Jump to content

The Witcher - Son Dilek (Andrzej SAPKOWSKI) Kitap İncelemesi


Recommended Posts

Herkese selamlar. Düzenli Bakılan Dutluk'taki çeşitli sohbetlerimizden sonra beni bu incelemeyi yapmaya teşvik eden @pegasusejder'e teşekkürlerimi sunuyorum. Vakit kaybetmeden incelemeye giriyorum :)

 

Öncelikle, son dönemlerde oldukça meşhur olmasından mütevellit belki "The Witcher" adını duymuşsunuzdur. Özellikle dünyayı kasıp kavuran bilgisayar oyunu The Witcher 3 - Wild Hunt sayesinde ünü inanılmaz bir şekilde yayıldı (şahsen bayılarak oynadığım bir oyundur :D). Oyunun bu kadar popüler olmasının bir getirisi olarak çeşitli firmaların da ilgisini çekmeyi başaran bu evren (evren diyeceğim zira The Witcher'ın da kendine ait fantastik bir evreni var), Netflix'in daha hızlı davranmasının bir sonucu olarak bir dizisi de çekildi. Şahsen fantastik diyarlara hayranlık duyan biri olarak gözümü kararttım ve The Witcher serisinin tüm oyunlarını oynayıp bitirdim, dizisini de izledim ve halihazırda o evren ile alakalı detaylı bilgiye sahibim fakat takdir edersiniz ki bir evren ile ilgili detaylı bilgiye sahip olmanın en iyi yolu, o bilgiyi direkt kaynağından yani kitaplarından öğrenmektir. Ben de ne zamandır fırsatını kollayıp okumak istediğim bu kitap serisinin ilk kitabını okudum. Bu yazımda da bu serinin ilk kitabı özelinde konuşacağım. Umarım diğer kitaplarını da yakın zamanda okuyup onların da yazılarını yazabilirim, belki benim gibi bu tarz evrenlerden hoşlanan veya The Witcher oyunlarını seven insanlarla güzel bir sohbet ortamı oluşturabiliriz :D

 

GİRİZGÂH

 

Efendim hikayemiz elflerin, insanların ve cücelerin yaşadığı, her türlü şifalı ve lanetli büyünün veya eşyanın etrafta cirit attığı, vahşi hayvanlar yetmezmiş gibi garkolanlar, kurtadamlar, basiliskler, çatalkuyruklar, ejderanlar, horozbaşlar, golemler, cinler, periler, cadılar, grifinler, sirenler, hortlaklar, impler, hayaletler ve aklınıza gelebilecek her türlü garabet yaratığa ev sahipliği yapan bir dünyada geçmekte. Bu garabet yaratıkların dünyamıza nasıl ve neden geldiğini bilen çok çok az kişi var. Onlar ile başa çıkabilmek ise... çok ayrı maharetler gerektirmekte. Ne elfler, ne cüceler ne de insanların, bu inanılmaz yaratıklar her yerde cirit atarken yaşama şansları pek fazla değil. Umutsuzluğun kol gezdiği bu zamanda fark edilen şey ise yaratıklarla savaşmak için yaratık olmak gerektiği. Böylece zamanın büyük büyücüleri ve fikir önderleri, ailesinden ayrı düşmüş veya zorla koparılmış çocukları etraftan toplayıp bu çocuklar üzerinde çeşitli deneyler yaptılar. Çoğu bu deneylerden sağ çıkamadı fakat sağ çıkanlar ise "witcher" adı verilen insanüstü hıza ve reflekslere sahip mutantlara dönüştüler. Bu insanlar olabilecek en iyi şekilde eğitildiler. Savaş sanatına hakim olan, yaratık külliyatlarını ezberleyen, hangi yaratığın ne tür zayıflıklara sahip olduğunu bilen birer canavar avcıları oldular. Bu kadar girizgahı neden yaptığımın yanıtı ise hikayemizin ana karakteri olan Geralt(a.k.a. Geralt of Rivia)'ın bir witcher olması elbette.

 

Bir Witcher her ortamda kendini belli eder ki kendilerini saklamaya çalıştıkları da pek söylenemez. Atletik yapılıdırlar, kılıçlarını ustalıkla kullanırlar, kendilerini hayatta tutacak veya onları güçlendirecek çeşitli ilaç ve iksir yapımı ve dolayısıyla botanik bilgisine sahiptirler. Tüm vücutları mutasyona uğradığından, insanların kaldıramayacağı iksirleri içerek kendilerini kısa süreliğine daha da güçlü kılabilirler. Karanlıkta görebilirler, koku duyuları gelişmiştir. Tam manası ile birer avcıdırlar. Tüm witcherlar sırtlarında iki adet kılıç taşırlar. Birisi gümüş diğeri ise demirdir. Bazı rivayetlere göre gümüş kılıcı yaratıklar, demiri ise insanlar için taşıdıkları söylenir fakat bu tamamen asılsızdır çünkü witcher düzenin kesin kuralları vardır. Witcherlar insan öldürmez. Yani, mecbur kalmadıkça... Bazı yaratıklar için demir, bazıları için ise gümüş birer zehir etkisi göstermektedir, kılıçların asıl olayı budur. 

 

Şuraya evrenin bir haritasını bırakıyorum;

Spoiler

62v0ktmwlzx51.jpg

 

Çoğu hikaye evrenlerinden aşina olduğunuz gibi, genelde hikayelerde "iyiler" ve "kötüler" vardır. Genelde iki zıt kutbun birbiri ile çarpıştığını, bunun aslında ezelden beri süren bir savaş olduğu anlatılır fakat The Witcher'da işler hiç de öyle değil. Bu evrende bulunan herkes ama herkes "gri". Burada yaşayan herkes iyi veya kötü değildir. Tek önemli olan şey seçimler ve sonuçlardır. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Birinin size yardım ediyormuş gibi gözüküp ertesi gün çıkarları uğruna sizi satması gayet sıradan bir gündür bu evrende.  Bu yüzden The Witcher evrenini diğer fantastik evrenlere nazaran daha ilgi çekici bulmaktayım. Bir karakteri okumaya başladığınızda bir yerden sonra önemli olan tek şey o karakterin hangi tarafı seçeceğidir. Bu seçim onun kaderini belirler fakat The Witcher'da seçebileceğiniz bir taraf yok. Sürekli seçimler yapmalı ve bunun sonuçlarına katlanmalısınız. 

