Jump to content
Türk Anime TV Forum

Arama yap

'Shounen' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Etiketler, virgülle ayrılır
  • Yazara Göre Ara

İçerik türü


Kategoriler

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
  • Fansub Takımları
  • Anime Manga Live-Action Download
  • Fan Kulübü
  • Japonya
  • Program Deposu
  • Konu Dışı
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Sonuçlar içinde bul...

Sonuçlarda bul...


Oluşturulma tarihi

  • Start

    End


Son yazılan

  • Start

    End


Filter by number of...

Üyelik tarihi

  • Start

    End


Grup


Hakkımda


Outlook


Web Sitesi


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum


İlgi Alanları


IPB Sürüm

10 sonuç bulundu

  1. Bu konu altında anime hakkında konuşabilirsiniz. Düşüncelerinini yazabilirsiniz. Video, Fotoğraf, AMV vb. şeyler atabilirsiniz. http://www.turkanime.tv/anime/yowamushi-pedal Url adresine basıp sitemizden izliyebilirsiniz.
  2. En sevdiğimiz romantizm animelerini söyleyelim görenler nostalji yaşasın, görmeyenler faydalansın.
  3. ROOKİES Tür : Manga Cilt Sayısı : 24 Bölüm Sayısı : 233 Durumu : Tamamlandı Yayın Tarihi : 03 Şubat 1998 / 25 Ağustos 2003 Tür : Komedi, Dram, Okul Hayatı, Shounen, Spor, Hayattan Kesitler Yazar : Morita Masanori Yazarın Diğer Eserleri : Ato Ippon no Otoko (one-shot), Hello Baby (one-shot), Besharigurashi, Rokudenashi Blues, Shiba Inu, Suberu wo Itowazu Yayınlandığı Dergi : Shounen Jump MAL Puanı : 8.21 Karakterler : Kawata Koichi, Wakana Tomochika, Shinjo Kei, Aniya Keiichi, Akaboshi Shoji, Mikoshiba Toru, Sekikawa Shuta, Tetsura Yufune (miyavv) Konusu : 1 yıl boyunca tüm okul yarışmalarından elenmiş bir okul olan Futakotamagawa lisesine yeni atanan Japonca hocası Kawata Koichi bu lisede sorunlu öğrencilerden oluşan, sorunlu beyzbol takımı ile kendi yöntemleriyle uğraşmak zorunda kalır. Peki bu yol nasıl ilerleyecektir. Kişisel Görüş : Birçok sitede GTO ile karşılaştırmalar olmuş okurken bende olay örgüsünden dolayı aynı şeyi hissettim, belki bu görüşüme katılmazsınız ama yan karakterlerimiz bana göre GTO dan daha iyiydi, ve sonu vardı en önemli nokta sanırım bu. Kawata Sensei, görünüşte bu hoca salak mı yoksa fazla mı saf diye bir izlenim uyandırsa da okudukça kendine öyle bir bağlıyor ki Kawata Sensei diye oradan oraya kendinizi atıyorsunuz, beyzbol takımının neredeyse tüm karakterleri orijinal, geçmişte kendilerine ihanet edildiğini düşünerek öğretmenlere ve okula karşı tavır almış, aslında hayalleri olan ama bunları nasıl gerçekleştireceklerini bilmeyen, hocalarına saf salak derken kendilerinin aslında ne kadar da saf ve zayıf olduklarının farkına varan bir grup yeni yetme gencin onları destekleyen büyükleri olduğu sürece istedikleri birçok şeyi başarabileceklerini anlatan bir manga. Bir kişi insanın hayatını değiştirebilir mi? Bir kişi size ne kadar inanabilir? Siz o kişiye ne kadar inana bilirsiniz? Okuyun ve kararı kendiniz verin, keşke benim de böyle bir hocam olsaydı diyeceksiniz, belki de demeyeceksiniz bilemedim şimdi (: Ve konu için araştırırken gördüm Türkçe çevirisi de başlamış ben şok ben vefat manga lisansa girdiğinde okuyacak bir yerler bulamamış netin altına üstüne getirdikten sonra seriyi bulmuş biri olarak bu duruma gerçekten sevindim desem yeridir tamamlansın baştan bir daha okurum artık (: Çeviriyi yapan gruba da ayrıca emekleri için teşekkürler buradan Türkçe olarak okuyabilirisiniz. Bu arada manganın bir de dizisi bulunmakta aşağıda ufakcıktan onun da bilgilerini bulabilirsiniz. Dizi Bilgileri; Bölüm Sayısı :11 Yayınlanma tarihleri : 19 Nisan 2008 - 26 Temmuz 2008 Diğer İsimleri : ルーキーズ - Acemiler Ülke : Japonya Oyuncular: Sato Ryuta (Kawato Koichi), Ichihara Hayato (Aniya Keiichi), Koide Keisuke (Mikoshiba Toru), Shirota Yu (Shinjo Kei), Nakao Akiyoshi (Sekikawa Shuta), Takaoka Sousuke (Wakana Tomochika), Kiritani Kenta (Hiratsuka Taira), Sato Takeru (Okada Yuya), Igarashi Shunji (Yufune Tetsuro), Kawamura Yosuke (Hiyama Kiyooki), Onoue Hiroyuki (Imaoka Shinobu), Murakawa Eri (Yagi Toko) *Ayrıca Rookies SP isimli özel bölümü ve seri ile aynı isimli film mi vardır. **Dizi müziklerini şiddetle tavsiye ederim. Dizisini izlemek için; http://www.yeppudaa.com/showthread.php?t=38856
  4. Özürle başlamak isterim sözünü verdiğim türleri tam kullanamadım komedi şeklinde yazmakta pek iyi değilmişim malesef onun yerinede farklı bir tür eklemedim şimdilik bu konularla yazabilirsem gelecekte belki daha farklı türlerle ilgili aklıma fikirler gelebilir umarım beğenirsiniz. Her türlü eleştiriye açığım, kırıcı olmamak koşuluyla tabi, iyi okumalar. "Siyahın olduğu yerde beyaz, aydınlığın olduğu yerde karanlık, gecenin olduğu yerde gündüz, iyinin olduğu yerde kötü... Geçmişte vardı, şimdide var ve gelecekte de eminimki olacaktır. Başkaları seni nasıl görürse görsün, doğru olanı yaptığından emin ol ve..." Çarpışmanın ortasında bir saniyeliğine tam olmasa da bu sözleri hatırladı. Aklından kendi kendine konuşuyordu Şu an neden burdayım ki... Hayır öyle değildi, burda olmalıydım çünkü... Nedenini bilmiyordu sadece karşısında ki gençle mücadele ediyordu. Kendi yaşlarındaki bu adam kimdi ? Neden şu an onunla savaşmaktaydı ? Şu an bulunduğu kale neresiydi ? Dışarısı gözükmüyordu, kalenin iç kısımlarında olduğunu farketti. Hafızası bulanıktı. Hatırlamak istiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Gözü etrafında ki cesetlere takıldı, burada ne olmuştu ? Bütün bunları düşünürken şu anda yapması gereken tek bir şey olduğunu farketti, hayatta kalmalıydı. Etrafında ölmüş kişiler ya da şu an karşısındaki kişi kim bilmiyordu, hatta neredeyse umursamıyordu "Görüşmeyeli paslanmışsın sanırım, kendimi tutmasam çoktan ölürdün galiba" "Kimsin sen ? Burada ne oldu ? Neden seninle savaşıyoruz ?" "Ah ah, demek hala hatırlamıyorsun ? Acaba seni fazlamı zorladım ?""Patla!" Büyük bir patlamayla yan duvarı tamamen yoketmişti. Karşısındakine saldırmaya çalışıyordu. Neden sonra farketti, ikiside hızlıydı, darbeleri fazla yıkıcı etki yaratıyordu.Bunları nerede öğrenmişti, nasıl yapabiliyordu ? Umursamadı. Saldırılarına devam etti. İkiside sert darbelerden kaçıyor, birbirlerine tekrar saldırıyordu ancak neredeyse karşındaki gence dokunamamıştı bile. Belinde bir kılıç olduğunu farketti, kınından çıkardı. Kılıcı simsiyahtı, neden sonra farketti üstündekilerde simsiyahtı, karşısındaki ise bembeyaz giyinmişti, saçları bembeyazdı , onunda kılıcını çıkardığını gördü kılıcı da bembeyazdı. Bu adamla arasındaki bağlantı neydi ? Onu daha önceden tanıyormuydu ? "Heee ? Demek biraz daha oynamak istiyorsun öyle mi ?" "Neden bahsettiğin ya da kim olduğun hakkında bir fikrim yok, sadece bu işi hızlıca bitireceğim." bitirmek mi ? Neyi bitirmekten bahsetmişti ? Hala hafızası bulanıktı. Dışardan sesler geliyordu, seslere bakılırsa dışardada büyük bir savaş döndüğü aşikardı. Yıkılmış duvardan içeri birisi girdi, bir kızdı. "Leo, gitmemiz gerek acele et!" Kızı gördü, "Tamam, Kizuna! Biraz daha dayanın!" Tamam mı ? Neden cevap vermişti, ismi Leo muydu ? Bu kızı tanıyormuydu ? Neden ismini biliyordu ? Dışarıda neler oluyordu ? Düşünmek istediği çok şey vardı, ancak şu anda karşısındakiyle ilgilenmeliydi. "Hahahaa karşında birisi varken nereye baktığını sanıyorsun sen!" Kafasını