Jump to content

Martin Eden (Jack London) Kitap İncelemesi


Recommended Posts

Bir zamanlar kitap incelemesi yapmaya başlamıştım ama biraz katılım azlığı biraz da üşengeçlikle beraber uzun zamandır yapmıyordum. :) Şimdi kitabın güzelliği olsun ve birkaç arkadaşın gazıyla tekrar inceleme yazısı yazayım dedim. Öncelikle kitaplar konusunda üstadım olan @Lycaenidae-sama'ya yaptığı kitap önerisi için teşekkürlerimi sunarım.

 

Spoiler

image-5.jpeg

Martin Eden

Yazar adı: Jack London

Tür: Roman/ Macera/ Psikolojik Kurgu/ Biyografik Kurgu/ Künstlerroman

Sayfa sayısı: 520

 

Yazar Hakkında: Asıl adı John Griffith London olan Jack London 1876'da San Francisco'da doğdu. Annesi Amerikalı, babası ise İrlanda'lı bir serseriydi. Düzensiz bir öğrenim gördü. Bir yıl koleje, bir yıl da California Üniversitesi'ne devam etti.
Denemediği iş kalmadı. En büyük tutkusu açık denizler ve uzun yollardı. Vahşetin Çağırışı ile üne kavuştu. 22 Kasım 1916'da intihar etti.
Kendi yaşamından kaynaklanan olağanüstü serüvenlerle dolu yapıtlarıyla ABD'nin ve dünyanın en önemli yazarlarından biri olan, ülkemizde de birçok yapıtı yayımlanan ve çok tanınan yazardır. (1876-1916)

 

Kitap işçi sınıfından olan Martin'in burjuva sınıfına ait olan Ruth adlı kıza aşık olmasını ve Ruth'a yakışmak için gösterdiği çabayı anlatıyor. Geçimini denizcilik ile sağlayan Martin güçlü ve kuvvetli bir yapıya sahiptir, boş zamanlarında çetesiyle beraber takılıp içki içer, dövüşlere katılır ve eğlenmesine bakar, hayatta pek bir amacı yoktur. Ruth'un abisinin hayatını kurtarması sonucu abisi Arthur Martin'i akşam yemeğine davet eder ve Ruth ile orada karşılaşır. İlk görüşte kıza aşık olur ve burjuva sınıfına hayran kalır. Hatta o kadar hayran kalır ki kendi sınıfını artık sürekli eleştirmeye başlar ve kendisini burjuva sınıfına ait görmeye başlar. 

 

Ruth ile konuşabilmek ve ona denk olabilmek için Martin kendisini kütüphanelere verir. Okudukça okumaya, öğrendikçe öğrenmeye başlar. Artık arkadaşlarıyla veya başka insanlarla takılmadan kendisini sadece kitaplara adar. Ruth aracılığıyla görgü kurallarını vesaire öğrenmeye başlar. Bütün bunlar olurken Martin gittikçe Ruth'a aşık olur ve kendi sınıfından hoşlanmazken sürekli burjuva sınıfına nasıl çıkacağını düşünür. Parası bittiği zaman gene denizlere çıkar, yeterli para kazanınca geri döner ve tekrar kendini kitaplara verir, kitaplar artık onun için her şeydir. Bir gün denizlere açılırken gördüğü güzellikleri Ruth'a ve hatta tüm dünyaya anlatmak ister. Bunu nasıl yapabileceğini düşünürken yazar olmaya karar verir ve dergilerde yayımlanan hikayelere bakar. Dergilerin hikayeler için verdiği ücreti duyunca iyice bu iş için heveslenir çünkü aylarca denizlerde durarak kazandığı parayı 1-2 tane hikaye yazarak kazanabildiğini fark eder. Maalesef ki her şey bu kadar güzel değildir çünkü yazdığı hiçbir yazıyı uzun bir süre dergilere kabul ettiremez. 

 

Ruth açısından ise Martin işlenmemiş cevher gibi, Ruth ona yön verdikçe, onu serserilikten beyefendiliğe doğru yönlendirdikçe bundan keyif almaya başlar, kendisini bir anne veya öğretmen olarak görür ama bazen Martin ona endişe verir çünkü her zaman Ruth'un istediği gibi hareket etmez veya onun istediği gibi düşünmez. Aslında kendisi de ona ve onun vahşi doğasına aşıktır ama daha farkında değildir. Ruth hiçbir şekilde Martin'e yazarlık konusunda destek vermemiştir çünkü yazarlığın para getirmeyen bir şey olduğunu düşünür ve Martin'i büyük yazarlar seviyesinde görmez. Ruth tamamen dışarıdan bilgiye kapalı birisidir ve toplumun genel geçer kurallarını takip eder hep, toplum beğeniyorsa o da beğeniyordur beğenmiyorsa beğenmiyordur. Martin ise kendi hür iradesiyle olayları yorumladığı zaman Ruth çok şaşırır ve asla Martin'e katılmaz, çünkü ona göre Martin daha üniversite eğitimi bile almamış birisi ve onun toplumun beğenisine karşı çıkmasına anlam veremiyor. 

 

Martin okuyup kültürlendikçe kendi özgün düşüncelerini kazanır ve Ruth'la düşüncelerinin çoğu zaman çeliştiğini fark eder, yine de umursamaz çünkü Ruth'a deliler gibi aşıktır. Martin için en büyük sıkıntı paradır, her ne kadar öğrenmek için beyni sürekli açlık duysa da parası olmayınca bunları yapamaz. Bir ara çamaşırhanede bir işe girer ve 3 ay boyunca yoğun şartlar altınca çalışır, o çalıştığı süre boyunca tek bir kelime bile okuyamaz veya yazamaz haldedir. Bu yüzden aç karna insanın filozof olamayacağını anlar, çünkü iş yapmaktan dolayı kendisini okumaya veremez. 

 

Martin burjuva sınıfının içine girdikçe onların aslında ne kadar çürümüş olduğunu fark eder, içlerinden birazı eğitimli ve kültürlüyken büyük bir çoğunluğunun hiçbir şey bilmeyen, ezberden başka bir şey söyleyemeyen bir toplum olduklarını görür. Artık burjuva sınıfına girmek istemez ama eskisi gibi işçi sınıfına da giremez, ortada bir yerde kalıp sürüklenmeye devam eder. Tek dileği Ruth ile birlikte olmak ama yazarlık işi tam bir raya oturmadığı için buna ne Ruth ne de ailesi yanaşıyor. Martin'e en büyük darbeyi vuran Ruth dahil ona kimsenin inanmaması. Sürekli kendi başına bir yolda ilerlemektedir ve bu süreç Martin'i psikolojik anlamda oldukça yormaya başlar. 

 

 

Özet işini çok uzatmış ve biraz da saçmalamış olabilirim kusura bakmayın şimdiden. :) 

 

Kitap insanı her açında motive ediyor, Martin'in çektiği zorlukları ve gösterdiği çabayı okurken ister istemez okuyucu da gaza geliyor. Ben yavaş yavaş okuyarak yaklaşık 1 ayda kitabı bitirdim ama kitap sürükleyici bir kitaptı sadece ben bilerek yavaş okudum. Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum ama okurken arada bazı kısımları anlamada zorlanabilirsiniz çünkü bazen felsefeye biraz giriyor, Spencer ve Nietzsche'nin çok fazla bahsi geçiyor zaten Spencer Martin'in gıpta ile baktığı bir düşünür. Yarı otobiyografik olmasına rağmen Martin ile Jack London'un düşünceleri terstir bu açıdan. Jack London sosyalist iken Martin tamamen bireyci bir insandır, Jack London bunu şöyle ifade etmiştir; "Aslında kitapta bireyciliğe karşı ince eleştiriler yaptım ama tam anlaşılmamış" ve bu kısım spoiler'a giriyor;

Spoiler

Martin Eden'in sonda intihar etmesinin sebebinin bireycilik olarak gösteriyor. 

 

Bu kısımlarda kitaptan spoiler içermektedir. 

