Jump to content
Search In
  • More options...
Find results that contain...
Find results in...

Recommended Posts

6 Saniye 

Hikayemiz en baştaki açıklamadan da anlayabileceğiniz üzere 6 saniye öncesine gitme gücüne sahip fakat bunu kontrol edemeyen bir genç. Bunu okuyan herkes bunu Erased ile benzetse de, şunları açığa kavuşturayım, Erased ile aynı evrende değil ve bu fikri Charlotte'tan çıkardım. Geçtiği evren ise Tenki no Ko evreni. Bu kadar çok yağmur yağmasından anlayabilirsiniz de :D Elimden geldiğince hızlı güncelleyip hikayeyi sona getirmeye çalışacağım vee umarım seversiniz. Ha bir de şey, bu hikaye hakkında farklı bir planım olduğundan bir kapağı da var, boşa gitmesin istediğimden onu da koyuyorum.

 

Birinci Bölüm:

 

Spoiler

Geri dönemeyeceğimiz geçmiş. Yaptığımız hatalar ve bizi uykularımızdan edecek o berbat anlar. Peki buna ne sebep oldu? Kelime seçimimiz mi yanlıştı? İşler umduğumuz gibi gitmedi mi? En başından beri istenen bu muydu? Yoksa kendimizi mi anlatamadık? Bir de... cevabı biliyor muyuz...?

 

Bilmiyoruz tabii. Belki yıllar sonra öğreneceğiz. Belki de hiç. Ama sonuç ne olursa olsun, onu değiştiremeyeceğiz. Değil mi...? Dedim ya, geri dönemeyeceğimiz geçmiş. Tabii, ben değilseniz... geri dönemeyeceğiniz geçmiş*. Ben bir istisnayım. Peki ya ben kim miyim? Sıradan bir lise öğrencisi. Adım Takeshi ve şunu söyleyeyim, ben Dünyayı kurtarabilecek süper güce sahip biri değilim. Fakat asla derdim bu da olmadı zaten. Herkesin istediği o şeyi istiyorum. Saniyeler öncesine kalmış o berbat anı düzeltmek. Benim durumda bu... 6 saniyeye tekabül ediyor. 6 Saniye, Dünyayı kurtarmaya yetmez elbette, ama benim derdim zaten bu değil.
-
-
-
Düşüncelerimin içinde kaybolmuş şekildeyken adımı duyuyorum. Biri bana sesleniyor. Fakat düşüncelerimin arasında öylesine kaybolmuş durumdayım ki sesin kimden geldiğini algılamakta zorlanıyorum. Tek bildiğim şey, sesin çok tanıdık olduğu, fakat bir o kadar da yabancı. Çok yakınımda, yoksa... uzağımda mı? Anlayamıyorum. Ben tüm bunları sorgularken ise, birden annemin dediklerini hatırlıyorum. "İnsan kendi düşüncelerinde ya hiçliği ya da var olamayacak kadar güzel şeyleri bulur. Senin hiçliği bulanlardan olmaman için çabalayacağım ve inan bana... gerçekten çabalayan hiç kimse hiçliğe ulaşmaz. Bu yüzden çabalamalısın Takeshi.." Acaba bu sözü çocukken kaç kez duydum? Düşüncelerimin içinde boğulup hiçlik ile yüzleşme korkusuna kaç defa kapıldım? Cevabı bilmiyorum... daha doğrusu hatırlamıyorum. Tabii ben bu düşüncelerle kendimden geçmeye devam ederken, bir ses hâlâ bana sesleniyor.

 

"Takeshi! Takeshiiiiiiii!"

 

"Ah, Yuuto, sen miydin?" dedim kendime gelirken yavaşça gülümseyerek. Sınıftaki nadide arkadaşlarımdan biri kendisi. 

 

"Kanka, sen iyi misin? Yine daldın gidiyorsun. Son günlerde çok oluyor bu."

 

"Evet, evet iyiyim. Düşüncelere dalıp gitmek o kadar kötü bir şey olmamalı, haksız mıyım?

 

"Yani, öyle ama--"

 

Sözünü bitirmesine izin vermeden omzuna hafif bir yumruk atıp gülüyorum. Daha fazla konuşmanın bir yere varmayacağı çok açık olduğu için, o an aklıma gelen en iyi şey konuyu değiştirmek. "Çok iyi bir fikrim var! İşte konu dediğin böyle olur!" diye düşünüyorum ve gözlerimi kapatıp işaret parmağımı gururla yukarı kaldırıyorum. Gözlerimi açıp Yuuto'nun bana bön bön baktığını fark etmemle birlikteyse bu havadan çıkıp her insanın yanlış bir şey yaptıktan sonra yaptığı gibi boğazımı temizleyip konuşmaya devam ediyorum.

 

"Yemek saati gelmedi mi?" 

 

"Öğle arasına girdiğimize göre tabii ki geldi. Senin gerçekten bir sıkıntın falan mı var yoksa gözlerimin önünde bir salağa mı dönüşüyorsun?

 

Alaycı ses tonumu takınarak "Biliyor musun, bazen fazla kaba oluyorsun, ama sanırım bazılarımızın bildiği tek dil bu" diyorum omuz silkerek. Ardından tepkisini görmek için Yuuto'ya dönsem de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Yüzündeki garip ifade yaptığım iğnelemeyi anlamadığını 10 kilometre öteden dahi belli ediyor. Üzüntülü şekilde iç çekerek devam ediyorum.

