Jump to content
×
×
  • Create New...

Buzların Arasında


Recommended Posts

Merhaba ben Gorjek, Foruma geleli 1,5-2 ay falan oldu bu gün sabah FF'in ne olduğunu @pegasusejder'den öğrendim ve bir anda kendime "neden bende yapamayım?" diyerek özgüven geldi, birazda kafamdaki böyle anime yazma fantezilerimi dışarı dökme isteğime karşı koyamadım :uhuhuh-onion-head-emoticon:.

Yapacağım yazım ve imla hataları için şimdiden özür dilerim, zaten acemi olduğumdan dolayı fazla bir beklentim yok sadece okumanız dahi beni mutlu eder

Hikaye fantastik bir dünyada geçicek ancak büyü gibi şeylerin dışında fiziksel güç daha ön planda olacak, konusu ise Leon'un Walhor köyünden ayrılmasından sonra geçenleri anlatan macera konulu klasik bir hikaye olacak. Giriş kısmında konunun geçtiği Beathor'u kaba taslak anlattım, kaç kısım yaparım bilemiyorum ancak baya uzun bir hikaye yazmayı düşünüyorum.

sadece tanıtım olmasına rağmen biraz uzun olmuş olabilir:sweating-onion-head-emoticon:

 

Giriş

Spoiler

1-Beathor

Spoiler

Beathor buzlarla kaplı güçlünün hayatta kaldığı, zayıfın ise önüne üç seçenek koyan bir bölgedir, bu üç seçenek ise güçlü birinin kölesi olmak, canavarlaşıp hayatını sonsuza kadar tüylü bir Lothram olarak geçirmek yada en basit seçenek olan “ölmek” vardır. Bu soğuk diyarlarda birçok din,ırk,canavar ve efsanevi yaratık vardır ve bunlardan ayrı olarak Ma ve büyü denilen 2 ayrı güç vardır, bu güçler başta birbiriyle karıştırabilirsiniz ancak Ma insanın içinde bulunan enerjinin kullanılmasıdır, büyü ise Beathor’un sahip olduğu mananın kontrol edilmesidir, ancak bu iki gücüde her insan kullanamaz sadece bu güçler ile doğmuş ve çoğu insanın öldüğü bir eğitimden geçenler bu gücü kullanabilir.

 Büyü kullanıcılarının sayısı Beathor’daki efsanevi yaratıklar kadar azdır ortalama bir insan hayatı boyunca neredeyse hiçbir zaman büyü kullanıcılarıyla tanışmaz, tanışmakta istemez çünkü büyü kullanıcıları cadı olarak anılır ve genellikle ellerinde olan gücü lüks hayat yaşamak için başka insanlara zulüm etmek için kullanırlar. Genellikle bu cadılar kabile birliklerini yönetir ve buna insanlar isyan edemez. Eğer cadı gider ise büyük canavarlara yem olacaklarını adları gibi iyi bilirler, zaten bir cadıyı öldürmek neredeyse imkansızdır bunu başaran kabile birlikleri ise canavarlara yem olmuş yada başka bir cadının buyruğu altına girmiştir, bu yüzden kimse bu yönteme başvurmak istemez.

Ma kullanıcılarının sayısı azdır ancak büyücüler kadar az değildir. Ma kullanıcıları çizdikleri rünler sayesinde kırık bir bacağı iyileştirebilir vücudunu dayanıklı ve güçlü hale getirebilir ve buna benzer değişik yetenekler kullanabilirler bu güçler onları 20-30 kişiyle tek başına dövüşebilecek kadar güçlü hale getirir, ne kadar büyü kullanıcılarının yanında neredeyse bir sinek kadar güçsüz olsalar bile. Ma kullanıcıları Ma’da ustalaşmak için ölümcül eğitimlerden geçerler sırf normal insanlardan biraz daha fazla yaşayabilmek için.    

 

2- Beathor'da Günlük Yaşam

Spoiler

Beathor’da insanın kanını donduran bir soğuk vardır ancak bu soğuk eski çağlardan yadigar bir şeydir, bazı insanlar eski çağlardan kalma “Soğuk Ölüm” adı verilen buzlara dokunur normal bir insan bu buzlara dokunuduğu anda eğer ölmez ise elinin soğuktan koptuğunu ancak birkaç saniye sonra anlar ancak artık yapılacak her hareket nafiledir çünkü zaten elinin koptuğunu anladığı anda o kişi ölmüş olur, bu buzlar o kadar saf bir mavidirki neredeyse insana gelmesini ve ona dokunmasını söyler ancak tecrübeli kişiler bu buzlara dokunulmaması gerektiğini adı gibi bilir. Bu sadece Beathor’un soğuğunun ufak bir parçasıdır, Beathor’un soğuğuna sadece canavarlar ve görenlerin bir daha yaşayamadığı efsanevi yaratıklar dayanabilir,  normal insanlar ise üzerlerine bulabildikleri her türlü kumaşı ve deriyi geçirerek bir şekilde soğuktan korunmaya çalışırlar ancak üstlerindeki giyecekler ne kadar kalın olursa olsun yinede yarım saaten fazla dışarda veya ateşten uzakta olmak istemezler çünkü çocukluğunda çoğu insan üzerinde katmanlarca giyecek olmasına rağmen soğuktan ölmüş olan insanların hikayelerini duymuştur.