Spoiler

Kitapta en etkilendiğim kısım Martin'in başarı elde edip Maria'yı hayallerine kavuşturması oldu. Bir çok insana karşı verdiği sözleri tutsa da en çok işlenen olay Maria'nın olduğu kısımdı. Maria ile Martin'in arasında anne-oğul gibi bir ilişki vardı, Maria Martin'in ne yaptığını anlamasa da onu desteklemeye devam etti ve Martin'in ona borcunu ödemesiyle gözlerim doldu. :) 

 

Martin aşkını kaybettikten sonra tamamen boş bir kabuğa döndü ve hayattan zevk alamaz hale geldi. Aslında bunun sebebi yazdığı yazıların sonradan değerlenmesiydi, hiçbir yerin kabul etmediği yazılar artık ona tonla para getirmesine rağmen aldığı şöhret onu mutlu etmiyordu. Çünkü açken kimse ona destek olmamıştı, kimse yazılarına bakmıyordu bile ve onu tersleyen bütün insanlar Martin şöhrete kavuşunca onunla ilgilenmeye başladırlar. Bu durumda Martin'in aklında tek bir soru vardı "Ben açken neredeydiniz?" sonlara doğru sürekli bu konu işleniyordu ve bu durum insanın bayağı bayağı içine işliyordu. Ruth onu terkettikten sonra sırf şöhreti yüzünden geri döndüğünde Martin'in onu kabul etmemesi insana bi sonunda beee dedirtiyor. :) 

 

Aslında Lizy ona çok yakışan bir kadındı ama Martin onu hep kardeşi olarak gördü ve onu okuması için destekledi. En çok üzüldüğüm karakterlerden biridir Lizy...

 

Martin'in intihar kısmı çok detaylıydı ve insanın iliklerine işleyen bir anlatım tarzı vardı, intihar etmeye çalışırken vücudunun yaşamak için tepki vermesi ve Martin'in uzun bir aradan sonra yaşama dürtüsünü hissetmesi ve bu his ile beraber ölmeye çalışması... Gerçekten hem etkileyici hem de hüzünlü bir sondu. 

 

Bayağı acemice bir inceleme oldu tekrardan kusura bakmayın. :) Kitabı okuyan başka kişiler varsa onlarında yorumlarını beklerim. Bu tarz bir şeyi yaygınlaştırmaya çalışmak için sizin de desteklerinizi bekliyorum, siz de kendi okuduğunuz kitapların incelemesini yaparsanız çok sevinirim. :) Herkese iyi okumalar. :) 

Link to comment
Share on other sites

Harika bir inceleme olmuş, keyifle okudum :bye2-onion-head-emoticon: Yarı otobiyografik bir roman olmasına rağmen, hem yazarın hem de karakterin sonlarının aynı bitmesi çok ironik olmuş. Sanki yazar kendi sonunu en baştan planlamış gibi... Martin gerçekten enteresan bir karaktere benziyor. Yazını okurken Martin'in durumunu "cahillik mutluluktur" sözüne benzettim. Kendi halinde bir denizciyken mutlu mesut gidiyormuş, bıraksana bu entel dantel işleri :D Aşk işte neler yaptırıyor insana.

 

Kitabı okumadım ama çok güzel özet geçmişsin. Bu yüzden adı geçen bazı karakterler ile ilgimi fikrimi beyan edecek olursam; Ruth gibi karakterleri gerçekten sevmiyorum. Ne demek üniversite okumadı diye toplumun ortak kararına katılmak zorunda? Toplum kim be? Gerçek hayatta da bu insanlara hayret ediyorum. Sanırım kendini bir zümreye ait hissetmek, kendini bir şeylerin parçası hissetmek insana bir güven ve rahatlama veriyor. Bu yüzden Ruth gibi karakterler kendi konfor alanlarını terk edemeyen, güçsüz karakterler bence. Öte yandan Martin, istekleri uğruna savaşan, tuttuğunu koparan bir genç adam. Kimse ona inanmasa bile, bir şekilde devam etmiş. 

 

Eveet, şimdi gelelim spoiler kısmına :D

Spoiler

Efendim, öncelikle yazarın sosyalist, ana karakterimizin ise bireyci olması çok ilgimi çekti. Hatta intiharı bireyciliğe bağlaması da çok ilginç. Normalde bu tarz romanların sonu pek iyi bitmez, bu yüzden Martin'in intihar etmesine çok şaşırmadım fakat burada şöyle bir durum var bence; Normalde Martin gibi karakterler, her ne kadar sadece aşkı uğruna dağları taşları delip, yazar olup, şöhreti kazansa da, aşkları bitse dâhi bir şekilde yaşamaya devam ederler bence. Çünkü bu insanlar, tuttuğunu koparan ve herkesten daha fazla yaşama bağlı insanlardır. Evet aşkını kaybettiği an hayat onun için manasız gelebilir, her şey bomboş gelebilir, içtiği içeceğin, yediği yemeğin tadı tuzu kalmayabilir ama en nihayetinde bunu da atlatabilirler zira bu karakter yapısındaki insanlar savaşçı insanlardır.

 

Bence buradaki intihar olayı, sosyalist bir yazarın "bireyciliği eleştirirken bir yandan da etkileyici bir son yazayım" arzusundan başka bir şey değil. Yani en nihayetinde , "bireyci bir toplumda yaptığın tüm mücadele, çektiğin tüm çile, aştığın onca zorluk hiçbir şey ifade etmiyor. Aşkın, arzun, hayallerin uğruna koşmak, bireyci bir toplumda sana acıdan fazla bir şey getirmeyecek" demeye getirmiş sanırım. Ya da benim anladığım bu en azından. Daha mutlu bir son olmasını isterdim, çok hoş bir hikayesi var.

 

Eline emeğine sağlık :D Umarım böyle incelemelere devam edersin :relax2-onion-head-emoticon:

 

Link to comment
Share on other sites

Eline sağlık inceleme çok güzel olmuş ,henüz kitabı okumadım ama ona rağmen spoiler taglarınıda okudum. Kendime engel olamadım maalesef . Sanırım okurken bu kadar keyif aldığım bir başka spoiler hatırlamıyorum .uwu 

 

Bu kısım kitap hakkında spoiler içerebilir

Spoiler

Sen intihar sahnesini övünce hemen koşu gidip okudum. Kendini denize atmak popiler bir intihar yöntemi olsa da bayağı acı verici olduğunu düşünüyorum. Hmm söyle bir bakacak olursak o zamanlarda yapılması mümkün olan acı vermeyen bir yöntem aklıma gelmiyor belki zehir yada yüksekten atlama olabilir. Hemen bu konu hakkında kısa bir araştırma yaptım ve ölümlere göre acı oranının yazdığı çok güvenilir olmayan bir siteye rastladım. https://www.webtekno.com/olumlerin-sekline-gore-hissedilen-aci-seviyeleri-h19165.html 

 

 Haha konudan çok saptım. Martinin toplumun beğenisine karşı çıkması biraz garibime gitti sonuçta kitap okuması ve yazması, burjuva sınıfına girebilmek ve Ruth ile evlenebilmek için değil miydi ? bunun için toplumun beğenisine göre kitaplar yazmalı ve aralarına girmeye çalışması lazımdı. Ama martinin başlarda sırf Ruth'un aşkı için kitap okuyup yazması, daha sonradan edebiyat aşkı için kitap okuyup yazmasına dönüşmüş olabilir. Yani başlarda sırf Ruth içindi ama sonradan edebiyatı o kadar sevdiki Ruth karşı çıksa bile o yazdığı eserlerin arkasında durdu. Belki burjuva sınıfının çürümüş olmasını fark etmesi ve okuduğu kitaplarında onun düşünce tarzını değiştirmesinin de etkisi olabilir.

