Jump to content
Türk Anime TV Forum

Arama yap

'Harem' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Etiketler, virgülle ayrılır
  • Yazara Göre Ara

İçerik türü


Kategoriler

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
  • Fansub Takımları
  • Anime Manga Live-Action Download
  • Fan Kulübü
  • Japonya
  • Program Deposu
  • Konu Dışı
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Sonuçlar içinde bul...

Sonuçlarda bul...


Oluşturulma tarihi

  • Start

    End


Son yazılan

  • Start

    End


Filter by number of...

Üyelik tarihi

  • Start

    End


Grup


Hakkımda


Outlook


Web Sitesi


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum


İlgi Alanları


IPB Sürüm

3 sonuç bulundu

  1. ÖZET: Asura yirmi yaşındaki bir üniversite öğrencisidir.Hayatındaki tek macera yazdığı tezler ve ev ödevleridir.Taki o güne kadar,Dünya'nın ve insanlığının kaderinin değiştiği o gün'e... Herhangi bir hata bulursanız,lütfen söyleyin. GİRİŞ GİRİŞ Güneşli güzel bir yaz günüydü.İnsanlar parklara çıkmış,yanında sevgilisi olanlarda kafelerde buzlu limonatalar ve milkshakelerle eğleniyorlardı.Küçük çocuklar top oynuyor,bazılarıysa parkın ortasında bulunan fıskiyenin altında soğuk suyun keyfini çıkarıyorlardı. Tabii ki şans herkese gülmüyordu.Bazı şanssız üniversite öğrencileri o gıcık üniversite hocalarının verdiği saçma işler-yani görevleri yapmak zorundaydı.Çünkü bu gelecekleri için gerekliydi!Ve evet bende o şanssız üniversite öğrencilerinden biriydim.Lanet olsun! 64 sayfa tez,64 sayfa!1 değil,2 değil,10 bile değil,64 sayfa…Zaten bu yetmezmiş gibi birde arkadaşımın kız arkadaşıyla olan problemlerini dinlemek ve avutmak zorunda kalmıştım. Aslında bakarsan arkadaşımı biraz dinledikten sonra 64 sayfa yazı daha bir hoş görünmeye bile başladı.Gerçekten,of… Yirmi yaşıma geldim.Siyah saçlı,mavi gözlü,1.80 boylarında bir çocuğum ve daha elime kız eli değmedi.Durum böyleyken neden elin çocuğunu:“Boş ver kanka denizde balık çok nasılsa…haha”diye avutmak zorundayım ki! Hem madem denizde balık çok,niye hep karavana niye!Kesin birinin benim hakkımda gözü var.Kesin… “Doğru söylüyorsun valla kanka denizde balık çok.Eğer benim ideallerime uymuyorsa başka birini bulurum.O kadar basit.” Gerçekten biliyorsun ya arkadaşım.Bunu söylemen beni daha da acınası yapıyor.Yumruğu suratına koyacağım birazdan. Her neyse ödevine konsantre oluyor duruşuna geçeyim bari.Belki sıkılır da başka bir yere gider.Evet bu iyi bir strateji.Kesinlikle öyle.Ben bir dahi falan olmalıyım!Neyse moralim yine yerine geldi. O anda sürekli durmadan konuşan arkadaşım ve sürekli dinlemede olan, ara ara da dinlediğimi belli eden sesler çıkaran ben sustuk.Nedeni… Dudu dudu dilleri lıkır lıkır içmeli… Diyecek başka bir şeyim yok.Adamın bir kere telefonunun melodisine baksana sen ne diyeyim ki ben şimdi.Ölmek istiyorum gerçekten! “Kanka o arıyor,Napayım?Açayım mı?Baksana iki kere çaldırdı.Çok ısrarcı olduğunu düşünmüyor musun?Sanki bütün o laflarından sonra açarımda telefonu,hımf!” dedi ve açma tuşuna bastı arkadaşım.“Her neyse kanka ben içecek bir şeyler alacağım.Sende ister misin?Gerçi gecikeceğim.Belki de gelmem beni bekleme.” Eleştirmeye nerden başlıyacağımı bilmiyorum.Ama en kafamı bozan kısımdan yani içecek kısmından başlıyacağım.Madem gelmeyeceğini düşünüyorsun neden “içecek ister misin” diye soruyorsun bu sıcak havada!Canım çok fena kola çekti şimdi senin yüzünden! Hem kız iki kere çaldırdı,Ne ısrarcısı.Ben köpeğimi bile dört kere çağırıyorum gelmesi için,dört kere! “Beni takma kanka sen.Kendi işine bak” “İşte kanka dediğin böyle olur.Bir dahakine dördümüz beraber takılalım” dedi ve hızla odayı bıraktı arkadaşım. Dört mü?Bir ben varım,bir de şu çocuk,bir de şunun kız arkadaşı olsa…Bu üç yapar.O zaman Dördüncüsü… Elimdeki ödev kağıtlarını masaya bırakıp sandalyeme yaslandım.Gerçekten de hiç ödev yapacak şevk kalmadı bende.Zaten kalsaydı bende bir sorun olurdu! Öyle bir beş ila on dakika durduktan sonra fena bir uyku bastırdı üstüme.Tabii ki vücut bu strese dayanamadı,onu suçlamıyorum bu yüzden.Bütün suçlu o profesör! Yalpalaya yalpalaya sırayı bırakıp odanın sağ tarafındaki üst ranzaya gidip yatağa uzandım.Yani üst ranzayı kendim seçtiğimden değil,yükseklikten oldukça korkarım.Ama başka seçeneğim de yoktu zaten.Okula iki gün geç başlayan birinin kaderi budur!Daha fazla açıklayamayacağım,çok uykuluyum.Çok uykulu… 1.BÖLÜM 1.BÖLÜM Vızz vızzz vıızzz! Arı fızıltısını duyduğumda güzel ve tek başıma olan uykumdan uyandım.Tek başınanın altını çizmek istemiyorum sadece erkekler yurdumdayım diye yanlış anlaşılması olmasın diye söyledim.Yani kız arkadaşım yok fakat erkeklerle de işim olmaz.Aslında beni kız yurduna yatırsalar oldukça memnun olurum. Vızz vızz vızz vızz! Gözümü açmadan elimi duyduğum kadarıyla yerini artık tespit ettiğim arıya doğru salladım.Aslına bakarsan ilk sallamamda bir şeyi vurdum.Avucumun tamamını kaplayacak kadar büyük olduğu için arı olmadığına eminim.Tabi Türkiye’nin göbeği Ankara’da amazon arıları yoksa…Hım,Amazon arıları bile bu kadar büyük değildir zaten. Vurduktan sonra masamdan birkaç şeyin yere düşme sesiyle hemen gözümü açtım.Çünkü masamda mürekkep şisesi ve çok değerli yarısı tamamlanmış ödevim duruyordu.Ne kadar şanssız olduğum gerçeğini göz önüne alırsak tek sonuç:Ödevimin mürekkebe bulanmasıydı. Gözümü açtığımda ve kafamı kaldırıp masaya baktığımda mürekkep şisesinin olduğu yerde durduğunu görüp rahat bir iç çektim.Ve siyah bir sıvıyla kaplı ödevimi gördüm.Olamaz! Bir hışımla yataktan atlayıp(Biraz da ağımı burktum bu sırada)ödevimin yanına gelip kağıtları elime aldım.Tamamen okunamaz halde.Keşke mürekkep düşseydi,en azından tekrar kopyalardım ve işime bakardım. Tamam karar verdim.O ödevi kimse bana yaptıramaz.Asla yapmayacağım o gaddarın ödevini asla.Ablam elinde beyzbol sopasıyla gelse ve her vuruşu 90 km/s hızda olsa dahi asla.Zaten o kadar hızda vursa kolum kırılır ve ödevden yırtarım.Ama olmayacak yere vurursa tüm hayatım kayar.Bu nedenle ödeve başlıyayım bari de nerden geldi bu siyah sıvı!Hangi aşağılık yaratık ben uyurken bunu döktü buraya. Tam kızgın bir şekilde odadan dışarı çıkacakken masanın üzerindeki sarımsı ve siyah çizgili şeyi fark ettim.Hemen yaklaşıp elimin içine aldım şeyi.