Jump to content
×
×
  • Create New...

BomBoş

Kayıtlı Üye
  • Content Count

    11
  • Joined

  • Last visited

About BomBoş

  • Rank
    Level 1

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet :
    Not Telling
  1. Azer'i sevmen çok iyi, en azından birinden 'normal' bir sevgi görmüş olsun. :) Teşekkürler. Görüşmek niyetiyle. Yazım (hikâyem) konusunda bunları düşündüğüne sevindim. Tam aksine, karanlık tarzı kanlı/psikopatça sahneleri yazmayı seviyorum. Yamyam Abi'nin alaycı düşüncelerinin böyle olumlu etki yapması sevindirici, umarım diğer bölümlerde de sıkılmazsın. Geciktirmemeye çalışacağım.
  2. Teşekkürler. :) İlgini kaybettiğin yerlerin olması yazım konusunda benim açımdan üzücü. Umarım pürdikkat okuyabileceğin bölümlerde görüşebiliriz. Hikâyenin devamını okuyacak olmana sevindim. -Hem yazma isteğimin, hem de okuyucuların sessizliği olmazsa- geciktirmemeye çalışacağım. Teşekkürler, hikâyem hakkında böyle düşünmeniz güzel. Wattpad'le yıldızım barışmadı, bundan sonra da barışacağını sanmıyorum. Eklenmesi gerektiğini düşünmeniz hoş.
  3. Teşekkürler. Umarım güzel olur. Ne kadar da bir ekleyebileceğimi kestiremiyorum, maalesef. Teşekkürler. Ölüm havasını hissetmen güzel, daha da artması iyi olurdu. :) Teşekkürler, erken eklemeye çalışacağım.
  4. Bahsettiğin yer ilk Türkçe fanfiction sitesi ise orada üyeliğim var ama bu hikâyemi paylaşmadım. Eskisi gibi aktif değil, maalesef. Yok eğer Wattpad'den bahsediyorsan, orayı sevmiyorum. Öneri için teşekkürler.
  5. Teşekkürler. Bunu duyduğuma sevindim. Umarım pişman olmazsın.
  6. Demir tadı barınan ılık sıvıyı ziyan etmeyi istemediğimden dudağımı keyifle yalıyorum. Ah, inanın bu his mükemmel. Merak etmeyin, size bunun nasıl bir his olduğunu anlatacağım. Yani; kendi türünü yemenin nasıl bir şey olduğunu. Tabii aylar öncesinde olsaydık anlatabilirdim. Şimdi sizinle uğraşacak durumda değilim. Kafamda -öncekilerden kalan- pis kokunun barındığı çuval var. Yakalandığım andan beri karanlıktan kurtulamadığım için renginin ne olduğunu bilmiyorum. Ne önemi var, diyecek kadar aptal değilsiniz, değil mi? Bu benim hikâyem ve ben anlatıyorum. Eğer bir şey anlatmaya cesaret ettiyseniz, her detayı özenle söylediğinize emin olmalısınız. Sizi dinleyen kişi; el ve ayaklarınızın zincirlendiğini, celladınızın kopartacak derecede kolunuzu sıkarak ölüm yerine getirdiğini, sessiz ama bir o kadar gürültülü kalabalığın idamınızı beklediğini ve en önemlisi, o kırılgan boynunuzu kesecek demir aletin -korkasınız diye sıcağı sıcağına- bilendiğinden haberdar olmalı. Yoksa etkileyici olamazsınız- Oh, sahi ya. Bunlar benim şu anki durumumun özetiydi. Ölecek birine göre çok konuşkanım değil mi? Burada sevimli bir gülücük hayal edin. Aa evet, size kendimin nasıl göründüğünü anlatmadım. Ama ondan önce herkesin mutlaka öleceğini hatırlatmakta fayda var. Siz unutsanız da ölüm sizi unutmayacak. Evet, biliyorum. Konuşmada dikkat çekilmek istenilen yerler bastırarak söylenmeli. Sizi bilemem ama ben kendi söylememe rağmen etkilendim. Ölüm havasına girdim diyebilirim. Nasıl göründüğümü anlatacaktım, doğru. Kafanız karışıyorsa bu çok normal. Ben bile kendi düşüncelerimin hızına yetişemiyorum. Belirtmeyi unuttum mu yoksa? Bana ve anlattıklarıma güvenmemenizde fayda var. Uyarılar&Bilgiler #Yamyamlık, Psikolojik, Karanlık öğeler barındırır. (+18?)