Jump to content
×
×
  • Create New...

Spartacus (Arthur Koestler) Kitap İncelemesi


Recommended Posts

Selam arkadaşlar bu sefer de yeni bitirdiğim Spartacus adlı kitabın incelemesini yapacağım.

Spoiler

65612_1473973315.jpg

Spartacus

Yazar adı: Arthur Koestler

Tür: Edebiyat/ Tarihsel roman

Sayfa sayısı: 431

 

Bu romana başlamadan önce bana göre bilmeniz gerek iki durum var. Birincisi bu bir savaş romanı değil, ikincisi olaylar Spartacus'un gözünden anlatılmıyor. Şimdi biraz daha detaylı açıklayayım;

1-) Savaş romanı değil derken şunu kastediyorum, detaylı bir şekilde savaşların işlendiği taktiklerin kurulduğu bir anlatım yok hatta savaş olacaksa bu savaş hikayesi en fazla 1-2 sayfa sürüyor. Kitap genel olarak bir grup haydudun giderek büyümesi ve bir isyan başlatıp devlet kurmalarını anlatıyor. Savaşlara biraz daha yer verilse belki güzel olabilirdi ama kitaptaki asıl olay savaşlar değil bir grubun isyan etmesi ve yaşadıkları zorluklar. 

2-) Olaylar hep farklı kişilerin gözünden anlatılıyor ve sadece isyancıların grubundan değil diğer yerlerde ki kişileri de konu alıyor ve onları olayların nasıl etkilediğini bu durumu nasıl karşıladıklarını söylüyor. Mesela Roma halkının olayları nasıl gördüğünü bir katip üzerinden anlatıyor, isyancıların saldırdığı yerde bulunan insanların gözünden anlatıyor. Spartacus'un grubunda bulunan insanların gözünden olay anlatılıyor. Yani tek bir kişinin gözünden değil çevredeki bütün insanlar nasıl etkileniyor bunu anlatmış. İlk başlarda bu bana biraz kötü gelse de sonradan sevmeye başladım, çünkü sadece Spartacus'un gözünden veya grubunda ki bir kişinin gözünden anlatılsaydı diğer insanların ne hissettiklerini ve düşündüklerini bilemeyecektik. Bu anlatım tarzını da bence yazar gayet güzel aktarmış. 

 

Bu iki durumu belirtme sebebim @Lycaenidae bana bu kitabı önerdiğinde aklımda direkt olarak bu düşünceler oluşmuştu ve ilk başladığım da böyle olmadığını görünce biraz şaşırmıştım. Sizde de aynı düşünce oluşursa diye başta belirtmek istedim. Bu arada bu kitabı bana önerdiği için @Lycaenidae-sama'ya teşekkürlerimi sunuyorum :muajajaja__how_funny__onion_by_elcerbero: Senin de yorumunu bekleriz eğer müsait olursan :))

 

Kitap bir Romalı katip ile başlıyor, katibin adı Apronius. Apronius bize Roma hakkında güncel bilgiler veriyor bir nevi, işte başta kim var şu an ki yönetim nasıl falan filan. Tabii kendi işinden falanda bahsediyor ama bana genel olarak Apronius'un hikayesi sıkıcı geliyordu ve adam gözümde tamamen beleşçi olarak kaldı. (sebebi ise adam sürekli tiyatrodur bilmem nedir beleş bilet almaya çalışıyor) Apronius gladyatör müsabakasını izlemek istiyor ve müsabakayı düzenleyen adam eski bir arkadaşı ondan beleş bilet koparmaya çalışıyor. (beleşçi işte) Adamın yanına gittiğinde bir öğreniyor ki gladyatörlerden 70 kişilik bir grup geceleyin kaçmış. Bu kaçanlar arasında da en iyi iki dövüşçüsü olan Spartacus ile Crixus var. 

 

Bu gladyatör grubu aslında sadece keyfi bir şekilde yaşayıp sağı solu yağmalamak istiyorlar. Kaçarken pek bir düşünceleri yok amaçları sadece ölmemek için savaşmak. Bir yerden sonra kölelerden veya yerel halktan bu gruba katılanlar oluyor ve grupları gittikçe büyüyor. Dediğim gibi kitap bu grubun giderek büyümesinden ülkenin ve köle sisteminin nasıl etkilendiğini açıklıyor. Bu grup giderek büyüyor devlet kuruyor, kendilerine şehir kurmaya çalışıyorlar ve o sıra zorluklar yaşıyorlar. 