 

ÖZET

 

Hikayemiz, efsanevi Ak Kurt olarak bilinen meşhur witcher Rivialı Geralt'ın, Temeria Krallığı'nın başkenti Vizima şehrinin kenar mahallesindeki bir hana ayak basması ile başlar. O sıralar Temeria Krallığı'na Kral Foltest hükmetmektedir. Geralt'ın bu şehre gelmesinin tek sebebi burada ödülü yüksek bir kontratın bulunmasıdır. (Witcherlar kontrat ile çalışırlar. Bedavaya veya hayrına canavar öldürmezler. Canavarın başına bir ödül konulur, witcher bu kontratı alır, işini yapar, ödülü alır ve yoluna gider.)

 

Vizima şehrinin haritası;

Spoiler

2280009704_71c89a7ea0_b.jpg

 

Bu kısımda yazar, Geralt'ın ağzından çeşitli diyaloglar kurarak evren hakkında bize çeşitli bilgiler vermekte. En nihayetinde buradaki işi kabul eder, işini yapar fakat bu onun için bile (efsanevi bir witcher olduğunu söylemiştim) zorlu bir iştir ve ağır şekilde yaralanır. Yaralarını tedavi etmesi için eski dostu Nenneke'nin yanına gider. Kendisi bir tapınak rahibesidir ve Tanrıça Melitele'ye tapar (evrende çeşitli dinler de var elbette). Bu tapınakta yaralarını tazelerken biricik sevgilisi kudretli büyücü Yennefer ise onu aramaktadır. Bu esnada eski dostu, gezgin şair ve ozan Dandelion onu bulur. Burada beraber biraz hasret giderdikten sonra, yaralarını iyice saran Geralt tekrardan yola çıkmak ister fakat Nenneke onu kalması için zorlar zira geleceği görme yetisi olanlar, Geralt hakkında bazı kehanetler görmektedirler ve Geralt'ın geleceği hiç de parlak gözükmüyordur. 

 

KİTAP HAKKINDA

 

Elimden geldiğinde ana hikaye akışını sizlere aktarmaya çalıştım fakat elbette kitap bundan çok daha fazlasını vâad ediyor. Öncelikle kitabın anlatım diline değinmek gerekirse; açıkça çevirmenler gerçekten güzel bir iş çıkarmışlar. Kitabın orijinal dili Lehçe fakat ülkemizde Lehçe çeviri yapabilecek insanların sayısı mâlum olduğundan kitap Almanca'dan çevrilmiş fakat yine de güzel bir iş ortaya çıkmış. Yer yer betimlemeler ile sizi birazcık sıksa da, genel olarak sürükleyici bir kitap olduğunu söylemeliyim (belki de ben sevdiğimden bana öyle gelmiştir :D). 

 

İkinci olarak kitabın anlatım yöntemine değinmek istiyorum zira burada farklı bir yöntem kullanılmış. Yazar kitaptaki ana hikayeyi anlatırken orijinal tabiri ile "flashback"lere başvurmuş (bu kısımdan sonra flashback kelimesini "geçmişe dönüş" olarak kullanacağım). Mesela örnek vermek gerekirse; kahramanımız Geralt'ın bir sürü lakabı var. Bazıları Ak Kurt olarak tanır, bazıları ise Blaviken Kasabı (Butcher of Blaviken). Bir yerde kahramanımıza bu hitapla seslenildiğini görüyoruz, bir kaç satır sonra bölüm bitiyor ve diğer bölüme geçiyoruz ve bu bölümde de Blaviken Kasabı lakabını nasıl aldığını görüyoruz. Yazar bu geçmişe dönüşler esnasında bize hiçbir şey söylemiyor. Yani bir bölümü bitirdikten sonra diğer bölüme geçip bambaşka bir hikaye okumaya başlayıp şaşırabilirsiniz, şaşırmayınız efendim. Ben ilk okuduğumda "acaba sayfa mı eksik?" demiştim :D Sabırla devam ediniz, yazar hikayeler esnasında küçük ipuçları vererek hikayeyi kafanızda toparlamanızı sağlıyor fakat bu kitabın en negatif noktası sanırım. Belirli bir hikaye akışı olmadığından, tüm kitap belirli geçmişe dönüş sekanslarından oluşuyor. Aslında günümüzde geçen asıl kısım, özet kısmında size anlattığım kadardır yani. Ben tüm oyunlarını oynayıp, evrene belli bir derecede hakim olmama rağmen, benim de bazı kısımları birbirine bağlamakta zorlandığım kısımlar oldu. Mesela bir örnek daha vermek gerekirse; Geralt Nenneke'nin tapınağında yaralarını sardığı esnada arkadaşı Dandelion onu ziyarete geliyor. Onların konuşmalarına bakarak çok eski dost olduklarını söyleyebiliyoruz. Kendi aralarındaki diyalog bitiyor, bölüm bitiyor ve diğer bölüme geçiyoruz ama bu sefer bambaşka bir hikaye okumaya başlıyoruz. İlerledikçe anlıyoruz ki, bu geçmiş bir zaman dilimine ait, Geralt ile Dandelion'ın yolculuk anılarından birini okuyoruz ve sonra diğer bölümde günümüze geri dönüyoruz. Bu geçmişe dönüş sekansları (sekans demek ne kadar doğru bilemiyorum zira kitabın büyük kısmı bunlardan oluşmakta) evreni ve karakterleri tanımak açısından güzel düşünülmüş fakat keşke okuyucuya biraz daha ipucu verilse iyi olurdu diye düşünüyorum. 

 

En son ve aslında en önemli geçmişe dönüş sekansımız ise kitabımıza da ismini veren "Son Dilek" sekansıdır. Bu sekansın konusu ise kahramanımız Geralt'ın tek ve biricik aşkı Yennefer (a.k.a. Yennefer of Vengerberg) hakkında. Eğer oyunlarını oynadıysanız bu ikili arasında ilişki dinamiklerinin biraz farklı olduğunu biliyorsunuzdur :D Oyunlarını oynamadıysanız, okuyarak öğrenmenizi tercih ederim ama size bir ipucu vereyim; Özgürlüğüne inanılmaz düşkün alfa bir adam ile her şeyin kendisine hizmet etmesini isteyen alfa bir kadın hayal edin. Ve bu iki karakter birbirine sırılsıklam aşık olsun... Gerisini siz hayal edin işte :D

 

 

Evet efendim, benim söyleyeceklerim bu kadar. Elimden geldiğince spoiler olmadan genel olarak evren ve kitap hakkında bilgi vermeye çalıştım. 