Beathor’da genellikle uzaktan bakılınca bir insanın kadınmı yoksa erkekmi olduğu anlaşılmaz çünkü katman katman kıyafetler içinde insanın gözleri haricinde hiçbir bölgesi açıkta kalmaz ve kıyafetlerden cinsiyet ayrımı yapmak çok zordur çünkü kıyafetleri kadınların boyuna göre ayarlamak gibi bir lüksleri olmadığı için genellikle kadınlar ve erkekler aynı kıyafetleri giyer. Beathor’un acımasız soğuğunda insanların yaş ortalaması oldukça düşüktür genellikle insanlar 35 yaşlarında ölür ve eğerki birisi 50 yaşına kadar yaşarsa şanslı kabul edilir.

Halk genellikle ana besin kaynağı olarak Beathor’un soğuğuna dayanabilen Robear denilen ayıları, Geyikleri, burnunun büyük olması yüzünden Koca Burun denilen yüzeye yakın yaşayan balıklar gibi yiyecek kaynakları ile beslenir, bu hayvanların neredeyse hiçbir parçası israf edilmez; kemiklerinden değişik araç gereçler, kılçıklardan iğneler, kürklerden giyecekler ve zehirli olmadığı sürece yenilebilir her parçası yenilir. Halk genellikle kabileler halinde yaşar bu kabilelerin bazıları hayvan yetiştirirken bazıları ise yağmacılık yaparak geçimlerini sağlar, yağmacı kabilelerde genellikle güçlü insanlar olur ve soğuktan ölmek istemedikleri için son anlarını kılıçların birbirine çarpışma sesini duyarak geçirmek isterler. kabilelerde yaşamayanlar ise ya gezgindir yada cadıya hizmet amaçlı şehirde kalan insanlardır. Gezginler genellikle güçlü insanlardır çoğu Ma kullanıcısıdır ve yolda karşılaşıcakları birkaç canavar yada Lothram onlar için zorluk çıkarsada genellikle kaçarak yada yeternince güçlüler ise savaşarak halledebilecekleri  seviyededirler.

 

3- Canavarlar, Lothramlar ve Efsanevi yaratıklar

Spoiler

Cadılar genellikle Canavarları ve Lothramların çoğunu yerleşim arazilerinden uzak tutacak kadar güçlü bariyer kurabilselerde bu bariyerler efsanevi yaratıklarla işlemez, bu yaratıklarla savaşmaktan cadılar dahi çekinir, ancak çoğu insanlar onları rahatsız etmediği sürece ömürlerinin sonuna kadar inlerinde uykuya yatar veya belli bir konuma konuçlanıp hayatının sonuna kadar o bölgeden geçemeye çalışan ahmak gezginleri ve kabileleri yerler. Canavarların ise bazıları ortalama bir askerin zorluklada olsa yenebileceği veya bazıları güçsüz bir çocuğun bile yenebileceği seviyeleridedirler. Ancak asıl sorun canavarların güçleri değil sayılarıdır, eğer yerleşim alanlarını koruyan bariyer yok olur ise on binlerce canavar yerleşim alanlarını yok edebilirler. Lothramlar ise canavarlara benzeselerde güçsüz insanların güçsüz canavarları yiyerek canavarlaşması olayıdır bu durum genellikle Beathor’un soğuk sisinde kaybolmuş insanların mecburiyetten canavar eti yemesiyle ortaya çıkar ve bu durumla sıklıkla karşılaşılır.

 

4-Dinler ve Irklar

Spoiler

Beathor’da birçok din vardır, bunlardan en popüleri ise Vitabellum dinidir. Vitabellum dini 2 tanrılı bir dindir bu tanrılardan biri tanrıça Polem ve diğeri ise Tanrıça Zol’dur. Tanrıça Polem savaşı temsil ederken Tanrıça Zol Hayatı temsil eder, savaşa giden savaşçılar tanrıça Polem’e savaşta güç vermesi için tanrıça Zol’a ise kendisini ve sevdiklerini hayatta tutması için dua ederler.

Bu dinlerin yanında Beathor’da birkaç ırk vardır bunlar insan,cüce,dev ve yabanilerdir; Cüceler yerin derinliklerinde magmanın ısısı sayesinde yarı çıplak olmalarına rağmen hayatta kalırlar ve geçimlerini insanlara zırh ve kıyafet satarak geçirirler en sevdikleri besin yer solucanıdır, Devler genellikle pek zeki değillerdir ve ortalama bir insanın 2,5 katındadırlar, insanlarla birlikte yaşarlar ağır işleri devler yapar ve soğuğa dayanıklılardır, Yabaniler ise Beathor’un donmuş ormanlarında yaşarlar çirkin suratlı olmalarına karşın çok sıcak kanlılardır ve eğlenmeyi çok severler karakterislik olarak çenelerinden 2 büyük diş çıkar ve insanlardan daha güçlü bir ırktırlar, insanlar ise genellikle ovalarda yaşarlar geçimlerini hayvancılık ile geçirirler.

 

 

 

1. Kısım: Köy

Spoiler

1. Bölüm: Rutin Bir Gün

 

Spoiler

 Walhor gezgin bir köy idi, köy sakinleri yılda 3 kez yer değiştirirdi ve soğuğa karşı korunaklı çadırlarda yaşarlardı. Köyde dükkanlar dahi çadırların içindeydi. Lethor birahanenin kapısından içeri girdi, birahanenin duvarları ayı postu ve kalın keçeden yapılmıştı . İçeride çadırın ortasında büyük bir guzine yanıyor idi birahanede olan 14-15 kişi sobanın etrafında sandalyelerde oturuyordu, Lethor içeri girdi ve çadırın kapısındaki kapanmasın sağlayan ipi soğuk girmemesi için iyice sıktı ve keçe şapkası ile uzun kalın atkasını çıkardı, mutluluğu yüzünden anlaşılıyordu bunun nedenini herkes biliyor çünkü bugün nişanlısı Aura ticaret için gittiği İgnis şehrinden geri dönecekti. Lethor guzineye yakın bir masaya oturdu ve barmene dönerek;

Lethor:“Bana en sertinden bir rom.” dedi.

