Jump to content

Leaderboard

Popular Content

Showing content with the highest reputation on 11/02/13 in all areas

  1. Guest

    One Piece resmi sitesi açıldı !

    Shueisha ve Toei Animation iş birliğiyle One Piece animesinin 15. yılı şerefine, seriye resmi bir web sitesi hazırlandı. Site de anime ve mangayla ilgili haberler, oyunlar, figürler, etkinlikler yer almaktadır. Ve ziyaretçiler Pazartesi yayınlanan manganın yeni bölümünün bir kaç sayfasını Cuma gününden itibaren görebilecekler. Ayrıca Oda Sensei sitenin açılışıyla ilgili bir tebrik mesajı yayınladı. Site: http://one-piece.com/ Kaynak : http://www.crunchyro...-piececom-opens
    2 points
  2. GİRİŞ: 2500 ‘ler de bir yerlerde... Bildiğimiz dünyanın çok ilerisinde bir dünya... İtaatkârın elinden her şeyini alan ve bu durumu itaatkâra istediği her şeyi vermiş gibi gösteren kimliği belirsiz düzenbazlar tarafından yönetilen karanlık bir dünya... Beklenen ve üzerine birçok teori ve yorum yapılan III. Dünya Savaşı hiç bir zaman gerçekleşmedi. Çünkü olanlara kimse bir direniş göstermedi... İnsanlar devlet adamlarının her istediklerini yorumsuz kabul ediyorlardı. Emsali görülmemiş bir uysallık ve umursamazlıkla hayatlarını sürdürüyorlardı ve bunun karşılığında devletleri onlara yaşamaları için gereken şeyleri sağlıyordu: Ozon tabakası delinmişti ve insan ırkının yaşamını sürdürebileceği hava koşulları artık yoktu. Devletler "Haze" adı verilen devasa küre sistemi içinde yaşıyordu. Küreler içinde yapay atmosfer sağlanmıştı. İnsanların Haze sisteminde yaşayabilmesi için tek yapması gereken, itaat etmekti. Başka çaresi olmadığını düşünen insanlar, itaat fikrinin o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başlamışlardı. Ancak devlet artık onlara her istediğini yaptırıyor, yapıyordu. Gece yarısı herhangi bir açıklama veya neden olmaksızın insanların evlerine giriyor, ailesini öldürebiliyorlardı. İlk etapta gerçekleri anlayıp isyan edenler çıktı. Ama isyanlar örgütlü değillerdi ve çok acımasızca bastırıldı. İsyan edenler ibret olsun diye çeşitli ilaçlar ile insanüstü yaratıklara dönüştürüldü ve akıllarını kaybettiler; artık insan değillerdi ve düşünme yetileri yırtıcı bir hayvan kadardı. Bu sebeple evlerine geri salındıklarında kendi ailelerini katlettiler. Bu olaylar olduktan sonra isyanlar giderek azaldı ve sonra da durdu. Yaratığa dönüştürülen insanlar da "Noir" adı verilen hücrelere kapatıldı. Bu yaratıklar ilaç sayesinde çeşitli güçlere sahiplerdi ve bu sebeple devlet tarafından kullanılmaya başlandı; diğer bir deyişle devletin canlı silahları görevini görüyorlardı.. Bölüm 1:DİRİLİŞ Lilly her sabahki gibi büyük bir sinirle uyandı, alarmın sesi kulaklarını tırmalıyordu ve güneş göz kapaklarını yakıyordu. Lilly: Laneeeeeeeeeeeeeeet, lanet olsun. Nefret ediyorum sabahlardan, ölsün istiyorum sabahlar, ölsün, ölsün! Jacques ise her zamanki sevecen gülümsemesiyle perdenin yanında Lilly' nin güzel yüzünü izliyordu. Jacques: Sen gecelerden de nefret edersin Lily-sıcaktan da-soğuktan da-ılıktan da... Ardından Jacques çok nazik bir kahkaha patlattı. Lilly yatağından doğrulmuş bir şekilde, iri yeşil gözleriyle ona bakıyordu şimdi. Jacques'in kahkası öyle içten ve sıcaktı ki Lilly kendini tutamadı ve gülümsedi. Yatağından indi ve Jacques'in yanına sokuldu. Onun gözlerinin içine bakmaya başladı. Jacques 25 yaşındaydı ve 1.90 boylarındaydı. Beyaz teni, açık kumral saçları ve çok güzel yüz hatları vardı. Gözleri bal rengiydi ve kirpiklerinin uzunluğu bakışlarına içtenlik katıyordu. Fit bir vücudu vardı. Kısacası çok gösterişli ve yakışıklı bir erkekti. Otuz saniye kadar böyle bakıştıktan sonra Lilly'nin karnının guruldaması, onların eylemini kesti. Jacques: Zaman kaybetmeden giyin, ben kahvaltıyı hazırladım. Hadi, hadi çabuk ol. Bunu dedikten sonra Jacques Lilly'nin odasından çıktı. Lilly hala uyuşuk hareketlerle ilerliyordu. Aynanın karşısına geçti ve bir süre hareket etmeden bedenini inceledi. Çok düzgün bir fiziği vardı. Saçları beline kadar uzanıyordu; düz ve turuncuydu. Teni bembeyaz ve ipeğimsiydi. Nam-ı diğer okulunun en güzel kızı: Lilly... Tavanda asılı duran saate baktı. Eğer giyinmezse geç kalacaktı. Hemen üniformasını giydi ve saçlarını taradı. Hızlı adımlarla odasından çıkıp Jacques'in yanına koştu. Jacques yemek masasının yanında kaşları çatık bir şekilde duruyordu. Lilly ile göz göze geldiler. Jacques: Hayır! Yemek yemeden çıkamazsın. Otur! Lilly: Ama geç... Jacques: OTUR DEDİM! Lilly püfleyerek oturdu ve alel-acele bir şeyler tıktı ağzına. Sonra da kalkıp Jacques'in yanağına bir öpücük kondurdu ve koşarak evden çıktı. [8 saat sonra, akşamüzeri] Lilly'nin okulu her zamanki gibi geçmişti. Sıkıcı muhabbetler, gereksiz dersler ve kendisini bütün gün süzen gözler. Nereye gitse birileri fısıldaşıyor, hakkında dedikodu çıkarıyordu. Eve gittiğinde Jacques evde değildi, zaten alış-verişe çıkacağını söylemişti. Jacques onun üvey ağabeyiydi. Buna rağmen Jacques'ten iyi bir öz ağabey de bulunamazdı. Lilly, Jacques’in ailesi tarafından 3 yaşında, sokakta başıboş gezinirken bulunmuştu. Jacques'in ailesi ne kadar arasa da Lilly'nin ailesini bulamamış ve onu evlatlık edinmişti. Üç yaşındaki bir çocuğu güvenilmez devletin ellerine bırakamazlardı. Onlar iyi insanlardı. Lilly, Jacques ve anne-babaları 2 yıl önceye kadar çok mutlu yaşıyorlardı, ancak bir gün Jacques ve Lilly anne-babalarının öldüklerini öğrendiler. Sebebi yoktu,bir sebebe gerek de yoktu. Onlar öldürülmüşlerdi, devlet tarafından. Ve devlet istediği kişiyi,istediği zaman öldürebilirdi.Ne de olsa herkes hayatını devlete borçluydu. Jacques ve Lilly artık baş başa kalmışlardı. İki birbirini çok seven üvey kardeş,çaresiz,bu zamansız kaybı kabullenmişlerdi. Lilly'nin hatıraları acıtıyordu. Güneşli günler, ılık, yağmurlu günler ya da soğuk günler... Hepsi ona ailesi ile hep beraber geçirdiği mutlu günleri hatırlatıyordu. Hepsi canını yakıyordu. Burnunda bir sızı hissetti, ağlamak üzereydi ama kendini tuttu, yumruğunu sıktı ve koltuğa yumruğunu vurdu. Sonra ayağa kalkıp ağır adımlarla Jacques'in odasına gitti. Lilly: Işıklar; beyaz; orta düzey. Işıklar verdiği komutlara göre açıldı. Oda çok derli-toplu, geniş ve sadeydi. Ortada, tavana asılı bir şekilde-gri-iki kişilik bir yatak vardı. En solda tüm duvarı kaplayan bir pencere ve ona bitişik duvarda elektronik posterler... Çeşit çeşit gitar resmi vardı posterlerden bir tanesinde.3 saniyede bir otomatik olarak gitar değişiyordu. Bir diğerinde arabalar bir diğerinde Lilly ve Jacques'in resimleri. Lilly Posterlerin bittiği noktaya ilerledi ve duvara 2 kere dokundu. Bir bölme açıldı:Bu bölme başka bir odaydı;Jacques'in giysi odası. Lilly elektronik kapıyı açtı ve içeri girdi. Jacques’in giysilerini karıştırmaya başladı;kirlileri arıyordu.Ama bunu yaparken toplu olan eşyaları odanın dört bir yanına saçıyordu. Oda tamamen karman çorman olmuştu, Lilly hiç bir şeyi bulamıyordu.Elini yerde gezdirirken,yuvarlak,metalik bir şeye çarptı.Bununla birlikte ufak bir kutu belirdi havada. Lilly böyle bir bölme hiç görmemişti. Şaşırdı ve meraklandı. Kutuyu aldı ve açtı. İçinde mavi-pembe, çok parlak, bir el büyüklüğünde taş vardı. Lilly ona dokundu ve o anda etrafındaki tüm kıyafetler havaya zıpladı tabii Lilly de bir yana savruldu. Gözleri kapalıydı ve zihnine binlerce görüntü-bilgi akmaya başladı. Bu aktarım o kadar hızlıydı ki, inanılmaz derecede fiziksel acıya sebep oluyordu. Lilly kafasını iki eliyle tutmuş çığlıklar içinde kıvranıyordu. Bu kadar görüntünün ardından akıcı ve kararlı bir ses işitti: Ses: Yokluğumda acizlik çektin, acı çektin. Mutlu da olmuş olabilirsin ama ben olmadan hiç bir zaman kendin de olamadın. Hep eksiktin ve ben de bir o kadar öyleydim... İçinde bir yerlerde varlığımdan habersiz özlemimi çektin ve ben de bir o kadar öyle... Şimdi sana eksikliğini bahşediyorum, tam olabilmemiz için. Tek yapman gereken bana benim eksikliğimi bahşetmen... Beni hapsetme ama benden kurtulma. Kabul et beni, hükmedelim bu dünyaya... Bölüm 2:TANIŞMA Lilly neler olduğunun farkında değildi. Tek bildiği bedeninin büyük bir şiddetle titrediği ve içinde bir yerlerde daha önce hiç hissetmediği, dolayısıyla tarif edemediği bir duygu olduğuydu. Kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu. Çok şaşkındı ve şaşkın olduğu kadar da korkmuştu. Otuz dakika kadar bir süre bilincini toparlayamadan, kafası iki elinin arasında, titreyerek yerde uzandı. Bu sürecin sonunda az da olsa toparlandığını hissetti ve beceriksiz hareketlerle dört bir yana saçılmış olan giysilerin bir kısmını elinde topladı. Sonra da kararsız bir sesle, Lilly: Katla, yerleştir, sırala; tür; renk. Elinde bulunan kıyafetler yok oldu. Duvarla bir olan elektronik dolaplardan birinin içine, komutlara göre sıralanmışlardı. Lilly aynı şeyi diğer giysilere de uyguladı. Çok sürmeden oda yine ilk girdiği gibi derli-topluydu. Az önce dokunduğu taşın rengi tamamen şeffaf olmuştu. Lilly onu ceketinin cebine koydu. Odadaki işini bitirdiğinde, yüzünde hâlâ bilincinin tam yerinde olmadığını apaçık ortaya seren bir ifade vardı. Zaten beyaz olan suratının rengi tamamen atmıştı. Giysi bölmesinden çıktı ve bölmeyi açtığı yöntemle kapadı. Ne olmuştu? Neden olmuştu? Gerçekten olmuş muydu? Jacques’e sormalı mıydı? Jacques'in odasının ortasına oturup bunları düşünmeye koyuldu. Öncelikle ne olduğunu, neden olduğunu bilmiyordu; ancak hissettiği acı fazlasıyla gerçekti. Okuldaki hap saatlerinde(Halk hasta olmasın diye devletin her gün içilmesi için dağıttığı haplardır. Her ne içeriyorlarsa, bazı insanlar üzerinde halüsinasyonlara sebep olmuştur.) Lilly hapları içiyor gibi yapsa da, hiç birini yutmuyordu. O yüzden haplar yüzünden olduğunu da sanmıyordu. Yani olanlar büyük ihtimalle gerçekten yaşanmıştı. Fakat iyice düşündüğünde Jacques'e hiç bir şey belli etmemeye karar verdi. Evet, taş Jacques'in odasındaydı ama Jacques onu gizlememişti; demek ki ne olduğunu bilmiyordu ya da nasıl bir şeye sebep olduğunu. Jacques'in ona her hangi bir bilgi sağlamayacağından emindi. Öncelikle Jacques'in ağzı sıkı değildi ve ne zaman ilginç bir şey bulsa Lilly'e hemen söylerdi. Söylemediğine göre onun üzerinde taş Lilly'e yarattığı etkiyi yaratmamıştı. İkincisi Jacques yaygaracı biriydi ve soğukkanlı değildi. Lilly böyle bir şeyden bahsetse Jacques çok telaş yapar, Lilly ona ne kadar tembihlerse tembihlesin tüm tanıdıklarına bu olaydan bahseder ve bilgi toplamaya çalışırdı. Yani sonuç olarak Jacques şimdilik hiç bir şeyden haberdar olmayacaktı; en azından Lilly neler olduğunu çözene kadar... [2 Saat Sonra, akşam saatleri] Jacques elinde taşıma kabının ipini tutarak, eve girdi. Bu kap; küp şeklinde, metalik 45x45 cm ebatlarında bir kutuydu ve havada duruyordu. Arkasından bir ip bağlıydı ve Jacques'in tek yaptığı bu ip elindeyken yürümekti. Her hangi bir ağırlık hissetmiyordu, taşıma kabının özelliği de tam olarak buydu. Jacques oturma odasına ilerledi, bu sırada Lilly havada süzülen pembe, ince bir panelde oturuyordu. Jacques, Lilly'i gördü ve taşıma kabını ipinden tutarak duvara astı. Arkası dönük vaziyette; Lilly: Seni bekliyordum... Çok sıkıldım... Jacques'in cevap vermesine izin vermeden devam etti; Lilly: Dışarı çıkıyorum, arkadaşlarımı aradım.1-2 saate dönerim ve sen yemeği hazırlamış olursun. Bunu dedikten sonra Jacques endişelenmesin diye ona doğru döndü ve elinden geldiğince doğal gözüken bir gülümsemeyle Jacques'e baktı. Jacques: Tamam. Lilly, Jacques'in ona kafa yoramayacak kadar düşünceli olduğunu fark etti. Her ne kadar neler olduğunu merak etse de daha fazla konuşmak ve Jacques'e bir şeyler sezdirmek istemediğinden cevap vermeden dışarı çıktı... [3 saat sonra] Lilly arkadaşlarının yanından ayrılmıştı ve evine doğru ilerliyordu. Sokak araları çok karanlık ve ıssızdı.Lilly'nin tek duyduğu kendi ayak sesleri ve bir kaç saat önce kafasının içinde duyduğu o sesin yankılarıydı. Lilly düşünceli ve dalgındı. Kendi sokağının bir kaç sokak ilerisine kadar gitti ve bir hırıltı ile bunun farkına vardı.Bu güçlü ve derinden bir hırıltıydı.Tam olarak nereden geldiğini kestiremiyordu ama yakın olduğu kesindi. Lilly kendi etrafında yavaşça dönmeye başladı ve arkasını döndüğünde, arkadaşlarının sürekli bahsettiği canlı devlet silahlarından bir tanesiyle göz göze geldi. Bu, kamburu çıkmış, tırnakları 10 santim kadar uzamış ve gözleri ve dişleri bir insanınkinin iki katı kadar büyümüş bir yaratıktı. Boynunundaki demir tasmada