geri çevirdiğinde neredeyse aralarında 30 santim vardı, kılıcının geldiğini gördü bu darbeyi savuşturamayacağını hissetti yinede kenara atıldı. "Hmmm, hatırlayamasan bile yeteneklerin hala seninle, şanslı p..","Yinede o küçük kesik bile iş görür." Kesik mi ? Sol koluna baktı, derin olmasada kesilmişti. "Beyaz Akım!" Başına sert bir ağrı girdi. Dengesini kaybetti, görüşü bulanıklaştı, nefes alamıyor gibi hissediyordu. Tüm bunlar kolunda ki küçük kesikten mi olmuştu ? "Hahaha doğrusu bu kadar hızlı biteceğini düşünmemiştim, eh naparsın sanırım buna kader diyebiliriz değil mi ?" karşısındaki gençten bu sözleri işitti."Atıl!" Gencin elindeki kılıçla kendine hızla geldiğini gördü ancak kıpırdayamadı, sanki bedeni onu kabul etmiyor hareket etmesine izin vermiyordu. Keskin bir acı hissetti. Kafasını eğdi göğsündeki kılıcı farketti, kılıcın girdiği yerden oluk oluk kan akıyordu, acıyordu, daha önce böyle bir acı hissettiğini hatırlamıyordu.Hissettiği acı net düşünmesini engelliyordu, ne yapmalıydı ? Hiçbir şey hatırlayamıyordu ve şu an ölmek üzereydi. Nasıl bir saçmalıktı bu ? Göğsündeki kılıcın çıkışını hissetti, çok daha acı vericiydi. Dizlerinin üstüne çöktü, yere yığıldı. Görüşü kararmaya başladı. "Savaşımız burada son buluyor gibi, beni dahada eğlendirirsin sanmıştım ama neyse, söylemek istediğin son bir şey var mı ?" canı yanıyordu, hatırlayamasa bile bu adamla bir geçmişlerinin olduğunu farketti. Birinin bağırdığını duydu, "Leo, LEO!" birinin ona koştuğunu gördü, saçları kızıldı, az önceki kızdı, kimdi bu kız ? Onu nereden tanıyordu ? İçinde bir soğukluk hissetti, sanki yeni doğmuş ancak yaşamaya fırsatı olmadan ölüyormuş gibi geliyordu. Odaya 3 kişinin daha girdiğini gördü, birilerinin konuştuğunu duydu, "Götürün onu, dışarıdakilere de söyle geri çekiliyoruz!" "Bu kadar gelmişken geri mi çekileceğiz !? Böyle bir fırsatı bir daha bulamayabiliriz!" "Şu an ölüyor farkında mısın bilmiyorum ?" "Bu konuyu daha sonra mutlaka konuşacağız!!" "Bencede bu konuyu sonra konuşun aksi taktirde sonunuz onunkinden farklı olmayacak, hahaha!" O üçlünün beyazlar içindeki adama saldırdığını gördü. Birinin onu kavradığını hissetti, canının acımadığını farketti ya da acıyor muydu ? Bedenini hareket ettiremiyordu. Hem hiçbir şey bilmiyor hem de olayları anlayamıyordu. Ne kadar acı vericiydi. Bomboş bir zihinle, tek başına, acı içinde ölmek. Gerçekten böyle bir şekilde, daha hiçbir şey başlamadan biticek miydi ? Gözlerini kapattı. Hayatta kalmalısın, henüz yapman gerekenler bitmedi...
  5. <<Kitap kapağı, yazım tarzı, konu tamamen bana aittir.>> Bisca - 0,1 "Ruhsuzlar, dünyayı ele geçireli kaç yıl oldu, Jason?" Sıska bedeni, korkuya teslim olmuştu sanki. Yürürken, her yeri kolaçan ediyordu birde. Bisca, Jason'un korkusunu anladı ve sırtından sımsıkı sarıldı. "Of Jason, amma korkak çıktın. Alt tarafı Derin Orman'dayız!" Jason, kendisiyle dalga geçildiğini anladı, Bisca'nın kafasına hafifçe vurdu. "Evet, ruhsuzların olduğu dünyanın ortasındayız şu an." Bisca'yı görmemezlikten gelip yürümeye devam etti. Bastığı dallardan çıkan ses, kulaklarını tırmalıyordu. Jason, uzun saçlarını kulağının arkasına atıverdi. Bisca, dikkatlice saçlarına baktı. "Jason, saçların beyazlıyor galiba." Diyerek her erkeğin korktuğu tepkiyi sergiledi. "Daha saçlarımın beyazlaması için çok erken!" Bisca sırıttı. "Siyahların arasından çok belli oluyor. Hehe, yaşlanıyorsun!" Jason, daha fazla konuşmadan normal ağaçlardan iki kat daha büyük ağaçlara baktı. "Astgrad'a erişemezsek ruhsuzlar kokumuzu alabilir." Bisca, al dudakları ile gülümsedi. Esneyip, Jason'u takip etti. Çalılardan hışırtı sesleri gelince gardını aldı Jason. Her yer ağaçlık olduğundan görünmüyordu hiçbir şey. Bisca, rahatındaydı. "Çok korkuyorsun Jason. Senin kız arkadaşın olmama rağmen, senden daha cesurum!" Diz kenarındaki kından hançeri çıkarıp çalılara fırlattı. Bir şeye saplanmıştı sanki. Evet, evet. Saplanmıştı. Bisca, saplandığını anlayınca iki adım geri çekildi. Jason ise korkudan tir tir titriyordu. Sesler, her yerden gelmeye başlamıştı artık. Jason, dayanamayıp elindeki kılıcı yere attı. "Lanet olası kadın! Senin için hayatımı veremem ben." Diyerek tırıs adımlarla tersine doğru ilerledi. O da neydi? Etrafları sarılmıştı... Bisca, dizüstü düştü yere. "Bunlar, ruhsuzlar... Kaçamayız!" Jason, Bisca'ya küfürler saydırıp çalıların içinden kaçmaya çalıştı. İki-üç saniye sonra çığlıkları duyuldu. "Dur, bırak beni!" Bisca, korkmuş gözlerle sesin geldiği yere baktı. Sesler durdu, kara gözleriyle gökyüzüne baktı. "K-Kusura bakmayın kardeşlerim. Geri dönemeyeceğim..." Tüm yükünü bırakıp var gücüyle koştu. Onu takip eden ruhsuz ekibi, çok hızlıydı. Bisca kafasını arkaya çevirdiği an, siyah saçlarından tutulup fırlatıldı. Bir daha ayağa kalkamadı. Ağlıyordu. Fakat öleceği için değil, arkasında bırakacakları için. Sivri kulaklı, uzun burunlu bir ruhsuz gözlerinin önüne geldi. Ağzını açarak çürük dişlerini göstermiş oldu. Bisca'nın ak teni, kızıla boyandı. Ruhsuz, onu öldürünce tatmin oldu. Ayağa kalktı, uludu. Siyah teni kan olunca elinin tersiyle sildi. Dağlar, denize dik uzanmış güneşlenirken; Bisca'nın ruhu dünyadan gitmiş, bedenini bırakmıştı. Maceracılar, yüzünün hâlini görünce tüyleri ürpermişti. Güzel yüzü, ısırık ısırık parçalanmıştı... Roxas - 1 Yine bir rüzgâr geliyordu doruklardan. İnsanların nefret ettiği rüzgârdı bu. Ama bazıları da seviyordu esintisini, özgürlüğünü... Manzaraya sahip, iki dağ arasında kurulmuş bir şehre bakıyordu rüzgâr. Astgrad... Ne zaman kurulduğu, ilk insanların hangi ara geldiği gibi belirsiz, bencil insanlardan oluşan, bir şehirdi. Fakat sorunları vardı. Ruhsuzlar... Bir anda ortaya çıkmışlardı. Güçlü, güçsüz. İnsanların yaşamlarını çalıp bedenlerinden etlerini koparırlardı. Geride kalan kemikleri olurdu. Astgrad, kapana kısılmış gibiydi. Ruhsuzlar her an kapılarına dayanıp yaşamlarını isteyebilirdi. Ya da ölümüne onları korkutabilirlerdi. İnsanlar, özgür olmaya çalışmıyordu. Yedikleri yerde oturup hayal kurarlardı. Ama insanlık için didinen, hayatlarını maceraya adamış kişilerde vardı. Maceraperestler. Özgürce kanatlarını çırpıp uçan o insanlar kurtarabilirler miydi umutsuzları? Kollarından tutup çıkarabilirler miydi dibi olmayan çukurdan?.. ****** Roxas... Bozulmuş ve dar yoldan geçiyordu Roxas. Kulaklarına gelen ses onu huzursuz etmesine rağmen aldırmıyordu. Ömrü boyunca duyduğu şeylerdi onlar. Soğuktu insanlara karşı. Tek benimsediği şey maceraydı. Sevgisini yıllar önce kaybetmişti. Hatırladığı geçmişi ona acı veriyordu. İnsanlar toplanmıştı Büyük Meydanda. Hepsi bir yere bakıyor gibiydi. Roxas, merak içindeydi. Mırıltılar, sesler gelmeye başladı. "Xanxus'a meydan okuyup galibiyetle ayrılan kişiye yirmi altın mı? Keşke kölelerim olsaydı da üstüne salsaydım!" Roxas, daha da meraklandı. Uzaktan bakan adama yürüdü. Sesini değiştirip kapüşonunu yüzünü görmeyecek şekilde ayarladı. "Hey yaşlı adam! Bu olay nerede olacakmış? Bana bir açıklasan?" Yaşlı adam, sopasına daha da sıkı tutundu. Yüzüne bakmaya çalıştı. Tuhaftı. "Maceraperest misin çocuk?" Roxas, adama kısık kahverengi gözleriyle baktı. "Evet, maceraperestim. Haydi ama söyle bana!" "Kızıl Meydan'da olacakmış." "Saol yaşlı adam. Hakkın ödenmez!" Kızıl Meydana yol aldı Roxas. ****** Büyük