Jump to content
Türk Anime TV Forum

Macarthur

Üyeler
  • Mesaj sayısı

    99
  • Üyelik tarihi

  • Son ziyareti

  • Başarı

    4

Macarthur kullanıcısının son zaferi 19 Ekim

Macarthur en beğenilen içeriğe sahiptir

1 takipçi

Macarthur hakkında

  • Derece
    Level 1
  • Doğum tarihi 7 Aralık

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Belirtilmedi
  • Konum
    Dai-Ichi 6th Floor, Tokyo

Son profil ziyaretçileri

10.096 kez ziyaret edildi
  1. Macarthur

    Anime Video, Caps ve Memes Paylaşım Bölümü

    Saber: imparator adına bu sektörü ele geçireceğiz kiz kardeşlerim. Horo: Chapter master ve elma için! *howl* Miku: A-gitatis ultramarini! Dominitis Ultramarini!... bi dakka ya, yanlış chapter. Reimu: (bayan space marine olmuyordu diye biliyorum ben ama... neyse hadi)
  2. Macarthur

    Anime Video, Caps ve Memes Paylaşım Bölümü

    Bakalım bu espriyi kim anlayacak? Bu ablamız doğru yolu bulmuş.
  3. Macarthur

    Anime Video, Caps ve Memes Paylaşım Bölümü

    - Bacım bilgisayar virüsü öyle temizlenmiyor yanlız. Neyse devam et, amaterasu çarpmasın şimdi.
  4. Macarthur

    Anime Video, Caps ve Memes Paylaşım Bölümü

    Putin-onii-chan! Herkes bize bakıyor-nyaaa.
  5. Macarthur

    Anime Video, Caps ve Memes Paylaşım Bölümü

    Dünyanın bütün işçi-onii-chanları, birleşin.
  6. Macarthur

    Anime Video, Caps ve Memes Paylaşım Bölümü

    Attack on Titan'a henüz başlamamış ama hikayesini merak edenler için kısa bir özet. Ek olarak: Bu forum çoktan öldü.
  7. Macarthur

    Sizde Death Note olsa kullanır mıydınız? neden?

    Kullanmaz ve ortadan kaldırırdım. Adaleti tek bir kişinin eline alması asla iyi sonuçlar doğurmaz. Çok sevdiğim bir laf vardır : "Güç yozlaştırır. Sınırsız güç, sınırsız bir şekilde yozlaştırır". Bu tür insanlar, Death Note'ta da görebileceğimiz gibi kısa bir süre sonra, kendileri ile aynı fikirde olmayan herkesi düşman ve suçlu olarak görmeye başlar ve topluma, avladıkları suçlulardan daha fazla zarar verirler. "Bu dünyada, kendi kalbinin tertemiz olduğuna inanan ve bu inancı yüzünden yaptıklarının doğruluğunun şüphe edilemez olduğunu düşünen birinden daha tehlikelisi yoktur. - James Baldwin
  8. Bir ölürüz, bin diriliriz hacı. Walking Dead, Türk anime topluluğunun yanında halt etmiş.
  9. Welcome aboard Türk Anime airlines. Enjoy your stay. (YOU ARE NOT LEAVING)
  10. Macarthur

    Japonya'nın Eksileri

    Kadınların toplumda ki durumlarının pek değişmiş olmaması. Japonya ağır derecede ataerkil bir toplum. Kadınlardan beklenilenler geçmiş yüzyıllardan beri pek değişmemiş. "Birthday Cake" (25 yaşında hala bekar olan kadınlar) adı verilen aşağılayıcı bir terimin doğduğu yer neticede. Polis ve Silahlı Kuvvetler gibi üniformalı hizmetlerde kadınsanız yükselmeniz çok zor, hatta çoğu zaman girebilmeniz bile tamamen şansa kalmış. Diğer iş kollarında arkanız sağlam değilse ya da size sempati duyan bir müdüre denk gelmediğiniz sürece terfi alabilmeniz pek mümkün değil. Zamanında konuştuğum biri eğitim sektörünün kadınlar için güvenli olan bir kaç işten biri olduğunu söylemişti. Bir de gizli, seçici bir ırkçılık olması. Homojen bir toplum oldukları için diğer etnik kökenlere müsama göstermiyorlar. Eğer Amerikalı iseniz sıkıntı yok. (Japonların çoğu, özellikle genç nüfus "Amerifil" derecesindeler) Batı Avrupa ülkelerinden geldiyseniz de pek sorun yaşamazsınız. Güney Amerika, özellikle Brezilya gibi yerlerde büyük bir Japon diyasporası olduğu içinde oradan geldiyseniz rahatsınızdır. Ama Afrika ya da orta doğu ülkesiyseniz size en fazla tolere ederler. Çinlilerin ve Korelilerin yaşadıklarına hiç girmeyeyim, çok uzun ve hoş olmayan bir hikaye.
  11. "Forumun kapanması gibi bir şey söz konusu değildir. Bu yalanları söyleyen Gaijin'ler bulunup atalarının yanına yollanacaklardır" - Ripper El-Actual Es-Sabah Turkanime.tv Enformasyon Bakanı (Espri 15 yıllık ama idare ediverin)
  12. Macarthur

    Doğum Günün Ne Kadar Özel?