kırmızı bir ışık yanıp sönüyordu. Lilly yerinden kıpırdayamıyordu ki kıpırdasa da böyle bir şeyden kaçamaz, kimseden yardım çağrısı isteyemezdi. Demek ki Lilly'nin hayatı da anne-babası gibi son bulacaktı; sebepsiz ve zamansız... Yaratık Lilly'nin üzerine doğru yürüdü, Lilly ile oyun oynuyormuş gibiydi. Onun kaçamayacağını bildiğinden, acele etmeden avına yaklaşıyordu. Belli ki avının tadını çıkarmak istiyordu. Lilly'i baştan aşağı kokladı ve bunu yaparken ara ara durup tısladı. En sonunda pençesini havaya kaldırdı ve saldırmaya hazır olduğunu belli eden bir hırlama çıkardı. Lilly hayvanın pençesinin az sonra suratına geçeceğinden emindi ve her nasılsa korkudan çok, o tarif edemediği duyguyu hissediyordu. Kalbi heyecanla atıyordu ve nefes alış verişi gittikçe sıklaşıyordu. Birden Lilly sağ elini kaldırdı; bu eylem kendi kontrolü dışında olmuştu ama hiç bir tereddüttü yoktu. Sonra neden, Lilly bu heyecanının korkudan çok, keyiften olduğunu anladı. Boynunun etrafını halka şeklinde, dünya dillerinin dışında bir alfabe ile mavi, parlak yazılar sardı. Yazılar derisinin içindeydi ve gittikçe belirginleşiyorlardı. Lilly keyifle bir kahkaha patlattı. Sokağın içinde kahkası yankılandı. Sonra korku dolu bakışlarının yerini ürkütücü ve soğukkanlı bakışlar aldı. Hâlâ havada duran sağ kolunu yaratığın hizasına getirdi ve parmaklarını yaratığın boynuna doladı. Çok az bir zahmetle tırnaklarını yaratığın boynundan geçirmişti ve şimdi yaratığın boynundan oluk oluk kan akıyordu. Lilly'nin giysileri kana bulanmıştı. Yaratık ise hareket edemiyordu, sadece canının acısından bir kaç haykırış yükseldi boğazından. Lilly keyifle sırıttı ve parmaklarını daha da fazla sıktı.Beyninin içinde o aynı sesi duyuyordu.Ses aralıklı olarak bir şeyler mırıldanıyordu ve o da Lilly kadar keyifliydi Ses: İkimiz... Beraber... Evet, sen ve ben çok güçlüyüz... Birbirimize aidiz ve sadece birbirimizin olabiliriz... Lilly o anda içindeki tarif edemediği duygunun ne olduğunu anladı. Güç...Saf ve emsalsiz bir güç... Yaratık can çekişmeyi bıraktığında Lilly'de yere yığıldı. Hala çok hızlı nefes alıyordu.Gök yüzüne bakarak bağırdı; Lilly: Bana her şeyi anlat! Neyim ben! Ses: Öğrenmen için çok erken, kimseye bahsetme, kimseye güvenme. Sen yalnızsın, dolayısıyla ben de... Bunu asla unutma... Bölüm 3:KİŞİLİK Lilly sokağın soğuk taşlarının üzerinde, havadaki kan kokusunun keyfini çıkarıyordu. Şimdilik içinde olduğu durumdan hoşnuttu ve daha fazlasına ihtiyacı yoktu. Bir 15 dakika kadar yerde kaldı ve kalp atışlarının düzene girmesini bekledi. Yavaş yavaş sakinleşti ve boynundaki parlak-mavi yazılar belirsizleşti, kayboldu. ~ Lilly'nin eve gelirken düşündüğü tek şey elindeki gücün sınırları ve onu nasıl kullanacağıydı. Jacques'e ne cevap vereceği hakkında hiç bir fikri yoktu.Sonra Jacques'e yalan söylemek istemediğini düşündü; Jacques onun biricik ağabeyiydi ne de olsa... Üzeri kana bulanmış bir halde evinin kapısından girdi. Jacques tam karşısındaydı; gözlerini fal taşı gibi açtı ve Lilly'e doğru atıldı. Onun kapıyı bile kapatmasına izin vermeden Lilly'e sıkı sıkı sarıldı. Jacques: Lilly! Seni çok merak ettim, Ne oldu sana böyle? Ne bu üzerindeki kan? Neyin var, yaralı mısın? Lilly? Konuşsana Lilly! Lilly sinirli bir sesle: Susarsan anlatırım Jacques! Jacques Lilly'e sarılmayı bıraktı ve bir adım geriye çekildi. Lilly’nin bu asabi tavrı onu bir hayli şaşırtmıştı. Lilly sol elini oval ve ufak suratının üzerine koydu, gözlerini kapayıp derin bir nefes aldı. Jacques’in karşısında olduğunun farkında değilmiş gibi oturma odasına doğru yöneldi. Jacques çaresiz, hiç bir şey sormadan kız kardeşini izledi. Lilly oturma odasının tam ortasında durdu ve keskin bir hareket ile Jacques'e döndü. Bu ani hareket karşısında Jacques olduğu yerde kalıp Lilly'e bakmaya başladı. Lilly ne söyleyeceğini düşünüyordu. Aklının içinde kaybolup beliren binlerce tonda ses onu delirtmek üzereydi; "Kimseye bahsetme, kimseye güvenme, sen yalnızsın... Yalnızsın... Kimse, kimse... Kimseye güvenme... Sakın bahsetme... Kimseye bahsetme..." Lilly en sonunda kem küm ederek lafa başladı: Bir yaratık gördüm ve-Aaahh! Tam lafına başlamışken bedeni elektrik çarpmışçasına irkildi ve Lilly acıyla yere yığıldı. Jacques şaşkınlık ve korkuyla karışık bir yüz ifadesiyle Lilly'nin yığıldığı yere doğru koştu. Lilly'nin anladığı kadarıyla içindeki ses, ona dediklerinin dışına çıkmaması gerektiğini hatırlatmak amacıyla tepki veriyordu. Ama Lilly'nin kimseye itaat etmeye niyeti yoktu. Bu kendi içindeki bir ses olsa bile. Lilly Jacques'in kolları arasındaydı şimdi. Onun gözlerinin içine baktı ve ağır ağır da olsa her şeyi anlattı. Ağabeyine de güvenemeyecekse kime güvenecekti? Jacques Lilly'i havaya kaldırdı ve odasına götürdü,söylediklerine ne bir tepki vermişti ne de bir cevap.Böylesi belki de en uygunuydu.. Lilly'i nazikçe yatağına koydu ve odadan çıktı. Oda kapkaranlıktı. Şehrin ışıkları pencereden içeri giremiyordu; pencere ışık geçirmez moddaydı. Lilly hareket etmeksizin uzandı bir süre ve sonra o sesi duydu. Ses: Anlatmamalıydın. Lilly çok sakin ve duygusuz bir şekilde karşılık verdi: Ama anlattım. Ses çok sinirli bir şekilde devam etti:Aptal mısın sen?!Aptal!Seninle birbirimizi anladığımızı sanıyordum!Hatanı anlamadığın sürece seninle bir iletişim kurmayacağım... Lilly sessizce: Umarım hatamı anlamak zorunda kalmam. Ve sonra da oda uzun bir sessizliğe gömüldü... Lilly uykuya daldı... [Ertesi Sabah] Lilly üzerinde kanlı giysileriyle uyandı. Ne alarm çalmıştı ne de Jacques onu uyandırmaya gelmişti. Yatağından kalktı ve gözlerini ovuşturdu. Jacques belli ki onun bugün okula gitmeyip dinlenmesini istemişti. Sessizce banyoya yöneldi ve üzerindekileri bir çırpıda çıkardı. Kaşlarına kadar uzanan kırpmalarını sağ eliyle dağıttı, banyoya girdi ve küvetin kendisine bakan tarafında göze çarpan yeşil düğmeye sonra da yeşil düğmenin hemen altındaki mavi düğmeye dokundu. Küvet Lilly'nin her zaman yıkandığı sıcaklıktaki su ile doldu. Bu işlem 5 saniye içinde tamamlanmıştı. Lilly bir kez burnunu çekti ve önce sağ, sonra sol ayağını ard arda küvetin içine soktu. Sonra da küvetin içine yerleşti. Gözleri hala uykuluydu. Bir kaç kez esnedi ve sağ tarafındaki duvara beş parmağını birden yerleştirdi. Lilly: şeffaf; içeriden Duvar dışarıyı gösterdi, elbette dışarıdan içerisi gözükmüyordu. İlgisizce ve esneyerek dışarıyı izlemeye koyuldu Lilly. Sonra neden irkildi ve ayağa fırladı. Küvetten hemen çıktı ve koşarak odasına gitti. Yatağının sağ ve sol tarafında yerde atılı biçimde giysiler vardı-Lilly çok dağınık bir kızdı ve odası genelde hep bu durumdaydı- Ne bulduysa üzerine geçirdi ve odasından koşarak çıkıp evin kapısına koşmaya başladı. Jacques kapı açık bir şekilde düzen polisleri ile konuşuyordu. Polislerden biri Lilly'i gördü ve Jacques'i sertçe yere itti.Diğer polisler de aynı tavırla içeriye doluştular.En az 20 kişiydiler ve ellerinde Lilly'nin ne olduğunu hayal bile edemediği çeşitlerde silahları vardı.Jacques hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkıp Lilly'nin yanına yürüdü. Polislerden bir tanesi öne çıktı. Polis: Sizi tutukluyoruz bayan. Lütfen her hangi bir direniş göstermeyin, hiç biri işe yaramaz. Lilly bunu nasıl göz ardı edebilirdi? Dün öldürdüğü yaratığın tasması her şeyi görüntülüyor olmalıydı. Devletin her şeyden haberdar olması hiç de zor değildi. Şimdi ne yapacaktı? Belki bu kadar kişiyi öldürecek güç vardı kendisinde ama her hangi bir direniş gösterirse Jacques'e zarar verebilirlerdi. Şimdilik hiç bir şey yapamazdı ve teslim olmalıydı. Jacques'e baktı; onun kafası önüne eğikti. Ama çenesinden yaşlar süzülüyordu. Lilly'nin de gözleri doldu. Ellerini polislere doğru uzattı, teslim olduğunun bir göstergesi olarak. Hala Jacques'e bakıyordu. Lilly'nin boğazı düğümlenmişti. Göğüs kafesinde bir ağırlık hissediyordu ve zorlukla nefes alıyordu. Jacques'i belki de bir daha hiç göremeyecekti. Gözlerinde toplanan yaşlar en sonunda yanaklarından aşağıya süzülmeye başladı. Dudağını ısırdı ve boğuk bir sesle konuşmaya başladı Lilly: Kaç Jacques, yalvarırım git... Dikilme orada öyle... İstedikleri sadece benim... Yumruğunu sıktı ve bağırdı: Kaç dedim salak! Neyi bekliyorsun? Annem, babam öldüğünde ağlamadım... Düştüğümde ya da yaralandığımda ağlamadım... Şimdi ağlıyorum... Beni böyle görmekten zevk mi alıyorsun? Gitsene buradan aptal!... Jacques kafasını kaldırıp Lilly'e baktı, gözlerinden dur durak bilmeyen yaşlar boşalıyordu. Jacques: Sen benim için çok değerlisin Lilly, hem de çok... Otuz saniye kadar duraksadı, bu sırada tek duyulan ikisinin hıçkırıklarıydı. Sonra birden Jacques korkunç bir kahkaha attı. Lilly ne olduğunu şaşırmış ve korkmuş gözlerle ona bakıyordu. Anne-babasını kaybettikten sonra kardeşini kaybetmek belli ki Jacques gibi birine ağır gelmişti. Jacques: Ama Lilly... Bilmediğin bir şey var... Ben, senden daha değerliyim. Lilly şok olmuştu. Jacques’i hiç böyle görmemişti. Hala Jacques'e bakıyordu ve bu sırada polisler iki kolundan ve başından Lilly'i sıkı sıkı tutmuşlardı. Jacques devam etti: Ben annem ve babam gibi ölmeyeceğim. Seni feda etmem gerekse bile... Korkunç bir kahkaha daha attı. Lilly'nin vücudu sinirden ve şaşkınlıktan kıpkırmızı olmuştu. Gözlerini olabildiğine dehşetle açmıştı. Lilly: Ne-ne-ne diyorsun sen? Sen... Sen... Beni devletin eline sen mi verdin? Bu lafı söylemek ölesiye koymuştu Lilly'e. Jacques sinsice güldü: Öyle de denebilir. Sen zaten aranıyormuşsun ve ben ufacık-cık yardım ettim onlara, insanlık hatrı için. Lilly sinirden bir çığlık attı. Kollarını var gücüyle çekti. Polisler böyle bir tepki beklemedikleri için hazırlıksız yakalanmışlardı. Lilly arkasından kafasını tutmakta olan polise bir tekme geçirdi. Tekmenin şiddetiyle polis yere yığıldı. Bunu fırsat bilerek Lilly sağındaki polisin hala havada duran elini ısırdı. Onun serçe ve yüzük parmağını kopardı. Ardından solundaki polisin bir eliyle sağ bileğini, diğer eliyle de dirseğinden bir karış yukarısını tutup dirseğine doğru büyük bir güçle büktü.-Çatırttt- sesi içinde polisin kolunu kırdı. Bütün bunları öyle hızlı yaptı ki polisler bir direniş gösteremedi. Ancak polisler çok fazlaydılar ve ellerinde çok çeşitli silah vardı. Polislerden üçü yerde çığlık atarken diğerleri Lilly'nin üzerine çullandı ve onu tuttular. Lilly hala debeleniyordu. Polislerden bir tanesi omurilik soğanı hizasından iğne benzeri bir şey soktu ve bununla birlikte Lilly önce bedeninin hâkimiyetini sonra da bilicini kaybetti. Bilincini kaybetmeden önce düşündüğü tek şey Jacques'den ve onu insanlıktan çıkaranlardan alacağı intikamdı. Bölüm 4:PUZZLE Soğuk... Çiğ ve sonsuz beyazın içinde üşüyerek açtı gözlerini Lilly. Havada duruyordu ve çırılçıplaktı. "Özrün kabul edilmiştir."Lilly'nin hemen arkasından gelmişti bu ses. Bedenini zorlamaksızın havada süzülerek sesin geldiği tarafa döndü Lilly ve karşısında onu gördü. İçindeki sesin sahibi, başına gelenlerin sorumlusu ve başına gelenlerden kendisini tek kurtarabilecek kişi... Kız Lilly'le hemen hemen aynı görünüyordu. Sadece onun saçları siyah ve küt kesiliydi.Boynunda da bir şerit halinde,Lilly'nin 1 gece önce yaratığı öldürürken sahip olduğu mavi-parlak yazı vardı. Lilly'nin aksine kız giyinikti, simsiyah,yırtık pırtık,dizinin hemen hemen 1 karış yukarısında kalan bir kumaş parçası giyiyordu. Lilly: Biliyordun! Böyle olacağını biliyordun ve yine de beni engelle-- --Kes sesini! Seni engellemem gerektiğini nasıl söylersin? Sen ne bir çocuksun ne de bir salak. Ben üzerime düşeni yapıp seni uyardım. Benim yerime bencil abine güvenmek senin kararındı. Böyle dedi sesin sahibi ve sonra ikisi de sustular. Lilly ona hak vermişti. Sadece kendi aptallığına kızıyordu ve ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyordu. Lilly: Sana güvenmem için olanların açıklamasını yapmaya bir yerden başlamalısın. --Haklı olabilirsin. Ama sana hiç bir şey anlatmamamın bir sebebi var. Biliyorum ki beynin beni kaldırabilecek kapasitede değil. Lilly: Bu ne demek şimdi? Salak olmadığımı kendin söyledin. Ne gibi bir şeyi kaldıramayacakmış benim beynim? --Bak Lilly, biz çok kötü şeyler yaşadık, çok ihanete uğradık. Bütün olanlardan sonra anladığımız tek şey, herkesin güvenilmez olduğuydu. Senin hatırlamadığın hatta var olmadığın bir geçmişte olanlarla başladı acılarımız. Sen beni dinlemediğin sürece de devam edecek. Şimdi sana tüm bu acıları anlatmanın ne yeri, ne de zamanı. Şu an