 

Okuduğunuz için teşekkürler, gününüz güzel geçsin :whistling-onion-head-emoticon:

 

Edit: Kitaptan bir diyaloğu sizlerle paylaşmak isterim, okurken hoşuma gitmişti :)

Spoiler

Ozan bir bacağını eyere atıp lavtasını dizine dayadı ve hüzünlü melodiler tıngırdatmaya başladı; hem çalgısını çalıyor hem de güçlü omuzlarına çapalarını vurmuş, kıkır kıkır gülerek yol kenarında yürüyen etekleri önlüklü kızlara arada sırada el sallıyordu.

    "Geralt" dedi ansızın. "Canavar diye bir şey var yahu! Belki bir zamanlar olduğu gibi çok sayıda değiller, belki ormandaki her ağacın arkasında pusuya yatmamışlardır ama yine de var onlar. Yaşıyorlar. Peki, insanların olmayan canavarları uydurmalarının nedeni nedir? Dahası, uydurdukları şeylere neden inanırlar? Hıh? Rivyalı Geralt, ünlü Witcher? Sen bunun nedenini sormadın mı kendine?"

     "Sordum ünlü şair. Nedenini biliyorum."

     "Merak ettim şimdi."

     "İnsanlar," Geralt başını karşı yöne çevirdi, "canavar ve canavar hikayeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekârlık yaptıklarında, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane'in onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır."

     "Hepsini aklıma yazdım," dedi Dandelion bir an sessiz kaldıktan sonra. "Uygun kafiyeyi bulup balata dönüştüreceğim."

 

Link to post
Share on other sites
Ohayou_Kerem, 13 dakika önce tarihinde yazdı:

Herkese selamlar. Düzenli Bakılan Dutluk'taki çeşitli sohbetlerimizden sonra beni bu incelemeyi yapmaya teşvik eden @pegasusejder'e teşekkürleri sunuyorum. Vakit kaybetmeden incelemeye giriyorum :)

 

Öncelikle, son dönemlerde oldukça meşhur olmasından mütevellit belki "The Witcher" adını duymuşsunuzdur. Özellikle dünyayı kasıp kavuran bilgisayar oyunu The Witcher 3 - Wild Hunt sayesinde ünü inanılmaz bir şekilde yayıldı (şahsen bayılarak oynadığım bir oyundur :D). Oyunun bu kadar popüler olmasının bir getirisi olarak çeşitli firmaların da ilgisini çekmeyi başaran bu evren (evren diyeceğim zira The Witcher'ın da kendine ait fantastik bir evreni var), Netflix'in daha hızlı davranmasının bir sonucu olarak bir dizisi de çekildi. Şahsen fantastik diyarlara hayranlık duyan biri olarak gözümü kararttım ve The Witcher serisinin tüm oyunlarını oynayıp bitirdim, dizisini de izledim ve halihazırda o evren ile alakalı detaylı bilgiye sahibim fakat takdir edersiniz ki bir evren ile ilgili detaylı bilgiye sahip olmanın en iyi yolu, o bilgiyi direk kaynağından yani kitaplarından öğrenmektir. Ben de ne zamandır fırsatını kollayıp okumak istediğim bu kitap serisinin ilk kitabını okudum. Bu yazımda da bu serinin ilk kitabı özelinde konuşacağım. Umarım diğer kitaplarını da yakın zamanda okuyup onların da yazılarını yazabilirim, belki benim gibi bu tarz evrenlerden hoşlanan veya The Witcher oyunlarını seven insanlarla güzel bir sohbet ortamı oluşturabiliriz :D

 

GİRİZGÂH

 

Efendim hikayemiz elflerin, insanların ve cücelerin yaşadığı, her türlü şifalı ve lanetli büyünün veya eşyanın etrafta cirit attığı, vahşi hayvanlar yetmezmiş gibi garkolanlar, kurtadamlar, basiliskler, çatalkuyruklar, ejderanlar, horozbaşlar, golemler, cinler, periler, cadılar, grifinler, sirenler, hortlaklar, impler, hayaletler ve aklınıza gelebilecek her türlü garabet yaratığa ev sahipliği yapan bir dünyada geçmekte. Bu garabet yaratıkların dünyamıza nasıl ve neden geldiğini bilen çok çok az kişi var. Onlar ile başa çıkabilmek ise... çok ayrı maharetler gerektirmekte. Ne elfler, ne cüceler ne de insanların, bu inanılmaz yaratıklar her yerde cirit atarken yaşama şansları pek fazla değil. Umutsuzluğun kol gezdiği bu zamanda fark edilen şey ise yaratıklarla savaşmak için yaratık olmak gerektiği. Böylece zamanın büyük büyücüleri ve fikir önderleri, ailesinden ayrı düşmüş veya zorla koparılmış çocukları etraftan toplayıp bu çocuklar üzerinde çeşitli deneyler yaptılar. Çoğu bu deneylerden sağ çıkamadı fakat sağ çıkanlar ise "witcher" adı verilen insanüstü hıza ve reflekslere sahip mutantlara dönüştüler. Bu insanlar olabilecek en iyi şekilde eğitildiler. Savaş sanatına hakim olan, yaratık külliyatlarını ezberleyen, hangi yaratığın ne tür zayıflıklara sahip olduğunu bilen birer canavar avcıları oldular. Bu kadar girizgahı neden yaptığımın yanıtı ise hikayemizin ana karakteri olan Geralt(a.k.a. Geralt of Rivia)'ın bir witcher olması elbette.

 

Bir Witcher her ortamda kendini belli eder ki kendilerini saklamaya çalıştıkları da pek söylenemez. Atletik yapılıdırlar, kılıçlarını ustalıkla kullanırlar, kendilerini hayatta tutacak veya onları güçlendirecek çeşitli ilaç ve iksir yapımı ve dolayısıyla botanik bilgisine sahiptirler. Tüm vücutları mutasyona uğradığından, insanların kaldıramayacağı iksirleri içerek kendilerini kısa süreliğine daha da güçlü kılabilirler. Karanlıkta görebilirler, koku duyuları gelişmiştir. Tam manası ile birer avcıdırlar. Tüm witcherlar sırtlarında iki adet kılıç taşırlar. Birisi gümüş diğeri ise demirdir. Bazı rivayetlere göre gümüş kılıcı yaratıklar, demiri ise insanlar için taşıdıkları söylenir fakat bu tamamen asılsızdır çünkü witcher düzenin kesin kuralları vardır. Witcherlar insan öldürmez. Yani, mecbur kalmadıkça... Bazı yaratıklar için demir, bazıları için ise gümüş birer zehir etkisi göstermektedir, kılıçların asıl olayı budur. 