Ama karışık yazmışım ben bile anlamadım haha . Kitap incelemesi yazmak cidden zor iş. Sadece seni yorumlarımla desteklemek ve kendi fikirlerimi dile getirmek istedim. Süpersin  :cheer1-onion-head-emoticon:

Link to comment
Share on other sites

Bu mükemmel inceleme yazın, yarın iki tane sınavım olmasına rağmen elime bir kitap alıp tüm gün onu okuma isteği doğurdu içimde. Ne yapsak? :D Gerçekten hoş, kitap hakkında bilgi veren, ne çok açık ne çok kapalı, tam yerinde bir inceleme olmuş. Bir kitaba başlamadan önce birkaç incelemesini okumadan ilk sayfayı açmayan biri olarak kitabı okumaya heveslendirici bir yazı olduğunu da ekleyeyim. Martin Eden'i hala okumadığım için bir miktar kendime kızdım da aynı zamanda. Zaten listemdeydi ama şu an ona ulaşmak için kitap okuma sürelerimi çok daha fazla uzatacak gibiyim. Kitap okuma isteğim azaldıkça da gelip incelemeni okur, motive olurum. :) Teşekkür ediyorum bu nitelikli inceleme yazın için. Devamını merakla bekliyorum. Kitabı okuduğumda iletimi düzenlemeyi planlıyorum. Unutmam umarım. :D Tekrar teşekkürler!
 

 

Spoilerları da okudum özellikle ama spoilerlar beni çoğu kişinin aksine kitaba daha çok çeker. Olaylardan çok anlatıma takıldığım için sanırım. Martin'in intihar ettiği anın betimlemesi beni biraz germedi değil, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'da yaptığı betimlemeleri aklıma getirdi.

 

Link to comment
Share on other sites

Ohayou_Kerem, 18 saat önce tarihinde yazdı:

Harika bir inceleme olmuş, keyifle okudum :bye2-onion-head-emoticon: Yarı otobiyografik bir roman olmasına rağmen, hem yazarın hem de karakterin sonlarının aynı bitmesi çok ironik olmuş. Sanki yazar kendi sonunu en baştan planlamış gibi... Martin gerçekten enteresan bir karaktere benziyor. Yazını okurken Martin'in durumunu "cahillik mutluluktur" sözüne benzettim. Kendi halinde bir denizciyken mutlu mesut gidiyormuş, bıraksana bu entel dantel işleri :D Aşk işte neler yaptırıyor insana.

 

Kitabı okumadım ama çok güzel özet geçmişsin. Bu yüzden adı geçen bazı karakterler ile ilgimi fikrimi beyan edecek olursam; Ruth gibi karakterleri gerçekten sevmiyorum. Ne demek üniversite okumadı diye toplumun ortak kararına katılmak zorunda? Toplum kim be? Gerçek hayatta da bu insanlara hayret ediyorum. Sanırım kendini bir zümreye ait hissetmek, kendini bir şeylerin parçası hissetmek insana bir güven ve rahatlama veriyor. Bu yüzden Ruth gibi karakterler kendi konfor alanlarını terk edemeyen, güçsüz karakterler bence. Öte yandan Martin, istekleri uğruna savaşan, tuttuğunu koparan bir genç adam. Kimse ona inanmasa bile, bir şekilde devam etmiş. 

 

Eveet, şimdi gelelim spoiler kısmına :D

  İçeriği Görüntüle

Efendim, öncelikle yazarın sosyalist, ana karakterimizin ise bireyci olması çok ilgimi çekti. Hatta intiharı bireyciliğe bağlaması da çok ilginç. Normalde bu tarz romanların sonu pek iyi bitmez, bu yüzden Martin'in intihar etmesine çok şaşırmadım fakat burada şöyle bir durum var bence; Normalde Martin gibi karakterler, her ne kadar sadece aşkı uğruna dağları taşları delip, yazar olup, şöhreti kazansa da, aşkları bitse dâhi bir şekilde yaşamaya devam ederler bence. Çünkü bu insanlar, tuttuğunu koparan ve herkesten daha fazla yaşama bağlı insanlardır. Evet aşkını kaybettiği an hayat onun için manasız gelebilir, her şey bomboş gelebilir, içtiği içeceğin, yediği yemeğin tadı tuzu kalmayabilir ama en nihayetinde bunu da atlatabilirler zira bu karakter yapısındaki insanlar savaşçı insanlardır.

 

Bence buradaki intihar olayı, sosyalist bir yazarın "bireyciliği eleştirirken bir yandan da etkileyici bir son yazayım" arzusundan başka bir şey değil. Yani en nihayetinde , "bireyci bir toplumda yaptığın tüm mücadele, çektiğin tüm çile, aştığın onca zorluk hiçbir şey ifade etmiyor. Aşkın, arzun, hayallerin uğruna koşmak, bireyci bir toplumda sana acıdan fazla bir şey getirmeyecek" demeye getirmiş sanırım. Ya da benim anladığım bu en azından. Daha mutlu bir son olmasını isterdim, çok hoş bir hikayesi var.

 

Eline emeğine sağlık :D Umarım böyle incelemelere devam edersin :relax2-onion-head-emoticon:

 

Haha teşekkür ederim okuyup yorum yaptığın için. :) Aslında bazı kaynaklarda yazarın intihar ettiğini değil hastalanarak 40 yaşında öldüğünü söylüyor ama sanırım intihar düşünceleri olan bir yazarmış. :/ Evet evet kitabın sonunda aslında biraz ona değiniyor, ne güzel işçi sınıfındayken mutluydum ama artık değilim gibi gibi. 

 

Ruth gerçekten de her yerde karşımıza çıkabilecek bir şeye bağlanıp ondan başka bir şey görmeyen karakter tiplemesidir. Birisinin statüsü yüksekse onun için bilgili oluyordur... Kendi öz fikirleri olmadığı için sürekli toplum tarafından sürüklenip gidiyor ve buna biri karşı çıktı mı doğru veya yanlış argümanlarla karşı çıkıyor ama bu argümanlar kendisine ait değil. 

 

Spoiler

Yalan söylemeyeyim ben sonunu biraz kötü bekliyordum ama intihar edeceğini beklemiyordum. :D O kısmı eksik aktarmış olabilirim, sadece aşkını kaybettiği için hayattan soğumuyor, aşkını kaybettiğinde etrafına daha dikkatli bakıyor diyelim, bir varoluş sancısına ve depresyona giriyor. Etrafındaki pisliklerin farkına varıyor, bunu belirtmemiştim ama çok saygı duyduğu bir arkadaşı var ve bunun ustalık eserini Martin dergilere yayınlıyor, dergi kabul ediyor ama her yerden bu şiir linç yemeye başlıyor. Bu linçleme olayı da Martin'i çok etkiliyor, kendisinin eserlerinin paylaşılmasını haksızlık olarak görüyor. En önemli kısım ise Martin bu linç olayından sonra eline bir daha kalem almıyor. Yani satılanların hepsi eskiden kimsenin değer vermediği eserler. Bu yazdıkları ile para kazanamayıp sürüm sürüm sürünürken hiçbir insan Martin'in yüzüne bakmıyordu ama bir anda ünlenince eskiden onu aç bırakan eserler artık onu paraya boğuyordu ve yüzüne bakmayan kişiler ona yalakalık yapıyordu. Bu durumların hepsi onda büyük bir depresyona yol açıyor zaten son anlarda iki şey söylüyor hep "Ben açken neredeydiniz? / Bu eserler daha önceden yazılmıştı." Aşk onun son yakıtıydı ve onu da kaybedince artık yaşama isteğini kaybediyor. Hayattan hiçbir şekilde zevk almıyor. Hatta sevdiği birkaç insanla bile konuşası gelmiyor. 