Şey demek pek hoş olmuyor.Belki tüy yumağı veya sarımtrak desem daha şirin durar.Tamam,bundan sonra senin adın sarımtrak. Ama bu şey de neyin nesi? KATİL ARI(Taş sınıfı) Seviye:1 Irk:Arı HP:15 Ruhsal Enerji:0 MP:5 Dayanıklılık:6 Güç:4 Çeviklik:14 Canlılık:5 Şans:3 Katil arılar her şeyi yemeleriyle meşhur bir arı türüdür.Genellikle milyonlarca arının bulunduğu kolonilerde yaşayan katil arılar, bir kraliçe tarafından yönetilirler.Özellikle iğneleri çok yüksek derecede zehir barındırır. “Uwaa!” Önümde aniden garip pencere belirdiğinde elimde olmadan yere düştüm.Pencere de aynı şekilde biraz alçaldı.Demekki ben aşağı gidince o da gidiyor,çok elverişli.İyi deve cüce oynanır bu pencereyle de konumuz şimdi bu değil!Nerden geldi bu pencere?! Elimi tereddütlü bir şekilde havada asılı duran pencereye yaklaştırdım.Ve yavaşça içinden geçirdim.Sanki havada hiçbir şey yokmuş gibiydi.Bir kaç defa daha içinden geçirip çıkardım elimi. Acaba bu ne?Fiziksel bir şey mi?Kimyasal mı?Fotonlu bir şey mi?Of,çok sinir bozucu…Keşke derste uyumasaydım!Neyse, şimdi bunu düşünmenin sırası değil.Şimdi bunu nasıl kapatırım onu düşünmenin sırası. Ekrana ve elimdeki tüy yumağına detaylı şekilde bakmaya başladım.Hım…Anladım demek bu bir katil arı.O zaman ödevimi mahveden bunun kanı olmalı.Acaba nerde bunun iğnesi? İğneyi arının üzerinde aradım ama bulamadım.Daha sonra yerimden kalkıp masanın üzerini inceledim.Masanın üzerinde de küçük bir pencere vardı.Üzerinde “Katil arının zehirli iğnesi” yazıyordu.İğneyi elime aldım ve pencereyi inceledim. Katil Arının Zehirli iğnesi:Katil arının yüksek miktarda zehir içeren iğnesi.Genellikle gizli zehirli silah yapımında ve dövüş sanatçılarının ki kanallarını açmada kullanılır. Gerçekten yumruk büyüklüğündeki bir arıdan da beklendiği gibi.İğnesi dikiş iğnesi kadar büyük.Acaba ceketimin söküğünü bunla dikebilir miyim?Boş verelim şimdi onu.Şimdi önemli olan bunların gizemini çözmek.Yani delirmediysem ve bu bir rüya değilse… İlk olarak bu pencereyi nasıl açtım ki ben?Ha,doğru ya! “Bu şeyde neyin nesi?”diye düşünmüştüm.Belki de yine düşünerek kapatabilirim. Kapan! Hem iğnenin hem de önümdeki arının penceresi aynı anda kapandı.Ben bir kez daha geriledim.Şu açılıp kapanmanın aniliği hala beni oldukça ürkütüyor.En iyisi bir dahakine hazır olayımda ürkmeyeyim. Bir elimde zehirli iğne diğer elimde ölü arıyla dururken aklıma birden katil arının yanında yazan “Taş sınıfı”kelimesi geldi.Şimdi onu düşünürsem bilgi ekranı önüme gelir mi acaba? Şu sınıflı zımbırtıyı açıkla! Canavarlar temel olarak yedi sınıfa bölünmüştür. 1.Taş sınıfı 2.Bronz Sınıfı 3.Altın Sınıfı 4.Mor Güç Sınıfı 5.İmparator Güç sınıfı 6.Mitolojik Güç Sınıfı 7.Antik güç sınıfı Hım…Demek böyle bir şeydi.Zaten çok fazla rpg oynayan benim tahmin edemememin imkanı yokta yine de emin olmak istedim. Bu arada bozuntuya vermiyorum ama dışarıdaki sesler acayip sinirimi bozmaya başladı.Şurada önemli bir mevzuyu kontrol ediyorum.Bir susun artık! Derken artık sabrım tükendi ve pencereye çıkıp:“Az susun ödev yapıyoruz şurada” diye bağırmamla pencereyi kapatıp altına saklanacak bir yatak aramam bir oldu.İyi haberler:beni takan ne öğrenci ne de bir profesör var,bu nedenle en azından dayak yemeyeceğimi düşünüyorum.Kötü haberlerse dışarısı jurassic parka dönmüş.Her yerde canavarlar var! Sakinleşmem lazım.Ancak sakinleşirsem buranın tarzanı olabilirim!Hatta sakinleşirsem tüm iç Anadolu’da beni duymayan tek bir Tarzan dahi kalmaz.Haha…Benim için çok önemli bir şeyi kaybetmiş gibi hissediyorum.Acaba neydi o?Erkeklik gururu olabilir mi? Neyse daha sakin bir zamanda bunu düşüneceğim. Şimdi araştırmaya devam edelim.Ama ilk önce kapı kilitlenecek ve tabii ki yata-yani artık saklanmak yok demek istedim.Saklanmak yok,beysbol sopası var! Kapıyı kilitleyip beysbol sopasını da yanıma aldıktan sonra yere oturdum.Ve bu seferde bu olayların sebebini sordum.Cevap tek cümleydi.Ve birde ek vardı. Gerçek dünya’da bir rpg oyunu! İyi şanslar,Kahramanlar! Gerçek Dünya’da bir rpg oyunu mu?Yani hepimiz rpg karakterine mi dönüştük şimdi.Düşsek falan ölmeyecek miyiz?Gerçek mi bu! Fakat yerimden kalkıp pencereden aşağı bir defa daha baktığımda bu teorimin yanlış olduğunu anladım.Üniversite bahçesi kan gölüne dönmüştü! Hiç duraksamadan yine yere oturup sırada ne yapmam gerektiğini düşündüm.Sırada yapılması gereken şey…Tabi ya.Daha kendi statlarımı bilmiyorum bile.İlk önce onu öğrenmem lazım. Asura Greenhart(Erkek) Seviye:1 Irk:İnsan HP:20 Ruhsal Enerji:10 MP:25 Dayanıklılık:8 Güç:12 Çeviklik:11 Canlılık:8 Şans:2 Tam da beklediğim gibi.Şansım küçük bir böcekten daha düşük!Tam olarak küçük sayılmaz belki ama şimdi bunu düşünmenin bir faydası yok.Sıradaki araştırma konumuza geçelim o da…Her RPG’de olduğu gibi genel açıklamalar… Açıklamalar 1.Kendinden en fazla 5 level yükseğe kadarki varlıkların statlarını ve levellerini görebilirsin. 2.Her öldürdüğün varlık sana belirli bir exp puanı ve arasıra yararlı itemler verir. 3.Exp puanı belirli bir seviyeye ulaştı mı level atlayabilirsin. 4.İlk 5 ay şehirlerin yakınlarında ve içlerine doğru sadece 20 seviye ve daha aşağı seviyedeki canavarlar bulunacaktır. 5.Her level sana 5 stat puanı verir.Stat puanlarını istediğin stata atayabilirsin. 6.Normal bir insanın statları 10 olarak düşünülebilir. 7.Gizli statların dışındaki temel statlar Ruhsal stat:Doğuştan yeteneğe bağlı bir stattır.Mana enerjisini arttırır.Ve hizmetkar çağırmak için gereklidir. Çeviklik:Hız,kaçınma oranı ve tepki hızını arttırır. Güç:Saldırı gücünü ve bireysel gücü artırır. Canlılık:HP ve MP iyileşme oranını artırır.Dayanıklılık üzerinde de az da olsa etkisi vardır. Dayanıklılık:Diğer bütün statları etkileyen bir stattır.Dayanıklılık belli seviyenin altına düşerse diğer statlar da düşmeye başlar.Dinlenmeyle eski haline döner. Şans: İtem düşme ve kritik vuruş oranını artırır. “Bu inanılmaz.” O anda kapıdan Tak! Tak! Tak! sesleri gelmeye başladı.Galiba bu gelen benim o sinir bozucu playboy arkadaşım değil...Gerçi şimdi babam gelse parolayı söylemeden açmam kapıyı...Ha ha...İşte şimdi hapı yuttum! 2.BÖLÜM 2.BÖLÜM Tak! Tak! Tak! Kapı ardı ardına vurulmaya devam etti.Israrla tekrar tekrar…Şimdi düşündümde bu kapıdaki benim eski ev sahibem olabilir.Kapıya vuruşu,çıkardığı ses ve vuruş frekansı bile birbirine benziyor.Sadece bir şeyler eksik gibi…Birşeyler…Hım…Ah,doğru ya!