Jump to content
×
×
  • Create New...

Search the Community

Showing results for tags 'kitap'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Forums

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
  • Anime GENEL
    • Anime İstek ve Öneri Bölümü
    • Bilinmeyen Animeler ve Karakterler İçin Yardım Bölümü
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
  • Fansub Takımları
  • Anime Manga Live-Action Download
  • Fan Kulübü
  • Japonya
  • Program Deposu
  • Konu Dışı
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Blogs

There are no results to display.

There are no results to display.


Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum :


İlgi :


Facebook

Found 7 results

  1. Selam arkadaşlar bu sefer de yeni bitirdiğim Spartacus adlı kitabın incelemesini yapacağım. Spartacus Yazar adı: Arthur Koestler Tür: Edebiyat/ Tarihsel roman Sayfa sayısı: 431 Bu romana başlamadan önce bana göre bilmeniz gerek iki durum var. Birincisi bu bir savaş romanı değil, ikincisi olaylar Spartacus'un gözünden anlatılmıyor. Şimdi biraz daha detaylı açıklayayım; 1-) Savaş romanı değil derken şunu kastediyorum, detaylı bir şekilde savaşların işlendiği taktiklerin kurulduğu bir anlatım yok hatta savaş olacaksa bu savaş hikayesi en fazla 1-2 sayfa sürüyor. Kitap genel olarak bir grup haydudun giderek büyümesi ve bir isyan başlatıp devlet kurmalarını anlatıyor. Savaşlara biraz daha yer verilse belki güzel olabilirdi ama kitaptaki asıl olay savaşlar değil bir grubun isyan etmesi ve yaşadıkları zorluklar. 2-) Olaylar hep farklı kişilerin gözünden anlatılıyor ve sadece isyancıların grubundan değil diğer yerlerde ki kişileri de konu alıyor ve onları olayların nasıl etkilediğini bu durumu nasıl karşıladıklarını söylüyor. Mesela Roma halkının olayları nasıl gördüğünü bir katip üzerinden anlatıyor, isyancıların saldırdığı yerde bulunan insanların gözünden anlatıyor. Spartacus'un grubunda bulunan insanların gözünden olay anlatılıyor. Yani tek bir kişinin gözünden değil çevredeki bütün insanlar nasıl etkileniyor bunu anlatmış. İlk başlarda bu bana biraz kötü gelse de sonradan sevmeye başladım, çünkü sadece Spartacus'un gözünden veya grubunda ki bir kişinin gözünden anlatılsaydı diğer insanların ne hissettiklerini ve düşündüklerini bilemeyecektik. Bu anlatım tarzını da bence yazar gayet güzel aktarmış. Bu iki durumu belirtme sebebim @Lycaenidae bana bu kitabı önerdiğinde aklımda direkt olarak bu düşünceler oluşmuştu ve ilk başladığım da böyle olmadığını görünce biraz şaşırmıştım. Sizde de aynı düşünce oluşursa diye başta belirtmek istedim. Bu arada bu kitabı bana önerdiği için @Lycaenidae-sama'ya teşekkürlerimi sunuyorum Senin de yorumunu bekleriz eğer müsait olursan :)) Kitap bir Romalı katip ile başlıyor, katibin adı Apronius. Apronius bize Roma hakkında güncel bilgiler veriyor bir nevi, işte başta kim var şu an ki yönetim nasıl falan filan. Tabii kendi işinden falanda bahsediyor ama bana genel olarak Apronius'un hikayesi sıkıcı geliyordu ve adam gözümde tamamen beleşçi olarak kaldı. (sebebi ise adam sürekli tiyatrodur bilmem nedir beleş bilet almaya çalışıyor) Apronius gladyatör müsabakasını izlemek istiyor ve müsabakayı düzenleyen adam eski bir arkadaşı ondan beleş bilet koparmaya çalışıyor. (beleşçi işte) Adamın yanına gittiğinde bir öğreniyor ki gladyatörlerden 70 kişilik bir grup geceleyin kaçmış. Bu kaçanlar arasında da en iyi iki dövüşçüsü olan Spartacus ile Crixus var. Bu gladyatör grubu aslında sadece keyfi bir şekilde yaşayıp sağı solu yağmalamak istiyorlar. Kaçarken pek bir düşünceleri yok amaçları sadece ölmemek için savaşmak. Bir yerden sonra kölelerden veya yerel halktan bu gruba katılanlar oluyor ve grupları gittikçe büyüyor. Dediğim gibi kitap bu grubun