    Pearl Harbor saldırısı gerçekleşti. Bir de Falkland Savaşı oldu.
  13. Macarthur

    Sengoku Jidai

    Dramatis Personae (1) Nobunaga Oda (1534-1582) Egzantirik tavırları ve giyim tarzı nedeniyle çocukluğunda “Owari’nin aptalı” ya da “İşe yaramaz Nobunaga” olarak bilinen Nobunaga Oda, doğduğu andan itibaren bir isyancıydı. Sık sık ailesine ve öğretmenlerine itaatsizlik eder ve çoğu kişi tarafından sevilmezdi. Küstah genç bir adam olarak tanınan Nobunaga, aslında hırslı kişiliğini herkesden gizlemekteydi. Yaşı ilerledikçe, büyük bir Daimyo olacağının sinyallerini vermeye başladı. Dosan Saito ve Yoshimoto Imagawa gibi güçlü derebeyleri ile etrafı sarılı olduğundan, dikkatli ve sabırlı bir şekilde bulunduğu bölgeyi güçlendirmeye başladı. Kiyosu ve Iwakura kalelerini zaptedip 25000 kişilik Imagawa ordusuna yaptığı sürpriz saldırı ile Imagawa klanının sonunu getirdi ve Owari bölgesinin tartışılmaz hakimi oldu. Nobunaga Shogun ile arkadaşlığını geliştirirse ne kadar güçlü olacağını farkedip, 1568 yılında başkent Miyako’ya yürüyüp, Yoshiaki Ashikaga’yı Shogun yaptı. Nobunaga o kadar güçlendiki o dönem kimse ona meydan okuyamıyordu. Öte yandan, Shogun ile arkadaşlığıda fazla uzun sürmedi. Nobunaga, Ashikaga’yı nadiren dinliyor ve genelde kendi istediğini yapıyordu. Nobunaga’nın küstahlığından bıkan Ashikaga, gizlice bir ordu kurarak Anegawa nehrinin yanında Nobunaga’ya saldırdı ama kurnaz Nobunaga’nın ölmeye ,en azından şimdlik, niyeti yoktu. Hemen bir karşı saldırı ile Ashikiga’ya yardım eden iki klanı, Asakura ve Azai’yi yoketti. (Azai klanının lideri Nagamasa’nın kızkardeşi Ichi ile evli olmasına rağmen ona hiçbir merhamet göstermedi) En büyük düşmanı Shingen Takeda’nın ölüm haberini aldıktan sonra, Nobunaga çok güçlü olan Ikko mezhebinin rahipleriyle ittifak kurdu. Nobunaga’nın tüm Japonya’ya hakim olma rüyası her geçen gün biraz daha gerçekleşmeye başlamıştı. Maalesef, Chugoku bölgesine saldırmak için hazırlanırken, kendi adamlarından biri Nobunaga’nın sonunu getirdi. En sadık adamlarından biri olan Mitsuhide Akechi, bugün bile bilinmeyen bir nedenden dolayı, Nobunaga’ya Honno-ji tapınağında dinlenirken kendi adamları ile saldırdı. Sonuna kadar bir savaşçı olan Nobunaga, canlı olarak yakalanmak yerine yanmakta olan tapınakta yardımcılarından biri olan Ranmaru Mori ile birlikte kendi canını aldı. Ieyasu Tokugawa (1542-1616) Motoyasu Matsudaira olarak dünyaya gelen Ieyasu Tokugawa, daha üç yaşında doğduğu Mikawa’da ki Okazaki kalesinden, Imagawa klanının Suruga’da ki kalesine bir rehine olarak gönderilmişti. Yolda Nobunaga Oda’nın babası Nobuhide tarafından yakalanıp, Sessai Taigen bir esir değişimi ayarlayana kadar Oda ailesinin “misafiri” olarak kaldı. Sekiz yaşında, Tokugawa bu kez babasının hizmet ettiği daimyonun rehinesi olmak üzere serbest bırakıldı. Yaşadığı bu zor çocukluğa rağmen, Tokugawa çok çabuk olgunlaştı. Imagawa klanının ne kadar zayıfladığını farkeden Tokugawa, “misafir” olduğu zamanlarda arkadaşlık kurduğu Nobunaga Oda’nın tarafına geçti ve Okehazama Muharebesine katıldı. Yoshimoto Imagawa bu muharebede öldükten sonra klandan ayrıldığının bir sembolü olarak ismini değiştirdi. Tokugawa, sabırlı ve akıllı bir adamdı ve yükselmekte olan liderlerle arkadaşlık yapmanın ne kadar yararlı olduğunu erkenden farketti. Doğru zamanda doğru yerde olabilme yeteneği onun bu kadar uzun süre hayatta kalıp, ileride ülkenin başına geçmesinde çok etkili oldu. Nobunaga öldükten sonra, her ne kadar ondan hoşlanmasada, Hideyoshi Toyotomi’nin emrine girdi. 1598’de Toyotomi öldüğünde, Tokugawa isyan bayrağını açarak, kendine sadık komutanlarla birlikte Toyotomi’nin varisi Mitsunari Ishida ile savaştı ve sonunda onu yendi. Nobunaga’nın hayalini kurduğu şeyi Tokugawa gerçekleştirecekti. Tokugawa 75 yaşına kadar yaşadı (zamanın şartlarını göz önünde bulundurduğunuzda bu çok uzun bir hayat) ve bugün bile zekası ve acımasızlığı ile tanınır. Shingen Takeda (1521-1573) Babasının aşırlıklarından midesi bulanan Shingen, 18 yaşında onu devirerek Kai bölgesinin başına geçmiş ve bir toparlanma sürecinin ardından Shinano’yu ele geçirerek bölgede ki en büyük daimyolardan biri olmuştur. Lakabı olan “Kai Kaplanı” bile diğer derebeylerinin kalplerine korku salmıştır. Rivayete göre Tokugawa, Takeda’yı ilk defa gördüğünde korkudan titremeye başlayıp, kaçmıştır. Hükümdarlığı sırasında Takeda klanı bölgede üstünlük sağlamış ve Shigen Takeda büyük ün kazanmıştır. En büyük rakibi olan Kenshin Uesugi, onu engellemek için onunla sürekli savaş alanında karşılaşmıştır. Kawanaka adasında beş