“Nerde kaldı ulan bu kira!”diye çığırmıyor.O yüzden bu o yaşlı herif olamaz. O zaman kapıdaki,ya bir yurt arkadaşı ya da ismi lazım değillerden biri olmalı.İsmi lazım değil dememin nedenine gelirsek havalı olmaya falan çalışmıyorum,yanlış anlamayın.Sadece ismini bilmiyorum.Hem böyle demek daha hoş duruyor.Neyse şimdi bunu düşünmeyelim.Şimdi nasıl kaç-yani onurlu bir şekilde savaşırız onu düşünelim. İlk olarak önümdeki canavara veya canavarlara karşı bir strateji hazırlayabilmem için adını ve seviyesini öğrenmem lazım!Fakat tek sorun nasıl yapacağım?Eh,neyse gözlemle diyelim bakalım,n’olcak. Orman Goblini(Taş sınıfı) Seviye:3 Irk:Goblin HP:25 Ruhsal Enerji:0 MP:5 Dayanıklılık:8 Güç:9 Çeviklik:12 Canlılık:6 Şans:1 Genellikle ormanlarda sürüler halinde yaşayan yarı insanlardır.Etçillerdirler ve her türlü eti tüketirler.Doğum oranları yüksek ve insan kadınlarına karşı hassastırlar. Şans 1 ha?Şansım bir canavardan daha yüksek diye sevinmeli miyim yoksa şansı benden düşük diye sempati mi duymalıyım.Ya şimdi bir düşünsenize…Şansı 2 olan ben,herkes yazın keyfini çıkarırken 64 sayfalık tez yazmak zorundayım.Buda yetmezmiş gibi elime kadın eli değmemişken playboy arkadaşımı teselli etmek zorunda kaldım,sonunda bir soğuk kola bile alamadan satıldım!En azından soğuk kolam elimde olsaydı onu affedebilirdim! İkinci olarak pek çok ortak noktamız var bu keratayla.Mesela ikimizde insan kadınlarına karşı hassasız.Yani şimdiye kadar hiç kedi,köpek,tavuk veya kuğulara karşı ki bu kuğunun altını çiziyorum bir şey hissetmedim.Galiba bu benim hakkında tek normal şey.Her neyse! Üstlerindeki yazılara bakarsak önümde 3 tane orman goblini olmalı.Yazılarının gözüktüğü ve Tak! sesinin geldiği yere bakarsak bu goblinler benim yarı boyum kadar olmalı.Her biri 3 level olduğuna göre de bayağı bir exp verirler diye düşünüyorum ama şimdilik acele etmeye gerek yok. Yatağa doğru ilerleyip üzerine yattım ve beklemeye-Bu sırada da planlar düşünmeye-başladım.Bir saat…İki saat…Üç saat…Dört saat… Dört saat bekledikten sonra yataktan kalktım ve odanın ortasında elimde beysbol sopasıyla durmaya başladım.Yanlış anlamayın diye söylüyorum.Dört saat beklememin nedeni kurtuluş planları düşünmemdi.Yoksa ‘belki bıkarlarda başka yere giderler’ diye bir düşünce aklımdan geçmedi!Evet böyle bir şeyi düşünmedim.Çünkü benim damarlarımda asil bir savaşçı kanı akıyor! Ve o anda beni umutsuzluğa iten bir sahneye tanık oldum.Kapının kirişleri yamulmuştu.Neredeyse kapı yıkılacak haldeydi! Elimdeki beysbol sopasını biraz sıktım ve saldırı pozisyonuna geçtim.Aradan beş veya on dakika geçmeden kapı,bir Güm! sesiyle yere yıkıldı ve beni, 3 tane 1.20 boylarında yeşil tenli,kırmızı gözlü ve tarzan kıyafetli goblinlerle yüz yüze bıraktı. Belki oyunlardaki en güçsüz karakterlerden biri olabilir fakat yine de karşında görmek isteyebileceğin türde bir yaratık değil. Kısa bir duraksama anından sonra,ortadaki goblin elindeki sopayla bana doğru ilerledi ve sopayı salladı.Bense hemen yana doğru kaçınıp elimdeki sopayla goblinin kafasına son gücümle vurdum.Bundan sonra goblin sağa sola yalpalayıp yere yıkıldı. *Tebrikler 2. Level oldunuz. *5 stat puanı elde ettiniz.Lütfen istediğiniz stata puanlarınızı dağıtın. Gördün mü bunu yeşil şempanze?Biz insanlar böyle savaşırız işte!Böyle adamı kalbura çevirirler.Haha! Tam zafer sarhoşluğu içinde kendimi kaybetmişken bir hırlama sesiyle yeniden kendime geldim.Soldaki goblin elindeki sopayla hızla bana yaklaşıyordu!Sağdaki de boş durmuyordu tabi ki.O da sağdan bindirme yapıyordu.Hey,biliyorsunuz ya bu yaptığınıza erkeklik denmez! Hemen arkaya bir adım atıp soldaki goblinin sopasından sıyrıldım.Daha sonra da sağdaki gobline koşup o, daha sopasını kaldırmaya fırsat bulamadan sopamı kafasına indirdim.Aynı ilk goblin gibi yalpayan goblin yere düştü ve öldü.Geriye sadece sol tarafımdaki goblin kalmıştı. Sol tarafa doğru döndüğümde sopanın bana doğru yaklaştığını gördüm.Kaçınma şansım yoktu!Bu nedenle bende kendi beysbol sopamı kaldırıp saldırıya, elimdeki sopayla karşılık verdim. Goblin,bunun üzerine birkaç adım geriledi.Sonuçta onun gücü 7’ken benimki 12’di.Benimle güç konusunda aşık atabilmesinin imkanı yoktu.Bende bu şansı kullanıp gerileyen gobline doğru sopamı salladım.Goblin,elindeki sopayı düşürdü ve arkasını dönüp kaçmaya çalıştı.Sonuçta her canlı ölümden korkar! Tabi bende arkasını dönen birine merhamet edecek göz var mı?Hemen sopamı kaldırıp kafasına sert bir darbe vurdum ve onu böylece öldürdüm. “Evvveet!Burası ormansa aslan benim!”diye bir nara attım.Daha sonra 3 goblin cesedinin yanına gittim.Bu arada bir rpg oyununda en heyecanlı ve tabii ki benim en sevdiğim şey nedir,biliyor musunuz?O da…Düşen itemleri toplamak! Etrafa baktığım da üç şey gördüm.Biri mavi bir diş diğeri de 6 kenarı “?”işaretiyle dolu bir küp ve birkaç parça yeşil kağıt… Gözlemle! Goblinin kutsal dişi:Goblinin ruh enerjisi depoladığı kutsal dişi.Genelde simyagerler düşük seviye sağlık iksiri yapımında bu malzemeye ihtiyaç duyarlar. Gizemli hazine kutusu:İçinde ne olduğu bilinmeyen gizemli kutu.Açılırsa item çıkabilir. Rpg World Parası:Oyunda alışverişlerde kullanılabilecek Rpg World parası.İtem kutusunda RW sembolüyle gösterilir. “Vay…”diye derin bir iç çektim.Demek ki bu gerçek yaşam rpg oyununda item kutusu ve oyun parası bile vardı!Ayrıyetten level atlamaktan aldığım puanları saymıyorum bile. Hemen item kutusunu aç! Emrini verip item kutusunu açtım.İtem kutusu 2m x 2m x 2m hacminde bir küp kutuydu.kutunun altında ise “RW” diye kutudan ayrılan özel bir kısım vardı.Aslında o kısım olmadan normal bir kutuya benziyordu.Tabi hava asılı durmasını saymazsak.Hemen item kutusuna,odanın içindeki benim için gerekli malzemeleri ve birkaç parça yiyecek içecek koydum.O anda yeni bir şey öğrendim.Bu item kutusu boşluk barındırmıyordu,yani yemekler bozulmadan sanki konservelenmiş gibi kalabilirdi!,aynı oyunlardaki gibi! Goblinlerden aldığım yeşil kağıt parçalarını da koyduğumda “RW:” yanında 180 sayısı yazdı.Nedense bu sayıyı görmek beni gururla doldurdu.