 

Bilmem daha açıklayıcı oldu mu? :) 

Freesia, 12 saat önce tarihinde yazdı:

Eline sağlık inceleme çok güzel olmuş ,henüz kitabı okumadım ama ona rağmen spoiler taglarınıda okudum. Kendime engel olamadım maalesef . Sanırım okurken bu kadar keyif aldığım bir başka spoiler hatırlamıyorum .uwu 

 

Bu kısım kitap hakkında spoiler içerebilir

  İçeriği Görüntüle

Sen intihar sahnesini övünce hemen koşu gidip okudum. Kendini denize atmak popiler bir intihar yöntemi olsa da bayağı acı verici olduğunu düşünüyorum. Hmm söyle bir bakacak olursak o zamanlarda yapılması mümkün olan acı vermeyen bir yöntem aklıma gelmiyor belki zehir yada yüksekten atlama olabilir. Hemen bu konu hakkında kısa bir araştırma yaptım ve ölümlere göre acı oranının yazdığı çok güvenilir olmayan bir siteye rastladım. https://www.webtekno.com/olumlerin-sekline-gore-hissedilen-aci-seviyeleri-h19165.html 

 

 Haha konudan çok saptım. Martinin toplumun beğenisine karşı çıkması biraz garibime gitti sonuçta kitap okuması ve yazması, burjuva sınıfına girebilmek ve Ruth ile evlenebilmek için değil miydi ? bunun için toplumun beğenisine göre kitaplar yazmalı ve aralarına girmeye çalışması lazımdı. Ama martinin başlarda sırf Ruth'un aşkı için kitap okuyup yazması, daha sonradan edebiyat aşkı için kitap okuyup yazmasına dönüşmüş olabilir. Yani başlarda sırf Ruth içindi ama sonradan edebiyatı o kadar sevdiki Ruth karşı çıksa bile o yazdığı eserlerin arkasında durdu. Belki burjuva sınıfının çürümüş olmasını fark etmesi ve okuduğu kitaplarında onun düşünce tarzını değiştirmesinin de etkisi olabilir.

Ama karışık yazmışım ben bile anlamadım haha . Kitap incelemesi yazmak cidden zor iş. Sadece seni yorumlarımla desteklemek ve kendi fikirlerimi dile getirmek istedim. Süpersin  :cheer1-onion-head-emoticon:

Okuyup yorum yaptığın için teşekkür ederim. :) Aslında spoiler içerisinde daha fazla şey yazabilirdim ama insanlar açıp bakar diye de çok yazmadım. :D 

 

Spoiler

Öncelikle şöyle diyeyim  Martin o an deniz imkanı olduğu için denizde intihar ediyor, özellikle seçmiyor. Okuduğu bir şiirden etkileniyor ve ölürsem her şey bitecek diye intihar etmek istiyor, o sırada gemi ile yolculuk yapıyor ve aşağıya bırakıyor kendini.

 

Ölümlerden ölüm beğen gibi olmuş bu durum. :D 

 

Toplumun beğenisine özellikle karşı çıkmak değil amacı, sadece fikirleri uyuşmuyorsa Martin toplumun ne düşündüğüne bağlı kalmaksızın fikirlerini belirtebilir. Mesela şöyle düşün popüler olmuş bir anime var, Attak on Titan diyelim, bazı insanlar sırf bunu toplum beğendiği için beğenir ve onlar AoT hakkında ne derse o da aynı fikirleri savunur, ben AoT'u sevmiyorum ve topluma karşı bu fikrimi savunabilirim ama bu bahsettiğim özellikle topluma karşı çıkma değil, sadece bir şeyi kendi hür iradenle beğenip beğenmeme durumu. 

 

Kitap okuması Ruth'a yakışmak için, kitap yazması ise global bir hedef, bu zamana kadar gördüğü şeyleri Ruth'a ve diğer insanlığa aktarmanın derdinde, yani sadece Ruth'a değil dünyaya da yazmak istiyor. Bunun için de toplumun beğeneceği şekilde yazıp kendisine ters düşecek şeyleri yazmak istemiyor, mesela sırf toplum mutlu son istiyor diye mutlu son yapmıyor, olayı gerçekçiliğiyle ele alıyor. 

FeyoChama, 10 saat önce tarihinde yazdı:

ellerine sağlık harika bir inceleme olmuş ^^ ben üniversiteye hazırlandığım için kitap okuyamıyorum uzun zamandır ama kazanınca hobilerime daha çok ağırlık vereceğim :hell-yes-onion-head-emoticon:

Okuyup yorumladığın için teşekkürler. :) Bak şöyle söyleyeyim günde 5-10 sayfada olsa okumaya devam et, hem seni tamamen kitap dünyasından uzaklaştırmaz hem de çok fazla vaktini almaz. :) 

syncdes, 1 saat önce tarihinde yazdı:

Bu mükemmel inceleme yazın, yarın iki tane sınavım olmasına rağmen elime bir kitap alıp tüm gün onu okuma isteği doğurdu içimde. Ne yapsak? :D Gerçekten hoş, kitap hakkında bilgi veren, ne çok açık ne çok kapalı, tam yerinde bir inceleme olmuş. Bir kitaba başlamadan önce birkaç incelemesini okumadan ilk sayfayı açmayan biri olarak kitabı okumaya heveslendirici bir yazı olduğunu da ekleyeyim. Martin Eden'i hala okumadığım için bir miktar kendime kızdım da aynı zamanda. Zaten listemdeydi ama şu an ona ulaşmak için kitap okuma sürelerimi çok daha fazla uzatacak gibiyim. Kitap okuma isteğim azaldıkça da gelip incelemeni okur, motive olurum. :) Teşekkür ediyorum bu nitelikli inceleme yazın için. Devamını merakla bekliyorum. Kitabı okuduğumda iletimi düzenlemeyi planlıyorum. Unutmam umarım. :D Tekrar teşekkürler!
 

  İçeriği Gizle

Spoilerları da okudum özellikle ama spoilerlar beni çoğu kişinin aksine kitaba daha çok çeker. Olaylardan çok anlatıma takıldığım için sanırım. Martin'in intihar ettiği anın betimlemesi beni biraz germedi değil, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'da yaptığı betimlemeleri aklıma getirdi.

 

Haha mükemmel? :D Amatörce diyelim ama daha iyi olacak inşallah, yine de içindeki kitap okuma hissini canlandırabilmeme sevindim. Seninle planlarımız var zaten onları yaparız. :D Haha teşekkürler teşekkürler. :) Kızılacak bir şey yok ya, merak etme okursun yakında. :) Yavaş yavaş eritiriz listeyi. :) Haha merak etme isteğin azaldıkça ben motive fışkırtırım sana. :D Okuyup yorumladığın için ben teşekkür ederim. :) Hadi bakalım kitabı okuduğun üstüne bol bol konuşuruz. .D 

 

Spoiler

Yani aslında çok gerilecek bir an değildi ama değişik bir sahneydi. Okuyunca gene anlarsın durumu ve ona göre konuşuruz. :) 

 

Link to comment
Share on other sites

  • 3 months later...
27.04.2021 - 16:45, pegasusejder yazdı:

Bir zamanlar kitap incelemesi yapmaya başlamıştım ama biraz katılım azlığı biraz da üşengeçlikle beraber uzun zamandır yapmıyordum. :) Şimdi kitabın güzelliği olsun ve birkaç arkadaşın gazıyla tekrar inceleme yazısı yazayım dedim. Öncelikle kitaplar konusunda üstadım olan @Lycaenidae-sama'ya yaptığı kitap önerisi için teşekkürlerimi sunarım.

 

  İçeriği Görüntüle

image-5.jpeg

Martin Eden

Yazar adı: Jack London

Tür: Roman/ Macera/ Psikolojik Kurgu/ Biyografik Kurgu/ Künstlerroman

Sayfa sayısı: 520

 

Yazar Hakkında: Asıl adı John Griffith London olan Jack London 1876'da San Francisco'da doğdu. Annesi Amerikalı, babası ise İrlanda'lı bir serseriydi. Düzensiz bir öğrenim gördü. Bir yıl koleje, bir yıl da California Üniversitesi'ne devam etti.
Denemediği iş kalmadı. En büyük tutkusu açık denizler ve uzun yollardı. Vahşetin Çağırışı ile üne kavuştu. 22 Kasım 1916'da intihar etti.
Kendi yaşamından kaynaklanan olağanüstü serüvenlerle dolu yapıtlarıyla ABD'nin ve dünyanın en önemli yazarlarından biri olan, ülkemizde de birçok yapıtı yayımlanan ve çok tanınan yazardır. (1876-1916)

 

Kitap işçi sınıfından olan Martin'in burjuva sınıfına ait olan Ruth adlı kıza aşık olmasını ve Ruth'a yakışmak için gösterdiği çabayı anlatıyor. Geçimini denizcilik ile sağlayan Martin güçlü ve kuvvetli bir yapıya sahiptir, boş zamanlarında çetesiyle beraber takılıp içki içer, dövüşlere katılır ve eğlenmesine bakar, hayatta pek bir amacı yoktur. Ruth'un abisinin hayatını kurtarması sonucu abisi Arthur Martin'i akşam yemeğine davet eder ve Ruth ile orada karşılaşır. İlk görüşte kıza aşık olur ve burjuva sınıfına hayran kalır. Hatta o kadar hayran kalır ki kendi sınıfını artık sürekli eleştirmeye başlar ve kendisini burjuva sınıfına ait görmeye başlar. 

