Jump to content
Search In
  • More options...
Find results that contain...
Find results in...

Search the Community

Showing results for tags 'gizem'.



More search options

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Forums

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime İstek ve Öneri Bölümü
    • Bilinmeyen Animeler ve Karakterler İçin Yardım Bölümü
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
  • Fansub Takımları
  • Anime Manga Live-Action Download
  • Fan Kulübü
  • Japonya
  • Program Deposu
  • Konu Dışı
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Blogs

There are no results to display.

There are no results to display.


Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum :


İlgi :


Facebook

Found 2 results

  1. bilmiyorum neden ama o kadar anime izledim beni cok etkileyen animelerde içinde ama bu anime benim için bir baska yerde .. keske 2.sezonu olsa :(( bugün 3. kez izledim yine güldüm yine korktum yine ağladım yine etkilendim :D ve sizinle bu animeyi izlemeniz için paylaşmak istedim mükemmel ve ötesi bir anime <3 tabi bana göre karar sizin deneyin derim .. ayrıca sevenleriyle yuuka ve olaylar hakkında spoiler seklinde konusalım dedim :)
  2. TÜR: Dedektiflik,Psikolojik,Gerilim,Politik Şimdiden İmla hatalarım varsa görmezden gelin ^_^ İyi okumalar herkese... Ön Bilgi : Okuyacak arkadaşlar ilk 3-4 bölümde fazla detay ve konu açıklaması olmasada ilerki kısımları büyük dikkatle okumalarını öneriyorum.Bilinmeyen yada tarihi bir kısımda (*) işareti ile işaretleyip bölüm sonuna not olarak eklerim.Haftada :1 bölüm - 2 resim şeklinde yayınlamayı planlamaktayım 1.Bölüm...Ayna Ufak bir iki ses duymaya başlamıştı.Her taraf karanlıktı. Gözleri kapalı olmalıydı diye düşündü.Yavaş yavaş kendine gelmeye başladığında ise gözlerini açamayacak kadar şiştiğini anlamıştı. Üzerinde ki gömleği bile artık beyaz denemeyecek kadar kırmızıya boyanmıştı. Duyduğu sesler kafasında yankılanıyordu. Bildiği tek şey öldüresiye dövülüyor olduğu gerçeğiydi. Yavaş yavaş sağ gözünü açmaya başladı.Etrafında ki hiçbir şeyi tanımıyordu.Bilmediği bir yere getirilmiş olmalıydı. Gözlerinde ki bulanıklık gittiği zaman ise şaşkına dönmüştü... Kalkmaya yeltendiyse de ellerinin bağlı olması nedeniyle kımıldayamamıştı. Tam önünde 2 oğlu ve 1 kızı rehine olarak duruyordu.Arkalarında ise 2 tane adam dikiliyordu.Yanında duran iri yapılı adamlardan biri ellerini çözdü.Kolundan tutarak dayak yemiş adamı öne doğru fırlattı... Çocuklara yönelen adamı durduracak gücü bile kalmamıştı... "Bakalım burda kimler varmış...Bayanlardan başlayalım önce" Elleri arkadan bağlı kızın yüzünü tutarak önüne doğru eğildi... "Sen Kate olmalısın.Baya bir güzelmişsin"diye gülümsedi. "Sanırsam şu sarı saçlı çocukta Aaron olmalı..." Ayağa yavaşça kalktı."Ve ailenin son üyesi sevgili abiniz Glen" "Değil mi ? evlat" diye kafasını okşadı... Gözleri ağlamaktan şişen çocuklar kendilerini kurtarması için babalarına yalvarıyorlardı. Tabancayı adamın kafasına dayıyan iri yapılı adam; "Sevgili Richard... Lütfen soruma bir cevap ver..." Yediği dayaklardan ağzı şiş olan adam "Veremem lütfen bana bunu yaptırma"dedi. Silahını yavaşça indirdikten sonra yerdeki adamı dizleri üstüne oturtturarak kulağına doğru eğildi... "Sence sonlarının Eşinin ki gibi mi olsun istersin ?" "Lütfen beni öldür ama onlara dokunma lütfennn" Silahı elinde tutan adam "İşte bu yüzden kendini bilmeyen insanlardan nefret ediyorum " diye söylenerek ayağa kalktı.