bir alandı burası. Her ev farklı farklı dizayn edilmişti. Kocaman kütük ortaya koyulmuştu. Eskiden infaz alanıydı Kızıl Meydan. Kütük, kanı emmiş, kokusu ile yaşıyordu. Kimsenin umurunda da değildi burası. Gelip geçtiğine bakarlardı sadece. Büyük bir halka oluşturmuşlardı. Çizginin ve halatların ötesine adım atmak yasaktı. İçeride, Xanxus kapışıyordu. Karşısındaki çocuk; siyah saçlı olup, kötü bakan mavi gözlü biriydi. Zayıf, kılıç tutmayı bilmeyen fakat tutan biriydi. Xanxus, eğleniyordu onunla. "Hey çocuk! Elindeki oyuncak değil. Onu bırak ve çık buradan. Beni yenecek güç yok sende!" Yine de saldırdı. Xanxus, kara gözleriyle öldürmüştü zaten. Şakak noktasına ters bir tekme yedi. O acıyla yere düştü çocuk. Onu yere yapıştıran Xanxus, yakasından kaldırıp kalın iplerin dışına attı. Tüm insanlara göz gezdirdi önce. Son gücüyle haykırmaya başladı. "Var mı beni eğlendirebilecek? Güçlü kişiler varlığını benden gizlemesin! Korkularınız size hakim olduğu sürece kim varlığı adına savaşabilir ki?" Bir süre sustu. Aldı nefesini iri bedenine, salladı ağır kılıcını. O sırada rüzgâr, halatlardan atladı. Tüm gözler Roxas'ta idi. Herkes siyah, yıprak, kapüşonlu kıyafetine bakıyor, dalga geçiyordu. Xanxus, gözlerini çevirdi sıska bedene. Çıplak göğsünü şişirip kılıcını yerinden oynamış taşlara sapladı. Konuştu Roxas'la. "Hey! Zayıfların gelmesi sorun oluşturuyor benim için! Çık şuradan." Roxas, kapüşonunu çıkardı. Kahverengi saçları dalgalanıyordu esintiden. "Korkularım diyor ki: 'Bu adamın gücü seni incitemez'." Xanxus, dişlerini gıcırdattı. Konuşmasına devam etti Roxas. "Bence korkularım doğru söylüyor. Acemi..." Daha fazla dayanamadı. Kılıcını taşlardan çıkarıp bodoslama daldı üzerine. Kılıcını vargücüyle salladı. Roxas, biraz kenara çekildi. Kolayca sıyrılmıştı. Xanxus, kılıcını geri çekip karnını kesmeye çalıştı. Eğildi, çelmeyi taktı. Dengesini kaybeden Xanxus, uzaklara geri çekildi. Kılıcı düz tutup saldırmasını bekledi. Roxas, birkaç adım ileri gitti. "Kılıç tekniğin sıfır. Sen nasıl kendi üzerine yirmi altın koyabilirsin ki?" "Bunu bana, kılıç çıkarmayan biri mi diyor? Güldürme beni." Tekrardan saldırıya koyuldu Xanxus. Yavaş hareket ediyordu Roxas'a göre. Roxas, Xanxus gelene kadar pozisyonunu aldı. Biraz kamburlaştırdı kendini. Yere sıkıca bastı, hıphızlı ilerledi üstüne. Uçuyordu sanki. İzleyenler, derinden etkilenmişti hızından. Çakışacaklardı. Roxas, kendisini frenleyip gelmesini bekledi. Dimdik durdu bu sefer. Geliyordu, ağır ve sert adımlarla. Roxas, Xanxus'a baktı. Korkutucu gözleri, duygularını açığa çıkarmıştı. Tek istediği şey, onun koca bedenini yere düşürmekti... Son beş adım. Biri zaferin tadını çıkaracaktı. Diğeri ise yenilgisinin acı duygusunu. Ama dövüşün sonucu çoktan belli olmuştu. Yere düşmüştü. Roxas, Xanxus gelir gelmez ters tekmeyi şakak noktasına vurdu. Kılıcı ile beraber yerde yuvarlandı iriyarı adam. Sonunda durmuştu. Zar zor nefes alabiliyordu. Üstündeki şok, çok büyüktü. Yürüdü üstüne. Eğilip baktı yüzüne. "Kusura bakma ama yenildin. Biraz daha güçlen." Xanxus, alnından akan kanı fark etmeden, nefes nefese konuştu. "B-benim yıllardır üzerinde çalıştığım o tekmenin üstünde kaç yıl uğraştın?" Cevabı basitti. Kurnazca sırıtıyordu. "Hiç." Xanxus, donakalmıştı. Kınındaki silahı çıkarmadığına seviniyor, tanrıya şükrediyordu. Çünkü bu yetenekle kolayca öldürebilirdi. Anlamıştı rakibinin kim olduğunu. "Sen Soğuk Katil olmalısın! Küçük yaşında, tıpkı bana baktığın bakışlarla üç kişi öldürdün. Üstüne kız kardeşinin boğazını bıçakla doğradın." Roxas, ses çıkarmadı. Lanetler yağdı insanlar tarafından. Herkes, tek tek dağılmaya başladı. "Tıpkı efsane gibi!" Kahkahayla karışık ses tonuyla tekrardan açtı ağzını. "Kendi kardeşini öldürecek kadar aşağılık bir varlıksın. İnsanlar senden iğreniyor!" Ses daha da çoğaldı. Üzülüyordu bu duruma. Olayı anlamadan böyle düşünmeleri kalp kırıcıydı. Dışarıdan umursamaz olduğunu göstermesi, yüreğinin paramparça olmadığı anlamına gelmezdi. Dayanmasının ve hayata tutunmasının iki nedeni, geçmişinden kurtulmasını sağlayan kahramanı ve kardeşinin ağzından dökülen son sözlerdi. İnsanlardan tepki alıyordu. Roxas, kaşlarını çatıp buruşuk yüzle Xanxus'a döndü. Ayağını kaldırıp tekmeyi karnına bastı. Tekrar ve tekrar... Hırsını çıkarana kadar. Durdu. Kötü görünüyordu insanların gözünde. Herkesin nutku tutulmuştu zaten. Xanxus, ağzından akan kanı sildi zar zor. Roxas, Xanxus'un etrafında yürüdü. Orada kalan insanlar pür dikkat izliyor, herhangi bir olay olacak mı merak ediyorlardı. Yere yığılmıştı Xanxus. Soğuk Katil, etrafında yürürken konuştu biraz. "Kendini öldürtmek isteyen insanları sevmem ama istediklerini yapmak isterim. Fakat karşımdaki yenme ödülümü bana verene kadar, onu öldüremem. Ne de olsa buralara kadar boşuna yürümedim." Xanxus, altın kesesini çıkardı, uzattı. Roxas, hızlıca kaptı elinden. İçinden küfürler saydırdı yenilgiye uğrayan. Soğuk katil, her adım attığında insanlar korkup kaçıyor, kimse kalmıyordu. Halatların üstünden atlayarak bakındı etrafına. Küçük kız ona bakıyor, o da safça bakıyordu mavi gözlerine. Koşmaya başladı Roxas'a doğru. Masum masum bakıyordu. Bir adım daha atacakken ayağı takıldı ve yüzüstü düştü. Roxas içinden, "Ne yapıyor lan bu?" Dedi. Sonunda yanına varmıştı. Yakından daha masum ve tatlı görünüyordu. Dalgalı kızıl saçları, kırmızı teni ve mavi gözleri vardı. Beyaz gömleği, dizine kadar gelen etek onu daha da tatlı yapıyordu. "Merhaba yüce savaşçı. Adınızı öğrenebilir miyim?" Roxas, elini kafasına koyup okşadı. Yumuşacıktı saçları. Bıraktı, gülümseyerek baktı çocuğa. Kötü görünümünden eser yoktu. "İsmim Roxas. Sizin adınızı öğrenebilir miyim küçük prenses?" Küçük kız, kendisine prenses denildiği için sevinmişti. Tebessümle cevap verdi. "Lucy. Çok muhteşem dövüştünüz. Silahınızı çıkarmadan bitirdiniz. Sizin gibi bir insan, insanlığa çok büyük bir yararı olabilir. Fakat insanlar sizden neden nefret ettiğini duyunca kötü oldum. İyi biri gibi görünüyorsunuz. Kan dökmenizin bir sebebi vardır zannediyorum. Ne olduğunu sorabilir miyim?" Roxas, asık suratını saklayamadı. Mutsuzdu, çok mutsuz. "Söyleyemem. Kendimle beraber mezara götüreceğime and içtim." Lucy, al yanakları ile dudaklarını büzüştürdü. Yan gözle baktı. Konuşmasına devam etti Roxas. "Haydi ama! Bu benim küçük bir sırrım." Lucy, bir anda tiz sesiyle, heyecanla konuştu. "Güçsüz bir kızım. Ailem de yok, yapayalnızım. Acaba beni güçlü bir maceraperest yapabilir misiniz?" ****** Güneş; batıp tekrardan doğuyordu. Horozlar daha yeni ötmeye başlamış, Roxas, şehir kapısına doğru koşuyordu. Roxas, Lucy'nin söylediği kelimeleri kulağında duyuyordu. 