Jump to content
Türk Anime TV Forum

Arama yap

'Doğaüstü' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Etiketler, virgülle ayrılır
  • Yazara Göre Ara

İçerik türü


Kategoriler

  • Duyuru & Kurallar
    • Forum Kuralları & Yardım
    • İstek, Şikayet ve Öneri
    • Tanışın Kaynaşın
    • Türk Anime TV Etkinlikleri
    • E-dergi
  • Türk Anime Çeviri Ekibi (TAÇE)
    • Tamamlanan Projelerimiz
    • Devam Eden Projelerimiz
    • Gelecek Projelerimiz
    • Askıya Alınanlar
    • TAÇE Duyuruları
    • Üye Çevirileri
  • Anime GENEL
    • Anime Genel
    • Anime Geyik
    • Animeler & Karakter Anketleri
    • Anime Tanıtım ve İncelemeleri
    • Anime Serileri Bölüm Tartışma Alanı
  • Manga GENEL
    • Manga Genel
    • Manga Geyik
    • Manga Tanıtım ve İncelemeleri
  • Fansub Takımları
    • Fansub Yapımı
    • Türk Fansub Takımları
    • Yabancı Fansub&Scanlation Takımları
    • Türk Manga/Scanlation Takımları
    • Üye Site Tanıtımları
  • Anime Manga Live-Action Download
    • RAW Download
    • Live Action Download
    • Anime Download
    • Anime Muzik Dünyası
    • Anime Resimleri - Avatarlar
  • Fan Kulübü
    • Fan Art
    • Fan Fiction
    • FanClubs
    • Cosplay
    • Doujinshi
    • Organizasyonlar
  • Japonya
    • Japonya ve Japonca
    • Japon Kültürü ve Sanatı
    • J-Drama - J-Sinema - Live Action ve Müzikal
    • Japon Müziği
  • Program Deposu
    • Video Programları
    • Alt Yazı Programları
    • Diğer Programlar
  • Konu Dışı
    • Grafik Tasarım
    • Müzik - Sinema - Tv - Kitap
    • Sohbet - Konu Dışı
    • Kutlamalar-Belirli Gün Ve Haftalar
    • Bilim - Teknoloji - İnternet
    • Oyun Köşesi
    • Soru - Cevap
  • Roronoa Zoro's Roronoa Zoro Kimdir?

Günlükler

Sonuç yok

Sonuç yok


Sonuçlar içinde bul...

Sonuçlarda bul...


Oluşturulma tarihi

  • Start

    End


Son yazılan

  • Start

    End


Filter by number of...