#Aksiyonlu bölümler beklemeyin. #Onun (gerçek) ismini asla öğrenemeyeceğiz. Kabullenelim. ;) #Hikâyenin ilerleyiş durumuna göre kısa ya da uzun soluklu olacak. #Stargate'te Wraight'lere suçlu insanları verme fikrinden; klasik fantastik öğelerin/olayların birçoğundan esinlenilmiştir. #Güvenilmez -akıl hastası- ilk ağız anlatımı. #Belirli bir fandoma ait olmadığından, fanfiction köşesine eklemek uygun değilse -uyarının ardından- sileceğim/sildireceğim. 1. Bölüm Yağmur yağdığında masum birilerinin ağladığı söylenir ya, şu an havanın rüzgârlı olması ne anlama geliyor? Benim idamımın hava durumuyla alakası olamaz ki- -değil mi? Siz değerli dinleyicilerime bile kaba davranıyorum, benim iyi biri olduğumu düşüneceğinizi hiç sanmam. Bu çok doğru bir davranış. Bana güvenmek, hayatınız boyunca yapmayacağınız durum olsun. Eğer benimle ilgili olsaydı, böyle ılık bir rüzgâr esmezdi. Bu havayı o kadar yakından tanıyorum ki. Ilık ama serin tutan esinti. Tıpkı.. Tıpkı; benim küçük kardeşim gibi. Sizlere bir sır vereyim: Eğer küçük kardeşimin yanındaysam ve bir şeyler düşünüyor ya da söylüyorsam, kesinlikle doğru konuşuyorum. Onun yanında yalan söyleyemem. Hayatımın ellerinde olduğu tek kişi o. Ve inanın bana, o beni sevmiyor. Hatta nefret ediyor. Ne kadar da şaşırdınız öyle. En azından şaşırmış gibi yapabilirdiniz. Ah, neyse. Belki de yediğim aynı türde olduğum varlıklar doğruyu söylüyordu: Sizler gerçek değilsiniz. Beynim çok fazla karıştı. Artık bileme işi bitse de beni kesmeye başlasanız? Sessiz-ama-gürültülü kalabalık sabırsızlanıyor. Bana dokunmaktan korkarcasına yüzümde hissettiğim rüzgâra gülümsüyorum. Çok geçmeden usul bir kahkaha atıyorum. Bunu yapışımla çuvalın pisliği ağzıma doluyor. Pislikten nefret ederim! Öksürükle cebelleşirken sonunda biri başımdaki çuvalı çıkarıyor. Temiz havayla buluşmam, gözlerimin beklemediğim eşyayı fark etmesini sağlıyor. Tamam, iple asılmayı bekleyecek kadar akılsız değilim ama en azından giyotin olmasını bekliyordum. Ağaçların kesildiği masada ortadan ikiye ayrılmayı değil! Kızdım mı? Elbette hayır! Nasıl kızabilirim ki? Bu çok muhteşem bir fikir. Neden bunu daha önce düşünemedim? Bizlerin vücudu dış örtümüz gibi yumuşak değil. Kesmesi, parçalaması tek başına çok zor oluyor. Diklemesine uzun masanın başına koyulan keskin aletten ben de almalıyım- Şaşkın hayranlığımdan dolayı beni havaya kaldıran iki celladımın yüzüne odaklanamıyorum. Bedenim sırt üstü masaya yatırıldığında, bakışlarım gökyüzünün rengiyle buluşuyor. Eğer şu an heyecanlı olmasam sizlere 'Gökyüzü gerçekten mavi mi?' konusunu anlatabilirdim. Şimdilik maruz görün. Ellerim ve ayaklarımdaki zinciri çıkarttılar. Vay! Büyük cesaret doğrusu, diye onları övmek isterdim ama şimdi bir şey fark ettim. Saatler önce verilen sıvının, idamlık olanlara yapılan iyilik olduğunu sanmıştım ama şu an bedenimi kımıldatamayışımdan ilaç verdiklerini anlıyorum. Demek bu yüzden vücudumu karınca sarmış gibi hissediyordum. -Bu hissi nereden bildiğimi başka zaman anlatacağım.