Çocukların arkasındaki adamlara doğru dönüp kafasını salladı.Adamlar yanlarındaki silahlara doğru yönelince yerde yatan yaralı adam bir anda yanındaki saldırgana doğru dönüp "Lütfen onlar daha çocuk,lütfen yalvarırım "diye ayağına yapıştı. Ayaktaki adam sert bir şekilde adamı tekmeledi. "Sana tek bir şey söyledim ve tek bir soru sordum"... "Bugün burada iki kişi ölecek.İlki karındı.Peki ya İkinci kişi kim ?" Yerde ağlayan adam aynı sorunun evindede sorulduğunu hatırladı.Çocuklarıma zarar vermeyin diye ortaya atılan Eşinin öldürülüşünüde... Kafasını yavaşça kaldırdı.Yüzü dayak yemekten çok ağlamaktan şişmişti.Bir an için gözlerini kapadı ve çocuklarına düşündü.Daha düne kadar değerini bilmediği ailesini. Aklına sadece eşinin öldürülüşü geliyordu.Bu adamlar ciddiydi. 3 çocuğunu kaybetmektense birini feda etmek...Bu acıyla yaşamak istemiyordu.Kendisini öldürmeleri için kaç defa yalvarmıştı... Çocuklarından birini seçmek zorundaydı.Seçim yapmalıydı,seçim seçim seçimmmmm... Saldırgam yavaşça elindeki silahı çocuklarına doğru doğrultmaya başladı. Yerdeki baba ağzında çıkacak kelimeler için kendini lanetlemek istiyordu.Ama başka seçeneğide yoktu. Ağlayarak alınını yere değdirdi.Gözünden akan yaşlar nedeniyle söylediklerini çocuklar duyamamıştı belki ama saldırgan duymuştu... "Üzgü..üm... . . . Glen".... Dan dan dannnnnnnnnn..... Büyük bir hışımla yatağından kalktı.Nefes nefese kalmasının yanı sıra pijamasıda ter içindeydi... Önce biraz duraksadı.Elini başına götürerek alnındaki terleri sildi.Nefesini düzelttikten sonra kendisine geldi. Her ne kadar unutmak istesede geçmişi peşini bırakmıyordu. Yataktan kalkarak üstünü değiştirmek için içeri doğru gitti... 2.Bölüm...Ben II.KISIM Biraz açılması gerektiğini düşünüp önce banyo yapmaya karar verdi.Birkaç dakika içinde iyice ısınan suyun altına bırakmıştı kendini.Bütün yorgunluğunun yavaş yavaş üstünden akıp gitmesini izliyordu. Duştan çıkıp havlusuna sarındı.Buharlanmış aynayı elinin tersi ile silerek aynadaki yansımasına bakarken hafifte düşüncelere daldı... Her sabah erkenden böyle duş almak hiçde onun tarzı değildi ama bugün için bir istisna yapmıştı kendine. Yılın hep aynı günü izin alırdı iş yerinde. Anılarına sahip çıkması için... Muftaktaki tezgahı ilk kez kirleterek,kendine özenle kahvaltı hazırladı.Orta yaşında emekli olmayı düşleyen biri için çok lüks kalıyordu bugün yaptıkları. Daha sadece birkaç gün önce kahveyle geçirdiği mesai saatlerini düşününce ,değil güzel bir kahvaltı bir sandalyenin üstünde yemek yemeyeli bile baya bir olmuştu. Masanın diğer ucunda üst üste konarak biriken gazetelerin en üstekini aldı.2 gün öncesine ait olsada üstün körü ana sayfaya göz attı. Her zamanki haberlerle doluydu.En alttaki ufak bir patlama haberi ilgisini çekti. Gaz sıkışması sonucu patlamanın olduğu bir binada ölenleri vermişti.Gazeteyi tekrar katlayıp,kenara koydu. "Niye asıl haberleri hep alt sıralara koyarlar ki ? " diye kendi kendine konuştu. Siyaset veya politika gibi şeylere tam kafası basmazdı. Tam kahvesini eline almıştı ki cebindeki telefon çalmaya başladı.Eline aldığında arayanın aynı bölümden arkadaşı olduğunu gördü... Telefonu açtığında kendisinin acilen iş yerine gelmesini istedi.Yüzüne hafif bir tebessüm gelmişti. İzin günü iş yerine gitmeyi pek severdi zaten kendisi... 1 Saat bile geçmeden iş yerinin önüne arabasını park etmişti. Arabasından indikten sonra çalıştığı güvenlik binasının girişine doğru yürümeye başladı.Dev bir cam kutuyu andıran bu bina aslında devletin dış güvenlik bölümünün başıydı. 