Jump to content

Perfectum

Kayıtlı Üye
  • Posts

    207
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    26

Reputation Activity

  1. Beğen
  2. Beğen
    Perfectum got a reaction from Sonia in Özlü Sözler   
    Sevdiğim ve de arada sinirlendiğim birilerine de söylemek istediğim ama söylemesi nasip olmamış beğendiğim bir sözü var Kafka' nın :)
    "Beyinlerimiz savaşsın isterdim ancak görüyorum ki silahsızsınız bayım. "  Kafka karamsar olsa da tam bir fikir adamıdır ya severek okurum kitaplarını vee "Suskunluğum asaletimdendir." diyip noktalıyorum :D . Sevdim bu konuyu :)
  3. Beğen
    Perfectum got a reaction from Cagla-Sama in Doğum Günü Kutlama Bölümü   
    @Hoshirama-san doğum günün kutlu olsun sevdiklerinle nice mutlu yıllara :)
  4. Beğen
    Perfectum reacted to Red-King in Shoukoku no Altair’e İlk Tanıtım Videosu Geldi!   
    Project Altair’in Ardındaki Proje Shoukoku no Altair’e İlk Tanıtım Videosu Geldi
     

    Aralık ayı ortasında  Rurouni Kenshin, Mobile Suit Gundam UC ve Getbackers‘ın yönetmeni Furuhashi Kazuhiro’yu ve Shingeki no Bahamut: Genesis, Zankyou no Terror ve Yuri!!! on Ice serilerinin stüdyosu MAPPA‘yı bir araya getirdiği duyurulan Project Altair’in, tahmin edildiği gibi Katou Kotona’nın Shoukoku no Altair mangasına ait anime projesi olduğu bu hafta içinde açıklanmıştı. Animenin resmi internet sitesi ise sonucunda animeyle ilgili detayları ortaya koyacak bir geri sayıma yer veriyordu.
    Bahsi geçen geri sayım bugün sona erdi ve 2017 yılı içinde yayımlanacak seriye ait ilk tanıtım videosu, serinin ilk ana görseli, serinin teknik kadrosu ve seiyuularıyla birlikte anime severlerle paylaşıldı.

     
    Serinin seiyuularından paylaşılan ilk isimler şöyle:
    Mahmut: Murase Ayumu Zaganos: Furukawa Makoto Kyros: KENN Sleiman: Konishi Katsuyuki Rui: Tsuda Kenjiro Khalil: Ogata Kenichi Serinin teknik kadrosundan isimler ise şunlar:
    Yönetmen: Furuhashi Kazuhiro (Getbackers, Rurouni Kenshin, Mobile Suit Gundam UC) Senarist: Takagi Noboru (Baccano!, Durarara!!, Kuroko no Basket) Karakter Tasarımı: Kanno Toshiyuki (Black Blood Brothers, Garo the Animation) Yardımcı Yönetmen: Igari Takashi (The IDOLM@STER ve Punch Line bölüm yönetmeni) Müzik: Kawasaki Ryo (Fate/Grand Order: First Order, Luger Code 1951, Reikenzan: Eichi e no Shikaku) Sanat Yönetmeni: Ogura Kazuo Eşya Tasarımı: Niitsuma Daisuke Görüntü Yönetmeni: Oyama Yoshihisa 3D Yönetmeni: Ishigami Ryoichi Ses Yönetmeni: Kimura Eriko

     
    Kaynak;AnimeFantastica
    http://www.animefantastica.com/
  5. Beğen
    Perfectum got a reaction from tea in ( 11 / 11 ) Zankyou no Terror   
    YOLO ne lan dedim ilk :D Doğru bir kere yaşıyoruz yani ?
  6. Beğen
    Perfectum reacted to Hokage_Minato in ( 11 / 11 ) Zankyou no Terror   
    Anime Adı : Zankyou no Terror
    Anime Türü : Psikolojik Gerilim
    Bölüm Sayısı : 11 / 11
    Yapım Yılı : 2014
    Çevirmenler : Eolo-sama & Cloudman
    Düzenleme : KuramaUN & Eolo-sama
    Özet: Alternatif bir gelecekte, Tokyo'nun büyük bölümü terörist bir saldırıdan dolayı yok olmuştur. Ve suçluların kimliğiyle ilgili tek ipucu internete yüklenmiş garip bir videodur. Bu gizemli ipucundan ötürü şaşkına dönen polis, halk arasında yayılan korkuyu önlemekte çaresizdir. Dünya bu trajediden sorumlu tutacağı bir suç dehasını ararken, iki gizemli genç -aslında var olmaması gereken- ustaca korkunç planlarını uygulamaktadırlar. Dokuz ve On İki isimleriyle dünyada yaşamaya lanetlenmiş bu iki genç, bir araya gelerek insanları rüyalarından uyandırmakta ve dünyaya doğrulttukları tetiği çekmekte kararlı Sfenks adlı gizli örgütü oluştururlar.
      Klasör Linki
    This is the hidden content, please Sign In or Sign Up
  7. Beğen
    Perfectum reacted to Hawke in Özlü Sözler   
    Umutsuz durum yoktur. Umutsuz insan vardır. Ben, hiçbir zaman umudumu kaybetmedim. 
    -Mustafa Kemal Atatürk.
  8. Beğen
    Perfectum reacted to kawaii kereste in Japon Matematik Kitabı   
    lan...
     
    edit: şimdi farkettim 2. resimde arkadaki elemanın tipi resmen haykırıyor "stalkerım ben" diye.
     
    edit2: 1. resmin Korece olduğunu söylediler, bana da öyle gözüktü şimdi tekrar bakınca. bildiğim kadarıyla Japonca yukardan aşağı doğru yazılan bir dil, 1. resimde yazılar yatay 2.de dikey.
     
    edit3: bu arada 1. resim Korece demek onu normalleştirmiyor  :D
  9. Beğen
    Perfectum reacted to Barış D. Baryshx in Legend of the Galactic Heroes (Ginga Eiyuu Densetsu)   
    Turkanime.tv Linki =  http://www.turkanime.tv/anime/legend-of-the-galactic-heroes
     
    KÜNYE:
    Diğer Adları:Galaksi Kahramanları, Ginga Eiyu Densetsu ,LoGH, LotGH.
    Kategori: OVA
    Bölüm Sayısı: 110 
    Yayım Tarihi: 1988-1997
    Firma/Stüdyo: Kitty Films, Artland, Tokuma Shoten, Madhouse Studios 
    Yönetmen: Noburo Ishiguro 
    Dizayn: Matsuri Okuda, Naoyuki Kato
    Orjinal Eser: Yoshiki Tanaka
     
    NOT:
    Birkaç tane OVA ve 3 tane de filmi mevcut olduğundan,izleme konusunda şu sıralamayı takip edebilirsiniz;