'Ailem yok, yapayalnızım.' Duyduğu kelimeler, içini yakıyordu. Ailesi olmadığı hâlde, nasıl umutsuz olamıyordu? Aynı şeyleri yaşamıştı. Fakat ona elini uzatıp, oturduğu kuytu köşelerden kurtarmış olmasaydı hâlâ umutsuz olabilirdi. Belki de ölürdü. O parlaklığı aklının bir köşesinde kazılıydı. Onun sayesinde dövüşebildi, özgür olabildi. Şehir kapısının önünde duran kıza baktı. Koskocamandı kale kapısı. Paslanmış demirlerle, kilitli bir kapıydı. Açmak için bir altın, geçmek için bir altın verilirdi. Bu yüzden kapı bekçileri alınan vergiden kendisine pay bırakırdı. Sonuçta ölüm tehlikesi çok yüksek bir iş yapıyorlardı. Kapının önünde duran kızıl saçlı Lucy idi. Zıplaya zıplaya el salladı. "Usta!" Dedi tiz sesiyle. Roxas, onu sevmişti. Kız kardeşini hatırlatıyor, hayatına biraz olsun sevgi katıyordu. Doğru, kapı muhafızları, Roxas'ı en son ne zaman gülümseyerek görmüşlerdi? Koşa koşa yanına geldi Lucy. Yanına gelir gelmez bir tane fiske yedi alnına. Acıdan kıvranan Lucy, isyan etti. "Neden vurdun?! Ah, acıdı." Roxas, kıs kıs güldü. Kardeşine de böyle vururdu. "Lucy, insanlar daha uyanmadı. Uyandırırsan, sıkıntı çıkaracaklar." Lucy, kafasını evet anlamında salladı. Roxas'ın gururunu okşadı. "Tam da ustamdan beklenildiği gibi!" Roxas, kelimelerini umursamadan sırtındaki kılıflardan iki tane tahta kılıç çıkardı. "Dünkü konuşmamızı hatırlıyorsun değil mi Lucy?" Sorusuna, soruyla cevap verdi. "Eğitimden sonrası mı?" Roxas, beden dilini kullanarak onayladı. Minik kız devam etti konuşmasına. "Evet, hatırlıyorum. Bana verdiğin taktik değil mi?" "Bana sırasıyla tekrardan söyler misin?" Kız, anlam çıkaramadan söylediklerini yaptı. "Birinci sırada; silahını çıkarmadan rakibinin yeteneklerini gözle. İkinci sırada; defansif oynayarak bir anda agresifleş ki rakibin ne olduğunu anlayamasın. Üçüncü sırada ise eğer kendi canın tehlikedeyse geri çekilip, savaşı sonlandır." Roxas, alkışladı öğrencisini. Kafasını okşayarak, düzelttiği saçını bozdu. Lucy, kızıl saçlarını düzeltmeye çalışırken, bir yandan ustasını dinliyordu. "Doğru. Fakat üçüncü sıra bazen en önemlisi olabilir. Her ne kadar sıra önemliyse can güvenliği de önemlidir. Bunu dikkate al ve maceracı ol." Talim kılıçları çarpıştı. Rasgele sallıyordu Lucy. Roxas, savunma yapıyordu. Kafasına doğru gelen talim kılıcını, kılıcıyla savundu. Soğuk katil, açığını gördü. Savunmayı bırakıp, adeta Lucy'nin etrafında dönerek, arkasına geçti. Boynuna tuttu kılıcı. Her şey çok aniydi. Lucy, tekrardan başarısız olmuştu. Kılıcı elinden bırakıp sırtüstü uzandı yere. "Galiba başaramayacağım!" Diye sızlandı. Elini uzattı Roxas. "Bence başaracaksın küçük prenses." Elinden tuttu, yardımıyla kalktı ayağa. Kılıcını yerden alıp tekrar denedi. Tekrar, tekrar... Her defasında yorulsa da, o da özgürce uçup dünyayı keşfetmek istiyordu. Denizleri, toprakları, buzla kaplı dağları, çiçekleri, bitkileri... Yere düşmüştü. Kılıcına tutunup, kalktı tüm cesaretiyle. Dişlerini gıcırdattı. Harap olmuş yüzüyle baktı ustasına. Üstüne cesurca atladı. Kılıcını yukarıdan saldırdı. Tekrardan açık bıraktı. İçinden binbir türlü şey geçiyordu zavallı kızın. Ama çevik davranarak açığını kapattı. Ustasının gülümsediğini görünce gururlandı. Bu sefer sağdan saldırdı. Roxas, bir eli arkada diğer eli sürekli defansa oynuyordu. Sağdan gelen saldırıyı yuvarlak kabzasıyla engelledi Roxas. Hatta kılıcını çekmesiyle, rakibinin silahını yere düşürdü. Yine de pes etmedi kız. Geri çekildi. İçinden konuştu. "Mantığımı kullanırsam, onu yenebilirim!" Koşuyordu kalan gücüyle üstüne. Nefes nefese kalmış bedeni, hayallerin peşinden koşuyordu. Yıldız gibi parlıyordu Roxas'ın gözünde. Hayatını değiştirmişti küçük kız. Ama ciddi olmalıydı. Onun gelişmesini sağlamalıydı. Kılıcı daha sıkı kavradı. Hâlâ koşuyordu. Stratejisini çoktan belirlemişti. Küçücük bedeni ve kalan erkesi ile böyle bir şey yapabilir miydi? Bilemiyordu, denemeliydi. Çarpıştılar. Roxas, kılıcı doğruca karın boşluğuna savurdu. Lucy, çevikti, eğilerek kurtuldu. Bacakları açık olan Soğuk Katil, ne yapacağını anladı. Müsaade etmeyecekti. Geriye atıldı. Fakat kılıcı elinden zorla alındı. Şimdi ise elleri boşta kalan Roxas idi. Yavru kaplan gibiydi. Alnından dökülen teri umursamayıp, nefes nefese baktı ustasına. Adım atmayı denedi, atamadı. Bütün enerjisini bir anda harcamıştı. Gözleri kapandı, kendisini salıverdi. Kucakladı minik öğrenciyi. Sırtına attı, bacaklarından tutarak taşıdı omzunda. Evine doğru yürüdü tebessümle. Dar sokaklardan geçiyordu Roxas. Bu sefer mutlu olarak. Başına gelecek olaylardan habersizce yürüyordu... Yorumlarınızı eksik etmeyin. Umarım iyi bir şeyler yazabilmişimdir :D.
  6. Merhaba.. :) Bugün yeni bir şeyler çevirmeye başlayacaktım ve çevirecek çok güzel bir şey buldum.. :) Bir light novel.. İlk 3 cildi İngilizceye çevrilmiş.. Konusu da hoşuma gitti.. İngilizcem mükemmel değil ama elimden geldiğince Türkçeleştirerek çeviriyorum.. Bu light noveli forumdan Eon’a hitaben çevirmeye başladım, bir tür teşekkür gibi düşün Eon..:) Umarım beğenirsiniz..:D Not: Aslında birinci bölümü çevirdim ama önsöz bölümünü çevirmeyi unutmuşum o yüzden önsözü de çevirince buraya ekleyeceğim, her hafta bir bölüm yayınlarım muhtemelen, bazen 2 bölüm.. Eh şimdilik bu kadar :) 7 Gece Yoshio Kusakabe’nin yazdığı Ginta tarafından resme adapte edilen web romanıdır. Kısaca Hikayemiz: Ben Sakuya Hoshi, sadece Suijou Akademisine devam eden sıradan bir lise öğrencisiyim. Ama nedense, her gece “Tüyler ürpertici” olarak “adlandırabileceğimiz” rüyalar görüyorum. Rüyamda bir kasabada oluyorum ve asla bitmiyor. Benden başka kimse yok; insanların yerinde canavarlar var. Yani bir tür tehlikeli dünya. Rüyamda bir kız ile tanıştım, Akeno Gasukamori, bir şekilde bu sonsuz kabustan kaçmanın bir yolunu arıyoruz… Bu kabustan hiç güvenli bir şekilde çıkabilecek miyiz, bizden sonra canavarlar ve diğerleri dehşeti tekrarlayacak mı? Ve sonunda tam olarak ne veya kim bizi bekliyor…? Not: Eminim sizin de dikkatinizi çekecektir diye söyleyeyim dedim.. Bazı paragraf ve cümleler şimdiki zamanla yazılmış.. İngilizcesi öyleydi ve orjinalden çıkmamaya çalıştım.. Bunun dışında hatalarım varsa çok özür dilerim.. Acemi bir çevirmenim ama İngilizcemi geliştirmek için çok çalışıyorum..:) Keyifli okumalar..:) Önsöz: *FSSSSHHH* *SSSHIIIIINNNGGGGGG* Karanlıkta, canavarın bıçağının ucu beyaz-mavi parıldıyor, kabuğunun dışı uzakta yanıyordu. *GRRAAAAH!* *SPLORGHHH* Canavar inledi, ama sadece bir an içindi. Tam hızla tırpan şeklindeki pençesinin tırtıklarını bize doğru salladı. “Heh…” Hızlı bir şekilde saldırıdan kaçtım. Pençe havada savruldu, asfalt kırıldı ve yerde kocaman bir çatlak oluştu. Korkuyordum… Ama bunu göstermeyeceğimden emindim. Canavarla mesafemi korudum ve gözlerimi av üzerine odakladım. Elimde metalik-silindir şeklinde bir sap vardı, ve bundan parlayan bir bıçak çıkıyordu, mavi-beyaz ışıklar yayıyordu. “GIII… GIIGIGIII!!!” “Lazer Bıçağı” ona doğrulttuğumda pençesini ezilmiş asfaltın dışına çekiti. Kafası baş aşağı üçgene benziyordu, yüzünün her iki tarafında birden fazla gözü vardı. Bana baktı. Açtığım yara onu sinirlendirmiş olmalıydı, çenesini zorla gıcırdatışını duyabiliyordum. İğrenç vücudundaki yüzünü bana döndü gövdesinden çıkan 4 bacağı ayakta durmasına izin veriyordu. Neon ışıklarla aydınlatılmış, bu canavar, eğer bir böcek olarak tarif edersek, en yakını peygamber devesi olurdu. “Peygamber Devesi” olarak nitelendirilmesine rağmen, bir ihtimal 3 metre boyundaydı. “Bir küçük peygamber devesi yeterince korkutucu, ama bu adil değil.” Küçükken peygamber devesini festivalde sahneyi seyrederken hatırlıyordum. Sadece bir çekirge gibiydi, bedenim bu canavar tarafından param parça olacak mıydı? Beni öldüreceksin! Bu bir şaka olmalı! “___GI!!!” Aniden canavar ileri atıldı! Dev figür saniye içinde mesafeyi kapattı. Hızlıydı! Geri gitsem de, hala beni yakalayabilirdi. Tüm yapabileceğim kalıp kavga etmekti. Bunu