kere savaşmışlar ama ikiside birbirine üstünlük sağlayamamışlardır. Uzun süren savaşlar sonucunda Takeda kuvvetleri, bir dalga gibi yayılıp Mikawa ve Suruga bölgelerini ele geçirmişlerdir. Bu müthiş askeri dehasına rağmen, Takeda 53 yaşında hastalıktan hayatını kaybetmiştir. Takeda ile Uesugi arasında sadece büyük bir rekabet değil aynı zamanda gayri resmi bir arkadaşlık olduğu söylenir. Rivayete göre, Takeda’nın ölüm döşeğinde olduğunu öğrenen Kenshin ona bir mesaj gönderip, onun gibi bir savaşçının yatağında ölmemesi gerektiğini ve Takeda’nın canını sadece kendisinin alabileceğini söylemiştir. Kenshin Uesugi (1530-1578) Yüksek rütbeli bir devlet adamı ve büyük bir savaşçı olan Tamekage Nagao’nun üçüncü oğlu olan Uesugi, Nagao klanının babasından sonra lideri olmuştur. Kamakura bölgesinin lideri tarafından evlat edinince soyadını değiştirmiş, ismini de budist olduğundan “Sadakat” ve “Alçakgönüllülük” anlamına gelen “Kenshin” ile değiştirmiştir. Kenshin ilk defa, 14 yaşında Echigo bölgesinde ki bir isyanı bastırarak ün kazanmıştır. Kenshin’in elde ettiği zaferleri kıskanan abisi Harukaga kendi askerleri ile küçük kardeşine saldırmış ama Kenshin, ona sadık olan askerlerin desteği ile abisini yenmiştir. Abisini hallettikten sonra Kenshin tüm Echigo bölgesini kontrol altına almak için harekete geçmiştir. Orduları en sonunda Shingen Takeda’nın kuvvetleri ile Kawanaka adasında çarpışmıştır. Bu savaş aslında, 5 farklı muharebeden oluşur. 4. muharebe sırasında, Kenshin, Shingen’i gafil avlamış ve onunla yüz yüze savaşmıştır. Bu tarihi düelloda iki tarafta birbirine üstünlük sağlayamamıştır. Ardından Kenshin, Terumoto Mori ile ittifak yapıp Nobunaga’ya karşı savaşmış ama ömrü savaşın sonucunu görmeye yetmemiştir. Kenshin büyük bir savaşçı olmasının yanısıra, onur ve insanlığa önem veren bir adamdı. Kişisel çıkarları gözetmeden şeref ve haklılık için savaşması onun diğer lordlara karşılık beklemeden yardım etmesini sağlamıştır. Çoğu kişi Kenshin’in yaşadığı kirli ve kanlı çağa yakışmayan iyi bir insan olduğunu söyler. Motonari Mori (1497-1571) Motonari Mori müthiş zeki bir adamdı ve belki de 16. Yüzyılın en büyük dahisiydi. Ama aynı zamanda, zalim, kıskanç ve açgözlü bir adamdı. Daha genç yaşta, ileride klanın tek lideri olmak için kardeşlerini öldürtmüştür. Babası öldükten sonra Chugoku bölgesinin tartışılmaz lideri oldu. Savaşta Mori, istihbarat toplama ve düşmanlarının kendi planlarını öğrenmelerine engel olmak konusunda ustaydı. Müthiş bir stratejistti ve iyi eğitimli askerlerinin hayatlarını boşa harcamak yerine, hile ve aldatmacalarla düşmanlarını yeniyordu. Bütün bu dahiliğine ve acımasızlığına rağmen Mori, kardeşlerinin canını almanın pişmanlığından hayatı boyunca kurtulamadı. Ölüm döşeğindeyken, oğullarını yanına çağırmış ve hizmetlilerden kendisine birkaç ok getirmesini istemiştir. Eline aldığı tek bir oku kolayca büküp kırdıktan sonra, üç tane oku yanyana getirmiş ve oğullarından okları kırmalarını istemiştir. Oğulları bunu başaramayınca, onlara eğer bu üç ok gibi birlikte olurlarsa kimsenin onları yenemeyeğini ama işbirliği yapmazlarsa, o tek ok gibi kolaylıkla kırılabilineceklerini anlatmıştır. Dosan Saito (1494-1556) Saito tıpkı Hideyoshi Toyotomi gibi sıfırdan, zirveye çıkmış bir adamdır. Hayatına bir lamba yağı satıcısı olarak başlayan Saito, hile ve diğer süpheli yöntemlerle Inaba kalesinin efendisi olmuş ve Mino bölgesinin hakimiyetini almıştır. Hilekarlığı ile büyük ün kazanan Saito, diğerlerinin ona verdiği lakapla “Mino Yılanı”, sahip olduğu şeytani zekası ile diğer derebeylerine korku salmıştır. Saito aynı zamanda, diğer daimyoların aksine Nobunaga Oda’nın içinde ki hırsı farkeden bir adamdır. Genç adamın ileride çok işe yarayacağını düşünen Saito, kızı Noh’u Nobunaga ile evlendirerek, onu damadı yapmıştır. Saito en büyük oğlu olan Yoshitatsu’nun kendisinden olmadığını düşüdüğü (ve bu düşüncesini saklama gereği duymamıştır) için, ikinci oğlunu varis olarak seçer. (Yoshitatsu’nun annesi Toki klanından bir cariyedir ve evlilik dışı olarak doğmuştur) Bunu duyan Yoshitatsu, öfkeden deliye dönmüş ve diğer iki erkek kardeşini öldürdükten sonra babasına savaş açmıştır. Mino Yılanı’nın sonu Nagara nehrinin kıyısında kendi oğlu tarafından getirilmiştir. Saito’nun ölümünü duyan Nobunaga kayın babasına yardım etmek amacıyla bir ordu göndermiş ama Yoshitatsu başarıyla Nobunaga’yı geri püskürtmüştür. Buna rağmen 1561’de Yoshitatsu öldükten sonra yerine geçen oğlu Tatsuoki, Nobunaga’ya fazla direnememiş ve Mino sonunda Nobunaga’nın eline geçmiştir.
  14. Macarthur