 

Şuraya evrenin bir haritasını bırakıyorum;

  İçeriği Görüntüle

62v0ktmwlzx51.jpg

 

Çoğu hikaye evrenlerinden aşina olduğunuz gibi, genelde hikayelerde "iyiler" ve "kötüler" vardır. Genelde iki zıt kutbun birbiri ile çarpıştığını, bunun aslında ezelden beri süren bir savaş olduğu anlatılır fakat The Witcher'da işler hiç de öyle değil. Bu evrende bulunan herkes ama herkes "gri". Burada yaşayan herkes iyi veya kötü değildir. Tek önemli olan şey seçimler ve sonuçlardır. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Birinin size yardım ediyormuş gibi gözüküp ertesi gün çıkarları uğruna sizi satması gayet sıradan bir gündür bu evrende.  Bu yüzden The Witcher evrenini diğer fantastik evrenlere nazaran daha ilgi çekici bulmaktayım. Bir karakteri okumaya başladığınızda bir yerden sonra önemli olan tek şey o karakterin hangi tarafı seçeceğidir. Bu seçim onun kaderini belirler fakat The Witcher'da seçebileceğiniz bir taraf yok. Sürekli seçimler yapmalı ve bunun sonuçlarına katlanmalısınız. 

 

ÖZET

 

Hikayemiz, efsanevi Ak Kurt olarak bilinen meşhur witcher Rivialı Geralt'ın, Temeria Krallığı'nın başkenti Vizima şehrinin kenar mahallesindeki bir hana ayak basması ile başlar. O sıralar Temeria Krallığı'na Kral Foltest hükmetmektedir. Geralt'ın bu şehre gelmesinin tek sebebi burada ödülü yüksek bir kontratın bulunmasıdır. (Witcherlar kontrat ile çalışırlar. Bedavaya veya hayrına canavar öldürmezler. Canavarın başına bir ödül konulur, witcher bu kontratı alır, işini yapar, ödülü alır ve yoluna gider.)

 

Vizima şehrinin haritası;

  İçeriği Görüntüle

2280009704_71c89a7ea0_b.jpg

 

Bu kısımda yazar, Geralt'ın ağzından çeşitli diyaloglar kurarak evren hakkında bize çeşitli bilgiler vermekte. En nihayetinde buradaki işi kabul eder, işini yapar fakat bu onun için bile (efsanevi bir witcher olduğunu söylemiştim) zorlu bir iştir ve ağır şekilde yaralanır. Yaralarını tedavi etmesi için eski dostu Nenneke'nin yanına gider. Kendisi bir tapınak rahibesidir ve Tanrıça Melitele'ye tapar (evrende çeşitli dinler de var elbette). Bu tapınakta yaralarını tazelerken biricik sevgilisi kudretli büyücü Yennefer ise onu aramaktadır. Bu esnada eski dostu, gezgin şair ve ozan Dandelion onu bulur. Burada beraber biraz hasret giderdikten sonra, yaralarını iyice saran Geralt tekrardan yola çıkmak ister fakat Nenneke onu kalması için zorlar zira geleceği görme yetisi olanlar, Geralt hakkında bazı kehanetler görmektedirler ve Geralt'ın geleceği hiç de parlak gözükmüyordur. 

 

KİTAP HAKKINDA

 

Elimden geldiğinde ana hikaye akışını sizlere aktarmaya çalıştım fakat elbette kitap bundan çok daha fazlasını vâad ediyor. Öncelikle kitabın anlatım diline değinmek gerekirse; açıkça çevirmenler gerçekten güzel bir iş çıkarmışlar. Kitabın orijinal dili Lehçe fakat ülkemizde Lehçe çeviri yapabilecek insanların sayısı mâlum olduğundan kitap Almanca'dan çevrilmiş fakat yine de güzel bir iş ortaya çıkmış. Yer yer betimlemeler ile sizi birazcık sıksa da, genel olarak sürükleyici bir kitap olduğunu söylemeliyim (belki de ben sevdiğimden bana öyle gelmiştir :D). 

 

İkinci olarak kitabın anlatım yöntemine değinmek istiyorum zira burada farklı bir yöntem kullanılmış. Yazar kitaptaki ana hikayeyi anlatırken orijinal tabiri ile "flashback"lere başvurmuş (bu kısımdan sonra flashback kelimesini "geçmişe dönüş" olarak kullanacağım). Mesela örnek vermek gerekirse; kahramanımız Geralt'ın bir sürü lakabı var. Bazıları Ak Kurt olarak tanır, bazıları ise Blaviken Kasabı (Butcher of Blaviken). Bir yerde kahramanımıza bu hitapla seslenildiğini görüyoruz, bir kaç satır sonra bölüm bitiyor ve diğer bölüme geçiyoruz ve bu bölümde de Blaviken Kasabı lakabını nasıl aldığını görüyoruz. Yazar bu geçmişe dönüşler esnasında bize hiçbir şey söylemiyor. Yani bir bölümü bitirdikten sonra diğer bölüme geçip bambaşka bir hikaye okumaya başlayıp şaşırabilirsiniz, şaşırmayınız efendim. Ben ilk okuduğumda "acaba sayfa mı eksik?" demiştim :D Sabırla devam ediniz, yazar hikayeler esnasında küçük ipuçları vererek hikayeyi kafanızda toparlamanızı sağlıyor fakat bu kitabın en negatif noktası sanırım. Belirli bir hikaye akışı olmadığından, tüm kitap belirli geçmişe dönüş sekanslarından oluşuyor. Aslında günümüzde geçen asıl kısım, özet kısmında size anlattığım kadardır yani. Ben tüm oyunlarını oynayıp, evrene belli bir derecede hakim olmama rağmen, benim de bazı kısımları birbirine bağlamakta zorlandığım kısımlar oldu. Mesela bir örnek daha vermek gerekirse; Geralt Nenneke'nin tapınağında yaralarını sardığı esnada arkadaşı Dandelion onu ziyarete geliyor. Onların konuşmalarına bakarak çok eski dost olduklarını söyleyebiliyoruz. Kendi aralarındaki diyalog bitiyor, bölüm bitiyor ve diğer bölüme geçiyoruz ama bu sefer bambaşka bir hikaye okumaya başlıyoruz. İlerledikçe anlıyoruz ki, bu geçmiş bir zaman dilime ait, Geralt ile Dandelion'ın yolculuk anılarından birini okuyoruz ve sonra diğer bölümde günümüze geri dönüyoruz. Bu geçmişe dönüş sekansları (sekans demek ne kadar doğru bilemiyorum zira kitabın büyük kısmı bunlardan oluşmakta) evreni ve karakterleri tanımak açısından güzel düşünülmüş fakat keşke okuyucuya biraz daha ipucu verilse iyi olurdu diye düşünüyorum. 