yapabilir miyim?! “GIGUIII~!!!” Canavar savurgan hareketleri ile üzerime atladı ve ölümcül pençeleri ile bana ateş püskürttü! Doğrudan isabet etmesini önlemeyi başardım, ama sol omzum acıyla yandı. Tırtıklı, tırpan gibi pençeleri etime yırtık açmış olmalıydı. Önemi yok! Tereddüt etmeden, yeri tekmeledim ve kendimi doğruca canavarın üstüne attım. Lazer bıçağımı sıkıca kavradım. “Hiyaaaah!!!” Ölümcül bir darbe ile, canavarın gövdesini bıçakladım! “Gi…Giyuuuuu!” Canavarın kulak yaran haykırışıydı. Parlayan bıçağımı göğüs boşluğunun derinine sapladım. Ölürken sesi, sadece yanan içinin kokusu kadar kötüydü. “a…Haa… haa… haa…” Bu benim zaferim olacak gibi görünüyordu. Şimdi bu çığlığı durdurmalıydım. Bıçağı sapına kadar ittim. “Ga!” En kısa sürede canavar düştüğümü fark etti, hızla tırnaklarımı bacaklarımla geriye bağladım. “Arghh!” Pençe ile sıkıca gömüldü, güçlü bir şekilde sarsıldı. Kavradığım kılıcı kaybettiğimden, yere doğru dalmaya başladım. Ne yazık ki benim için, diğer canavarların pençeleri beni bekliyordu! Aniden kazığa oturdum ve havaya sıçradım. Zaten bıçaklamıştım! Kendi ellerimle zaten göğsünü bıçaklamıştım! Neden hala hareket ediyordu? Neden.. Neden hala yaşıyordu?! Bu yaratığın daha ne kadar canı vardı? Bu adil değildi! “Guh… Puh…!” Biraz kan tükürdüm… Mide asidimin ekşi tadı boğazımı yaktı. İç organlarımdan sızan koku ve kan burun deliklerimi uyuşturarak karıştı. “Sen… Üstüm… Üstümden in!” Peygamber devesi “festivali” başlıyordu. Tırpan gibi pençelerini ve keskin dişlerini sadece avını parçalamak için kullanmıştı. Küçük çenesi yemeğe hazırlanırken büyük çenesi gevezelik ediyordu. Sanki bazı Fransız yemeklerindenmiş gibi, eti parçalara ayırıp, ağızına koymaya başlamıştı. “u..chi…gachi…guchu…” Hatta mola vermeden, beni tutmaya devam etti. Delirmeye başladığımı düşünüyordum. Yaşarken yiyordu… Bu işkence!!! Dolu kanım düşüncelerimi uzağa attı ve yerde faydasızca duran lazer bıçağımı almaya çalıştım. Ama, kolumdan yavaş yavaş akan kanı izledim, sadece ulaşamayacağımı fark ettim. “Argh… Arghhhhhhhh!!!” Acı tüm vücuduma yayıldı ve bilincimi kaybetmeye başladım. Bu da neydi…!? Bir peygamber devesi canavarının bedenimi çiğnerken hissettiği mutluluğu görmek istemiyordum… Ve hayati organlarıma ulaşmak üzere olduğunu hissettim… Bu kötü! Biraz dahası ve ölecektim. Ölmeyi istemiyordum! Ama Bu konuda hiçbir şey yapamazdım… Tüm hareketlerim devre dışıydı... “Ju!... Gijigiji…” Ah! Hayır! Acıdı! Hayır! Acıdı Acıdı Acıdı!!! “Arghhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh!” ---*GÜM!!!* Sesim alanda yankılandı. Anında, sert-kaya tarafından bütün vücudu param parça oldu. Ve bu öldürecekmiş gibi olan acı azalmıştı. “Giuuuuuuuuuu!” Canavar çığlık attı. Yarı kapalı olan göz kapakları artık tamamen açıktı ve bulanıklaşan görüşümle ona bakarsam, bir peygamber devesinin, atladığını ve çığlık attığını ve kendi etrafında döndüğünü görecektim. Karnını alana ve aşağıya doğru savurdu. Sonunda “geri dönüş” ün geldiğini düşündüm. Canavar tarafından serbest bırakılmış ve yere düşmüştüm. “Guh… Cough…! Heh…” Sonra bir şey kafamdan çıktı. Ağızımdan dökülen tüm kanı yuttum, ulaşmak için elimi uzattım ve oyuncak bıçağı kaptım. Sallanmama rağmen, oturdum, ama dengesizce titriyordum. Sonra fikirlerimi “oyuncak bıçak” üzerine odakladım ve plastik nesne metal bıçağa dönüştü. Bu obje mavi beyaz parlamaya başladı. Bu yeterli değil! Daha fazla enerji koymalıyım! “Wuoooooooooooooooooooooooooooooo!” Daha fazla odaklandım. Tüm irademi kullandım ve bilincimi keskinleştirdim. Aydınlanan bıçak güçlü bir şekilde parladı ve altına dönüştü. Tüm gücüm çevremdeki havayla karıştı ve patlayıcı sesler yarattı. Peygamber devesinin, savrulan yarım vücudu, tırpan gibi kollarını kullanarak etrafında geziniyor, kalkmaya çalışıyordu. Bir böceğin bunu yapmasından, etkilendin diyebilirim. Ama… “Şimdi bitti!” Peygamber devesine daldım! Ama birden büyük acının vücuduma doğru geri geldiğini hissettim… Ama bu önemli değil! Sanki bir yarım daire çizerse, önümde bıçağımdan aşağı sallanacaktı… “Gi…” Peygamber devesinin kafası uçtu! Bıçağı tutup kesmeye devam ediyor ve kollarını doğruyordum. Canavarın vücudu, temeli olmadığından, yere düştü, bu yüzden ben de bitkindim ve aynı anda yere düştüm. “Ben… Onu yendim…” Gerçekten nefes nefeseydim, aralıksız hızlıca nefes alıp veriyordum. Kuru zemin vücudumdan akan kanı emiyordu. Tamam o canavarı yendim, ama bunun bedeli, ölecektim… Eh, en azından bir peygamber devesi tarafından yenmekten çok daha iyiydi… “Sakuya!!!” Aklım, uzaklara dalıyordu, hızla geri geldi çünkü yüksek bir ses beni çağırıyordu. “Sakuya! İyi misin? Sakuya!” Okul üniformalı bir kız benimle konuşuyordu. Bu kız, genellikle agresifti, alışılmadık bir şekilde bana bakardı. Üstüme eğildi. Elindeki bir El Tabancası’ydı.. Bu benim hayatımı kurtarmıştı. “! Yaran korkunç…” Bu kız, elbiselerinin kanla boyanmasından endişe etmiyordu, silahını yere koyup başımın üzerine eğildi. “Akeno…” Kıza sesimle mırıldandım, kızın sesi düşündüğümden çok daha kötüydü. “Bunun için teşekkürler. Hayatımı kurtardım. Sen iyi misin, Akeno? Yaralandın mı?” “Kendin için endişelen, benim için değil! Sakuya… Ne yapıyoruz biz? Bu korkunç yaralar…” “İyiyim, bu sadece bir rüya, sadece bir kabus… Ölmeyeceğim, muhtemelen…” “‘Muhtemelen 'yeterince iyi değil! Ölürsen, kim beni koruyacak!?” Bana somurttu. Memnundum, çünkü sadece Akeno bir şeyler söylerken ekstra alakasız kelimenler söylerdi. Buna rağmen sesi titriyor ve gözyaşları dökülüyordu. “N… Neden gülümsüyorsun. Senin için cidden endişeliyim!” “Biliyorum… Benim için endişelendiğin için memnunum, ama…” “Ama… Ne?” “Sen genellikle tsun-tsun (züppe tavırlı)’sındır yani… Endişeli yüzün sevimli… Kinda…” “Ne-” Akeno şaşkınlıkla baktı, ve belki bu durumda kızarmalıydı… Bence sadece kafa karıştırıcı bir şey yapmıştım. “Sen… Aptalsın! İltifat olmasına rağmen mutlu değilim! Kişiliğin kötü!” “Bel… Arghh*öksürür*!” “Sa-Sakuya!?” Yeniden kan öksürdüm. Zaten çok kan kaybettim… Dahası mı var!? Bence daha fazla kaybediyordum… Bu vücudumun yanından ayrılamayan kan sayesinde… Hiçbir şey hissetmiyordum parmaklarımı veya başımı… Tuhaf hissettiriyordu… Ağrının geçtiğini farketseydim… “Bir dakika bek… Seni tedavi edeceğim!” “Evet... Lütfen …” Yorgun ve uykuluydum, Gözlerimi açık tutmaya devam etmeliydim ve hatta konuşmak bile yoruyordu. “Hadi… Hadi uyuyayım… o… uy…” “Hayır! Uyumamalısın! Gözlerini aç! Lütfen!” Akeno’nun sesi kayboluyor. Bedenimin titrediğini söyleyebilirm. Ama… Bana bir ara ver… Yorgunum… Gerçekten uykuya ihtiyacım var… Bu… Bu gerçekten iyi hissettiriyor… “İ…Geceler…Ake…o…” Sadece bir cümle söylemeyi başardım, ve sonra derin, derin bir uykuda bedenimi dinlendirdim… Bölüm 1: BİR KADIN SAVAŞÇI GECE DANS EDER Adım Sakuya Hoshi. Suijou Akademisine gidiyorum. Liseliyim, 1E grubundanım ve sınıf numaram 33. Sadece normal bir liseliyim. Ya da daha doğrusu, "Normal"dim demeyi düşünebilirim. Son birkaç gündür, bazı oldukça garip olaylara dahil oldum. Başladı... Evet, 3 gün önce başladı--- “………?” Olay gerçekleştiğinde, geceydi ve parkın ortasında oturuyordum. "N..Ne?" Etrafıma baktım ve tüm oyun alanında salıncak ve kaydırak gibi şeyler gördüm. Parkın ortasında oturuyordum, okul formam üzerimdeydi. "Ne.. Bu da ne demek?" Odamda, yatağımda