 

Ruth ile konuşabilmek ve ona denk olabilmek için Martin kendisini kütüphanelere verir. Okudukça okumaya, öğrendikçe öğrenmeye başlar. Artık arkadaşlarıyla veya başka insanlarla takılmadan kendisini sadece kitaplara adar. Ruth aracılığıyla görgü kurallarını vesaire öğrenmeye başlar. Bütün bunlar olurken Martin gittikçe Ruth'a aşık olur ve kendi sınıfından hoşlanmazken sürekli burjuva sınıfına nasıl çıkacağını düşünür. Parası bittiği zaman gene denizlere çıkar, yeterli para kazanınca geri döner ve tekrar kendini kitaplara verir, kitaplar artık onun için her şeydir. Bir gün denizlere açılırken gördüğü güzellikleri Ruth'a ve hatta tüm dünyaya anlatmak ister. Bunu nasıl yapabileceğini düşünürken yazar olmaya karar verir ve dergilerde yayımlanan hikayelere bakar. Dergilerin hikayeler için verdiği ücreti duyunca iyice bu iş için heveslenir çünkü aylarca denizlerde durarak kazandığı parayı 1-2 tane hikaye yazarak kazanabildiğini fark eder. Maalesef ki her şey bu kadar güzel değildir çünkü yazdığı hiçbir yazıyı uzun bir süre dergilere kabul ettiremez. 

 

Ruth açısından ise Martin işlenmemiş cevher gibi, Ruth ona yön verdikçe, onu serserilikten beyefendiliğe doğru yönlendirdikçe bundan keyif almaya başlar, kendisini bir anne veya öğretmen olarak görür ama bazen Martin ona endişe verir çünkü her zaman Ruth'un istediği gibi hareket etmez veya onun istediği gibi düşünmez. Aslında kendisi de ona ve onun vahşi doğasına aşıktır ama daha farkında değildir. Ruth hiçbir şekilde Martin'e yazarlık konusunda destek vermemiştir çünkü yazarlığın para getirmeyen bir şey olduğunu düşünür ve Martin'i büyük yazarlar seviyesinde görmez. Ruth tamamen dışarıdan bilgiye kapalı birisidir ve toplumun genel geçer kurallarını takip eder hep, toplum beğeniyorsa o da beğeniyordur beğenmiyorsa beğenmiyordur. Martin ise kendi hür iradesiyle olayları yorumladığı zaman Ruth çok şaşırır ve asla Martin'e katılmaz, çünkü ona göre Martin daha üniversite eğitimi bile almamış birisi ve onun toplumun beğenisine karşı çıkmasına anlam veremiyor. 

 

Martin okuyup kültürlendikçe kendi özgün düşüncelerini kazanır ve Ruth'la düşüncelerinin çoğu zaman çeliştiğini fark eder, yine de umursamaz çünkü Ruth'a deliler gibi aşıktır. Martin için en büyük sıkıntı paradır, her ne kadar öğrenmek için beyni sürekli açlık duysa da parası olmayınca bunları yapamaz. Bir ara çamaşırhanede bir işe girer ve 3 ay boyunca yoğun şartlar altınca çalışır, o çalıştığı süre boyunca tek bir kelime bile okuyamaz veya yazamaz haldedir. Bu yüzden aç karna insanın filozof olamayacağını anlar, çünkü iş yapmaktan dolayı kendisini okumaya veremez. 

 

Martin burjuva sınıfının içine girdikçe onların aslında ne kadar çürümüş olduğunu fark eder, içlerinden birazı eğitimli ve kültürlüyken büyük bir çoğunluğunun hiçbir şey bilmeyen, ezberden başka bir şey söyleyemeyen bir toplum olduklarını görür. Artık burjuva sınıfına girmek istemez ama eskisi gibi işçi sınıfına da giremez, ortada bir yerde kalıp sürüklenmeye devam eder. Tek dileği Ruth ile birlikte olmak ama yazarlık işi tam bir raya oturmadığı için buna ne Ruth ne de ailesi yanaşıyor. Martin'e en büyük darbeyi vuran Ruth dahil ona kimsenin inanmaması. Sürekli kendi başına bir yolda ilerlemektedir ve bu süreç Martin'i psikolojik anlamda oldukça yormaya başlar. 

 

 

Özet işini çok uzatmış ve biraz da saçmalamış olabilirim kusura bakmayın şimdiden. :) 

 

Kitap insanı her açında motive ediyor, Martin'in çektiği zorlukları ve gösterdiği çabayı okurken ister istemez okuyucu da gaza geliyor. Ben yavaş yavaş okuyarak yaklaşık 1 ayda kitabı bitirdim ama kitap sürükleyici bir kitaptı sadece ben bilerek yavaş okudum. Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum ama okurken arada bazı kısımları anlamada zorlanabilirsiniz çünkü bazen felsefeye biraz giriyor, Spencer ve Nietzsche'nin çok fazla bahsi geçiyor zaten Spencer Martin'in gıpta ile baktığı bir düşünür. Yarı otobiyografik olmasına rağmen Martin ile Jack London'un düşünceleri terstir bu açıdan. Jack London sosyalist iken Martin tamamen bireyci bir insandır, Jack London bunu şöyle ifade etmiştir; "Aslında kitapta bireyciliğe karşı ince eleştiriler yaptım ama tam anlaşılmamış" ve bu kısım spoiler'a giriyor;

  İçeriği Görüntüle

Martin Eden'in sonda intihar etmesinin sebebinin bireycilik olarak gösteriyor. 

 

Bu kısımlarda kitaptan spoiler içermektedir. 

  İçeriği Görüntüle

Kitapta en etkilendiğim kısım Martin'in başarı elde edip Maria'yı hayallerine kavuşturması oldu. Bir çok insana karşı verdiği sözleri tutsa da en çok işlenen olay Maria'nın olduğu kısımdı. Maria ile Martin'in arasında anne-oğul gibi bir ilişki vardı, Maria Martin'in ne yaptığını anlamasa da onu desteklemeye devam etti ve Martin'in ona borcunu ödemesiyle gözlerim doldu. :) 

 

Martin aşkını kaybettikten sonra tamamen boş bir kabuğa döndü ve hayattan zevk alamaz hale geldi. Aslında bunun sebebi yazdığı yazıların sonradan değerlenmesiydi, hiçbir yerin kabul etmediği yazılar artık ona tonla para getirmesine rağmen aldığı şöhret onu mutlu etmiyordu. Çünkü açken kimse ona destek olmamıştı, kimse yazılarına bakmıyordu bile ve onu tersleyen bütün insanlar Martin şöhrete kavuşunca onunla ilgilenmeye başladırlar. Bu durumda Martin'in aklında tek bir soru vardı "Ben açken neredeydiniz?" sonlara doğru sürekli bu konu işleniyordu ve bu durum insanın bayağı bayağı içine işliyordu. Ruth onu terkettikten sonra sırf şöhreti yüzünden geri döndüğünde Martin'in onu kabul etmemesi insana bi sonunda beee dedirtiyor. :) 

 

Aslında Lizy ona çok yakışan bir kadındı ama Martin onu hep kardeşi olarak gördü ve onu okuması için destekledi. En çok üzüldüğüm karakterlerden biridir Lizy...

 

Martin'in intihar kısmı çok detaylıydı ve insanın iliklerine işleyen bir anlatım tarzı vardı, intihar etmeye çalışırken vücudunun yaşamak için tepki vermesi ve Martin'in uzun bir aradan sonra yaşama dürtüsünü hissetmesi ve bu his ile beraber ölmeye çalışması... Gerçekten hem etkileyici hem de hüzünlü bir sondu. 