giderek büyümesinden ülkenin ve köle sisteminin nasıl etkilendiğini açıklıyor. Bu grup giderek büyüyor devlet kuruyor, kendilerine şehir kurmaya çalışıyorlar ve o sıra zorluklar yaşıyorlar. Kitapta insanların bir çok duygusu ele alınıyor özellikle kötü olanları, açgözlülük, korku, tembellik gibi. Bence bir numaradan açgözlülük duygusu var bu duygu hem zenginler için hem de köleler için geçerli. Zenginler açgözlü bu yüzden kölelerine daha fazla iş yüklüyorlar, köleler açgözlü çünkü özgürlüklerini kazansalar da daha fazlasını isteyip mutsuz oluyorlar. Zenginlerin kısmını geçelim, kölelerin kısmına gelelim. Köleler efendilerinden ayrılıp Spartacus'un yanına katılıyor ve Spartacus herkese eşit haklar tanıyan Güneş Devlet'ini kuruyor. Bu devlette herkes kendisi için çalışıyor, kendisi için ev veya yemek yapıyor. İnsanların açgözlülüğü burada ortaya çıkıyor ki kendilerine çalışmak onlara yetmiyor. Grubun büyük bir kısmı özgürlüğün çalışmadan istediğini yapmak olduğunu düşünüyor. Efendilerin yanında çalıştıklarından daha az çalışıyor ama onlara yetmiyor, tamamen istedikleri gibi yiyip içmek sağı solu yıkmak istiyorlar ki bu da Güneş Devlet'inin sonunu getiriyor. Bir diğer sorun ise grupta iki tane liderin yani birde Crixus'un bulunması. Crixus'un aslında liderlik umurunda değil ama bir çok insan onu lider olarak görüyor ve onu takip etmek istiyor çünkü Crixus'da onlar gibi açgözlü. Zaten Crixus ile Spartacus arasında ki fark bu, Spartacus kendi çıkarını düşünmeden herkesi düşünerek hareket ediyor, her olayı kontrol edip ceza veriyor ama Crixus kendisini düşünüyor, gruba ceza veremiyor çünkü kendisi de onlar gibi. Spartacus'un herkesin iyiliğini düşünmesine Zozimos adlı bir insan karşı çıkıyor ve şöyle bir lafı var "İyi niyetli bir diktatörden daha tehlikelisi yoktur." Bu laf tartışılmaya açık bir laf ki isterseniz yorumlarda görüşünüzü belirtebilirsiniz. (sözün tamamını sonda yazacağım) Spartacus her ne kadar Güneş Devlet'ini kurmaya etraf ile dost olmaya çalışsada diğer yerler ya korkudan anlaşmaya varmıyor yada Spartacus'un grubunun bir kısmı etrafa saldırıyor. Spartacus bu tehlikeleri başta seziyor ama bunu nasıl engelleyeceğini tam olarak bilemiyor ve akıl hocası da yok. Bu da bir diğer sorun çünkü kendi ideallerini kurmasını engelleyen bir grup var ve bu gruba ne yapması gerektiğini bilmiyor. En son Spartacus "Bu çağ Güneş Devlet'i için ya çok ham yada çok kart" diyerek devletten vazgeçiyor. Kitabı okumanızı tavsiye ederim, kitap yaklaşık 400 sayfa ve günde 1 saat civarı okuyarak 2 hafta gibi bir sürede bitirdim. Kitapta farklı bakış açılarından olayı anlatmasını her ne kadar sevsem de bazı kısımlar biraz ağır ve sıkıcıydı ama genel mana da beğendim bu durumu. Dediğim gibi savaşlar çok kısa anlatılıyor bu açıdan biraz kötü buldum çünkü Spartacus'un kıvrak zekası ve taktiksel özelliklerini tam tadını vermeden geçip gidiyor ama asıl olay savaş kısımları olmadığı için hak da veriyorum. Biraz da spoiler kısımlardan bahsedeyim :) Kitap hakkında sizin de yorumlarınız varsa lütfen belirtin veya benim yazdığım yerlerde tartışmak istediğiniz bir konu varsa yazın burada amacım sadece bir kitap incelemesi yapmak değil aynı zamanda bir tartışma ortamı yapıp bilgi alış verişi yapmak. :) Not: Zozimos'un sözünün tamamı;
