Jump to content

IFeanorI

Üyeler
  • İçerik sayısı

    1
  • Kayıt tarihi

  • Son ziyareti

IFeanorI kullanıcısının paylaşımları

  1. Monster dizisi, çok özel bir dizi; bir diziden daha fazlası, temelinde felsefi ögeler bulunduran, gerek dizinin tamamı, gerekse karakterleri yorumlamadan geçilmemesi gereken bir dizi. Ama ben, sadece Johan'ın üzerinde durmak istiyorum. Monster, dört dörtlük bir cerrah olan Dr. Tenma'nın ''Her insanın hayatı birbirine eşit değildir,'' ideolojisini yıkmak için bir valiyi değil de, sıradan bir çocuğu tedavi etmesiyle başlıyor. Tedavi ettikten sonra da, manevi açıdan rahatlıyor. Bu manevi rahatlamanın getirdiği sorunlar büyük oluyor. Yedi yıl sonra, tedavi ettiği çocuğun, Johan'ın, bir katil, bir ''canavar'' olduğunu anlıyor; anladıktan sonra da bu canavarı durdurmaya çalışıyor, dizi bu şekilde devam ediyor... Zaten dizinin konusu, Tenma'nın ''Her insanın hayatı birbirine eşit değildir'' ideolojisiyle Johan'ın ''Hayat boştur, hayat anlamsızdır,'' ideolojisinin çatışması. Albert Camus'ün absürdizmi veya Nietzche'nin nihilizmi gibi, Johan da hayatı anlamsız buluyor dizi boyunca, Tenma da dizi boyunca Johan'ın tezlerini çürütmeye çalışıyor. Bunu bir kenara bırakalım ve bazı soruların cevaplarını arayalım: Her insanın yaşamı birbirine eşit midir? İnsanlar, yaşar ve ölürler. Bu bu kadar basittir. Ama yaşarlarken birbirlerinin hayatlarını da kontrol ederler. Peki ''yöneten'' insanlar, ''yönetilen'' insanlardan daha mı değerlidir? Tutun ki yönetenler aptal, yönetilenler akıllı olsun. Bu adil midir? Johan'ın sisteme başkaldırmasının bir sebebi de budur: Akıllı insanların yönetilecek kadar aptal olması. ''Neden bu böyledir?'' diye sorgular kendi kendine Johan, ardından nihilist düşünceler gelir aklına... Johan'ın kafası şüphesiz dünyadaki en karışık kafalardan biridir. Ayrıca bir akıllı ve bilinçli bir katilin neden bu işi yaptığı, büyük bir gizemdir. Peki, Johan, neden insanları öldürür, neden bir ''canavar'' olmayı seçmiştir, neden nihilizme kendini sarmasına izin vermiştir? Bunun ilk nedenlerinden biri Johan'ın çocukluğudur. Johan, çocukluğunda kardeşinden insanların, insanları öldürdüğünü gördüğünü ve onun daha birçok anısını dinlemiştir, böylece içinde bir ''acı boşluk'' oluşmuştur, bu boşluğa, o, ''canavar'' demiş ve ablasının anılarını kendi anılarıymış gibi benimsemiştir. Ablasının anılarından önce Çekya'daki savaştan kaçmış, savaş psikolojisini ve dünyanın anlamsızlığını, daha çocuk yaşta, iliklerine kadar hissetmiştir. Tabii daha sonra ''Kinderheim 511''e gitmiştir. Orada da bir deneye tabi olumuş, yine insanların ölümüne şahit olmuş ve oradan da sağ çıkmıştır, böylece canavar tamamlanmıştır. Johan'ın yaratılması, şüphesiz, insanoğlunun işidir. ''İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir,'' der Ahmet Hamdi Tanpınar. İnsanoğlu, kendi canavarını yaratmak için, o canavarın ruhunu ilk önce savaşla besler, sonra iki kez deneye tabi tutar, gittikçe ruhu beslenir ve ortaya ''canavar çıkar''. Bu canavardan dolayı birçok insan ölür, birçok insanın da hayatı mahvolur (Nina, Tenma gibi). Ama, denek olarak, sadece Johan'ın hayatı mahvolmaz, o deneylere tabi tutulan tek kişi o değildir, deneylerden ''sağ'' çıkan bir tek odur. Peki Johan, neden bunu yapıyordu? Johann, nihilizmin pençesindeydi. Ki, her insan, biraz da olsa, nihilizmin pençesindedir, bazı zamanlar hayatı anlamsız