Çünkü “Senden bir şey olmaz.”,“Sen bir şey kazanamazsın.”,“Sen aç kalırsın.” ve “Sana hiçbir kız yüz vermez.” diyen ablama inat kendi paramı kendi ellerimle kazanmıştım.Belki benden bir şey olmazdı,bunu inkar edemem.Belki açta kalabilirim.Hatta hiçbir kızda bana yüz vermeyebilirdi ama sonunda bir şey kazanmıştım.Ha ha ha!Daha fazla düşünmeyeyim en iyisi,yoksa ağlayacağım.Hele de o kız konusu! Bu kötü düşünceleri temizledikten sonra geriye en heyecanlı olaylardan biri kalmıştı.Belki bu bilgisayarda pek heyecanlı görünmeyebilir fakat gerçek yaşamda çok heyecanlı bir olay.Sonuçta burada insanlığın sınırlarını zorluyoruz.Elbette bu olay…Stat dağıtma olayı! Acaba hangisine versem ilk?Şöyle bir düşününce dayanıklılık olmadan savaşmamın imkanı yok.Nefesim kesilirse nasıl savaşabilirim ki,değil mi?O yüzden ona 2 puan verelim.Diğer 3 puanı ise çevikliğe vereyim.Ne kadar hızlı olursam o kadar hızlı kaç-yani canavarların saldırılarından daha kolay kaçınabilir ve son vuruşu vurabilirim demek istedim!Ben bir kahramanım. Benim lügatımda kaçmak yazmaz. Ve son olarak dışarı çıkıp ölüm kalım mücadelesine girmeden önce, şu gizemli kutuyu açmak istiyorum.Açıklamaya göre hiçbir şey çıkmama ihtimali var.Bu nedenle moralim bozulmasın diye onu en sona sakladım.Malum şansım bir böcekten daha yüksek değil! Gizemli kutu açıl! Tebrikler! 1 Kırmızı Alev Bilekliği(Bronz sınıfı) kazandınız. Kutunun içindeki Sarılı kırmızılı renkli bir bileklik vardı.Görünüşü bir alevi andırıyordu.Hemen onu gözlemledim. Kırmızı Alev Bilekliği(Bronz sınıfı):Alev metali denilen özel bir metalden dövülmüş bileklik. +5 Güç artışı +2 Dayanıklılık artışı Ne kadar güçlü bir bileklik!Normal bir insanın gücünün yarısı kadar güç veriyor,bu da yetmezmiş gibi +2’de dayanıklılık seçeneği var!Ne kadarda şanslıyım.Belki de artık şans bana da gülmeye başlamıştır.Hım..Bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum,kesin ben açarken kuyruklu yıldız falan geçmiş olmalı.Evet,bu olmalı. Kendimi buna inandırdıktan sonra kapının yanına gelip koridorun iki yanını kontrol etmeye başladım ve odadan ilk adımımı attım.Bu benim kahramanlık yolundaki ilk adımımdı! 3.BÖLÜM 3.Bölüm Kendi rahat sıcacık(yaz olduğu için) odamdan çıktığımdan beridir tam bir saat oldu.Bu bir saat içinde bir çok goblin,örümcek,böcekler ve hatta olabilecek en sevimsiz tavşanlarla bile karşılaştım.Yani bir düşünsenize havuç kemiren küçük afacanları…Şimdiyse yurtta tanıdığım bir arkadaşın kafatasını kemiriyorlardı!Evrimin bile bir sınırı olmalı,hey! Gerçi bu bir saat bana faydasızdı demem de yanlış olur.Belki üçüncü kattan ikinci kata inecek kadar cesaretim yoktu,öhö öhö,fakat bu bir saatte tam olarak iki level atladım.İki level!Bu iki level ne demek?İnsanlığın sınırı tam 10 puan zorladım demek.Daha ne olsun! İşin tuhaf tarafı iki level atladım ve bir çok para kazandım.Tam olarak 1000 civarı RW para oldu,fakat birkaç diş,kürk,deriden ve bir düzine iğneden başka hiçbir şey düşmedi!Tam düşündüğüm gibi kuyruklu yıldız sırasında açtım o gizemli kutuyu.Yoksa o,+5 güç veren yüzük hayatta bana düşmezdi! “Argh…Lütfen kurtarın!” Tam o sırada bir çığlık duydum.Çığlık koridorun sağ tarafından geliyordu.Sağ tarafa doğru döndüm.Orada,bana doğru koşan siyah saçlı iri çocuğu gördüm.Çocuğun arkasında 4 tane 5.seviye kızıl örümcek vardı.Kendimi övmek gibi olmasın ama bu örümceklerden tam bir düzine kadar öldürdüm ben! Çocuk yanıma kadar geldi ve nefes nefese:“Lütfen yardım et,kurtar beni”diye bağırdı. Hemen çocuğun önüne geçip en yakındaki kızıl örümceğe beysbol sopasıyla saldırdım.Yarım metrelik örümcek birkaç metre geri uçup ters döndü.Hemen hızla onun yanına gidip son darbeyi indirdim ve direk diğer üç örümceğe döndüm. Arkama bile bakmadan:“Sen iyi misin?” dedim. “E-evet,iyiyim.Teşekkür ederim.” Çok etkilendin değil mi,iri çocuk?Gerçi seni etkilemek yerine güzel,sarışın bir kızı etkilemeyi tercih ederdim de neyse.Seni de ayakçım yaparım.Olmadı yem olursun zamanı gelince.Gerçekten çok zekiyim,kendimi etkilemeyi başardım yine! Daha sonra art arda diğer üç örümceği de öldürüp,örümcek ipliklerini ve paraları topladım.Topladıktan sonra arkama döndüm ve önümdeki yem-yani ölümle burun buruna gelmiş masum çocuğu gözlemledim.Hım…Demek adı Mert Solcu ve hala 1 level. Bu arada insanların stat ekranını gözlemleyebilmek için levelinin,gözlemleyeceğin kişiye eşit veya daha yüksek olması gerekiyor.Bunu geçen bir saatte öğrendim. “Çok teşekkür ederim.Beni kurtarmasaydınız ne olurdu, bilmiyorum.Acaba adınızı öğrenebilir miyim?Sakıncası yoksa tabi.” “Asura Greenhart.Ya senin?” “Mert Solcu.İsminiz ve soy isminiz Türk ismine benzemiyor acaba siz yabancı uyruklu musunuz?” “Melezim.” Aslında benim ailem oldukça ilginç.Babam bir Türk,annemse bir İngiliz.Fakat nedense annem babamın soy ismini alacağına babam annemin soy ismini almış.Ve adımı da annem koymuş.Nedenini bilmesemde en azından tahmin edebiliyorum.Mesela ben öyle bir kadınla evlensem ve bana ayağımı yıka dese,bir gülücükle iki ayağını da yıkarım.Annem o kadar korkunçtur yani.Ablam da korkunçtur fakat annem tamamen başka bir alemde bu konuda. “Acaba buradan nasıl çıkabiliriz?Bir fikriniz var mı?” Ön kapıdan olmadığı kesin…Aslında yeterince yüksek seviye olmadan önce yurt binasından çıkmak dahi istemiyorum. Sonuçta pencereden dışarıdaki canavarları izledim ve bir çoğunu hala gözlemleyemiyorum.O yüzden burada biraz daha kasılmak iyi olur.Bir yaverde edindim zaten.Onu iyi kasabilirsem ve eğitebilirsem buradan güvenle çıkma olasılığım bir hayli artar. “İlk olarak bu durum hakkında ne kadar şey biliyorsun?” “Şey…Yurtta uyuyordum.Kalktığımda kapıdan sesler geliyordu kapıyı açınca dev tüylü arıları gördüm ve odadan koşarak çıktım.Daha sonra bu örümceklere rastladım.Gerisi zaten bildiğiniz gibi.” Yani temel olarak hiçbir şey bilmiyorsun.Tam da düşündüğüm gibi tek seçenek “yem olmak”,ha.Her neyse biraz açıklayayım da belki faydası dokunur. “Zamanımız kısıtlı bu nedenle iyi dinle.Dünyamız oyun dünyasına çevrildi.Ve hepimiz seviyeleri olan oyuncularız.Fakat oyunlardaki gibi ölümsüz cinsten değil.Her seviye atladığımızda gücümüz çok yüksek derecede artar.Ve seviye atlamak için ihtiyacımız olan şeyse canlı varlıkları öldürmek.”dedim ve Mert’e anlayabiliyor mu diye bir baktım.