11 Senelik meslek hayatında birçok kişiyle burada tanışmıştı. Hergün gördüğü girişteki güvenlikteki çalışanlara selam verdikten sonra asansörle direk kendi odasının bulunduğu kata yöneldi. Sekreterinin yönlendirmesiyle görüşme yapacağı odaya doğru ilerledi.El işi şekilinde dizayn edilmiş ve kenarları oymalı olan kapıyı yavaşça araladı. Toplantı odası boştu.Çalışma saatlerinde pek boş kalmazdı aslında. Etrafa şöyle bir bakındı. "Hem çağrıyorlar hemde geç kalıyorlar "diye söylendi Birkaç dakika sonra odanın kapısı yavaşça açıldı.İçeriye tanımadığı 2 kişi ve iş vereni Bay Frank Manstre girmişti. Genelde aldığı dosyaları kendisine Müdür Stefan versede asıl iş verenini burda görmek biraz şaşırtıcıydı. Belkide emeklilik fikrimi konuşmak için gelmiştir diye düşünsede buna olanak vermiyordu.Yaşı iyice ilerlemiş olan iş vereni sakince; -Bay Watson,öncelikle teşekkür ederim.Bizi kırmayıp izin gününüzde buraya geldiğinizden. -Önemli değil Bay Manstre, buyrun neden beni çağırmıştınız ? -Bu iki beyle sizi tanıştırmak istiyordum.Kendileri bölümümüzdeki en yetenkli dedektifi olan sizle tanışmak için İngiltereden geldiler. Bay Watson şaşırmıştı.Kendisiyle görüşmek için İngiltereden buraya ne tür sebeble gelebilirlerdi ki ? -İngiltere mi ?Anlamadım ama buyrun size nasıl yardımcı olabilirim ? Bay Manstre tam konuşacakken yanındaki iki takım elbiseli adamdan yaşlı ve uzun boylu olanı iş vereninin kulağına bir şeyler fısıldadı. Birkaç dakika sonra dışarda telefona bakan sekreter odadan çıkan Bay Manstre görünce telaşla sormadan edemedi. -Efendim görüşme iptal mı oldu ? -Ah... hayır Bayan Simpson yeni başladı.Lütfen odaya hiçbir telefon bağlamayın... -Peki Bay Manstre İçerde ki Bay Watson tedirgin hissetmeye başlamıştı.Kimin nesiydi bu adamlar ve daha önemlisi nasıl böyle büyük bir güce sahiplerdi ? Öyle büyük bir güç ki ülkesinin en yetkili dış güvenlik biriminde çalışanını bile yapacakları bu özel konuşma için dışarı çıkarttırılması gerekmişti. Oda kapısı kapandıktan sonra yaşı iyice ilerlemiş olan ve uzun boylu takım elbiseli adam iç cebinden çıkarttığı gözlük kutusunu açarak içindeki numaralı gözlüğü gözüne taktı. Dedektifimize doğru eğilerek... İzninizle Bay Watson...Direk konuya giricem... Hiç Uçan Pengueni duymuş muydunuz ? 3.Kısım...Tabu III.Kısım -Penguen mi ?...Dediklerinizden pek birşey anladığımı söyleyemem. -Anlıyorum...Öyleyse sizinle farklı bir şekide konuşayım Bay Watson.Ulusal güvenliğinizi ilgilendiren çok gizli bir konu hakkında sizinle özel olarak görüşmemiz gerekiyor. Lütfen bize yardımcı olur musunuz ? Orta yaşlı dedektif hafifte olsa kekeleyerek dinliyorum dedi.Sesine kararsızlık ve endişenin hakim olduğu belliydi. Karşısındaki uzun boylu takım elbiseli adam masanın kenarındaki koltuğa oturarak ellerini masanın üstünde birleştirdi. -Hayır Bay Watson.Anlatmak istediğimiz Ulusal güvenliği ilgilendiren bu konunun çözüme ulaşıya kadar bize yardım edebilecek misiniz ? Yani kısaca şuan ki görevlerinizi bırakıp sadece bu konu için bizimle çalışır mısınız ? Koltuğundaki Bay Watson şaşkına dönmüştü. Kimin nesiydi bu adamlar ? Niçin kendisine gelmişlerdi ve en önemlisi kendisinin yardım etmesini istedikleri konu neydi ? Sadece sizinle çalışmak mı ? Bölümüm buna izin vermey... Odadaki ikinci adam sözünü bölerek "Biz o konuları hallederiz.Lütfen cevabınızı verin ?" Ortamın geriliminden dolayı Bay Watson terlemeye başlamıştı.Hafifçe kravatını gevşetip düşünmeye başladı.En uygun kararı kafasında planlıyordu... Karşısındaki uzun boylu adam masadan hafifçe doğrularak "Sizle herhangi bir bilgi paylaşmamamızı anlayışla karşılayın lütfen.Verdiğiniz cevabın içeriğine göre sizinle anlaşıcaz ancak"dedi. Bay Manstre 'nin tavsiyesini göz önünde bulunduruyordu. Birazcık kafa yorduktan sonra ülkesini ilgilendiren bir meselenin içinde olması gerektiği kanısına varan dedektif teklifi kabul etti. Artık resmi olarak işinden emekli olmuş bir dedektiften başka biri değildi. Önündeki adam "Bizimle çalışmaya karar verdiğiniz için teşekkürler Bay Watson" dedi ve elini uzattı. Koltuğunda birkaç dakika önce soğuk terler akıtan orta yaşlı dedektif hemen ciddi bir tutum takınarak adamın elini sertçe sıktı. -Herşeyden önce İngiltereden beni görme sebebiniz olan şu bahsettiğiniz Ulusal güvenlik sorununu söyler misiniz ? Karşısındaki adama sert bakışlarının ardından alaycı bir gülümsemeyle "Lütfeeennn "dedi... Sesindeki tehtidkar ton çok rahatlıkla hissedilebiliyordu. İki adam birbirlerine baktıktan sonra ellerindeki çantayı masaya koydu. Şifreli çantayı büyük bir dikkatle açan uzun boylu adam belgeleri masanın üstüne teker teker koymaya başladı.Ardından çantayı kapayıp masadan indirdi. Dosyaları eliyle düzenlerken dedektife doğru dönerek "Bay Watson şimdi size başka bir ülkenin, bir saldırgan tarafından zarar göreceğini açıklasak ne yaparsınız ? -Başka bir ülkenin mi ? Öncelikle bu dediğinizin güvenilir olup olmadığını araştırırdım. -Peki ya elimizde güvenli deliller varsa ? -Kendim kontrol ederdim sonrasında da suçlunun sabıkasını araştırırdım. -Veee ? -Başka bir ülkenin iç işleri olduğunda fazla karışamasamda, yetkilileriyle konuşup olayı izah eder ve elimdekin delilleri onla paylaşırdım. -Hmm güzel bir yöntem.Belkide en olması gereken.Peki ya bütün bir dünyayı tehtid eden bir saldırganla karşılaşsanız ? -Efendim ? Bütün dünya mı ? Bu dediğiniz çok komik olurdu. -Peki neden ? -Çünkü bir saldırganın birden fazla insana zarar vermesi onu terörist kategorisine koyar. Ve ister saldırgan olun ister terörist her zaman bir amacınız vardır. -Ne tür amaçlar mesela ? -Kendilerini destekleyecek başka bir güç olduğu sürece, benimseyemedikleri yönetimlere savaş açarlar. Gerek konu silahlanma, gerek özgürlük, gereksede ırkçılıktır.Saldırgan dediğiniz insanların bu tür yöntemler ile istekleri uğruna insanları öldürürler. Bu da onları Teröristten farksız hale getirir... Masadaki uzun boylu adam elindeki dosyalardan birini çıkararak dedektife uzattı. -Hmmm buyrun o zaman Bay Watson... Uzatılan dosyayı alırken dedektif : -Bu sorduklarınızla konumuzla ne ilgisi var acaba ? Ayakta duran takım elbiseli 2. adam sakin bir şekilde konuştu. O zaman sizi tanıştıralım Bay Watson Dünyanın ilk Ülke,Irk ,Mezhep,Yönetim ve Fikir ayrılığı yapmayan saldırganı... Uçan Penguen Bombacısı... 4.Kısım...Zincir 5 Ay önce... Ekim 20 Saat 20:22 Londra... Sonbaharın ortalarında olsalarda güneş battıktan sonra hava iyice soğuyordu.Daha yeni kararmasına rağmen ani bastıran soğuk nedeniyle caddeler boşalmıştı. Polis teşkilatındaki görevliler ve nöbetçiler dışındada pek bir kişi kalmamıştı zaten.Muhabbetleri bittikten birkaç saat sonra sadece gece vardiyasına kalacak olanlar merkezde kalacaktı. Ani bir telefon sesiyle gülüşmeleri yarıda kesildi beş adamın da.Konuşmasını yarıda kesen güvenlik görevlisi somurtarak telefonu eline aldı.Diğer eliylede kat numarısına tıklayarak arayanı kendisine yönlendirdi. -Buyrun Londra merkez Polis Teşkilatı . Nasıl yardımcı olabilirim ? Arayan taraftan pek ses gelmiyordu.Telefondaki görevli herhangi bir acil durum olabileceği düşüncesiyle cebindeki kalemi çıkarmıştı.Birkaç saniyelik bir bekleyişten sonra neşeli bir ses şunları söyledi... "İyi akşamlar herkese... 