 

"Yemeğe gelmiyor musun bari?"

 

Acındıran ses tonunu takınıp karşılık veriyor, "Şu ödevi yetiştirmem gerek, yoksa harbi sıkıntıya gireceğim. İstersen gidip yiyebilirsin, ya da yardı---"

 

"Orada sözünü kesiyorum Yuuto'cum, ikinci şıkka hiiiiç mi hiç gerek yok, ben yemeğe gidiyorum. Baaaaaay!"

 

"Takeshi, baksana, sen! Nasıl bir arkadaşsın sen ya? Yardım etsene!!!"

 

Sınıf kapısından çıkarken arkamdan bağıran Yuuto'ya göz ucuyla bakıyorum. Hayal kırıklığı ve çaresizlikle sırasına geri oturuyor. Bunu görmek üzücü olsa da, yalnız kalma fırsatını kaçıracak da değilim. İnsanın bazen böyle şeylere gerçekten ihtiyacı oluyor.

 

Kafeteryaya doğru yürürken ise tekrardan annemin çocukluktan beri bana söylediği sözleri anımsıyorum. Hiçlik... Korkutucu bir kavram. Herkes böyle düşünür. Ben de öyle düşünmüştüm. Fakat bu... kimi kandırıyorum ki, bu şey hâlâ çok korkutucu. Yine de, eğer hiçliğe ulaşamasaydım, şuan burada olamazdım. Kaybolma hissi, hiçlik ve sonsuzluk arasındaki o ince çizgide yaşamak, işte benim hayatım bu. Daha doğrusu, hayatımın bir kısmı. Yürümeye devam ederken düşüncelerimin içinde kaybolmaya tekrar başlıyorum. Fakat bir düşünce... çok belirgin. Gerçekten çok. Karanlığın içinde parlayan, tek bir düşünce. "Bu güç de neyin nesi?" Bu yıllardır cevap aradığım bir soru. Aklımı hep kurcalayan, cevabını asla bulamayacağım bir soru. Bu güç neden bana bahşedildi bilmiyorum. Tek ben miyim, yine bilmiyorum. Fakat bildiğim birkaç şey var. Bunu ben kontrol etmiyorum. Devreye girdiği spesifik zamanlar elbette var fakat, sanki... bir şey onu tetikliyormuş gibi. Düşüncelerim, hislerim, hareketlerim... hangisi? Sorumun cevabı gerçekten hangisi? Peki ya bu gücü kullanmanın bedeli ne? Bana ne olacak? Çok fazla soru var ve hiç cevap yok. Fakat şimdi sakinleşmezsem, hiçbir şeyin iyi olmayacağını biliyorum. Derin nefesler alıp veriyorum. "Sakin ol, sakin ol, sakin ol, sakin ol, sakin ol, sakin ol, sakin ol. SAKİN! OL!" Ne kadar tekrar edersem edeyim, sakinleşemiyordum derken, bir anda bastıran yağmurun sesi aklımdaki tüm düşünceleri siliyor, üzerime çöken rahatlama hissi çok belirgin. Bu kadar hızlı rahatladığıma şaşırmış durumda iken, hafif bir tebessüm ile birlikte ağzımdan istemsizce şu sözler çıkıverdi, "Tokyo'da son dönem çok yağmur yağmaya başladı, neden acaba...?" 


 

 

İkinci Bölüm:
Not: Bakış açıları arasında gidip geleceğim çünkü bazı yerleri birinci kişi ile anlatmakta yetersiz kalırken bazı yerleri hakim ile anlatma zorlanıyorum.

Spoiler

Takeshi, gözlerini saate dikmiş şekilde sırasındaki kalemi ile oynuyordu.    Öğretmenin dinlediklerine dikkatini veremediğini anladığı saniyeden beri yaptığı tek şey buydu. Gerçi, son zilin çalmasına çok az kaldığı için herkes yavaş yavaş toparlanıyor veya gözlerini saatten ayırmıyordu. Öğretmen de bunun farkına varmış olacaktı ki kısa bir süre sonra ders anlatmayı bırakıp yerine oturdu ve kitabını açtı. Takeshi öğretmeninin aniden konuşmayı bırakıp yerine oturmasıyla biraz kendine gelmişti ve öğretmenine bakıyordu. "Sadece birkaç dakika kaldı ama kitap okuyacaksın öyle mi?" diye düşündü. İçten içe takdir ettiği bir eylemdi bu fakat kendisi kitap okumayla pek barışık olmadığından bu takdir ettiği eyleme bir anlam yükleyememişti. Biraz daha öğretmenine ve kitaba bakmaya çalıştı. Kitabın adını okumaya çalışsa da en arkaya yakın oturduğundan kitabın adını okumayı başaramadı. Bir süre sonra pes edip sırasına iyice yayıldıktan sonra gözleriyle Yuuto'yu aradı. Sırasını gördükten sonra bir anlığına duraksadı:

 

"O... Yoksa o uyuyor mu? Ciddi olamazsın ya..." 

