Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'kültür'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Forums

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
  • Anime GENEL
    • Anime İstek ve Öneri Bölümü
    • Bilinmeyen Animeler ve Karakterler İçin Yardım Bölümü
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
  • Fansub Takımları
  • Anime Manga Live-Action Download
  • Fan Kulübü
  • Japonya
  • Program Deposu
  • Konu Dışı
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum :


İlgi :

Found 3 results

  1. Herkese selamlar a dostlar, Mata homhom ga kita~ Yine bir festival haberi için başınızı ağrıtmaya geldim. Japonya Büyükelçiliği tarafından her sene halka açık olarak yapılan Japonya Festivali’nin 16 Aralık 2020- 20 Ocak 2021 tarihleri arasında çevrim içi yapılacağı haberi duyuruldu. Yattaa~ Peki bu sene ne mi var? Ne yok ki… Şahsen ülkemizde festival kültürünün olmaması hala bende geçmeyen bir yaradır. Özenmek gibi olmasın ama toplumu eğlendirecek tam teşekküllü bir müesseseye hasret kaldı bu gözler. Sitemimi de ettikten sonra devam edeyim festival içeriklerinden bahsetmeye Japonya Büyükelçisi Suzuki Kazuhiro-san ve Türk Japon Vakfı yetkililerinin de açılış konuşmalarının ardından eğlenceli, dolu dolu geçecek festivale başlıyoruz. Türk ve Japon geleneksel ezgilerini bir arada duyabileceğimiz güzel bir müzik şöleni konseri, ülkemizde El’in oğlu programıyla tanıştığımız efendiliği ile benim sempatimi kazanan Kobayashi Masataka ile canlı söyleşi ve ardından havalı bir iai dersi (animelerde özellikle dövüş sahnelerinde kılıç dövüşünü başlamadan bitiren o hareket var ya, hani görüp de ya ne oldu bir anda tepki verdiğimiz o meşhur hareket hah işte o), film gösterimi, belgesel gösterimi, waka şiiri, ikebana, temari suşi yapımı, kimono ve daha fazlası için Büyükelçilik sosyal medya hesaplarını takipte kalın. Merak edenler için yazının sonunda spoiler içinde hepsini paylaşacağım. Buradan Türk Japon Vakfı ve Japonya Büyükelçiliği başta olmak üzere programda emeği geçen her insan evladına teşekkürü bir borç bilirim. Son günlerde sayenizde mimiklerimde az da olsa oynamalar oluyor. Son olarak mini bir yarışma haberinden de bahsetmek istiyorum. Çizim yapan arkadaşlar bu duyuru özellikle sizlere " Türkiye’de yaşayan herkesin katılabileceği bir Manga Çizim Yarışması düzenlenmektedir. Konusu, “güneş” ve “ay - yıldız”ı imgeleyen orijinal iki karakter yaratmaktır. Yarışmayı kazananlar Japonya Büyükelçiliği’nin resmi internet sitesi ile Facebook ve Instagram hesaplarında açıklanacaktır. " Yarışma hakkında ayrıntılı bilgi için--> buraya tıklayın. Korona günlerini renklendirecek festivale herkesi bekleriz, Homhom hepinize sağlıklı günler diler
  2. Japon Mafyası Yakuza Japon mafyası Yakuza'nın durumu, son derece ilginç bir konudur. Piramit şeklindeki örgütlenişi, alt üst ilişkisi, insanlara yaklaşımı, katı kuralları, devleti ve ülkeyi herşeyden üstün tutuşu ve görüntüsü ile Yakuza, ender bir yapıya sahiptir. Siyah takım elbiseli, beyaz kravatlı, güneş gözlüklü, çoğu ustura traşlı, vücudu dövmeli, serçe parmağı kesik Japon mafyası, işleyiş tarzıyla, Rus ve İtalyan mafyalarını geride bırakır. Yakuza'nın, Japonya'da saklanma ya da yer altına çekilme gibi bir sorunu yoktur. Çünkü her zaman gözler önündedir, alkışlarla siyasal zemindedir, devletin