Barmen: “ Elimde sadece bira kaldı rom bu gün gelecek kervan ile gelicek.” diyerek cevap verdi.

Lethor:”O zaman bira koy” dedi.

İgnis’den gelicek olan kervan geç kalmıştı, Lethor, Aura için endişeleniyor ancak sağ salim eve dönmesi için dua etmek dışında elinden bir şey gelmiyordu.

Bir süre sonra biranenin içine yara bere içinde bir adam girdi. Ma kullanıcısı olduğu vücuduna kazınmış olan dövmeler ve rünlerden anlaşılıyordu, kendini iyileştirmek için enerjisi kalmamıştı eğer daha fazla iyileştirmek için Ma enerjisi kullansaydı bedenen canlı ancak enerjisini tamamen tükettiği için bir bitkiden farksız olurdu. Adam içeri girer girmez yere yığıldı, yere yığılan adamı biranedeki birkaç kişi guzinenin yanına ısınması için taşıdı

Barmen:”Biri doktoru çağırsın!” dedi.

Bir süre sonra doktor geldi, doktor adamı tedavi ediyordu ancak bir yandan insanlar bu yaraları kimin yapmış olabileceği hakkında düşünüyordu. Bir ayı olamazdı çünkü ayı olsa kırılmadık kemiği kalmazdı, haydutlar saldırsa kesikler daha derin olurdu ancak bu kesikler daha yüzeysel sanki bir cirit ile yapılmış gibiydi.

Bir süre sonra adam uyandı, korkudan dili tutulmuştu, konuşamıyordu bir süre kekeledikten sonra en sonunda ağzında bir kelime çıkmıştı “Firgus Hastam…” dedi ve tekrardan bayıldı.

Oda bir anda sessizliğe büründü, sanki yığılan adam lanet okumuşcasına etrafı bir anda kasvet bürüdü. Herkes bu ismin ne olduğunu biliyor ancak söyleyecek bir laf bulamıyordu çünkü bu Efsanevi Yaratık olan Firgus’un adıydı. Herkes aşırı şaşkındı çünkü böylesine bir yaratıkla karşılaşıp canlı dönenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Odadaki sessizliği bozan bir ses duyuldu,

Lethor:”AURA! Aura’ya ne oldu!” diyerek yerde yatan yara bere içindeki adamı silkelemeye başladı .

Lethor boyu iki metreye yakın güçlü kuvvetli bir adamdı, Lethor’u yerde yatan adamdan ayırmakta çok zorlanmışlardı, bu sırada Lethor sayesinde ayılan adam şunları söyledi;

-“ Derin vadiden geçerken Firgus ile karşılaştık, şanslıyım ki ben önden gidiyordum, Aura ve geride kalan insanlar yaratığa yem oldu.” Dedi.

Lethor en duymak istemediği sözcükleri duymuştu. Dizlerinin üstüne çöken Lethor’un dünyası başına yıkılmıştı, Öfke ve acı içinde ağlayarak yere vurmaya başladı etraftaki insanlar bu sefer kendine zarar vermemesi için onu durdurdu. Lethor’un ağzında lanetler ve küfürler akıyordu ve lanet okumayı bitirdiğinde şunları söyledi “Eğer bedeli ölümüm dahi olsa, o canavarı bulup yok edeceğim”.

 

2.Bölüm: Vadideki Canavar

Spoiler

Leon uzun süredir yürüyordu, hava karlıydı, en son bir gün önce oturup dinlenmek için fırsat bulmuştu, artık yavaştan yoruluyordu bir yerlerde oturup dinlenmeliydi. Biraz yürüdükten sonra ileride bir araba hurdasıyla karşılaştı, hurdayı ayağa kaldırdı ve az da olsa ufak bir barınağa benzetebildi. Yerde yırtık bezlerden ve tahtalardan kendine derme çatma bir oturak yaptı. Elinde kalan son geyik etini pişirmek için odun toplamaya başladı işini bitirdiğinde çoktan hava kararmıştı. Leon odunları elindeki çakmak taşı ile yaktı ve ateşin üstüne soğuktan neredeyse taş kadar sert olan eti koydu. Etin yavaşça çözülüp pişmesini bekliyordu. Yakınlardaki insan çığlıklarını duydu Leon, dişlerini gıcırdatarak baltasını eline aldı, ancak ne kadar insanların ölmesine göz yumamasada olabilecek tehlikelerden korunmak için baltasını tekrar yerine koydu.

Yemeğini yedikten sonra etrafı kolaçan etti,

-“En azından güvenli görünüyor,           görünüşte…” dedi kendi kendine

Leon araba hurdasında kamp kurmaya karar verdi, ancak ne kadar etrafı kolaçan etsede tedbiri elden bırakamıyordu çünkü bu civarda yaşayan herkesin Derin vadideki efsanevi yaratık olan Firgus’dan haberi vardı. Leon yavaşça iç çekerek “Umarım huzurlu bir gece olur” dedi ve kendi kendine uykuya daldı.

 

Yaklaşan kardaki ayak gıcırdılarıyla uyanan Leon baltasını çekip dışarı çıktı. Karşısında bir lothram duruyordu, Leon rahatlamışçasına derin bir iç çekti. Lothramlar tehlikeli yaratıklardı ancak Leon’un karşılaştığı yaratıklar arasında bu çocuk oyuncağı gibi kalıyordu. Leon baltasını kınısına soktu, bir lothram için balta enerji israfı olurdu. Çantasındaki kısa kılıcı çıkardı,    “Gel bakalım” dedi alaycı bir tavır ile.