 

Bir süre son dakikalarda uyuduğuna olan şaşkınlığından dolayı donup kalsa, onu uyandırmaya karar verdi. Önündeki defterinden hızlıca bir sayfa yırttı -bunun ne kadar fazla ses çıkardığını unutmuştu fakat kimse ona dönmemişti- ve olabildiğince yuvarladı. Gerçekten önemli bir şeyi avlayacakmış gibi kağıttan topu bir o açıdan bir bu açıdan tutarak nasıl kafasına isabet ettirebileceğini düşünüyordu. Bunun üstüne düşündüğü sırada çalan zil Takeshi'yi yerinden zıplattı.

"İyi ki herkes hazırlanmak ve sınıftan çıkmakla meşgul de bunu görmediler, ucuz yırttım." diye düşündü. Toparlanıp yerinden kalktığındaysa kağıttan topu olağan gücüyle Yuuto'ya fırlattı. Yuuto'nun hiçbir tepki vermemesiyle hayal kırıklığına uğrayan Takeshi çantasını da alıp yerinden kalktı ve Yuuto'nun sırasının yanına gitti. Birkaç saniye başında bekledikten sonra hızlı bir şekilde kafasını sıyırıp geçse bile ona güzel bir acı verecek bir tokat attı. Acının verdiği his ve korku ile birlikte bir anda yerinden fırlayan Yuuto sırasından düştü. Etrafına bakındıktan sonra başına dikilen Takeshi'yi gördü.

 

Sen..."

 

"Bu saatte uyumak senin suçundu. Hmph."

 

"İnsan gibi dürterek uyandırabilirdin."

 

"Öyle ne eğlencesi kalırdı ki?"

 

"Ahahaha, sanırım seni suçlayamam. Yerinde olsam aynısını ben de yapardım, yalan yok."

 

Takeshi bu dediğine biraz sinirlense de az önce yaptığı hareketten sonra sinirlenmeye hakkı olmadığını hatırladı. Yerde olan Yuuto'ya elini uzatıp kalkmasına yardım ettikten sonra kolunu Yuuto'nun sağ omzuna atıp ona yüklendi:

 

"Yemek yememiştin değil mi?"

 

"Bilmiyormuş gibi yapma, yardım etmiş olsan yiyebilirdim."

 

"Ah, tabii tabii, yardım etsem, eminiiim yetişirdi, ama her şey bir yana, o zaten senin sorumluluğundu. Yani onu zamanında yapmamak senin suçundu." Bu sözlerin üstüne Yuuto'nun modu biraz düşmüş görünüyordu. Takeshi bunu fark etti.

 

"Amaa şimdi en yakın arkadaşının sana bir sürprizi var. Seni favori mekanıma yemeğe götürüyorum. Yaptıkları hamburgerler inanılmazdır. Yapıldığının kokusunu aldığın an karnın doymaya başlar."     

 

"O kadar iyi olamaz, olmamalı, değil mi?"

 

"Tadana kadar bekle, hadi kap çantanı da gidelim."

Daha fazla konuşmadan çantasını alan Yuuto hemen sınıftan çoktan çıkmış olan Takeshi'ye yetişmek için koşar adımlarla ilerliyor. Ona yetiştikten sonra ikili arasında çok uzun ve garip bir sessizlik oluyor. Bu uzun sessizliği bozan kişi ise Yuuto oluyor.

 

"Hey, Takeshi."

 

"Hm?"

 

"Şu hoşlandığın kız vardı ya, Lilly..."

 

Takeshi aniden kızarıyor. Bunun ulu orta yerde söylenmesini istemediğini çokça kez ona söylemişti oysa ki. Yuuto bunu unutmuş olacak ki biraz duraksıyor. Daha sonra ise kararlı bir şekilde konuşmaya devam ediyor.

 

"Gidip ne zaman onunla konuşacaksın?"

 

"O kadar kolaymış gibi konuşma, salak." diyor Takeshi umursamaz bir tavırla. "Şimdi bunları konuşacak zaman değil, geldik işte" diyerek bir anda büyük bir yerin önünde duruyor. Yuuto binayı uzunca -gerçekten uzun sürmüştü- inceliyor. "Harika" diye içinden geçirip Takeshi'nin peşinden içeri giriyor. 

Takeshi uzun zamandır buraya gelmese bile içeri girer girmez kendisini karşılayan o ağız sulandırıcı et kokusunu anında anımsıyor. Böyle bir kokuyu unutmanın kolay olmayacağı çok açık. Yuuto'ya kendisini takip etmesini işaret ettikten sonra bir masaya oturuyorlar ve Yuuto hemen menüye bakmaya gömülüyor. Takeshi ise menüyü kendinden biraz uzağa iterek ne yiyeceğini çoktan bildiğini Yuuto'ya belli ediyor. Yuuto ise bunu fark ettikten sonra Takeshi'ye bakıyor. 

 

"Ne yiyeceğiz peki?"

 

"Buranın hamburgerleri efsanedir dememiş miydim? Bir gün normal et yemeye de getiririm seni ama önce şu hamburgerleri tatmalıyız."

 

Ve iştah açıcı mükemmel hamburgerleri mideye gömdükten sonra, orada bir süre daha kalıp sohbet etmeye karar veriyorlar. Birer dondurma daha yedikten sonra, havanın çoktan karardığını fark ettiklerinde kalkmaya karar veriyorlar. Yuuto'ya önden gitmesini söyledikten sonra Takeshi gidip hesabı ödüyor. "Bugün pahalıya patladı ama arkadaşlarımı mutlu etmeyeceksem, kimi mutlu edeceğim ki?" diye düşünüyor bu sırada.