polisler seni araştırma laboratuarına götürüyorlar. Bir an önce bilincini kazanıp ellerinden kurtulman lazım. Şu an senin zihninin içindeyiz. Uyanman ve polisleri öldürmen için yardım edeceğim ama bir şartla... Lilly: Şart mı? Benden her hangi bir şart isteyecek durumda olduğunu sanmıyorum. Ben ölürsem sen de ölürsün. Nasıl sen olmadan benim gücüm yok ise senin de yok. Bunu ilk iletişimimizde söylemiştin. Lilly sinsice güldü ve bir kaşını yukarı kaldırdı. Söylediklerinin kızı şaşırtmasını ya da onda bir korku uyandırmasını bekliyordu ama o çok sakindi. --Şartım sadece bir daha asla aptalca davranmamandı. Şimdiden mantıklı olmaya başladın... Şimdi seni uyandıracağım. Lilly: Uyandırmadan önce,bana ismini söyle. --Senin ismin Theria. Bir kahkaha attı Theria ve sonra etraf onun kahkalarının yankılarıyla karardı. Bir süre sonra kahkahasının yankıları da kayboldu. Lilly de öyle... ~ Polis 1:Yok artık! Kadının kolunu diliyle mi koparttı? Hahahaha! Senin kadar yalancısını görmemiştim. Polis 2:Kayıtlarda var, inanmıyorsan bakarsın. Gerizekalı... Polis 3:Kapayın o koca çenelerinizi yoksa merkez laboratuara vardığımızda sizi -Mad scientist-e veririm. Polis 1-Polis 2 aynı anda: Emredersiniz, kaptan. Lilly bu sesler içinde açtı gözlerini. Yumurta şeklinde, şeffaf bir kapsülün içindeydi. Kapsülden yüzlerce incecik ip sarkıyordu ve bu iplerden 1 tanesi rotayı belirliyor, diğerleri havada kalmasına yardım ediyorlardı. Kapkaranlık ve dar sokakların arasından,15-16 polis ve kapsülün içindeki Lilly, sessizce ilerliyorlardı. Lilly boynundaki mavi yazıları fark etti ve güldü. İki elini kapsüle koydu. Kapsül Lilly'nin ancak cenin pozisyonun sığabileceği kadar büyüktü. Bu yüzden içinde rahat hareket edemiyordu. Gerçi pek de fazla hareket etmesine gerek yoktu. Gözlerini kapadı ve ellerini koyduğu yerden kapsülü itti. Sanki çok yumuşak bir şeymişçesine, her türlü darbeye dayanıklı olması gereken kapsül, ortadan ikiye ayrıldı. Bu olayla birlikte polisler, Lilly'nin uyandığını fark etmiş oldular. Hepsi şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaklardı neredeyse. Sonra toparlanıp silahlarını çıkardılar. Çeşit çeşit mermi havada uçuşmaya başladı. Gülle büyüklüğünde olanlar, elektrik topu şeklinde gözükenler, lazerliler vesaire vesaire. Mermiler ortalığı tozu dumana katmıştı. Hiç bir şey gözükmüyordu.45 saniye kadar ateşi sürdürdüler ve sonra Lilly'nin öldüğünden emin bir şekilde silahlarını indirdiler. Bir süre sonra duman dağılınca Lilly'nin karşılarında sapasağlam durduğunu gördüler. Bir kaç polisin elinden korkudan silahı düştü. Bir kaçı çığlık atmaya başladı. Lilly ifadesiz bir şekilde havaya kaldırdı başını ve tükürdü.Tükürüğü yere düşmeden elini havaya hızlıca kaldırdı ve tükürüğü havada dondu. Sonra parmaklarının hareketiyle uyumlu olarak şekil aldı. Lilly elini hızlıca öne doğru savurduğu anda 2 santimlik bir oka dönüşmüş tükürüğü de polislerden birinin sol gözünden içeri saplandı. Polisin gözünden kanlar akıyordu ve saniyeler içinde polis yere yığıldı. Lilly inanılmayacak derecede çeviklikle yere düşen polisin silahını aldı ve polislerden 1 metre kadar uzaklaştı. Hangi polisin hangi silaha sahip olduğunu biliyordu. Az önce hepsini görmüştü. Ancak hepsi tek bir yere ateş ettikleri için mermilerden kaçmak fazlasıyla basit olmuştu. Lilly silahın tetiğine bastı ve aynı anda silahı tuttuğu sağ kolunu, sol omzunun biraz önünden başlayarak sağ omzuna 50 derecelik bir açıyla hareket ettirdi. Silahı lazerli olanıydı ve dolayısıyla polisler bel kısımlarından ikiye bölündüler. Kanları sokağın duvarlarına, Lilly'nin suratına ve havaya sıçrıyordu. Bedenlerinin parçaları yere düştü. Lilly "Pfftt" diye bir ses çıkardı. Rakipleri bir avuç gerizekalıdan oluştuğu için hiç zevk almamıştı. Ama bu bir avuç gerizekalı, Lilly'nin yakalanmasına sebep olabilirdi. Polislerin beyinlerinde görsel ve işitsel hafızalarını kayıt eden çipler yerleştirilmişti. Bunu okulundaki, babası polis olan aptallar sayesinde biliyordu. Şimdi Lilly'nin teker teker uğraşıp polislerin beyinlerinden çipleri çıkarması gerekiyordu. Lilly sokakta çınlayan bir öksürük sesi ile irkildi. Hala polislere bakmakta olan gözlerini yukarıya kaldırıp sokağın sonuna baktı. Karanlıkta seçebildiği tek şey bir çift sarı gözdü. Duvara asılı olan sokak lambası ortayı loş yapsa da çok kısıtlı bir alanı görmesini sağlıyordu ancak. Sarı gözler durmaksızın kendisini izliyordu. Gözlerin büyüklüğüne bakılırsa onların sahibi muhtemelen bir insandı. Lilly arkada ne bir kanıt ne de bir tanık istiyordu. Hızla sokağın sonuna doğru koştu. Koşarken ne olduğunu tam anlayamadığı bir ses duydu, rüzgar sesi gibiydi ve belirli aralıklarla duyuluyordu. Neredeyse gözlerin yanına varmıştı ve şimdi karaltı gittikçe insan biçimini alıyordu. Lilly: Hey se-- Lilly bir şey tarafından, belinden yakalandı ve 1 metre kadar havaya fırlatıldı. Neler olduğunu anlayamadan gözlerin sahibi Lilly'nin düştüğü yere koştu ve üzerine çıktı. Bu 5-6 yaşlarında çok sevimli bir kız çocuğuydu. Lilly yerde yatarken elini beline doğru getirdi ve kendisini kavrayan şeyin bir zincir olduğunu el yordamıyla anladı. Kafası biraz kanıyordu ve zonkluyordu ama abartılacak bir şey yoktu. Şirin kız çocuğu, Lilly'i kavrayan zinciri tutarak Lilly'nin suratına doğru eğildi. Kız: Beni öldürmek o kadar kolay değil,onee-chan... Bölüm 5:BİRLİK Lilly derin bir nefes aldı, kafasını taş zemine bir kere vurdu ve nefesini "puff"layarak geri verdi."Kreş çıkışına mı denk geldim?" diye söylendi kendi kendine. Hem "onee-chan" da neyin nesiydi? Artık bu gibi lafları kullanan kalmamıştı, herkes anne-babası dışındakilere ismiyle hitap ederdi.Geri kafalı bir afacanla mı uğraşması gerekecekti şimdi de?Her ne kadar küçük kız,zinciri,dolayısıyla Lilly'i tek eliyle zapt edip güçlü olduğunu göstermiş olsa da, çocuk çocuktu Lilly için.Muhtemelen ne gibi bir durum içinde olduğunu anlamıyordu. Kafasını kaldırıp bir kez daha kıza baktı. Elleri, kafası, kolları, bacakları... Kız ufacıktı. Boyu olsa olsa doksan santim bir şeydi. Saçları kırmızıydı ve omuzlarının biraz yukarısında, yamuk yumuk kesiliydi. Oldukça şirin bir kızdı ama ufak-tatlı suratına yakışmayan bir yara izi vardı. Sol kaşının tam olarak burun kemiğine yaklaştığı yerin biraz yukarısından başlayıp, kavisli olarak şakağına kadar çizilmiş bir bıçak yarası vardı. En azından Lilly onun bıçak yarası olduğunu düşünüyordu. Yara bayağı bir eski olmalıydı, en az 2 yıl gibi bir süre önce yapılmış bir izdi bu. Lilly ile bir süre bakıştılar. Bakışma sırasında küçük kız, sürekli gülümsedi. Sonra Lilly'nin gözleri, kızın boynuna doğru indi. Orada bir kolye dikkatini çekti. Ucunda ateş opali bulunan bir zincir... Lilly ateş opaline bakmayı sürdürerek: Kimsin? Küçük kız: Benim adım Momo. Gördüğün gibi-daha doğrusu birazdan da göreceğin gibi- çooook güçlüyüm. Ve sonra Momo tekrar gülümsedi."Deli olmalı" diye düşündü Lilly. Bu kadar küçük olup, öldürmekten, dövüşmekten böylesine basitçe bahseden bir insan deli olmalıydı. Lilly: ak Momo, burada gördüklerini kimseye anlatmayacağını umuyorum. Sana yalan söylemeyeceğim, seni öldürmek için üzerine doğru koştum. Ama şimdi seni öldürmek istemiyorum. Bu yüzden evine git, gördüklerini ve beni de unut. Aksi taktirde kalkıştığım işi bitiririm.Seni öldürürüm. Momo güldü: Ben zaten evimdeyim, onee-chan. Davetsiz olarak gelen sensin. Ayrıca ilk başta dediğim gibi. Beni öldürmek o kadar kolay değil... Lilly dudaklarını büktü: Ben de öyle düşünmüştüm. Bunu der demez Lilly'nin beline dolanmış olan zincir büyük bir metalik ses çıkararak kırıldı. Lilly ufak bir asılma ile, siyah zinciri kırmıştı. Ardından seri bir hareketle kızı üzerinden atıp ayağa kalktı. Kız 1 saniye bile yerde kalmadan hızla doğruldu. Lilly Momo'nun üzerine doğru koşturdu. Kız, zincirinden geriye kalan en büyük parçayı yerden aldı. Lilly Momo'nun zinciri çevirmesine izin vermeden onu saçlarından tuttu ve olabildiğince sert geriye doğru çekti. Kız çaresizce kafasından geriye çekildi ama hiç bağırmadı, acı hissetmemiş gibiydi. Geriye çekilirken sağ elindeki zinciri 2 kere salladı ve Lilly'nin bacağına doğru savurdu ama Lilly olduğu yerde zıpladı ve havada takla attı, bunu yaparken Momo'nun saçlarını hâlâ sıkıca tutuyordu ki bu da Momo'nun da kendisiyle birlikte takla atmasına sebep oldu. Lilly bir kaç saniye içinde yere tekrar indiğinde Momo zinciri, sarsıntı yüzünden suratına çarpmasın diye çabucak sağ koluna sarmıştı. Lilly bunu fırsat bildi ve onun sağ kolunu tutup, kıvırdı, kendine çekti. Momo bu sefer ufak bir inilti çıkardı,sonra da sinirden bir çığlık attı.Kendisinden beklenmeyecek derecede vahşi ve kana susamış bir çığlık... Momo delirmiş bir şekilde bağırarak:Sen en iyisisin,sen en iyisisin onee-chan.Bunu çok sevdiiiim!! Lilly bir kaşını yukarı kaldırdı, kızın kolunu kırmaktan vaz geçti ve biraz serbest bıraktı. Elini aşağı doğru kaydırarak kızın elinden sarkan zinciri tuttu. Zinciri dolandığı yönün tam tersine çevirerek hızlıca çekti. Momo'nun kolunu zincirden kurtardı ve zincirin bir ucuna sol elini sarıp Momo'nun koltuk altlarından geçirdi. Bir kez doladıktan sonra zinciri kızın kollarına doğru çıkardı ve kızın kolları, bu güç ile yukarı doğru kalktı.Aynı anda Lilly iki bacağını da küçük kızın iki bacağına doladı ve bacaklarını çekti.Momo da,Lilly de yere düştüler.Lilly Momoyu kollarından tutmakta olduğu için Momo'nun göğsü yerden havada duruyordu. Lilly: İşin bitti Momo, ufak bir hareketim ile belini kıracağım. Sonra da boynunu. "Momo,Momoooo!" Lilly kafasını, duyduğu bu erkek sesinin yönüne doğru; sola çevirdi. Soluk sokak ışığının altında kendi yaşlarında, genç birini gördü. Kendinden olsa olsa 2 metre uzaklıktaydı. Çocuk öne doğru eğildi ve sakin ve nazik bir sesle: Lütfen Momoyu bırakın, ne yaptığını bilmiyorum ama o henüz çok aptal. Sizi bir daha asla rahatsız etmeyecek. Lütfen. Lilly kafasını Momo'dan tarafa çevirdi. Kız hiç bir şey söylemiyordu. Lilly ayağa kalktı ve Momo'nun kollarına zinciri iyice dolayıp onu da yukarı çekti. Lilly: Ne dersin Momo,seni bırakmalı mıyım? Momo hiddetle bağırdı: Asla!Asla!Asla!Öldür beni onee-chan!Günün birinde senin gibi güçlü biriyle karşılaştığımda,onun elinden ölümün benim için bir onur olacağını düşündüm hep.Öldür beni! Genç adam Momo'ya doğru hızla koştu ve sıkı bir tokat attı onun suratına. Momo şok olmuş gözlerle bakarak ağlamaya başladı. Momo:Bunu neden yaptın onii-sama?Neden!? Beni anladığını, senin de benim gibi olduğunu düşünmüştüm. Lilly Momo'nun zincirlerini bıraktı. Bunun ardından Momo yere çöküp ağlamayı sürdürdü. Momo'nun onii-sama'sı Lilly'e doğru baktı: Teşşekkür ederim. Ben Tom, tanıştığın bu aptal-küçük kız da benim kız kardeşim olur. Onun adına ben teşekkür ederim ve yaptığı aptallığın bedeli olarak hizmetinizdeyim. Momo birden Tom'a doğru baktı ve ağlamayı kesti. Momo:Onii-sama!Bunu yapamazsın!Beni bırakamazsın! Tom,Momo yokmuş gibi davranıyordu.Söylediklerine hiç kulak asmadan devam etti. Tom öne doğru eğilerek: Lütfen bu acizin isteğine kulak verin ve kabul edin. Size yalvarıyorum, iyiliğinizin karşılığını ödememe izin verin. Lilly neler olduğunu anlamıyordu. Şaşkın şaşkın bakındı."Bu ikisi çıldırmış olmalı" diye düşündü. Lilly: Nerelisiniz?Aileniz,eviniz nerede? Tom: Biz sokaklara aidiz, aile diyebileceğimiz, bizimle aynı kaderi paylaşan bir birliğimiz var. Lilly: Ne birliğiymiş bu? Tom: Bizim gibi şeyler yaşamış çocukların, intikamı için kurulmuş birlik. Efendim, birliğimizin adı... Biraz durakladı, belli ki söylemeye çekiniyordu. Lilly ise sabırsız bir kızdı. Gözlerini devirdi. Lilly: Eee? Birliğinizin adı ne? Tom: Birliğimizin adı Noir, efendim... Bölüm 6:KEDER Lilly, Tom ve Momo şafak sökene kadar yürüdüler... Sessizce ve ağır ağır... Lilly, izledikleri yolu daha önce hiç görmemişti. Akşamın karanlığında nereye gittiklerini fark etmemişti, dikkat de etmemişti. Oldukça bitkindi. Birkaç gündür doğru dürüst uyuyamamıştı. Momo da bitkindi ama gözlerindeki alev hâlâ capcanlıydı, ışık saçıyordu. Arada Lilly’e, hayran hayran, kaçamak bakışlar atıyordu-her ne kadar Lilly bunun farkında da olsa-...Saat 6 civarında duvardan bir geçide varmışlardı. Güneşin, daha henüz kendini göstermeye başlayan ışıkları, duvarın alev rengi, tuğla biçimli taşlarının üzerine dans ediyor, insanın gözlerini alıyordu. Tom aniden durdu. Telaşlı hareketlerle Lilly'e bir bakış attı. Sağ elini fırça gibi gür, kahverengi saçlarının arasında