Lothram, Leon’a saldırdı ancak Leon çevikliği sayesinde bu saldırıdan kolayca sıyrılabildi, lothram ikinci defa atıldığında bu sefer yaratığın gözlerini kısa kılıcı ile yaraladı. Leon’un ikinci saldırısı yaratığın karnına oldu, bağırsakları yere dökülen lothram dizlerinin üstüne çöküp acı dolu çığlıklar atarken öbür yandan etrafa dağılan bağırsaklarını toplamaya çalışıyordu, ancak Leon yaratığın daha fazla acı çekmemesi için kafasını kısa kılıcı ile tek darbede boynundan ayırdı. Sıçrayan kanlar Leon’un rünlerle dolu normal bir insanın sahip olamayacağı kadar soluk beyaz tenine sıçradı ve “Sanırsam temizlenmeliyim.” Dedi Leon.

 

Sabah saat daha erkendi ancak Leon bu sabah sporu sayesinde tamamen ayılmıştı, fazla oyalanmadan dün akşamdan kalan geyik etini yedi ve yola koyuldu. Bir süre sonra korkunç bir manzara ile karşılaştı koca bir kervan adeta mezarlığa dönmüştü bazı insanlar kaçmaya çalışırken arkalarından gelen buz sarkıklarıyla ölmüş ancak çoğu ya parçalanmış yada kara gömülmüştü. Bu durum tek bir yaratığın işi olabilirdi…   Firgus.

 

Leon ölenler için dua ettikten sonra yola devam etmişti, yolda birçok kıyafetleri  Firgus tarafından parçalandığı için veya ateşten çok fazla uzakta kaldıklar için donarak ölen insanlar ile karşılaşmıştı.

Leon’nun bu tür ısınma ihtiyaçları yoktu, vücudunu kaplayan rünler onu yeterince ısıtıyordu bu yüzden genellikle üstüne ufak bir omuz zırhı haricinde bir şey giymiyordu. Bu durum onu görenlerin garibine gidiyor ancak onları şaşırtacak kadar acayip bir olay değildi.

Leon biraz daha ilerledi, bir süre sonra genç bir kızın ölü bedeni ile karşılaştı, kız donarak ölmüştü, ancak garip olan şey ise kaçması gereken yolun tersine doğru yatarak ölmüştü. Leon kızın cesedinin etrafına iyice baktı, kısa süre içinde ne olduğunu anlamıştı. Soğuk kızı düşürdüğü kolyeyi almak için uğraşırken öldürmüştü. Leon yavaşça yerde duran kolyeyi aldı, kolyenin üstünde “ Aura” ve “Lethor” yazıyordu. Leon yerde duran kolyeyi çantasına koydu ve “Belki ölmemişse bir gün sahibine veririm” dedi, ancak pekte ümitli değildi. Yavaşça ilerlemeye başladı ve 2 saat sonra varmak istediği yere ulaşmıştı,

Walhor köyü…

 

3.Bölüm: Çırak

Spoiler

Leon sonunda varmak istediği köye varmıştı. ”Sonunda bıçağımı tamir edebilirim” dedi içinden, Leon’nun asıl amacı ise kendisine uygun bir çırak bulabilmekti, yıllardır yükünü omuzlayabilecek bir çırak arıyordu ancak ne zaman bir çırak bulsa üstünden fazla zaman geçmeden çırağı ölüyor ve her şey en başa sarıyordu. “Bu sefer böyle olmayacak…” diye içinden geçirdi Leon, “en azından öyle düşünüyorum” diye ekleme yaparak.

Leon uzun yolun yorgunluğunu atmak için bara girdi, ancak gördüğü manzara onu tatmin etmedi. Yerde yığılı bir Ma kullanıcısının etrafında toplanmış bir gurup insan vardı, adam kan revan içinde kalmıştı, Firgus’un saldırısından sağ kaldığı her halinden belli idi,  tabi buna sağ kalmak denebilirse. Leon kalabalığı yararak adamın yanına yaklaştı ve değişik rünler çizmeye başladı. Herkes yabancının bu ani hareketlerine ve giyimine şaşırmıştı, Leon rünik sembolleri çizmeyi bitirdikten sonra iki eli ile yere dokundu, yere dokunur dokunmaz rünik yazılar parlamaya başladı bir süre sonra o kadar parlak hale geldi ki insanlar gözlerini kapatmaktan başka çare bulamamıştı. Yaptığı efsun bittiğinde ise adam iyileşmişti ancak hiçbir tepki vermiyordu.

-“Birkaç gün dinlenmesi gerek, dinlendikten sonra turp gibi olur” dedi sakin bir ses tonuyla.

Odanın köşesinde ağlamakta olan Lethor’u fark etti, gencin deneyimsiz olduğunu hatta Ma gücüne sahip olduğunu fark etmediğini ilk bakışta anlamıştı Leon, Çocuğun sahip olduğu Ma enerjisi Leon’un çırağı olması için oldukça iyiydi “Belkide bunu kullanabilirim” dedi Leon içinden.

Leon, Lethorun yanına yaklaşarak;

-“Hey, genç” dedi kaba bir üslup ile, “Adın ne senin” diyerek Lethor’a adını sordu Leon

-“Lethor” dedi kısık bir sesle.

Kolyede yazan adları hatırladı Leon. Çantasını yavaşça yere indiren Leon çantasından bir adet kolye çıkardı.