 

Yalnızlık duygusu her bir tarafını sarmış halde eve yürürken sağanağa yakalanan Takeshi koşturmaya başlayıp saklanabileceği bir yer arıyor. Evine giden kestirme ara sokaklardan birindeki bir binanın altına sığındıktan sonra, yağmur sesi tarafından bastırılan, duyması neredeyse imkansız bir ses duyuyor. Takeshi bu sesi can kulağıyla bu sesi dinliyor.

 

"Bu ses... bebek mi... ağlıyor..?"

 

Üçüncü Bölüm: 

Spoiler

"Bu bir... bebek ağlaması mı..? Bu saatte mi? Bu yağmurda mı? Ailesi nerede, yoksa terk mi edildi? Sakin ol Takeshi, öncelikle, şu çocuğu bulmalısın. Sonra polisi arayabilirsin. Ona yuva falan bulurlar, belki ailesini de. Hadi bakalım." 

 

Ardından yağmurdan korunmak için saklandığım yerden çıkıyorum. Etrafı aydınlatan tek şey şiddetli yağmurla birlikte çakan şimşekler. Bu karanlık gerçekten tüylerimi ürpertmiyor değil fakat şuan söz konusu olan bir bebeğin hayatı. Onu bulmalıyım. Aklımdaki tek şey bebeğin nerede olabileceği. Gerçekten, nerede olabilir? Bir anlığına durup gökyüzüne bakıyorum. Yağmur damlaları yüzüme düşerken bebeğin ağlamasına odaklanmaya çalışıyorum. Nereden geliyor? Bebeğin ağlamasını dinlerken dikkatimi çeken bir şey var, bebek ağlaması asla azalmıyor, fakat artmıyor da. Tamamen aynı ton. Bu normal değil. Bebeğin bir sorunu mu var? Acele etmeliyim. Olduğum yerden fırlayıp bebeğin olduğunu düşündüğüm yere doğru gidiyorum. Çalılıktan geliyor. Elimi sokup içeriyi karıştırıyorum. Elim sert bir şeye çarpıyor. Bu... bu bir... kayıt cihazı mı?! Dalga mı geçiyorsun? Neden birisi... gecenin köründe... böyle... tenha bir yere..- 

 

Cümlemi bitirme fırsatım olmadan olduğum yerde donup kalıyorum. Bulunduğum yerin hemen arkasındaki zifiri karanlık ara sokaktan ayak sesleri yükseliyor. Bir grup mu? Hayır... Tek bir kişi...

 

"Buraya gelenin bir kadın olmasını ummuştum aslında, bebek sesine karşı koyamayan genelde onlardır, ama seni öldürmek de büyük bir zevk olacak." 

Cümlesini bitirmesiyle birlikte, arkamı bile dönememişken, olduğum yerde donup kalmış haldeyken, sırtımdan göğsüme doğru giren bir şey hissediyorum. Bağırmak istiyorum, fakat acı öylesine yüksek ki bağıramıyorum bile. Yağmur şiddetini arttırıyor. Kalp atışlarımın hızlandığını hissediyorum. Düşüncelerim bulanıklaşıyor. Ardından boğazımda bir şey hissediyorum. Ağzıma kadar gelen bir yoğunluk hissi. Kusmak istiyorum, kusmak istiyorum, kusmak istiyorum, kusmak istiyorum. KUSMAK İSTİYO-

 

Ağzımdaki yoğunluk hissine dayanamayıp ağzımı açtığımda ise, kanlar boşalıyor. Hemen ardındansa, yavaş yavaş kararmaya başlayan görüşümü tamamen kaybediyorum ve az önce kustuğum kanın üstüne yığılıp kalıyorum. Duyduğum son şey ise, bana bunu yapan kişinin kahkahaları.

Gözlerim yavaş yavaş açılıyor. Tek hissettiğim şey, hiçlik. Karanlığın ortasındayım. Bu his... düşüyor muyum..? Hayır... Bana öyle geliyor olmalı. Soğuk hissediyorum. Öldüm mü? Hayır, ölüm bu kadar tanıdık bir duygu olmamalı. Ben, ben... geri dönüyorum. Şu güne kadar çok fazla geri dönemedim, fakat her dönüşümde, bu hissi yaşadım. Sağır edici bir sessizlikte, sonsuzluğa düşmek. Büyük bir bedel. Kulağa öyle gelmiyor olabilir fakat bu his katlanılmaz bir şey. İnsanı delirtecek türden. 

Ve ben tüm bunları düşünürken gözlerim tekrardan kapanıyor. Çok kısa bir süre sonraysa, kulağımda bir çınlama ile yüzüme sertçe düşen yağmur damlalarını hissediyorum. Ve, çınlama geçerken bir ses duyuyorum.

 

"Buraya gelenin bir kadın olmasını ummuştum aslında-"

 

O ses. Beni, saniyeler önce *öldüren* kişinin sesi. Ne yapacağımı düşünecek vaktim yok fakat ne yapacağımı düşünmeme gerek bile yok. Cümlesini bitirince beklemeden saldıracak. Ayaklarım, beynim, vücudum, hepsi bir ağızdan koşmaya başlamam için bana yalvarıyorlar. Ya şimdi, ya hiç Takeshi. Ya şimdi... ya hiç.