  2. Arkadaşlar öncelikle merhaba, @Lycaenidae ile bir etkinlik yapmayı düşündük. Hem kitap okuyup yorumlamak isteyen olursa hem de okuyacak kitap arayan varsa diye forumda kitap incelemeleri yapmak istedik. Tabii fikir anası Lyca ama fikri icraata geçirmek bana kaldı :D Emel abla bize yeni bir başlık açacağını söyledi ama şimdilik böyle yazacağız. Şimdiden keyifli okumalar :) Konu başlığından da anlaşıldığı üzere Stefan Zweig'in eserleri olan "Bilinmeyen bir kadının mektubu" ve "Bir kadının hayatından 24 saat" adlı öyküler hakkında yorum yapacağım. Ben direkt olarak iki tane öykünün birleştirilmiş halini sayın aldım ama dileyen iki öyküyü de ayrı ayrı kitaplar şeklinde bulabilir. Kitabın kapağını aşağıdaki görselde görebilirsiniz; BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU Yazar adı: Stefan Zweig Orijinal adı: Brief einer Unbekannten Tür: Roman Sayfa sayısı: 68 Kitap bir yazarın doğum gününde iş gezisinden dönüp, evine geçmesi ile başlıyor. Kahyası yazar evde olmadığı zamanlarda biriken mektupları getiriyor ve yazar kendince önemli olan mektupları okuyor. Daha sonra el yazısı ile yazılmış kalınca bir mektubu merak edip okumaya başlıyor, mektup "Beni hiç tanımamış olan sana" diye başlıyor. Yazar mektubun direkt olarak kendisine gönderilip gönderilmediğini anlamıyor ama merak ettiği için okumaya başlıyor. Kitabın başlangıcı bu şekilde, yazarın veya mektubu gönderen kadının ismi hiçbir zaman geçmiyor. Hikaye tamamen kadının mektubu hakkında, yazara ait çok az bir kısım var. Hikaye bir küçük kızın binalarına taşınan yazara olan aşkını anlatıyor. Onu nasıl sevdiğini, onunla karşılaşmak için neler yaptığını, çocukça olan masum aşkından yetişkinliğe gelip şehvetle arzuladığı aşkına kadar olan olayları anlatan bir mektup. Bunu direkt olarak bir cinsiyete yüklemek istemiyorum, yani sonuçta aşk sadece bir cinsiyete ait değildir ve her cinsiyet gayet de derin bir aşk duygusu yaşayabilir. Hikaye sadece mektupta bir insanın diğerine olan aşkını anlatışını konu alıyor. Aslında ben bütün hikayenin mektupla sınırlı olmayacağını düşünüyordum ve hatta öyle olursa sıkılırım diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Kitabı 1.5-2 saat gibi bir sürede bitirdim ve gayet de akıcıydı. Aşk unsuru hikayede çok güzel işlenmiş ve sürükleyici bir şekilde devam etmiş. Bir çocuğun gözünde ki masum aşk ve çocuğun büyüyüp yetişkin olmasıyla birlikte duyduğu şehvet hissine kadar betimlemelerle zenginleştirilmiş ve okuyucuya aktarılmış. Yazarın anlatmak istediği "mutlak aşk" kavramını kimisi saplantı olarak görebilir ama en nihayetinde şu sonuca varıyoruz ki "aşkın gözü kördür." Çünkü burada çocuk aşkından dolayı öyle bir hale geliyor ki kapı kollarını öpüyor veya adamın sigara izmaritlerini toplayıp saklıyor. Çocuk sürekli olarak aşık olduğu yazarla ilgili düşler kuruyor, yazar olduğu için sağdan soldan topladığı kitapları gazeteleri okuyor ki ona yaraşır bir insan olsun. Çocukluk dönemi bitip büyüdüğünde bile yazarın onu fark edeceğini umarak hayatını yaşıyor ve başka hiçbir erkekle evlenmek istemiyor. Kitaptaki bazı ilgimi çeken olayları spoiler içerisinde anlatacağım. Güncellenecek... Arkadaşlar vizeler yaklaşıyor onun için bütün hepsini tek oturuşta yazma fırsatım olmuyor :) Ara ara gelip güncelleyeceğim :)
  3. Animeyi izleyenleriniz bilir, seride bol bol kitap adı ve kitaplardan alıntılar geçmekte.Akşam bir arkadaşımla kitap isimlerine bakarken listesini yapıp okumaya karar verdik,listeyi paylaşayım istedim : Liste
  4. Aklımda çok güzel bir konu var aslında... Animesini geçtim gerçek film bile yapılabilir (bana göre). Çok uzun yazmaya çok üşeniyorum bu yüzden çok kısa anlatacağım : Bir kız var, 4 yaşında ve bir krallığın prensesi. Kızın en yakın arkadaşının babası kralın tahtını almak istiyor. Kraliçe ve kralı yakalıyor (korumalar ölü). Aslında ane ve baba kızın ablasını daha çok sevmiş ve öbürünü unutmuştur. Bu yüzden 4 yaşındaki kız evinden kaçıyor. Kızın geçmişi böyle. Kaçıyor kaçıyor en sonunda bilmediği bir şehre geliyor (askerler onu bulamadı). Bir erkek çocukla karşılaşıyor (kendisiyle yaşıt). O çocuk kıza yardımcı oluyor (bir bakıma büyütüyor). Zaman geçiyor ve prenses o çocuğa aşık oluyor (18 yaşında) ama çocuk kıza bakmıyor. Kız hem aşk acısı çekerken hem de hedefte (askerler 14 yıldır hala prensesi arıyor.) Bu yüzden kendini ve arkadaşlarını korumak adına kılıç kullanmayı ve içindeki şeytani gücü kontrol etmeyi öğreniyor... Her neyse :) sonuçta üşendiğimden bir anlamı yok :D bide yazı yazmayı da çok sevmiyorum ya siz?