Üyelik tarihi

  • Start

    End


Grup


Hakkımda


Outlook


Web Sitesi


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Konum


İlgi Alanları


IPB Sürüm

5 sonuç bulundu

  1. Konu: 16 Yaşında bir 10. Sınıf öğrencisi olan Kıtamura Ken aynı sınıfta olan Tadakoro Kyoko adlı kıza aşıktır ve bunu hala ona söyleyememiştir.Bugün yapılacak olan okul gezisini ona açılma fırsatı olarak kullanmayı düşünmektedir. Ama okul gezisinde başlarına geleceklerden habersizlerdir.Bu olay Ken'i tamamen değiştirecektir. ŞU ANLIK KARAKTERLER: Ana Karakter: Kıtamura Ken Tadokoro Kyoko Sawamura Aoki Yan Karakterler: Ryohei(Bloodshed Patronu) - Erkek Kido(FREEDOM Patronu) - Erkek Yoshino Yayoi - Bayan Hiromitsu Naoto - Erkek Hidekata Ayumu - Erkek Hanaye Au - Bayan Julie Ukumi - Bayan Arata Itsuki - Erkek Yoshiaki Zen - Erkek Tomiko Anzu - Bayan Chokichi Hajime - Erkek Mikazuki Saika - Bayan Yasuhiko Zentaro - Erkek Isao Fugiki 1.Bölüm Ken kahvaltısını yapıp evden çıkti ve yolda giderken Aoki ile karşılaştı. Aoki Ken’in en yakın arkadaşlarından biridir. Aoki: Günaydın,bugün okul gezisi günü sonunda geldi be Kyoko’ya açılacaksın değil mi Ken: Günaydın ,evet sonunda gelebildi,açılmayı düşünüyorum ama tam karar veremedim kabul etmezse şimdiki olan yakınlığımızı kaybedeceğiz. Aoki: Merak etme, Kyoko kabul edecektir bundan eminim. Hadi Gidelim Okula vardıklarında okul gezisi için otobüsler hazırlanmıştı ve yola çıkmaya hazırlardı. Yola çıktılar. Yoldayken garip garip patlamalar oluyordu ama endişe edilecek kadar büyük değillerdi. Ken’in içine bir korku düştü.” Ya Kyoko teklifimi kabul etmezse korkusuydu bu” eğer Kyoko teklifini reddederse Ken hayatındaki en değer verdiği insanı kaybedecekti. Olumsuz düşünmeyi bırakıp okul gezisini düşünmeye başladı. Okul gezisinde kalacakları otele vardılar. Odalar ve kalacakları çiftler önceden belirlenmişti erkekler,erkeklerle,kızlar,kızlarla kalacaktı. Ken’in oda arkadaşı ise Aoki’ydi. Eşyalarını yerleştirirken Ken’e birşeyler söyledi. Aoki: Nasıl bir teklifte bulunacaksın? Çok sade olmamasına dikkat et Ken: Nasıl olup olmadığı önemli değil benim teklifimi kabul etmesi yeter Aoki: Kızlar şaşalı tekliflerden hoşlanır şaşalı bir şekilde etsen güzel olur aslında Ken: Onu otelin merdivenlerine çağırıp orada teklif etmeyi düşünüyorum sade olabilir ama aklıma gelen tek şey bu Aoki: Böyle olacağı belliydi. 10.Sınıfların en zeki öğrencisinin aklına derslerden başka birşey gelmez. Teklif yapmayı nereden bilsin.Neyse sana bir kaç birşey önerebilirim. Ken: (sert bir ses tonuyla) İşime karışma AOKİ ! Aoki: ( yumuşak bir ses tonuyla gülerek ) Tamam tamam sakin ol Eşyalarını yerleştirip üstlerini değiştirdikten sonra yemeğin yenileceği kata indiler. Yemekten sonra Ken Kyoko’yu otelin 3. katındaki merdivenlerine çağırdı.Kyoko Ken’den birazcık daha erken geldi. Birden o katta bir patlama yaşandı. Patlamanın sebebi Ülkenin en büyük mafya çetelerinden olan FREEDOM VE BLOODSHED Liderlerinin dövüşüydü. Dövüşleri bu otele kadar sıçramıştı. Kyoko savaşlarının ortasında kaldı. Polis otelin içindeki tüm öğrencileri tahliye ediyordu Aoki ve Ken de tahliyelilerin arasındaydı. Ken ve Aoki Kyoko’nun tahliye edilen öğrenciler arasında bulamadılar ve etrafta aramaya başladılar.Bir süre sonra tekrar bir araya geldiler Ken: Hiçbir yerde yok bulamadım lanet olsun. Aoki: Bende bulamadım ama merak etme polis onu da tahliye etmiştir endişelenme Ken: Umarım öyledir Bir süre sonra polis içeriye tahliye olamayan varmı diye kontrol etmeye girdi herkes tahliye olmuş gibi görünüyordu. Polis telsizinden bildirimler geldi: 1.Polis grubu:Burası temiz 2.Polis grubu:Burasıda temiz 3.Polis Grubu: Burasıda temiz Amirim Amir:Anlıyorum çok şükür herkes tahliye olmuş Aniden… 4.Polis grubu: Amirim FREEDOM Lideri Kido Burada Bir Kızı Öldürmüş ve şimdi gidiyor !! Amir: Ne ? Durdurun onu çabuk olun !! 4.Polis Grubu: Malesef bir kızı öldürmüş elimizden kaçırdık !! Amir: Lanet olsun. Kızın adı ne ? ! 