Bu isteğe karşı koymayıp cümlesini bitiremeden elimdeki kayıt cihazını adamın yüzüne fırlatıp koşmaya başlıyorum. Yağmurun şiddeti artmaya devam ediyor. Adımlarımla birlikte, gökyüzü resmen bütün nefretini üstümüze kusuyor. Ara sokaklarda olduğumuz için sadece düz koşamayacağımı biliyorum, önüme çıkan her şeyi devirerek olabildiğince ses yapıp yolu kapatmaya çalışıyorum. Arkama bakmak istesem de, bunun yanlış olduğunu biliyorum. *Hop*, *Ah*. Bu... o. Takip ediyor.

 

"Kaçabileceğini mi sanıyorsun, ahahaha, seni aptal velet. Kaçamayacaksın, ölümünü kabullen. AHAHAHAHA"

 

Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır. Ölmek 
istemiyorum, ölemem, ölmemeliyim, ölmeyeceğim, ölmeyeceğim, ÖLMEYECEĞİM! Var gücümle koşuyorum. Çoktan bitmiş olması gereken nefesim hâlâ beni koşmam için zorluyor. Ayaklarım artık benden bağımsız gibiler. Onları hissedemiyorum. Yağmaya devam eden yağmur yüzünden gözlerimi uzun süre açık tutamıyorum. Ter ve yağmur damlaları bir olmuş şekilde tüm vücudumu kaplamış durumda. Arkamda duyduğum sesler kesilmiyor. Ne kadar şey devirirsem devireyim gelmeye devam ediyor. Derken anayolu görüyorum. ANAYOL! Oraya ulaşabilirs---

 

Anayola öylesine odaklanmış durumdaydım ki devirmeye çalıştığım çöp kutularından birine takılıp onunla birlikte yere düşüyorum. Bunun şokuyla olduğum yerde donup kalıyorum. Ölüm bana geliyor. Ve ben... kıpırdayamıyorum. Ne kadar zorlarsam zorlayayım bacaklarım hareket etmiyor, yerimden kalkamıyorum. Katilin bana yaklaşmasını engellemek için elime geçen her şeyi ona fırlatmaya başlıyorum. Elime aldığım şeylerden birinden daha önce hiç duymadığım bir ses geliyor. İster istemez hızlıca dönüp bakıyorum. Bu, bu bir silah mı? Çöpte... ne işi var? 

 

"Hey velet, yolun sonuna gelmiş görünüyorsun. Son sözlerin nedir?"

 

Bir an bile tereddüt etmeden yaşama içgüdüsüyle silahı katile doğrultuyorum.

 

"Geri... çekil..!"

 

Katil silahı görünce önce durup, sonra geri adım atmaya başlıyor.

 

"H-H-Hey, sen... o silahı nereden buldun?"

 

"ÇEKİL DEDİM!"

 

Artık korkmuyorum. Roller değişti. Katil geri adım atarken üstünlüğün verdiği rahatlama ile yavaşça yerimden kalkıyorum. Dikkatli şekilde geriye adım atarken gözlerimi ve silah namlusunu katilden bir anlığına bile ayırmıyorum. Katil hâlâ şaşırmış şekilde dururken ayağıma çarpan bir şeye bakmak için geri döndüğüm an, bir ses işitiyorum.

 

"Hey velet, bu kadar kolay olmayacaktı ya."

 

Kafamı çevirdiğimde ise katilin bana doğru koştuğunu görüyorum. Kalbim yerinden çıkacak gibi akıyor. Yağmur gözlerimin içine içine akıyor. Ellerim kayganlaşırken zihnim bulanıklaşıyor. Ateş etmem gerekiyor. Ama... Ama katil olmak istemiyorum. Ya hayatım? Ölmek istemiyorum. Katil olamam. Yaşamak istiyorum. Öldüremem. Ya o ya ben. Ya o ya ben. Ben, ben... YAŞAMAK İSTİYORUM! **PAT**

 

Dördüncü Bölüm:

Spoiler

"Ben... Ben... Onu vurdum. Gerçekten onu vurdum. Ben.. Sakin ol Takeshi. Ya o ya ben. İkimizden birine bu olacaktı. Eğer ona izin verseydin, kesin daha kötü bir şeyler olurdu. Değil mi? Evet. Hayır. Katil olamam. Ama yaşamak istedim. Ben... HAKLIYIM! Onu vurdum... AMA YAŞIYORUM! Ya oydu, ya da ben. Değil mi? Değil mi? Ben haklıyım değil mi? Katil sayılmamalıyım? BEN KATİL DEĞİLİM! Ama onu öldürdüm... ÖLDÜRDÜYSEM NE OLMUŞ!"

 

Başımı ellerimin arasına almış şekilde, kendi düşüncelerim ile boğuşurken, gözyaşlarım akmaya başlıyor.

 

"Katil oldum. Ben, sıradan bir hayat yaşayan ben, bugün arkadaşımla yemek yemiş olan ben, katil oldum. Katilim. Ne trajikomik. Hahaha. Hahahaha. HAHAHAHAHA!"