22 Ekimde Uçan Penguen Londrada olacak.Gösterimiz 23:10 da...Lütfen geç kalmayınız " Telefonun kapanmasıyla duyduklarına bir anlam verememişti Polis Görevlisi.Polis teşkilatıyla dalga geçen 2-3 serseriden başka birileri değildir düşüncesiyle bir iki laf saydıktan sonra sinirle arkadaşlarının yanına döndü... Gecesini mahvetmek için bundan fazlası gerekliydi... Ekim 28 Saat 19:07 Pekin... Ara sokakta kaza yapan otomobilin sürücüsü neler olduğunu kavramaya çalışıyordu.Görüşü hafif bulanıktı ve kulakları çınlıyordu... Kafasını tuttu.En son hatırladığı sevgilisiyle tartışıp ayrıldığı konuşmaydı.Sinirinden kullandığı arabayı dengesiz sürüp kaza yapmış olmalıydı.Öyle tahmin ediyordu.Trafik lambasına dik olarak çarptığından fazla yaralanmamıştı.Bacağındaki hafif acı dışında iyi hissediyordu kendisini şimdilik.Camları kırılan aracın kapısını zorlayarak açtı. Bir şeyi yoktu anlaşılan.Gözlerindeki bulanıklıkda yavaş yavaş düzelmeyede başlamıştı.Derken ayağına birşeyin çarptığını hissetti... Kafasını eğdi.Tam seçemiyordu... Gözlerini iyice kısıp bakmayı deniyince şaşkına döndü. İki eliyle başını tutarak "Olamaz,bunu yapmış olamam" diye haykırdı.Şoktaydı.Gördüğünün bir rüya olmalıydı.Daha doğrusu bir kabus... Yerde kanlar içinde kalmış ceset onun eseri olamazdı. Tam kendini kaybetmek üzereyken arkasında bağıran insanların seslerini duydu.Çığlık atanlar,bağıranlar ve yardım isteyenlere kadar. Ne kadar gözlerini çevirmek istesede vicdanı önündekine bakmasını emrediyordu. Bir anda hafif bir patlama duyar gibi oldu... Anlık bir cesaretle gözlerini önündeki cesetten farklı bir yer olan arkasına çevirdi. Saniyeler öncesine kadar pişmanlık içinde kıvranan adam, neye uğradığını şaşırdı.Gözlerinin önündeki manzaraya inanamıyyordu. Fazlada dayanamadı.Yere yığılmıştı... Gözleri yavaşça kararırken koşan adamın kendisine doğru gelişini izledi. Hala daha kulaklarında yankılanan çınlamadan duydukları birkaç cümle olmuştu... "Yardım edin bir kurtulan var" "Size diyorum,yardım edin Patlamadan kurtulan biri var..." Kasım 6 Saat 11:15 Amsterdam Zorla alı konulmuştu işinden.Çocukları yüzünden. 11 Yaşında ki oğlunun ödevi gereği Tarihi yıkılmış Stadyuma götürmesi gerekiyordu.Amsterdamın en ünlü Stadyumu* olmasından olayı oğlu orayı seçmişti. Arabayla giderken geçenlerde kardeşiyle konuştuğu konu aklına geldi... Kendisine Amsterdama gelen bir gösteriden bahsetmişti diye anımsadı.İsmini garip bulduğu bu grubu pek hatırlayamasada ,kardeşinin polis merkezini bir reklam için arayan ve meşgul eden kişiye sövdüğü kısmı çok iyi hatırlıyordu... Bildiği birkaç bilgiyle oğluna hava atıp, birkaç fotoğrafını çekselerde tatil günü diye stadyumun kapalı olmasına üzülmüştü küçük çocuk Ufak bir iç çekti.Yanında duran babası oğluna doğru eğilerek. "Hadi ama asma suratını hemen... Hem amcandan duyduğuma göre yarın burada büyük bir gösteri var biliyor musun ?" Kafasını kaldırıp tüm ilgisini babasını konuşmasına veren küçük çocuğun yüzü hafifçe güldü... "Yarın mı ? Gelebilir miyiz ? lütfen lütfen lütfen..." Yüzünün tekrar gülümsediğini gören baba oğlunu kaldırarak omzuna oturttu.Kalın ve komik bir sesle "Siz söyleyin yeter kaptan"diye bağırdı. Hızlı hızlı koşarak oğlunu arabaya kadar taşıdı. Oğlu istediğini alamasada baba-oğul mutlu bir gün geçirmişlerdi. İçinden oğlunun bugünkü gibi yüzünden gülümsemesinin eksilmemesini diledi. Ta ki yarın olasıya kadar... PS:(*De Meer Stadyumu Hollandanın en meşhur tarihi stadyumudur.1934-1996 arası hizmet vermiştir.