-“Bunu Firgus’dan kaçarken düşürüp almaya çalışırken donarak ölen bir kızdan aldım” dedi öncekine göre daha nazik bir ses tonu ile.

Kolyeyi gören Lethor bir anda ağlamaya başladı, Lethor’un yaratığa olan öfkesi dinmişti artık geriye sadece üzüntüsü ve yanlızlığı kalmıştı. Lethor köylüler tarafından olanları sindirmesi için çadırına taşındıktan sonra Leon “Bir süre bu köyde kalmayı düşünüyorum, fazla param yok ama sizin için çalışabilirim” dedi. Köyde Ma kullanıcısı kalmadığı için bu teklif köylüler için çok cazip geldi, çünkü Ma kullanıcıları normal bir insandan çok daha çevik ve güçlü olduğundan ağır işleri yapabilir ve avda oldukça fazla yardım edebilirdi, bu teklifi memnuniyetle kabul ettiler. Kalabalığın arasından üstünde ayı postu olan bir adam çıktı;

-“Ben Faber, istersen sana kalacağın çadırı gösterebilirim” dedi adam.

Leon başını sallayarak onayladı. Şapkasını ve atkısını takan adam birahanenin kapısını yavaşça açıp dışarı çıktı, arkasından onu Leon takip etti, adam onu ufak bir çadıra götürmüştü. Köylerde genellikle ısınma ihtiyacını daha iyi karşılamak için ufak çadırlar kullanılırdı ancak Faber’ın Leon’u götürdüğü çadır öbür çadırlara kıyasla biraz daha küçüktü. Bu durum Leon için bir sorun teşkil etmiyordu çünkü yanında çantası ve silahları dışında başka bir şey taşımıyordu.

-“Köyde demirci varmı?” diye sordu Leon

-“Üzgünüm kendimi tam tanıtmadım, ben köyün demircisi Faber İceborn.”

-“Ben Leon, gezgin bir Ma kullanıcısıyım, tanıştığımıza memnun oldum Faber.”

Leon yavaşça çantasından kırık bir av bıçağı çıkardı.

-“4 gün önce geyiğin postunu soyarken kırdım, tamir etmeni istiyorum” dedi Leon

Faber bıçağa iyice baktıktan sonra;

-“Yarına tamir ederim” dedi rahat bir ses tonu ile. Leon yavaşça yanında taşıdığı birkaç hayvanın postunu göstererek.

-“Bunları satmak istiyorum” dedi

-“Barmenin posta ihtiyacı olduğunu duydum ona sorabilirsin.”

 

Leon Faber’a teşekkür ettikten sonra yavaşça çadıra kurulmaya başladı, Faber’da bıçağı tamir etmek için yanında götürdü. Leon çadıra kurulduktan sonra birahaneye geri döndü, yaralı adam doktorun çadırına taşınmış, barmen adamın yere akan kanlarını temizliyordu. Leon postları göstererek “Faber’dan posta ihtiyacın olduğunu duydum, bunları satmak istiyorum” dedi.  Barmen postlara iyice baktıktan sonra “3 gümüş” dedi. Leon “tamam” diyerek 3 gümüşe elindeki postları sattı. Leon bir bira söyleyip içerken barmene Lethor hakkında sorular sordu.

Bir süre sonra Leon karar vermişti Lethor’u çırağı yapacaktı. Leon Lethor’a çırağı olmasını teklif etmek için Lethorun çadırına doğru yola çıktı.

Leon, Lethorun çadırına ulaştığında şok olmuştu.

Lethor ölmüştü…

 

4.Bölüm: Suçlu

Spoiler

Leon durumu hemen başkalarına anlatmalıydı. Hızlıca birahane’ye gitti ve “Lethor intihar etmiş” dedi

Olayı duyan köy halkı hemen Lethor’un çadırına toplandı. Firgus’un yüzünden köyün nüfusu iyice düşmüştü, köydeki herkes yakınlarını kaybetmiş yas içindeydi, ancak Lethor nişanlandıktan birkaç ay sonra  ebeveyinleri öldüğü için hayatta sadece nişanlısı kalmıştı, onun için çalışıyor, onun için para kazanıyor, onun için iki eliyle hayata tutunuyordu, ancak nişanlısıda Firgus’un yüzünden öldüğü için bu Lethor’u intihara sürüklemişti. En azından köy halkı böyle düşünmek istiyordu ama bunca ölümün arkasına Lethor intihar ettikten sonra cesedini bir yabancının bulması onları istemeden de olsa Leon’dan şüphelenmeye itiyordu. “Ayrıca bir yabancının Lethor’un çadırında ne işi vardı?” sorusu her şeyi daha da karmaşık hale getiriyordu. En sonunda köyden bir genç kendini tutamadı ve sordu;

-“Lethor’u senmi öldürdün?”

-“Hayır, ben buraya geldiğimdee zaten ölmüştü.”

-“O zaman Lethor’un çadırında ne yapıyordun?”

-“Bu kadar yeter hepimiz ölümler yüzünden çok yorulduk, bunu burada bırakalım.” Diyerek araya girdi köyün şefi.

Lethor uygun bir şekilde defin edildikten sonra köyün şefi Leon’u çadırına çağırdı. Leon çadıra girdiğinde karşıda bir masa duruyordu, masanın üstünde ise dünden kalmış az miktarda kurabiye, ufak bir mum, gaz lambası, birkaç kağıt, mürekkep ve kalem duruyordu. Çadır sağ tarafında ise yayınık duran 2 kişinin sığabileceği büyüklükte dağınık bir yatak ve tahtalardan yapılmış bir kolu kırık çekmece duruyordu, sol tarafta ise bir takım araç gereçler duruyordu. Adamın sağ kolunda uzun süre kolunda kalmış gibi görünen evli olduğunu temsil eden metal bir bilezik duruyordu.