 

Gülmeye devam ederken gözyaşlarımı yavaşça ayağa kalkıp hemen yanımdaki duvara tutunarak yürümeye çalışıyorum. Yağmurun şiddeti bir an bile azalmıyor. Sağ, sol, sağ ol, sağ... sol. Yürümeye devam edemeyip olduğum yere çöküyorum. Kalp atışlarım beynimin içinde yankılanıyor. Düşünebildiğim tek şey... ben... ben düşünemiyorum. Yağmur damlaları gözyaşlarımla bir olmuş durumda. Hangisi hangisi ayırt edemiyorum. İçimden bağırmak geliyor. Gökleri inletecek kadar bağırmak. Öylesine istiyorum ki, bu sesin Tanrı'ya ulaşmasını istiyorum. Tanrı'dan, merhamet diliyorum. Asla olmak istemediğim bir kişi olmamı engellemesini... Derince bir nefes alıp kafamı kaldırıyorum. Fakat dikkatimi çeken bir şey var. Ana yol ile ara sokağın birleştiği yerde, birisi beni izliyor. Yoksa, arkadaşı mı...? Hayır. Daha fazlasını kaldıramam. Hayır. Fakat beni izleyen silüetin cebinden bir şey çıkardığını görüyorum. Ardındansa, var gücüyle koşuyor. Aklımı henüz toplayamamış olsam da, parçalar yerine oturuyor.

 

"GÖRGÜ TANIĞI?!" 

 

Ona olanları anlatmalıyım. Hayır. Eğer polisi ararsa, hayır... Beni dinlemezler. BENİ ANLAMAZLAR! ONU DURDURMALIYIM!

"HEY! YAPMA! HİÇBİR ŞEY BİLMİYORSUN! HEY SE-"

 

Bağrışlarım bir aracın fren sesi tarafından kesiliyor.  

 

"Yoksa...?"

 

Koşmayı bırakıp, az önce olan her şeyi unutmuş şekilde ana yola doğru çıkıyorum. Yavaş adımlarla, bir o kadar da endişeli. Kafamı sola doğru çevirdiğimde ise, yavaş adımlarımın yerini tekrardan koşma alıyor. Elimde kalan silahı bir kenara atıp var gücümle koşuyorum. Yerde yatan kişi, Yuuto.

 

Yuuto'nun yanına vardığımda araç çoktan gitmiş oluyor. O şerefsiz... Yaşayıp yaşamadığını yoklamak için ona birkaç kez tokat atıyorum.

 

"Yuuto! HEY YUUTO! KONUŞ BENİMLE! Yuuto, lütfen.. .Şaka olmalı değil mi? Bu bir şaka değil mi? BİRİLERİ KONUŞSUN! ŞAKA DEĞİL Mİ? TÜM BUNLAR BİR RÜYA FALAN OLMALI! ŞUAN SINIFTA UYUYOR OLMALIYIM, DEĞİL Mİ? BİRİ CEVAP VERSİN! BİRİ... cevap... versin..."

 

Cümlemi bitirir bitirmez yere yığılıyorum. Kan kokusu havayı sarmış durumda. Mide bulandırıcı. Vücudum ne kadar kusmak isterse istesin tekrar ve tekrar yutkunarak kusmayı engelliyorum. Gözyaşlarım hiç olmadığı kadar güçlü, yağmur da aynı şekilde. Yağmur artık sırtıma bir çivi gibi saplanıyor. Fakat umurumda değil. Birden aklıma bir yol geliyor. Aniden gözlerimi kapatıp aklımı her şeyden uzaklaştırmaya çalışıyorum. Sakinleş, yapabilirsin. Yapabilirsin. Yapmalısın Takeshi. Kendin için, Yuuto için.

 

Bir saniye.

 

İki saniye.

 

Üç saniye.

 

Dört.

 

Beş.

 

Altı.

 

"Hiçbir şey olmuyor. Hiçbir şey. Neden geri dönemiyorum. Neden hiçbir şey olmuyor? Bu gücü, şimdi kullanamayacaksam, ne zaman kullanacağım? Hahaha, ne kadar komik. Ahahahaha, harika. Her şey mükemmel."

 

Gözlerimi açmadan, paramparça bir benlik ile ayağa kalkıyorum. Gözlerimi gökyüzüne ve yağmura karşı kısa bir süre kapalı tuttuktan sonra, kalan son gücümle bağırıyorum.

 

"NEDEN GERİ DÖNEMİYORUM? AHAHAHA, ORADA BİR TANRI VARSA, NEDEN GERİ DÖNEMİYORUM? ŞİMDİ GERİ DÖNEMEYECEKSEM BU APTAL GÜCÜ BANA NEDEN VERİYORSUN? ACI ÇEKMEMİ Mİ İSTİYORSUN? AHAHAHAHA, ÇOK ZEVKLİ. AHAHAHAHAH, HER ŞEY BİR ŞAKA MI? SEN BANA BİR YOL VERMEZSEN, KENDİ YOLUMU YARATIRIM. ANLIYOR MUSUN?

 

Cümlelerimi bitirir bitirmez yerdeki silaha koşup çenemin altına koyuyorum. Yağmur artık bir çividen bile daha sert. Gözyaşlarımın bir parçası gibi, hep bir parçasıymış gibi. 