    Sengoku Jidai

    Aileler ve Klanlar Aile bağları eski Japonya’da çök önemlidir. Bütün sülalelerin aynı çoğrafi bölgede hatta bazen aynı binada yaşaması doğal bir şeydi. Aileye sadakat en önemli kanunlardan biriydi ve toplumun her katında önemli bir yere sahipti. Her çocuk babasına, ve babasının babasına saygı gösterir ve göstermeliydi. Yetiştikler bile kendi büyüklerine saygıda kusur etmemeye çalışırlardı. Klanlar Klanlar ailelerden daha büyük idiler. Klanların içinde bir çok aile vardı ve bu ailelerin kan bağı ile birbirine akraba olmaları önemli değildi. En yetkili kişi klanın reisi olan kişiydi. Klanların iç ilişkileri kafa karıştırıcı olabilir. Örnek olması açısından Shingen Takeda’nın başında olduğu Takeda klanına bir göz atalım: Takeda ailesi, klanın lideri olan ailedir. Takeda ailesininde kendi kolları vardır. Shigen Takeda’nın ailesi ana ailedir, Shingen’ın kardeşlerinin ve amcalarının da aileleri yan aile olarak kabul edilir. Buna ek olarak kendisi de klan olan Yamagata, Baba, Asakura gibi “vasal” aileler vardır. Tokugawa klanında, mesela, birkaç ana aile vardır. Sengoku dönemini sona erdiren Sekigahara muharebesinden sonra Kii Tokugawa, Mito Tokugawa, Owari Tokugawa adı verilen “Üç şerefli aile” (go-sanke) kurulmuştur. Buna ek olarak Hosokawa ve Honda gibi vasal clanlar ve onlara bağlı aileler vardır. Evlilik Evlilik sadece iki kişi arasında bir birlik değil aileler arasında da bir anlaşmadır. Soylu aileler sürekli olarak kızlarını müttefikleri olan (ya da ileride olabilme ihtimali olan) ailelerin oğullarıyla görücü usülü evlendirmişlerdir. Bu evlilikler maaselef her zaman barış ile sonuçlanmamışlar ve mutlu sonla sona bitmemişlerdir. Nobunaga Oda, çok sevdiği kız kardeşi Ichi’yi müttefiği yapmak istediği Nagamasa Asai ile evlendirmiştir. Nobunaga kendisine saldırmaya kalkan Yoshikaga Asakura’ya savaş açınca, Asai arkadaşı olan Asakura’nın yanında yer alıp Nobuaga saldırmış ve yenildikten sonra seppuku yaparak canına kıymıştır. Ichi Nobunaga’nın yanına dönmüş ve Nobunaga tarafından kendi adamlarından biri olan Katsuie Shibata ile evlendirilmiştir. Shibata’nın ve Toyotomi’nin arası bozulunca tekrar savaş çıkmış ve Ichi teslim olmayı reddedip kocası ile birlikte kendi canını almıştır. Halktan gelen insanlar için evlilik çok daha basit bir şeydir. Her ne kadar bonge arasında görücü usülü evlenmeler olsa da, kuge ve buke sınıflarının aksine, sevgi için yapılan evlilikter halk arasında daha yaygındırlar. Rahiplerin bile evlenmesi normal bir şeydi. Bir tapınağın liderliğini çoğu zaman bir önceki baş rahibin oğlu yapıyordu. Çöpçatanlar “Baishakunin” adı verilen çöpçatanlar eski Japonya’da çok yaygındırlar. Kız istemeye giden aileler kendilerini utandıracak bir şey yapmaları ya da evlenecek çiftlerin birbirlerini beğenmemeleri ihtimali nedeniyle iki ailenin bu çöpçatanlar yardımı ile anlaşmaları daha kabul edilebilir bir şeydi. Evlilik çağları genelde kızlar için 16-18, erkekler için 18-22 yaşları arasıydı. Kızı ya da oğlu bu yaşlarda olan bir ebeveyn, bu konularda tecrübesi olan bir arkadaşından ya da birinden çocuğu için uygun bir eş adayı bulmasını isterdi. Eğer anneler ve babalar kızları için uygun bir aday bulurlarsa, bu adayı tanıyan yaşlı birine gidip kendilerini tanıştırmalarını isteyebiliyorlardı. Bu tür tanışmalar sıkça olur ve genelde bir tapınağın bahçesinde gerçekleşiyordu. Çöpçatanlık bir ailenin kurulmasına neden olduğu için şerefli bir meslek sayılıyor ve düğün törenlerinde bu insanlar için özel bir yer ayrılıyordu. Okuduğunuzdan emin olmak için Düğünler Ailenin Shinto ya da Budist olmasına göre farklı törenler gerçekleşiyordu. Evliliklerin çoğu Shinto usulünde yapılırdı. Bu tür evliliklerde, gelin ve damat düğün odasına birlikte girip, bir yer masasının önünde diz çökerek otururlardı. Arkalarında ailelerini temsil eden kişiler bulunurdu. Bir Shinto rahibi dua okurken, gelin ve damat uzatılan sake’den üç yudum içerlerdi. Evlilikler çiftin ailesinin ve arkadaşlarını katıldığı, eğlenceli ve mutlu ortamlar olan uzun partilerdi. Bu partilerde sake su gibi akar ve yeni evli çift, özel bir yerde otururlardı. Ama çoğu zaman gelin misafirlerin istekleri ile ilgilenebiliyordu. Çok Eşlilik Samuray’ların çoğu zaman birden fazla eşleri bulunuyordu. Kadınlardan biri lord’un resmi eşi iken diğer kadınlar cariye olarak ailenin malikanesinde yaşıyorlardı. Lord’un eşi kendi sınıfından biri olmasına rağmen, cariyeleri kuge ya da bonge sınıfından gelebiliyordu. Yukarıda da anlattığımız üzere, her ne kadar bu ilişkilerden doğan çocuklar babanın sınıfından olarak kabul edilselerde, anneleri edilmiyordu. Klasik Japon edebiyatında, bonge sınıfından gelen annelerin bir başka samuray lordu ile oğlunun pozisyonunu güçlendirmek için entrikalar planladığı bir çok hikaye vardır. Boşanmalar Eski Japonya’da bir erkek istediği zaman eşini boşayabilirdi. Boşanmaya sebep olan nedenlerden en sık rastlananları, eşin çocuk doğuramaması ya da erkek çocuk doğuramamasıydı. Bir koca eşini boşamak istediğinde sadece, “Seni boşuyorum” der ve yıkılmış eski eşini kişisel eşyaları ile ailesinin evine yollardı. Nedeni ne olursa olsun boşanmak bir kadın için, “kadınlık görevini yerine getirememesi nedeniyle” onur kırıcı bir olay olarak görülürdü. Tahmin edeceğiniz gibi bir kadının kocasını boşaması gibi bir hakkı yoktu. Ama kadınların kendilerini kurtarabilmeleri için bazı yöntemleri de mevcuttu. Kocasından kaçıp bir budist tapınağına sığınan bir kadın güvende sayılırdı. Kocası, karısının arkasından tapınağa girmeye kalkarsa, zavallı kadına acıyıp, onu koruma altına alan rahiplerin gazabına uğrardı. Budist rahiplerinin dövüş teknikleri konusunda uzman olduklarını ve o zaman diliminde çoğunun silahlı olduğunu düşünürsek tapınağa girmeye kalkmak dayakçı koca için pek iyi bir şekilde sonuçlanmıyordu. Eğer bir kadın budist tapınağında üç yıl kalırsa, kocası ne düşünürse düşünsün, yasal olarak boşanmış sayılıyordu. Bu şekilde boşanan kadınlar, dünyevi