“Canlı varlıkları öldürünce sadece seviye değil,para ve itemler de kazanabiliriz.Oyun komutlarını ve item kutusunu kullanmak için sadece düşünmek yeterli.” Mert inanmaz gözlerle bana bakıyordu. Gerçeği söylüyorum burada.Neden bana o gözlerle bakıyorsun!Senin hayatını kurtardım o kadar.En azında kafanı iki yana sallamayı bırak.Bu resmen kurtarıcına hakaret değil mi! Tam onu orada bırakıp kendi işime bakmaya karar verecekken aklıma şeytani bir fikir geldi.Madem bu Dünya rpg Dünya’sına dönmüştü,o zaman “parti” gibi bir şeyler olamaz mıydı? Hiç duraksamadan Mert solcu’yu parti’ye davet et! diye düşündüm.Mert ürkmüş gözlerle baktı ve birkaç adım geriledi,bense ona aldırmadan koridorda yürümeye başladım. “Hadi kabul etsene,canavarların koku alma duyusu çok gelişmiş…Buradan hemen ayrılmamız gerekli!” Mert daha fazla düşünmeden “evet” bastı ve hızla beni takip etti. Mert solcu parti isteğinizi kabul etti. O pencereyi gördüğünde korkudan öldün değil mi?Ha ha!Benle uğraşmanın sonu budur işte.Ben adamı böyle korkuturum.Sen daha dur,dur.Bu daha iyi günlerin! Böylece bu ölüm kalım mücadelesinde, ilk ayakçımı elde ettim.Şimdi sırada bu ayakçıyı işe yarar hale getirmek ve bu yurttan çıkıp bütün erkeklerin rüyasını gerçekleştirmek var.Evet,O rüya Dünya’yı fethetmek! 4.BÖLÜM 4.BÖLÜM “Yardım et bana,Asura.Bu yeşil canavarlar beni öldürecek!” “Bağırıp durma.Senin yüzünden bütün ikinci katta ne kadar canavar varsa tepemize biniyor.” “Fakat,bu yeşil canavarlar beni öldürecek!” “Onlar sadece goblin.Onları öldürmek anasınıfı öğrencisinden şekerini almak kadar kolay.” “Böyle dersen,o zaman hiç vuramam onlara.” Sinirlenmiyorum,sinirlenmiyorum,sinirlenmiyorum!Neden şu korkak,cesaretsiz ve kılıbık herife sinirleneyim ki!Birde bu yetmezmiş gibi beyefendi,çok güçlü merhamet ve adalet duygusuna sahip.Bir canavar tavşan gördü mü sevmeye gider,bir katil arı gördü mü tüylerini okşamaya çalışır,goblinlere bakışı bile şefkat dolu!Ne o?Kendi kardeşine falan mı benzettin onu… Fakat en sinir bozucu nokta,dövüşten kaçması değil,kız gibi çığlık atıp durması.Geçen iki saatte tüm 3.kat ve 2.kattaki canavarları başımıza topladı,kaç kere ölümden döndüm artık sayma zahmetine bile girmiyorum! Gerçi bunun iyi yanı yok diyemem.Sonuçta bu iki saatte 4.seviyeden 5.seviyeye adımımı atmamı sağladı bu canavar akını.Ayrıca parti sistemi konusunda yeni bir şey daha öğrenmemi sağladı bu iki saat.O da,exp paylaşımının olmaması.Ne ekersen onu biçersin tarzı…Ne öldürürsen onu cebine atabilirsin.O yüzden benim kılıbık arkadaşım zar zor 2.seviye oldu. “Hadi,lütfeeeen!” Lütfen diyen dillerini koparacağım senin.Neyse,gidipte bir el atayım şu iki gobline. İki gobline doğru yavaşça yürüyüp sopamı kaldırdım ve her birinin kafasına sertçe birer kez vurdum.İkisi de bir süre yalpalayıp yere yıkıldı.Tam düşen itemleri alacakken o mucizevi kutuyu gördüm.Gizemli hazine kutusu! “O nedir acaba?” “Gizemli hazine kutusu.Açtın mı içinden ilginç bir şey çıkabilir.” Mert elime yoğun bir şekilde bakmaya başladı.Heralde bunun üzerinde bir hak talebin olmayacak değil mi?Ancak cesedimin üzerine basarsan alabilirsin bu kutuyu! “Şans oyunu gibi yani.Eskiden beri şans oyunlarını çok severim.Onu açabilir miyim acaba?Söz veriyorum içinden çıkan senin olacak.” Biliyorsun ya kardeşim bende şans oyunlarını çok severdim ilkokulda.Bakkala gelen hemen hemen her türlü çekiliş,kazı kazan türü oyunu oynardım.Fakat bunu annem bir keşfetti,işte o zaman kumarın ne kadar kötü bir huy olduğunu anladım.O zaman benim için bütün kötülüklerin anası kumar oldu.O zaman,her zaman yüzüme gülen şans yıldızım söndü.O zaman cebimdeki paranın hepsi menem,ağrı kesici ve yara bantlarına gitti!Of,kötü bir anımı hatırladım senin yüzünden. “Bir sorun mu vardı.Yüzünüzün rengi attı.” “Y-yok bir şeyim.Merak etme.Bu arada şansın kaçtı senin?” “22’di galiba” Hemen elimdeki gizemli kutuyu Mert’in eline tosladım ve açmasını işaret ettim.Mert önce bir duraksadı,herhalde benim aceleci tavrım onu şaşırtmıştı.Daha sonra heyecanına yenilip kutuyu açtı.İçinden çıkan… Kara çelik kılıcı(Taş sınıfı):Kara çelikten yapılmış kılıç. Saldırı:4-9 +1 Güç +1 Canlılık Sonunda o beysbol sopasından kurtuldum!Sonunda bende bir kılıç ustasının asil ve bir o kadar zorlu yolunda yürüyebileceğim.Gerçi içimden bir ses kolay olmayacağını söylüyor ama neyse. Elimdeki beysbol sopasını yere atıp Mert’in elinden 1 metre boylarındaki siyah kılıcı aldım ve birkaç kere salladım.Kılıç beysbol sopasından daha ağırdı fakat benim gibi süper insan statlarına sahip biri için sallamak,bebekten şekerini çalmak kadar kolaydı. Birkaç sallayıştan sonra üçüncü kata göz gezdirdim.Üçüncü katta neredeyse hiç canavar kalmamıştı.Tabi kalmaması çok normal.Sonuçta iki saattir duraksız öldürüyorum onları.Aslına bakarsan ikinci katta bile çok fazla canavar olduğunu sanmıyorum.Tamam, o zaman ikinci kata inelim. “Mert,” “Evet,bir şey mi oldu?” “İkinci kata doğru iniyoruz.Yapabilirsek oradaki personel odasında,üniversite otobüsünün anahtarını bulalım.Daha sonra gizliden gizliye birinci kata ve dışarıdaki otobüse doğru ilerleyelim.İkinci kat neyse de birinci katta sakın ses çıkarma.” “Evet,bir daha ses çıkarmayacağım.İçiniz rahat olsun.” Hatırladığım kadarıyla bu sözü her duyduğumdan birkaç dakika sonra etrafım canavarlarla sarılıyordu.Yani Mert kardeşim,içim hiç rahat değil!Bana daha kesin şeyler lazım,sözlerden daha kesin bir şey…Ama ne?Ha,doğru ya şunu kullanabilirim. Hemen item kutumdan koli bandını çıkardım.Mert onu görünce afalladı ve birkaç adım geriledi.Bense koli bandından yeteri katar bant kopardım ve Mert’e yaklaştım. “B-Bu…” “Sözüne güvenim tam,lakin yine de önlem alsak fena olmaz,değil mi?”deyip zorla elimdeki bandı Mert’in ağzına yapıştırdım.“Şimdi ikinci kata inelim.” Mert birkaç homurtu çıkarıp kafasını salladı.Birlikte yakınlardaki merdivenlere doğru yürüyüp aşağı inmeye başladık. Nedense merdivenlerde hiç canavarlarla karşılaşmadım.Belki de düşündüğüm gibi,az önce ikinci kattaki canavarlarında çoğunu öldürmüşümdür.Yine de tedbiri elden bırakmayalım. Merdivenlerden indim ve merdivenin sağ tarafındaki koridorda yavaş ve emin adımlarla ilerlemeye başladım.Biraz ilerledikten sonra personel odasının kapısında 3 goblinin yattığını gördüm.