 

Buruk bir ses tonuyla ağzımdan şunlar dökülüyor ,"Ne kadar... komik bir şaka. Aha...haha...haha..."

 

"Kendi yolumu kendim çizmeliyim. Yaşamak mı istiyorum? Yaşatmak mı? Yaşa, yaşat? Hangisi önemli, bu güce güvenmeli miyim? Bilmiyorum. Başım acıyor. Ben sadece düzgün bir hayat istedim. Hiçbir anormalliği olmayan, her genç gibi yaşayabileceğim bir hayat. Bu güç neden bende? Neden kontrol etmeme izin verilmiyor? Gerçi, hahaha, o tanrı denen şey, kontrol etmeme izin vermiyorsa..."

 

Yutkunuyorum. Korkudan ellerim titriyor. Fakat başka bir şansım olmadığını biliyorum.

"...ben de zorla kontrol ederim."

 

Ve, kulakları sağır eden o yüksek sesten ve asfalt için ikinci bir kan banyosundan hemen önce, ufak bir ses duyuluyor... **klik*

 

Final Bölümü: 

Spoiler

Kan gölü olmuş sokağı büyük bir kalabalık basmıştı. Polisler olay mahalini çoktan koruma altına almıştı ve haber kanalları haber yapmak
için sıraya girmişti bile. Onca siren sesi ve kalabalığın fısıltılaşma -daha çok bağırıyorlardı- sesleri arasında elinde poşetlenmiş bir silah
olan polis eri, astına doğru gidiyordu.

 

"Pekâlâ, cinayet silahını bulabildiniz mi?"

 

Polis kafasını salladı. "Bir Makarov PM ile efendim." dedikten sonra delilleri korumak için şeffaf bir poşete yerleştirilmiş silahı gösterdi.

 

"Peki, silah kimin? Şu adamın mı yoksa çocuğun mu?" dedi ara sokağı işaret ederek.

 

"Buradaki mekanların kameralarına göre, çocuk adamdan kaçarken silahı çöpte bulmuş. Bununla kendini korumayı denemiş."

 

"Çöpte mi? Şu liseli çocuğun bulduğu gibi mi? Adı neydi..."

 

"Hodaka mı efendim?"

 

Polis parmağını şıklattı, "Evet evet! O çocuk işte. Bu terör olaylarından sonra çöpe atılan silahların çocuklar tarafından bulunuyor olması
hiç iyi bir şey değil. Silahların kaç tanesinin yerini biliyoruz?"

 

Polis eri parmaklarıyla saymaya başladı, "Biri Hodaka denen lise öğrencisinde, iki tanesi bizim adamlarımız tarafından bulundu, bir tanesi
de intihar eden çocuk tarafından bulundu."

 

"İki kaldı demek, onları da çocuklar veya başkaları bulmadan bulsak iyi olur."

 

Ardından polis kahvesinden bir yudum alıp kısa bir süre düşündü. Tekrar şuan ki olaya odaklanmayı denedi.

 

 

"Öyleyse adamın nasıl öldüğünü ve silahı nasıl bulduklarını çözdük. Ya bu çocuktan ne haber?" Takeshi'yi işaret ediyordu.

 

"Sokağa bakan kameralar o kadarını göstermiyor efendim. Fakat merminin girdiği yere bakarsak, bu bir intihar."

 

"Ya bu çocuk?" Kahvesini tuttuğu eli bu kez Yuuto'yu işaret ediyordu.

 

"İncelediğimiz kamera kayıtlarından yola çıkarsak, çocuk olaya tanık olmuş. Olay yerinden kaçmaya çalışırken ise, bir trafik kazası
geçirmiş."

 

"Üzücü bir olay. Çocuk neden intihar etmiş herhangi bir fikri olan var mı ekipte?"

 

Polis eri kafa salladı. Önce Yuuto'yu gösterdi, "Bu çocuk ile intihar eden çocuğun bir bağlantısı olduğunu düşünüyoruz. Arkadaş tarzı bir
şey olmalılar." Ardından ara sokağı işaret etti, "Bu adam intihar eden çocuğu kovalıyordu. Çocuk yaşamak için adamı öldürdü. Bunun
şokunun üstüne bir arkadaşı tarafından bu olayın görülmesi ona ek bir darbe. Hemen bunun üstüneyse o arkadaşını kaybetmesi..." Polis
eri biraz duraksadı, ardından cümlesine devam etti. "...çok zor olsa gerek."

 

Astı evet dercesine kafasını salladı. "O halde tüm bunları rapor et, ardından bu cesetlerin kaldırılmasını söyle. Tüm bu hipotezler kamera
kayıtları tarafından destekleniyorsa, burada uğraşacak o kadar da işimiz yok demektir."

 

Polis eri bunun üstüne hemen raporu merkeze göndermeye koşarken Akio, Takeshi'nin yanına eğildi. Tüm durumu anladıktan sonra,
Takeshi için gerçekten üzülmüştü. Hüzünlü bir ses tonuyla fısıldamaya başladı, "Senin için zor bir saat olmuş olmalı. Her genç gibi hayatını
yaşayamamışsın. Bu yüzden, cennette mutluluğu bul ve dinlen. Arkadaşınla sonsuz huzura kavuşun..."

 

 

 

 

 

 

Takeshi yüzüne takındığı buruk bir gülümseme ile yerde olan Yuuto'ya elini uzattı, "Hey Yuuto, sen... yemek yememiştin, değil mi?"