 

En son ve aslında en önemli geçmişe dönüş sekansımız ise kitabımıza da ismini veren "Son Dilek" sekansıdır. Bu sekansın konusu ise kahramanımız Geralt'ın tek ve biricik aşkı Yennefer (a.k.a. Yennefer of Vengerberg) hakkında. Eğer oyunlarını oynadıysanız bu ikili arasında ilişki dinamiklerinin biraz farklı olduğunu biliyorsunuzdur :D Oyunlarını oynamadıysanız, okuyarak öğrenmenizi tercih ederim ama size bir ipucu vereyim; Özgürlüğüne inanılmaz düşkün alfa bir adam ile her şeyin kendisine hizmet etmesini isteyen alfa bir kadın hayal edin. Ve bu iki karakter birbirine sırılsıklam aşık olsun... Gerisini siz hayal edin işte :D

 

 

Evet efendim, benim söyleyeceklerim bu kadar. Elimden geldiğince spoiler olmadan genel olarak evren ve kitap hakkında bilgi vermeye çalıştım. 

 

Okuduğunuz için teşekkürler, gününüz güzel geçsin :whistling-onion-head-emoticon:

 

 

Eline sağlık çok güzel bir inceleme olmuş :good-job-onion-head-emoticon:. Bilgisayar oyununu oynadıktan sonra kitabını okumayı düşünüyordum, ama oyununu uzun süre bilgisayar sistem yetersizliğinden dolayı oynayamayacağım gibi gözüküyor. Bu yüzden hazır gaza gelmişken şu meşhur Witcher kitabını bir okuyayım. :D Pişman olmayacağım gibi duruyor. :yesss-crazy-rabbit-emoticon:

Link to post
Share on other sites
Freesia, 6 saat önce tarihinde yazdı:

 

Eline sağlık çok güzel bir inceleme olmuş :good-job-onion-head-emoticon:. Bilgisayar oyununu oynadıktan sonra kitabını okumayı düşünüyordum, ama oyununu uzun süre bilgisayar sistem yetersizliğinden dolayı oynayamayacağım gibi gözüküyor. Bu yüzden hazır gaza gelmişken şu meşhur Witcher kitabını bir okuyayım. :D Pişman olmayacağım gibi duruyor. :yesss-crazy-rabbit-emoticon:

Çok teşekkürler :) Biraz acemice oldu ama ilkin günahı olmaz derler :D

 

Aslında iyi bir internet bağlantın varsa, geforce now sayesinde oynayabilirsin, ben o şekilde oynayıp bitirmiştim çünkü benim de pc kaldırmıyor xd

 

Eğer bu tarz bir edebiyata ilgin varsa pişman olmazsın bence :)

Link to post
Share on other sites
Ohayou_Kerem, 15 saat önce tarihinde yazdı:

Herkese selamlar. Düzenli Bakılan Dutluk'taki çeşitli sohbetlerimizden sonra beni bu incelemeyi yapmaya teşvik eden @pegasusejder'e teşekkürleri sunuyorum. Vakit kaybetmeden incelemeye giriyorum :)

 

Öncelikle, son dönemlerde oldukça meşhur olmasından mütevellit belki "The Witcher" adını duymuşsunuzdur. Özellikle dünyayı kasıp kavuran bilgisayar oyunu The Witcher 3 - Wild Hunt sayesinde ünü inanılmaz bir şekilde yayıldı (şahsen bayılarak oynadığım bir oyundur :D). Oyunun bu kadar popüler olmasının bir getirisi olarak çeşitli firmaların da ilgisini çekmeyi başaran bu evren (evren diyeceğim zira The Witcher'ın da kendine ait fantastik bir evreni var), Netflix'in daha hızlı davranmasının bir sonucu olarak bir dizisi de çekildi. Şahsen fantastik diyarlara hayranlık duyan biri olarak gözümü kararttım ve The Witcher serisinin tüm oyunlarını oynayıp bitirdim, dizisini de izledim ve halihazırda o evren ile alakalı detaylı bilgiye sahibim fakat takdir edersiniz ki bir evren ile ilgili detaylı bilgiye sahip olmanın en iyi yolu, o bilgiyi direk kaynağından yani kitaplarından öğrenmektir. Ben de ne zamandır fırsatını kollayıp okumak istediğim bu kitap serisinin ilk kitabını okudum. Bu yazımda da bu serinin ilk kitabı özelinde konuşacağım. Umarım diğer kitaplarını da yakın zamanda okuyup onların da yazılarını yazabilirim, belki benim gibi bu tarz evrenlerden hoşlanan veya The Witcher oyunlarını seven insanlarla güzel bir sohbet ortamı oluşturabiliriz :D

 

GİRİZGÂH

 

Efendim hikayemiz elflerin, insanların ve cücelerin yaşadığı, her türlü şifalı ve lanetli büyünün veya eşyanın etrafta cirit attığı, vahşi hayvanlar yetmezmiş gibi garkolanlar, kurtadamlar, basiliskler, çatalkuyruklar, ejderanlar, horozbaşlar, golemler, cinler, periler, cadılar, grifinler, sirenler, hortlaklar, impler, hayaletler ve aklınıza gelebilecek her türlü garabet yaratığa ev sahipliği yapan bir dünyada geçmekte. Bu garabet yaratıkların dünyamıza nasıl ve neden geldiğini bilen çok çok az kişi var. Onlar ile başa çıkabilmek ise... çok ayrı maharetler gerektirmekte. Ne elfler, ne cüceler ne de insanların, bu inanılmaz yaratıklar her yerde cirit atarken yaşama şansları pek fazla değil. Umutsuzluğun kol gezdiği bu zamanda fark edilen şey ise yaratıklarla savaşmak için yaratık olmak gerektiği. Böylece zamanın büyük büyücüleri ve fikir önderleri, ailesinden ayrı düşmüş veya zorla koparılmış çocukları etraftan toplayıp bu çocuklar üzerinde çeşitli deneyler yaptılar. Çoğu bu deneylerden sağ çıkamadı fakat sağ çıkanlar ise "witcher" adı verilen insanüstü hıza ve reflekslere sahip mutantlara dönüştüler. Bu insanlar olabilecek en iyi şekilde eğitildiler. Savaş sanatına hakim olan, yaratık külliyatlarını ezberleyen, hangi yaratığın ne tür zayıflıklara sahip olduğunu bilen birer canavar avcıları oldular. Bu kadar girizgahı neden yaptığımın yanıtı ise hikayemizin ana karakteri olan Geralt(a.k.a. Geralt of Rivia)'ın bir witcher olması elbette.