    * Legend of Galactic Heroes: My Conquest is the Sea of Stars (Film, February 1988)
    * Legend of the Galactic Heroes 1st season (December 1988 - 1990, 26 bölüm)
    * Legend of the Galactic Heroes 2nd season (1991–1992, 28 bölüm)
    * Legend of Galactic Heroes: Golden Wings (Film, December 1992)
    * Legend of Galactic Heroes: Overture to a New War (Film, December 1993)
    * Legend of the Galactic Heroes 3rd season (1994–1995, 32 bölüm)
    * Legend of the Galactic Heroes 4th season (1996–1997, 24 bölüm)
    * Legend of the Galactic Heroes Side stories 1st season (OVA, 1998–1999, 24 bölüm)
    * Legend of the Galactic Heroes Side stories 2nd season (OVA, 1999–2000, 28 bölüm)

    KONU:
    United Space Government hükümetinin etrafında dönenleri izleriz roman uyarlaması olan ve izledikçe de iştahımızı ikiye katlayan bu güzel yapımda. Ellerindeki her şeyin yetmediğini anlayan insanların yeni keşiflere kalkıştığı bir dönemdir yaşanılan zaman. Uğraşılar sonucunda da kurulan bu hükümetin getirisi olan zaman değiştirilir ve yaşanılan yeni yerler yani gezegenler türer.Galaksi İmparatorluğu yanında karşı tarafın da baş gösterdiği savaşlar kendini yavaş yavaş gün yüzüne çıkartmaya başlar ve bu savaşların ortasında parlayan iki isim vardır; Reinhard Von Lohengarmm ve Yang Wenli....

    Reinheard, Galaksi İmparatorluğu'nda yer alırken Wenli de Özgür Gezegenler Federasyonu tarafında adını yazdırmıştır. Adlarını,ele aldıkları her taktikle biraz daha belirginleştiren bu komutanların mücadalesi tam tamına 120 yıl sürecektir ve bu süreçte ele alınan her öğede, daha doğrusu savaşın ardında yer alan politik kimlikler, halkın hangi noktada kaldığı, her başarılı erkeğin ardından gelen bir kadının varlığını, bu savaşların sadece tek isimle yürümeyeceğini hatırlatır bize, hatırlatmaktan ziyade Reinheard ve Wenli yanında diğer önemli isimleri de gözler önüne serecek bir yapım olup çıkar LoGH...

    Savaşlardan örülü bir dünyadan ziyade savaşın içimizde yarattığı dünyadır bize gösterilen. Öyle bir dünya sunar ki bu dünyanın içindeki ya da başındaki, hatta en sonundaki kişilerin bile yaşamını öğretir, bu nedenle LoGH bilimkurgudan daha fazlası demektir.


    KİŞİSEL YORUM: @ Squaw
    Seriye başlarken çizim faktörünü gözardı edip serinin keyfine varmanız öncelikli tavsiyem olacaktır. Hoş, benim için en güzel detaylarından birisi çizimleriydi. Çizimleri, hiç solumadığım kadar nostalji havası depoluyordu bünyeme. Daha 2. bölümde rengini ortaya koyma başarısına sahip bir yapımdı LoGH, bu rengin sönükleşmesi aksine her adımda daha da ahenkleriyle kendini ortaya çıkarıyordu. Birçok karakterin iç dünyasını ele alan,bunu yaparken de yanında başka dünyaları da pencerenin diğer tarafındaki kişilerin verebileceği bakış açısıyla sunuyordu ve özünde sakladığı her yaşanmışlığı, herbir özelliğini gözardı etmeden ortaya koyan bir yapımdı.

    Ortaya serilenin yanında, bir müzik konserine bile davet edebiliyor izleyenini; uzayın sahne görevinde olduğu,askerlerin de bir orkestra elemanı olarak yerlerinde hazır beklediği ve orkestra şefleri gibi koca bir yüreğe sahip komutanları Reinheard ve Wenli'den komutlar beklediği bir şölene sahipti. Hiçbir çirkefliğin, hiçbir nefretin olmadığı aksine asil ama aynı zamanda cesur yürekleri olan iki azılı düşman ve onların yanında,aynı ışığa sahip olmak isteyen birçok insanın hikayesine yer veriyor kendi ekseninde. ''Birçok'' derken açılımında hiçbir karakterin boşa harcanmadığını, aksine bir tanecik bile ana karakter odaklı konunun olmadığını söylemem gerek. Her karakterinden bir hayat, her hayattan güzel bir yaşanmışlık, her yaşanmışlıktan muhteşem bir seyir şöleni. Her şölenden unutulmayacak bir ziyafet sunuyor, her doyumdan gelen yeni bir açlık hissi,her hevesten kalan tortu da yeni bir bitişin bıraktığı keyif ve bu keyfin sonunda gelen unutulmamazlık, bu unutulmamazlığın verdiği daha doğrusu bıraktığı tat....

    Eskiliği sizi yanıltmasın, Sci-Fi (Bilimkurgu) oluşu sizi şüpheye düşürmesin, hatta Opera etiketine sahipliği sizi geriye itmesin, askeri şöleni içermesi sizi düşüncelere hapsetmesin çünkü bunlara sahipken geride hiçbir duygusallığı noksan kalmıyor. Hesaplamadığınız dramlar yaşatıyor, beklemediğiniz gidişler yüreğinize batarken tahmin edemeyeceğiniz gelişler içinizi ferahlatıyor. ''Nefret''in kelime anlamından fazlasını tadacağınız politik gerçeklerle yüzleşiyorsunuz. Bir seride ne arıyorsanız fazlasıyla veriyor, düşündüğünüzde etiketlere asla yakıştıramadığınız diğer yaftalar hiç hesaplamadığınız bir anda karşınıza çıkıveriyor. Seçim yapmak zorunda kalacağınız anda iki dünyaya ait ne kadar karakter, ne kadar çok yaşanmışlık varsa hepsi sizi ikilem dünyasında sıkışıtırıp öylece bırakıyor çünkü bu iki dünyaya ait olup da bünyelerinde depoladıkları asaletle varlıklarını bir kabul ettirişleri var ki ister istemez onların yanında, bu yolculukta yer almak için can atıyorsunuz.

    Bilimkurgu, politika bir yapımda aradığım tek şey diyerek bu yapıma gözü kapalı dalmayın sakın! Öyle bir düşünceyle başlarsanız, size yaşatacağı diğer (dram, yumuşacık bir romantizm, kırasıya olmayan tersine daha soft şekle girmiş savaş sahneleri,karakterlerin unutulmayacak derecedeki dostlukları, sevilesi ölümler, yüreğinizi şenlendirecek gelişler...) tatları yakalayamadan ekran karşısından ayrılmış olursunuz ve bu da Kahramanlarımız'a yapılacak olan en büyük haksızlık olacaktır.
     
    KARAKTERLER:
    ****Daha fazla karakter olması nedeniyle ve hepsinin de en az başroldekiler kadar önemli konumda olduklarından dolayı,diğer karakter tanıtımlarımı yavaş yavaş ekleyeceğim.

    Yang Wenli:

    Özgür Gezegenler Federasyonu Filosu'nda görevli komutandır.Wenli için ''Miracle Yang,Magician Yang'' ve ''The Hero of El Facil'' lakapları da kullanılmaktadır.

    En az Reinheard kadar işine sadık,en az onun kadar dürüst,en az onun kadar saygıdeğer birisidir.Halk tarafında yer almayı seven Wenli de sahip olduğu zekasını en iyi taktiklerini sergilemekte kullanmaktan çekinmeyen cesur bir askerdir.Aynı zamanda düşmanının üstünlüğünü ve zekasını da kabullenmesi bilecek bir olgunluğa sahip,onurlu bir savaşçıdır.