Şimdi düşününce belki de bu yüzden fazla canavar görmedim.Sonuçta canavarların bile akşam zamanı uykuya ihtiyaçları vardı. Yavaşça personel odasının kapısına doğru yaklaşıp kılıcımı kaldırdım.Hedefim onları anında öldürmek için kafalarını kesmekti. Kapının sol tarafındaki duvara yaslanıp uyuyan gobline yaklaşıp tek darbeyle kafasını kestim ve aynı işlemi diğer ikisine de uyguladım.Ardından da odanın kapısını açtım.Kılıcı hazır vaziyette bulundurup yavaşça içeri girdim.Oda bir ofis odası tarzında hazırlanmış kocaman bir odaydı. Böyle kocaman bir odada küçük bir anahtarı bulmak oldukça güç olacak gibi.Her neyse şu anlık araştırmaktan başka bir seçeneğim yok zaten. Mert’e de etrafa bakmasını işaret edip kendim de masaların üzerini aramaya başladım.On dakika kadar aramadan sonra Mert elinde 3 farklı araba anahtarıyla yanıma geldi.3 anahtarı da elime alıp yavaşça odadan çıkmaya hazırlanıyordum ki odanın pencere tarafından bir ses duyup duraksadım. “Sen kapıya göz kulak ol”diye Mert’e fısıldadıktan sonra yavaşça pencereye doğru yürümeye başladım.Ses pencerenin kenarındaki bir masanın altından geliyordu.Buna emin olduktan sonra masanın yanına gelip kılıcımı kaldırdım. “D-Dur.” Diye bağırdı ince bir ses masanın altından. Hım…Bir insan sesi.Sesin frekansını ve ürkmüş şirin tonunu hesaba katarsak bir insan kadını olmalı!Bunun anlayabilmemin nedeni statlarımın artmış olması,yoksa hayatımda hiç kız arkadaşım olmadı diye kızlara takıntılı biri olduğumdan falan değil yani! Kısa bir duraksamadan sonra ofis kıyafetleri içinde siyah saçlı bir kadın,masanın altından dışarı çıktı.Şimdi düşününce bu kadını gözlerim bir yerden ısırıyor da nerden.Kesinlikle bir yerden tanıyorum bu kadını.Bir bakalım bu kadın…Şu sinir bozucu profesörün her zaman yanında duran kadın!Benim bir numaralı düşmanımın kadını olmalı bu.Yok,yok olamaz.Sonuçta profesör elli yaşını aştı.Bu kadınsa daha yirmilerinde gözüküyor. “B-ben R-Rüya D-Doruk.P-profesör M-Mehmet’in k-kızıyım.” Demek kızıymış.Tabi ya başka ne olacaktı ki.Fakat kızım bir sorun mu var?Söylediğin her kelimede kekeliyorsun da…Ve açıkça ayakların titriyor,bunu görebiliyorum.Gecenin yarısında beni görmek bu kadar mı korkunç.Bu daha sana yazamadan reddedilmem anlamına gelmiyor mu?Bu çok gaddarca!En azından bana bir şans tanısana,belki biraz tanırsan seversin!Bozuk mal bile çıksa 7 gün içinde teslim edebilirsin, biliyorsun! “Ben de Asura Greenhart.” “Asura?Şu Asura mı?” Şu Asura mı?Sorması ayıp kaç tane Asura tanıyorsun?Asura ismi yaygınlaştı da ben mi bilmiyorum!O zaman artık şunun ismi çok tuhaf diyerek parmakla gösterilmeyecek miyim,belki insanlığın sonu geldi ama çok mutluyum! “Kaç tane Asura tanıyorsun?” Rüya hafifçe kıkırdadı.Artık teminki kadar şiddetli titremiyordu.Bunu görünce içim rahatlamadı desem yalan söylemiş olurum. “Öyle değil.Babam evde sürekli Asura şunu yaptı,Asura bunu yaptı diye konuşup durur.Seni oradan biliyorum.” Bir profesörden de beklendiği gibi.Ben daha saldırmaya fırsat bulamadan savunma duvarını kurmuş.Eminim söylediklerinin hepsi yalandır.Hele de geçen seneki deney sırasında meydana gelen patlama konusunda söylediği hiçbir şeye inanmamak lazım.Benim gibi bir dahi nasıl patlamaya sebep olur bir düşünsenize! “Ha ha.Evde bile öğrencileri hakkında konuşmak mı?Profesör öğrencilerini oldukça önemsiyor olmalı.Mesela ben bir konuyu on kere anlamasam,profesör on birinci kez daha anlatır o konuyu.Melek kalplidir benim profesörüm.” Melek kalpli mi?Profesör mü?Böyle büyük bir yalan söylediğim için cehennemde binlerce hatta on binlerce yıl yanabilirim! Rüya masumca güldü ve :“Evet,evet.Böyle bir şeyden bahsetmişti.Aynen şöyle demişti diye hatırlıyorum,‘Şu Asura tam bir gerizekalı.On kere anlattım hala anlamadı.Sınav zamanında puanını kıracağım da aklı başına gelsin.Belki bıkarda bir daha üniversiteye gelmez!Ha ha ha’”dedi. Lütfen bunları masumca gülerken söyleme,seni şeytan!Ayrıca profesör o konuyu siz on kere anlattıktan sonra ders çıkışı bana, kaç kişi teşekkür etti haberiniz var mı?Belki de siz anlatmayı beceremiyorsunuzdur,hımf!O puan mevzusuna gelir sekte… O kötü puan yüzünden annem harçlığımın dörtte üçüne el koydu.Bu yüzden iki ay boyunca oruç tutmak zorunda kaldım! Sakinliğimi daha fazla koruyabilecekmiş gibi hissetmediğimden arkamı döndüm ve Mert’in yanına doğru yürüdüm.Mert’e elimle takip et beni sinyali verdim.Mert’se ortamdan bir şeylerde terslik olduğunu sezdi ve hemen kafasını sallayıp beni takip etmeye başladı. “B-beni de alın yanınıza.” “Tamam takip et bizi.”Kafamı döndürmeden ve durmadan cevap verdim.“Fakat yük olursan seni arkada bırakırız haberin olsun.” Ses tonumun tehtidkar çıkmasından olacak,Rüya susup arkadan takip etmeye başladı.Aslında bu ses tonu beni bile biraz şaşırtmıştı.Benim gibi küçüklükten beridir şanssız olaylar yaşamış ve artık pek fazla zorbalıklara kızmayan birinden bu ses tonunun çıkması…Ya bu kız fazla tehlikeli ya da değişen Dünya’yla birlikte bende değişiyorum.Belki de ikisi de olabilir.Gözümü açık tutsam iyi olur. Personel odasından çıktıktan sonra ilk kata giden merdivenlere yavaş adımlarla yaklaştım.Merdivenlere gelince de arkama son bir ‘hazır mısınız’ bakışı atıp yavaşça ilk kata doğru inmeye başladım. 5.BÖLÜM 5.BÖLÜM Bir zamanlar loş ışığın altında yavaş ve sessiz bir biçimde basamakları inen üç genç yaşarmış.Bir tanesi yakışıklı mı yakışıklı bir tanesi korkak mı korkak diğeri de melek kılıklı bir şeytanmış.Yakışıklı gencin adı Asura'ymış.Bu Asura yakışıklı olmasının yanında ayrı zamanda mütevaziymişte.Cesur olmasını ve liderlik özelliklerini amigolar anlata anlata bitiremezmiş.Ha ha!Ayrıc- "Neden sırıtıyorsun?" "Y-yok bir şey" Her neyse gelecek için nasıl harika olduğumu yazmayı sonraya bırakayım ve önümdeki işe odaklanayım.En azından masalımı bitirene kadar ölmemem lazım,yoksa gelecekteki nesil çok şey kaybeder! Bir kaç merdiven daha indikten sonra birinci kata ulaştık.Birinci kat dudak uçuklatacak dereceydi.Kocaman yılanlar,goblinler,yaban domuzları ve şu hareket eden kanlı şeyler ne? Gözlemle! Zombi(Taş sınıfı) Seviye:10 Irk:Ölümsüz HP:35 Ruhsal Enerji:0 MP:10 Dayanıklılık:18 Güç:20 Çeviklik:8 Canlılık:10 Şans:-10 Dayanıklılıklarıyla ve güçleriyle bilinen ölümsüz ırkı zombiler,bütün yaşayan varlıklara karşı nefret besler ve kendi saflarına katmak isterler. Zombiler!