içindedir, polisle kol koladır. Devlet görevlileriyle olan bu danışlıklı hareket tarzı, Japon mafyasına toplum düzenini koruma misyonu yüklemiştir. Suç unsurlarını asgariye indirip çözümü polise havale etmek de, en önemli işlevlerindendir. Tamamen geleneksel Japon anlayışı üzerine kurulmuş olan Yakuza, yaklaşık 20 bin kişilik ordusuyla, ülke genelini en ücra sokaklarına kadar kontrolü altında tutmasıyla meşhurdur. Üyelerini aşırı sağcı sokak gençlerinden de seçen Japon mafyası, büyük holdinglerden, köşe başlarındaki küçük iş yerlerine, partilerden karakollara kadar geniş bir yelpazede görülür. Sadakat, uyum, sevgi, saygı, suç, ceza motivleriyle süslü Yakuza, iç yapılanması ve hiyerarşik ilişkisini kusursuz bir şekilde yerine getirmesiyle, tam bir aile gibidir. Temel alınan nokta ise elde edinilen gelirin sağlıklı bir şekilde bir üst şefe ulaştırılması ve özellikle insanlara sevecen gözlükle ayrıca dış dünya ile ilişkilerde ölçülü olmadır. Japon mafyası yüklendiği görev nedeniyle kendisini gerçek yurtsever sayar, vatanın asıl koruyucusu olarak algılar, ülke çıkarlarını zedeleyici hiçbir davranışta bulunmaz. Özellikle yerel istihbarat ağının güçlü oluşu, ister istemez Yakuza'yı devletle yakınlaştırmış, hatta bazı durumlarda polisten daha avantajlı duruma getirmiştir. Nitekim çoğu sağcı ve liberal parti liderlerini Yakuza üst düzey şeflerini yanlarında bulundurmalarını yine Yakuza dostları ile üst düzey şeflerinin hareket alanlarını belirleyici toplantılar düzenlemeleri sıkça yaşanan olaylardır. En sert katı kurallarla donatılmış Japon mafyasının kendi arasında çelişki ya da çıkar hesaplaşmasına girdiği pek nadirdir; aksine son derece uyumlu bir çalışma tarzı vardır. Hangi üyenin hangi gruba bağlı olduğu, vücutlarına işlenmiş dövmelerle belirginleşmiştir, hangi mafya grubunun hangi alanı kontrolünde tutacağı da çok önceden beri netleştirilmiş, bölgeler paylaştırılmıştır. Kendi içinde hata yapan üyesinin küçük serçe parmağını keserek cezalandıran Yakuza, hataların çoğalması ile diğer parmakları da sırasıyla keser. Eğer hata affedilecek ölçüyü zorluyorsa direk polise teslim edilir, birkaç yıl cezaevine gönderilir, kendisini düzelterek gelmişse aynı grup içine terfi edilerek yeniden alınır. Bu nedenle Japonya'da işaret parmağı kesik kişilerin fabrikada çalışırken iş kazası geçirdiği düşünüldüğü gibi, küçük parmak ya da yüzük parmağı kesik olanların da Yakuza üyesi olduğu imajını uyandırırlar. Bazı durumlarda da bu görünüş farklılığının yanı sıra kaba saba davranış, küfürlü konuşma, çevredeki insanları rahatsız edici tavırlarda bulunarak kendilerine Yakuza süsü vermek isteyenler de vardır. Ancak gerçek şu ki, bu tip kişiler sadece Yakuza'nın alt birimlerince ayak işlerinde kullanıldığı, yeri geldiğinde de kenara attığı, çoğunluğu eğitimsiz, özellikle gençlerden oluşurr. Çünkü Japon mafyası Yakuza üye olarak arasına aldığı kişilerin akıllı, uyumlu, kuralları bilen, Japonya'nın birliğine, aileye sadık ve yeri geldiğinde acımasız bir kişiliğe sahip olmasını ister. Genellikle devlete ait olmayan özel işyerlerini haraca bağlayan Yakuza, para toplama işini aksatmadan, periyodik olarak mükemmel bir şekilde organize eder. Japon mafyasının elde ettiği gelir, büyük holdinglerin ülke payına düşen kazancından daha da fazladır. Ekonomik işleyiş diğer bazı ülkelerin tersinedir. Mafya