    Reinhard von Lohengramm:

    Galaksi İmparatorluğu'nun komutanıdır.Reinheard için ''Golden Lion'' ve ''Blonde Brat'' lakapları da kullanılıyor.

    Görevini her şeyin üstünde tutan işine ölesiye bağlı bir komutandır,gösterdiği bu sadakat sonucu geliştirdiği taktiklerin getirisi olan başarısı sayesinde ilerleme konusunda en başarılı olanlardan birisidir.Kişiliği de en az gösterdiği bu yönü kadar yüksek bir seviyeye sahiptir,karşısındakine karşı saygılı olmayı bilen,yeri geldiğinde de düşmanının bile cesareti ve zekasınının üstünlüğünü kabul etmesini bilen onurlu bir savaşçıdır.

    Siegfried Kircheis:

    Reinheard'ın filosundaki komutanlardan birisidir ve Reinheard'ın çocukluğundan beri yanından bir an olsun ayrılmadığı en sadık arkadaşıdır, hatta arkadaştan öte en iyi dostudur.

    Dostluğu her şeyden üstün tutan bir karaktere sahip olan Kircheis,yaşanan her şeyi doğru gözlerle görmeyi başarabilen birisidir.

    Dusty Attenborough:

    Wenli'nin bulunduğu filodaki önemli görevdeki komutanlardan birisi de Dusty'dir.

    Neşeli kişiliği ve sevecen tarzıyla her zaman filodaki en sempatik kişi olmayı başarmıştır,bu sempatikliği sayesinde de çevresindeki herkesle iyi anlaşmayı başarabilmiştir.

    Frederica Greenhill:

    Askeriyeye katılan Frederica da Wenli'nin bulunduğu filodaki görevli bayanlardan birisidir.İşini her zaman sevmiş bir dişi olmanın yanında iş dışında da aynı düzeni sürdürebilen,belli bir olgunluğa ulaşmış bir kişidir.Frederica da birçok şeyi objektif açıdan değerlendirebilen oldukça başarılı bir askerdir.

    Kendisi serideki en sevdiğim bayan kahramandır.

    Hildegard von Mariendorf:

    Hildegard,Galaksi İmparatorluğu'nda önemli görevlerden birisine sahiptir.Kendisine,kısaca ''Hilda'' da deniliyor.

    Yeri geldiğinde Reinheard için gerçekçi konuşabilen yeri geldiğinde de onu teselli edebilen nadir kişilerden birisi de Hilda'dır.Kişiliğindeki dürüstlüğü ve çalışkanlığı sayesinde görevinde ya da bulunduğu ortamda kendini farkettirm konusunda hiç zorlanmayan birisidir.

    Kendisi,Frederica'dan sonra en sevdiğim ikinci bayan karakterdir.

    Julian Minci:

    Wenli'ye ev konusunda yardımcı olan kişidir.Bir bakıma Wenli'nin kurtarıcısı diyebiliriz çünkü her bakımdan özellikle de ev işleri açısından Wenli'nin arkasını toplayan kişi diyebiliriz 

    İlerleyen zamanda Julian'ın,Wenli için daha fazlasına sahip olduğunu söylemeden geçemeyeceğim çünkü Wenli'yi gittiği yolda en iyi anlayanlardan birisidir.

    Oskar von Reuenthal:

    Reinheard'ın filosundaki komutanlardan birisidir.Kendisine ''Bewitching Eyes'' da deniliyor.

    Oskar'ın Mittermeyer ile olan dostluğu serideki en çok kıskandığım temalardan birisiydi. Oskar'ın kişiliğine ya da ayrıntısına pek girmek istemiyorum,sadece bulunduğu konumu en iyi kullanan kişilerden birisi olduğunu belirtmek isterim,belki de bu özelliğiyle benim
    serideki en çok sevdiğim isimdir.

    Wolfgang Mittermeyer:

    Reinheard'ın filosunda bulunan diğer önemli isimlerden birisi de Gale Wolf'dur.Çağrıldığı diğer isim de Gale Wolf olup,seride kendisine yakıştırılan isimlerden en çok beğendiğim diyebilirim.Tabii Oskar sonrası 

    Oskar ile olan dostluğunun getirisi olarak akıl açısından da görev açısından da hiç ayrı yollarda gitmeyen birisidir,neredeyse birlikte adım attıklarını söyleyebiliriz.Sadece Wolf,Oskar'a göre biraz daha yufka yürekli diyebiliriz. 
     
    Konu Alıntıdır = http://www.animemangatr.com/forum/anime-tanitimlari-ve-incelemeleri/3947-legend-galactic-heroes/
  10. Beğen
    Perfectum reacted to Cao Cao in Mangakalar Bleach’i Çizdi   
    BLEACH 13 BLADEs. Şerefine Mangakalar Bleach’i Çizdi
     
    Japonya’da piyasaya yeni çıkan BLEACH 13 BLADEs. kitabına Tite Kubo’nun dışındaki pek çok mangaka çizimleriyle destek verdi. Mangakalar, Kubo-sensei’yi tebrik ederken, seçtikleri Bleach karakterlerini kendi tarzlarıyla kaleme aldılar. Bu özel çizimleri aşağıda bulabilirsiniz. Sizce Tite Kubo’nun çizimlerinden sonra Bleach’e en çok yakışan çizimler hangi mangakaya ait olmuş?
     

    Akira Amano – Katekyo Hitman Reborn!

    Masashi Kishimoto – Naruto

    Riichiro Inagaki (Eyeshield 21)

    Ryohgo Narita – Durarara!! ve Baccano!

    Tadatoshi Fujimaki – Kuroko no Basket

    Yoshiyuki Nishi – Hachi

    Yuusei Matsui – Assassination Classroom

    Yusuke Murata – One Punch-Man

    Jigoku no Misawa – Kakko Kawaii Sengen! ve Kyosuke Usuta – Sexy Commando Gaiden

    Shuichi Asou – Saiki Kusuo no Sainan ve Shou Aimoto – Hokenshitsu no Shinigami

    Alıntı: www.animefantastica.com
  11. Beğen
    Perfectum got a reaction from jans09 in ( 12 / 12 ) Yuri!!! on Ice   
    İşler gittikçe kızışıyor :D Şu isviçreliyi izlerken koptum jklkj :D Tema şarkısını da çok beğendim :) Yeni rakipler baya dişli. 
    Çeviri için teşekkürler Jans09.
  12. Beğen
    Perfectum reacted to UnderminE in ( 12 / 12 ) Yuri!!! on Ice   
    Çenem artık yere düşmeyi falan aşıp alt komşunun tavanından sarkacak, şok üstüne şok. Yönetmenlik efsane <3
    Müzik daha bi efsane:
     
  13. Beğen
    Perfectum reacted to kawaii kereste in Bilim tarihinde ilk kez bir gezegende organik moleküller keşfedildi   
    MWC 480 isimli bir genç yıldızın çevresinde dönen bir ata-gezegende organik moleküller keşfedildi. ata-gezegen = henüz yuvarlak/geoid şeklini alamamış gezegen.
     