Leon masanın karşısına geçti, tedirgindi ve tedirgin olmakta haklıydı çünkü herkes Lethor’u onun öldürdüğünü ve intihar süsü verdiğini düşünüyorlardı ancak ispat edemiyorlardı çünkü elde hiçbir kanıt yoktu.

-“Dün Lethor’un çadırında ne yapıyordun?” diye sordu köyün şefi,

Leon bu soruya şaşırmamıştı hatta bu sorunun ona sorulacağını çok önceden beri biliyordu, Leon duraksamadan cevap vermeliydi çünkü eğer duraksarsa şüpheleri üstüne çekeceğini iyi biliyordu. O yüzden Leon soruya çok önceden bir cevap düşünmüştü;

-“O gün Aura’nın cesedini bulduğumda  kolye ile birlikte bir gün sahibini bulursam vermek için bir parça bezde kopardım kızın kıyafetinden, ancak kolyeyi Lethor’a verdikten sonra kumaşı vermeyi unuttuğumu hatırladım o yüzden işimi hallettikten sonra intihara teşvik etmemek için bezi vermeden önce barmene Lethor hakkında sorular sordum daha sonra ise bezi vermeye gittiğimde Lethor ölmüştü” şeklinde savunma yaptı Leon

Köy şefine göre bu savunma eğer söylediği gibi bezi ona verebilirse ve barmen ile konuştuğu doğru ise tutarlı olacaktı, bu yüzden kızdan kopardığı bezi istedi köy şefi. Leon çantasından bir bez çıkarıp köy şefine verdi, Köy şefi Leon’a gidebilirsin dedi.

 

Leon’un köy şefine verdiği bez parçası tabikide Aura’ya ait değildi, sadece yanında bir yeri yaralanırsa diye taşıdığı ufak bir bez parçasıydı. Köy şefi barmen ile görüştükten sonra Leon’un verdiği savunmanın tutarlı olduğuna karar verdi, ancak yinede köy halkı ondan şüpheleniyordu ama gereksiz kavga başlatıp daha fazla ölüm istemiyorlardı.

 

Ertesi gün Faber, Leon’a bıçağını teslimm etti ancak Faber’da Leon’dan şüphelenenler arasındaydı ama o da diğerleri gibi Leon’a saldırmak istemiyordu çünkü bir Ma kullanıcısına saldırdıklarında aralarından 7-8 kişiyi kesin olarak öldüreceğini biliyordu.

Leon üstündeki şüpheleri köylülerin davranışlarından hissedebiliyordu. Leon çadırına girmeden önce son bir defa gökyüzüne baktı, gök yüzü Beathor’da sürekli yanan ateşler yüzünden kapkaraydı, “Aptallar” diye düşündü içinden Leon ve çadırına girdi yatmadan önce çadırın kapısını iyice sıkı bir şekilde kapadı ve silahlarını yanına alarak uyumadan önce “Ne kadar acınası…” diye düşünüp uykuya daldı.

 

5.Bölüm: Katliam! (1.kısım finali)

Spoiler

Sabah olduğunda Leon köyden gelen  bağırışma sesleriyle uyandı. Faber koşarak Leon’un çadırına doğru geliyordu.

-“LEON! LEON!”

-“Neler oluyor?” dedi sakin bir ses ile Leon

-“Köye bir Gregor saldırdı!” dedi nefes nefese Faber

Leon köye doğru baktıktan sonra koşmaya başladı ancak dün gece yağan kar hızlı koşmasına engel oluyordu. Köye vardığında daha zayiat yoktu, Leon rahatlamış görünüyordu. Gregor  5 metre boyunda devasa bir gorile benziyordu. “Biraz zor olacak ama sanırsam baltamı çıkarmama gerek yok” dedi Leon. Belinde asılı duran iki kısa kılıcıda çekti, kılıçlar rünlerle ve efsunlarla kaplıydı. Yaratık Leon’u fark edince iç güdüsel olarak ilk başta güçlüyü öldürmek için Leon’a doğru atıldı, ancak Leon çevik bir hareketle ve rünlerin sağladığı güçlendirmeler sayesinde daha ilk saldırıda canavarın sağ elini bir kağıt parçasıymış gibi kesti ancak yaratık aşırı derecede iyileştirme gücüne sahipti, kesilen elini hemen iyileştirdi.

 

Leon ile Gregorun savaşı o kadar çetin geçtiki köyde birçok ev yıkıldı etrafta bulunan güçsüz canavarlar ve hayvanlar korkup kaçtı. Etrafta tüm olan biteni izleyen köy halkı Leon ile Gregorun savaşını izlerken korkuya kapıldı ve Leon ile kavgaya girişmedikleri için Hayat tanrısı Zol’a dua ettiler.

 

Dakikalarca süren savaş bittiğinde Leon’un her yeri sanki kan havuzunda yüzmüş gibi kan içindeydi, arkasındaki canavar ise paramparça olmuştu. Leon köy şefinden yıkanmak için su istedi, Köy şefi olanları gördükten sonra hayır demek istese bile hayır diyemedi. Leon iyice temizlendikten sonra yola koyulmaya karar verdi, artık bu köyde kalamazdı. Köylüler Leon’un bu kararını sevinç ile karşıladılar ama bunu yüzlerini vurmasalar bile Leon sevindiklerini anlamıştı. Kısa bir süre sonra Leon yola koyuldu, Bir süre sonra tepenin üstünden köye bakış attığında köye saldıran yağmacı kabilesini gördü. Artık o köy pekte umrunda değildi Leon’un, arkasına dönüp yüremeye tam devam etmiştiki garip bir enerji dalgası hisseti,

 

“Bu aradığım şey olabilirmi ?”