 

Bir Witcher her ortamda kendini belli eder ki kendilerini saklamaya çalıştıkları da pek söylenemez. Atletik yapılıdırlar, kılıçlarını ustalıkla kullanırlar, kendilerini hayatta tutacak veya onları güçlendirecek çeşitli ilaç ve iksir yapımı ve dolayısıyla botanik bilgisine sahiptirler. Tüm vücutları mutasyona uğradığından, insanların kaldıramayacağı iksirleri içerek kendilerini kısa süreliğine daha da güçlü kılabilirler. Karanlıkta görebilirler, koku duyuları gelişmiştir. Tam manası ile birer avcıdırlar. Tüm witcherlar sırtlarında iki adet kılıç taşırlar. Birisi gümüş diğeri ise demirdir. Bazı rivayetlere göre gümüş kılıcı yaratıklar, demiri ise insanlar için taşıdıkları söylenir fakat bu tamamen asılsızdır çünkü witcher düzenin kesin kuralları vardır. Witcherlar insan öldürmez. Yani, mecbur kalmadıkça... Bazı yaratıklar için demir, bazıları için ise gümüş birer zehir etkisi göstermektedir, kılıçların asıl olayı budur. 

 

Şuraya evrenin bir haritasını bırakıyorum;

  İçeriği Görüntüle

62v0ktmwlzx51.jpg

 

Çoğu hikaye evrenlerinden aşina olduğunuz gibi, genelde hikayelerde "iyiler" ve "kötüler" vardır. Genelde iki zıt kutbun birbiri ile çarpıştığını, bunun aslında ezelden beri süren bir savaş olduğu anlatılır fakat The Witcher'da işler hiç de öyle değil. Bu evrende bulunan herkes ama herkes "gri". Burada yaşayan herkes iyi veya kötü değildir. Tek önemli olan şey seçimler ve sonuçlardır. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Birinin size yardım ediyormuş gibi gözüküp ertesi gün çıkarları uğruna sizi satması gayet sıradan bir gündür bu evrende.  Bu yüzden The Witcher evrenini diğer fantastik evrenlere nazaran daha ilgi çekici bulmaktayım. Bir karakteri okumaya başladığınızda bir yerden sonra önemli olan tek şey o karakterin hangi tarafı seçeceğidir. Bu seçim onun kaderini belirler fakat The Witcher'da seçebileceğiniz bir taraf yok. Sürekli seçimler yapmalı ve bunun sonuçlarına katlanmalısınız. 

 

ÖZET

 

Hikayemiz, efsanevi Ak Kurt olarak bilinen meşhur witcher Rivialı Geralt'ın, Temeria Krallığı'nın başkenti Vizima şehrinin kenar mahallesindeki bir hana ayak basması ile başlar. O sıralar Temeria Krallığı'na Kral Foltest hükmetmektedir. Geralt'ın bu şehre gelmesinin tek sebebi burada ödülü yüksek bir kontratın bulunmasıdır. (Witcherlar kontrat ile çalışırlar. Bedavaya veya hayrına canavar öldürmezler. Canavarın başına bir ödül konulur, witcher bu kontratı alır, işini yapar, ödülü alır ve yoluna gider.)

 

Vizima şehrinin haritası;

  İçeriği Görüntüle

2280009704_71c89a7ea0_b.jpg

 

Bu kısımda yazar, Geralt'ın ağzından çeşitli diyaloglar kurarak evren hakkında bize çeşitli bilgiler vermekte. En nihayetinde buradaki işi kabul eder, işini yapar fakat bu onun için bile (efsanevi bir witcher olduğunu söylemiştim) zorlu bir iştir ve ağır şekilde yaralanır. Yaralarını tedavi etmesi için eski dostu Nenneke'nin yanına gider. Kendisi bir tapınak rahibesidir ve Tanrıça Melitele'ye tapar (evrende çeşitli dinler de var elbette). Bu tapınakta yaralarını tazelerken biricik sevgilisi kudretli büyücü Yennefer ise onu aramaktadır. Bu esnada eski dostu, gezgin şair ve ozan Dandelion onu bulur. Burada beraber biraz hasret giderdikten sonra, yaralarını iyice saran Geralt tekrardan yola çıkmak ister fakat Nenneke onu kalması için zorlar zira geleceği görme yetisi olanlar, Geralt hakkında bazı kehanetler görmektedirler ve Geralt'ın geleceği hiç de parlak gözükmüyordur. 

 

KİTAP HAKKINDA

 

Elimden geldiğinde ana hikaye akışını sizlere aktarmaya çalıştım fakat elbette kitap bundan çok daha fazlasını vâad ediyor. Öncelikle kitabın anlatım diline değinmek gerekirse; açıkça çevirmenler gerçekten güzel bir iş çıkarmışlar. Kitabın orijinal dili Lehçe fakat ülkemizde Lehçe çeviri yapabilecek insanların sayısı mâlum olduğundan kitap Almanca'dan çevrilmiş fakat yine de güzel bir iş ortaya çıkmış. Yer yer betimlemeler ile sizi birazcık sıksa da, genel olarak sürükleyici bir kitap olduğunu söylemeliyim (belki de ben sevdiğimden bana öyle gelmiştir :D). 

 