 

Kitapta insanların bir çok duygusu ele alınıyor özellikle kötü olanları, açgözlülük, korku, tembellik gibi. Bence bir numaradan açgözlülük duygusu var bu duygu hem zenginler için hem de köleler için geçerli. Zenginler açgözlü bu yüzden kölelerine daha fazla iş yüklüyorlar, köleler açgözlü çünkü özgürlüklerini kazansalar da daha fazlasını isteyip mutsuz oluyorlar. Zenginlerin kısmını geçelim, kölelerin kısmına gelelim. Köleler efendilerinden ayrılıp Spartacus'un yanına katılıyor ve Spartacus herkese eşit haklar tanıyan Güneş Devlet'ini kuruyor. Bu devlette herkes kendisi için çalışıyor, kendisi için ev veya yemek yapıyor. İnsanların açgözlülüğü burada ortaya çıkıyor ki kendilerine çalışmak onlara yetmiyor. Grubun büyük bir kısmı özgürlüğün çalışmadan istediğini yapmak olduğunu düşünüyor. Efendilerin yanında çalıştıklarından daha az çalışıyor ama onlara yetmiyor, tamamen istedikleri gibi yiyip içmek sağı solu yıkmak istiyorlar ki bu da Güneş Devlet'inin sonunu getiriyor. Bir diğer sorun ise grupta iki tane liderin yani birde Crixus'un bulunması. 

 

Crixus'un aslında liderlik umurunda değil ama bir çok insan onu lider olarak görüyor ve onu takip etmek istiyor çünkü Crixus'da onlar gibi açgözlü. Zaten Crixus ile Spartacus arasında ki fark bu, Spartacus kendi çıkarını düşünmeden herkesi düşünerek hareket ediyor, her olayı kontrol edip ceza veriyor ama Crixus kendisini düşünüyor, gruba ceza veremiyor çünkü kendisi de onlar gibi. Spartacus'un herkesin iyiliğini düşünmesine Zozimos adlı bir insan karşı çıkıyor ve şöyle bir lafı var "İyi niyetli bir diktatörden daha tehlikelisi yoktur." Bu laf tartışılmaya açık bir laf ki isterseniz yorumlarda görüşünüzü belirtebilirsiniz. (sözün tamamını sonda yazacağım) Spartacus her ne kadar Güneş Devlet'ini kurmaya etraf ile dost olmaya çalışsada diğer yerler ya korkudan anlaşmaya varmıyor yada Spartacus'un grubunun bir kısmı etrafa saldırıyor. Spartacus bu tehlikeleri başta seziyor ama bunu nasıl engelleyeceğini tam olarak bilemiyor ve akıl hocası da yok. Bu da bir diğer sorun çünkü kendi ideallerini kurmasını engelleyen bir grup var ve bu gruba ne yapması gerektiğini bilmiyor. En son Spartacus "Bu çağ Güneş Devlet'i için ya çok ham yada çok kart" diyerek devletten vazgeçiyor. 

 

Kitabı okumanızı tavsiye ederim, kitap yaklaşık 400 sayfa ve günde 1 saat civarı okuyarak 2 hafta gibi bir sürede bitirdim. Kitapta farklı bakış açılarından olayı anlatmasını her ne kadar sevsem de bazı kısımlar biraz ağır ve sıkıcıydı ama genel mana da beğendim bu durumu. Dediğim gibi savaşlar çok kısa anlatılıyor bu açıdan biraz kötü buldum çünkü Spartacus'un kıvrak zekası ve taktiksel özelliklerini tam tadını vermeden geçip gidiyor ama asıl olay savaş kısımları olmadığı için hak da veriyorum. Biraz da spoiler kısımlardan bahsedeyim :)

 

Spoiler

Şimdi burada bana göre önemli olayları anlatacağım.

