeli olmaz mı?
      - Bu kadarını göze almalıyız. dedi ve ambardan çıktı. Ame kısa bir süre ona gizlenme büyüsü yapıp geri babasına döndü.
      -  Ame, bu kadar yeterli. Kalanını kendim halledebilirim. Bu gidişle senin hiç enerjin kalmayacak.
      “Gerçekten de enerjim çok düştü. Asaliya’daki köylere yaptığım büyüden daha kısa sürmesine rağmen şuan yaptığım büyü beni neredeyse tüketti.” diye söylendi Ame.
      Kyats gizlilik büyüsünü kaldırıp belirdiği an Mamgot da birçok Malukhla beraber bulundukları yerden çıkmıştı. Safon ortalarda yoktu. Kyats’ı da Marşan’ı da izlemeye başladı. Özellikle de Kyats’ın silahını çok yakından ve ilgiyle izliyordu. Ohtadan sadece kırmızı ışık yayılıyordu. Kyats ve Mamgot’un ikisi de çok güçlü olduğundan dolayı savaşları geniş bir alanın tahrip olmasına neden oluyordu. Mamgot hamlelerinde ne kadar sert ve kaba ise Kyats da bir o kadar esnek ve akıllıca davranıyordu. Kyats, Mamgot’un kalkanı ile sertçe vurmasıyla neredeyse yüz metre uçmuş ve arkasındaki bir evin duvarına hasar vererek sertçe çarpıp düşmüştü. Bir anlık dalgınlık mücadelenin Kyats’ın aleyhine dönmesine neden olmuştu. Çok zeki değilse de savaş tecrübesi çok olan Mamgot bundan yararlanmayı iyi bilmişti ve çok güçlü bir saldırı gerçekleştirmişti. Ame hızla bir iyileştirme büyüsü yaptı. Kura’da Kyats’ı başka bir yere taşıdı. Tama, Kura’ya dönüp gülümsedi. Kura utanmıştı başını kaşıyarak utandığını belli etmemeye çalıştı. Kyats’ın dikkatinin dağılma nedeni; Marşan’ın, Tlogur’un karşısında çok güç duruma düşmüş olmasıydı. Çok yaklaşmamaya çalışarak Tama ve Kura, Marşan’ın Tlogur ile olan mücadelesini izleyerek ona destek oluyorlardı. Tlogur’un daha iyi durumda olduğu belliydi. Esnek ve hızlı hareketleri ile savuşturmayı başarsa da Tlogur’un ohtasının büyü parçalarına kılıçla karşı koyamıyordu. Kyats ise Mamgot’la savaşma konusunda artık daha rahattı. Darbeden sonra epey toparlanmıştı.
      Ame, Kyats’a güçlü bir şifa ve güçlendirme büyüsü yapıp Marşan’a döndü. Tama zorlanıyor olmalıydı. Ona yardım edip etmemek arasında kaldı. Neyse ki yaptığı bazı büyülerin etkisi Marşan’a yaklaşan Malukhların etkilenmesine neden olduğu için devre dışı kalmışlardı. Malukhlar büyünün etkisiyle kuruyarak toprağa dönüyor ya da çamurlaşıyorlardı. “Bu büyüyü ondan öğrenmeliyim. Çok işime yarayacaktır.” diye düşündü. Büyüyü biliyor olsaydı Kyats da Malukhlarla uğraşmayıp sadece Mamgot’a yoğunlaşabilirdi.
      Tama, Marşan’a ne kadar iyileştirme büyüsü yaparsa yapsın Tlogur’un ohtasından fırlayıp Marşan’a saplanmış olan büyü parçacıkları iyileşmeyi geciktiriyordu. Tama onun vücudundaki bu parçaların olduğu yerleri büyü ile kapatıp iyileştiremediği için kanama devam ediyordu. Mor parlaklıkların olduğu büyü kalıntıları açıkça görülüyor ama nedense tedavi edilemiyordu. Kura, Kyats’a yaptığı gibi Marşan’ı da taşıdı ama Tlogur büyü izlerini takip etmekte zorlanmıyordu. “Ne de olsa kendi büyü gücü zorlanmaması normal. Acaba Marşan’a yardıma mı gitsem?” diye düşündü Kura. Kyats’ın bu fikirden hoşlanmayacağını biliyordu ama Maşan’ın Tlogura karşı çok zorlandığı da açık bir şekilde ortadaydı. Tlogur, bir kez daha Kura’nın taşıma büyüsünün yerini Marşan’daki kendi büyü parçacıklarının hissini izleyerek rahatlıkla bulmuştu. Kura, Marşan’ı bir at harasına taşımıştı. Tlogur neredeyse Marşan’la aynı anda oraya varmıştı. Tama’nın da Kura’nın da elinden gelen çok bir şey kalmamıştı. Zaten yeterince yaralı olan Marşan birkaç darbe daha alırsa hayatı tehlikeye girecekti. Kura Tama’ya dönüp;
      - Buna daha fazla dayanamam. Sırf ben ortaya çıkmayayım diye Marşan’ı ölüme mi terk edeceğiz, deyip atılacağı sırada Tlogur, sol omzuna isabet eden kalın ve uzun bir bir ok ile yaralanmıştı. Tlogur’a ok atan kişiyi her iki tarafın da tanımadığı şaşkınlıklarından belli oluyordu.