hayattan ellerini çekip “ama” adı verilen budist rahibeler oluyorlardı. Metresler Sengoku döneminde Japonya’da üst tabaka kişilerin bir yerlerde en azından bir tane metresleri olması normal karşılanırdı. Her ne kadar bazı erkekler eşlerini çok sevseler de, Sengoku dönemi Japonya’sı ataerkil bir toplumdu. Eşler evi çekip çevirip, çocuk doğurma ve büyütmekle görevliyken, metresler iyi vakit geçirmek için vardılar. Metres derken, illaki hayat kadınlarını kastetmiyoruz. Bir erkeğin devamlı olarak ilişkide olduğu, ve ekonomik olarak desteklediği kadınlar bu sınıfa girer. Metres, herhangi bir meslek grubundan bir kadın olabiliyordu. Dansçı, çiftçinin kızı, miko, geisha ya da başka bir adamın eşi vesaire. Hatta bazen bir hayat kadını bile metres olabiliyordu. (Shogun dizisinde Kashigi Omi adlı karakterin aşık olduğu hayat kadını gibi) Eşlerin, metreslere karşı olan tepkilerinin pek önemi yoktu. Bazen eşin haberi bile olmazdı bazen de olmasına rağmen seslerini pek çıkarmazlardı. Erkeklerin egemen olduğu bir toplumda, bu tür şeyleri normal kabul edip, fazla tepki göstermezlerdi. Bazen mecburen, kendi klanlarının geleceği için metreslerden haberdar olmalarına rağmen ilgilenmezlerdi. Sengoku döneminde, eline silah alıp savaş alanında vuruşarak en az erkekler kadar saygı gören Leydi Ginchiyo Tachibana geçirdiği bir hastalık nedeniyle çocuk doğuramadığı için kocası Muneshige’nin metres almasına göz yummuştu. Neticede klanın bir varisi olması gerekiyordu. Eğer evli bir kadın başka bir erkekle yakalanırsa, ikisininde sonu idam olabiliyordu. Eğer evli bir erkek başka bir kadınla yakalanırsa, sadece utanç verici bir durum kabul edilmekteydi. Gördüğünüz üzere, eski Japonya’da ciddi bir çifte standart vardı. (Durumun şimdi de pek faklı olduğu söylenemez ya, neyse) Ama bunun için Japon toplumunu suçlamak pek doğru sayılmaz. Japonya, zamanın tüm toplumları gibi ataerkil bir toplumdu ve kadınlar, her ne kadar çoğu diğer ülke ile karşılaştırıldığında daha saygı da görse, neticede erkeğin sahip olduğu “değerli bir mal” olarak kabul ediliyorlardı. Çocuklar, Çocukluk ve Yaşa Erme Çocuklara, doğduklarından yedi gün sonra isimleri verilirdi. Çocuk büyükdükçe hayat ve toplum hakkında bilmesi gereken her şey evde kendisine öğretirilirdi. Okullar her yerde olmadığı için ve ailelerin çocuklarını okula gönderecek güçleri olmadığından, bu “evde eğitim” genelde alabilecekleri tek eğitimdi. Kasabalarda ki budist tapınakları bazen çocuklara okuma yazma öğretmek için kurslar açsada, bu her zaman ve her kasabada yoktu. Eğer bir çocuk sol elini kullanmaya başlarsa, sağ elini kullanmak üzere eğitilirlerdi. Bunun bazı diğer toplumlarda görüldüğü gibi dini bir nedeni yoktur. Japonya’da herşey sağ elini kullanan insanlar için yapılmıştır ve toplum sağ elini kullanan insanlar içindir. Sengoku döneminde sol elini kullanan tek bir kişi bile yoktur. Ortalama bir yetişkin Japon’un üzerinde ki ağır yükler göz önünde bulunduğunda, çocuklar çoğu zaman yetişkinlerin sahip olmadığı bazı özgürlüklere sahiptirler ve çoğu zaman aileleri tarafından şımartılırlar. Bu özgürlük çok uzun sürmez. Verilen görevleri yapabileceği yaşa geldiğine karar verildiğinde ailenin yaptığı işe yardım etmesi beklenir. Bu ya tarlalarda pirinç ekimine yardım etmek ya da ailenin işlettiği handa işlere yardım etmek olabilir. Hayatlarının önemli bir parçası olduğundan, rahiplerin çocukları, diğer çocuklardan daha önce okuma yazma öğrenmeleri gereklidir. Kuge ve Buke kastının çocuklarıda, ailelerinin satın alabileceği en iyi eğitimi alırlar. Bazı klanlar kendi okullarını bile açabilirler. Bu tür eğitim genelde kız çocuklarına verilmez. Kızlar genelde annelerinden sadece bir eşin ne yapması gerektiğini öğrenirler. Eğer üst sınıflardan gelmişlerse, hayatları daha rahattır. Okuma, yazma ve sanat eğitimi alırlar. Yemek pişirmek ve temizlik, hizmetçilerin kızlarının öğrenmesi gereken konulardır. Hakamagi Üç ve yedi yaşları arasında, kuge ya da buke sınıfından bir erkek çocuk, “Hakamagi” adı verilen bir elbise giyme törenine katılırlar. Üzerilerine Hakama adı verilen uzun paçalı bir cübbe, ayaklarına da tabi çorapları giyerler. Ayak parmakları ile bir go taşını alıp havaya kaldırmaları istenir. Bu bir çocuğun ilk defa erkek elbisleri giydiği ve topluma katıldığı anı sembolize eden bir andır. Neden bunu yaparlar bilmiyoruz, yapıyorlar işte. Bu törene “Chakugo” da denir ve hakamagi yazmak için kullanılan kanjilerin yerlerinin değiştirilmesi ile yazılır. Genbuku Bu törende, buke ve kuge sınıflarının çocuklarının resmi olarak reşit olması kutlanır. Bu törende saçları kesilir ve ilk defa bir “adam” gibi giyinmiş sayılır. Kendisine yeni bir kılıç hediye edilir ve ilk defa yeni, yetişkin ismi ile hitap edilir. Eğer çocuk kuge sınıfındansa, ilk defa bu törende “kanmuri” adı verilen, statüsünün sembolü olan şapkayı giyer. Buke’lerin çocukları ise “ori-eboshi” adı verilen bir savaşçı başlığı takarlar. Kız çocukları ise, kaşlarını traş ederler ve dişlerini siyah renge boyarlar. Genbuku genelde 13 yaşında gerçekleşir. Miras Daha öncede bahsettiğimiz gibi en büyük evladın kesin olarak varis olması gibi bir şey söz konusu değildir. Her ne kadar en büyük erkek evlat en favori aday da olsa, eğer baba en büyük çocuğun yeteneklerinden emin değilse, ikinci ya da üçüncü çocuklarını hatta bazen torununu bile varis olarak seçebilir. Bir keresinde, bir daimyo topraklarını, kendi kanından çocuklarından biri değil, evlat edindiği bir oğula bırakmıştır. Bu evlatlık oğul, Kenshin Uesugi’den başkası değildi ve evlat edinildiğinde çoktan yetişkin bir adamdı. Bazen fakir samuray aileleri, borçlu oldukları tüccar ailelere olan borçlarını sıfırlamak için o tüccarın oğullarından birini evlat edinirlerdi. Bunu yaparak, hem o çocuğu samuray yaparlar, hem de çocuğun ailesinin samuray bağlantıları olmasını sağlarlardı. Bazı çok fakir bonge aileleri evde besleyecek boğazların azalması için çocuklarını bile öldürdükleri görülmüştür.
  15. Macarthur