İlk olay hancı Fannius'un orada yaşanan olaylar. Gladyatör grubunun kaçışlarının ilk zamanlarında amaçsızca dolandıklarını söylemiştim. Bu grup ne yapacağını bilmeden bir hana giriyor ve orada kalmaya karar veriyorlar bu sırada Roma askerleri onlara yetişiyor. Gladyatörler Roma askerlerini yeniyor ve komutanları hariç hepsini esir olarak tutuyorlar. Aralarında bir kişi de gladyatörlerin sahibi Lantulus'un kölesi Nicos. Bu Nicos Spartacus'un manevi babası gibi bir şey zaten Spartacus ona hep "baba" diyerek sesleniyor. Nicos onlara ne yapacaklarını soruyor ve bunun üzerine gladyatörler gerçekle yüzleşiyor çünkü hiçbir planları yok. İlk baş lider seçiyorlar ve bu kişi Crixus oluyor çünkü aralarında en güçlü o (ben Spartacus sanıyordum) Lider seçiminden sonra nereye gideceklerini tartışmaya başlıyorlar ve yavaş yavaş bir plan kuruyorlar. Burada ki asıl nokta ise şu askerlerden (askerle aslında çiftçi, işçi falan yani öylesine toplanmış bir grup asıl eğitimli askerler farklı) bir grup onlarla gelmek istediklerini söylüyor buna Fannius'un köleleri dahil. Esir ve kölelerden işlerine yarayacaklarını yanına alıyor ve bu grup liderleri olarak Spartacus'u seçmek istediklerini söylüyorlar çünkü Spartacus etkileyici ve rahatlatıcı bir insan. Bu olaydan sonra gladyatörlerin lideri Crixus ve kölelerin lideri Spartacus oluyor. Burada önemli noktalardan birisi Crixus Spartacus'u dışarı çekip ikisinin birlikte kaçıp diğerlerini arkada bırakalım diye teklifte bulunuyor. Burada aslında Crixus ve Spartacus arasında ki fark belli oluyor. Crixus kendi çıkarlarını düşünüyor ama Spartacus grubu öncelikli tutuyor.

 

Grup bir yerden sonra giderek büyümeye başlıyor ve etraftaki zenginleri yağmalayıp geçimlerini sağlıyorlar. Tabii bu bir yerden sonra Roma'yı rahatsız ediyor ve 2000 kişilik bir ordu gönderiyor ama bizimkiler 500 kişi. Ne yapacaklarını düşünürken Spartacus dağda oluşmuş bir kratere gitmeyi teklif ediyor çünkü bu kratere gidiş yolu çok dar böylece sayının hükmü kalmayacak. Roma komutanı bu durumu anlıyor ve Spartacus'u kuşatmaya alıyor. Spartacus ve arkasındakiler uzun bir süre susuzluk ve açlıkla imtihan oluyor ama en son Spartacus Romalıları yenmeyi başarıyor. Romalıları yendikten sonra hepsi su ve yemeğe kavuşuyor ama burada asıl bir sorun ortaya çıkıyor ne yapacaklar? Spartacus ve Crixus komutanın çadırında bu durumu konuşuyor ve Crixus "Tekrar ordu gönderecekler tekrar yeneceğiz, onlar tekrar ordu gönderecek biz de onları yutacağız en sonunda da biz yutulacağız." Bu aslında olayı tamamen özetleyen bir söz ki kitabın sonunda da Spartacus bu konuşmayı hatırlıyor. Sonuçta bunlar belli bir isyan grubu ve devlet bunları yok etmeye çalışacak. Yine de bu cevap Spartacus'u tatmin etmiyor ve çadırdan çıkıp ilginç bir adamla karşılaşıyor.

 

Bu adam bir Esseni (Yahudilerin bir mezhebi) ve ona göre dünyada 4 çeşit insan vardır;

1-) "Benim olan benimdir, senin olan senindir." Bunlar Sodomlarmış, yani orta tabakadan insanlar.

2-) "Benim olan senindir, senin olan senindir." Bunlar sofudur.

3-) "Benim olan da senin olan da benimdir." Bunlar da şerir (kötülükçü) ve günahkar insanlardır. 

4-) "Benim olan senindir, senin olan da benimdir." Bunlar alçakgönüllü sıradan insanlar. Bunlar Essenilerdir. Bu grup insanlarda esir veya köle kavramı yoktur, bütün mallarını ortaklaşa kullanırlar ve herkes kendi işi ile uğraşır. Bu Esseni kadere inanmıyor ama aynı zamanda Spartacus'un kaderinin belli olduğunu söylüyor. Spartacus'un kölelerin kurtarıcısı olduğunu iddia ediyor bu Esseni. Spartacus'un hayatı ve düşünceleri bu adam ile konuştuktan sonra büyük ölçüde değişiyor ve kaderinde olan Güneş Devlet'ini kurmaya karar veriyor. Herkesin kendisi için çalıştığı ve mallarının paylaşıldığı, kölelerin veya paranın olmadığı bir ülke. 