      - Sizler de kimsiniz? dedi adam sinirle.
      Bölüm 27
      09/01/2017
      Tlogur hızla dönüp yeni gelen adama saldırdı. Tlogur kadar olmasa da uzun boylu ve kaslı biriydi. Tlogur’un kendisine tek kelime etmeden saldırması biraz şaşırtmış olsa da anında elindeki yayı bir mızrağa dönüştürerek saldırıyı karşılayabildi.
      - Bu saldırıyı karşıladı ha? diye şaşkınlık içinde Tama’ya döndü Kura. Tama’da kendisi gibi çok şaşırmıştı. Sadece o değil Kyats ve Mamgot da olan bitene bir anlam verememiş gibi bakıyordu. Mamgot hızla Tlogur’u püskürtmüş olan bu yabancıya doğru atıldı. Tam uzaklaşmak üzereyken Kyats önüne geçerek;
      - Burada bir şeyler unutmuyor musun? dedi.
      Kura bu boşluktan yararlanarak Marşan’ı yanlarına taşıdı ve Tama ona şifa büyüsü yapmaya başladı.
      - Acele edin bu yeni gelenin kim olduğunu bilmiyoruz. Tlogur’la bu şekilde dövüşebildiğine göre çok güçlü olmalı. Bize karşı nasıl davranacağından emin olamayız. dedi Kyats.
      Yabancı sayesinde Mamgot’a karşı üstünlüğünü arttırmıştı. Mamgot o kadar şaşkındı ki Kyats’a odaklanamıyordu.
      “Neredeyse Safon kadar güçlü bu adam” diye düşünmekten kendini alamamıştı Mamgot.
      “Tlogur’un fırlattığı büyü parçalarının hiç biri denk gelmiyor hatta elindeki Kurama’nın ki gibi her şekle giren silahı kalkan haline getirerek geri bile püskürtüyor.” diye geçirdi içinden Kyats da.
      - Marşan’ın kalkanı aynı işlevi görmemişti ondaki fark ne? diye sordu Tama.
      - Farklı bir büyü kullanıyor olmalı. Ben daha çok güce dayalı bir saldırı gerçekleştiririm onunki Jilya’nın saldırısına daha çok benziyor. diye cevap verdi Marşan. Konuşurken çok acı çektiği beli oluyordu.
      - Evet, gerçekten de Jilya gibi kendi silahına ve karşısındakinin silahına büyü yaparak güç dengesini değiştiriyor. Bunu Netrib’de de görmüştüm. dedi Kura düşünceli bir tavırla. Ardından Marşan’a dönerek;
      - Kendini fazla yorma bir çaresine bakacağız. diye ekledi.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      - Kura, Tama! Neler oluyor orada? diye sordu her şeyden uzak olan Ame. Onların yanına gitmek istiyor ama babasını bırakamıyordu. Babasına yaptığı büyüye devam etti.
       ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      Tlogur’la çarpışan yabancı birden ortadan kayboldu. Kimse bir şey anlayamamıştı. Bu kısa aralık Marşan’ın iyileştirilmesine yetmemişti. Tama panikle şifa büyüleri yapmaya ve Marşan’ın bedenindeki büyü parçalarını etkisiz hale getirmeye devam ediyordu. “Tlogur yabancının peşini bırakıp bize saldırabilir.” diye düşündü Beklediği gibi de olmuştu. Tlogur büyü parçalarının izlerini takip ederek Tama, Kura ve Marşan’ın yanına gelmişti. Elindeki silahı bir kez daha aktif hale getirdiği esnada bir ok daha, onlar nereden geldiğini dahi anlayamadan önce Tlogur’a ardından tam Tlogur’un karşısında duran Marşan’a saplandı. Okun karnını delip geçtiği Tlogur da, koluna saplanan Marşan da acı içinde bağırdılar.
      - Kimsiniz bilmiyoruz ama buradan gidin! diyen sesini duydular yabancının.
      Tama ve Kura aynı anda;
      - Marşan! diye bağırdı. Marşan’ın bilinci kapanmaya başlamıştı.