İnsan eti yiyen metaformik yaratıklar.Ucubeler!Gerçi şöyle bir düşününce exp kasmak için ideal değiller mi?Sonuçta çürük eti kılıcımla kesmek kolay olur,ayrıca birde yavaşlar.10 level bile olsa hemen öldürebilirim.Tabi tek başlarına olsalardı! Bir çok türde canavar var birinci katta .Yukarıda saydıklarım gözümle gördüklerim.Diğerleriyse gözlemlemeyle mavi ikonlarla ortaya çıkıyor.Aslına bakarsan gözlemleme çok faydalı,gözle görülmeyen canavarlara karşı. Dikkati elden bırakmadan arkama döndüm ve köl-yani yoldaşlarımla göz göze geldim.Kısa bir bakışmadan sonra(romantik bir bakışma değil bu arada)kısık bir sesle :"Önümüzde iki seçenek var.Gece baskını verip yolumuza çıkan canavarları öldürüp dışarı arabaya kadar gitmeyi deneyebiliriz."Mert hemen başını iki yana sallamaya başladı.Ulan bir utanman olsun!:"Veya sabaha kadar ikinci kattaki ofiste dinlenir,yarın sistematik şekilde birinci katı temizleriz." "Ne kadar çok buradan çıkmak istesemde dinlenmek önemli.Hem buradan çıkınca ne zaman dinlenebileceğimiz güvenli bir yer buluruz bilemeyiz.Bence ikinci seçenek daha uygun"dedi Rüya.Mert'te onu onaylarcasına kafasını bir aşağı bir yukarı sallamaya başladı.Eh...Yanlış söylemiyor,ikinci seçenek daha mantıklı. Hepimiz aynı fikirde ikinci kata çıkıp ofise gittik ve kapıyı kilitledik.Fakat şimdi de başka bir sorun ortaya çıkmıştı.Kim ofisin neresinde uyuyacak.Ben güvenlik sebepleri nedeniyle yakın durmamız önemli dedim ve birlikte uyumamızı teklif ettim ama Rüya bunu şiddetle reddetti.Oysaki ben onun iyiliğini düşünüyordum.Yani bir düşünsenize odaya bir kaç goblin sızsa kim bilir neler yaparlar zavallı kızcağıza! Biraz daha tartıştıktan sonra Rüya,pencerenin yanındaki masanın altına yattı.Mert'te odanın ortasına bense kapının dibine.Gerçekten bu kız beni düşmanı bellemiş.Kan davası gibi yemin ediyorum.Nesilden nesile geçiyor! Bu düşüncelerle ve yorucu bir günün etkisiyle hemencecik uykuya daldım.Gerçi bilirsiniz güzel şeyler tez biter.Birinin burnuma kaşındırıcı bir şey sürtmesiyle uyandım.Kafamı kaldırıp sürten kişiye baktım.Rüya'ydı.Keşke Mert olsaydı!Yani bir erkek tarafından sürtülerek uyandırılmak istediğimden değil,ama en azından dövebileceğim biri olurdu.Şimdi düşündüm de unutun gitsin. "Ne yapıyorsun?" "Seni uyandırıyorum" "İyi,sağol" Bazıları böyle insan mı uyandırılır,ben kendi hayvanıma böyle davranmıyorum diye düşünebilir.Böyle düşünenler merak etmeyin siz normalsiniz.Normal olmayan annem ve Rüya gibileri!Aslında annemi düşünürsek Rüya'da normal gibi duruyor.Sonuçta kim çocuğunu yüzüne 50 derecelik su dökerek uyandırır ve bu 50 rakamı sabırlı olduğu zamanlarda!Bırr....Kötü bir şey hatırladım yine.Üniversiteden önceki karanlık geçmişim.. Yavaşça kalktım ve etrafımı izledim ve ne gördüm beyefendi kıvrılmış yatıyor.Hemen yanına doğru yürüdüm ve bir tekme asıldım.Mert bir anda kalktı ve deli gibi etrafına bakmaya başladı.Bir kaç dakika sonra sakinleşip bana doğru bakmaya başladı. "Hımm mmm hımm" Gerçekten bu herif bütün gece ağzında bantlı bir şekilde uyumuş.Sadakatine sevinsem mi yoksa salaklığına endişelensem mi bilemiyorum.Bu arada anlayamıyorum diye küfür falan etmiyorsun değil mi? "Kalk hadi yapacak işimiz var.Ağzındaki bandı da çıkarabilirsin.En azından şimdilik." Mert bir kaç kere başını iki yana doğru salladıktan sonra yavaşça ayağa kalktı.Elini ağzına götürdü ve bandı çıkarmaya çalıştı.Bir kaç başarısız denemeden sonra sabrı tükenen ben bandı tuttum ve bir anda çıkardım. "Ahhh!!!" Hep korkudan çığlık atıp milleti başımıza toplayacak değilsin ya.Birazda acıdan çığlık at.Ha ha!Galiba gittikçe anneme benziyorum,neyse böyle daha zevkli! "Çok gaddarsın Asura" "Senin iyiliğin içindi.Neyse Rüya'nın yanına gidelim de ne yapacağız onu konuşalım.Güzel bir fikrim var" Mert bir an titredi.Tam da düşündüğüm gibi korkaklar cesurlardan daha zeki oluyor! Mert'e aldırmadan Rüya'nın bulunduğu masanın yanına gidip bir sandalyeye oturdum.Mert'te bir süre duraksadıktan sonra kendine bir sandalye çekip oturdu.Kısa bir sessizlikten sonra Rüya konuşmaya başladı:"Ne yapacağız?" Ne yapacağız,ha?Çok kolay bir soru gibi duruyor fakat cevabı senin yaşamını ve ölümünü elinde bulunduruyor.Bu nedenle dikkatle cevaplanması gereken bir soru. Gırrr! "İlk önce bir şeyler yesek nasıl olur?"diye kıpkırmızı kesilmiş Rüya'ya öneride bulundum.O da cevap vermeden kafasını hafifçe salladı. Yanımızdaki tüm yenilebilir şeyleri çıkarıp ortaya koyduk.Bu arada o anda yeni bir şey daha öğrendim.İtem kutusu ne koyduysan aynı şekilde tutuyor.Mesela ben yurt odasının buzdolabından aldığım soğuk suyu koymuştum item kutusuna ve hala da aynı şekilde soğuk!İtem kutusu banzai! Tüm yemeğimiz benim buzdolabından aldığım atıştırmalıklar ve öğle yemeği için yurt personalinin ofise getirip bırakıp gittiği yemeklerdi.Ve tabi ki ne Rüya'nın yanında ne de Mert'in yanında hiç yemek yoktu.Gerçekten,neden bu takımı tek başıma destekliyormuşum gibi hissediyorum!Of! Üçümüzde bir şeyler yedikten ve artıkları item kutusuna koyduktan sonra bugün ne yapacağımızı tartışmaya başladık.Tabiki benim süper bir fikrim vardı! "Neden canavarları belli bir bölgeye çekip topluca öldürmüyoruz?Tabi bir tane yem gerekiyor." "B-Bu...Senden de beklendiği gibi.Peki kim yem olacak?"dedi Rüya.Gerçi bu soru formaliteden sorulmuş bir soruydu.Ve hem Rüya hem ben Mert'e doğru baktık.Mert ilk önce afallamış bir şekilde bize doğru baktı.Sonra da korkmuş bir ifadeyle başını iki yana doğru salladı. "Şimdi tek soru canavarları nereye çekeceğiz?Koridorlar olmaz çünkü arkamızdan pusu yeme riskimiz var.En iyisi geniş bir odaya çekmek." Dediğimi duyunca Rüya yerinden kalkıp bir kaç masayı kurcaladı ve elinde rulo kağıdıyla geri döndü.Ve kağıdı açtı:"Bu erkekler yurdunun planı." Açılan kağıda bir bakıp potansiyeli en yüksek odayı aramaya başladım.Oda büyük olmasının yanında temizde olmalıydı.Sonuçta tam canavarlarla dövüşürken bir şeye basıp dikkatimizi dağıtırsak bu ölümcül olabilir.Bu nedenle depo soru dışı. "Bana göre en uygun yer ikinci kattaki spor salonu.Hatırladığım kadarıyla geçen gün orası boşaltılmıştı.Şimdi büyük boş bir odadan başka bir şey değil." Sen nereden biliyorsun bu kadar şeyi?Burası erkek yurdu!