 

Spartacus bu amaç uğruna bir şehri ele geçirmenin gerektiğini anlıyor, Roma daha büyük bir ordu gönderecek bunun için de savunabilecekleri bir yer lazım ayrıca kış yaklaştığı için onlara sığınak lazım. Şehri içeride ki köleleri kışkırtarak ele geçiriyor ama hesap etmediği bir şey var Crixus ve Castus. Castus gladyatör arkadaşlarından birisi ama açgözlü bencil herifin teki. Crixus açgözlü olmasına rağmen daha çok etrafa göre hareket ediyor, yani duruma göre Spartacus duruma göre açgözlülerin yanı. Castus Crixus'u kışkırtıyor ve ele geçirdikleri şehri yağmalayıp ateşe veriyorlar. Spartacus bunu engelleyemediği için pişman oluyor çünkü kendisi herkesin özgürce yaşayabileceği bir şehir kurmak isterken yoldaşları herkesi katledip korku salıyor. Bulunduğu grup bir nevi şeytanın yoluna sapıyor. 

 

Spartacus bu kafile ile ne yapacağını bulmaya çalışırken donanımlı Roma ordusunun üstlerine yürüdüklerinin haberi geliyor. Castus ordu ile savaşıp Roma'ya yürümeyi teklif ediyor ama Spartacus bunun sonlarının olacağını biliyor. En son Spartacus bu azgın grubu elemek için şöyle bir teklifte bulunuyor "İsteyen Roma ordusuyla savaşsın isteyende benimle birlikte geri çekilsin." Bu haber herkese yayılıyor ve Crixus ile Spartacus liderleri olmak üzere iki gruba ayrılıyorlar. Spartacus burada aslında bir hata yapıyor. Açgözlü insanları kendisini engellememesi için ölüme yolluyor ama daha sonradan gene o insanlardan türeyecek ve bu kesin bir çözüm değil. Kendine sadık adamlardan bir kısmı da diğer yoldaşlarının ölüme yollanmasından rahatsız oluyor her ne kadar bu onların kararı olsa da. Burada ne yapılacağı kesinlikle tartışmaya açık bir konu ama bence de ölüme yollanmaları kötü bir karar. Giden grup Romalılar tarafından katlediliyor Crixus gizemli bir şekilde kurtulup geri Spartacus'e katılıyor. Spartacus'un Crixus'u kabul etmesi bence başka bir hataydı çünkü gene ortada iki lider olmuş oldu.

 

Gelelim Güneş Devlet'inin kurulmasına. Spartacus bir şehir ile anlaşma yapıp bir toprak parçası üzerinden kendi devletlerini kurmaya başlıyorlar. Burada herkes kendi istediği gibi ev yapıyor, yemekhaneler ortak yerlerde yeniyor ve eve yemek götürüp saklamak yasak. Kısacası "Benim olan senin, senin olan benimdir" ilkesini benimsiyor iyice. İlk baş bütün herkes mutlu mesut olsa da daha sonradan açgözlülük ortaya çıkıyor. İnsanlar çalışmadan yemek yiyip içmek istiyorlar ama sürekli çalışmak zorundalar. Bir çok devlet Spartacus ile anlaşmaya varmak istemiyor çünkü Roma'dan ve köle ordusundan korkuyorlar. Roma düşmanları ile müttefiklik anlaşmasına girmeye çalışsa da Roma düşmanlarını bir anda yenmeyi başarıyor. Bir başka sıkıntı ise erzak sıkıntısı, daha yeni kuruldukları için tarım arazilerinden faydalanamıyorlar ve anlaşma yaptıkları şehir durumlarının kötü olduğunu bildiği için erzak yardımını aksatmaya başlıyor. İnsanlar artık bulundukları durumdan rahatsız oluyor ve sürekli bir isyankar hava içerisindeler. Spartacus'un hatası olarak kabul ettiğim Crixus'u kabul etmesi burada gün yüzüne çıkıyor. Yüz bin kişilik grubun %30'u Crixus'u lider kabul edip onun başa geçmesini istiyorlar ve bir yerden sonra bu isteği diretmeye isyan çıkarmaya çalışıyorlar. En sonunda yine Spartacus isteyenin Crixus ile yola çıkabileceğini söyleyerek grubun dağılmasını sağlıyor. Spartacus insanların Güneş Şehri kavramı için hazır olmadıklarını düşünüyor "Bulunduğumuz çağ ya çok ham yada çok kart" bunun üzerine Crixus'u grubu ayrıldıktan sonra kendisi de Güneş Şehri'ni yıkıp yollara düşüyor ve Trakya taraflarına memleketine gitmeye karar veriyor.