    Sengoku Jidai

    Çay Törenleri Japoya’da çayın kurallarına “Sadou”, seremonilerine ise “Cha-no-yu” denir. Çay 7. Yüzyılda Çin’den Japonya’ya geririlmiştir. 15. Yüzyılda rahip Shuko tarafından seremonilerde kullanıldıysada, bilinen çay törenleri 16. Yüzyılda şimdiki şeklini almıştır. Japonlar bu çay törenlerinin bu kadar zarif bir hale gelmelerini meşhur çay töreni ustası Sen-no-Rikyu’ya borçludurlar. Rikyu, Daitoku-Ji tapınağında Zen felsefesi ve çay törenleri konusunda eğitim görmüştür. Çay evlerini ve evlere giren yolları, insanlar arasındaki statünün oluşturduğu sosyal bariyerleri kaldırıp, aralarındaki eşitliği öne çıkarmak üzere dizayn etmiştir. O çağın durumunu göz önüne alırsak, bu çok radikal bir düşünce sayılabilir. Çay evlerinin girişleri yaklaşık bir metre uzunluğundadır ve girmek için eğilmek gerekir. Bir kişinin statüsü ne olursa olsun, eğilmesi şarttır. Çay evleri iki kişiyi alabilecek şekilde inşaa edilir. Bazı evler, üç ya da dört kişiyi alacak kadar geniştir. Ama Hideyoshi Toyotomi gibi bazıları çay törenini bahçelerde yapmayı uygun görmüşlerdir. Tam bir çay töreninde önce hafif, ufak bir öğün yemek verilir. Daha küçük törenlerde sadece hafif tatlılar servis edilir. Bu tatlılar, sonradan servis edilecek sert, acı çay ile tam bir zıtlık içerisindedir. Törende ikram edilen çayın ismi “Matcha” dır. Yaprak halinde değil, toz haline getirilmiş halde sunulur ve çok acıdır. Evin sahibi bu çayın az bir miktarını, mevsime göre farklı bir şekli ve resimleri olan bir çay kabının içine bambudan yapılmış bir kaşık ile döker, ardından küçük bir miktar kaynamış suyu kabın içine döker. Ardından “chasen” adı verilen bambudan yapılmış bir fırça ile kabı köpürene kadar karıştırmaya başlar. Ev sahibi kabı misafirinin, ya da en rütbeli misafir kimse onun önüne koyar, eğilir ve çayı sunar. Misafir kabı eline alır, kabın yüzü doğru yere gelecek şekilde çevirir ve çayı yudumlar. Ardından kabın ucunu eliyle siler, kabı döndürür, yere koyar ve ev sahibine teşekkür ederek eğilir. Ev sahibi ardından kabı çalkalar, başka bir misafir varsa ona, eğer başka kimse yoksa kendine aynı şekilde kabı hazırlar. Bütün bu kareketler, kabın kaç kere silinmesinden, mendilin kaç kere silkelenmesine kadar her şey, o zamanın durumuna ve ev sahibi olan klanın geleneklerine göre değişir. Çay töreninin ustası olan birisi bütün bu hareketleri eksiksiz ve çabukça yapabilir. Çayın hazırlanışı ve içişi sırasında konuşulmaz, ya da mümkün olduğunca az konuşulur. Silahlar (en azından teoride) içeri alınmaz. Düşmanca hareketler kesinlikle yasaktır. Zen felsefesinin öğrettiği huzur ve sessizlik ortamı sağlanır. Entrikalar, törenden sonra planlanmaya başlanır. Bir hikayeye göre, Hideyoshi Toyotomi sinir olduğu birinin ev sahipliğinde bir çay törenine katılır. Amacı törenden sonra adamı öldürtmektir. Ama tören o kadar kusursuz bir biçimde yapılır ki, Toyotomi sadece ev sahibini öldürmekten vazgeçmekte kalmaz, ona gerçek niyetini itiraf eder ve özür diler. Çay töreninin bir samuray için ne kadar önemli olduğu düşünülürse, törende kullanılan kaliteli eşyaların ne kadar pahallı olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Daimyoların hizmetinden memnun kaldıkları generallerine çok değerli çay kapları yada çay taşıyıcıları (“natsume”) hediye ettikleri görülmüştür. Bir hikayeye göre, Masamune Date bir gün kazayla çok değerli bir çay kabını elinden düşürür ve büyük bir korku ile son anda yere düşmeden yakalar. Elinde tuttuğu çay kabına bakarak şunları söyler: “Savaş alanında defalarca ölümle yüzyüze gelmiş bir adamım. Ama hayatımda asla böyle bir korku yaşamadım”. Bunu söyledikten sonra sinirleri yerine gelsin diye kabı kaldırıp yere vurmuş ve parçalara ayırmıştır. Çay törenlerinin bir örneğini ülkemizde de zamanında yayınlanmış “Shogun” dizisinde görebilirsiniz. Dizinin bir bölümünde, Lord Buntaro gücendirdiği eşi Mariko’ya kendini affettirmek için Cha-no-yu yapmıştır. “Rikyu” adındaki film ise meşhur çay töreni ustasının hayatını anlatır. Nobunaga ve Çay Törenleri Nobanaga her ne kadar geleneklere haz etmesede ve büyük ihtimalle çocukkende bu uzun ve karmaşık törenlerden hoşlanmamış olsa da, bir daimyonun oğlu olarak