dolaştırdı. Sonra seslice bir soluk verdi. Lilly: Sıkıntın nedir? Tom: Efendim, birliğe siz bile elinizi kolunuzu sallayarak giremezsiniz. Eğer benim efendim olmasaydınız buraya sizi asla getirmezdim... Yanlış anlamayın ama getirmemeliydim de... Benim önce bir konuşmam gerek birlikte-- Lilly: Tamam, tamam ne kadar süre istiyorsan git, konuş. Ama onları ikna et. Tom: Edemeyebilirim, efendim. Lilly: Edemezsen... Dalga geçercesine düşünme sesleri çıkardı Lilly "Hmm,hııı..." gibi... Lilly: Edemezsen oraya gelir ve birliğinizi yıkarım-yıkmakla kalmam hepinizi de öldürürüm. Tom umutsuzca başını eğdi, bembeyaz ve duygusuz bir suratla geçidin ilerisine bir adım attı. Tom: N4526RDN7Rigel Sonra Tom kayboldu ve Lilly Momo'ya dönerek gülmeye başladı. Kahkahası sonlanınca oldukça ciddi bir surat ifadesiyle Momo'ya doğru yaklaştı ve eğildi.Elini boynuna uzattı ve kolyesinin üzerine koydu. Lilly: Şimdi otur ve beni eğlendirecek bir kaç şey anlat, cüce. [2 Saat Sonra] Lilly ve Momo duvara yaslanmış-dip dibe oturuyorlardı. Konuşacak hiç bir şeyleri kalmamıştı, şimdilik. Ne bir kuş sesi ne de bir yaprak hışırtısı işitiliyordu. Zaten ortada ağaç da yoktu. Daha doğrusu etrafta hayat belirtisi gösteren hiç bir şey yoktu. Bomboş, topraktan bir arazinin ortasında, ustaca örülmüş alev rengi bir duvar göze çarpıyordu sadece. Duvarın ortasında ters U şeklinde bir boşluk, yani geçit... Gerçi dışarıdan bakınca çok aptalca gözüküyordu.10 metre eninde bir duvar vardı ama duvarın yanları bomboştu. Tabii bu geçit sadece esas geçidin yerini belirten bir şaşırtmacaydı. Lilly donuk gözlerle etrafı süzmekteydi. İnce bir ses ile irkildi. Momo’nun ipeğimsi sesiydi onu şaşırtan. Daha önce hiç duymadığı bir ezgisi olan, hiç duymadığı ama hiç unutamayacağı bir şarkıyı söylüyordu. Momo: After all the sorrows The one who suffers Behind the darkness The one who'll rise Beyond the walls You may hear The sad songs Of our tears The one will rain Upon the saint Of a novelette After this madness To destroy The Brain To create The Truth Momo öyle güzel ve içten söylüyordu ki, Lilly şaşkınlıktan ve hayranlıktan donakalmıştı. Ama neyse ki kendini şarkıya kaptırmış olan Momo bunun farkına varmadı. Lilly gözünden yanağına doğru kaymakta olan yaşı hemen silip yine bakışlarını donuklaştırarak küçük kıza baktı. Lilly: Bu şarkı... Kimin? Daha önce hiç duymadım. O sırada girişte Tom belirdi. Eskisinden daha da solgun görünüyordu. Tek kelime bile etmeden sağ eliyle Lilly'e, geçidin hemen arkasında belirmiş olan boşluktaki, yerin içine doğru inen merdivenleri işaret etti. Lilly de Tom gibi, hiç konuşmadan hareket etmeye başladı. Ayaklarını sürüye sürüye merdivenlere yöneldi. Tom’un hizasına gelince, omzuna elini koydu ve Tom'u kendisine çekti. Lilly: Umarım aptallık edip, bana saldırmayı düşünmüyordur arkadaşların. Tom'dan bir cevap bekliyordu. Ama değil cevap en ufak bir tepki bile gelmedi. Kaşlarını çatıp bir hışımla merdivenleri inmeye başladı Lilly. Hiç görmediği bir teknolojiyle donatılmış bir merkez, ellerinde bin bir çeşit silah bulunan nöbetçiler ve sert suratlı yetişkin üyeler ile karşılaşmayı bekliyordu. Oysa aşağı indiğinde karşılaştığı tek şey 20 kişilik bir çocuk grubuydu ve aralarında en büyükleri, 18-19 yaşlarında olmalıydı. Daha yeni, bir savaştan çıkmışçasına yorgun, bitap ve üzgün gözüküyorlardı. Her birinin yüzü solgun, bakışları ölü balık gibi anlamsızdı. Momo aşağıya iner inmez merdivenin arkasında kalan karanlık bir bölmeye yerleştirilmiş, kirli bir beyaz çarşaf ile örtülmüş demir yatağa atıldı. Lilly'nin karanlıkta seçebildiği kadarıyla yatağın üzerinde bir silüet, hiç kıpırdamadan, ellerini başına koymuş bir pozisyonda oturuyordu; Momo silüetin boynuna atıldığında dahi en ufak bir ses-hareket veyahut tepki vermedi.Momo da bir silüet olmuştu karanlığın içinde; ve sonra Lilly dikkatini kendisine doğru ağır adımlarla yürümekte olan iki kişiye verdi.Bir tanesi 17-16 yaşlarında gözüken kısa-pembe saçlı, narin vücutlu,mor-parlak gözlü uzunca bir kızdı. Diğeri en azında 19 yaşında olduğunu işaret eden olgun ve samimi bakışlara sahip, gri-uzun saçlı, siyah gözlü, hayli uzun boylu bir erkekti. Lilly ile aralarında 5-4 adımlık bir mesafe kalınca elini tokalaşmak için uzattı. Lilly biraz yaklaştı ve sessizce oğlanın gözlerinin içine baktı.10 saniye kadar bir sessizlikten sonra Lilly çocuğun vazgeçmeyeceğine kanaat getirip uzattığı eli sıktı. Beraber bir kaç merdiven inerek alt kata ulaştılar. Burası önceki kattan bile daha karanlık bir yerdi.Lilly Tom'u omzundan asılarak kendine doğru çekti;kulağına eğildi: -Buranın ışıkları yok mu? Yoksa birbirinizi konuşurken görmemeniz birliğiniz kurallarından biri mi? Tom gerisin geri geldikleri yolu teperek üst kata çıktı; üst kata çıktıktan 10 saniye kadar sonra tavan loş bir ışık vermeye başladı. En azından artık birbirlerini seçebiliyorlardı, silüetten ibaret değillerdi. İndikleri katın koridorunun en sonunda, köşede bir odaya girdiler. Oda, oldukça eski gözüken bir kaç paslı iskemle ve yerden yaklaşık 40 santim havada duran çelik, oval bir masayı barındırması dışında, bomboş denebilirdi. Birliğin her bölümü,her köşesi gibi,bu odanın da duvarlarından,yer döşemelerinden ve hatta ışıklandırmayı sağlayan tavanından bile hüzün akıyordu.Ayak sesleri odanın dört yanında çınladıkça insanın içini ürpertiyordu.Genç adam masaya doğru yöneldi ve elini masanın üzerine yerleştirdi. Masanın ayakları yere değene kadar elini kaldırmadı.Sonra kibar bir hareketle bayanlara oturmasını işaret etti.Lilly ve yanındaki pembe saçlı kız oturdular,hemen ardından da o oturdu.Boğazını temizleyip: -Ben Aleksey; Noir birliğinin temsilci yöneticisiyim.Tom, Momo'yu nasıl yendiğinizi ve yüce gönüllülük göstererek onun gitmesine izin verdiğinizi bana anlattı.Onun kadar yararlı ve güçlü bir birlik üyesinin,başka bir otoritenin emri altına girmesi canımı sıkmıyor değil,ancak birliğimiz kimseyi bir şey için zorlamaz.Tom kendi kararlarını verebilecek olgunlukta ve zekada.Eğer sizin emrinizde olması gerektiğine inanıyorsa ve size saygı duyuyorsa,ben de elbette itiraz edecek değilim ve hatta onun gösterdiği saygıyı göstermekle yükümlü hissederim kendimi. Sonra Aleksey pembe saçlı kıza döndü. Aleksey: Bu Coco.Benim yardımcım.Kendisi pek konuşkan değildir,lütfen kabalık olarak algılamayın. Evet...Merak ettiğiniz her şeyi sorabilirsiniz. Lilly bir süre başını öne eğdi ve Aleksey'in söylediklerini kafasında tartıyormuşcasına bir kaç kafa hareketi yaptı. Lilly:Beni neden içeri aldınız? Aleksey:Çünkü Tom,söylediğim gibi birliğimizin hatrı sayılır üyelerinden biridir.Eğer onun söylediklerine güvenmeseydik,birliğimizdeki güven olgusunun eksik olduğunu kabul etmiş olmaz mıydık?Söyleyin lütfen,yoksa sizi içeri almakla yanlış bir karar mı verdim? Lilly:Bunu konuşmamızın gidişatı cevaplayabilir ancak.Ben sadece herkesin elini kolunu sallayarak girip giremeyeceğini çözmeye çalışıyorum. Gerçekten güçlü müsünüz yoksa sadece tehditkâr mı?Bunu hakaret olarak algılama.Senin de söylediğin gibi merak ettiğim her şeyi soruyorum. Aleksey:Sizi almam,almamamdan çok daha az tehlike barındırır. Lilly kaşlarını çattı.Aleksey'in bu tavrı hoşuna gitmemişti.Bir süre bakıştılar.Aleksey'in yüzündeki samimi gülümseme,ilk izleniminin aksine Lilly'nin sinirlerini bozuyordu şimdi.Biraz fevri tavırlarla devam etti Lilly: Birliğinizin adı neden Noir?Ucube görüntünüzden ve isminizden yola çıkarak kafesler ve karanlıkların arasında uzun süre geçirdiğinizi düşünmem yersiz mi olur?Aleksey içtenlikle sırıttı. Aleksey:Yo,tam aksine,yerinde bir tahmin olur.Aile fertlerimiz direnişçilerdendi.Yalancı bir halkçılığın yalancı halkı doğrunun ta kendisi değil de nedir? Ailelerimiz bize bunları lâyık görmediler.Hiç bir zaman suçu onlardan da bulmadık.Belki de bu yüzden ceza verdiler bize,o ilacı enjekte ederek.Belki de sadece egolarının tatmini için.Ya da bizim kaderimize karar verecekleri dakikada içiyor oldukları çay dillerini yaktı için.Belki de bunlar kadar bile bir sebebi yoktu. Bizim için bunların önemi de yok.Sonuç her zaman aynı.Hiç bir gerçeklikte,hiç bir evrende bu değişemezdi.Biz sadece ucubeler olarak kaldık. Canavar bile değildik... İlaç herkeste farklı etki yarattı.Kimileri gerçekten canavar oldu,kimisi öldü,kimisinin bilinci bizim gibi yerinde kaldı ve çeşitli güçlere sahip oldu.İnsanlığımızı kaybetmesek de insan olarak kabul görmedik.Noir'dan sonra biz ucubeden başka bir şey olamadık.Geriye ne ailelerimiz ne de tanıdıklarımız kaldı.Bir gün,büyük yönetici kaçtı.Bu firardan kimsenin haberi olmadı.Noir'da bizim kayıtlarımızı tutacak kadar değer görmüyorduk; ya da işkence yapılacak kadar. Boşluk nedir bilir misiniz Lilly? Her kenarı 3 metrelik bir kübün içinde tamamen karanlıkta... Kendi soluğunuzdan,gözyaşlarınızdan ve el yordamlarınızın hışırtısından başka hiç bir ses olmadan boşluk içinde yaşamak...Düşünecek tek birkonunuzun bile olmaması;size yapılanlardan ve sonu gelmeyen siyahtan başka.Büyük yönetici bunu hepimizden iyi anlar;bu durumun hüznünü... Kimse onun nasıl kaçtığını bilmiyor.Ya da nasıl geri döndüğünü.Ya da bizi nasıl kurtarmayı başarabildiğini.Gözlerimizin sağlığı için gecenin en karanlık saatlerinde,şehrin en karanlık sokaklarından sessizce bizi buraya getirdi. Uzun lafın kısası,Lilly,biz Noir'dan sonra hiç bir şey olamazdık,Noir'ın bizi dönüştürdüklerinin dışında.Hayatımız Noir ile başlamıştı...Miladımızdı... Sıfatlarımızın cevabıydı,sebebiydi.Ama sonucu olmayacağına yemin ettik.Birliğimiz tamamen Noir'a endeksliyken,adı başka ne olabilirdi? Tam o anda Tom içeriye soluk soluğa ve korkmuş bir suratla girdi.Hepsi ayağa fırladılar ve Tom'u düşmemesi için tutmaya,yatıştırmaya çalıştılar. Tom kesik kesik ve cılız bir sesle konuşmaya başladı.Kelimelerin arasında uzun soluklar alıyordu. -Yardımcı yönetici....Aleksey...O-o...O bizi buldu...Yet-yetişin....O burada... Aleksey birden kireç gibi bir suratla yere yığıldı.Bu çaresizlik anı sadece bir kaç saniye sürse de,gözlerindeki korku Lilly'nin zihninde iz bırakmaya yetmişti.Ardından üst kattan çok şiddetli patırtı-kütürtüler geldi ve yer sarsılmaya başladı.Lilly neler olduğunu anlamıyordu ama bir şeyler yapmazsa bu yitik birliğin,içinde oldukları durumun üstesinden gelemeyecekleri,Aleksey'in tepkisinden belliydi.Bu kokuşmuş birlik Lilly'nin umurunda sayılmazdı ama bazı şeyleri gerçekleştirmesi için hizmetkarına ihtiyaç duyacağını sezinliyordu. Bölüm 7:ESKİ BİR "DOST" Koyu kahverengi tuğlalarla örülmüş sevimsiz ve insanın içini ürperten duvarların üzerine monte edilmiş motifli siyah bir demirden oyma şamdanlar ve onların üzerinde yarısı erimiş beyaz mumlar, Lilly'nin nerede olabileceğine dair küçük ipuçları sayılabilirdi. Yatağının fazlasıyla rahat olmasına rağmen içinde bir his, ona burada değerli bir misafir gibi davranılmayacağını söyleyip duruyordu.Hiç penceresi olmayan bu küçük odada yatak dışında bir tane de beceriksizce yapılmış tabure vardı.Bu iki eşya dışında bomboştu. Lilly dizlerini karnına çekti ve kollarını bacaklarına doladı.Bir süre herhangi bir şey düşünmeksizin bu pozisyonda taş duvarların üzerinde zaman zaman hareket eden mum ışıklarını izledi.Neden sonra birden ayağa fırladı ve şamdanlardan bir tanesinin üzerindeki mumu söndürdü ve var gücüyle şamdanı kendine doğru çekmeye başladı. Herhangi bir sonuç almayı beklemeden bir kaç saniye içerisinde yaptığı şeyden vaz geçti ve tekrar yatağına oturdu. Bu kez yüzünde daha rahat bir ifade vardı. Sanki olacakların önüne ne yaparsa yapsın geçemeyeceğini anlayıp akışına bırakmanın en doğru olacağını düşünmüşcesine umursamazca ve bir o kadar da şapşalca gülümsedi.Tam o sırada odasının tahta kapısı usulca iki kere tıklatıldı ve Lilly'nin bir tepki vermesine süre tanımaksızın dışarıdan, heyecanlı ve sabırsızca "Giriyorum." diyen genç bir erkek sesi duyuldu.Hemen ardından kapı gıcırdayarak açıldı. Elinde metal bir tepsi -bu tepsinin üzerinde çeşitli yiyecekler olduğunu söyleyebiliriz tutan, uzun-sarı saçları at kuyruğu yapılmış, soluk tenli, bakışları insanda kendisine karşı güven uyandıran ve aynı zamanda sürekli bir şeyler düşündüğünü hissettiren yeşil gözlere sahip, orta boylu bir adam ağır adımlarla içeriye girdi.