 

Crixus ile Spartacus'un farkından daha önce bahsetmiştim ve bu fark Crixus'un ölümüne sebep oluyor. Crixus kendilerini kuşatan Roma lejyonlarını bozguna uğratıyor ama kendi ordusu kaçan askerlerin peşine düşmüyor. 1-2 kez kaçan askerlerin peşine düşülmesini söylüyor ama kimse onu dinlemiyor o da komutan çadırına gidip yemek yiyor. Gece nöbetçileri kontrol etmesi gerekirken kendi tembelliğinden dolayı kontrol etmiyor ve kaçan lejyon askerleri tekrar grup olup geceleyin Crixus'un ordusunu katlediyor ve Crixus'u öldürüyorlar. Burada Spartacus olsaydı ne olursa olsun lejyonlraın peşine düşerdi ve aylaklık eden nöbetçileri cezalandırırdı. 

 

Spartacus ise Trakya'ya giderken oranında Roma tarafından işgal edildiğini öğreniyor ve 70 bin kişi ile geri dönüyorlar. Roma Spartacus'e bir çok ordu yollasa da Spartacus hepsini bozguna uğratıyor. Artık Roma'da Spartacus korkulur bir insan oluyor ve hiç kimse onun karşısına çıkmak istemiyor. Sonrasında Crassus diye çok zengin bir adam çıkıyor ve 8 tane tamamen donanımlı lejyon oluşturuyor. Spartacus ne yapsa da bu donanımlı askerler karşısında kendi adamları çocuk gibi kalıyor ve geri çekilmek zorunda kalıyor. En sonunda Crassus bunları bir ormanda kuşatmaya alıyor ve orada gene açlık ve susuzlukla imtihan oluyorlar. Spartacus Crassus ile bir görüşme ayarlıyor ve görüşmede komutanları almasını geri kalan insanları rahat bırakmasını söylüyor ama Crassus kabul etmiyor. Crassus Spartacus'ten etkilendiği için zamanında ona Crixus'un bulunduğu teklifte bulunuyor "Sadece sen kaç" Spartacus bu teklifi reddediyor ve Crassus nedenini sorduğunda da "Sonuna kadar yola devam etmeli, yoksa zincir kopar. Olması gereken bu; neden olduğu sorulmaz. Eksik bırakılmamalı. Benden sonra gelecek olana temiz bırakmalı" diyor ve gidiyor. Bu sözden ben nedense çok etkilendim, bir dava uğruna öleceğini bile bile devam ediyor. Arkasında ki ona inanan insanları terk etmiyor zaten onu da lider yapan özelliklerinden birisi bu. 

 

Spartacus bir şekilde Crassus'un kuşatmasını deliyor ama Crassus Spartacus'u yeniden yakalıyor. Tekrar savaştıklarında köle ordusu tamamen yeniliyor ve Spartacus önce kalçasından bir mızrak darbesi alıyor sonra da suratının ortasına kılıç darbesi alarak ölüyor. Kalan esirleri de Crassus Roma'ya kadar çarmıha geriyor. Spartacus'un ölümüne ve betimlenmesine çok üzüldüm, o günü baya yas içerisinde geçirdim hatta anneme falan da Spartacus öldü ana, bir yiğit öldü diye serzenişte bulundum :D 

 

 

Kitap hakkında sizin de yorumlarınız varsa lütfen belirtin veya benim yazdığım yerlerde tartışmak istediğiniz bir konu varsa yazın burada amacım sadece bir kitap incelemesi yapmak değil aynı zamanda bir tartışma ortamı yapıp bilgi alış verişi yapmak. :) 

 

Not: Zozimos'un sözünün tamamı;

Spoiler

"İyi niyetli diyorsun ha? Elbette iyi niyetli, en kötüsü de bu ya! Kendi çıkarını düşünmeyerek halkını koruduğunu söyleyen bir tirandan daha tehlikelisi yoktur. Doğuştan tiran olan bir insanın verdiği zarar kendi çıkarları ve şahsi zulmüyle sınırlıdır. Ama iyi niyetli ve her şey için yüce sebepleri olan tiran sınırsız zarar verebilir.

 

Tanrılardan değil insanlardan bahsediyoruz burada. Ve sana söylüyorum; bir insanın yumruğunda güç, kafasında bu kadar yüce sebep olması tehlikelidir. Başlangıçta kafa yumruğa, yüce sebepler adına emir verir ama sonra yumruk kendiliğinden vurmaya başlar ve kafa yüce sebeplerini ortaya döker; üstelik kişi aradaki farkı anlayamaz bile. İnsanların doğası bu, delikanlı. Çok insan halkın dostu olarak başlamış, tiran olarak sonlandırmıştır bu yolu. Ama tarih, tiran olarak başlayıp halkın dostu olarak sonlandıran bir kişiyi yazmaz. Sana tekrar söylüyorum: İyi niyetli bir diktatörden daha tehlikelisi yoktur."