    organik molekül derken DNA gibi yağ/protein gibi devasa moleküller değil, lisede organik kimyada gösterilen metil siyanür(methyl cyanide "CH3CN") molekülünden bahsediliyor.
     
    gezegenin çevre koşulları yaşama el verişli değil, Güneş sisteminden örnek verirsek Neptün'den daha soğuk, yeterli su yok, zaten gezegende Dünya'daki bütün okyanusları dolduracak kadar metil siyanür varmış.
     
    ama bu basit bi keşif demek değil çünkü metil siyanür su ile tepkimeye girince amino asit yani proteinin temel yapıtaşını oluşturur. bu keşif organik moleküllerin yalnızca Dünya'da olmadığını gösteriyor yani uzayda yaşam olma ihtimalini bayağı arttırıyor, aynı zamanda evrim teorisinin temelini oluşturan sudaki moleküllerin rastgele protein oluşturması teorisini kuvvetlendiriyor.
     
    kaynak: http://www.eso.org/public/news/eso1513/?utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+EsoTopNews+%28ESO+Top+News%29
  14. Beğen
    Perfectum reacted to Mileydi in Galip Tekin’le Türkiye’de Çizgi Romancılık Sohbeti!   
    Sınıf çok kalabalık değil. Finaller başladı diye öğrencilerin çoğu gelmemiş. Cam kenarındaki saksılar aralarından geçip sınıfa atlayan kediye aldırışsız, üç dört öğrenci masalara dağılmış, çizip çizip siliyorlar. Ben de artık ara versem diyorum, mürekkeplemeye geçmeden önceki her aşama sıkıcı geliyor. Yandan Galip Hoca’yı gözlüyorum. Hem ne zaman istersen olur demişti.

     

    Masasında oturuyor, sigarasını içmiş, muzunu da yemiş. Sadece çay var masada, bir de Uykusuz’a hazırlamakta olduğu yeni işi. Başlayalım mı hocam, diyorum. Önce neye olduğunu hatırlayamıyor, ama sonra tabii tabii, gel Zeynep diyor. Karşısındaki tabureye yerleşiyorum. Niye röportaj istediğimi bir kere daha anlattırdıktan sonra sorularımı bekliyor. Aslında ilk defa söylemeyecek az sonra söyleyeceklerini. Bunlar sınıfta, ders çıkışı, muhabbet arasında ara ara mevzu olan şeyler. Derli toplu tekrar duymak istiyorum galiba.

     

    Çizgi romanın durumu Türkiye’de kötü diyor. Daha doğrusu çok parlak değil. İlerleme yok, adam yetişmiyor. Karikatür var da çizgi romancı yok. Galip Hoca’ya göre iki sebebi var bunun. Birincisi, insanlar ilgi göstermiyor artık. Bugün çizgi roman antika eşya gibi, diyor, bir avuç meraklısı var özellikle araştırıp bulan. Çoğunluk ilgilenmiyor. İkinci sebebi, diye ekliyor, dergilerde vakit ayırmıyorlar artık adam yetiştirmeye.

     

    Ama eskiden böyle değildi, diyorum. Benim babamın döneminde, diye cevap veriyor, 50’li 60’lı yıllarda insanlar hep şair olmak istermiş. Bir dönem de, 70’lerde 80’lerde, herkes çizgi romancı veya karikatürist olmak istiyordu. Sonra herkes DJ olmak istedi. Kuşak kuşak değişiyor bu modalar. Şimdi internetin yaygınlaşmasıyla çizgi romana ilgi iyice dağıldı, dergi tirajları düştü diyor.

     

    Yani biraz da internetin sebep olduğunu düşünüyor bu duruma. Şöyle açıklıyor: Geçmişte televizyon yoktu, bilgisayar yoktu, internet yoktu, insanların eğlencesi mizah dergileriydi. Bizim Gırgır beş yüz binlerde satıyordu. Bugün çıkan tüm mizah dergilerinin tirajını toplasan yüz bin etmez diyor Galip Hoca. 1975-76’dan 1989-90’a kadarki dönem Türkiye’de mizah dergilerinin altın çağıydı.

     

    Bunları dinlerken düşünüyorum da, gerçekten, kendi annemle babamdan bile ne kadar çok duymuşumdur. Onların neslinin ilk gençliği hep çizgi romanla geçmiş. Galip Tekin, Gırgır, Oğuz Aral isimleri hemen hatıralar uyandırıyor babamda. Konu açıldığında o kuşaklardan insanların çizgi romanla ilgili konuşacak bir sürü şeyi oluyor. Çizgi roman o kadar popülerken nasıl şimdi böyle adı sanı duyulmaz oldu hiç anlamıyorum.

     

    Televizyonun bunda rol oynadığını düşünüyor Galip Hoca. Sonra internetin yaygınlaşmasıyla (muhtemelen akıllı telefonların da payı var), sayfalar süren ve karmaşık kurguları olan çizgi romanların yerini tek karelik, iki karelik, basit ve ilk bakışta anlaşılıp tüketilebilecek karikatürlerin aldığını söylüyor. Galip Hoca’nın karikatürü küçümsemediğini çok iyi biliyorum. Ama hızlı üretilen, hızlı tüketilen, sosyal medyada anında paylaşılıp dağıtılan ve sonra unutulan bir şeye dönüşmesi çok kötü. Bir çeşit çereze dönüştü sanki.

     

    Sohbetimiz boyunca, Türkiye başka ülkelerle sıkça kıyaslanıyor. Biz neden geri kaldık klişelerini tekrarlamak değil amaç. Bir ülkeyi, ‘ileri’ görülen başka ülkelerin sahip olup da kendisinde kusurlu bulunan şeyler üzerinden tarif etmenin çok sorunlu bir yaklaşım olduğu ortada. Ama biz her şeyimizle bambaşkayız da dememek lazım, mukayese, resmi daha geniş bir yerden görmek için iyi bir yol.

     

    Amerika ve Fransa, çizgi romancılığın başlı başına bir endüstriye dönüştüğü ülkeler, diyor Galip Hoca. Oralarda, çizgi roman kitaplarını bırak, yan ürünleri satılıyor yoğun bir şekilde. Posterler, figürler, maketler… Amerikan sinemasını besleyen önemli bir kaynağın çizgi roman olduğunu hatırlatıyor. Fransa’daki fuarlardan bahsediyor. Döner satar gibi çizgi roman satıyorlar sokak üstünde, diyor. Düşünüyorum. Orada internetin çizgi romanı kurutan değil besleyen bir kaynağa dönüşmesi bu ekonomik zeminden kaynaklı olmalı.

     

    Türkiye içinse durum o kadar umutsuz görünüyor ki, sohbet bile tıkanıyor sanki. Peki yeni çizgi romancılara ne önerirsiniz? diyorum. Bir şey öneremiyorum, diye cevaplıyor. Yeni insanlar yetişse bile istihdam edecek yer yok, çizgi roman dergisi yok. Suratlar asılıyor. O kadar mı kötü hocam, diyorum. Galip Hoca da çizdiği bu karamsar tablodan rahatsız olmuş gibi, bir müddet beklesinler bakalım, diyor, belki bir şeyler olur, ortalık bir hareketlenir. Çizmeyi bırakmasınlar, benim en büyük önerim bu. Kendi kendilerine bile olsa çizsinler.