bunun eğitimini almıştı. Ama 1568’de başken Miyako’ya zaferle girene kadar bu törenlere pek değer vermemişti. Nobunaga, Sesshu’da ki Akutagawa kalesi’nde kalırken, iki farklı ziyaretçi, farklı zamanlarda gelerek ona çok değerli çay eşyaları hediye ederler. Bunlardan biri Miyako ve Yamato’nun adı kötüye çıkmış eski yöneticisi Hisahide Matunaga idi. Nobunaga’nın bir önceki harekatında yenilmişti ve şimdi teslimiyetini sunması gerekiyordu. Matsunaga ona paha biçilmez “Tsukomu Nasubi” çay setini hediye olarak sununca, Nobunaga sadece onu affetmekle kalmadı, topraklarının başına geri dönmesine izin verdi. Dokuz yıl sonra Matsunaga, Nobunaga’ya ihanet edip isyan çıkarınca, Nabounaga onu kolayca yenip Shigi’de ki dağ kalesinde kuşattı. Matsunaga, kalesi alevler içinde yanarken, “Hiragumo” (örümcek) adını verdiği çaydanlığa barut doldurarak bir zincirle boynuna taklı ve kendisiyle birlikte, Nobunaga’nın ele geçirmeyi çok istediği çaydanlığı da yok etti. Nobunaga’nın diğer ziyaretçisi Sakai şehrinden gelen, Sokyu Imai adında bir silah tüccarıydı. Nobunaga, Sakai şehrindeki tüccarlara “Ok vergisi” adı verdiği 20000 gümüşlük ağır bir vergi uygulayınca, tüccarlar ödemekle, karşı koymak arasında ikilemde kalmışlardı. Barış yapmak amacıyla, Imai Nobunaga’ya “Matsuhima” (Çam adası) ve “Ioou” (Beyaz gök) adlı çay setlerini hediye etti. Nobunaga bu hediyeleri o kadar sevdi ki, Imai’yi Sakai’nin valisi yaptı ve bundan sonra Nobunaga’nın tüccar camiyası ile arasında ki en önemli bağlantısı olacaktı. Ardı ardına ülkenin her yanından insanlar Nobunaga’ya bu paha biçilmez hediyeleri sundukça, bu eşyaların ne kadar değerli ve güçlü olabileceklerini anladı. Nobunaga her ne kadar geleneklerden pek haz etmesede, tıpkı teknoloji gibi, gelenekleri de kendi çıkarı için kullanabilme konusunda bir uzmandı. Bu çay eşyalarının kendi prestijini ne kadar arttırabileceğinin farketti. Kısa bir süre sonra adamlarını çağırıp onlara şunu söyledi: “Bolca altın ve gümüşümüz var. Çin’e gidin ve bana bulabileceğiniz en değerli çay eşyalarını satın alın.” “Çay eşyası avı” başlamıştı. Nobunaga’nın kolleksyonunda elliye yakın paha biçilmez çay seti bulunuyordu. Çay ustalarının yüreklerini hoplatan, “Hatsuhana” (ilk çiçek), “Matsumono” (mavi çam ağacı), “Fuji” (Zengin samuray), “Matsuhana” (Tören çiçeği) gibi meşhur çay setleri artık Nobunaga’ya aitti. Nobunaga, sanat eseri toplamaktan fazlasını yapıyordu. Aslında bütün bu pahallı eşyaları toplamasının bir nedeni vardı: Sakai ve Miyako şehirlerindeki tüccarları kendine bağlamak. Öte yandan Nobunaga bu çay setlerini kalesine toplayıp onlarla övünmüyordu. Bu çay setlerini çok yaratıcı bir şekilde, emri altında ki insanların kendine sadık kalmaları için kullanıyordu. “Derebeyi Çayı” adı verdiği yeni bir tür çay töreni yaratmıştı. Çay ve Propaganda Nobunaga’nın büyük çay törenlerinden ilki 1573 yılında Miyako’da ki Myokaku tapınağında gerçekleşti. Önemli tüccarlar davet edildi ve meşhur çay ustası, Rikyu çayı hazırlamakla görevlendirildi. Nobunaga, Miyako ve Sakai’de ki en önemli insanları etkilemek istediği için en değerli çay setleri kullanıldı. Sen-no-Rikyu Nobunaga bu muazzam çay partilerini düzenlemeye devam etti. Bu ona sadece adamlarını inceleyip, karakterlerini çözme şansı vermiyor, aynı zamanda bu törenleri propaganda için kullanmasını sağlıyordu. Zamanın önemli tüccarlarının büyük derebeyleri ile bağlantıları vardı. Mallarını satmak için ülkeyi gezerken, başkentin dışından haberlerde getiriyorlardı. Nobunaga bu bilgi ağını büyük bir ustalıkla manipüle ederek, tüccarların kendisi için casusluk yapmalarını sağlıyordu. Çay törenlerinde yaydığı söylentilerin kısa bir sürede tüm ülkeye yayılacağının farkındaydı. Bu yöntem ile Nobunaga, düşman ya da dost olsun, diğer derebeylerinin aldığı istihbaratı kontrol edip onları kendi etkisi altına alıyordu. Nobunaga’nın çay törenlerinin sanatsal toplantılardan daha derin ve önemli işlevleri vardı. Çay Töreni ve Sadakat Nobunaga, emri atında ki samurayları motive etmek için elinde ki paha biçilmez çay setlerini kullanıyordu. “Savaşta önemli başarılar kaydeden savaşçılar, çay setleri ile ödüllendirilecek ve çay törenlerine davet edileceklerdir.” Çay törenlerini başarıların ödüllendirildiği bir sistem olarak getiren Nobunaga, komutanlarını motive etmekte çok zorlanmıyordu. 