- Onları tebrik ettiğimi belli eden gülümseme dudaklarımda beliriyor. Onlarda yaptığı etkiyi göremiyorum. Sadece cellatlarımın, sol elim ve sol ayağımı iple bağladıklarını anlıyorum. Gecikmeden sağ tarafıma da aynı işlem yapılıyor. Uzandığım masadan -rahat kayması için yağ sürmeyi akıl edemeyen- cellatlarım beni aşağı çekmeye başlıyor. Ne güzel bir görüntü, tabii eğer bunu yapan olsaydım. O sivri şey vücudumu ikiye ayırmaya yetecek mi? Daha önce birinde denediniz mi? Hissettiğim o tanıdık his beni sarıyor, içten bir kahkaha atıyorum. Tam bıçağın bacağımın arasına gelme anıyla denk olmuş olacak ki, dehşet dolu ifadeler üzerime odaklanıyor. Belki de tek bir ifade. Tüm bu hapsedilme süresi boyunca ağzımı açmadığımdan, dudaklarımdan dökülen cümle cellatlarımın ve bizi izleyenlerin şaşkınlık sesi çıkarmasına sebep oluyor. ''Şimdi, kaçmalısınız.'' Enselerinden giren okla hırıltılı şekilde yere düşen iki beden, beni dinlememiş olmanın cezasını çekiyor. Bağırış ve emredişler ölüm sessizliğini anında dağıtıyor. Daha fazla yardım isteyen hak savunucuların ve ölüm eğlenceme eşlik etmek için gelen kalabalığın korku dolu bağırışları birbirine karışıyor. Ben ise öylece gökyüzüne bakarak, havanın ne kadar ılık olduğunu düşünüyorum. Sonunda sesler kesiliyor ve görebileceğim görüş alanına masum bir suret giriyor. Sizlerin bakış açısından, kanlı yüzünde nefret ifadesi barındıran adam gibi görünüyor olabilir ama bu doğru değil. Aslında haklısınız, hangisinin gerçek olduğunu kim bilebilir? Kuru dudaklarım sonunda neşeli harflere ev sahipliği yapıyor. ''Merhaba, küçük kardeşim.'' 2. Bölüm ''Kalk şuradan!'' Ups. Sanırım küçük kardeşimi epey kızdırmışım. Vücudumu kımıldatmadan gözlerimle onu incelemeye başlıyorum. Görüşmeyeli epey oldu. Görünüşünde hiçbir değişiklik yok, kanlı olması da buna dahil. O savaşçı, o kahraman, o asker, o hak savunucusu, o- ''Sana kalk dedim!'' ''Hey, kurtardığın masum insana böyle kabaca davranman hiç hoş değil, küçük kardeşim-'' ''BANA 'KÜÇÜK KARDEŞİM' DEME! BANA 'KARDEŞİM' BİLE DEME!'' Şaşırmanızı gerektirecek bir durum yok. Ufak bir kardeş kavgası. Sizin ailenizde de bu tür tartışmalar olmadı mı? Böyle bir durumda yapmanız gereken şey çok basit: Sakince ya da tehdit tonuyla onun adını söylemek. Elbette sakin tarafı seçeceğim. Kan kokusu yayan ve yakın zamanda çürüyecek leşlerle aynı sonu paylaşmak istemem. ''Azer.'' İsmi dudaklarımdan yabancıya aitmiş gibi çıkıyor. Küçük kardeşimin çenesinin seyirdiğini görüyorum. Başımı hafifçe yana eğiyorum. Onun yüzünü -en ince noktasına kadar ayrıntısıyla bilsem de- sizler için incelemeye başlıyorum. Siyah saçları çocukluğunda olduğu gibi kabarık değil. İnce, düz ve seyrekler. Bütün vücudu gibi yanık kokuyorlar. Kaşları çatık. Sandığınız gibi bana olan nefretinden değil. Doğduğunda da öyleydi. Minik yüzüne yakışmayan sert ifadesi vardı. Gözleri ateş renginde. Hayır, basit bir kırmızı değil onunkiler. Gerçekten ateşler. Yakından ve uzun süre bakacak kadar şanslıysanız, alevlerin yanışına şahitlik edebilirsiniz. Tıpkı onun da çok yakından vücudunu yakan ateşin yanışına şahitlik ettiği gibi. Kirpikleri kısa, gözlerinin altında olması gereken uykusuzluk morlukları yok. Saç bitimi oval şeklinde, yüzü de öyle. Çenesi hafif çıkık, bu ise onu tehditkâr yapan etkenlerden. Şu an olduğu gibi çok öfkeliyse, dişlerini sıktığını çatırdayan kemik sesinden anlayabilirsiniz. Merak etmeyin, bu pek nadir olur. Sadece bana özel olduğuna dair iyimser görüşe sahibim ama bu da sonradan anlatacaklarıma dahil olsun. -Beni tanımışsınız. Sonradan anlatmayacağımı bilmeniz güzel. İşte sizi dinleyicim yapan da bu.