     

    Sonra öğüt vererek ekliyor. Elinizin altında internet var, iletişim imkânları var, değerlendirsenize diyor. Sınıfta dağılmış hâlde çizip çizip silen öğrencilerine, yanda bilgisayarda oturan asistanı Alper’e, sonra bana bakıyor, biz de Galip Hoca’ya. Çizgi romancılar bir araya gelin, bir underground dergi çıkarın mesela[1]. İngiltere’de bir ara en çok satan dergi bir underground dergiydi. Belki de çıkış yolu siz olursunuz. Başta biraz cebinizden harcarsınız, sonra belki biri uyanıp satmaya başlar. Gırgıryarım sayfa ilave olarak başladı Günaydın gazetesinde.

     

    Yakın zamanlarda yeni çıkacak diye duyduğum dergileri de soruyorum. Umut kesilmez, diyor. Söylenti olarak bir hareket var. Suat Gönülay, sonra Metin Üstündağ bir şeyler yapacak diyorlar. Hem bir de ilk defa bireysel dergi çıkarıyorlar bugünlerde Türkiye’de. Kutluk Han Türk Mucizesi diye bir dergi yaptı. Sonra Umut Sarıkaya Naber’i çıkardı, çok beğenildi. Tirajı da çok iyi, bence çok güzel bir dergi olmuş. Türkiye’de ilk defa insanlar tek başlarına mizah dergileri yapıyorlar, bir akım bu şimdi.

     

    Türkiye’deki durumun asıl sebebini nerede gördüğünü anlatıyor: Burada, tek başına başarılı bir çizgi roman dergisi hiç olmadı. Çizgi romanlar oldu, ama hep mizah dergileri içinde. Çizgi roman dediğin epeyce uzun, çok sayıda karakterleri olan, karmaşık bir hikâyesi olan bir şeydir, sinema izler gibi olursun okuduğun zaman. Bizde çoğu zaman illa da komik, mizaha bağımlı kısa şeyler olarak kaldı. Öncelikle gazetelerde bantlar halinde, sonra ayrı olarak mizah dergilerinde piyasaya çıktı, ama tek başına bir mecra bulamadı.

     

    Benim albümler mesela, diyor üç ciltlik Tuhaf Öyküler’i kast ederek, iyi satsa da satışları bir insanı geçindirecek kadar değil. Yine Fransa’yı örnek gösteriyor. Oralarda olanak çok. Bir çizgi roman bir sürü farklı dile çevriliyor. Telif hakları da orda çok kuvvetli. Bir kare bile alıp yayınlasan ağır cezası var telif ödemezsen. Türkiye’de ise tuhaf bir şey var, buna hiç dikkat edilmiyor. Cumhuriyet mesela solcu olmasına rağmen çok az telif ödedi yıllarca. Cumhuriyet’te yazıyorsun, daha ne istiyorsun denirdi.

     

    Tabii bizde bir sorun da şu: Çizer çok da yazar yok. Sinemada da aynı mesela, iyi senarist yok. İyi bir yazarla iyi bir çizeri bir araya getirmek de çok önemli ve çok zor bir iş. Çizim için de çok şey bilmek gerekiyor. Tek figürü şahane çizmekle olmuyor; çizgi romanda iyi bir çizerin sinematografi bilmesi lazım, kareleme bilmesi lazım… Bunun için de sıkı bir eğitim gerekli. O da beş yıl falan alır en az. Eskiden dergiler insan yetiştirirdi, ben Gırgır’da öyle yetiştim.

     

    Teşekkür ediyorum Galip Hoca’ya. Rica ederim diyor, kafana takılan bir şey olursa istediğin zaman gel gene konuşuruz.

     

    Sonra bir daha konuşma fırsatımız olmadı, benden dolayı. Ama kafama takılan şeyler elbette ki var. Galip Hoca bir nevi Gırgır geleneğini devam ettirerek insan yetiştirmek için çok çaba harcıyor ve yıllardır dersler veriyor, üstelik kapısı bu alanda bir şeyler yapmayı gerçekten isteyen herkese açık. Ben birkaç yıldır devam eden öğrencilerinden sadece biriyim. Benzer meseleleri soranlara daha önce de benzer cevaplar verdiğini duymuştum hocanın. Kısacası bu ülkede kitaplar hâlinde çizgi roman yapmak isteyen birisi için durum gerçekten biraz kasvetli. Yapılamaz değil ama geçimini bundan sağlamak neredeyse imkânsız. Mezuniyet ve geçim kaygısına düştüğünde insan çizgi romanı ek bir iş olarak görmekten daha fazlasına kolay cesaret edemiyor.

     

    Amerika ve özellikle Fransa’yla çok fazla karşılaştırma yaptık konuşmamız içinde. İnternetten takip ettiğim yabancı sanatçıların içinde bulundukları üretim ortamına da bizzat şahit oluyorum, aradaki fark gerçekten keskin. Bu farkın toplumsal ya da kültürel sebeplerini irdeleyebilecek konumda değilim. Yalnız dikkat çeken bir şey var ki, Türkiye’deki mizah dergilerinde sıklıkla karşılaştığımız cinsiyetçi dil, tavır da bu dergilerin okunurluğunu düşüren etmenlerden biri olsa gerek.

     

    Çizgi romancılık ülkemizde maalesef erkek egemen bir alan, hem sanatçı sayısındaki oranlama açısından, hem içerik açısından. Kadın yazar, çizer sayısının artışı açıkça kadını hedef alan, aşağılayıcı çalışmaların kabul edilebilirliğini azaltmış olabilir belki. Hızlı tüketim ve çizgiye ayrılan alanın daralması, mizahı incelikli çizgiden ziyade söz üzerinden yürütmeye yöneltiyor sanatçıyı. Dergilerde küfürlü dil aracılığıyla mizah yapmaya çalışmak belki de bu yüzden bu kadar yaygın. Ancak küfrün de bir cinsel/cinsiyetçi şiddet türü olduğunu unutmamak gerek.

     

    Kadınlar eliyle ve/veya kadınlara yönelik çizgi roman üretiminin çok yaygın olması bu cinsiyetçiliğin çizgi roman sektörünün güçlü olduğu ülkelerde daha az göze çarpmasını sağlıyor olabilir. Muhtemelen Türkiye’de çizgi roman üretiminin zayıflamasının başka birçok toplumsal ve kültürel sebebi de var. Ama bunların ötesinde, ekonomik altyapının bir sanat alanının yönünü, varlığını nasıl bu kadar etkileyebildiğini gördükçe şaşırıyorum.