bulur. Ama yine de, Grimmer'ın dediği gibi, İnsanlar yemeklerden tat almayı bilmeli. Hafta sonları piknik yapmayı beklemenin heyecanını tatmalı. İnsanlar, kendi çocuklarını gömmek zorunda kaldıklarında kalplerinin derinliklerinden üzülmeyi, gerçekten üzülmeyi bilmeli. Hiç kimse, hissiz olmamalı, hiç kimse, yoğun bir nihilizmin baskısı altında kalmamalı. Karanlık bir dünyada yaşıyoruz: ''Burası evcilik oynayacak, cilveleşecek bir dünya değil, / Burunlar kanamalı, kafalar kırılmalı, / Herkes bunların gerçek olduğunu kabul etmeli,'' diyor Shakespeare. Polyanna da olmamalıyız tabii, ama yine de hayatın keyfini çıkartmalıyız. Bir diziyi izlemenin, bir kitabı okumanın keyfine varabilmeliyiz. Johan gibi, kendimizi, kendi benliğimizi kaptırmamalıyız. Johan, şüphesiz eşsiz bir ikon. Şahsen ben, ''hissiz'' insanları incelemeyi seviyorum çünkü, hayatımızda teknoloji çok büyük bir yer kapladığı için, artık ne sevebiliyoruz, ne nefret edebiliyoruz, ne kızabiliyoruz, ne konuşabiliyoruz, hiçbir şey yapamıyoruz. Kendimizle bile konuşamıyoruz bazen! Tabii her insanın hissiz olmasının başka bir nedeni vardır ama, bu hissiz insanların psikolojisini daha iyi kavramak benim için her zaman çekici olmuştur. Bu yüzden, dediğim gibi, Johan eşsiz bir ikon, onun hissizleşmesinin nedeni insanlar ve insanlar bunu yapmaya hâlâ devam ediyorlar, günümüzde böyle insanlar hâlâ var ve dünyadan hiçbir tat alamıyorlar: Onları daha fazla anlamak lazım. Tabii bu ''hissiz'' insanların psikolojik tanımları da vardır: Şizoid denir onlara. Başkaları tarafından duygusal olarak soğuk, yalnız, duygu ifadesinden yoksun olarak görünürler. Başkalarına karşı samimiyet, şefkat ve öfke gibi duyguları gösterme yetenekleri sınırlıdır. Sosyal durumlarda övgü ve eleştirilere karşı kayıtsızdırlar. Aktivitelerinde yalnızdır ve sevgisizdirler. Diğer insanlarla duygusal veya cinsel ilişkiye girmeye az ilgi gösterirler. Yakın arkadaşlıklar için isteksizdirler ve çoğunun arkadaşı yoktur. Johan da, tıpkı böyle bir karakter. Ama Johan'ın, başka insanları, özellikle çocukları, nihilizmin etkisiyle intihar etmeye zorlaması, çok korkunç bir şey. Zaten Tenma ve diğerleri de, bu korkunç olayları önlemek için hayatlarını öne sürüyorlar. Dizinin sonunda, Johan'ın yatağından kalkmış görünmesi, tıpkı Gogol'ün Portre ötküsündeki gibi, ''canavarların ve kötülüklerin'' bu dünyada asla yok olmayacağının bir göstergesi. Bazıları Tenma'nın ''Her insanın hayatı birbirine eşit değildir'' felsefesinin kazanması olarak görüyor bu sonu, öyle de bakılabilir ama, ben böyle bakıyorum. Dedim ya, Johan bir ikon diye, o bir kötülük ikonu, aslında, herkeste kötülük var ve herkes bir ''canavar''. Johan, sadece kendini öne sürerek bir ikon olmayı seçiyor... Bu muhteşem alıntıyı, yine, yeni, yeniden, vermek istiyorum: ''Gökler kızmış insanoğlunun ettiklerine, Yıkacaklar neredeyse kanlı dünyasını. Saate baksan gündüz şimdi: Ama karanlığa boğulmuş göğün lambası. Ya gecenin zaferi bu, Ya da gün utanıyor doğmaktan. Karanlıklar sarmış dünyanın yüzünü Diri aydınlıklar öpecekken.'' -William Shakespeare, Macbeth Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar. Yazımı beğendiyseniz, edebi eserler üzerine yayınladığım yazılara bakmak için ziyaret edebilirsiniz: http://feanorunyazilari.wordpress.com/
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli bilgi

Forum kurallarımızı okudunuz mu? Forum Kuralları.