- Kulakları normal boyutta, burnu da öyle. Kanların altındaki deri ne kadar çirkinlikten arınmışsa, yüzü hariç bütün vücudu yanık izleri içinde. Bu yüzden her zaman uzun kollu, boğazlı giysiler giyiyor. Ellerine de her zaman siyah eldiven takar. Boynunu saran kumaş parçası onu tamamlıyor- Bir dakika. Normal olmayan bir değişiklik var. Eldivenleri siyah renk değil; bembeyaz. Boğazındaki de sıradan kumaş parçası değil, kaliteli özel dikim olanlarından. Üzerindeki UKROK amblemi kaşlarımı çatmama sebep oluyor. Ardından şaşkın bir kahkaha ağzımdan kaçıyor. Buna inanabiliyor musunuz? Benim küçük kardeşim büyümüş. Vücudunun yetişkin erkek boyutunda olmasından bahsetmiyorum. O benim gözümde bile büyüyecek seviyeye ulaşmış. Kahkahalarımı hayranlık dolu ıslığa çeviriyorum. -Onun nasıl bir ifadeye büründüğünü anlatmama gerek bile yok.- ''Sen- Ah, neşemi görüyor musun? Senin adına o kadar gururluyu-'' Bitmemiş cümlem yüzümün yanına inen özel işlemeli bıçakla kesintiye uğruyor. Âdemelmam korkuyla aşağı-yukarı hareket ediyor. Tamamlamama fırsat bulamadan yattığım masadan yere fırlatılıyorum. Kuru zemine inişim ve acıyla inleyişim aynı anda oluyor. Sizlere söylemiştim. Benim canımı -gerçek manada- yakacak, yaşamıma son verebilecek tek kişi o. Kral Lyn ile yaptığım anlaşmada- Sizlerle muhabbet etmeme izin vermiyor. Karnıma sert tekmesini yiyorum. Normalde olduğum yerde sızlanmam gerekirdi ama o da farklı olanlardan. Bu yüzden bir metre uzağa fırlatılmam beni şaşırtmıyor. -Sizi de şaşırtmasın.- Ardı ardına dayak yerken nedensiz mutluluğum kahkahaya dönüşüyor. Tahmin edildiği gibi bu onu daha çok çıldırtıyor. Sonunda tekmeden yumruğa terfi ediyorum. Kan tutmayan eldivenli elleriyle idam elbisemin yakasını kavrıyor. Tıslaması içimi ürpertiyor. ''SANA CEHENNEMİ YAŞATACAĞIM! BURADA İDAM OLMAYI DİLEYECEKSİN!'' ''İşte benim küçük kardeş-'' Bu seferki attığı yumruk inanın çok canımı yaktı. Yine de vücudum kanamaktan başka bir tepki vermiyor. Ah, sabırsız kardeşim. Neden kelimeleri tercih etmiyorsun ki? Eğer istesen sana neler anlatırdım bir bilsen. 3. Bölüm Düşüncelerim ona ulaşmıyor. Kelimelere dökerek anlamasına da izin vermiyorum. Sadece.. ...Onun içindekileri boşaltmaya ihtiyacı var, bu yüzden yapmasına olanak sağlıyorum. Hayatı boyunca iki kişi hariç, nefret duygusundan uzakta yaşadı. Bizden nefret etmesi onun suçu değil. O gerçekten masum. Beni öldüresiye dövmeye devam etmesine bakmayın, o sadece kurban. Bizim kurbanımız. Gözlerim karanlığa yavaş yavaş gömülürken, dehşet verici çirkinlikte olan yaşlı adamı görüyorum. Yüzündeki sırıtış, alaycı ifade, kin barınan gözler, elinde yanan odun parçası, arkasından yükselen alevler ve acı dolu bir yardım çığlığı... Görüntü siyaha boyanıyor. Kulaklarıma ulaşan son ses, iç yakan yalvarış oluyor. ''BANA YARDIM ET, ABİ! YALVARIYORUM! BANA YARDIM