 

Link to post
Share on other sites

spartacusun dizisini izlemiştim, o zamanlar daha 5. 6. sınıf falanım ama her bölüm kan,vahşet falan neyse en son türkçe dublaj kalmamıştı dizide ben de o zamanlar türkçe dublajsız bir şey izleyemiyordum nedense aga o zamana kadar izlediğim en güzel dizi/mükemmel bir şey bu falan diyordum ama türkçe dublaj gidince bırakmıştım... bu bilgiyi de öylesine vermek istedim

Link to post
Share on other sites

Hımm düşüncelerinde katılmadığım noktalar var ve kısa bir hatırlatma yaptıktan sonra -vizeler bitince- kendime, tartışmaya dahil olacağım. Özellikle Crixus üzerinden ve Güneş Devleti ile idealizm üzerinden diktatörlük, Spartacus başka yollar seçseydi durum ne olurdu, mesela hangi yolu falan seçmeliydi bir düşünelim. Güzel beyin jimnastiği olur. Eline ve bileğine sağlık. 

Link to post
Share on other sites
Lycaenidae, 16 saat önce tarihinde yazdı:

Hımm düşüncelerinde katılmadığım noktalar var ve kısa bir hatırlatma yaptıktan sonra -vizeler bitince- kendime, tartışmaya dahil olacağım. Özellikle Crixus üzerinden ve Güneş Devleti ile idealizm üzerinden diktatörlük, Spartacus başka yollar seçseydi durum ne olurdu, mesela hangi yolu falan seçmeliydi bir düşünelim. Güzel beyin jimnastiği olur. Eline ve bileğine sağlık. 

Vizelerden sonra seninle güzel bir beyin fırtınası yaparız o zaman :D Crixus'u tam anlatamadığımı düşünüyorum onu da konuşunca hallederiz. Başka bir şeyler daha ekleyecektim ama unuttum gibi hatırlayınca eklerim :D :D 

 

Okuyup yorum yaptığın için sağ ol :wow2-onion-head-emoticon:

Link to post
Share on other sites
MikasaWithInTheFire, 4 saat önce tarihinde yazdı:

:sweating-onion-head-emoticon:Kitap incelemesi yaptığını bugün öğrendim. 

Benim de bir gün okunacaklar listemde olan bir kitap. Okuduğum kitapların incelemeleri gelince hemen ordayım :wow1-onion-head-emoticon:

 

Aaa çok ayıp Mika :big-eye-onion-head-emoticon:

 

Yani spoiler olmaz dersen yazdığım şeyleri okuyup oradaki fikirleri tartışabiliriz :))

Link to post
Share on other sites
pegasusejder, 7 saat önce tarihinde yazdı:

Aaa çok ayıp Mika :big-eye-onion-head-emoticon:

 

Yani spoiler olmaz dersen yazdığım şeyleri okuyup oradaki fikirleri tartışabiliriz :))

Yok, yok kitaptan spoiler yemek istemem. 

Sadece bir kitabı okumaya başlamadan önce son sayfasını okurumki olayları merak ediyim, iyice sarsın kitap.

Link to post
Share on other sites
MikasaWithInTheFire, 17 dakika önce tarihinde yazdı:

Yok, yok kitaptan spoiler yemek istemem. 

Sadece bir kitabı okumaya başlamadan önce son sayfasını okurumki olayları merak ediyim, iyice sarsın kitap.

Ohoooo sen bu kitabı okuyup geri dönene kadar :D Öyle olsun bakalım...

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Content

    • By pegasusejder
      Arkadaşlar öncelikle merhaba, @Lycaenidae ile bir etkinlik yapmayı düşündük. Hem kitap okuyup yorumlamak isteyen olursa hem de okuyacak kitap arayan varsa diye forumda kitap incelemeleri yapmak istedik. Tabii fikir anası Lyca ama fikri icraata geçirmek bana kaldı :D Emel abla bize yeni bir başlık açacağını söyledi ama şimdilik böyle yazacağız. Şimdiden keyifli okumalar :)
       
      Konu başlığından da anlaşıldığı üzere Stefan Zweig'in eserleri olan "Bilinmeyen bir kadının mektubu" ve "Bir kadının hayatından 24 saat" adlı öyküler hakkında yorum yapacağım. Ben direkt olarak iki tane öykünün birleştirilmiş halini sayın aldım ama dileyen iki öyküyü de ayrı ayrı kitaplar şeklinde bulabilir. Kitabın kapağını aşağıdaki görselde görebilirsiniz;
       
      BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU
      Yazar adı: Stefan Zweig
      Orijinal adı: Brief einer Unbekannten
      Tür: Roman
      Sayfa sayısı: 68
       
      Kitap bir yazarın doğum gününde iş gezisinden dönüp, evine geçmesi ile başlıyor. Kahyası yazar evde olmadığı zamanlarda biriken mektupları getiriyor ve yazar kendince önemli olan mektupları okuyor. Daha sonra el yazısı ile yazılmış kalınca bir mektubu merak edip okumaya başlıyor, mektup "Beni hiç tanımamış olan sana" diye başlıyor. Yazar mektubun direkt olarak kendisine gönderilip gönderilmediğini anlamıyor ama merak ettiği için okumaya başlıyor.
       