Üzerinde kahverengi, oldukça temiz ve pahalı gözüken bir redingot vardı. Adam gülmüyordu fakat neşeli gözüktüğü söylenebilirdi. Elindeki tepsiyi, yatağın tam karşısındaki duvara yaslı tabureye koyduktan sonra Lilly'e döndü, bir veyahut iki saniye göz göze geldiler ya da gelmediler,hemen ardından son derece nazik bir edayla adam sağ elini karın hizasına doğru yavaşça eğerken başını da elinin hareketine paralel bir şekilde öne eğdi. Lilly'nin gözleri, bu hareketin sonucunda mum ışığında parıldayan, iki kulağını da çevreleyen metalik küpelere takıldı.Sakin ve soğuk kanlı bir şekilde; Lilly: Lütfen doğrulun ve bana neler olduğunu anlatın. Emin olun konuşmanız, bana bu denli saygı göstermenizden çok daha fazla işime yarar. Önce kim olduğunuzdan başlayabilirsiniz mesela. Adam ağır ağır doğruldu ve tam Lilly'nin gözlerinin içine baktı. Lilly, sadece bir saniyeliğine nefesinin kesildiğini ve kalbinin çok şiddetli sancıdığını hissetti. -Bendeniz Bremlin Krotszk.Sizi son derece namüsait bir şekilde bu odada konuk ettiğimin farkındayım. Ancak kusuruma bakmayınız, yalnız ve kaybolmuş bir adamın elinden geleni bu kadardır. Gelelim buraya nasıl geldiğinize. Yanılmıyorsam sizi bulduğum yere ve hatta belki de daha öncesine dair olan anılarınız bulanık ve darma dağınık... Bremlin burada durakladı ve Lilly'nin onayını bekledi. Lilly: Evet, evet... Öyle de diyebiliriz. Lütfen devam edin, beni nerede ne koşullarda bulduğunuzu anlatın. Bunları derken Lilly buyurganlıktan çok meraklıydı ve gerçekten içtenlikle soruyor gibiydi. Bremlin: Ben çeşitli icatlar yaparak geçimini sağlayan önemsiz bir bilim adamıyım, işimin inceliklerinden bahsederek sizi sıkmak istemem. Her gün yaptığım gibi keşif gezilerimden birine çıktığımda yarı baygın halde rastladım size. Bir şeyler mırıldanıyordunuz fakat çok üzgünüm, kelimeleriniz seçilebilir gibi değillerdi. Aralarından anladığım bir kaçına da anlam veremedim veya unuttum. Lilly ikna olmuş bir ses tonuyla: Anlıyorum, bana yardım ettiğiniz için minnettarım. Bu sözlerden sonra derin düşüncelere daldı. Bremlin az önce tabureye koymuş olduğu tepsiyi alıp Lilly'e yöneldi: Bir şeyler yemelisiniz. Bayan... Lilly adını söyledi ve tekrar Bremlin'in gözleri içine baktı.Önce tepsiye elini uzattı fakat hemen o anda fikrini değiştirdi. Lilly: Aslına bakarsınız burası gereğinden fazla klostrofobik. Biraz temiz hava, bir tepsi yemekten daha iyi olur. Bremlin'in yüzünde gözle görülür bir değişim olmasa da gözlerindeki o merak ve içtenliğin kaybolduğunu farketmişti Lilly. Tam tahmin ettiği gibi dışarı çıkması pek de hoş bir şey değildi anlaşılan. Kısa bir sessizlikten sonra istediğine çoktan ulaşan Lilly:Ah, ya da boş verin, çok açım. Belki daha sonra bana dışarı çıkarken eşlik edersiniz. Sahte bir gülümsemeyle Bremlin'i süzdü ve o da bir o kadar sahte bir içtenlikle: Elbette Bayan Lilly... Siz nasıl isterseniz. Sizi burada alıkoyduğum yok. Bu laflardan sonra ikisinin de suratlarındaki gülümselemeler biraz daha arttı ve onların sahtelikleri de. Bremlin: İzin verirseniz ben odama dönmeliyim, bir kaç işimi halledip hemen geleceğim ve o zaman istediğiniz kadar sohbet ederiz. Lilly,Bremlinin elindeki tepsiyi aldı ve yatağın üzerine koydu. Sonra da Bremlinin söylediklerini onayladığını gösterircesine kafasını aşağı yukarı salladı. Tepsiye göz ucuyla baktı ve ilk dikkatini çeken şey yemeklerden ziyade, yemeklerin hiç birinin çatal-bıçak gerektirmeyişiydi. Araç-gereç olarak sadece kaşık vardı; çorba içmek için.Çok aç olmasına ve çorba ve tavuğun kokusunun kendisini cezbetmesine rağmen Bremlin odadan çıkar çıkmaz yemekleri atacak bir yer aramaya koyuldu. Ancak odada pek fazla eşya olduğu söylenemezdi; görünüşe göre Lilly'nin tek şansı, yemekleri yatağın altına gizlemek ya da yemekti. Kapı iki kere tıklatıldı ve sonra açıldı. Bremlin, elinde nefti bir kıyafetle odaya apar topar girdi. Ne söyleyeceğini bilmiyor gibiydi. Bir kaç kere kekeledi ve gözü yemeklere ve hiç yenilmemiş olmasına takıldı. Yüzündeki telaşlı ve saf ifade yerini bıkkınlığa verdi. Bremlin dosdoğru Lilly'nin yatağına yürüdü ve onun hemen yanına tereddüt etmeden oturdu. Elindeki elbiseyi çok yavaş bir şekilde Lilly'nin kucağına bıraktı. Bu hareketi, Bremlin için elbisenin çok kıymetli bir şey olduğu izlenimini bırakıyordu. Bir kaç saniye hayran hayran elbiseye baktıktan sonra nihayet kafasını kaldırıp Lilly'e dikkatini verdi. Bremlin: Bakın, Bayan Lilly; sizin açınızdan çok şüpheli hareketler sergiliyor olabilirim. Ama inanın bana sizi zehirlemeye çalışmam. Eğer sizin içinizi rahatlatacaksa şunu söyleyebilirim; zehirleyerek öldürmek benim tarzım değildir. Bremlin ufak bir gülme sesi çıkardı ancak Lilly'nin ifadesiz suratının karşısında kahkasının geriye kaçtığını hissetti. Boğazını temizleyerek bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu ki Lilly hızla Bremlin'in arkasına geçti ve sağ kolunu onun boynuna sıkıca doladı. Lilly: Seni hatırlamadığımı mı sanıyorsun? Selam sana Soukatsu Bölüm 8: KÜRE? Bremlin korkmuştan ziyade rahatlamış bir ses tonuyla Lilly'nin sözüne atladı: Beni tam anlamıyla hatırlasaydınız, Bayan Lilly, ikimizden biri şu an ölmüş olurdu. Ama rol yapma zahmetinden ikimizi de kurtarmanıza minnettarım. Narin, güzel kollarınızı boynumdan çekerseniz çok iyi olacak çünkü ikimiz de biliyoruz ki beni öldürmeye niyetiniz yok. Gerçi bana sarılmak da istemiş olabilirsiniz, öyleyse durmayın; benim hiç şikayetim yok. Pişkin pişkin gülen Bremlin, gerçekten de hayatından son derece memnun gözüküyordu. Lilly: Seni öldürmeyeceğim elbette... Ama bu canını acıtmayacağım anlamına gelmez. Bunu der demez Lilly kolunu var gücüyle çekti ve Bremlin'in soluğunu bir kaç saniyeliğine kesti. Bremlin iyice pişkinliğe vurarak, zar zor:Çok... tatlısınız, Bayan Lilly... Lilly tiksinerek Bremlin'in boğazını bıraktı. Bremlin sağ elini boğazına götürerek bir kaç kere ovuşturdu ve hemen kendini toparlayarak kahkaha atmayı başardı. Bremlin: Seni tahmin ettiğimden çok daha fazla özlemişim. Lilly bu lafın ne anlama geldiğini çözememiş bir şekilde kaşlarını çattı. Bremlin onun konuşmasına izin vermeden devam etti: Şimdi bir şeyler ye. Tüm bunları sonra konuşuruz. Yoksa ikinci kez açlıktan bayılacaksın. Yemeğini yedikten ve üzerini değiştirdikten sonra benimle bahçemde buluş. Bremlin Lilly'e kur yaparcasına sağ gözünü kırptı ve ayağa kalktı. Ağır adımlarla kapıya yönelirken bir kaç kere burnunu kaşıdı, gülümsemesini saklamak istercesine... O, odadan çıktıktan sonra Lilly onun söylediklerine hak verdi. Sonuçta Lilly'i öldürmek isteseydi -ki bunun için bolca vakti olmuştu çoktan yapardı. Ayrıca Lilly'nin açlıktan gözleri kararıyor, başı dönüyordu. Bir kaç gün daha böyle giderse Bremlin'in öldürmesine gerek kalmadan açlıktan ölebilirdi. Bunları düşünmesi bir kaç saniyesini aldı ya da almadı; hemen ardından iştahla yemeğini yemeye koyuldu. Bremlin'in az önce söylediklerini ve onun hakkında hatırladığı ufak tefek şeyleri düşünmesi ve parçaları birleştirmesi gerekiyordu ama yemek yemeyi öylesine özlemişti ki o an duyduğu mutluluktan başka hiç bir şeye kafasını verecek durumda hissetmiyordu kendini. Neredeyse yemek yediği için gözleri dolacaktı, hem de böylesine lezzetleri yemekler yediği için... Lilly yemekleri yemeye başladıktan bir kaç dakika sonra tüm tabaklar bomboştu. Tepsideki meyvelerin, kuruyemişlerin ve ekmeklerin yerinde yeller esiyordu. Bu kadar hızlı yediği için bir kaç kere boğulma tehlikesi geçirmişti ancak bu durum onun yeme şevkini kırmamış,hızını hiç kesmemişti.Hatta sanki öksürerek kaybettiği vakti geri kazanmak için daha da hızlanarak yemeye devam etmişti. Buna rağmen Lilly, kendini yeterince doymuş hissetmiyordu. Tepsiyi yatağın ayak ucuna doğru itti ve elbiseyi eline aldı. "Gerçekten hayran olunası bir elbise." diye geçirdi içinden; neftî elbisenin boyu Lilly'nin dizinden hemen hemen bir karış yukarıda kalacak şekildeydi. Kumaşı Lilly'nin dokunduğu en yumuşak kumaşlardan biriydi; öyle ki Lilly, 1 ya da 2 dakikasını elbiseyi okşamak ile geçirdi, bu sırada iç kısmına iğnelenmiş bir çift eldiven buldu ve onları eline geçirdi. Eldivenler bileğine kadar geliyordu. Kumaşı siyah bir danteldi. Bu kadar oyalanmanın yeterli olduğunu düşünerek bir çırpıda elbiseyi de üzerine giydi. Elbisenin bel kısmında, siyah- deri bir korse vardı.Bu detay nedense Lilly'nin çok hoşuna gitmişti. Kapıya doğru yöneldi ve bu kadar süre içinde ilk defa, ayaklarının çıplak oluşu onu rahatsız etti. Böylesine güzel bir elbisenin altına aynı kalitede bir ayakkabısının olmasını istedi fakat hemen ardından "Bu gerizekalı yılışık adama güzel gözüksem ne fark eder?" diye geçirdi içinden. Bu düşüncesine rağmen bir eliyle kapıyı açıp diğer eliyle saçlarına biraz çeki-düzen vermekten kendini alıkoyamadı. Kapıyı açar açmaz Bremlin ile burun buruna gelmesi, yüzündeki soğuk kanlı ifadenin bir ya da iki saniyeliğine yerini şaşkınlığa bırakmasına neden oldu. Bremlin çok içten bir gülümsemeyle Lilly'nin elini tuttu ve dudaklarına götürdü. Öpmekten ziyade çok nazik bir şekilde dudakları ile dokundu ve aynı naziklikle doğruldu. Bremlin: Bugünki keşif gezimde bana eşlik etmez misiniz Bayan Lilly? Cevabını istediğiniz sorulara elimden geldiğince yanıt vermeye uğraşacağım. Lilly " Bu ucuz kibarlık numaralarıyla başkalarını kandır sen." diye geçirdi içinden ve tam da bunu demek istermiş gibi memnuniyetsiz ve küçümser bir bakışla Bremlin'i süzdü. Ancak Bremlin her ne kadar bu tavrın farkına varmış olsa da içten gülümsemesini koruyarak Lilly'nin halâ tutmakta olduğu elini, kendi dirseğinin iç kısmına yerleştirdi. Bir- iki adım attıktan sonra aciliyetle durdu ve Lilly'e şaşkın şaşkın baktı: Çok- çok özür dilerin Bayan Lilly. Sizin gibi bir hanımefendiyi ayakkabısız yürütmeye kalkışıyorum. Sonra Lilly'nin kolundan sıyrıldı ve eliyle " bir dakika " işareti yaparak uzun- sıkıcı koridorun sonuna koştu. Oradaki bir kapıyı açıp içeri girdi. 30 saniye geçti ya da geçmedi elinde siyah, gotik stil, topuklu bir ayakkabıyla kapıda göründü. Sonra alel-acele Lilly'e doğru koştu ve yanına gelince eğildi. Anlaşılan ayakkabıları giydirmeye yelteniyordu. Normalde olsa Lilly buna asla izin vermezdi fakat elbisesi kısaydı ve eğilmesi çok uygunsuz kaçardı. Nedense biraz daha bu "hanımefendi Lilly" oyununu sürdürmek istiyordu. Sağ ayağını kaldırdı ve elinle Bremlin'in omzundan destek aldı. Bremlin, Lilly'e kırılgan bir eşya muamelesi yaparak son derece kibar bir şekilde ayağını tutarak ayakkabıya yerleştirdi. -Sıkıyor mu? -Yok, hayır. Tam oldu. Bremlin çok memnun ve saf bir ifadeyle Lilly'e baktı. Lilly bir kaç saniyeliğine " Bu adamdan kötülük gelebilir mi ki?" diye düşündü. Ama hemen ardından. "Ne diyorum ben be, neredeyse yavru köpek bakışlarına aldanıyordum." dedi içinden. Aynı işlemi sol ayağı için de yaptılar ve Bremlin ağır ağır doğruldu. "Her hareketinin ağır ve havalı olmasına çok özen gösteriyorsun değil mi?" diyecek gibi oldu Lilly bir anlığına ama kendini tutmayı başardı. Bremlin sol dirseğini Lilly'e doğru uzattı. Lilly hiç tereddüt etmeden sağ elini yavaşça dirseğine doladı. Çok ağır yürüyorlardı. Böyle giderse dışarı çıkmaları bile saatler alabilirdi. Lilly sıkılgan bir kızdı ve böyle hareketlere hiç tahammülü yoktu. -Biraz hızlı yürüsek ne kaybederiz? Merak etme yolun ortasında kırılmam. -Siz nasıl isterseniz, Bayan Lilly. Topuklu ayakkabılar ile yürümeniz zor olabilir diye-- -Hem bir hanımefendi muamelesi yapıyorsun hem de ilk defa topuklu ayakkabı giydiğimi mi söylemeye çalışıyorsun? -Hayır, hayır. Ben sadece sizin-- -Tamam, anladık. Beni düşünüyorsun vs. vs... Neyse ne. Böyle yavaş yürürsek sıkıntıdan patlarım. Bremlin olduğu yerde durdu. İfadesizce Lilly'e baktı... Baktı... Lilly ne olduğunu anlamadan Bremlin, göz açıp kapayıncaya kadar onu kucağına aldı ve var gücüyle koşmaya başladı. Lilly şaşkınlıktan kısa bir çığlık attı ama kendini toparlayarak Bremlin'e hakaretler savurmaya başladı. -İndir beni salak! İndir dedim! İndir yoksa yüzüne yumruğu yersin. Fakat Bremlin'in durmaya niyeti yoktu. Öyle hızlı koşuyordu ki evin dışına çıkmaları bir kaç saniye bile sürmedi.Evden çıktıktan sonra otuz saniye daha koştu ardından aniden durdu ve Lilly'i yere bıraktı. Yemyeşil bir ormanın içindeydiler. Etraflarında bulunan ağaçların her biri kürenin en üstüne kadar uzanıyordu. Bulundukları çevre o kadar güzeldi ki Lilly Bremlin'e haddini bildirmekten vaz geçti. Hatta birden kahkaha atmaya başladı. Uzun zamandır bu kadar içten bir kahkaha atmamıştı. Bremlin de ona katıldı ve bir süre karşılıklı güldüler. Bremlin: Seni gerçekten çok özlemişim. Bu sözleri söylerken bir yandan kollarını açarak Lilly'e doğru yaklaştı.Lilly o anda gülmeyi kesip Bremlin'in sol koluna vurdu: O kadar da değil. Sana sarılacağımı mı sandın? Bremlin de gülmeyi kesti: Pekalâ Theria, daha ne kadar saklanacaksın? Lilly kaşlarını çatarak: Theria mı? Sen... Nerden biliyorsun? Bremlin: Demek her şeyi sana anlatmak zorunda bırakacak beni.