      Tlogur yabancıya saldırdı. Fakat o da fazla dayanacak gibi görünmüyordu. Yarası hareketlerinin yavaşlamasına neden oluyordu. Bu durumdan yararlanan Kura hemen Tama ve Marşan’ı Ame’nin yanına taşıdı.
      - Ame, Tama ile birlikte daha hızlı olabilirsiniz. Marşan’ı iyileştirmeyi denemelisiniz. dedi.
      Ame;
      - Tama ile birlikte büyü yapabilmek için babamın üzerinde kullandığım büyünün gücünü azaltmalıyım. Safon’un babam tam toparlanamadan durumunu fark etmesini istemiyorum. dedi.
      - Daha Tlogur’un büyü parçaları temizlenememişken bir de bu yabancının okunda bulunan büyünün eklenmesi Marşan’ı iyileştirmemizi çok yavaşlatıyor. Daha güçlü biri gerekli. Ame, Dramul ile iletişime geçmelisin! Marşan’ın durumu ağırlaşıyor. İkimizin müdahalesi yeterli olmuyor! dedi Tama.
      - Tamam!
      - Ame, Safon gitti. dedi Sohrok birden.
      - Gitti mi? dedi. Sonra Tama ve Kura’ya dönerek babasının dediklerini onlara da söyledi.
      - Gitmiş mi? diye sordu ikisi de bir ağızdan. Nereye?
      - Bilmiyorum ama az önce birden ortadan kaybolmuş. Yakınlarda varlığına dair bir hissiyat da yokmuş. Diye Tama ve Kura’yı yanıtladıktan sonra babasına; - Baba artık oradan çıkacak kadar güçlendin mi?
      - Sandığından daha iyiyim. Yaralarımın kapanması bile yeterliydi ama sayende büyü yapabilecek enerjim de oldu. Biraz daha dayanın. Kısa bir süre daha…
      Ame babasının üzerindeki büyüyü kaldırarak Marşan’a tüm gücü ile büyü yapmaya başladı. Tama ortaya çıkan güce şaşırmıştı. “En az Netrib kadar güçlü ve Kura kadar dengesiz” diye düşündü.
      ––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
      Mamgot elinden geldiğince Kyats’ın kendisine yaklaşmasına izin vermiyordu. “Şaşkın olan sadece ben değilim. Eğer ortalık bu kadar karışmasa ona kesinlikle yenilmiştim. Üstesinden gelemeyeceğim kadar güçlü. Üstelik o elindeki şey! Tam bir baş belası. Yaydığı enerji yüzünden Malukhların hepsi ziyan oldu!” Tlogur yabancı yüzünden yaralıydı ve ok onu delip geçmiş arkasında da iyileşme engelleyen bir çeşit büyü bırakmıştı. “Safon hala Sohrok’un yanında mı? Neden bir şeyler yapmıyor?” diye düşünürken kadın birden yanında bitiverdi.
      - Şuna bir el atmalıyım artık. Tlogur’un durumu kötü iyileşmesi zaman alacak bir de sen çıkma başıma. dedi.
      Ellerini pelerininden çıkararak havaya kaldırdı. Gökyüzü bulutlanmaya başlamıştı. Şiddetli bir fırtına çağırıyordu. Gök gürüldemeye şimşekler çakmaya başlamıştı. Tek tük damlalarla başlayan yağmur birden hızlandı. Kyats hemen büyük bir ağacın sık dalları altına girdi. Safon’un gücü doğadaki her şeyi zehirlemekti.
      - Tama, sakın olduğunuz yerden çıkmayın. Safon harekete geçti.
      - O zaman biz de geçeriz. dedi Sohrok. Kyats’ın hemen yanında duruyordu.
      - Sohrok…!
      - Hala şu saçma tozlardan yapıyor musun?
      - Evet. dedi Kyats gülümseyerek ve küçük bir kese çıkarıp Sohrok’a uzattı. Sohrok kesedeki tozdan çok az bir miktar aldı.
      - Tahmin ettiğim gibi güçlendirmişsin. Ame’nin bu kadar dayanıklı olma nedeni de bu mu? Başını evet şeklinde sallarken Kyats’ın yüzündeki gülümseme hala olduğu yerde duruyordu.
      Safon, Sohrok’u Kyats’ın yanında görünce yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi.
      - Demek yapmaya çalıştığınız buydu ha?
      - Evet ve şu sonradan gelen de işimizi kolaylaştırdı. Hey Safon! Bir kez daha kapışmaya ne dersin? dedi Sohrok ve elinin bir hareketi ile tüm bulutları dağıttı.
      - Sanırım bu teklifini geri çevirmek zorundayım Sohrok. diyerek geriye çekildi.
      - Bu halde bile beni yenemeyeceğini mi düşünüyorsun yoksa? Bak ne kadar da güçsüzüm.
      - Seni tanırım Sohrok. Oyununa gelmeyeceğim. Artık gidiyoruz. dedi.