     

    Toplumsal ve kültürel faktörlerle gelişen ekonomik altyapı görece sürekliliği olan ve değişmesi zor bir şey. Ancak aktörlerin hareketlerini düzenleyen hukuksal çerçeve nispeten daha esnek. Mesela telif hakları konusunda sanatçıların itirazlarından dolayı daha önce kongreden iki defa geri dönmüş bir değişiklik önerisi ABD’de bu yaz yine gündemdeydi; hem de öyle bir öneri ki Amerikan vatandaşı olmasanız bile çizdiğiniz her şey size ait olmaktan çıkarılıp faydalanmak isteyeceklerin kâr amaçlı kullanımına sunulabilir[2]. Küçük serbest sanatçıların müthiş aleyhine, büyük İnternet şirketlerinin lehine olacak bir tasarıydı, akıbeti bu sefer ne oldu bir türlü öğrenemedim.

     

    Hukuk, toplumsal tarafların karşılıklı müzakereleri neticesinde şekillenen ve ‘tarafsız’, ‘nötr’ olmaktan uzak bir çerçevedir. Bizde telif haklarının zayıf olması da buradaki toplumsal şartları yansıtan bir durum. Telif hakları kavramının kendisi ise liberal ekonomik teorinin insan eserlerini mülkiyet çerçevesinde görmesi sonucu ortaya çıkmış bir şey, böylece eser üreten kişi eserinden dolayı cezalandırılabilir oluyor. Bütün bu görünüşte alakasız şeylerin benim çizgi romancılık hayallerimi ne kadar etkilediğini fark ettikten sonra (bir de sadece çizgi roman yaparak geçimimi sağlayamayacağımı gördüğüm için) ben de sonunda kapitalizmden önce ne vardı acaba diye merak edip minyatür resimli kitaplarda sanat hamiliği sistemi konusunda sanat tarihinde yüksek lisans yapmaya başladım!

     

    Aslında bu yazı bitti sayılır, ama önceki iki yazımla bağlantısını kurmak için bir not düşmek istiyorum bu noktaya. Önceki iki yazım (bu ve bu) sanat üretimi ve internet arasındaki ilişkiyi irdeliyordu. İkisinde de internetin yaygınlaşmasının sanatçı açısından olumsuz sayılabilecek sonuçları olsa da genel anlamda işlerini büyük oranda kolaylaştıran ve yeni imkânlar sağlayan bir alan olduğunu ileri sürmüştüm. Galip Hoca internetin Türkiye’de çizgi romanı zayıflattığını düşünüyor. Ama bir de, bu olanaklardan faydalansanıza, dedi sohbetin sonlarında.

     

    15 Ağustos 2015’te, Kanada’da yaşayan çizgi romancı Shilin Huang, canlı çizim saatinde kendisine sorulan bir soruya cevap olarak, Ben on beş yıl önce bu işe başladığımda internette böyle bir çizer-okuyucu ortamı yoktu, takip ettiğim sanatçılar da ulaşılabilir değildi, genelde kendim tahmin ediyordum neyi nasıl yaptıklarını, demişti[3]. On beş yıl çok uzun bir süre sayılmaz, bizim yoğun bir çizgi roman geçmişimiz de var. Bakarsınız canlanır burada da yeniden. Galip Hoca’nın dediği gibi, umut kesilmez.


    İkbal Zeynep Dursunoğlu
    Kaynak: 5 harfliler

     

    Galip Tekin Kimdir? 

     





     

    // Gırgır ile büyümüş, Uykusuz, Penguen, Limon, Pişmiş Kelle ile çizgi roman ve karikatür dünyasında gezinmiş biri olarak kendisi çok saygı duyduğum insanlardan biridir, bu yazıyı paylaşmamda ki sebep bir şekil de Türkiye 'de bu işe gönül vermiş insanların karşılaşabileceği zorlukları yansıtması, onlara bir şekilde ışık vermesi içindir bir bakıma da anime ve mangalar vasıtası ile çizim ile ilgilenen bir çok arkadaşımızın bu düşüncelerden faydalanacağını umut ediyorum.

  15. Beğen
    Perfectum reacted to ibodi in Birkaç çizik   
    Ben de kendi çizimlerimi paylaşmak istedim :)



  16. Beğen
    Perfectum reacted to kawaii kereste in Japonya'nın Eksileri   
    halen Koreliler ve Çinliler Japonlardan nefret ederler, çünkü bunca katliama rağmen Japonya resmi özür bile dilememiştir.
     
    belki de onurlu bir millet oldukları için özür dilemeyi kendilerine yediremiyor olabilirler, ama onursuz bi hareket yaptıysan özür dilemesini bilmen lazım.
     
    üstelik bahsettiğin olayların çoğu Japon ders kitaplarında orjinallerine aykırı anlatılıyormuş. gerçi bu konuda biz de pek farklı değiliz. en basitinden, "Osmanlı çok hoşgörülüymüş, gayrimüslimlere din seçme özgürlüğü tanımış." hayır. sadece gayrimüslimlerden alınan 2 vergi Osmanlı hazinesi için büyük gelir kaynağıydı bu yüzden gayrimüslim kalmalarına izin verildi. hatta gayrimüslim çoğu aile bu durumda kalmak istemedikleri için müslüman olmak istediklerinde devlet kabul etmedi falan.
     
    tarih tarihtir, ders almak lazım, bakıp da utanılacak bişey değil. şu anki Japonya, Türkiye gibi eski monarşik devletin üstüne kurulan bir devlet. atalarının yaptıkları yüzünden yargılayacak halim yok, biz de aynı durumdayız zaten.
     
    edit: çocuk pornosunun ne durumda olduğunu 1-2 hentai/japon pornosu izleyen bilir. ortaokullu liseli kızların idollük yaparak para kazandığını zaten hepimiz biliyoruz sanırım. yakuza olayı da bilmeniz lazım. pop yıldızlarının falan evlenmesinin hatta sevgili yapmasının yasak olduğunu bilmiyor olabilirsiniz, öğrenmiş oldunuz şimdi. kadınların 2. sınıf vatandaş muamelesi görmesiyse animelerde bile var. sadece çok açık belli edilmiyor. şöyle düşünün:
     
    animelerde bi erkeğin kıza aşık olma şartı: kız güzel olacak, erkeğin fantezisine uygun olacak, oturup kalkmasını bilecek.
    animelerde bi kızın erkeğe aşık olma şartı: erkek koruyucu olacak, nazik olacak. eli yüzü düzgün olursa da fena olmaz.
     
    işin normali bu değil. ama animelerde işin normali bu.
  17. Beğen
    Perfectum reacted to ayanatsume in Beslediğiniz Hayvanlar Ve Fotoğraflarınız   
    3 sene önce bir kedim vardı, Gripin. Bazı nedenlerden dolayı göndermek zorunda kaldık, çok özlüyorum
    Hep laptopumun üstüne çıkardı böyle, bi rahat vermezdi :(

    Gerisi spoiler içinde;

     
     
     
  18. Beğen
    Perfectum got a reaction from jans09 in Mühür - 密閉 - Mippei (27. Bölüm Eklendi YENİ!!)   
    Hepsini okuyamadım (zaman bulduğumda artık ) ama kurgu başarılı gerçekten :P  Konusu da konuşmalar da bir o kadar ilgi çekici ve sürükleyici :P. Yazmaya devamm 
  19. Beğen
    Perfectum reacted to jans09 in Mühür - 密閉 - Mippei (27. Bölüm Eklendi YENİ!!)   
    Teşekkürler. :D Planladığım gibi giderse bir kaç çeşit olacak :) 
     