Öylemi Theria? Beni duyduğunu biliyorum. İstediğin bu mu? Lilly: Bir dakika bir dakika. Burada kontrol bende. Kusura bakma ama Theria seni duysa da cevap veremez. Ben onun sesi, bedeni ve sahibiyim. Bremlin: Ohooho, birileri ipleri kaybetmiş. Peki madem. Sana zarar vermeyecek kısmını seninle paylaşırım, gerisini aranızda halledersiniz. En son Theria'nın işine karıştığımda durumum pek iyi olmadı da. Lilly: Anlaştık... Yürümeye devam edelim istersen? Bremlin: Peki.. Kontrol sende. Bunu dedikten sonra dalga geçiyor hissi uyandıran ufak bir kahkaha patlattı. Lilly kaşlarından bir tanesini kaldırarak yürümeye koyuldu. Bremlin: Bak şimdi canım, Noir birliği; hani şu seni bulduğum yer. Sana orada ne anlattılar bilmiyorum ama hepsinin yalan olduğuna eminim. Hep aynılar. Saçma sapan hikayeler. "Yönetici bik bik bik" diye dolanmalar vs. hep yalan. Lilly: Sana da mı aynı şeyleri söylediler? Bremlin: Yok canım ( ufak bir kahkaha atarak ) daha neler. Onların yaratıcıları benim. Onları kurtaran da benim. Her birinin üzerinde çeşitli deneyler yapıyordum. Ne elde etmeye çalıştığımı hiç sorma, bir yerden sonra bende de kayış koptu. Ne istediğimi tam bilmiyorum. İlaçları birbirleriyle karıştırıp kokteyl misali içiriyordum adamlara. Ölenler de oldu. Ama bana teşekkür etmesi gerekenler de. O ucubeler ben ve kimyasallarım olmasa o güçlere kavuşamayacaktı ve hayatları boyunca sürüngenler olarak kalacaklardı. Devletin ucubelere ne olduğunu umursadığı yoktu, onlar sadece silah ve ibret istiyordu. Ama her nasılsa çalışmalarımın amacından saptığı bilgisi yayılmıştı ortalığa. Lilly: Sapmış mıydı peki? Bremlin: Hem de ne sapmak,güzelim. İçinde yemek pişiren adam bile ürettim. Her neyse konumuz bu değil. İşte, hakkımdaki dedikodular- ki bazıları abartılmış olmakla birlikte bazılarının doğruyu yansıttığını itiraf edebilirim- büyüdükçe büyüdü. Zevk için adam kesiyormuşum, bunu başkalarına yediriyormuşum. Kendime silahlar üretiyormuşum. Devlete komplo kuruyormuşum gibi gibi. Bunlardan sonra-- Lilly: Bir dakika bir dakika, şu şeysin sen.. Immm... Mad Scientist. Lilly büyük bir kahkaha patlattı. Bremlin bıkkınlıkla: Gülme! Gülmesene! Biliyorum çok sofistike... Ama bu ismi kendim seçmedim. Ben daha iyi bir şeyler seçerdim emin ol. Lilly zar zor ciddiyete dönerek: Pardon, tamam devam et. Bremlin: İşte artık bu çalışmalara devam edemeyeceğimi anladım. Bu ucubelere haber yolladım "Size özgürlüğünüzü veririm ancak üzerinizdeki çalışmalarıma devam etmeme izin verirseniz." Onlar da kabul ettiler. Daha doğrusu etmiş gibi yaptılar ve kaçacağımız gece ( Bremlin parmağını şıklattı ) vınn... Beni atlatıp kaçtılar. Aldığım duyumlara göre o gün bu gündür haşere gibi izbe mekanlarda yaşıyorlar. Yanlış anlama ( kollarını iki yana açıp bir tur kendi etrafında döndü ve bu sırada derin bir nefes alıp verdi ) ben artık temizlendim. Kesme-biçme işleri yapmıyorum. Sadece ufak-zararsız icatlar yapıyorum; daha önce de söylediğim gibi "Ben çeşitli icatlar yaparak geçimini sağlayan önemsiz bir bilim adamıyım" yani artık... Ama o ucubeler...( burada biraz sinirlenerek ) Onlarla bir hesabım var. Benim onurumu kırdılar. -Çok salakça bir meseleymiş, kafana takmana değmez bence. Birden aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini açtı ve "Haaaa" dedi. -Demek tozu dumana katarak birliğe gelen adam sendin. Ac-cayip korkuyorlar senden bak söylemedi deme. -Cidden mi? ( gevrek gevrek gülerek ve kafasını kaşıyarak; ) göğsüm kabarmadı diyemem. -Tamam hemen cıvıma. Benimle ya da Theria ile tanışıklığın ne zamandan? Ben seni hiç anımsamıyorum. -Yo güzelim, o kısma karışmayacağımı söylemiştim. Üzerime vazife olmayan şeylere karışmamayı öğrettiler bana. -O zaman nasıl bayıldığımı ve neden onlara gününü göstermeyip beni buraya getirdiğini söyle bari. Bremlin gözleri dolu dolu olmuş bir halde durarak Lilly'nin gözlerine baktı ve elini Lilly'nin çenesinin altına dokundurdu: Sen benim baş yapıtımsın, onlarsa önemsiz haşereler. Seninle bir kere daha konuşma şansından hiç bir intikam daha önemli olamazdı. Lilly hiç bir şey anlamamıştı. Tam onu yılışıklığı konusunda ikaz edecekken Bremlin elini geri çekti ve yürümeye devam etti. Pervasız bir ses tonuyla: Bayılmana gelince... Sanırım açlıktan bayıldın ve arbedede kafanı bir yerlere falan çarptın. Tom'un kolları arasında öylece duruyordun ve seninle ne yapacaklarını bilemiyor gibiydiler. Ortalığı biraz dağıtmam korkudan oraya-buraya koşuşturup paniklemelerine yetti. Hemen değiş-tokuş teklif edip seni aldım. Lilly sinirli bir şekilde: Benim daha onlarla işim bitmemişti. Hem aralarından bana lazımlı olabilecek bir tanesi vardı. Bremlin tekrar durdu ve kaşları çatık bir şekilde Lilly'e baktı: Hangisi? Lilly biraz tereddüt etse de sonunda cevap verdi: Tom. Bremlin: Tom mu? ( senini yükselterek ) Tom mu? Sıkkın bir şekilde yüzünü ovuşturdu: Tom olmaz. Tom olamaz. Onu asla sana vermezler. Lilly: Öyle mi dersin? Tom kendi ayaklarıyla bana geldi ve hizmetkarım olmayı teklif etti. Bremlin son derece şaşırmış bir şekilde: Tom mu? A-a-ma neden? Ne çıkarı var? Lilly: Belki de Momo'nun öldürülmesini istemediğinden olabilir. Biraz kapıştık da. Kız tam bir de-- Bremlin: Momo mu? Lilly: Evet. Hani şu boynunda ateş opali olan ufak kız. Bremlin: İlginç... Çok ilginç. Yürümeye devam etti. Konuşmalar Lilly için hiç de iç açıcı gitmiyordu. Lilly sinir olmuş bir ses tonuyla: Burada soruları cevaplanması gereken kişi benim. Ama nedense senin her söylediğin şeyde kafam daha da karışıyor. Sorun ne? Bana da anladıklarını anlatsana. Bremlin: Anladıklarımı anlatmam için önce sana neler olduğunu anlatmam lazım ki bu ikimizin de hiç işine gelmez. Sadece küçük ipuçları verebilirim: Aralarında öyle bir kız daha önce yoktu ve şu ateş opali senin dokunduğun taşa mı benziyordu ki acaba? Lilly bir şeyler anlamış gibi "Aaaa" dedi ama kafası iyice karışmıştı. Bir ara bunları kafasında toparlaması ve Theria ile tartışması şarttı. Lilly: Peki Şu an neredeyiz? Bremlin: Aa-- Şey... Küre H0000 Lilly gözlerini olabildiğine açtı: N-Nee? Bremlin kollarını "yapacak bir şey yok" dercesine açıp omuzlarını kaldırdı. Kaşlarını da omuzlarına paralel kaldırarak: Ne yapabilirim, başka hiç bir yerde kendimi güvende hissetmiyorum. Bölüm 9: BEKLENMEYEN Gelin ilk önce Lilly ve Bremlin'in içinde bulundukları Küre H0000'dan biraz bahsedelim: Bu küre, devletin deneme amaçlı yaptığı kürelerden ilk başarılı olanıdır. Yarısı karışık ormanlarla kaplı yeşillik ve sükunet içinde yarısı ise görenleri hayrete düşüren değişik mimarilerin karmasından oluşturulmuş devasa binalar yığını olan karmaşık bir şehir hayatında yaşamak için tasarlanılmıştır. Ancak sonra sonra KKT(daha sonra amaçları ve icraatları hakkında bol bol bahsedeceğimiz bir topluluk) tarafından bu küre yaşama uygun görülmemiş ve sadece kimyasalları ve kürenin esas sistemi baz alınarak diğer küreler oluşturulmuştur. Başka bir deyişle bu küreye hiç bir zaman insan yerleşimi kabul edilmemiştir. Bremlin'in buraya yerleşmesi ve kendisi için güvenli hale getirmesi esasında uzun ve sıkıcı bir hikayedir. Prosedürler, bürokrasi ve yalanlarla dolu bu hikayeye Bremlin zaman içerisinde öyle ya da böyle bir açıklık getirecektir. Şimdi Lilly'nin bu kadar şaşırmasının ardında yatanı daha iyi anlayabiliriz. Koyu yeşil, serin otların arasına uzanmış derin, siyah gökyüzündeki aslında orada olmayan yıldızları izliyordu Lilly. İlk kez sadece bir program, insanları tatmin duygusuyla kandırmak için yapılmış bir yanılsama olduklarına aldırmadan sonsuz bir merakla ve hasretle zaman zaman titreşen soluk mavi renkteki yıldızlara bakıyor, iç çekiyor ve huzur bulmaya çalışıyordu. İşin garibi de içinde gerçekten kendisini endişelendirecek derece büyük bir huzur olmasıydı. Bremlin de onun hemen yanına uzanmış Lilly'e bakmaktaydı. Gözlerini kırpmaksızın, sükunet ve memnuniyet ile bakışlarını Lilly'nin üzerinde gezdiriyordu. Lilly bundan biraz rahatsızlık duyuyor, göz göze gelmemek için Bremlin'in tarafına bakmıyor ve içinden bir his eğer konuşursa işin garip bir hal alacağını söylediği için hiç sesini çıkarmıyordu. Madem küre H0000'a gelmişlerdi, keyfini çıkarmalıydı. Kürenin havası, Lilly'nin hayatını sürdürdüğü kürenin aksine çok temizdi ve etraf puslu ve bunalımlı değil, capcanlı, parlak ve hayat doluydu. Gökyüzü bile daha farklı bir teknolojiyle yapılmış gibi duruyordu. Çok gerçekçi, pürüzsüz ve derindi.Bu nedenle Bremlin'e karşı esasında büyük bir minnet duyuyor, şimdiye kadar yaşadığı en huzurlu günü ona bahşettiği için bir ara teşekkür etmeyi bile düşünüyordu. Ancak onun hakkında henüz yeterince şey bilmiyor ve doğrusunu söylemek gerekirse anlattıklarına kısmen inanıyor büyük çoğunlukla şüphe duyuyordu. Bremlin hakkında içindeki hisler birbirleriyle kavga ediyor, dolayısıyla Lilly ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu. Çoğunlukla teşekkür etmek için gerekli cesareti toplamaya çalışsa da bazı zamanlar Bremlin'in yüzüne baktığında nedenini bilmeden içinden nefret taşıyor, suratını kan-revan içinde bırakana değin yumruklamak, dişlerini dökmek için yanıp tutuşuyordu. Sonra kendine gelip niçin böyle hissettiğini anlamaya çalışıyor, uzaklara dalıyor, Bremlin'in kuşku dolu bakışlarına maruz kalıyordu. Genç adam anlaşılması çok zor, modu çok çabuk değişebilen ve kendisi hakkında ne kadar çok şey anlatırsa anlatsın Lilly'nin ancak zeki olduğu kanısına varabilmesini sağlayabilen özel ve karmaşık birisiydi. Az önce de söylediğimiz gibi Lilly, Bremlin hakkında sadece zeki olduğu fikrinde karar kılabiliyordu. Onun diğer özellikleri sürekli değişiyor, zaman zaman utangaç, zaman zaman utanmaz oluyor ve her gün daha fazla akıl karıştırıyordu. Böylece birbirilerine soru sormadan ve birbirlerinden şüphelenerek, koskoca bir ormanın içinde baş başa, keyifli haftalar geçirdiler. Böylesi ikisinin de işine geliyordu; Lilly henüz kendine bir amaç veya bir yol çizmemiş, evsiz ve kimsesiz bir durumdaydı. Bir nedenden dolayı Bremlin'in kendisine zarar vermemesini sağlayan farklı duygular içinde olduğunun bilincindeydi. O, Bremlin'i hatırlamasa da Bremlin onu daha önceden tanıyor, değer veriyor olmalıydı. Başlarda sadece genç adamın kendisine karşı olan zaafını güvenli bir sığınak edinme amacıyla kullansa da bir kaç haftanın sonunda kendisinin de ona karşı iyimser duygular içinde olduğunun farkına vardı. Ancak buna izin verecek ve kalbini bir insana kolay kolay açabilecek birisi değildi ve öyle olmadı da. Lilly gittikçe daha az konuşmaya, kendine bir amaç bulmak için kara kara düşünmeye başladı. Bir an önce Bremlin'den uzaklaşmak zorunda olduğunu hissediyordu. Daha fazla birlikte vakit geçirirlerse ayrılmalarının Lilly için de bir anlam taşıyacak olmasını bir türlü kabullenemiyor, her gün Bremlin'den daha da uzaklaşıyordu. Bremlin gibi zeki birinin bu durumu anlaması çok da uzun sürmedi. Lilly'nin davranışlarındaki tuhaflığı farkettikten ve üzerine biraz kafa yorduktan sonra, kendisinden hoşlanmaya başlamış olabileceğini düşündü; ilk önce içini çok büyük bir heyecan ve mutluluk kapladı fakat sonraları bunun ayrılık vaktinin yaklaştığının bir habercisi olduğunu fark ederek derin bir kedere düştü. Artık neşe içinde Lilly'nin etrafında döneşmiyor, kıza askıntı olmuyordu. Bakışları ne zaman birleşse, kızın gözlerinin içine koyu bir hüzün ve umutsuzlukla, her zamankinden farklı, sevecenlikle harmanlanmış bir hayranlıkla bakıyordu. Lilly onun ağlamak üzere olduğunu zannederek hemen gözlerini kaçırıyordu. İkisi arasındaki bu sessizliği bozan Bremlin oldu. Yine bir gün bakışlarının buluştuğu bir zamanda Lilly'nin iki elini yakaladı ve kafasını umutsuzlukla öne doğru eğdi. Zar zor, titrek bir sesle Bremlin: Planlarında sana yardım etmeme izin ver. Lilly tam da bu anda, nefret nöbetlerinden birini geçirdiği için minnet duyuyordu. Tiksintiyle ellerini çekti: Benim için ne yapabilirsin ki? İstediğim bilgileri bana verebilir misin? Bremlin başını yerden kaldırmadan: Her şeyi yaparım. Beni tekrar bırakma. Bölüm 10: AZİZLER Küre H0500'de dedikoduların ardı arkası kesilmek bilmiyordu. İnsanlar uzun yıllardan sonra üzerine konuşmaya değecek bir konu bulmanın keyfiyle konuştukça konuşuyor, her