İkinci olarak kitabın anlatım yöntemine değinmek istiyorum zira burada farklı bir yöntem kullanılmış. Yazar kitaptaki ana hikayeyi anlatırken orijinal tabiri ile "flashback"lere başvurmuş (bu kısımdan sonra flashback kelimesini "geçmişe dönüş" olarak kullanacağım). Mesela örnek vermek gerekirse; kahramanımız Geralt'ın bir sürü lakabı var. Bazıları Ak Kurt olarak tanır, bazıları ise Blaviken Kasabı (Butcher of Blaviken). Bir yerde kahramanımıza bu hitapla seslenildiğini görüyoruz, bir kaç satır sonra bölüm bitiyor ve diğer bölüme geçiyoruz ve bu bölümde de Blaviken Kasabı lakabını nasıl aldığını görüyoruz. Yazar bu geçmişe dönüşler esnasında bize hiçbir şey söylemiyor. Yani bir bölümü bitirdikten sonra diğer bölüme geçip bambaşka bir hikaye okumaya başlayıp şaşırabilirsiniz, şaşırmayınız efendim. Ben ilk okuduğumda "acaba sayfa mı eksik?" demiştim :D Sabırla devam ediniz, yazar hikayeler esnasında küçük ipuçları vererek hikayeyi kafanızda toparlamanızı sağlıyor fakat bu kitabın en negatif noktası sanırım. Belirli bir hikaye akışı olmadığından, tüm kitap belirli geçmişe dönüş sekanslarından oluşuyor. Aslında günümüzde geçen asıl kısım, özet kısmında size anlattığım kadardır yani. Ben tüm oyunlarını oynayıp, evrene belli bir derecede hakim olmama rağmen, benim de bazı kısımları birbirine bağlamakta zorlandığım kısımlar oldu. Mesela bir örnek daha vermek gerekirse; Geralt Nenneke'nin tapınağında yaralarını sardığı esnada arkadaşı Dandelion onu ziyarete geliyor. Onların konuşmalarına bakarak çok eski dost olduklarını söyleyebiliyoruz. Kendi aralarındaki diyalog bitiyor, bölüm bitiyor ve diğer bölüme geçiyoruz ama bu sefer bambaşka bir hikaye okumaya başlıyoruz. İlerledikçe anlıyoruz ki, bu geçmiş bir zaman dilime ait, Geralt ile Dandelion'ın yolculuk anılarından birini okuyoruz ve sonra diğer bölümde günümüze geri dönüyoruz. Bu geçmişe dönüş sekansları (sekans demek ne kadar doğru bilemiyorum zira kitabın büyük kısmı bunlardan oluşmakta) evreni ve karakterleri tanımak açısından güzel düşünülmüş fakat keşke okuyucuya biraz daha ipucu verilse iyi olurdu diye düşünüyorum. 

 

En son ve aslında en önemli geçmişe dönüş sekansımız ise kitabımıza da ismini veren "Son Dilek" sekansıdır. Bu sekansın konusu ise kahramanımız Geralt'ın tek ve biricik aşkı Yennefer (a.k.a. Yennefer of Vengerberg) hakkında. Eğer oyunlarını oynadıysanız bu ikili arasında ilişki dinamiklerinin biraz farklı olduğunu biliyorsunuzdur :D Oyunlarını oynamadıysanız, okuyarak öğrenmenizi tercih ederim ama size bir ipucu vereyim; Özgürlüğüne inanılmaz düşkün alfa bir adam ile her şeyin kendisine hizmet etmesini isteyen alfa bir kadın hayal edin. Ve bu iki karakter birbirine sırılsıklam aşık olsun... Gerisini siz hayal edin işte :D

 

 

Evet efendim, benim söyleyeceklerim bu kadar. Elimden geldiğince spoiler olmadan genel olarak evren ve kitap hakkında bilgi vermeye çalıştım. 

 

Okuduğunuz için teşekkürler, gününüz güzel geçsin :whistling-onion-head-emoticon:

 

Edit: Kitaptan bir diyaloğu sizlerel paylaşmak isterim, okurken hoşuma gitmişti :)

  İçeriği Gizle

Ozan bir bacağını eyere atıp lavtasını dizine dayadı ve hüzünlü melodiler tıngırdatmaya başladı; hem çalgısı çalıyor hem de güçlü omuzlarına çapalarını vurmuş, kıkır kıkır gülerek yol kenarında yürüyen etekleri önlüklü kızlara arada sırada el sallıyordu.

    "Geralt" dedi ansızın. "Canavar diye bir şey var yahu! Belki bir zamanlar olduğu gibi çok sayıda değiller, belki ormandaki her ağacın arkasında pusuya yatmamışlardır ama yine de var onlar. Yaşıyorlar. Peki, insanların olmayan canavarları uydurmalarının nedeni nedir? Dahası, uydurdukları şeylere neden inanırlar? Hıh? Rivyalı Geralt, ünlü Witcher? Sen bunun nedenini sormadın mı kendine?"

     "Sordum ünlü şair. Nedenini biliyorum."

     "Merak ettim şimdi."

     "İnsanlar," Geralt başını karşı yöne çevirdi, "canavar ve canavar hikayeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekârlık yaptıklarında, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane'in onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır."

     "Hepsini aklıma yazdım," dedi Dandelion bir an sessiz kaldıktan sonra. "Uygun kafiyeyi bulup balata dönüştüreceğim."

 

Oyununu zevkle oynadığım bir seridir, mmorpg tarzında gerçekten başarılı bir oyundur. :) Oyununu oynarken saatlerce başında durmuşumdur herhalde ve hikayesini bayağı takip etmiştim. Dizisini çıkınca da kaçırmayıp izledim ama malum diziye çevrilip iyi olan bir şey yok pek. :D Oyunda bahsettiğin gibi bir çok tercihler bulunuyordu ve bu tercihler sonucunda oyunun gidişatı değişiyordu. Bazen bu tercihler ufak tefek şeyler olurken bazıları ülkeleri etkiliyordu. En sonda da senin sevdiğin insanlara kadar etki ediyordu. Ah ah ne güzel oyundu... :D 

 

Anlatımın gayet iyi olmuş tebrik ederim. :) O bir anda geçmişe gitme bir anda normale dönme olayları benim de sinirimi bozuyor, hani neydik ne olduk demeye kalmadan geçmişte olduğunu anlıyorsun, sonra bir bakmışsın normal zamandasın, zaman algın şaşıyor artık. :D 

 

Kitapta ki parça içinde denilebilecek bir şey yok, sonuna kadar haklı adam. :D 

Link to post
Share on other sites
pegasusejder, 1 saat önce tarihinde yazdı:

Oyununu zevkle oynadığım bir seridir, mmorpg tarzında gerçekten başarılı bir oyundur. :) Oyununu oynarken saatlerce başında durmuşumdur herhalde ve hikayesini bayağı takip etmiştim. Dizisini çıkınca da kaçırmayıp izledim ama malum diziye çevrilip iyi olan bir şey yok pek. :D Oyunda bahsettiğin gibi bir çok tercihler bulunuyordu ve bu tercihler sonucunda oyunun gidişatı değişiyordu. Bazen bu tercihler ufak tefek şeyler olurken bazıları ülkeleri etkiliyordu. En sonda da senin sevdiğin insanlara kadar etki ediyordu. Ah ah ne güzel oyundu... :D 

 

Anlatımın gayet iyi olmuş tebrik ederim. :) O bir anda geçmişe gitme bir anda normale dönme olayları benim de sinirimi bozuyor, hani neydik ne olduk demeye kalmadan geçmişte olduğunu anlıyorsun, sonra bir bakmışsın normal zamandasın, zaman algın şaşıyor artık. :D 

 

Kitapta ki parça içinde denilebilecek bir şey yok, sonuna kadar haklı adam. :D 

Şu aralar dayanamayıp tekrardan başladım oyununa :D Geçen sefer DLC'leri tam oynamamıştım şimdi onları tamamen hatim edeceğim :D Gerçekten çok zevkli oyundu. Hele bazı sahneler var ki... Hiç unutamıyorum onları. İlk oynayışımda bana kötü son gelmişti, o kadar üzülmüştüm ki bir süre oyun oynayamamıştım :D

 

Teşekkür ederim, elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Bir de her gelişimde tekrar tekrar okuyunca birkaç yazım hatam olduğunu fark ettim arada girip onları da düzeltiyorum sürekli :D Evet aynen öyle. Yani bari bir ipucu ver çat diye kendimizi bambaşka bir yerde buluyoruz. Diyorum ya bu Geralt az önce buradaydı ne ara buraya geldi? :D Kitabın sadece son kısmında böyle bir ipucu var yalnız. 