1582 yılında, Kazumasa Takigawa, Takeda klanını yok edildiği Kai harekatında büyük başarılar elde etmişti. Nobunaga’dan ödül olarak Azuchi’de yapılmış, “Juko” (yanan ışık topu) çay setini almayı umuyordu. Ama Nobunaga onu Kanto bölgesine Shogun yardımcısı olarak atamıştı. Kanto’da Shogun yardımcılığı, Shogun kadar güçlü bir pozisyondu ve çoğu samuray böyle bir göreve terfi edilmenin büyük bir şeref olduğunu düşünürlerdi. Ama Takigawa sadece hayal kırıklığı hissetti. Tabii ki, her samuray toprak ve ünvan yerine çay setlerini tercih etmiyordu. Öte yandan bir derebeyinin ödül olarak verebileceği toprak sayısı sınırlıydı. Nobunaga’nın toprak yerine değerli eşyaları ödül olarak verme fikri, aslında feodal güçten merkezi yönetime geçmek için atılmış bir adımdı. Liyakat Çay törenleriyle işimiz bittiğine göre sırada, günlük hayatla ilgili birkaç makaleye geçebiliriz. Ama önce, eski Japonya’da insanların yetenekerine göre terfi ettirilmeleri ile ilgili küçük bir parça paylaşalım. Aşağıda okuyacağınız maddeler, Asakura klanında devlet yetkililerinin nasıl davranması ile ilgilidir. Toshikage Juhachikajo (“Onyedi madde”) · Asakura ailesinde, özel atamalar sadece yaşlı ya da kıdemli oldukları için verilmeyecektir. Danışmanlar yeteneklerine dayanarak seçilecektir. · Nesillerce Asakura ailesine hizmet edenler bile, yetenekli olmadıkları taktirde atanmayacaklardır. · Savaş durumunda olunmasa bile casuslar, ne kadar uzak ya da yakın olsun, diğer bölgelerde bulunacak ve oradaki durumu gözlemleyeceklerdir. · Meşhur savaşçıların kullanmış olduğu kılıçlar ve diğer silahlara göz dikilmemelidir. 10000 bu değerinde bir kılıç, tanesi sadece 100 bu değerinde ki 100 tane yari’yi yenemez. · Sanatçılar ve aktörler sürekli olarak Miyako’dan getirilmemelidir. Uzun vadede, bu paranın bölgemizde ki yetenekli sanatçıların eğitiminde kullanılması daha uygundur. · Oyun sahnelemeleri kalede gece saatinde yapılmamalıdır. · Değerli atlar ve şahinler, sırf askerleri eğitmek için oldukları yerden alınmamalıdır. Bu yasak, diğer bölgelerden alınan önceden istenmemiş hediyeleri kapsamaz. Ama üç yıl kadar sonra bu hediyelerin başka ailelere verilmeleri gerekir. Onları elde tutmak sadece keder getirecektir. · Yeni yıl için tören elbisesi giyildiğinde, Asakura klanının üyeleri üzerinde klanın “mon”u (klan sembolü) olan sade elbiseler giymelidirler. Eğer pahallı ve şaşaalı elbiseler giyilirse, ülkedeki hiçbir samuray iyi giyinmediği sürece efendileriyle görüşemeyeceklerine inanırlar. Bu da samurayların çoğunlukla, çeşitli bahanelerle uzak kalıp, Asakura klanına hizmet verememeleri ile sonuçlanabilir. · Hizmetli alımında, zeka diğer özelliklerden daha az önemlidir. Dürüstlük daha önemlidir. Tembel bir insan bile dış görünüşü iyi ise, iyi bir hizmetkar ya da mesajcı olabilir. Ama asla ne iyi karateri ya da iyi görünüşü olmayan birini işe almayın. · Hizmetkarınız olmayan insanlara hizmetkarınız gibi davranmayın. · Mecbur kalmadığınız sürece, başka bir bölgeden gelen bir samuraya gizli bilgileri vermeyin. · Keşişte olsa, bahçevanda olsa, diğer ailelerin sizin hizmetinizde bulunan yetenekli insanları kendi hizmetlerine almalarına izin vermeyin. · Savaş için hazırlanırken, uygun gün ya da saldıracak yön aramakla zaman kaybetmeyin. · Yılda üç kere, dürüst ve yetenekli adamları topraklarınızda inceleme yapmak için görevlendirin. Her sınıftan insanları dinleyip, devlette ki problemleri anlayıp, çözmelerini sağlayın. Eğer varislerinizden biri bu görevle ilgileniyorsa, kılık değiştirmesini söyleyin. · Bir bölgede, hükümdarın kalesi hariç başka bir kale ya da hisar bulunmamalıdır. Bütün önemli insanlar, kalenin içinde ki kasabada yaşamalı ve konutları kendi kahyaları tarafından bakılmalıdır. · Bir manastırın, tapınağın ya da evin önünden geçerken atınızı durdurun. Durumları iyiyse tebrik edin. Değilse, üzüntünüzü bildirin. Bunun ileride çok olumlu etkileri olacaktır. · Hukuk davaları konusunda tarafsız olun. Sizin emriniz altında ki bir yetkili yanlış bir iş yapmışsa, ağır bir şekilde cezalandırın.
×
×
  • Yeni Oluştur...