olmam gerekiyordu ve üzerimde Tişörtümle kilodum olmalıydı. Sonunda bunu hatırladım. Belki birileri beni buraya getirmişti? Bekle... Şu an ayaktaysam, birilerinin beni hipnoz ettiği anlamına mı geliyordu? O olmasaydı... "Buraya uykumda mı yürüdüm?" Mırıldanarak, olabilecek her olasılığı birbiri ardına silip attım. Tüm bu durumu anlamıyordum. Buraya nasıl geldiği düşünmek işe yaramazdı. Elimi cebime koydum... Ve, telefonum oradaydı. Onu dışarı çıkardım, açtım, saati kontrol ettim. Gece 2.14 dü. Pazar günüydü ve Haziranın 25'iydi. "Bu saatte bitkiler bile uyur..." Çoğu yer muhtemelen şimdi kapanırdı. Tek açık yerler, muhtemelen Gyuudon-mağazası, marketler ve polis merkezi olurdu. Bu yüzden büyük olasılıkla hiç kimse bu zamanda bir uyurgezeri fark etmezdi. "Merak ediyorum, Bu uyurgezer ne kadar uzağa yürür?" Bu yerin evden çok uzak olduğunu sanmıyorum... Ayrıca, daha önce de burada olduğumu düşünüyorum. "O burada mı bitti? Evet, şimdi hatırlıyorum." Tam da düşündüğüm gibi, bu alandaki haritada yol işaretleri vardı. Bu küçük parkta herhangi bir ışık yoktu, yani telefonumun ışığını haritaya tuttum ve bana lazım olan ilk şey parkın adıydı. Hangisi... "Shiraishi şehir parkı... Shiraishi?!" Dışarıda bağırdım. Bu çılgınca! Neden?! Nasıl?! Yardım edemem ama tekrar ve tekrar şu durumu sorgulayabilirim. Şu anda şehrimin komşu şehrindeydim... O an yerimden bir saat uzağa yürüdüm. Benim için, Shiraishi şehri anılarla dolu bir şehirdi. Gençken, bu şehirde yaşar ve bu parkta oynardım. Ama orta okuldayken taşındık ve o zamandan beri, bir kez bile bu şehri ziyaret etmedim. Durum farklı olsaydı, herhalde buraya geldiğim için memnun olurdum. Ama ne yazık ki, korkunç derecede endişeliyim. Sadece acele edip eve geri dönmek istiyorum. Bu alanı hayal meyal hatırlıyorum... Ama hala eve nasıl döneceğimi biliyorum. Evim Naobi Şehrinde, Shiraishi şehrinin kuzeyinde, bir alışveriş merkezinin girişinde, sonra istasyona girmeliyim ve kuzeye gitmek için güney çıkışından geçmeliyim, Suijou Akademisini geçmeli ve eve ulaşmalıyım. Bu ortalama bir saat sürer, ama gerçekte denedikten sonra buna katılmıyordum. "Neden yerdeydim Ben... böyle uzak bir yere geldim?" Bu alanın çevresinde, herkesin evinin ışığı kapalı, ve korkutucu derecede sessizdi. Tüm ışıkların kapalı olması garipti, ve ay ışığının büyük yardımı vardı. Bu yer sadece hayalet bir şehir gibiydi. Bu durumda olduğu için, kamyon sesi veya diğer yüksek sesli gürültüleri duymak beni çok mutlu ederdi. Ayrıca, gerçekten taksi istiyorum. İstasyon çıkışını bulup bulamayacağımı merak ediyorum. “Ah…” Yürüdüğüm yerde, ışıklı bir bina göründü. Bu bir market!"Cran Mart" yazılı yeşil beyaz tabela parlıyordu. "Acaba neden... Çok mutluyum!!!" Mağazanın için harikaydı, klima iyi çalışıyordu ve radyoyu dinlerken durup bazı dergileri okumak istiyorum. Ve sonra yakalayacaktım bir buz lolipop ve dükkan bekçisini getirecektim, duygusuzca yüzüme bakıyordu, ona para verdiğim parayı, kabul edecekti ve harika bir zamandı. Harika bir plan düşündüm! Mutlu bir şekilde kapıyı aç- "Ha?" Kapı durdu, klima açıktı ama radyo ve mağaza bekçisi yoktu. "Merhaba? Kimse var mı?" Belki mağaza bekçisi o gün daha gelmemişti ve köşedeki mangaları okumaya karar vermişti? Veya belki köşedeki ürünleri sıralıyordu? Her iki şekilde de garipti... Kötü bir insan olsaydım, birkaç şeyi alabilir ve gidebilirdim. Her iki şekilde de cevap yoktu. "Merhabaaaa-?!" Yazar kasanın arkasındaki odaya doğru bağırdım, hala cevap yoktu. Uyuyarak işini mi bırakıyordu? "Merhaba? Lütfen cevap verin! Güvenlik eksikliğiniz sınırda!" Yürüdüm ve odanın içini kontrol ettim. "Burada değil." Odada kimse yoktu, masada bazı dergiler ve solda bir bilgisayar vardı. Tarihi geçmiş ürünlerle dolu birçok kutu vardı... "Bir dakika... Bu bir şaka mı?" Neden kimse cevap vermiyor? Neden burada hiç kimse yok?! "Merhaba? Merhaba? Burada kimse var mı?" Ciğerlerimden bağırdım. Hatta sonrasında bile, hala cevap yoktu. Bilgisayarın tüm sesini duydum ve buzdolabının uğultusunu. Bu ses öfkelenmemi sağladı. "Lanet... Lanet olsun!!!" Artık dayanamıyordum, bu yüzden mağazanın dışında bağırdım. "KİMSE VAR MI?!!!" Yapabildiğim kadar sert bağırdım. Ama bu bile gece karanlığında kayboldu. Değişiklik yok ve tekrar, sadece sessizlik var. Ne... Sanki bir... Sanki dünyada kalan tek kişiydim!!! Ne oluyo lan?!!! "Birileri! Bana cevap versin!!!" Yok mu... Bu yerde kimse yok mu? Onaylamaya ihtiyacım var, buradaki tek insan değilim... İşte bu! Telefon! Telefonumu cebimden aldım, birilerini aramalıyım? Ev? Hayır, en hızlı çözüm polis çağırmak, değil mi? 110'u aramayı denedim ve- Heyecanlandım, nefes bile alamadım. 2.14 Önceki düşüncelerim kafamdan dışarıya süzülüyordu. Sadece hayır ifadesiyle saate bakıyordum. Saniyeleri işaretledikten sonra, “56… 57… 58… 59…0”, ama, sadece birkaç saniye vardı, ve dakikalar değişmiyordu. 2.14'de kalıyordu. Bu mümkün mü? Bu hile falan mı? Birileri beni korkutmaya mı çalışıyor? Kafam karıştı. Bu durumda ben- “………!?” Yüksek bir çığlık düşüncelerimi sildi ve panikledim. Benden başka biri var! “Kyaaa~!!!” Bir kız sesi. Neşelenmeme rağmen mutlu olmak için doğru zaman değildi. Açıkça birinin yardımını çağıran bir sesti! Sesin geldiği yöne doğru koştum. Bir tacizci falan mı? Bu hayalet kasaba değilse bile, hiç kimsenin burada olmadığı belliydi. Ona yardım etmek zorundayım! "! Onlar orada mı?" Benden uzakta birilerinin daha ayak seslerini duydum. "Hey, bekle!" Yürümeye devam ederlerse kimseyi koruyamam. Bir süre sonra, gözlerimin köşesinde, bir kız gördüm ve sokağın köşesinde kayboldu. "Bekle..." Hızlandım. Nihayet burada benden başka "birisini" buldum. Onu göz ardı edemezdim. Sokağın kenarındaydım ve- GÜM!!! Aniden bir şey bana vurdu ve yıldızları gördüm. Aldığım donuk şok, tüm vücuduma yayıldı. Başım dönüyordu ve yere kıçımın üstüne düştüm. "N..Ne?" Neden ben değilim... Neden oturuyorum?... Düzgünce düşünmem mümkün değildi. Görüşüm bulanık ve başım dönüyordu... Düzeltmeyi deneyerek, kafamı salladım ve, *KIIN!*- Başım felaket ağrıyordu ve vücudum kıvrıldı. Sağ yanımda... Ayak sesleri duydum... Biri.... mi vardı? “………” Başımı yukarı kaldırdım. Bulanık bir şey gördüm... bir kız. Tatlı bir kızdı, muhtemelen aynı yaştaydık. Giydiği üniforma bana çok tanıdıktı. “Owww…!” Baş ağrısı geri geldi ve yine başım aşağı düştü. Sonra aşağı düşerken, görüşüme ahşap bir sopa geldi. Sonra yavaş yavaş kaldırdı ve gözlerim dönüşünü takip etti. Gözlerim kızın gözlerini yakalayabildi. Kız bana bakıyordu, bu gözlerde korkuyu gördüm. Zor nefes alıyordu. Çünkü koşmuş muydu? Benden korktuğu için miydi? Ya da sonra ne yapacağı hakkında bir fikri yoktu? “….u….” Ne halt ediyordu? Neden bana böyle kötü kötü bakıyordu? Düşünceler zihnimi karıştırdı. Çünkü çökmeden önce, dilim doğru düzgün hareket etmiyordu. Kelimeler ağızımdan çıkmıyordu. Şaşkın vücudumda ağzıma konuşmayı emredemedim. “haa…haaa…ha…!!!” Kızlar külotlardan bile zorlar. Sopasını kaldırdı, kafama doğru düz bir şekilde salladı! Kahretsin!!! “Kah-” *** “ARGHHHHHHH!” Bağırırken, boğazım zorlandığından patlayabilirdi, doğrudan uyandım. “Miyaaaaaav!” Yatağımın sağındaki kedim Miiko çığlığıydı ve odamın dışında koştururdu. "Vaaah... Ohh.. Bu yer..." Onaylamama bile gerek yok, burası odam, evim, şehrim. Shiraishi şehri veya gece değil... Perdemin boşluğundan güneş ışığı yansıyor, bu güneş zaten bunu onaylıyor. "Ne... Rü.. Rüya mı?" Kalbim gerçekten hızlı atıyor. Ter bütün vücudumu kaplamış. Çünkü bu rüya mıydı veya sadece sıcak bir gün müydü? "Bu.. bu bir rüyaydı, değil mi? Kendime yardım edemem ama soru sorabilirim. Bu fazlasıyla gerçekçi bir rüyaydı. Mükemmel hatırlıyordum. Gece vakti şehirde, insana dair bir işaret, ayak izi yok... ve hatta... Kızdan dolayı kafamdaki büyük eziğin acısı duruyor... “………” Dikkatlice elimle başıma dokunuyorum... Endişeli düşüncelerle, yavaş yavaş elimle ovuyorum... Ama başımda morluk yok, ne de herhangi bir şekilde hasar görmüş... Elim kanla kaplı değil ve ağrı artık yok...