Şimdilerde bir kısmı müze olarak durmaktadır... ) 5.Kısım...Bulmaca Günümüz: Karşısında ki adamın uzattığı dosyayı eline aldı. Üstünde hiçbir yazı ya da bilgi yazmıyordu. Dışarıdan nerdeyse boş denebilecekti ve sadece birkaç sayfadan oluştuğu görülebiliyordu. Kapağı açtıktan sonra üst tarafa ataçla tutturulmuş bir fotoğrafın olduğunu gördü. Fazla net değildi.Ayrıca da çekilen karede uzaktaki 2-3 kişi dışında bir şeyin olmadığını fark etti. Gözüyle bir kez daha dikkatlice baktı. Sonra da diğer sayfaları kontrol etti. 22 Ekim Saat 23:10 İngiltere/Londra................. 135/19... 28 Ekim Saat 19:05 Çin/Pekin............................... 73/3... 7 Kasım Saat 12:00 Hollanda/Amsterdam......... 19/1... 15 Kasım Saat 13:00 Fransa/Paris........................ 59/11 Liste böyle yerlerle uzayıp gidiyordu. Arka sayfalarda da aynı tarz şeyler yazıyordu. Bir sürü yer ve tarih kayda geçirilmişti. Dosyanın tamamına baktığında sadece öndeki tek fotoğraf ve 4 sayfadan oluştuğunu fark etti. Üstelik gene bu 4 sayfada yer ve tarih belirten notlar vardı... Biraz daha inceledi. Gözüne çarpan ilk şey gördüğü sayılar olmuştu. Tarih, saat ve yerleri anlayabiliyordu. Bu yazılanlar sözde adı geçen bombacının görüldüğü yerler olmalıydı.Peki ya kenarda ki sayılar? Sokak ya da bölge kodu olabileceğini tahmin ediyordu. Listeye tekrar baktı. Bir saldırganın bu kadar farklı ülkede görülmesi garipti. Sanki bir şeylerden kaçıyormuş gibiydi... Herhangi bir nükleer saldırıda da bulunma ihtimali yüksekti bu tarz birisinin... Karşısında oturan adamın daha bilgili olduğunu düşünerek ona sorma gereği hissetti: - Anlıyorum, baya ilginç biri karşınızdaki. Peki elinizde ne zaman harekete geçeceği ile ilgili bir bilgi var mı acaba? diye sordu... Masada oturan uzun boylu adam ile ayakta duran ortağı birbirlerine uzun süre baktı. Yaşlı dedektif karşısında duran adamların kendisini anlamadığını düşünerek sorusunu yenileme gereği duydu. - Demek istediğim hangi tarihte saldırı yapacağını biliyor musunuz? Önündeki adam yavaşça oturduğu koltuktan kalktı. ''Bay Watson... Zaten elinizdeki liste saldırı yapılmış yerler'' dedi. Orta yaşında olan dedektif şaşkına dönmüştü. Elinde bulunan listeyi tekrar gözden geçirdi... - Yani....Yani bu yer ve saatler... - Evet Bay Watson; patlamaların olduğu yerlerle ilgili bilgiler:Tarih,saat,yer ve.............Ölü sayıları… Dona kalmıştı. Biraz önce gözüne ilişen sayılar... Sokak numaraları değildi... Ölü sayılarıydı. Hafif yutkundu. Büyük ihtimal ölü sayıları yetişkin ve çocuk şeklinde ayrılmıştı. Üstelik elindeki liste 4 sayfaydı. Yani bunlar gibi onlarca daha olay yazılmıştı. İmkânsızdı. Bu tarzda, bu şekilde bir saldırı... İmkânsız olmalıydı. Şuan dünyada bu tarz bir saldırıyı gerçekleştirebilecek kapasitede biri olamazdı diye içinden geçirdi. Karşılarındaki kimin nesiydi? Nasıl bir cesarete sahipti? Ve üstelik nasıl bir güce? Ayaktaki uzun boylu adam kolundaki saatine baktı. Dedektife yönelerek ''Uçağımız 2 saat içinde kalkacak, isterseniz geri kalanını yolda konuşalım'' dedi... Aniden sorulan soru karşısında afallayan dedektif ne cevap vereceğini bilemedi: - Ama benim... - Tekrar hatırlatırım Bay Watson. Artık bizim için çalışıyorsunuz. Gerekli eşyalarınızı biz temin edeceğiz, siz merak etmeyin. Lütfen bizi takip edin. Tam kapı koluna elini koymuştu ki arkasını döndüğü dedektif sert bir sesle kendisine itiraz etti... - Üzgünüm sizinle gelemem.. .