 

Bayağı acemice bir inceleme oldu tekrardan kusura bakmayın. :) Kitabı okuyan başka kişiler varsa onlarında yorumlarını beklerim. Bu tarz bir şeyi yaygınlaştırmaya çalışmak için sizin de desteklerinizi bekliyorum, siz de kendi okuduğunuz kitapların incelemesini yaparsanız çok sevinirim. :) Herkese iyi okumalar. :) 

Öncelikle eline emeğine sağlık. Ben kitabı okuyalı yıllar oldu ve net ayrıntıları tam olarak hatırlayamasam bile incelemeni okudukça tekrar hafızamda canlandı çoğu şey.

Zaman ve mekan ne kadar değişirse değişsin insanlar ve özellikleri baki kalıyor. Her karakter tipi bir başka dönem içinde tekrar tekrar varoluyor. Oldukça gerçekçi ve kişinin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir kitap. Toplum içerisinde yer alma, bir yere kendini ait hissetme, değer görme ve onların bastırdığı duygular, istekler, eleştiriler hepsini içeriyor aslında ve o arada kalmışlığı gayet güzel yansıtıyor. İnsanın kendisini keşfetmesinin temsili gibi. Birçok insanın arada sıkıştığı olmuştur eminim ve aramızda hala Ruth gibi karakterler çokça fazla. Ezbere devam eden bir düzen yeniliğe açık olmayan baskı kalıp fikirler. Her yeni şeye tarihte ilk başta karşı çıkıldığı gibi kişilerin hayatlarında alacağı kararlara dahi karşı çıkıp, destek olmak yerine modunu düşürebiliyoruz ne yazık ki. Hatta belki birçok insan hayallerine oldukça uzak yaşıyor. Martin karakteri başta Ruth için kitaplar okuyup kendini geliştirmeye kalkmasa belki o burjuva sınıfı onun gözüne hep öyle parlak görünecekti ama insanların zihinlerini anlayabilmesi, gerçek yüzlerini görebilmesi ve onlara karşı durup kendi fikirlerini savunabilmesi oldukça hoş çünkü toplumda kendi fikirlerini fısıltı halinde içine atan çok fazla insan var. Kimi toplum korkusundan, kimi yanlış anlaşılmaktan, kimi dışlanmaktan korkuyor. Belki kaç tane yetenek böyle yitip gidiyor. Kişinin herkese rağmen kendi olması gayet güzel. Ruth karakteri bana göre gerçek bir birey olamamış, kukla gibi biri. Martin'in intihar olayı ise beklendik bir sondu bana göre. Belki somut olarak değil ama soyut anlamda birçok insan kafasında bu intiharı gerçekleştirmiş olabilir hatta. 

 

Biraz saçmalamış olabilirim ama kendimce yorumladım. Olayları gayet güzel özetlemişsin tekrardan teşekkürler :) 

 

Link to comment
Share on other sites

39 dakika önce, Elimiel yazdı:

Öncelikle eline emeğine sağlık. Ben kitabı okuyalı yıllar oldu ve net ayrıntıları tam olarak hatırlayamasam bile incelemeni okudukça tekrar hafızamda canlandı çoğu şey.

Zaman ve mekan ne kadar değişirse değişsin insanlar ve özellikleri baki kalıyor. Her karakter tipi bir başka dönem içinde tekrar tekrar varoluyor. Oldukça gerçekçi ve kişinin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir kitap. Toplum içerisinde yer alma, bir yere kendini ait hissetme, değer görme ve onların bastırdığı duygular, istekler, eleştiriler hepsini içeriyor aslında ve o arada kalmışlığı gayet güzel yansıtıyor. İnsanın kendisini keşfetmesinin temsili gibi. Birçok insanın arada sıkıştığı olmuştur eminim ve aramızda hala Ruth gibi karakterler çokça fazla. Ezbere devam eden bir düzen yeniliğe açık olmayan baskı kalıp fikirler. Her yeni şeye tarihte ilk başta karşı çıkıldığı gibi kişilerin hayatlarında alacağı kararlara dahi karşı çıkıp, destek olmak yerine modunu düşürebiliyoruz ne yazık ki. Hatta belki birçok insan hayallerine oldukça uzak yaşıyor. Martin karakteri başta Ruth için kitaplar okuyup kendini geliştirmeye kalkmasa belki o burjuva sınıfı onun gözüne hep öyle parlak görünecekti ama insanların zihinlerini anlayabilmesi, gerçek yüzlerini görebilmesi ve onlara karşı durup kendi fikirlerini savunabilmesi oldukça hoş çünkü toplumda kendi fikirlerini fısıltı halinde içine atan çok fazla insan var. Kimi toplum korkusundan, kimi yanlış anlaşılmaktan, kimi dışlanmaktan korkuyor. Belki kaç tane yetenek böyle yitip gidiyor. Kişinin herkese rağmen kendi olması gayet güzel. Ruth karakteri bana göre gerçek bir birey olamamış, kukla gibi biri. Martin'in intihar olayı ise beklendik bir sondu bana göre. Belki somut olarak değil ama soyut anlamda birçok insan kafasında bu intiharı gerçekleştirmiş olabilir hatta. 

 

Biraz saçmalamış olabilirim ama kendimce yorumladım. Olayları gayet güzel özetlemişsin tekrardan teşekkürler :) 

 

Okuyup, yorumladığın için teşekkür ederim. :) 

 

Bahsettiklerinde haklısın, bu hayatta Ruth gibi kişiler çok, bir şeyi sadece popüler olduğu için seven ve karşı görüşü sevmeyenler her yerde. Martin gibi insanlar da oluyor, her şeye rağmen ilerliyor ama bir çok insan Ruth gibiler yüzünden arka planda kalıyor ve içine kapanıyor. :/ Kimisi gerçekten yapmak istediği ne onu bile bilmiyor, sadece ezberleşmiş eğitime devam ederek ilerlemeye çalışıyor.

 

Hahaha ne saçmalaması, estağfurullah. :) Rica ederim. .) 

Link to comment
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Share

  • Similar Content

    • By pegasusejder
      Selam arkadaşlar bu sefer de yeni bitirdiğim Spartacus adlı kitabın incelemesini yapacağım.
      Spartacus
      Yazar adı: Arthur Koestler
      Tür: Edebiyat/ Tarihsel roman
      Sayfa sayısı: 431
       
      Bu romana başlamadan önce bana göre bilmeniz gerek iki durum var. Birincisi bu bir savaş romanı değil, ikincisi olaylar Spartacus'un gözünden anlatılmıyor. Şimdi biraz daha detaylı açıklayayım;
      1-) Savaş romanı değil derken şunu kastediyorum, detaylı bir şekilde savaşların işlendiği taktiklerin kurulduğu bir anlatım yok hatta savaş olacaksa bu savaş hikayesi en fazla 1-2 sayfa sürüyor. Kitap genel olarak bir grup haydudun giderek büyümesi ve bir isyan başlatıp devlet kurmalarını anlatıyor. Savaşlara biraz daha yer verilse belki güzel olabilirdi ama kitaptaki asıl olay savaşlar değil bir grubun isyan etmesi ve yaşadıkları zorluklar. 
      2-) Olaylar hep farklı kişilerin gözünden anlatılıyor ve sadece isyancıların grubundan değil diğer yerlerde ki kişileri de konu alıyor ve onları olayların nasıl etkilediğini bu durumu nasıl karşıladıklarını söylüyor. Mesela Roma halkının olayları nasıl gördüğünü bir katip üzerinden anlatıyor, isyancıların saldırdığı yerde bulunan insanların gözünden anlatıyor. Spartacus'un grubunda bulunan insanların gözünden olay anlatılıyor. Yani tek bir kişinin gözünden değil çevredeki bütün insanlar nasıl etkileniyor bunu anlatmış. İlk başlarda bu bana biraz kötü gelse de sonradan sevmeye başladım, çünkü sadece Spartacus'un gözünden veya grubunda ki bir kişinin gözünden anlatılsaydı diğer insanların ne hissettiklerini ve düşündüklerini bilemeyecektik. Bu anlatım tarzını da bence yazar gayet güzel aktarmış. 
       