ET! ABİİİ!'' - Soğuk ve ıslaklık beni boğduğunda kendime geliyorum. Suyun içinde olduğumu, uzun saçlarımın arasındaki parmakların başımı kaldırmasıyla anlıyorum. Havayla buluştuğumda öksürüyorum. Boğuk bir tonda çıkan cümle, düşüncelerimi yerine getiriyor. ''Sonunda uyanabildin.'' Küçük kardeşimin tanıdık sesi. ''Uyandırmak için ne güzel bir yöntem,'' diye acı dolu neşeyle mırıldanıyorum. Eskiden olsaydı, içime işleyen gülüşlerinden birini hediye ederdi. Şimdi sadece nefes vermekle yetiniyor. Saçlarımı kavrayan elini geri çekiyor. Beni tutan o olduğundan bedenim öne düşmeye başlıyor. İnsan vücudunun refleks mükemmelliği devreye giriyor ve ellerimle, çimenli yumuşak zeminden destek alıyorum. O an -malum- aydınlanmalarımdan birini yaşıyorum. ''Oh, kımıldayabiliyorum.'' ''İlaçlandığını söylemeliydin.'' Haşerattan bahsediyor gibi konuşmasına iç geçiriyorum. Yine de neşemi sürdürüyorum. ''Aptal bir ağabeyin var. Kelimelerle sormadıkça karşı tarafın ne cevap istediğini anlayamıyorum. Bu her ne kadar sen olsan da.'' ''Kes zırvayı. Hani ben hariç kimse sana fiziksel-ruhsal zarar veremezdi? Bir de bana asla yalan söylemediğini, söyleyemeyeceğini havlardın. Hıh, sanki buna inanırmışım gibi.'' Alaycı cümleleri bedenimi geri çevirmemi sağlıyor. Etrafta temiz bir hava hâkim. Ağaçların hışırtısı, derede yaşayan hayvanların mırıltısı iç rahatlatıcı etki sağlıyor. Uzun zaman sonra ilk defa mutlulukla derin bir nefes alıyorum. Gözlerimi doğal güzelliklere kapatıyorum, ruhumu açıyorum. Ne kadar zaman geçtiğini bilmesem de, gözlerimi açtığımda gördüğüm karanlık gece olduğunu anlatıyor. O kadar uzun süre akıntının kenarında oturmama izin verdiğine şaşırıyorum. Beni nereye götürüyor bilmem ama gerçekten cehenneme götüreceğini daha iyi anlıyorum. Kardeşimin nerede olduğuna bakınmama gerek kalmadan onun sesi bana yardımcı oluyor. ''İhtiyacın varsa gider, yola devam ediyoruz.'' ''Ben açım, susadım ve-'' ''İhtiyaç kısmıyla tüm bunlar anlaşılmıyor mu?!'' Ay ve yıldızlar etrafımızı aydınlatıyor. Onun yerde kolunu yastık yaparak yatması ve sözlerimden sonra yüzünde oluşturduğu çocuksu kızgınlık beni güldürüyor. Kaşları çatılıyor, gözlerini açmadan boğukça soruyor. ''Komik olan ne?'' ''Çocuksuluğun.'' ''Ne halt-!'' Hızla ayağa kalkıyorum. Bedenimdeki acıya rağmen inlemiyorum. Karnımı doyurmam için; lezzetli, sağlıklı, yetişkin ve taze insana ihtiyacım olduğunu dile getirmiyorum. Aramız iyi değil, yemek tercihimi ona hatırlatarak daha da bozulması taraftarı değilim. ''Nerede yapacağım?'' ''Şatolarda büyümedin değil mi, prenses? Orman, hayvanların en rahat olduğu yer sanırdım. Değil miymiş?'' Ufak kahkaham, alevlerin üzerini örten göz kapakları kaldırıyor. Keskin gözlere aynı tonda bakıyorum. ''Beni bağlamamışsın ve karanlık ormana yalnız başıma mı salıyorsun? Bilgin olsun; bazı hayvanları eğitmeden öylece boş bırakamazsın. Giderler ama geri dön.mez.ler.'' ''Merak etme, sen döneceksin.'' ''Nasıl emin olabiliyorsun, küçük kardeşim?'' ''Çünkü sana yaşatacağım cehennemi merak ediyorsun.'' Tek bir cümle. Çenemi kapatıyorum ve ormana ilerlemeye başlıyorum. Üzerimde hissettiğim bakışlara rağmen geriye dönmüyorum.

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.