    Daha diğeri bitmeden bunu attım sömestr tatili geliyor ne de olsa... 15 gün ders öğrenci, görmeyeceğim.. Ders müfredatını hallettim mi buralara daha çok vakit ayırabileceğim  :wub:
     
    Gelecek gelecek... Devamının hepsini yazıp seneye falan komple atayım sen de hepsini beraber oku.. :P  Ama öyle olunca da uzun deniliyor :wacko:  Beğenmene sevindim :D
     
    Okul-romantik tarzında yazmak isterim de ona da korkulu ciddi bir şey eklerim diye düşünüyorum  :rolleyes:  napiim azıcık korku, azıcık aksiyon, biraz kalp atışı olmadan olmuyor gibi...  :ph34r:  :wub:  :rolleyes:  :P  ;)
  20. Beğen
    Perfectum got a reaction from jans09 in ( 12 / 12 ) Yuri!!! on Ice   
    Çok eğlenceliydi yahu. Diyaloglarımıdır, karakterlerinin tepkilerimidir bilmiyorum izlerken hiç sıkılmadım. Yorumları okuyunca daha da bir güldüm. Viktor, fangirl lerin kalbini fethetmiş :D Hafiften bir Shonen-ai havası hissettim inşallah olmaz o.o Bir de şöyle spor animeleri izleyince hevesleniyor insan :D Neyse animeyi takibe aldım. Animeyi çevirenlere, yükleyenlere bu seride bilimum görev almış herkese teşekkürler kolay gelsin :D
  21. Beğen
    Perfectum reacted to Mileydi in Efsanevi Kılıcın Masamune’ye Ait Olduğu Doğrulandı   
    Kyoto Ulusal Müzesi’ne Getirilen Efsanevi Kılıcın Masamune’ye Ait Olduğu Doğrulandı.

    Final Fantasy VII’nin ünlü karakteri Sephiroth’un kılıcını duymuş muydunuz? Peki Soul Eater’daki “Uncanny Sword (Esrarengiz,Tekinsiz Kılıç)”un diğer ismi hiç dikkatinizi çekti mi? Eğer tüm bunların farkındaysanız, Masamune ismine de aşinasınızdır demektir.
     

     
    Masamune, Goro Nyudo Masamune (İsmi aynı zamanda yaptığı kılıçların ismi olarak da kullanılır.) olarak da bilinen Japonya’nın en büyük kılıç yapım ustalarından biridir. 13. yy’ın sonları ve 14.yy’ın başlarında bugünkü Kanagawa İdari Bölgesi’nde yaşadığı rivayet olunur. (Bu dönem, samuray sınıfının tüm Japonya’ya hakim olduğu Kamakura Dönemi’dir.) Masamune, kılıçlar için gerekli olan çeliğin saf olmadığı bir dönemde yaptığı üstün bir güzelliğe sahip kaliteli kılıçlarıyla ün salmıştır.
    Birçok Japon demirci, yaptıkları kılıçları, kabzalarının metal kısmına isimlerini oyarak imzalamışlardır. Bu, bazı demircilerin, isimlerinin bugün bile bilinip, efsanevi bir statü kazanarak bir halk kahramanı haline gelmesine yol açmıştır. İşte bu noktada konunun Masamune’yle ilgili olduğu kısmına gelirsek; Masamune, meslektaşlarının bu yaptığını yapmamış ve kendi elinden çıkmış birçok kılıcı imzalamamıştır. (Fudo Masamune, Goro Nyudo Masamune tarafından imzalanmış nadir kılıçlardan biridir.) Bu da zamanında Masamune kılıcı olduğu bilinip; soylu aileler ve hanedanlıklar tarafından elden ele, nesilden nesile aktarılanlar hariç Masamune kılıçlarının tespitini zor hale getirmiştir. Fakat araştırmacılar ve tarihçiler zoru başararak, 150 yıldır ilk kez bir kılıcın, Masamune’nin bizzat kendisi tarafından yapılmış olduğunu doğruladılar.
     

     
    Geçen sene, biri, kendine ait mülkte bulduğu bir kılıcı değerini öğrenebilmek amacıyla Kyoto Ulusal Müzesi’ne getirdi. Tarihçi ve kılıç uzmanı Takeo Watanabe kılıç üzerinde aylarca araştırma yaparak, çalışarak en sonunda kılıcın Masamune’ye ait olduğu sonucuna ulaştı. Kılıcın bıçak tarafındaki eşsiz desenlerin karakteristik özelliklerinin, bu kılıcın Masamune tarafından dövüldüğünü ortaya çıkardığını söyleyen Watanabe; Shimazu Masamune olarak adlandırılan bu kılıcın, 1862 yılında 14. Tokugawa Şogunu Iemochi tarafından kendisinin Prenses Kazunomiya (Prenses Kazu olarak da bilinir.) ile evliliğinin bir işareti olarak imparatorluk ailesine verildiğini belirtiyor. Iemochi’nin imparatorluk ailesine böylesi bir şaheseri sunmasını, en derin minnettarlık ve saygı duygularının dile getirilişi olarak yorumluyor Watanabe.
     
    KAYIP KILIÇ HONJO MASAMUNE
    Masamune’ye ve kılıçlarına değinmişken, Masamune’nin elinden çıkmış efsanevi Honjo Masamune isimli kılıçtan bahsetmezsek olmaz.
    Japonya, birçoğumuzun animelerden, mangalardan veya filmlerden aşina olduğumuz etkileyici bir geçmişe ve tarihe sahip olsa da sivil savaşların, devrimlerin ve işgallerin de ülkesi aynı zamanda. Tüm bu karışıklık dönemlerinde Japonya, benzer dönemlerden geçmiş ülkelerin de yaşadığı üzere kültürel miras sayılabilecek birçok eseri, hazineyi kaybetmiştir. Tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrası kaybolan, belki de o güne kadar yapılmış en iyi Masamune kılıcı olan Honjo Masamune gibi.
     

     
    250 yıl iktidarda kalmış Tokugawa Şogunları’nın tören kılcı olarak kullanılan kılıcın isminin, 16. yy’da yaşamış ve Masamune’yi bir kapışma esnasında hayatta kalmasının bir ödülü olarak kazanan General Honjo Shigenaga’dan geldiği söylenir. Tokugawa Hanedanlığı’nın çöküşünden sonra kılıç nesilden nesile 20.yy’a kadar aktarılmıştır ancak 2. Dünya Savaşı’nda bu aktarım son bulmuştur. 1945′te Japonya’nın teslim olmasından sonra Japonya’yı işgal eden General MacArthur’un emriyle Japon kılıçlarını da içeren tüm silahlar imha edilmek üzere toplanmıştır. Toplanan silahlar içerisinde değersiz, toplu üretim sayılabilecek kılıçların yanında Honjo Masamune gibi sanat eseri sayılan, aile yadigarı birçok kılıç da vardır. Tokugawa ailesinden 17. Tokugawa Şogunu, Tokugawa Iemasa, Honjo Masamune de dahil olmak üzere 15 kılıcı Tokyo’daki Mejiro Karakolu’na teslim etmiştir. Çavuş Coldy Bimore, kılıçları karakoldan teslim aldıktan sonra kılıçlarla birlikte ortadan kaybolmuştur. Bu kılıçların çoktan eritilmiş olduğunu düşünenler yanında birçok uzman, çavuşun bunları savaş hatırası olarak evine götürdüğü görüşünde. Ara sıra bazı antik kılıçlar ortaya çıksa da malesef Honjo Masamune’den hala bir iz yok. Umarız bir gün bulunur ve olması gereken yerde, Japonya’da bir müzede sergilenir.
     