      Kitabın başlangıcı bu şekilde, yazarın veya mektubu gönderen kadının ismi hiçbir zaman geçmiyor. Hikaye tamamen kadının mektubu hakkında, yazara ait çok az bir kısım var. Hikaye bir küçük kızın binalarına taşınan yazara olan aşkını anlatıyor. Onu nasıl sevdiğini, onunla karşılaşmak için neler yaptığını, çocukça olan masum aşkından yetişkinliğe gelip şehvetle arzuladığı aşkına kadar olan olayları anlatan bir mektup. 
       
      Bunu direkt olarak bir cinsiyete yüklemek istemiyorum, yani sonuçta aşk sadece bir cinsiyete ait değildir ve her cinsiyet gayet de derin bir aşk duygusu yaşayabilir. Hikaye sadece mektupta bir insanın diğerine olan aşkını anlatışını konu alıyor. Aslında ben bütün hikayenin mektupla sınırlı olmayacağını düşünüyordum ve hatta öyle olursa sıkılırım diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Kitabı 1.5-2 saat gibi bir sürede bitirdim ve gayet de akıcıydı. Aşk unsuru hikayede çok güzel işlenmiş ve sürükleyici bir şekilde devam etmiş. Bir çocuğun gözünde ki masum aşk ve çocuğun büyüyüp yetişkin olmasıyla birlikte duyduğu şehvet hissine kadar betimlemelerle zenginleştirilmiş ve okuyucuya aktarılmış. Yazarın anlatmak istediği "mutlak aşk" kavramını kimisi saplantı olarak görebilir ama en nihayetinde şu sonuca varıyoruz ki "aşkın gözü kördür." Çünkü burada çocuk aşkından dolayı öyle bir hale geliyor ki kapı kollarını öpüyor veya adamın sigara izmaritlerini toplayıp saklıyor. Çocuk sürekli olarak aşık olduğu yazarla ilgili düşler kuruyor, yazar olduğu için sağdan soldan topladığı kitapları gazeteleri okuyor ki ona yaraşır bir insan olsun. Çocukluk dönemi bitip büyüdüğünde bile yazarın onu fark edeceğini umarak hayatını yaşıyor ve başka hiçbir erkekle evlenmek istemiyor. 
       
      Kitaptaki bazı ilgimi çeken olayları spoiler içerisinde anlatacağım.
       
      Güncellenecek...
       
      Arkadaşlar vizeler yaklaşıyor onun için bütün hepsini tek oturuşta yazma fırsatım olmuyor :) Ara ara gelip güncelleyeceğim :)
    • By yyaris
      Herkese merhaba arkadaşlar. Anime ve mangalardan etkilenerek yazdığım serinin ilk kitabı Kralsız Ülkeyi çıkartmayı başardım. İlk ve az basım olmasından dolayı içinde fazlasıyla yazım hatası var lakin bu sorunun sonraki basımlarda aşacağız. Kitap edinmek isteyen arkadaşlar D&R, Arkadaş kitabevi, İnkılap kitabevi mağazalarında bulabilirler. Eğer mağazada yok derlerse sipariş verirseniz bir kaç gün içinde getirirler ki sipariş verip almazsanız daha bana destek olmuş olursunuz :D Başka bir yol ise internetten kitap satışı yapan siteler. Görüş ve önerileriniz benim ve serinin devamı için çok önemli. İlgilenen herkese çok teşekkür ederim. :)

      İlk kitabın konusundan bahsedecek olursam. 


      Dünya beş siyasi güçle yönetilmektedir. Bunların içinde en güçlü ve büyüğü olan İmparatorluk "Yaşam Sanatı" adı verilen güç sayesinde diğer krallıklardan üstündür. İmparatorluğun ordusu için saklı bir ormanda yetiştirdiği gizli okulları vardır. Bu okullarda küçük yaşlardan itibaren yetiştirilen yaşam sanatı kullanıcısı çocuklar vardır.