biri ağzından köpükler saçarak heyecanını tanıdıklarıyla paylaşıyordu. Bu curcunayı uzaktan izleyen bir kişi, ne kadar güvenilir kaynaktan duyarsa duysun dünyanın azizlerini seyretmekte olduğuna inanmazdı. O sessiz, sakin, hiç bir şeyle ilgilenmeyen ve halkın imrenerek ve hayranlık duyarak baktığı mükemmelleştirilmiş insanlar, hayatlarında görmedikleri biri hakkında atıp tutuyor, onunla hayaller kuruyor ve iğrenç sesler çıkartarak bu duyguları ve düşünceleri birbirlerine abartılı haraketler aracılığıyla aktarıyorlardı. Aralarında sakinliğini ve tutarlılığını koruyabilen azizler de vardı elbet. Fakat sükunetini koruyanlar da en az diğerleri kadar heyecan içinde neler olacağını bekliyorlardı. Ne kadar da kolaydı insanların dikkatini çekmek: "Bir zehir dolaşacak dillerde ve gittikçe köpürecek ağızdan ağıza. Önce kalpleri patlayacak heyecandan ve gittikçe daha da isteklenecekler kendi sonlarına. "Kapılarak hayal kırıklıklarına büyülenmişçesine izleyecekler ve alkış tutacaklar. Bir oyun gibi gelecek her şey, küçük bir teselli esintisiz sokaklar için. Güvenleri yıkacak bir bir tüm tahtları ve sonra çıplak ve ağlak, korkacaklar yarattıklarından. Olan olacak, son bulacak..." Önündeki altın işleme kenarları bulunan aynaya bakarken bu sözcükler döküldü Lilly'nin ağzından. Gözlerinden aşılmaz bir kararlılık ve nefret taşıyordu dışarıya. Bremlin kızın küt kesimli, mor saçlarında ellerini büyük bir sevgiyle gezdirdi ve yanakları kızarmış bir şekilde Lilly'nin aynadaki aksinin gözlerine baktı. Mahçup ve mutlu, Bremlin: Sen... Harikasın. Her şeyi başarabilirsin, hem de tek başına. Beni en çok korkutan da bu ya... Son cümleyi söylerken sesinde gizlemeye gerek duymadığı bir hüzün vardı. Lilly soğukkanlılıkla ve tiksintiyle Bremlin'in elini itti. Sahte bir duygusuzlukla, Lilly: Benimle gelmeni istemiyorum, tek başına olmalıyım. Bremlin kaşlarını üzüntüyle çatarak: Yapma bunu, yapma! Bundan sonra beraber olmayacak mıyız? Sana istediğin tüm bilgileri vereceğim, hatta sana seni bile anlatacağım. Yeter ki böyle yapma. Lilly oturduğu lüks döşemeli sandalyeden büyük bir hıç ve kızla doğrularak ve arkasına dönerek Bremlin'in sol yanağına okkalı bir tokat patlattı. O ise mahçup ve tüm sinirlerinden arındırılmış bir şekilde bu hiddetli tokadın ardından Lilly'nin narin elini yavaşça yakalayarak öptü. Hareketinden en ufak bir kötü niyet sezilmiyordu. Kızın şaşkın gözleri önünde eğildi ve Bremlin: Özür dilerim, artık sen isteyene ya da gerekli olana dek sana asla dokunmayacağım ve tek kelime etmeyeceğim. Yalnızca bu öpücüğü ve senin yanında olup çevre hakkında bilgilendirme yapabilme şansını bana çok görme. Lilly sol eliyle, bıkkın bir tavır içinde gözlerini ovuşturdu: Tamam, daima yanımda gezebilirsin; beni rahatsız edecek gereksiz, aptalca romantik davranışlarda bulunmadığın sürece. Şimdi giyinmeme yardım et, geç kalacağız. Bremlin tedirginlikle Lilly'nin gözlerine baktı fakat Lilly bu konuda oldukça kararlı gözüküyordu. Yeşil renkli duvara yaslanmış ahşap dolaba yöneldi telaşlı adımlarla ve içinde simsiyah, omuzlarında karga tüyleri olan uzun bir elbise çıkardı. Altın renkli ışıklar akşamın karanlığının içinden sessizce havaya yükseliyordu. Dönüyor, dönüyor ve yerlerini alıyorlardı birer birer. Gökyüzü konseyindeki o daima mendebur azizlerin suratlarında bu sefer güller açıyordu. Yerlerini alanlar hiç vakit kaybetmeden fısıldaşmaya başlamışlardı bile. Sabırsızlıktan ne yapacağını şaşırıyor ve fırıl fırıl gözlerle hiç bir şey kaçırmamak için etrafı izliyorlardı. Sonra tüm fısıltıları bozguna uğratan bir bağırış yükseldi yeryüzünden. Kıpkırmızı bir ışık son hızla yükselerek en ortada durdu. Herkes şaşkınlık içinde ve hiç bir şey söyleyemeyecek kadar heyecanla ışığa odaklanmıştı. Çok geçmeden ışık, tutanın elinden yükseldi, yükseldi ve büyük bir patlama sesi çıkararak beyaza döndü ve ortalığı aydınlığa boğan bir huzme yarattı. Tüm azizler sesin kaynağını gördüler; siyahlar içinde, gözünü siyah bir kumaş parçasıyla bağlamış genç kızı. Lilly tekrar bağırdı: Kesin sesinizi pislikler! KESİN! Kesin ve yeni efendinizi dinleyin! Kaç tanenizi öldürmem liderinize ulaşmamı sağlayacak dersiniz? Kaç taneniz benimle savaşarak amacıma hizmet etmek ister ya da? Kalabalık korkmuş ya da sinirlenmiş değildi; sadece o kadar durağan bir hayat sürdükten sonra günün birinde çıkıp da delinin birinin hayatlarına renk katmasına halâ inanamıyorlardı. Şaşkın ve mutluydular çünkü neyle karşılaştıklarından habersizlerdi. Hayatlarında hiç mücadele görmemişlerdi ya da bu kadar büyük bir nefret. Büyülenmiş bir şekilde hayat dolu kızı izliyorlardı. Kız bir şeyler söylüyordu, evet ama onlar sadece dudaklarının ne büyük bir hınçla hareket ettiğine kapılmış aptal aptal alkış tutuyorlardı. Lilly sinirlendidkçe sinirleniyor, kollarını sağa-sola savurarak sürekli bir şeyler söylüyordu. Zavallı azizler az sonra olacaklardan habersiz önlerine çıkarılan şaklabanın sevimliliğine gülüyor, onunla eğleniyorlardı akıllarınca. Bu sırada gökyüzüne yükselen diğer küçük kırmızı ışığın kimse farkına varmadı dolayısıyla. Kalabalık coşkunluğunun hat safhasına ulaştığında Lilly konuşmasının sonlarına gelmişti. Tüm sinirli hali bir anda kayboldu Lilly'nin ve son derece mutlu bir suratla önce sağa sonra sola dönerek: Bayanlar... Baylar... Siz tüm aptallar; elveda. İşte tam bu bur sırada diğer küçük kırmızı ışık Lilly'nin yanına yükseldi ve Lilly'i yükseğe uçurdu. Lilly'nin kabarık etekleri hortum gibi dönerek kayboldu ve bu sırada etrafa binlerce bıçak savruldu. Her biri bir azizin boğazına isabet etti ve kimse ne olduğunu anlamadan yeryüzüne azizlerin kanları ağır ağır düşmeye başladı. Tüm kan şölenini Lilly, Bremlin'in iki kolu arasında kahkaya boğulmuş izliyordu. Lilly kahkası arasında zar zor: Aziz demek. Aziz? -Hahaha- azizler. Bremlin: Hemen gitmemiz gerektiğinin farkındasın değil mi? Eğleniyorsun, anlıyorum ama bu toplantı gizli bir şey değildi. Büyük ihtimalle devlet teklif ettiği gizliliği azizlere gerçekten vermemiştir. Bunu anlayacak kadar uzun durmamız mantıklı olmaz. Lilly, sıkılgan: Peki ama-- Kız, sözünü tamamlayamadan bayıldı. Az kalsın Bremlin'in kollarından sıyrılıp aşağı düşüyordu fakat Bremlin telaşla Lilly'i kendine çekti. Neler olduğunu anlayamadan Lilly, Bremlin'in kollarını çok büyük bir kuvvetle itti ve havada asılı kaldı. Gözlerindeki kumaş parçası yırtıldı ve aşağı düştü. Bunun üzerine Bremlin, Lilly'nin gözlerini gördü; ne akı ne de göz bebeği vardı. Masmavi iki ışık tomarıydı sadece. Bremlin korkuyla karışık bir şaşkınlıkla ağzını açtı, fakat dili tutulmuştu, hiç bir şey diyemedi. Bir süre havada süzüldü Lilly ve bu sırada bir kaç kahkaha attı: Hiç bir yere gitmiyorum, neler olacak her şeyi görmek istiyorum. Hiç bir şey beni durduramaz! Bölüm 11: GÖZYAŞLARI Bremlin'in kendine gelmesi çok zaman almadı; mantıklı düşünmeye başladığı saniyelerde Lilly'i kendine doğru çekmeye başlamıştı bile. Bremlin: Aptal mısın sen? Her şey için çok erken. İki sümüklüyü öldürdün diye kendini bir şey sanmanın sırası değil. Kendine gel!bu sözleri söylerken halâ Lilly'nin olabileceği şeyden korkuyor, blöfünü gizli tutmak için elinden geldiğince sert bir ses tonu kullanıyordu. Lilly ise ifadesizce, Bremlin'in kendisini omuzlarından sarsmasına izin veriyordu. Hiç bir şey düşünüyora benzemiyordu; gözleri halâ mavi bir alev gibi parlıyordu. Bu hali o kadar ürkünçtü ki Bremlin, hayran olduğu kıza dokunmaktan rahatsızlık duymayabaşlamıştı. Lilly'nin o anda büyük bir patlama yaşadığını ve ne olursa olsun kendisiyle gelmeyi kabul etmeyeceğini düşünen Bremlin, kızcağızın gözlerinin eski haline döndüğünü ve hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi masum ve ürkek kendisini izliyor olduğunu bir hayli sonrafark etti. Çünkü o sırada Lilly'e biraz mantıklı düşünmesi gerektiği hakkında öğütler veriyor ve bunları yaparken korkudan ve tiksintiden onun yüzüne bakmaya cesaret edemiyordu. Lilly'nin koyu yeşil gözleriyle bakışları karşılaştığında duyduğu sevinç ve rahatlama inanılmazderecedeydi. Hiç bir şey söylemeden kıza şefkatle sarıldı ve birlikte bu pozisyonda yeryüzüne doğru süzüldüler. [bir kaç dakika sonra, Bremlin'in küre H0000'daki evinde]Eve geldiklerinden beri Lilly durmaksızın ve hüngür hüngür ağlıyordu. Bremlin onun çok büyük bir sinir krizi geçirdiğinin farkındaydı ve sadece kızın hemen yanında sessizce ve ifadesiz oturuyordu. Yaptığı en ufak yanlış hareketin doğuracağı sonuçlardan korkuyordu ve hiçbir şey yapmamanın en doğru seçenek olduğunu düşünüyordu o sırada. Kızın suratına bakmaktan çekiniyordu; bunun sebebihem hâlâ korkuyor olmasıydı hem de Lilly'nin ağlarken bu sayede kendini daha rahat hissedeceğini düşünmesiydi. Yarım saat kadar bu iş böyle sürdü ve sonunda Bremlin Lilly'nin hıçkırıkları arasından üç- beş kelime seçerek kıza sarılmaya karar verdi.Bu kelimeler "Jacques, her şey, biz... Ailem..." gibi, Lilly'nin acıyan kalbinden oluk oluk dışarıya taşan kelimerdi. Uzun süre sonra ilk defa yaşadıklarına bir tepki veriyordu ve bu olay genç adamı hem şaşırtıyor hem de nedense sevindiriyordu. Lilly'nin gözlerinden Bremlin'ingöğsüne doğru akan gözyaşları onun için sanki kutsaldı ve ikisini de arındırıyor, yıkıyordu. Bu düşünceler içinde kendi gözyaşlarını daha fazla tutamadı ve huzurdan ve sevinçten sessiz sessiz gözyaşı döktü o gece, bağıra çığıra ağlayan kollarındaki kızla birlikte. Sabah, Bremlin'in kulübesine sessiz ama çarpıcı doğdu. Bir arınma ayininden sonraki ışığı üzerinde ve içinde hissetti genç adam ve bir kaç saat öncesine nazaran daha sakin duran ama yine de ağlamayı sürdüren kıza sardığı kollarını güneşin ilk ışıklarıyla birlikte çözdü. Hâlâ hıçkırmakta olan Lilly, gözlerindeki yaşların kuruduğunu hissediyordu. İçindeki acıyı dışarıya atmaya yetecek kadar gözyaşıkalmamıştı ve yorgunluktan ve sıkıntıdan artık ağlamayı kesmesi gerektiği kanısına vardı. Sırılsıklam olmuş yanaklarını ve boynunu iki eliyle ovaladı ve kurulamaya çalıştı. Bremlin cebinden bir mendil çıkararak ona yardım etti ve sonra birbirlerinin gözlerinin içine bakarak büyük bir samimiyetle gülümsediler. Lilly: Biliyorum bana hiçbir şey sormayacaksın. Biliyorum beni rahatsız etmek istemiyorsun sorularınla ve canımın acıyacağını düşünüyorsun anlattıkça. Ama lütfen sor. Lütfen beni tanımaya çalış. Lütfen beni tek başıma güçlü olmak zorunda bırakma. Bremlin ışık saçan bir gülümseme ile cevap verdi kıza: Açıkçası seninle başından beri hiç ilgilenmiyordum Lilly. Benim tek önemsediğim şey içinde uyumakta olan "kraliçeydi". Ama kim bilebilirdi ki senin, içinde olan her şeyden daha da yüce ve soylu çıkabileceğini? Beni bu gece öyle şaşırttın ki sevdiğim şeyin bir yalan, bir göz yanılması olduğuna inanıyorum artık. Gözlerimdeki perde kalkmış gibi hissediyorum ve önümde gerçekte neyin bulunduğunu anlamaya şimdi şimdi başladım. Sonsuza dek anlatabilirsin bana kendini, sonsuza dek sıkılmadan dinlerim emin ol. Ama bana gerçekten güvenebilir misin? Yüklerinden kurtulmak isterken her gün pişmanlıktan kendini yemeni ve gözlerimin önünde erimeni istemiyorum. Kendinden başka bir şahsiyete gerçekten güveniyor musun?Lilly gözlerini odanın içinde gezdirdi ve ikisi de bunun uzun bir sessizliğe delalet olduğunu anladı. Bir 15 dakika düşündükten sonra ağlayacak gibi kırılıp dökülen ses tonuyla Lilly konuştu: Sen anlat öyleyse. Anlat ki senin de zayıf olduğunu görerek mutlu olayım. Çoğu insanın aksine zayıf insanlara daha çok güvenirim ben. Anlat ki senin de kalbinin yaralanabileceğini göreyim.Bremlin başka bir söze izin vermeden atıldı: Sana kalbimin en derin acılarını anlatmamı istiyorsun demek. Ne kadar cimri ve talepkârsın. Böylesi hoşuma gitti. Talep edilen bir ürünüm olması hoşuma gitti. Sadece üzerine oynayabileceğin açık yaralar arayışında olsan bile umurumda değil. Öyleyse iyi dinle. Sana terk edilmiş masum bir çocuğun hikayesini anlatmayacağım ya da çok ağlamış gözlerle bakıp acı bir gülümsememi yakalamana izin vermeyeceğim. Sana en büyük sıkıntısının hiç bir sıkıntısı olmaması olan bir insanı anlatacağım. Kısacası rahat batan ve hep bir diken arayışında olan melankolik bir aptal var elimde sadece. Ailemin iyi bir işi, devlette önemli bir yeri, rahat bir evi ve büyük kalpleri vardı. Öyle iyiydiler ki benim bir şeylerden yakınıp olgunlaşmama izin vermiyorlardı. Bir açık yakalayıp yanmalıydım, pişmeliydim. Kendimi çiğ hissediyordum. Seviliyordum ve bu benim çok gücüme gidiyordu. Öyle