Öncelikle uğramam gereken bir yer var... Kapı kolunu yavaşça aşağı indirmeye devam etti uzun boylu adam. Hafif bir gülümsemeyle: '''Neresiyse sizi biz götürürüz; merak etmeyin'' dedi. Kullandığı ses tonundan kendisini yalnız bırakmayacaklarını anlamıştı... . . . Arabanın dışında, dedektifi gözden kaçırmamak için arada bir bakınıyordu. Ortağı ise hala arabada bekliyordu... Yavaşça ilerde duran dedektife göz attı. Önünde durduğu mezarın önünde bir şeyler söylüyordu. Durduğu yerden onu duyamasa da neler söyleyebileceğini tahmin edebiliyordu. Olduğu yerden bakıldığında mezardaki ismi göremiyordu. Sadece soyadının Watson olduğunu seçebiliyordu. Gelirken aldıkları çiçeği mezara koyduğunu gören arabanın içindeki dedektif, arabayı çalıştırdı. Dışarıdaki uzun boylu adam yavaştan arabaya doğru yürürken, telefonu çaldı. Üstlerinden biri kontrol etmek için aramıştı. Telefonu kapadıktan sonra yanına yürüyen dedektifi fark etti. Telefonunu kapatıp arabaya yöneldi... Kapısını açarak; ''Buyurun Bay Watson... Başka bir şey yoksa uçağa yetişmemiz gerekiyor'' dedi. Dedektif “Teşekkürler” demekle yetindi... Sesi biraz durgundu. Arabaya girdikten sonra tam kapısını kapayacak olan adama doğru dönerek... -Ahhh lütfen! Bundan sonra bana adımla hitap edebilir misiniz? Nasıl olsa artık sizle çalıştığımdan... dedi. Karşındaki uzun boylu adam hafifçe gülümsedi: “Peki Bay Glen.... Siz nasıl isterseniz.....” 6.Bölüm...Güç Uçağın kalkmasına az bir süre kalmıştı... Arka tarafta oturan dedektifin hemen yanında bulunan takım elbiseli adam dizine koyduğu çantanın şifresini girdikten sonra yavaşça açtı.Uçağa yetişmek için hızlı giden aracın sallantısından korumak için bir eliyle çantayı tutan adam içinden 2-3 tane belge ve dosya çıkardı... Dedektife dönerek... "Bay Glen, telefonuzu alabilir miyim acaba" dedi Güvenlik gerekçesiyle olağan bir rutin diye düşünen dedektif rahat bir şekilde cebinden çıkardığı telefonunu adama uzattı.Orta yaşlı adam telefonu azcık inceledikten sonra arkasını açarak ani bir haraketle Telefon kartı (SIM) kırdı.Ardından hızla giden aracın penceresini açarak uzun zamandır yenisini almak isteyipte alamayan ve zar zor biriktirerek aldığı telefonunu dışarı doğru fırlattı.Dedektif Glen anlık bir şaşırmayla ağzı açık kalmıştı.Ağzından çıkan "Ama" lafı bile karşısındaki adama etki etmemişti... Takım elbiseli adam dedektife dönerek çantadan çıkardığı zarfı ve son model bir telefonu uzattı. "Bundan sonra bu zarftaki kartı ve telefonu kullanmanızı istiyoruz" dedi. Senelerdir kullandığı telefonun kırılmasına üzülen dedektifimiz kafasını eğerek adamın ellindekinleri aldı... Zarfı açıp içindeki SIM kartını telefona taktıktan sonra telefonun üstünde ismi yazmıştı.En son askeri teknolojiyle kişiye özel üretilen ve piyasayada sürümü olmayan bir telefon modeliydi... Kendi ismini ekranda görmesiyle aklına alakasız bir soru gelmişti. "Yanlış anlamayın ama burada ismim yazıyor... Genelde bütün bilgileri silmeniz gerekmez mi ? Önde şoför koltuğunda oturan adam söze girerek "Merak etmeyin Bay Glen sizle antlaşmaya