 

Dipnot: 

Spoiler

Eğer buraya kadar okuduysanız çok mu çok teşekkür ederim. Umarım hikayemi sevmişsinizdir. Hikayenin asıl amacı olan 6 Saniye geri gitme olayını çok kullanamadım çünkü hikayeyi böylesine ilerletmek anlık bir fikir haline dönüşmüştü, kalan kısa sürede bunu böyle hazırlamak benim için biraz zordu. Hikayenin sonuna gelirsek, eğer hatırlayamadıysanız, bu sahne . bölümdeki her şeyin başladığı yere bir referans. Normalde mutlu son olmayacaktı fakat biraz düşününce mutlu son koymayı daha uygun buldum ve Takeshi intihar ettiğinde Yuuto'yu yemeğe götürmeyi davet ettiği yere kadar döndü. Bunun sebebi ise  hikayedeki Tanrının gazabına ve seçimlerine karşı koyacak kadar güçlü bir irade yaratmış olması. Tabii kafasının biraz gidik olduğunu düşünürsek, istediği sona ulaşmak ve sevdikleriyle mutlu bir son elde etmek için gözünü karartıp Tanrıya dahi kafa tutabilecek kadar deli fakat bir o kadar da kararlı bir karakter kendisi. Sonu açıklama gereği duydum, tekrar tekrar teşekkür ediyorum buraya kadar okuyan herkese. <3

 

 

06sn.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Ramox

Çok güzel bir hikaye

Share this post


Link to post
Share on other sites

Konu İlginç Görünüyor Final Bölüme Kadar Nasıl İşleyeceğini Merak Ediyorum

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Geldik zurnanın zırt dediği yere.... xD

Canımız kanımız çevirmenimiz de girmiş bu işlere madem sıkı bir eleştiri yapmak istiyorum. xD

 

Öncelikle özet koymanı takdir ederek başlamak istiyorum. Bence en iyisini yapmışsın Açıklama soru işaretlerini giderir ve hikaye ile ilgili bize daha çok bilgi verir.

İlk eleştirim elbette imlaya gelecek. Bağlaçlardan önce gelen virgülleri göreceğime gözlerimin kanamasını tercih ederdim şu an xD -elbette etmezdim abartıyorum- Bir çevirmen olarak senin imlaya daha çok dikkat etmeni beklerdim. Hoş değil. Onun dışında cümle içinde çok fazla ... var. Bunu da sevemedim :(

 

Betimlemelerin güzel yani okurken o heyecana girebiliyorum. Ama misal diyalog içi ya da iç ses konuşmalarına pek ısınamadım. Mesela "....Sakin ol Takeshi, öncelikle, şu çocuğu bulmalısın. Sonra polisi arayabilirsin. Ona yuva falan bulurlar, belki ailesini de. Hadi bakalım." kimsenin böyle bir iç sesle kendisiyle konuşacağını pek sanmıyorum. "Sakinleşmeliyim, önce çocuğu bulmam lazım. Nerede? Neredesin?" yani o heyecanı verebilecek doğru cümleleri daha özenle seçebilirdin bence. 4. part için de o duyguyu daha iyi yansıtabilirdin. Arkadaşının ölümünü gördükten sonra harika bir kahkaha ve kafayı oynatma, lanet ede ede Tanrının tekrar ona bir şans vermeyişini daha içten bir isyanla haykırıp bir anlık delilikle o tetiğe basması büyük bir şok olurdu bence finalden önceki partın heyecanını -bence- tam yakalayamamışsın.

 

Beşinci final parta gelirsek ilk dikkatimi çeken "Arkadaş tarzı bir şey olmalılar." Arkadaş tarzı ? O ne? xD Birde burada açıklanan olay -di'li geçmiş zaman değil de miş'li geçmiş zamanla anlatılsa daha iyi olurdu bence. Birebir tanık değiller çünkü olaya. Kamera kayıtlarıyla gördükleri üzerinden varsayımda bulunuyorlar. 

 

Onun haricinde genel bir yorum yapacaksam karakterin sayısını az buldum biraz daha açabilirdin. Biraz hızlı oldu bitti gibiydi. Bence mutlu sonla bitireceksen en başa gitmeliydin. "Takeshi! Takeshiiiiiiii!" olarak bitirmeliydin. Bu cümleden önce zaten esas oğlumuz dalmak üzereydi bütün bunlar bir hayalmiş gibi bir izlenim bıraksaydın bence daha hoş olurdu. 

 

Berke'ciğim hayal gücüne sağlık. Başarılar.

 

Biraz karışık anlattım ama umarım açıklayıcı olmuştur. Her emek verene bir şey yazmak istedim çünkü :) Sen sondan bir öncekisin bu yüzden cümlelerimi toparlayamadıysam kusura bakma.

Daha iyilerini bekliyorum. :P Eleştirilerimi duymak istersen ne yapman gerektiğini zaten biliyorsun :evil-smile-onion-head-emoticon:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Honey

BAYILDIMMMM!Sonunu cidden böyle beklemiyordum gerçekten konusu beni sardı fakat bakış açıları rahatsız etti sanırım tek bir bakış açısını daha çok sevdiğim için >,<

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

×
×
  • Create New...