babasının elemanlarına para vermesi söz konusu değildir. Aksine üyeler dostlarını beslerler. Daha önceleri topladığı "vergi"lerle ayakta duran ve insanlarda derin korkulara yol açan Japon mafyası Yakuza, son yıllarda uyuşturucu ve fuhuş sektörüne yönelince, eski popülaritesini kaybetmeye başladı. Özellikle ülke çapında organize ettiği ve kontrolünde tuttuğu rendevuevi gibi beyaz kadın ticaretinin yapıldığı yerlerde yaşananlar, son derece ilginçtir. Japon mafyasının eline düşen genç kızlar, böylesi yerlerde çok iğrenç bir şekilde kullanılırlar. Para karşılığında erkeklerle ilişkiye zorlanırlar. Her türlü pisliğe bulaştırılıp alıştırıldıktan sonra gelirden kendilerine küçük bir pay verilir. Tayland, Filipinler, Kore gibi bazı Güney Asya ve Kolombiya, Arjantin, Birezilya gibi Güney Amerika ülkelerinden getirilen kadınlar, Yakuza aracılığıyla, fuhuş merkezlerinde Japon erkeklerine bahisle sunulurak, herkesin gözü önünde, izleyenlerin alkış temposuyla fuhuş gösterileri yapılır. Böylesi yerlere, Japon olmayan erkekleri almazlar. Japon kadınlarının girmesine izin verilmez. Bu sektörden korkunç gelir elde eden Yakuza'ya, polis hiç bir şekilde müdahale etmez. Kirli işlerde yabancıları kullanmada uzman olan Japon mafyasının, özellikle buraya para kazanmak amacıyla gelen başta üçüncü dünya ülkeleri insanı olmak üzere, "gözükara" kişileri seçmesi de diğer bir noktadır. Uyuşturucu trafiğinde Çin, İran, Pakistan gibi ülkelerin insanlarını taşeron olarak kullanan Yakuza, "vizesiz gençlerden seçtikleri kişileri", görevleri bitince paçavra gibi polise teslim eder ve yurtdışı edilmesini sağlar. Bu anlamda, Japonya'ya yıllar önce gelmiş olan başta İran'lılar ve Çinliler, bu ülkeyi ve insanlarını, yakından tanımak avantajını yakaladılar. Yakuza-polis ilişkisini çok iyi bir şekilde çözdüler. Çinliler, halen Yakuza ile içiçe olmayı sürdürürken, Japonlara göre sert yapıya sahip İranlılarla Yakuza üyeleri arasında daha önceleri yaşanan yeraltı hesaplaşmaları ise zaman zaman kanlı oldu. Bunun üzerine, basın-devlet koordineli büyük bir anti propaganda kampanyası başlatıldı ve görüntü olarak bu ülke insanlarına benzeyen diğer kişilerin çoğu da, yer altına çekilmek zorunda kaldılar. Öyleki bazı olaylarda adı verilen ya da yakalanan alt birimdeki kişileri, 30 yıldır Japonya'da yaşamını kurmuş veya aynı zamanda Yakuza içinde en üst düzeyde şeflik görevinde olan aynı ülkenin insanları bile kurtaramaz. Japon mafyasının, toplum düzenini sağlayıp bir anlamda ön kontrülür görevini yapması ve bunu yürütürken polisle olan paralelliği ve danışıklığını, sokaktaki ilişkilerinden de anlamak mümkündür. Örneğin, tren istasyonları önlerinde kurulu, İsraillilere ait gömüş mücevher ve takıların satıldığı tezgahlar vardır Japonya'da. Gerçek patron hiç bir zaman ortalıkta gözükmezken, bu tezgahları çalıştıran kısa dönemli İsrailli gençler, her ay başı kendilerini ziyaret etmeye gelen mafya elemanlarına, belirli miktadaki parayı öderler. Böylece Yakuza elemanları, para ödeyen kişilerin tezgah yerlerini korumaya alır. Yaşanan her hangi bir problemde de, hemen olay yerine gelerek eğer sorunu çıkaran polis ise mafya elemanı görevliye, bu kişiyi tanımadığını söyler. Eğer polis olayı büyütüyorsa, bu kez üst düzeyde telefon görüşmeleri yapılır, her şey halledilmiş olur. Japon mafyası Yakuza'nın, sokakları kontrolünde