      Gezgin adında bir adam çeşitli okullardan birer çocuk seçer. Ateş, Ay, Yay, Dal ve Gölge. On yaşında tanıştığı çocukları kendi okullarında ziyaret ederek eğitmeye başlar. Bu eğitimde bazı kurallar vardır. İlk olarak çocuklar Gezgin söyleyene kadar asla görüşmeyecek ikinci olarak Gezgin hakkında konuşmayacaklardı. Çocuklar kendi aralarında ki iletişimi ise Gezginin taşıdığı mektuplarla yapılacaklardır.

      Sekiz yıl sonunda Gezgin çocukları teker teker toplayarak ilk buluşmalarını sağlar ve macera başlar....




       
    • By gökhan
      Arkadaşlar merhaba. Yoğunluktan ötürü bir süredir foruma uğrayamıyordum. Bu süre zaarfında bilimkurgu türündeki öykülerimi toparlayıp e-kitap haline getirdim ve online ortamda bir yayınevine bağlı olmadan, bağımsız bir yazar olarak yayınladım: Bunun artısı kitabın fiyatını elimden geldiğince düşük hatta sembolik derecede tutabilmem,eksisi ise kitabın tanıtımı ve yayın mecraları konusunda bir desteğin olmaması oldu. Aşağıda kitapla ilgili bilgiler mevcut. Vakit ayırıp da göz atarsanız sevinirim:
      "Ödüllü animasyon yönetmeninden sizi yeni ufuklara taşıyacak, bilimkurgu öykülerinden oluşan fantastik bir macera.
      Kitabın ismi, içindeki öykülerden biri olan Virüs'ten geliyor. Distopik bir gelecekte geçen öyküde ölümsüzlüğe ulaşmak için biyolojik bedenlerini terk edip kendilerini robotlaştırmış olan insanlar dünyaya hükmetmektedir. Robotlaştırılmayı reddedip yeraltına sığınan azınlıktaki insanlığın elindeki tek umut ise, tüm robo-insanları yok edecek bir virüstür. Fakat robo-insanların da kendi planları vardır. Kitaptaki diğer öykülerde insanlık dünyaya verdiği zarar yüzünden yargılanmalı mı, gerçek ile hayal ayırt edilebilir mi, adalet nedir veya sağlanabilir mi gibi sorulara yanıtlar aranıyor.

      E-kitap tüm Android, iOS cihazlarda ve tüm Mac bilgisayarlarda.
      Not: iBookstore yurtdışı Apple hesapları üzerinden çalışmaktadır, Android'de bir kısıtlama yoktur.

      Playstore: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.gokhancilam.book.AOVXGFZPDDMANSECO&hl=tr
      iBooks Store: https://itunes.apple.com/us/book/virus/id1125138506?ls=1&mt=11
      "

    • By Meroe
      Aklımda çok güzel bir konu var aslında... Animesini geçtim gerçek film bile yapılabilir (bana göre). Çok uzun yazmaya çok üşeniyorum bu yüzden çok kısa anlatacağım : Bir kız var, 4 yaşında ve bir krallığın prensesi. Kızın en yakın arkadaşının babası kralın tahtını almak istiyor. Kraliçe ve kralı yakalıyor (korumalar ölü). Aslında ane ve baba kızın ablasını daha çok sevmiş ve öbürünü unutmuştur. Bu yüzden 4 yaşındaki kız evinden kaçıyor. Kızın geçmişi böyle. Kaçıyor kaçıyor en sonunda bilmediği bir şehre geliyor (askerler onu bulamadı). Bir erkek çocukla karşılaşıyor (kendisiyle yaşıt). O çocuk kıza yardımcı oluyor (bir bakıma büyütüyor). Zaman geçiyor ve prenses o çocuğa aşık oluyor (18 yaşında) ama çocuk kıza bakmıyor. Kız hem aşk acısı çekerken hem de hedefte (askerler 14 yıldır hala prensesi arıyor.) Bu yüzden kendini ve arkadaşlarını korumak adına kılıç kullanmayı ve içindeki şeytani gücü kontrol etmeyi öğreniyor...

      Her neyse :) sonuçta üşendiğimden bir anlamı yok :D bide yazı yazmayı da çok sevmiyorum ya siz?
    • By Yuuko Aika
      Animeyi izleyenleriniz bilir, seride bol bol kitap adı ve kitaplardan alıntılar geçmekte.Akşam bir arkadaşımla kitap isimlerine bakarken listesini yapıp okumaya karar verdik,listeyi paylaşayım istedim : Liste
  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.