  5. Herkese merhaba arkadaşlar. Anime ve mangalardan etkilenerek yazdığım serinin ilk kitabı Kralsız Ülkeyi çıkartmayı başardım. İlk ve az basım olmasından dolayı içinde fazlasıyla yazım hatası var lakin bu sorunun sonraki basımlarda aşacağız. Kitap edinmek isteyen arkadaşlar D&R, Arkadaş kitabevi, İnkılap kitabevi mağazalarında bulabilirler. Eğer mağazada yok derlerse sipariş verirseniz bir kaç gün içinde getirirler ki sipariş verip almazsanız daha bana destek olmuş olursunuz :D Başka bir yol ise internetten kitap satışı yapan siteler. Görüş ve önerileriniz benim ve serinin devamı için çok önemli. İlgilenen herkese çok teşekkür ederim. :) İlk kitabın konusundan bahsedecek olursam. Dünya beş siyasi güçle yönetilmektedir. Bunların içinde en güçlü ve büyüğü olan İmparatorluk "Yaşam Sanatı" adı verilen güç sayesinde diğer krallıklardan üstündür. İmparatorluğun ordusu için saklı bir ormanda yetiştirdiği gizli okulları vardır. Bu okullarda küçük yaşlardan itibaren yetiştirilen yaşam sanatı kullanıcısı çocuklar vardır. Gezgin adında bir adam çeşitli okullardan birer çocuk seçer. Ateş, Ay, Yay, Dal ve Gölge. On yaşında tanıştığı çocukları kendi okullarında ziyaret ederek eğitmeye başlar. Bu eğitimde bazı kurallar vardır. İlk olarak çocuklar Gezgin söyleyene kadar asla görüşmeyecek ikinci olarak Gezgin hakkında konuşmayacaklardı. Çocuklar kendi aralarında ki iletişimi ise Gezginin taşıdığı mektuplarla yapılacaklardır. Sekiz yıl sonunda Gezgin çocukları teker teker toplayarak ilk buluşmalarını sağlar ve macera başlar....
  6. Arkadaşlar merhaba. Yoğunluktan ötürü bir süredir foruma uğrayamıyordum. Bu süre zaarfında bilimkurgu türündeki öykülerimi toparlayıp e-kitap haline getirdim ve online ortamda bir yayınevine bağlı olmadan, bağımsız bir yazar olarak yayınladım: Bunun artısı kitabın fiyatını elimden geldiğince düşük hatta sembolik derecede tutabilmem,eksisi ise kitabın tanıtımı ve yayın mecraları konusunda bir desteğin olmaması oldu. Aşağıda kitapla ilgili bilgiler mevcut. Vakit ayırıp da göz atarsanız sevinirim: "Ödüllü animasyon yönetmeninden sizi yeni ufuklara taşıyacak, bilimkurgu öykülerinden oluşan fantastik bir macera. Kitabın ismi, içindeki öykülerden biri olan Virüs'ten geliyor. Distopik bir gelecekte geçen öyküde ölümsüzlüğe ulaşmak için biyolojik bedenlerini terk edip kendilerini robotlaştırmış olan insanlar dünyaya hükmetmektedir. Robotlaştırılmayı reddedip yeraltına sığınan azınlıktaki insanlığın elindeki tek umut ise, tüm robo-insanları yok edecek bir virüstür. Fakat robo-insanların da kendi planları vardır. Kitaptaki diğer öykülerde insanlık dünyaya verdiği zarar yüzünden yargılanmalı mı, gerçek ile hayal ayırt edilebilir mi, adalet nedir veya sağlanabilir mi gibi sorulara yanıtlar aranıyor. E-kitap tüm Android, iOS cihazlarda ve tüm Mac bilgisayarlarda. Not: iBookstore yurtdışı Apple hesapları üzerinden çalışmaktadır, Android'de bir kısıtlama yoktur. Playstore: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.gokhancilam.book.AOVXGFZPDDMANSECO&hl=tr iBooks Store: https://itunes.apple.com/us/book/virus/id1125138506?ls=1&mt=11 "
  7. Dün Bleach'in mangasının Türkçe'ye çevrileceğini duyurmuştuk. Ancak elimizde ne zaman satışa sunulacağı hakkında bir bilgi yoktu. Gerekli Şeyler, Bleach serisinin yayınına 17 Kasım İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nda en az iki cilt çıkacak şekilde başlayacaklarını bildirdi.

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.