 

 dedi Leon içinden ve hızlı bir şekilde köye doğru koşmaya karar verdi. Leon köye vardığında çoktan herkes ölmüştü, ancak Leon’u asıl endişelendiren şey yağmacıların sahip olduğu güçtü. Yağmacıların damarları mosmor olmuştu ve dışarıdan bile damarları görünüyordu, havanın dondurucu soğuk olmasına rağmen üstlerine bir şey giymeden savaşıyorlardı, bunu gören Leon “Bu kesinlikle bir lanetli nesne’nin işi, böyle bir nesnenin kullanmayı bilmeyenlerin elinde ne işi var ?” dedi.

 

Leon sırtındaki baltayı kınısından çıkardı, balta soğuk ölüm adlı bir buzdan yapılmıştı. Normal bir balta soğuk ölümden yapılırsa sapı başka bir madde’den yapılmış ise sapına dokunan kişi acı çekerek ölürdü, ancak Leonun sahip olduğu balta özel bir eşya idi sadece buza şekil vermek bile bir yılını almıştı en usta cüce zanaatkarların, sapı ise hiçbir şekilde ısıyı geçirmeyen Wyvern çeliğinden yapılmıştı ve bunlardan ayrı olarak birçok yerine usta Ma kullanıcıları ve iki cadının iş birliği ile bu balta hiçbir silahın sahip olamayacağı kadar efsun ve rün ile dolduruldu. Kılıfı ise korkulan efsanevi yaratık Levantein’in derisinden yapılmış hiçbir şekilde dışarıya soğuk vermiyor idi.

 

Baltayı çıkaran Leon ona yaklaşan yağmacıları sadece baltasının ucunu dokundurarak öldürüyordu en son yağmacı şefi ile karşılaştı, şefin elinde etrafına lanetli bir enerji yayan eldiven vardı. Leon onun bir “Lanetli nesne” olduğunu hemen anlamıştı. Yağmacı şefi ona inanılmaz bir hız ile saldırmaya başladı ancak kılıcı Leon’un baltasına çarpar çarpmaz parçalandı, Leon’un ve baltanın gücünü görünce şaşıran köy şefini baltasını savurması ile dondurup parçalamıştı. Lanetli nesne sahipsiz kalmıştı kendisine yeni bir sahip arıyordu Leon eldivenin başkalarının kalbini çalmasını engellemek için eldiveni hemen rünlerle korunan bir kutuya koydu.

“En azından, amaçlarımdan birine ulaştım” dedi Leon. arkasına baktığında yağmacıların hepsinin öldüğünü fark etti, geriye sadece Leon ve ceset yığını kalmıştı.

 

Leon bir süreliğine görevine yardımcı olacak yeni çırak aramayacak, onun yerine görevine odaklanmaya karar vermişti. Leon köydeki cesetleri ve yanabilecek malzemeleri bir yere topladıktan sonra ateşe verdikten sonra kullanabileceği aletleri alıp tekrardan yola koyuldu. Leon bir süre ilerledikten sonra köyden geride sadece ölenlerin külleri ve dumanları kaldığını fark etti. Bu durum cadı İgnisin dikkatini çekicekti ancak kimin yaptığını bulamayacağı için Leon için sorun teşkil etmiyordu.

 

“Sonunda yine cesetlerle bitti…” dedi ümitsiz bir ses ile Leon.

 

 

 

 

2. Kısım: Eski Anılar

Spoiler

1.Bölüm: Fal

Spoiler

Bir zamanların en büyük imparatorluğu Vasilus, toprakları doğudaki “Pusulasız Deniz”den başlayıp batıdaki “Karadağ”a kadar yayılmıştı. İmparatorluk iki büyücünün evlenip birleşmesiyle oluşmuştu, askerlerine buldukları antik büyüler ile yapılmış silahlar vermeleri yenilmelerini neredeyse imkansız kılıyordu. Bağlı oldukları Polar dinine göre sadece savaşta ölenler “Ölülerin Salonu”na girebilirdi. Hırsızlar, suçlular ve yaşlılıktan ölenler ise “Dipsiz kuyu” adı verilen yerde sonsuza kadar ızdırap görecekti, Bu yüzden bu dine mensup olanlar genellikle mertçe savaşırken ölmek istiyordu. İmparatorluk Karadağ’ın altında kalan “Kızıl Buz”  ovasındaki bulunan birkaç güçlü kabileyi topraklarına katmaya karar verdi, bu şekilde artık orduları Kızıl buz ovasından geçerek daha rahat hareket edebilecekti. Kızıl Buz ovasında bulunan kabilelerden biri olan Saun kabilesinin lideriydi Leon. Saun kabilesi gücüyle tanınmış bir kabileydi, önüne çıkan kabileleri yağmalayarak hayatta kalıyorlardı.