      Üçü birden yok olmuştu. Kyats ve Sohrok hemen diğerlerinin bulunduğu ambara gittiler. Sohrok içeri girer girmez Marşan’ın yanına gitti.
      - Kenara çekilin. dedi.
      Elini Marşan’ın başına koydu. Marşan’ın bilinci daha hızlı yerine geliyordu.
      - Çok güzel doğru büyüleri kullanmışsınız. Ama daha gidecek yolunuz var. dedi Tama ve Ame’ye bakarak.
      - Baba…
      Ame, Marşan’ın tedavisini bitirip elini başından çeken Sohrok’a doğru tedirgin adımlarla ilerlemeye başladı. Sohrok daha sabırsız davranarak onu kolundan tutup kendine çekti ve sarıldı.
      - On beş yıl. Bu inanılmaz. dedi. Gözyaşları sessizce akmaya başlamıştı. Babasına sımsıkı sarılan Ame gürültülü bir şekilde ağlamaya başladı. Sohrok hala kendi kendine mırıldanıyordu…
      - On beş yıl…
      Kyats Kura’ya dönerek;
      - Hemen Bjere gitmeliyiz. Bizi oraya taşıyabilir misin Kura? dedi.
      - Tamam.
      Kura hemen taşımak için gereken büyüyü yaptı elerinden ruhunun sahip olduğu karışık renkler yayılmaya başlamıştı ama olmuyordu. Şaşkınlıkla Kyats’a baktı.
      - Olmuyor. dedi. Sadece büyünün olmaması değil ambarda Kura’nın dengesizliği ile değişmesi gereken renkler bile normalde oldukları gibiydi. Şaşkınlıkla Kuraya döndü;
      - Ne? Nasıl olmuyor?
      - Önce burada olanları “bize” anlatmaya ne dersiniz?
      Hepsi birden sesin geldiği yere döndü. Az önceki yabancı ambarın kırık dökük ıvır zıvırlarla dolu asma katında duruyordu.
      - “Siz” kimsiniz? dedi Kyats etrafta başka biri daha var mı diye bakınarak.
      - Bence onu biz sormalıyız.
      - Daağue diye bir şey duydunuz mu? dedi Sohrok araya girerek.
      - Daağue mi? Siz onlardan mısınız?
      - Evet. Bizler Daağueyiz.
      Karşılarındaki yabancının arkasından biri daha çıktı.
      - Bir çocuk ha! dedi şaşkınlıkla Sohrok.
      - Hey onlar Daağueymiş. Duydun mu bunu? dedi heyecanla yanındakine. Kocaman olmuş gözlere ve büyük bir gülümsemeyle karşısındakilere bakıyordu. Kura’nın dengesizliği işe yarıyormuş gibi saçları kırmızının birçok tonunda gözlerinin de biri sarı diğeri turkuaz rengindeydi.
      - Evet duydum. dedi diğeri terslercesine. Sert ve yabani bakışlarını onlara dikmişti. Gözleri simsiyahtı.
      - Gördün mü gerçekten varlar! Gördün mü? Doğru söylüyormuşum değil mi? Artık bana inanırsınız!
      - Güzel bir saklanma büyüsü. Kimden öğrendiniz bunu? diye araya girdi Sohrok.
      - Siz, bizi biliyor musunuz? Biz-
      - Hey! Fazla konuşma. Önce emin olmalıyız. Şu tanıştığın çocuğu sor onlara.
      - Ah! Evet! Adı neydi? Hmmm… Eeee… Hatırlayacağım. Bekle biraz.
      - Yeşil saçlı ve yeşil gözlü bir çocuk. İlk defa yaklaşık dokuz yıl önce gelmiş ve beş yıl öncesine kadar ara ara buraya gelmeye ve bizimkiyle oynamaya devam etmiş. Daağue olduğunu söylemiş. Yıllardır onu sayıklayıp ilerideki o garip yerde onu bekler.
      - Netrib mi yoksa? diye atıldı Kura.
      - Evet. Netrib. O nerede? Gelmedi mi?
      - Hayır o gelmedi. deyiverdi Kura karşısındakinin hevesini görünce.
      - Ahh! Çok yazık! Oysa onu görmeyi çok istemiştim.
      - Gitmeliyiz. Çocuk yaralı. dedi Sohrok Marşan’ı işaret ederek.
      - Bizimle gelin. Okun büyüsü çok güçlüdür. Şuan rahatlamış gibi görünse de içerde kalan bir parça dahi büyü varsa onu içten içe zehirler. Zeze büyüyü çıkarmanıza yardım edecektir.
      - Zeze mi? Sohrok ve Kyats bir ağızdan bağırmışlardı.
      - Evet. Bizi buraya o gönderdi...
  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.