      Bu iki durumu belirtme sebebim @Lycaenidae bana bu kitabı önerdiğinde aklımda direkt olarak bu düşünceler oluşmuştu ve ilk başladığım da böyle olmadığını görünce biraz şaşırmıştım. Sizde de aynı düşünce oluşursa diye başta belirtmek istedim. Bu arada bu kitabı bana önerdiği için @Lycaenidae-sama'ya teşekkürlerimi sunuyorum  Senin de yorumunu bekleriz eğer müsait olursan :))
       
      Kitap bir Romalı katip ile başlıyor, katibin adı Apronius. Apronius bize Roma hakkında güncel bilgiler veriyor bir nevi, işte başta kim var şu an ki yönetim nasıl falan filan. Tabii kendi işinden falanda bahsediyor ama bana genel olarak Apronius'un hikayesi sıkıcı geliyordu ve adam gözümde tamamen beleşçi olarak kaldı. (sebebi ise adam sürekli tiyatrodur bilmem nedir beleş bilet almaya çalışıyor) Apronius gladyatör müsabakasını izlemek istiyor ve müsabakayı düzenleyen adam eski bir arkadaşı ondan beleş bilet koparmaya çalışıyor. (beleşçi işte) Adamın yanına gittiğinde bir öğreniyor ki gladyatörlerden 70 kişilik bir grup geceleyin kaçmış. Bu kaçanlar arasında da en iyi iki dövüşçüsü olan Spartacus ile Crixus var. 
       
      Bu gladyatör grubu aslında sadece keyfi bir şekilde yaşayıp sağı solu yağmalamak istiyorlar. Kaçarken pek bir düşünceleri yok amaçları sadece ölmemek için savaşmak. Bir yerden sonra kölelerden veya yerel halktan bu gruba katılanlar oluyor ve grupları gittikçe büyüyor. Dediğim gibi kitap bu grubun giderek büyümesinden ülkenin ve köle sisteminin nasıl etkilendiğini açıklıyor. Bu grup giderek büyüyor devlet kuruyor, kendilerine şehir kurmaya çalışıyorlar ve o sıra zorluklar yaşıyorlar. 
       
      Kitapta insanların bir çok duygusu ele alınıyor özellikle kötü olanları, açgözlülük, korku, tembellik gibi. Bence bir numaradan açgözlülük duygusu var bu duygu hem zenginler için hem de köleler için geçerli. Zenginler açgözlü bu yüzden kölelerine daha fazla iş yüklüyorlar, köleler açgözlü çünkü özgürlüklerini kazansalar da daha fazlasını isteyip mutsuz oluyorlar. Zenginlerin kısmını geçelim, kölelerin kısmına gelelim. Köleler efendilerinden ayrılıp Spartacus'un yanına katılıyor ve Spartacus herkese eşit haklar tanıyan Güneş Devlet'ini kuruyor. Bu devlette herkes kendisi için çalışıyor, kendisi için ev veya yemek yapıyor. İnsanların açgözlülüğü burada ortaya çıkıyor ki kendilerine çalışmak onlara yetmiyor. Grubun büyük bir kısmı özgürlüğün çalışmadan istediğini yapmak olduğunu düşünüyor. Efendilerin yanında çalıştıklarından daha az çalışıyor ama onlara yetmiyor, tamamen istedikleri gibi yiyip içmek sağı solu yıkmak istiyorlar ki bu da Güneş Devlet'inin sonunu getiriyor. Bir diğer sorun ise grupta iki tane liderin yani birde Crixus'un bulunması. 
       
      Crixus'un aslında liderlik umurunda değil ama bir çok insan onu lider olarak görüyor ve onu takip etmek istiyor çünkü Crixus'da onlar gibi açgözlü. Zaten Crixus ile Spartacus arasında ki fark bu, Spartacus kendi çıkarını düşünmeden herkesi düşünerek hareket ediyor, her olayı kontrol edip ceza veriyor ama Crixus kendisini düşünüyor, gruba ceza veremiyor çünkü kendisi de onlar gibi. Spartacus'un herkesin iyiliğini düşünmesine Zozimos adlı bir insan karşı çıkıyor ve şöyle bir lafı var "İyi niyetli bir diktatörden daha tehlikelisi yoktur." Bu laf tartışılmaya açık bir laf ki isterseniz yorumlarda görüşünüzü belirtebilirsiniz. (sözün tamamını sonda yazacağım) Spartacus her ne kadar Güneş Devlet'ini kurmaya etraf ile dost olmaya çalışsada diğer yerler ya korkudan anlaşmaya varmıyor yada Spartacus'un grubunun bir kısmı etrafa saldırıyor. Spartacus bu tehlikeleri başta seziyor ama bunu nasıl engelleyeceğini tam olarak bilemiyor ve akıl hocası da yok. Bu da bir diğer sorun çünkü kendi ideallerini kurmasını engelleyen bir grup var ve bu gruba ne yapması gerektiğini bilmiyor. En son Spartacus "Bu çağ Güneş Devlet'i için ya çok ham yada çok kart" diyerek devletten vazgeçiyor. 
       
      Kitabı okumanızı tavsiye ederim, kitap yaklaşık 400 sayfa ve günde 1 saat civarı okuyarak 2 hafta gibi bir sürede bitirdim. Kitapta farklı bakış açılarından olayı anlatmasını her ne kadar sevsem de bazı kısımlar biraz ağır ve sıkıcıydı ama genel mana da beğendim bu durumu. Dediğim gibi savaşlar çok kısa anlatılıyor bu açıdan biraz kötü buldum çünkü Spartacus'un kıvrak zekası ve taktiksel özelliklerini tam tadını vermeden geçip gidiyor ama asıl olay savaş kısımları olmadığı için hak da veriyorum. Biraz da spoiler kısımlardan bahsedeyim :)
       
       
       
      Kitap hakkında sizin de yorumlarınız varsa lütfen belirtin veya benim yazdığım yerlerde tartışmak istediğiniz bir konu varsa yazın burada amacım sadece bir kitap incelemesi yapmak değil aynı zamanda bir tartışma ortamı yapıp bilgi alış verişi yapmak. :) 
       
      Not: Zozimos'un sözünün tamamı;
       
    • By pegasusejder
      Arkadaşlar öncelikle merhaba, @Lycaenidae ile bir etkinlik yapmayı düşündük. Hem kitap okuyup yorumlamak isteyen olursa hem de okuyacak kitap arayan varsa diye forumda kitap incelemeleri yapmak istedik. Tabii fikir anası Lyca ama fikri icraata geçirmek bana kaldı :D Emel abla bize yeni bir başlık açacağını söyledi ama şimdilik böyle yazacağız. Şimdiden keyifli okumalar :)
       
      Konu başlığından da anlaşıldığı üzere Stefan Zweig'in eserleri olan "Bilinmeyen bir kadının mektubu" ve "Bir kadının hayatından 24 saat" adlı öyküler hakkında yorum yapacağım. Ben direkt olarak iki tane öykünün birleştirilmiş halini sayın aldım ama dileyen iki öyküyü de ayrı ayrı kitaplar şeklinde bulabilir. Kitabın kapağını aşağıdaki görselde görebilirsiniz;
       
      BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU
      Yazar adı: Stefan Zweig
      Orijinal adı: Brief einer Unbekannten
      Tür: Roman
      Sayfa sayısı: 68
       
      Kitap bir yazarın doğum gününde iş gezisinden dönüp, evine geçmesi ile başlıyor. Kahyası yazar evde olmadığı zamanlarda biriken mektupları getiriyor ve yazar kendince önemli olan mektupları okuyor. Daha sonra el yazısı ile yazılmış kalınca bir mektubu merak edip okumaya başlıyor, mektup "Beni hiç tanımamış olan sana" diye başlıyor. Yazar mektubun direkt olarak kendisine gönderilip gönderilmediğini anlamıyor ama merak ettiği için okumaya başlıyor.
       