Şaka bir yana ben bile bilmiyordum spor salonunun boşaltıldığını.Gerçi ilgimde yok.Benim ilgim daha çok kız yurdunda ne olduğunda! "O zaman ilk önce spor salonuna gidip önünü temizleyelim.Yem ilk önce yakınlardaki sonra da ilk kattakileri odaya çekmeye başlasın.Canavarlar ve yem odaya girdi mi birimiz kapıyı kapatır,sonra da katliam başlar!" "S-sormaya korkuyorum ama yem kim acaba?" "Hi hi" "Ha ha" 4 SAAT SONRA "Asura lütfen kurtar beni!" Yem bana doğru koşarken odanın ortasındaki ben,soğukkanlılıkla elimdeki kılıcı kaldırdım.Önümdeki altı tane kanlı zombiden en yakındakine kılıcımı salladım ve kafasını gövdesinden ayırdım.Diğer zombilere doğru odaklanırken kapının tarafındaki siyah saçlı güzel bir kız,elindeki bir metrelik metal boruyu sallayıp başka bir tanesi daha düşürdü.Düşürdüğü gibi de hızını kesmeyip en yakınındaki doğru saldırdı.Tabi bende bu kıza yenilmemek için zaman kaybetmeden yakınımdaki diğer zombinin kafasına saldırdım ve kafasını ikiye böldüm.Bir kaç kez daha saldırıdan sonra canavarların hepsi öldü.Hım...Zombiler zaten ölü olduğundan öldü diyemeyiz fakat üzgünüm başka bir kelime bulamıyorum.Belki de huzur içinde yattılar demeliyim fakat o da çok uzun! "İyi iş yem" dedi Rüya sesinde hafif bir alay söz ifadesi vardı,"Bu arada bu plan gerçekten de beklentimi aştı.Senden de beklendiği gibi!" Geçtiğimiz dört saatteki uyguladığımız plan gerçekten de basit.Yem,canavarları arkasından odaya çekiyor,canavarlar odaya girince Rüya kapıyı kapıyor ve o arkadan bende önden canavarları ikili kombo yapıyoruz.Gerçi ilk başta endişelendim tempoyu tutturamayız veya Rüya'ya bir şeyler olur diye.Fakat ilk dalgadan sonra bütün endişelerim gitti.Sonuçta leveli benden düşük olmasına rağmen Rüya,eskrim kulübünün bir üyesi.El yatkınlığı var böyle şeylere.Kılıç gibi şeyler anlamında!Yanlış anlaşılma olmasın! Neyse.Bu dört saatte ben üç level atlayıp sekiz level oldum.Ve ayrıca statlarımı 2 güç 2 çeviklik ve 1 dayanıklılık olarak vermeye başladım.Rüya da dört level atlayıp altı level oldu.Statlarını çeviklik,dayanıklılık ve ruhsal enerjiye vermeye başladı.Nasıl mı biliyorum?Sürekli statlarını kontrol ediyorum oradan biliyorum!Mert içinse...Hımm...Bir level atlayıp üç level oldu.Gerçekten!Az cesur olsa önden iki kişi arkadan da Rüya saldırır şekilde kurardım stratejiyi.Fakat yok!Beyefendi için canavarların bütün uzuvlarını kırıyoruz da öldürmesini bekliyoruz!Her neyse bunu konuşmanın bir anlamı yok. Bu arada ikinci katta neredeyse hiç canavar kalmadı.Birinci katta da çok az diyebileceğimiz miktarda canavar kaldı.Bu nedenle yakında dışarıya çıkmayı planlıyoruz en azından yemekhane veya kantin binalarına gitmeyi planlıyorum.Sonuçta aç ayı oynamaz.Tam bunu önerecekken Rüya konuşmaya başladı.Bu kız benim hep zamanını buluyor yemin ediyorum. "Katlarda fazla canavar kalmadı.Dışarıya çıkabiliriz fakat..."hafif duraksadı ve boğazını temizledi Rüya,"Rica etsem kızlar yurduna gidebilir miyiz?" Kızlar yurdu mu?Normalde olsa çok mutlu olurdum fakat şuandaki durumu düşününce oraya gitmenin ne faydası var?Rüya'yı tanıyorsam benim gibi kantine veya yemekhane gitmeyi teklif etmeliydi.Kızları anlamıyorum ama manikür pedikür seti için o tehlikeli yere gitmek istemez değil mi? Bir anlık suskunluktan sonra Rüya devam etti:"Orada bir arkadaşım var.Bencilce olduğunu biliyorum ama yalvarıyorum onu kurtarmama yardım edin." Demek bu melek kılıklı şeytanında arkadaşı var.Eh,bu normal.Arkadaşı olmayan ben anormalim aslında.O playboyu saymazsak tabi.Fakat Rüya sadece arkadaşını kurtarmak için bizi de bu işin içine sürüklemen biraz fazla bencilce değil mi?Yani anlıyorum.Senin için değerli fakat...Benim için bir anlam ifade etmiyor.Tam ret edecekken Mert araya girdi. "Ona yardım edeceksiniz değil mi .Sonuçta ben o kötü durumdayken bana da yardım etmiştiniz." Biliyorsun ya uzman yem arkadaşım 'yardım edin' derken seni de katıyor işin içine.Of,her neyse!Komutan olarak askerlerimin beklentilerine karşılık vermek gibi bir zorunluluğum var zaten!Hem belki güzel bir kaç kızı etkilerim.Ne zekiyim ha ha! "Kurtardıktan sonra tembellik yetmeye kalkarsa onu terk ederim ama anlaştık mı?" Hayır cevabını bekleyen Rüya bunu duyunca ilk olarak şaşkınlık geçirdi sonra da gülümsedi ve cevap verdi:"Evet!" Rüya'nın güneş gibi parlak gülümsemesiyle kaskatı kesildikten sonra hemen kendimi toparlayıp,"H-hadi gidip bir kaç canavar öldürelim"dedim ben önde diğer ikisi arkada her tarafı kanla kaplı odadan dışarı çıktık. Şimdi ilk durak kız öğrenci yurdu.İleri marş!
  2. BÖLÜMLER İÇİN http://kaxellsfanfiction.blogspot.com Ya da Tamamlanmış PDF versiyonu https://drive.google.com/file/d/0B2a7i75FpsaVbkxTRHpTcGxFclk/view?usp=sharing Devamı (Düzenlenmemiş Hali.) Kitap II: Act I : The Evil Within: (Aksiyon, Romantizm, Dram, Sanal Oyun) Bölüm 1.Hiçliğin İçinde 1. Gün: http://textuploader.com/tsll Bölüm 2.Hiçliğin İçinde 2. Gün:http://textuploader.com/krmr Bölüm 3.Bilinenler & Öğrenilenler I:http://textuploader.com/krmk Bölüm 4.Bilinenler & Öğrenilenler II:http://textuploader.com/krml Bölüm 5.Bilinenler & Öğrenilenler III:http://textuploader.com/krmm Bölüm 6.Havada Kalanlar: http://textuploader.com/krmh Bölüm 7.Havada Kalanlar II:http://textuploader.com/o5ri Bölüm 8.Havada Kalanlar III:http://textuploader.com/o5re FİNAL SON SÖZ: http://textuploader.com/o150
  3. "To Love Ru Darkness 2nd" Animesinin 2. bölümünü kendime pratik ve test olsun diye çevirmiştim. Ve 2.bölümün daha yüklenmediğini fark edince, neden video'yu paylaşmıyayım dedim... Çeviri hatalarından dolayı özür dilerim. Olabildiğince Japonca'dan çevirmeye kalktım ama pratik olmadığı için kelimeler karışmış olabilir. Bazı sahnelerde Endonez'ya dilinden translate ettim, eminim ki o sahneler çok fark edilir olacak. :D Aslında bu çeviri dün saat 14 civarı bitti ama üstüne watermark ve logo eklemekten Render yaklaşık 1saat sürdü, o yüzden video anca şimdi upload edilebildi... Şimdiden iyi seyirler... Çeviri hataları için KUSURA BAKMAYIN... Encode/Çeviri/Upload/Edit/vs... : brkee.jp Ulaşılabilecek yollar: E-Mail; [email protected] / Web; www.aeox.tk (Site yapım aşamasında...) Direk Link /// Embed Link (Sayfa açıldıktan sonra sayfayı adres satırına tıklayıp enter yapın!)
×
×
  • Yeni Oluştur...