 

Leon bir gün “Buzul Diş” kabilesiyle olan yorucu savaştan sonra arkadaşlarıyla her an sönecekmiş gibi duran ufak bir ateşin yanında biranın eşliğinde böbürleniyordu, üstünde her zamanki gibi bir parça eski kumaş, omuz zırhı ve iki kısa kılıcından başka bir şey yoktu. Leon’un böbürlenmelerinden sıkılan yaşlılardan biri “Söylediğin kadar iyi bir savaşçı isen, Fal baktır ve geleceğininde geçmişin kadar parlak olup olmadığını öğren” dedi adam. Leon bu lafları duyunca sinirlenmişti ancak bunun yüzünden adam öldürmek istemiyordu, dalga geçermişçesine gülerek “Aramızda bu kadar kıskanç olduğunu bilmiyordum, falcıyı çağırın bana da şurdaki çelimsiz adamın ağzını kapasın” dedi. Bir süre sonra yanan çelimsiz ateşin başına kalın ayı postu giymiş bir elinde elinde birçok hayvanın ufak kemikleri öbür elinde ise bir kase bulunan bulunan orta yaşlı bir kadın geldi, “Kim fal baktırmak istiyor ?” dedi kadın. Leon öne çıktı ve “Ben baktırmak istiyorum” dedi. Kadın Leon’un elini kesti ve akan kanı bir kaseye doldurdu üstüne bir miktar su ilave ettikten sonra içine elindeki değişik hayvan kemiklerini attıp karıştırdıktan sonra yere serpti kasedekileri, yere serpilen su ile karışık kan anında dondu. Falcı falı okudukça Leon’un neşesi kaçmaya başladı. Kemikler Leon’un normal bir insandan kat kat uzun yaşayıp eceli ile öleceğini gösteriyordu, bu Polar dinine tapan biri için en kötü sonlardan biriydi. Leon’u alaya tuttu etrafındakiler. Leon hiddetle dolduktan sonra “İyi o zaman, bende korkulan buz yaratığı Minat ile savaşarak ölürüm, onun elinden ölmek her savaşçıya yaraşır.” dedi. Bunu duyan silah arkadaşları Leon’u ciddiye almadı ancak sabah Leon’u çadırında bulamayınca şaka yapmadığını anladılar.

 

Minat Karadağ’ın eteklerinde yaşayan yavru bir efsanevi yaratıktı, birçok kervan yakınlarından geçmeye çalışırken yok olmuştu. Leon karadağın eteğine vardığında etrafına bakındı, etrafta ağaç,buz ve çalıdan başka bir şey yoktu. Leon biraz ilerledikten sonra etrafı buzlarla ve kemikler ile kaplı içinden bir tür ses gelen bir mağra ile karşılaştı, hata olamazdı bu Minat’ın yaşadığı yerdi. Çantasını mağranın girişine koyduktan sonra Leon etrafta bulduğu çalılarla bir ateş yaktı ve meşalesini ateşe verdi, bir eline kılıcını öbür eline meşalesini alan Leon içeri girdi. Etraf zifiri karanlıktı etrafı aydınlatan tek şey elindeki meşaleydi, bir süre mağrada dolaştıktan sonra Minat’dan iz bulamayan Leon dışarı çıkmaya karar veri, tam kapıya varmıştıki karşısına bir elinde bir tüccarın cesedi bulunan diğer elinde ise büyük bir kılıç bulunan 5 metre boyunda öküz başlı ve geri kalan vücudu ise tüylü bir insana benzeyen bir yaratıkla karşılaştı. Bu şüphesizki Minat’tı. Leon Minatın karşısında eli ayağı tutulmuştu, ancak kaçma iç güdüsü kaçamayacağını bilsede içinde yanıp tutuşuyordu, cesaretini toplayan Leon elindeki meşaleyi yaratığın önüne fırlatıp öbür kılıcınıda çekti ve yaratık elindeki cesedi bırakıp bir anda Leona saldırmaya başladı. Leon yaşama isteği ve öfke ile saldırırken bilincini kaybetmişti.

 

Leon uyandığında yanında yaratığın parçalanmış cesedi duruyordu, Leon yaratığı yanında tesadüfen bulunan bir Soğuk ölüm taşı sayesinde öldürmüştü. Leon bir süre sonra şaşkınlığı geçince yaratığın kanıt olması için kafasını kesip etrafta bulduğu odunlardan yaptığı kızağın üstüne koydu ve yanında götürmeye karar verdi, Leon köye vardığında herkes ona çok şaşırmıştı, çünkü daha önce hiçbir insan bir efsanevi yaratığı öldürmeyi başaramamıştı. Ancak aldığı övgüler onu tatmin etmedi, o sadece ölmek istiyordu. Birkaç gün sonra köye haberci geldi “Vasilus imparatorluğunun kraliçesi Layla bu toprakları istiyor ya verin yada ölün” dedi haberci. Leon İmparatorluğun ne kadar korkunç olabileceğini biliyordu ama bu durumu diğer köylülerin aksine sevinmişti.  Leon sevinç içinde ancak belli etmeyerek.

“Belki bu sefer benim ölümüm olur” dedi.

 

 

Link to post
Share on other sites
MikasaWithInTheFire, Bir saat önce tarihinde yazdı:

Güzel gidiyor, sadece kelimelere biraz yabancıyım ben.  Fantastik kurgu severim, devamını bekliyoruum.

Bu arada Berthor'un soğuğu Ankara'nın ayazıyla kapışır. 

İsimler kafamdan sallıyom, mesela latince vita=hayat bellum=savaş bu iki kelimeyi birleştirdim Vitabellum oldu dinin adı :uhuhuh-onion-head-emoticon:

Link to post
Share on other sites
Gorjek, 35 dakika önce tarihinde yazdı:

İsimler kafamdan sallıyom, mesela latince vita=hayat bellum=savaş bu iki kelimeyi birleştirdim Vitabellum oldu dinin adı :uhuhuh-onion-head-emoticon:

Bende bir yerden esinlendin sandım:cool-onion-head-emoticon:  Güzel olmuş eline sağlık. 

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.