    MASAMUNE VE MURAMASA EFSANELERİ
    Masamune’de olduğu gibi Muramasa ismiyle de çeşitli anime, manga ve oyunlarda karşılaşmak mümkün. Samurai Deeper Kyo’da Muramasa, Demon Eyes Kyo’nun taşıdığı Tenro isimli kılıcı ve Mibu Kyoshiro’nun kullandığı Shibien isimli kılıcı yapan kişidir. Bleach’i filler’ları atlamadan izleyenler ise Zanpakutou filler bölümlerinde, Kuchiki Kouga’nın kılıcı olarak Muramasa ile karşılaşırlar. League of Legends’da da eşya isimlerinde karşımıza çıkar Masamune ve Muramasa. Nasıl mı? Manamune isimli eşya Masamune’den; Muramana ise Muramasa’dan türetilmiştir.
     

     
    Anime, manga, oyun kısacası popüler kültürün birçok parçasında karşımıza çıkabilecek bu ikiliyle ilgili efsaneler de mevcut. Sengo Muramasa olarak da bilinen Muramasa da tıpkı Masamune gibi Japonya’nın en ünlü kılıç ustalarından biridir. 14.yy’dan 16.yy’a kadar süren Muromachi Dönemi’nde yaşadığı söylenir. Bazı rivayetlere göre Muramasa, Masamune’nin öğrencisidir; bazılarına göre ise mızrak yapımında usta, önemli Kyoto demircilerinden Heianjo Nagayoshi’nin öğrencisidir. Bazıları da aynı çağda yaşamış iki büyük rakip olduklarını söyler.
    Muramasa işi kılıçların, bıçakların Tokugawa Hanedanlığı’na kötü şans getirdiği söylenir. Şöyle ki Şogun Ieyasu’nun büyükbabası Muramasa yapımı bir kılıçla öldürülmüş, babası ve kendisi Muramasa yapımı bıçaklar yüzünden ciddi şekilde yaralanmışlardır. En son eşi ve üvey oğlu da bu lanetli kılıçla idam edilmiştir. Bu yüzden Tokugawa Şogunluğu tarafından bu kılıcın taşınmasıyla alakalı çeşitli yasaklar getirilmiştir.
     

     
    Masamune kılıçları sadece güzellikleri ve kaliteleriyle ünlü değildir. Bu kılıçlar aynı zamanda barışsever, sakin, iç huzuru yakalamış samurayları tarif etmek için kullanılır. Muramasa’nın kılıçları ise olağanüstü keskinlikleriyle ünlüdür ve kana susamış, şeytani samurayları anlatmak için kullanılır. Tabii ki tariflerde, bu iki efsane demirci ve onların kılıçlarıyla ilgili anlatılagelen hikayelerin de parmağı vardır. Günümüze kadar ulaşmış birkaç hikayeden bahsedelim öyleyse;
     
    Muramasa, ustası Masamune’yle kimin daha ince kılıcı yapacağına dair iddiaya girer. İkisi de yorulmak bilmeden çalışarak en ince kılıcı yapmaya uğraşırlar ve nihayet kılıçlarını tamamlarlar. Kimin kazandığını öğrenmek için ilk önce Muramasa, bir askı yardımıyla kılıcını bir derenin içine yerleştirir ve kılıcın keskin tarafını akıntıya karşı çevirir. Muramasa’nın kılıcı, derede akıp giden yaprakları, yüzen balıkları kısaca derede akıp giden ne varsa kesmiştir. Rüzgar bile ona doğru eserken gürültülü ıslık sesleri çıkarmıştır. Öğrencisinin bu çalışmasından oldukça etkilenen Masamune, kendi kılıcını da askı yardımıyla derenin içine yerleştirir ve sabırla beklemeye başlar. Masamune’nin kılıcı, Muramasa’nınkinin tersine üzerine gelen yaprakları kesmemiştir. Akıntıyla gelen balıklar Masamune’nin etrafından geçmişlerdir ve hava bile ona doğru eserken nazikçe fısıldaya sesler çıkarmıştır. Bunun sonucunda Muramasa ustasıyla dalga geçmeye başlar. Masamune ise sessizce kılıcını alır, kurular ve kılıfına koyar. Muramasa ise ustasının tüm bu kılıç yapma becerilerine rağmen neden bu iddiayı kaybettiğini merak etmektedir ve sürekli bunula ilgili sorular sorar ustasına. Bu sırada başından beri olanları izleyen bir keşiş gelir ve durumu açıklamaya başlar. “Dereye yerleştirilen ilk kılıç hesaplar göre en ince kılıç. Karşısına gelecek kim ya da ne olursa olsun ayırt etmeden kesebilecek, kana susamış bir  kılıç. Bu kılıç kelebekleri nasıl ikiye ayırabiliyorsa; kafaları da bedenlerinden ayırabilir. Dereye yerleştirilen ikinci kılıç ise ondan daha ince. Çünkü masum olanları, hak etmeyenleri gereksiz kesip biçmiyor.” diyerek iddiayı sonuçlandırmıştır.  
    Bir başka hikayeye göre de iki kılıç da nehirden geçen yaprakları güzelce kesmiştir ancak Muramasa’nın kestiği yapraklar Muramasa’ya yapışıp kalmış, Masamune’nin kestikleri ise kayıp gitmişlerdir. Bununla ilgili bir başka efsane de Muramasa’nın kestiklerini, Masamune’nin iyileştirdiği yönündedir. Birkaç tanesine değindiğimiz bu hikayeler gösteriyor ki Masamune’nin kılıçları kutsal, Muramasa’nınkiler ise şeytani. Hatta hikayenin birinde bu kötü kılıçları yaptığı için Muramasa’nın öldürüldüğü söylenir.
     
    Kaynak : AnimeFantastica
  22. Beğen
    Perfectum reacted to Morgion in En İyi Çizime Sahip Mangalar   
    Vagapond en iyisidir tartışılmaz bile....
    Shoenen bir seri de en iyi çizen mangaka oda dır.
  23. Beğen
    Perfectum reacted to Lynx in Yagami Raito(Light)-Death note   
    Ama hayır. Bence L den zeki değil çünkü,



  24. Beğen
    Perfectum reacted to historianWeeb in Bir Günlüğüne Görünmez Olmak   
    valla 10-15 kilo alırdım sanırsam xd



  25. Beğen
    Perfectum reacted to LeornKayn in Bir Günlüğüne Görünmez Olmak   
    O günün görünmez kahramanı olurdum...sessiz bir kahraman olmayı hep istemişimdir zaten...insanların karşılığını gösteremeceği görünmez ve sessiz bir kahraman amaneyyyy aha bu benim ufak hayallerimden biri...
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.