tutarken, haraç olayına "haraç yada kendi değimleriyle vergi olayına" karşı gelenlerin üzerine polisi kışkırtması da, madalyonun diğer yüzüdür. Ayrı bir örnek te, Tokyo'da yaşandı. Ortadoğu usulu Fast-Food işyerinin önüne gelen iki Yakuza taşeronu, her ay 50 bin Yen paranın, vergi olarak kendilerine ödenmesini istediler. Durumu yasal olan işyeri sahibi, bu parayı ödememekte diretince, hemen sonra aynı kişiler polisle birlikte geldiler. Mafya elemanları, işletme belgesi olan iş yerine tekmeler savurup küfürler ederken, iş sahibi, karakola götürülüp saatlerce sorgudan geçirildi ve kendisine, Japon yasaları okundu. Karakoldaki görevli polis, her türlü formalite bittikten sonra, açık bir şekilde eğer Yakuza'ya bir miktar para ödenseydi, bu problemlerin yaşanmamış olacağını üzüntülü rollerle ifade etti, bunun da, Japonya'daki sistem olduğunu kendisine hatırlattı. Yani Yakuza, polisten önce kontrol görevini yapmış, karşısındaki güç kendisini maşgul edip direndiğini anlayınca, polisi kışkırtmıştı. Polisin, kendisine 50 m uzaklıktaki iş yerine neden iki ay boyunca gelmediği, neden Yakuza elemanlarıyla birlikte geldiğide olayın gerçek yönüdür. Ayrıca bu yapıdakı elemanların, son derece işlek olan tren istasyonları yakınında, elini ağzına götürüp sesler çıkararak işaretle uyuşturucu satmaları, hergün gözönünde yaşanan bir gerçektir. İşte, bu tip örnekler çoğaltılabilir. Japonya'da, Yakuza-polis ilişkisinin sokaklara yansıması böylesine açık ve nettir. Kaynak: Tokyo Mektubu - Wiki Hakkında çeşitli videolar: Hakkında çeşitli resimler:
  3. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nin düzenlediği Japon Kültürü Tanıtım Haftası adlı program çok ilginçti. (Özellikle Tekirdağ'da böyle bir etkinliğin olacağını beklemiyordum.) Programdaki etkinlikler çok dikkat çekiciydi. Hatta okuldan kaçmama değdi. (İzin alarak kaçtım tabi ^_^) Japon bir bayanla tanıştık. Adı Nana. Kendisi bir Türk ile evli. Bu yüzden bayağı iyi Türkçe konuşuyor. Programda Japonlara yardım ediyordu. Eşi ise programın sunumunda görev aldı. Böyle bir program hazırladıkları için Fen Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Edebiyatı Bölümü'ne teşekkür ediyorum... Tarih: 22 Mart 2013 Yer: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Piramit Salon Saat: 10.00 - 12.30 (Sabah programı) ve 14.00 - 16.00 (Öğleden sonra programı) Sabah Programı: - Dört Mevsim ve Memleketim Şarkıları: 1. Soshunbu (İlk Bahar Sevgisi) 2. Natsu no Omoide (Yaz Hatırası) 3. Sato no Aki (Sonbaharda Memleketim) 4. Fuyu no Yoru (Kış Gecesi) 5. Furusato (Memleket) - Seiobo no Tiyatrosu Şarkısı - Shigin Tarzı Şarkı - Piyano ve Melodiyon resitali: 1. Tsuki no Sabaku (Ay Çölü) 2. Kaasan no Uta (Annem Şarkısı) 3. Hana (Çiçek) 4. Kosmos (Kozmos Çiçeği) - Taisho Koto (Geleneksel Japon Müzik Enstrumanı): 1. Sakura-Sakura (Kiraz Çiçeği) 2. Gion Kouta (Gion Şarkısı) 3. Nada Soso (Göz Yaşları) - Japon-Kore-Çin Geleneksel Kıyafet Defilesi - Japonca Şarkılar (Koro): 1. Hamabe no Uta (Sahil Şarkısı) 2. Nada Soso (Göz Yaşları) 3. Miagete goran Yoru no Hoshio (Gökyüzündeki Yıldızlara Bak) Öğleden Sonra Programı: Eş zamanlı iki tanıtım yapılacaktır. Büyük Salon: - İkebana (Çiçek Düzenleme Sanatı) - Sado (Çay Sanatı) - Furoshiki (Bohça Sanatı) - Shodo (Kaligrafi) Küçük Salon: - Origami (Kağıt Katlama Sanatı) - I-Go (Go Oyunu) - Shogi (Uzakdoğu Satrancı) - Othello (Othello Oyunu) Aynı anda 2 program olunca malesef sadece bir tanesine katılabildim ve katıldığımdan da çok memnunum (Büyük salondaki programa katıldım.). İlk önce çiçek düzenleme sanatını gördük. Bir saksının içinde çubuklar var. Çiçeğin sapının alt kısmının ortasından ikiye ayırıp o çubuklara saplıyorsun. Bu şekilde çiçekler düz durmuş oluyor. Tabi bu geniş ve büyük saksılar için geçerli. Bir de tabağa benzeyen saksılar var. Onlar için de saksının içine çivili tahta koyuluyo ve çiçekleri çiviye saplıyorsunuz. Çay sanatı bana göre içlerinde en güzeliydi. Çay içmeden önce lokum yiyiyorsunuz. (Şeker yerine lokum kullanılıyor, çay şekersiz içiliyor.) Bizim lokumdan farkı kırılabilir yani daha sert bir lokum olması. Binevi şeker gibi. Lokumu ağzınıza attığınızda yumuşacık oluyor. (Tadı çok güzel.) Çayı içmeden önce çay bardığının altından sol elimizle tutup saat yönünde 2-3 defa çeviriyoruz. Sonra 3 yudumda çayı bitirmemiz gerekiyor. Son yudumda biraz şapırdatmalıymışız ki bu onlara çayı beğendiğimizi ifade ediyor. Çay bitince gene sol elimizde bardağın altından tutup içtiğimiz yeri elimizle silip bardağı saat yönünde 3 defa döndürüp masaya bırakıyoruz. İlk bakışta insana biraz tuhaf geliyor ama insan zamanla alışır, değil mi? Bize ikram ettikleri çaya Green Tea diyorlardı. (Yeşil çay anlamına gelse de bizim bildiğimiz yeşil çaya benzemediği için orijinal adıyla kullandım.) Denemenizi tavsiye ederim, çok güzeldi. Ayrıca çayı herkesin önünde bir masaya oturarak içiyorsun. Bu masadaki konuşmaları sizinle paylaşmak istiyorum. (Orada Japoncayı az çok konuşabilen kişilerin ben ve en yakın arkadaşım olduğunu da not edeyim.) Çay içtikten sonra Arkadaşım: Honto ni oishi des. Arigatou Gosaimasu. Nana: Oww... Sugoii! Çay içtikten sonra Ben: Oishii!! Seyirciler: Alkış. Eski Japon başkanlarından Hosokova Monihiro tarafından yazılmış bir yazı. Japonlar için çok değerli. (Orada da pek elletmediler.) Anlamını tam olarak çeviremiyorlar. Fakat kısaca "Doğada bulunan tüm varlıklar eşittir." diyebiliriz. Bohça sanatında ise kare bir örtüyle yapılabilecek çantaları gösterdiler. Hem kullanışlı hem de sevimli bir çanta yapıyoruz. Kaligrafi de ise Japoncada 3 alfabe olduğunu ve bu 3 alfabeye göre yazı örnekleri gösterdiler. Japonlar, Türkiye'ye Toruko diyorlar. (Çok sevimli!!) Bu yazıları yazarken çok sakin olmamız gerekiyormuş ve kaligrafideki yazıları yazmak için kömür ile suyu karıştırıyorlar. İsteyenler kaligrafi yazan bayana gidip istedikleri yazıları yazdırdılar. (Ben de onlardan biriyim.) "Türkiye" yazıyor. Program sonunda isteyenler kimono deniyebiliyordu. Ben de giymezsem olmaz. Kimono çok rahattı. (Bel kısmına bağlanan kemer hariç.) Soldan en baştaki kıyafet Kore'nin geleneksel kıyafeti, ikinci ise Çin'in geleneksel kıyafeti, geri kalanlar ise Japonların kimonoları. Not: Bu yazıyı yazmam biraz uzun sürdüğü için özür dilerim. Cuma günü yazamadım, çok yorgundum. Dün bilgisayara geçemedim, sınav vardı. Öğrenci hayatı işte. :D Bu programı kaçırdım diye üzülen varsa erkenden söyleyemediğim için özür diliyorum... Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Piramit Salonunda 27 Mart 2013 tarihinde "Japon Geleneksel Müziği Koto - Shamisen ve Çello Konseri" olacaktır. İsteyenler katılabilir.
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.