gücüme gidiyordu ki sevginin yalan olduğunu düşünmek geldi aklıma, ben de öyle yaptım. Yalanlıyordum başka insanların beni sevebilme ihtimalini ve kendi yolumu çizmeye çalışıyordum böylece. Sevilen insanların silik olduğunu düşünüyordum çünkü ve acı çekmeyi çok havalı buluyordum. Kendi acılarımı kendim yarattım ve yavaş yavaşailemin gözlerinde yanmaya başladım. Onlara yöneltilmiş bu nefretin nedenini anlayamıyorlardı. Nankördüm sadece, yaradılışım böyleydi.Ama bana göre bu onların suçuydu. En büyük suçları da iğrenç bir insan olmaya başladığımda beni sevmeye devam etmeleriydi. Neden bir insanı sadece damarlarında akan kandan dolayı seviyorlardı ki? Bunu düşünerek beni değil de çocuklarını sevdiklerine inandırdım kendimi.Nefret etmek için güzel bir sebep bulup buna tutundum. Hiçbir şekilde mutlu olmam olası değildi kısacası. Kendim olduğum için sevselerdi değiştiğimde beni sevmeyeceklerini düşünüp iğrenirdim onlardan ve değiştiğimde sevdikleri zaman sadece çocukları olduğum için sevdiklerini düşünüp delirirdim. Tanımadıkları bir insanı sevebilecekleri gibi amaçsız ve sebepsiz sevebildikleri aklıma gelmiyordu. Çünkü insanlar tanımadıkları insanları sevmezlerdi bana göre, acırlardı. Merhamet ederlerdi onlara merhamete ihtiyaçları varmışcasına. Böylece kısa sürede başta ailem olmak üzere herkesten nefret etmeyi başardım. Beni sevmek mümkün değildi ve benim başkasını sevmem de.Yıkılmak istiyordum çünkü ben; batmak istiyordum çırpınabilmek için. Çırpınmayı en yüce şey sanıyordum. Bir kaç yıl sonra da ailemi öldürdüm.Varlıkları bir şey ifade etmiyordu, toplayabileceğim tüm meyveleri toplamıştım onlardan, ancak yoklukları beni olgunlaştıracaktı ve olgunlaşmak adına her şeyi yapardım. Kimse benden şüphelenmedi. Bana zavallı çocuk gözüyle bakıp daha 13 yaşında devletin önemli kapılarını açtılar. Büyük bir buhrandı o zamanlar benim için. Kafam kimyaya ve diğer fen bilimlerine çalışıyordu bir hayli ve bu sayede önemli bilim insanlarının yanında çalıştım. 2 sene sonra insanlar üzerinde yaptığım deneylerin anormalliğini fark eden yanında çalıştığım yaşlı bilim adamı benim deli olduğumu iddia etti. Ona göre akli dengemi çok zaman önce kaybetmiştim ve acilen tedaviye ihtiyacım vardı. Bunun üzerine ihbar edildim ve devletin üst kurumlarından çalışmalarımı izlemek için tetkik uzmanları getirildi. O yaşlı bilim adamı sayesinde ünüm yayıldı ve devlet, insan psikolojisi ve beynin kimyası üzerinde yaptığım deneylerden haberdar oldu. Bana deli olduğumu söylemek yerine dahi dediler ve kariyerimde yükselmeye başladım. Yanından ayrıldığım adam ise aldığım duyumlara göre 2 ay sonra intihar etmiş. Uzunca bir dönem devlet adına çalışmalar yaptım ve sonra çalışmalarımdan bir tanesi bana çok farklı şeyler öğretti. Devletin en gizli kuytularının kapılarını açtı. İşin garibi devlet bilmemi istemediği bilgileri bilmeden elime teslim etmişti. Bunu sonuna kadar kullandım ve devletten bir şekilde saklamayı başardım. Deneylerim sırasında kendi psikolojimde de gözle görülür değişimler oldu. Kalbimin kapılarının açıldığını hissettim. Ancak bu ışık dolu dönemden sonra delirmemi tetikleyen olaylar dizisi meydana geldi. Birlik meselesi, sen vesaire. Sonra devletin kollarından istediklerimi alıp ayrıldım. O dönemden beridir yaptıklarımın değerini anlamış olma ihtimalini göz önünde bulundurarak fazla göz önüne çıkmamaya çalışıyordum. Ama deneylerimden tabii kolay kolay da vazgeçmedim.Lilly: Devletin bizim peşimize düşmeyeceği kanısına nasıl varabiliyorsun peki bu kadar süre saklandıktan sonra? Azizleri öldürme fikri nasıl oldu da aklına yattı? Bremlin: Çünkü biz işe yarayacağız. Devlet zaten uzun zamandır azizlerin amaçlarından saptıklarını sezinliyordu. Eğlence arayan bir grup kodaman yaratmak değildi devletin amacı. Onlar ibretin yanında bir ilah sunmak istediler. İtaatkarlığın özgürlük olduğunu gözler önüne sermeyi istediler. Ama çizgilerinden sapmaya başlayan azizlere dur demenin yaratacağı sonuçlardan ya da durdurmadıklarında olacaklardan endişe duymaya başlamışlardı çoktan. Yok etme işini bir başkası yapınca işlerine gelecek. Ama bir yandan azizlerini koruyamadığı için büyük bir tepki doğacak.Lilly: Anlıyorum. Sanırım ne yapmak istediğimi sen de anlıyorsun. İstedikleri azizlere kavuştuklarını sanacaklar bizimle. Biz de böyle olmasına izin vereceğiz. Bizim için çok tehlikeli olsa da onlar için de o kadar tehlikeli olacak. Bölüm 12: KATİL -Senden nefret ediyorlar. -Kimler? -Onlar işte, onlar. Fazla zorlama kendini, biliyorsun sen de. -Neden? -Bana bak, benimle dalga geçme. Sonsuz bir karanlığın ortasında yaşlı bir adam, el oyması bir sandalye üzerine oturmuş vaziyette belirdi. Bir elinde ufak bir bıçak diğer elinde yarısına kabaca şekil verilmiş ufak bir ahşap parçası bulunmaktaydı. Yuvarlak gözlüğü üzerinden, memnuniyetsizce Lilly’e bakarak ve bıçağını ona doğru sallayarak konuşuyordu. -Hiçbir şey bilmediğine emin misin? -Neyden bahsettiğini bile bilmiyorum. -Hiç şüphe duymuyor musun? Eğer öyleyse… Konuşmasını alay edici bir “Hıh!” ile tamamlayarak kafasını iki yana salladı ve sonra bakışlarını elindeki ahşap parçasına odakladı. Bıçağın ucu ile ahşap üzerinde ayrıntılar çıkarmaya çabalıyordu. Bir yandan uğraşına devam edip bir yandan konuşmayı sürdürdü. -Seni çok beğeniyorlar, öyle ki kıskançlıkları seni öldürdü. -Ben mi? Yaşlı adamın söylediklerini ancak algılayan Lilly şaşırdı. -Öldüm mü? -En azından bir kısmın. Belki. Belki de değil.(Omuzlarını silkerek) Belki uyuyordur. Düşüncelere dalarak başını eğdi Lilly: -Ben hiç ölmeyeceğim. Yaşlı adam bu kez biraz öfke biraz da kederle konuştu. -Doğru ya, sen ancak öldürmeyi bilirsin, ölmeyi değil. Sonra sesli ve uzunca bir nefes vererek sakinleşti, gözlerine ılım geldi. -Neyse ne, beni yuttuğun için artık o kadar da kızgın değilim. Sözlerini tamamladıktan sonra gözlerini bu kez boşluğa çevirdi ve anlamsızca bakmaya başladı. -Beni yuttuğunu da hatırlamıyorsundur şimdi sen. Evet neyse, böylesi daha iyi. Sana asıl söylemek istediklerim bundan çok farklı hem. Lilly, bir süre adamın konuşmasını tamamlamasını bekledi ancak bir sonuç alamayınca sabırsızlanarak alelacele cümleler sarf etti. Bir şeylere geç kalıyormuş hissi vardı içinde. -İhtiyar, hadi hadi. Ne demek istiyorsun? Aklımı çok karıştırdın. Aman onu boş ver. Asıl söylemek istediğini söyle de. Yaşlı adam kafasını ağır ağır, bir aşağı bir yukarı salladı. Gözlerini Lilly’e çevirdi. -Bu dünyayı istiyor musun? Lilly, vurgun yemişçesine kalbinde bir sıkışma hissetti. İçinde bir his, düşünmesine engel oluyordu ve ağzına ilk geleni söyleyiverdi. -Evet ve onu alacağım. -Heh heyt! İşte benim kızım. Adam, keyifle gevrek gevrek güldü. -Yalnız bunu tek başına yapman çok önemli, sakın unutma. Sonra adam yok oldu, arkasından da Lilly. [Küre H0066’da, şehrin göbeğinde] Tan yerinin belli belirsiz ışıkları, saat gibi çalışan şehrin tepelerinde görülmekteydi. Lilly ve Bremlin, tıpkı içinde bulundukları şehir gibi tunç rengine bürünmüşler, kalabalığın ortasında dikkat çekmeksizin birbirlerine bakıyorlardı. Bu şehir, hiç uyumuyor, yorulmuyordu. Zira Haze sisteminin bel kemiği, finans kralıydı. İnsanları hep çalışmakta ve kazandıklarını çalışmak için harcamakta, kürenin yöneticileri hep çalışmakta ve kazandıklarını çalıştırmak için kullanmaktaydı. Kurulduğundan beri sekteye uğramayan bu sistem içinde sekteye düşen birkaç beyin vardı. Lilly’nin bugünkü işi de böylece belirlenmiş oldu. Bir bahanesi olsa da kendisi de sadece öldürmek için öldürdüğünü ya da merakına yenik düştüğünü çok iyi biliyordu. Bremlin birkaç saniye sonra hızlı adımlarla Lilly’den uzaklaştı ve kalabalığa karışarak gözden kayboldu. Tüm bu karmaşa içinde yalnız ve özgür hissetti o an ve hiçbir şey duymaksızın göğe kaldırdı başını Lilly. Dünün ve yarının sahte yıldızları parlıyordu soluk soluk. O an, hepsinin gerçek olduğunu sanıyordu; tan yerinin, yıldızların, ağaçsız şehirdeki çiy kokusunun. Tik tak tik tak tik tak: Şehrin makineleri çalışıyordu bir saat gibi. Tik tak tik tak tik tak: İnsanların adımları saniyelerle uyumluydu. Tik tak tik… Güm… Her şey bir anda durdu ve Lilly koşmaya başladı. 400 metre ötedeki ana binaya doğru, insanların arasından ustaca süzülerek ve son hızla koşarak ulaşmaya çalışıyordu. Çok sürmedi binanın girişine bir tekme geçirip kapıyı yamultması. Ancak daha güçlü bir tekme gerekiyordu. Boynunda ve kollarında mavi, şerit gibi yazılar belirdi ve Lilly bir yumrukla koca kapıyı önüne serdi. Bu şehrin insanları tıpkı saat pili gibiydiler. Saat bozulursa yapacak bir şeyleri yoktu. Şaşkın şaşkın bakınıyorlardı etraflarına, korkuyla. Ancak hiç biri kıpırdamıyordu azıcık bile. Binanın içindeki insanlar Lilly’nin farkında bile değillerdi. Yere bakıyor, anlam veremiyorlardı muhteşem saatlerinin sekteye uğramasına. Lilly böylece kolayca binanın kalbine ulaştı. Aradığı kişi ile göz gözeydiler şimdi. Ağır adımlara, dramatik konuşmalara ve küstah bakışmalara harcayacak zamanı olmadığını biliyordu kız ve buna memnundu. Hiç vakit kaybetmeden otuzlu yaşlarındaki siyah bir kaftan giymiş olan mutsuz kadına doğru yöneldi. Bir şey vardı. Yanlış bir şey vardı bu kadının gözlerinde ve Lilly bundan çok rahatsızdı. Sanki kendisini beklemekteydi. Kadının ince boynuna dolamış olduğu ellerini gevşetti bir saniyeliğine ve dudaklarını büktü. Fısıldadı. Lilly: Buraya geleceğimi biliyordun. Kadının gözlerinden bir dehşet kıvılcımı geçti ve söndü. Muhtemelen cebinden çıkarmış olduğu ufak bir silah, aniden kadının ellerinde belirdi ve Lilly’nin kafasına dayandı. Kadın: Ya sen ölürsün, ya da ben. Ağzından tehdit lafları çıkmış olmasına rağmen yüzünde şefkat saçan çaresiz bir gülümseme vardı kadıncağızın. Lilly: Bu işte cidden bir şeyler olduğunu kanıtlıyorsun böyle yaparak. Ne yani, seni öldürmem için sial mı dayıyorsun kafama? Eğer öyle değilse beni hemen şimdi vurabilirsin. Kadın bu kez gerçekten komik bir şey duymuş gibi kahkaha attı: Ama ölmeyecektin. Seni vursam da ölmeyecektin. Şimdi sana gerçekten acıdım. Neyse, beni öldürsen de öldürmesen de bir şey değişmeyeceğini anladım. Senin bu salaklığınla gerçekten hiçbirinin anlamı yok. Tam o sırada, Lilly’nin bileklerindeki ve boynundaki yazılar parladıkça parladı. Vücudunun her yerinde aynı yazılar oluşmaya, derisini yakmaya başladı. Lilly acıyla bağırarak yere yığıldı. Yerinde duramıyor, sürekli kıvranıyordu. Az sonra gözleri tamamen mavi, oldu ve parladı. Sesi artık bağırırken Lilly gibi çıkmıyordu. Zar zor ayağa kalktı ve kadının karnına elini sokup onu ikiye ayırdı. Sonra odadan çıkarak önüne gelen kim varsa parçalayarak çıkışa ulaştı. Bunları yaparken halâ acıyla kıvranıyor ve bağırıyordu. Kimse bir tepki göstermiyor, kaçışmıyor, bağrışmıyordu. Tekrar, Bremlinle ayrıldıkları noktaya gelene kadar bunları yapmayı sürdürdü ve tam o noktada dizlerinin üstüne düştü. Bremlin’in ayakkabıları üzerine yığıldı ve çok büyük bir çığlık attı. Bremlin önce donup kaldı, sonra istemsizce ayaklarını Lilly’nin başı altından tiksinerek çekti. Ancak hemen aklını başına toplayarak kızı kucakladı ve kürenin çıkışına ilerlediler. Lilly, Bremlin’in kucağında kıpraşıp duruyor, çocukcağızın göğsünü tırmalıyordu. Tabii öldürecek derecede şiddetli tırmalayışlar değildi bunlar ama yine de Bremlin’in göğsü hayli kanıyordu.
    1 point
  3. bolaykim

    Bolaykim o.O Fan Sub

    Selamlar, Atari kousuke 'nin Haru isimli klibi tamamlanmıştır. İyi seyirler <3
    1 point
  4. Peki peki bir şey demedim :D Bu aralar pek bir doluyum, vaktim olursa ilk işim ( ilk değilse de ikinci :P ) senin fanfictionını okumak olacak.
    1 point
  5. bolaykim

    Bolaykim o.O Fan Sub

    Selamlar! Hata Motohiro'ya ait Kotonoha no Niwa single parçalarından biri olan ve ayrıca animeden görüntüler ile yönetmen tarafından oluşturulmuş "Kotonoha" parçasının klip çeviri tamamlanmıştır. ( Ne uzun oldu ya -.-" ) İyi seyirler ^_^
    1 point
  6. bolaykim

    Bolaykim o.O Fan Sub

    Selamlar! Machine-Doll wa Kizutsukanai 04 tamamlanmıştır. İyi seyirler :)
    1 point
  7. yorumlar için teşekürler deniycem one piece ve ful arçemist izledim ama pek beğenmedim full metal arçemisti animezden izlemiştim farklı şeyler deniycem :D ben romantik felan değil direk konuya bodoslama düşünmeden dalıcak arada sırada espiri olucak bol aksiyonlu vurdulu kıdılı öneriler istiyorum :D içinde aşk da olabilir ama sırf aşk olmasın :D
    1 point
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.