vardığımız andan itibaren gerekli işlemleri yapmaya başlamıştık zaten" dedi. Kendisi mezarlığı ziyaret ederken ayarlamış olmaları gerekiyordu... Yanında ki dedektif ufak bir dosya uzatarak imzalamasını istedi...Hafifçe göz gezdirdikten sonra arabanın sarsıtınları arasında hızlıca imzalayıp geri verdi...Uzun boylu adam dosyayı çantaya koyarken ufak bir açıklamada bulunma gereği duydu... "Bay Glen şu andan itibaren Ülkeniz tarafından vatandaşlığınız iptal edilmiştir.Sağlık haklarınız ve diğer hukuksal haklarınızda BM tarafından yoksayılacaktır.Aynı şekilde sabıka kaydınız,banka işlemleriniz ve gerekli bütün bilgileriniz tamamiyle silinmiştir"dedi... Orta yaşında ki dedektif şaşkına dönmüştü.Yanlış duymuş olmalıydı herhalde.Ülkesi tarafından tamamiyle ilişkisi koparılmış olamazdı... Ağzını açıp itiraz edeceği sırada yanındaki adam sözünü sert bir üslub ile kesti..."Umarım anlıyorsunuzdur Bay Glen.Şu andan itibaren sadece Ülkeniz değil Dünya üzerinde Glen Watson adında biri hiç varolmamış olacak" Geçmişiniz,bilgileriniz hesap ekstreleriniz ve başka her türlü bilgilerinizi dünya veri merkezlerinden silinmiştir"dedi... "Kısaca şuandan itibaren bir hayaletsiniz..." Dedektif hafifçe yutkundu.Aklında onlarca soru olmasına rağmen konuşamıyordu.Sanki büyük bir güce karşı boyun eğmiş durumundaydı.Bu durumun en büyük kanıtı ise telefonda yazan ismiydi. " Teşkilatımızın yapısı ve işleyişi gereği hiçbir ülkeyle direk bağlantı kurulmaması gerekmektedir.Şimdilik 17 ülkeye direk geçiş hakkınızla beraber 6 ülkede de vizeyle geçiş hakkına ,aynı şekilde 9 ülkedede gerekli durumda sığınma hakkına sahipsiniz.Emrinizde sizle çalışacak 12 kişilik bir özel müdahale birliği ile 6 kişilik bir grupta görev ala... Hızlı bir şekilde adamın sözünü kesen dedektif" Emrimde özel birlik mi çalışacak ? Şaka mısınız... Ben ordu mensubu biri değilim... Sıradan bir dedektifin bu tarz bir yetkisinin olmasında ki amaç nedir diye atıldı... Gözleriyle yavaşça dedektifi süzen takım elbiseli adam, sakin ve kısık bir ses tonuyla... "Çünkü artık bizim için çalışıyorsunuz " dedi...Dedektif cidden korkmuştu.Bütün dünya ülkelerinden bağımsız bir organizasyonun yada kuruluşun olma fikri bile imkansızcaydı.Peki o zaman önünde bu adam ne için çalışıyordu ? Araba yavaşlamaya başlamıştı.Dedektif hala daha duyduklarını sindirmeye çalışsada havaalanını içine girdiklerini farketmemişti.Hangarların girişini gördüğünde ancak nerede olduğunu çıkarabilmişti tam olarak... Arabadan inip hangarın dışında motorları çalışır halde bekleyen büyük yolcu uçağını görmesiyle tedirginliği daha da arttı...Arabada nereye gidecekleri hakkında sorduğu soruyu yanıtsız bırakmışlardı. Tam uçağa doğru yönelmişti ki anlık bir acı kapladı boynunu...Sol elini boynuna götürdükten sonra yavaşça dengesini yitirmeye başladı.Gözleri kararmaya başlıyordu... Eliyle boynunda hissettiği ufak cismin etkisi olmalıydı.Kafasını yavaşça arkaya doğru çevirirken gördüğü son görüntü, Uzun boylu adamın elinde tuttuğu silahtı.İş yerinde ve arabada takındığı yüz ifadesinden tamamiyle farklı bir hal almıştı.Bakışları biraz önce takındığı ciddiyetden çok duygusuz ve karanlıkla doluydu. Yere doğru düştüğünde bile bu duyguyu hissedebiliyordu. Uzun zamandır hissetmediği bir duyguydu bu. Ölüm korkusu muydu onu bu kadar düşündüren... Hayır... Ölüm kadar karmaşık bir duygu değildi. Çaresizlik kadar basit bir duyguydu sadece... Yazan:Cold Dewil Editör:Amygirl
×
×
  • Create New...