 

Geralt ve Nenneke beraber sohbet ettikleri bir esnada Nenneke Geralt'a Yennefer ile nasıl tanıştınız diye soruyor. Geralt ise bu uzun bir hikaye, yemek yerken sana anlatayım diyor ve Yennefer ile Geralt'ın nasıl tanıştıklarını anlatan bölüme geçiyoruz. Kitapta sadece bu kısım güzel yedirilmişti, diğer zaman atlamaları çok aniydi cidden.

 

Geralt'ın sözleri iyi cidden, ağzı laf yapıyor :D Bir de "kötü ile daha kötü arasında bir tercih yapacaksam, tercih etmemeyi yeğlerim" sözünü severim.

Link to post
Share on other sites
Ohayou_Kerem, 1 saat önce tarihinde yazdı:

Şu aralar dayanamayıp tekrardan başladım oyununa :D Geçen sefer DLC'leri tam oynamamıştım şimdi onları tamamen hatim edeceğim :D Gerçekten çok zevkli oyundu. Hele bazı sahneler var ki... Hiç unutamıyorum onları. İlk oynayışımda bana kötü son gelmişti, o kadar üzülmüştüm ki bir süre oyun oynayamamıştım :D

 

Teşekkür ederim, elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Bir de her gelişimde tekrar tekrar okuyunca birkaç yazım hatam olduğunu fark ettim arada girip onları da düzeltiyorum sürekli :D Evet aynen öyle. Yani bari bir ipucu ver çat diye kendimizi bambaşka bir yerde buluyoruz. Diyorum ya bu Geralt az önce buradaydı ne ara buraya geldi? :D Kitabın sadece son kısmında böyle bir ipucu var yalnız. 

 

Geralt ve Nenneke beraber sohbet ettikleri bir esnada Nenneke Geralt'a Yennefer ile nasıl tanıştınız diye soruyor. Geralt ise bu uzun bir hikaye, yemek yerken sana anlatayım diyor ve Yennefer ile Geralt'ın nasıl tanıştıklarını anlatan bölüme geçiyoruz. Kitapta sadece bu kısım güzel yedirilmişti, diğer zaman atlamaları çok aniydi cidden.

 

Geralt'ın sözleri iyi cidden, ağzı laf yapıyor :D Bir de "kötü ile daha kötü arasında bir tercih yapacaksam, tercih etmemeyi yeğlerim" sözünü severim.

Haha benim dayanamayıp tekrardan başladığım genelde Skyrim oluyor. :D Oh oh maşallah sana keyifli oyunlar. :D Ben şu kart oyununu da seviyordum arada girip oynardım. :D Ben ilkinde yarı güzel bir son kazandım diyeyim. :D 

Spoiler

Yanlış hatırlamıyorsam ustam öldüydü ama kızı kurtartmıştım. :') 

 

Haha iyi yapmışsın. :D Sanırım dizisinde de böyle bir problem vardı, bir anda geçmişte bir anda normal zamanda fala oluyordu. 

 

Hee en azından orayı kurtarmış. :D 

 

Geralt adamdır cidden. :D 

Link to post
Share on other sites
pegasusejder, 1 saat önce tarihinde yazdı:

Haha benim dayanamayıp tekrardan başladığım genelde Skyrim oluyor. :D Oh oh maşallah sana keyifli oyunlar. :D Ben şu kart oyununu da seviyordum arada girip oynardım. :D Ben ilkinde yarı güzel bir son kazandım diyeyim. :D 

  İçeriği Görüntüle

Yanlış hatırlamıyorsam ustam öldüydü ama kızı kurtartmıştım. :') 

 

Haha iyi yapmışsın. :D Sanırım dizisinde de böyle bir problem vardı, bir anda geçmişte bir anda normal zamanda fala oluyordu. 

 

Hee en azından orayı kurtarmış. :D 

 

Geralt adamdır cidden. :D 

Hiç Skyrim oynamadım desem :homelessonionplz: Nedense hiç fırsat olmadı, sadece arkadaşlarımın "FUS RO DAH" diye bağırdığını biliyorum :D 

 

Evet ya Gwent gerçekten başlı başlına bir oyun. Ben bir noktada ana hikayeyi felan bırakmış Gwent oynuyordum haritada dolanıp :D

 

Benim son da ikisi de gitti :gitti :(

Herhalde diziyi de orijinale yakın yapmak istediler bilemiyorum. Dizi ile ilgili beğendiğim tek şey Geralt'ı oynayan aktör :D İlk başta "ya bu yapamaz" felan demiştim ama iyi kotardı bence :D

Link to post
Share on other sites
Ohayou_Kerem, 3 saat önce tarihinde yazdı:

Hiç Skyrim oynamadım desem :homelessonionplz: Nedense hiç fırsat olmadı, sadece arkadaşlarımın "FUS RO DAH" diye bağırdığını biliyorum :D 

 

Evet ya Gwent gerçekten başlı başlına bir oyun. Ben bir noktada ana hikayeyi felan bırakmış Gwent oynuyordum haritada dolanıp :D

 

Benim son da ikisi de gitti :gitti :(

Herhalde diziyi de orijinale yakın yapmak istediler bilemiyorum. Dizi ile ilgili beğendiğim tek şey Geralt'ı oynayan aktör :D İlk başta "ya bu yapamaz" felan demiştim ama iyi kotardı bence :D

Koş oyna. :D Cidden güzeldir. :) Hahaha evet insanın öyle bağırası geliyor. :D 

 

Benim bir ülkede sağlam bir destem vardı, artık yenilmezdim. :D 

 

Haha geçmiş olsun. :D 

 

Evet gene iyi oynadı rolünü.

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.