  7. Taruken'nin Hikayesi Türü : Aksiyon,Fantastik,Romatizim,Komedi,Shounen,Dram,Korku,Doğa üstü Güçler Konusu : 2019. Yılın sonlarında Dünyadaki Ulusal ilişkilerin bozulması sonuçundaHer Bölgede Bir Nükiyer Faliyet Gerçekleştirildi. Bu Nükliyer Kıyamet olarak adlandırdımız olay Dünya Nifusu'nun %70'ini Yok etti %20 sini Mutantlaştı Geriye kalan %10 luk bir kısma şans eseri birşey olmamıştı. Nükliyer sızıtılar giderildikten sorna Yiyecek Ve su sıkıntısı çekmeye başlayan Mutant insanlar Nükliyer kıyametten zarar görmemiş insanları vahşice Parçalayarak Yiyeme başladılar Hikayemezin ana Karakteri Taruken bir Türk, babasını ailesi Japon Kütürünü Taşıdığından ona bu isim verilmiş . Japonya da Halasını ziyaret ederken nükliyer kıyamet sornası türkiye'ye geri dönemedi. 14 yaşındaki genç Türk Ve ailesi Zarar Görülmediği ön görüldü Mutant olarak sayılmayan Taruken aslında Nükliyer Kıyamet'den nasibini almıştı, Kıtlık başlayınca ve mutantlar insanları yemeye başlayınca Taruken'nin ailesi Dev bir Mutant Tarafından zalimce gözünün önünde parçalandı. Çılgına dönen Genç Mutant Güçlerini Kullanarak Titanı yok etti gücü ise muhteşem birşeydi Yıldırım Elementi !. Gencimiz Lucy adlı Güzel bir kızla tanışıcak ve Hikaye Dahada sürükleyici olucaktır. Tanıtım Videosu : '' Kendim yaptım iyi seyirler '' NOT : Yaptığım İlk FF Yazım hataları ve kamaşık cümleler için Şimdiden özür dilerim * Karakterler * Taruken Genç,yakışıklı,Hızlı,Kızlar Konusunda Hasas,Cesur,Güler yüzlü,bazen Çok ciddi,( Kızlar konusunda hassas derken aşırı utangaç olabiliryor demek için kulandım. ) Lucy Genç,Güzel,Kibar ama bazen Kibirli,İlizyonist ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Bölüm 1 ( İsimsiz Prenses ) Taruken İçinden Konuşuyor - İnsanlar... Çok aciz yaratılmış... Hh! O günü düşündükçe Sanki Bir kağbusdan uyanmışım gibiHissediyorum...hayır... sağdice o Gün değil... Tokyo'ya Geldiğim günde bu şekilde Hissediyordum...Kıyamet günü Ha... Ne kadar acınası... Taruken 15 yaşındadır ailesini kaybettikten sorna Gücünü Kulanmayı öğrenmek içinSürekli anteraman yapmıştır Taruken - anne...baba... Merak etmeyin...Muklaka Titan Mutantların soyunu kazıyıçağım... (Cümle arası Noktalar aralıklı konuştuğunu belirmektedir) Yabancı ses + Hayır! yardım edin!! Korkuyorum !!! Taruken Koşarak sesin Geldiği yere Gider. - Bu da ne böyle Bir sivilmi? burada ne işi var!. Nalet olsun Şu dev aynı ailemin sonunu Getiren şerefsize Benziyor! ( Öfkelenmeye başlar ) ( Kız Korkudan donmuş sadice bacakları ve elleri titremektedir.)(Dev Kafasını kıza yakınlaştımış salyaları akar bir şeliklde kıza bakmaktadır) - napalım artık Kızı öylece bırakamam... pekala başlıyoruz!.. ( parmaklarını şıklatı. ve Anında yer değiştirdi. Kızı kucaında tutarDev ise yanmış bir şekilde yere Yığılır ) Taruken -Tanrım! bu biraz acıtdı... Birazdaha dikkatli olmalıyım... - Hey! sen Cosplay yapan Kız! Derdin ne niye kaçmadın ?.... Hey! Kız + Vay canına Kar yağıyor... Ne kadarda Güzel... Keşke bende Kar tanesi olsamda havada süzülsem...+ Sen Kimsin ? Taruken - Hmm Bir düşünelim Hayatını Kurtaran Fakir bir oğlana ne dersin prenses Kız + Dalgamı Geçiyorsun sen! Prenses Tamamda Cosplay yapmıyorum!. Taruken - Tamam Tamam Birşeydemedik burda yeniyim Ne kadar kız Gördüysem Göreyim senin GibiGeyineni Görmedim açıkcası Bu arada Bunları söyledimi nasıl duydun ?yarı ölüydün be. Kız + Gizli bilgi. ( Kollarını birleştirerek ve somurtarak başka tarafa bakar. ) Taruken - Heyy. sen. biraz fazla kibirli oldunu düşünmüyormusun ?Ha bide Şu kar olayına Gelelim sen delirdinmi 1 yıldır kar yağıyorBu kadar sıcak olmasına ramen Dünyanın dengesini bozan Radio aktifFaliyeler Bu gibi garip olaylara sebep oluyor sakın azını açıpta yutayım deme... Kız + a-a-aptalmısın sen niye öyle birşey yaparmışım gibi sorguluyosun. Taruken - Ciddi misin?.. Gerçekten Yaptınmı ?.. Kız + S-sadice birazcık. Taruken -Of Of Kurtardığım kız ölebilir ve Sorumlusu kendisi! ( Kendi Kendine Konuşur ) Kız + Ne demek istiyorsun -Dünya radiasyondan temizlendi dediler değilmi... bu yalan sadice topraktakiRadiasyon'u Yok ettiler. havadakini elbet Yok edemiyeceklerdiDenizlerdeki radiasyon buharlaşma ile Havaya karıştı ve sen de onu dilinde eritekek kendi vicuduna davet ediyorsunYaptığın tam bir budala işi... +.... -BU arada senin adın ne? Nerden Geldin ? Burada ne yapıyorsun ? + Eyer beni iğleştirebiliyorsan Sorularını cevaplarım ( kız korkku içinde) -Sen temizmisin ? + D-daha sabah banyo yapmıştım. ( Yüzü kızarır ) - Onu sormuyorum Radiasyondan etkilendinmi !? sen beni ne sandın sapık filenmi ben senin Banyo yapmannı napıcam ?.. Bir dakikaSen banyoyu nerde buldun ya ? +Çok soru soruyorsun! evet bende bir mutantım... ya sen ? -Sözde temizdim tabi 1,5 yıl önce Mutant bir devi öldürürken benimde yakalandımıfarkettim. + ığy... Korkunç... ( Tiksinerek söyler ) -Neyse ne Şimdi Güvenli bir yer bulup senİn Karnını doyuralım + Radiasyona ne oldu ! - eyer bir mutantsan etkisi olmuyacaktır sana afiyet olsun kar yiyebilirsin. ( arkasını döner ve yürümeye başlar ) + B-bekle Dalga geçme! H-Heyy Beklesene ! ( Tarukenin Peşine düşer. ) Bölüm 2 ( Prensesin İsmi ) Taruken ve İsmini daha Söylememiş Güzel Kız Birlikte Yiyicek ve içecek aramaya Giderler Bir dükkana Zorla Girerler Taruken Birşeyler ararken Kız beklemektedir... Kız - Of Neden Bu adamın Peşine düştüm ki.Ya bana zarar vermeye kalkarsa ne yapıçağım?. ( İçinden düşünür ) Taruken gelir ve elindeki birkaç Çikolata ile.. + Al bunu Açlıktan ölmeni istemiyorum. - Bu da ne böyle bununla karın doyarmı ? Dalgamı geçiyorsun sen! + Kullanım tarihi Geçmemiş sadice bunlar vardı... Tabi sen istersen dişarıda kar da yiyebilirsin. - Dalga geçme demiştim değilmi? hayatımı kurtaran fakir oğlan! + ..... - ..... + Sanırım sana ismimi söyleyebilirim artık.. Ben taruken benden zarar görüceğini sanmam. Sen Kimsin? - Lucy... Senden zarar görmiyeceğime emin olabilirsin seni anında yere sererim!. + Peki nasıl olucak bu Hızıma yetişebilicekmisin ? - Benim gücüm Hız veya güç ile alakalı değil. Sistematik bir Güç. + Sistamatikmi? Nasıl yanı nasıl kaçıçağınımı hesaplıyorsun? hahah :D - Sanırım uygulamalı olarak göstermek daha iyi olucak! Gözlerimin içine bak Lütfen... + Peki Küçük hanım... ( Birbirlerine bakarken Taruken Birden kendini bir kafesin içinde Dino devrinde görür Güçlerini çalıştımıyordur tam T-rex onu avlıyacakken Uyanır kendini yere düşmüş şekilde başı ağrır bulur.. ) + Bu da ne böyle?.. Ne oldu bana ? - ( Kız atıştırıyordur.. ) - Söylemiştim gücüm sistematik. Seni Rüyalar Diyarına Gönederdim. Gördüğün Hiçbirşey gerçek değildi