      Kitabın başlangıcı bu şekilde, yazarın veya mektubu gönderen kadının ismi hiçbir zaman geçmiyor. Hikaye tamamen kadının mektubu hakkında, yazara ait çok az bir kısım var. Hikaye bir küçük kızın binalarına taşınan yazara olan aşkını anlatıyor. Onu nasıl sevdiğini, onunla karşılaşmak için neler yaptığını, çocukça olan masum aşkından yetişkinliğe gelip şehvetle arzuladığı aşkına kadar olan olayları anlatan bir mektup. 
       
      Bunu direkt olarak bir cinsiyete yüklemek istemiyorum, yani sonuçta aşk sadece bir cinsiyete ait değildir ve her cinsiyet gayet de derin bir aşk duygusu yaşayabilir. Hikaye sadece mektupta bir insanın diğerine olan aşkını anlatışını konu alıyor. Aslında ben bütün hikayenin mektupla sınırlı olmayacağını düşünüyordum ve hatta öyle olursa sıkılırım diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Kitabı 1.5-2 saat gibi bir sürede bitirdim ve gayet de akıcıydı. Aşk unsuru hikayede çok güzel işlenmiş ve sürükleyici bir şekilde devam etmiş. Bir çocuğun gözünde ki masum aşk ve çocuğun büyüyüp yetişkin olmasıyla birlikte duyduğu şehvet hissine kadar betimlemelerle zenginleştirilmiş ve okuyucuya aktarılmış. Yazarın anlatmak istediği "mutlak aşk" kavramını kimisi saplantı olarak görebilir ama en nihayetinde şu sonuca varıyoruz ki "aşkın gözü kördür." Çünkü burada çocuk aşkından dolayı öyle bir hale geliyor ki kapı kollarını öpüyor veya adamın sigara izmaritlerini toplayıp saklıyor. Çocuk sürekli olarak aşık olduğu yazarla ilgili düşler kuruyor, yazar olduğu için sağdan soldan topladığı kitapları gazeteleri okuyor ki ona yaraşır bir insan olsun. Çocukluk dönemi bitip büyüdüğünde bile yazarın onu fark edeceğini umarak hayatını yaşıyor ve başka hiçbir erkekle evlenmek istemiyor. 
       
      Kitaptaki bazı ilgimi çeken olayları spoiler içerisinde anlatacağım.
       
      Güncellenecek...
       
      Arkadaşlar vizeler yaklaşıyor onun için bütün hepsini tek oturuşta yazma fırsatım olmuyor :) Ara ara gelip güncelleyeceğim :)
    • By yyaris
      Herkese merhaba arkadaşlar. Anime ve mangalardan etkilenerek yazdığım serinin ilk kitabı Kralsız Ülkeyi çıkartmayı başardım. İlk ve az basım olmasından dolayı içinde fazlasıyla yazım hatası var lakin bu sorunun sonraki basımlarda aşacağız. Kitap edinmek isteyen arkadaşlar D&R, Arkadaş kitabevi, İnkılap kitabevi mağazalarında bulabilirler. Eğer mağazada yok derlerse sipariş verirseniz bir kaç gün içinde getirirler ki sipariş verip almazsanız daha bana destek olmuş olursunuz :D Başka bir yol ise internetten kitap satışı yapan siteler. Görüş ve önerileriniz benim ve serinin devamı için çok önemli. İlgilenen herkese çok teşekkür ederim. :)

      İlk kitabın konusundan bahsedecek olursam. 


      Dünya beş siyasi güçle yönetilmektedir. Bunların içinde en güçlü ve büyüğü olan İmparatorluk "Yaşam Sanatı" adı verilen güç sayesinde diğer krallıklardan üstündür. İmparatorluğun ordusu için saklı bir ormanda yetiştirdiği gizli okulları vardır. Bu okullarda küçük yaşlardan itibaren yetiştirilen yaşam sanatı kullanıcısı çocuklar vardır.

      Gezgin adında bir adam çeşitli okullardan birer çocuk seçer. Ateş, Ay, Yay, Dal ve Gölge. On yaşında tanıştığı çocukları kendi okullarında ziyaret ederek eğitmeye başlar. Bu eğitimde bazı kurallar vardır. İlk olarak çocuklar Gezgin söyleyene kadar asla görüşmeyecek ikinci olarak Gezgin hakkında konuşmayacaklardı. Çocuklar kendi aralarında ki iletişimi ise Gezginin taşıdığı mektuplarla yapılacaklardır.

      Sekiz yıl sonunda Gezgin çocukları teker teker toplayarak ilk buluşmalarını sağlar ve macera başlar....




       
    • By gökhan
      Arkadaşlar merhaba. Yoğunluktan ötürü bir süredir foruma uğrayamıyordum. Bu süre zaarfında bilimkurgu türündeki öykülerimi toparlayıp e-kitap haline getirdim ve online ortamda bir yayınevine bağlı olmadan, bağımsız bir yazar olarak yayınladım: Bunun artısı kitabın fiyatını elimden geldiğince düşük hatta sembolik derecede tutabilmem,eksisi ise kitabın tanıtımı ve yayın mecraları konusunda bir desteğin olmaması oldu. Aşağıda kitapla ilgili bilgiler mevcut. Vakit ayırıp da göz atarsanız sevinirim:
      "Ödüllü animasyon yönetmeninden sizi yeni ufuklara taşıyacak, bilimkurgu öykülerinden oluşan fantastik bir macera.
      Kitabın ismi, içindeki öykülerden biri olan Virüs'ten geliyor. Distopik bir gelecekte geçen öyküde ölümsüzlüğe ulaşmak için biyolojik bedenlerini terk edip kendilerini robotlaştırmış olan insanlar dünyaya hükmetmektedir. Robotlaştırılmayı reddedip yeraltına sığınan azınlıktaki insanlığın elindeki tek umut ise, tüm robo-insanları yok edecek bir virüstür. Fakat robo-insanların da kendi planları vardır. Kitaptaki diğer öykülerde insanlık dünyaya verdiği zarar yüzünden yargılanmalı mı, gerçek ile hayal ayırt edilebilir mi, adalet nedir veya sağlanabilir mi gibi sorulara yanıtlar aranıyor.

      E-kitap tüm Android, iOS cihazlarda ve tüm Mac bilgisayarlarda.
      Not: iBookstore yurtdışı Apple hesapları üzerinden çalışmaktadır, Android'de bir kısıtlama yoktur.

      Playstore: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.gokhancilam.book.AOVXGFZPDDMANSECO&hl=tr
      iBooks Store: https://itunes.apple.com/us/book/virus/id1125138506?ls=1&mt=11
      "

    • By Meroe
      Aklımda çok güzel bir konu var aslında... Animesini geçtim gerçek film bile yapılabilir (bana göre). Çok uzun yazmaya çok üşeniyorum bu yüzden çok kısa anlatacağım : Bir kız var, 4 yaşında ve bir krallığın prensesi. Kızın en yakın arkadaşının babası kralın tahtını almak istiyor. Kraliçe ve kralı yakalıyor (korumalar ölü). Aslında ane ve baba kızın ablasını daha çok sevmiş ve öbürünü unutmuştur. Bu yüzden 4 yaşındaki kız evinden kaçıyor. Kızın geçmişi böyle. Kaçıyor kaçıyor en sonunda bilmediği bir şehre geliyor (askerler onu bulamadı). Bir erkek çocukla karşılaşıyor (kendisiyle yaşıt). O çocuk kıza yardımcı oluyor (bir bakıma büyütüyor). Zaman geçiyor ve prenses o çocuğa aşık oluyor (18 yaşında) ama çocuk kıza bakmıyor. Kız hem aşk acısı çekerken hem de hedefte (askerler 14 yıldır hala prensesi arıyor.) Bu yüzden kendini ve arkadaşlarını korumak adına kılıç kullanmayı ve içindeki şeytani gücü kontrol etmeyi öğreniyor...

      Her neyse :) sonuçta üşendiğimden bir anlamı yok :D bide yazı yazmayı da çok sevmiyorum ya siz?
  • Recently Browsing   0 members

    • No registered users viewing this page.
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.