ama O an herşeyi hisedersin. Seni T-rex yemeden önce uyandırdım yoksa bedenini Kaybetiğini hissederdin Piskolojik olarak Yok olurdun. + Etkilileyici ama yeterli değil hadi Tekrar dene. - Eminmisin? bu sefer seni yok etireçeğim. + Yolla bakalım. ( Tekrardan aynı sahne gelir ama taruken O rüyadan saniyesinde kurtulur.) - Ne oldu bu kadar çobuk uyanmaman lazımdı ! ( lucy şaşırır ) + Ben ilk başta beni paraler bir dünyaya yoladığını düşünüp beynimi kullanadım Bu tür oyunlar bana işlemez.Lucy eyer düşmanına yem olmak istemiyorsan Bu gücü sadice 1 kere kullan. Düşmanda benim kadar zeki olabilir. - Az önce yok etiğin devde bir kere bile işe yaramadı! + Daha önceden böyle bir şeyle karşılaşmış olmalı neyse Şimdi buradan uzaklaşalım Yiyecek kokusu onları çekmeye başladı... - O zaman beni Korumalısın Taruken. Bunu yaparmısın ? + Böyle Rica edersen neden olmasın. Bak kibarda olabiliyormuşsun işte. - Ben hep Kibarımdır. + Hadi oyalanma gidiyoruz. - Nereye gidiceğiz ? + Boklu dereye. ßen ne bilyim güvenli bir yer buluruz elbet. ( İkiside Dükkandan stok alarak yola koyulurlar... onlar Gittikten birkaç dakkika sorna Dükkan havaya uçar sebebi mutantların oradaki yiyicekler yüzünden kavga etmesidir.) Bölüm 3 (Hiç bitmeyen Yolculuk.) -Hey daha ne kadar yürüceğiz? ( Yürümekten yorulmuş bir vaziyette sordu lucy ) + Sabırlı ol, biraz daha yürümeliyiz... - Off... Yoruldum ama... + Vicudunu geliştirmessen olucağı budur. - Heh ? ( Birden durup Taruken'e baktı ) + Ne oldu ? - ( iç çekerek ) Boşver. Dedi Bir mütten yürüdükten sorna Büyük bir arazi gördüler en yakın binanın En üst katıca cıkıp kamp kurdular. Hava git gide kararıyordu Ve lucy uykuluydu. + Lucy, Uyumalısın. - Sen ne yapıcaksın. + Nöbet tutuçağım. Uyu sen. - Ama uyumazsan güçten düşersin. + Uyu. Lucy daha fazla tartışamayarak uyumaya karar verdi. O uyurken Taruken Nöbet Tutuyordu. Etrafa bakmak yerine direk Lucy'e bakıyordu. Yaınındakileri hisetiği için Rahattı. Lucy uykulu bir şekilde uzandığı yerden kalktı. Üstünde bir jeket vardı. bu Taruken'nin jeketiydi. Gözleri etrafta onu arıyordu ayağı kalkıp vadiye baktı. Ordaydı üstünde beyaz bir Tişört ve altında her zaman giydiği eşortman vardı. Kesik bir kütükle anteraman yapan Taruken e baka kaldı. Çok fazla yumruk atıyordu Kütüğe. Sonunda sinirlenip Kütüğü Elinde elektirik topalayarak vurup Parçaladı.. Daha sorna Lucy Onun yanına giti - Ne yapıyorsun ? + Antereman. zinde kalmak için. - hmm analadım. ( parçalanmış ve bu karlı havada yanan kütüğe bakıyordu.) + Sıra sende. - Ne ? + Antereman yapıcaksın. - Neden ? + Yürümek istemiyorsun değilmi ? O zaman bizde yürümeyiz... Işınlanırız..... - Ne ? Işınlanmakmı ? nasıl ? dalgamı geçiyorsun ? + hayır Cidden ışınlamak bunun için Tehlikeli bir şey yapmamız gerekiyor. - N-Ne gibi ? + Senin vicuduna elektirik yükleyeceğim. Lucy şaşkındı Ne yapıcağını kestirememişti. Nasıl ? nasıl elektirik yüklemesi yapıcaktı ? - Bunu nasıl yapıcaksın? ya bana birşey olursa ? + olmuyacak Yüksek voltaj vermiyeceğim. - P-peki am- Birden Taruken yaklaştı onun cenesini tutarak yüzüne baktı ve onu Öptü! yanlış okumadınız onu Öptü! Ayrıldıklarında ikiside kızarmakta yarış halindeydiler... - Neden bunu yaptın ! aptal! + anteraman biti.. ( arkasını dönerek söyledi bunu ) - Ne ne neden öptün beni sapıkmısın sen ! ( utanarak söylüyordu ) + Elektirik yükledim sadice ( yüzü görünmesede taruken utancından yerin dibindeydi.) - Başka yolu yokmuydu! + Diğer yollar tehlikeli en iyisi Fiziksel bir bağlantıydı dilimle senin Dilin. ( Taruken'in sesi titriyordu İlk defa.) - aptal, sapık, Cinsel eşşek! kahrolası! + daha Kötüsünüde yapabilirdim!!! - Ne gibi ? + Fiziksel bağlantı dedim. ( sesi iyice kısılmıştı ) Lucy ne dediğini anlayınca susup kaldı....
  8. İsim: Junjou Romantica , 純情ロマンチカ , Saf Romantik Bölüm: 12 Türü: Romantizm, Komedi, Dram, Shounen Ai Yapımcı Şirket: Studio DEEN TANITIM Bu animede 3 ayrı çift, 3 ayrı hikaye var. Bu hikayelerden ilki Junjou Romantica. İkinci hikaye Junjou Egoist. Üçüncü hikaye Junjou Terorrist. NOT: Az da olsa cinsel öğeler ve erkek-erkek aşkını anlattığı için bu seri +18 tarafından izlenmeli. Düşündüm ve bundan daha iyi bir tanıtım yapamayacağıma karar verdim ve bu bölümü direkt aldım. Alıntıdır. Resimler 1. Sezon Türk Anime Online İzleme Linki 2. Sezon Türk Anime Online İzleme Linki
  9. Anime Adı : Tactics. Anime Türü : Doğaüstü-Güçler Fantastik Bölüm Sayısı : 07 / 25 Yapım Yılı : 2004 Çevirmen : Adem Can Özden Düzenleme : Adem Can Özden Özet; Kendisini bildi bileli Kantarou, kimsenin göremediği yaratıkları görüp onlarla iletişim kurabilmektedir. Bir gün bir yaratık ona Tengu'dan bahseder. Tengu'nun bir yerlerde mühürlendiğini ama Kantarou'nun bir gün onu bulacağına ve serbest bırakacağına inandığını söyler. O günden sonra Kantarou, Tengu'nun mühürlendiği yeri aramaya koyulur. Çok güçlü 6. hissi olduğundan Kantarou, hayatını çeşitli paranormal olaylarla ilgilenerek kazanmaktadır. Bir hayalet olayı için bulunduğu bölgede araştırma yaparken, sonunda Tengu'nun mühürlendiğini yeri bulur ve mühürü kırmayı başarır. Tengu'ya "Haruka" adını verir ve böylece Tengu artık onun hizmetine girer. 07. Bölüm 08. Bölüm 09. Bölümhttp://yadi.sk/d/5h1a9xc0DqtXi
  10. Gundam Build Fighters Yıl : 2013 Bölüm : 1 / ? Türü : Mecha Çevirmen : Adem Can Özden Özet; 80'lerden itibaren yaşanan Gunpla fenomeni ve 2010'larda Gunpla müsabakalarının sanal dünyaya taşınmasından sonra, katılımcıların kendi modifiye ettikleri modellerle katıldıkları Gunpla Turnuvası olimpiyatlar kadar önemli bir uluslararası organizasyon haline gelmiştir. Sei Iori, içinde büyüdüğü Gunpla dükkanının da etkisi ile birgün Gunpla şampiyonu olma hayali kuran bir liselidir fakat becerilerinin sadece tasarımdan ibaret olması yüzünden girdiği her maçta yenilmektedir. Birgün Reiji adında, kendisiyle çok farklı olsa da onunla aynı düşü kuran esrarengiz bir çocukla karşılaşır. Bir tasarımcı ve bir dövüşçü olarak beraber bir ikili oluştururlar ve dünya şampiyonasına giden yola çıkarlar. Bu yolculukları onları, daha en başında bile son şampiyon Tatsuya Yuki ve çok daha fazlasıyla karşı karşıya getirecektir. Yapım 1979'de başlayan Mobile Suit Gundam'a yeni bir alternatif evren oluşturmakta, öte yandan önceki serilerden bağımsız izlenebilse de önceki serilere birçok gönderme içereceği kesin gibi gözükmektedir. Özet Alıntı : www.animemangatr.com Evet arkadaşlar uzun süredir meşguldüm çeviri işlerinede yen atıldım ilk projem olarak 7 ekim de başlamış olan Gundam Build Fighters'ı seçtim ve seriye ben devam edeceğim 1 hafta aralıklarla bölümleri paylaşırım.Seriyi burdan da takip edebilirsiniz http://www.animemangatr.com/forum/sizin-cevirileriniz/7467-gundam-build-fighters-3-a/#post121792 :)Bu arada sitenizde yayınlayacağınız yeni bölümler TAÇE olarak geçmezse sevinirim 1.Bölüm Sei ve Reji ========>http://yadi.sk/d/nNYOIfvKDXwoh 2.Bölüm Kıpkırmızı Kuyrukluyıldız =========>http://yadi.sk/d/5r_W-tjbDY6ym 3.Bölüm Dolu Paket ===========> http://www.mediafire.com/download/xpb4f7uufcf146u/Gundam+Build+Fighters+-+03+Dolu+Paket+%5B720p%5D%5B10bit%5D%5B37B9DC2B%5D+%283%29.mkv 4.Bölüm Gunpla İdolü Kirara==================>http://yadi.sk/d/CfCExXDjDUXv3 5.bölüm Güçlü Gunpla Yapan==============>http://yadi.sk/d/fpxh3TUNDVDmT
×
×
  • Yeni Oluştur...