4. Polis Grubu: Ölen kızın adı TADOKORO KYOKO ! Ken: (ağlamaklı bir ses tonuyla) Ne ? Ken anne ve babasının ölümünden sonra onu yeniden hayata bağlayan insan olan Tadakoro Kyoko’yu da kaybederek umutsuzluğa kapılmıştı. Artık eski Ken’den bir eser yoktu. 2. Bölüm Kyoko’nun öldüğünü öğrendikten sonra Ken hayatla bağlarını koparmıştı. Hayatta tek değer verdiği varlığını kaybeden Ken’i bekleyen tek şey umutsuzluktu.Ken artık neden yaşadağına bile anlam veremiyordu Kyoko’nun kendisi yüzünden öldüğünü düşünüyordu.Ken’in tek düşündüğü şey Kyoko’nun olmadığı bir dünyada kendisinin de olmaması gerektiğiydi.Bu düşünceler arasında kaybolup giderken kapı sanki Ken’in hüznünü betimlercesine çaldı. Gelen Aoki’ydi. Aoki: Selam.Müsaitmisin girebilirmiyim? Ken: Geç Aoki: Direk konuya gireceğim ne yapmayı planlıyorsun? Amacın nedir? Kyoko’nun intikamını almadan böyle oturarak ölmeyimi bekleyeceksin? Sen böyle birimisin ? Ken:( :(((((ğırarak ağlarcasına) Ne intikamı Kyoko benim yüzümden öldü, eğer o gün onu o merdivenlere çağırmasaydım bunlar başına gelmeyecekti ve hala yaşıyor olacaktı hepsi benim hatam. Yaşamayı haketmiyorum. Hıh zaten hiçbir zaman haketmemiştim . Aoki senden en iyi arkadaşın olarak bir istekte buluncağım. BENİ ÖLDÜR ! Aoki: Neler saçmalıyorsun sen Ken. Kyoko’yu FREEDOM’un pislik patronu öldürdü senin hiç bir suçun yok. Tek yapmamız gereken Kyoko’nun intikamını almak başka birşeyde değil eğer Kyoko’nun intikamını aldıktan sonra tekrar seni öldürmemi istersen.En iyi arkadaşın olarak seni öldüreceğim sana söz veriyorum. Ama şimdi ölemezsin şuan tek yapman gereken Kyoko’nun intikamını almak. Ken: (Doğrulur,Şeytani bakışıyla ve tüyler ürpertici bir ses tonuyla) Planını anlat Aoki o herifleri geberteceğim Aoki: İşte benim tanıdığım Ken budur. Planım onları içlerinden yok edip geberteceğiz. Ken: O nasıl olacak Aoki: Orasını ben halledeceğim. Babam polis olduğundan istihbaratım kuvvetli. Babamın dediğine göre yerlerini bildikleri halde oraya adımlarını atmaya korkuyorlarmış. Nedeni henüz bilinmiyor ama baskına tenezzül bile edilmiyormuş. Biz o yere gideceğiz ve onlara katılmak için geldiğimizi söyleyeceğiz. Ken: Bizi almaları için ne yapacağız bizi oraya sokmazlar. Aoki: FREEDOM mafyası güçlü olanları her zaman kabul eder ne tür insan olursa olsunlar böyle bilinirler. Senin gücünü çok iyi biliyorum Ken sende benim gücümü biliyorsun. Oraya giremememiz için hiç bir sebebimiz yok. Onlara katılıp içlerinden yok edip köklerini kurutacağız. Ken: Neredeler? Aoki: Tokyo 22. bölge Yer altı tapınağı. Ken: Gidelim Ken ve Aoki küçüklüklerinden beri Kılıç kullanma konusunda eğitim görmüşlerdi. Ve artık kılıç kullanmakta usta olmuşlardı. Kyoko’nun ölümü bir kılıcın kalbine saplanmasından daha beter bir acı vermişti kalbine. Ve artık hiç bir şey kıramazdı Ken’in Soğuk Kalbini. FREEDOM’un kaldığı üyelerin yerine gelmişlerdi. Tam yer altına inecekken onları 2 kişi karşıladı. İçlerinden biri “Siz 2 delikanlı ne yapıyorsunuz burada hadi evinize buraya girmenize izin yok” dedi Aoki: Biz FREEDOM a katılmak için buraya geldik. ne yapmamız gerekiyor. “FREEDOMA Katılmakmı sizmi şakamı yapıyorsunuz yoksa gerçekten delirdiniz mi eğer 2 dakika içinde buradan gitmezseniz pişman olursunuz. Ken: (korkunç bir ses tonuyla) FREEDOM’a girmek için siz 2 nizi öldürmem gerekiyorsa bunu zevkle yaparım. FREEDOM Üyelerini sanki üstlerine bir şeytanın eli deymiş gibi bir korku salmıştı. Kıllarını bile kıpırdatsalar ölecekleri hissi tüm vücutlarını kapladı. Tam ken saldıracakken ağaçların arasından biri çıkıp. “ Neden bu genç delikanlıları denemek için içeri kabul etmiyoruz size de uyar değil mi ? Ken: Başları sen misin ? Kız: Sana bunu düşündüren nedir ? Ken: Güçlüsün diyip saldırır. Julie Ken’in saldırısını kendi kılıcıyla durdurur ve bir anda Ken’in arkasına geçer. Kılıcını saplayacakken Ken o saldırıdan rahatça sıyrılır. Ken tekrardan saldıracakken Aoki Ken’e durmasını söyler. Ken: ( kızgın bir ses tonuyla ) Durmam için bir sebep söyle Aoki Aoki: Şuan savaştığın kişi FREEDOM Mafyasının en güçlü 10 üyesinden biri olan Julie Ukumi.Bence bu kadar dövüşmeniz yeterdi değilmi Julie-san Julie: (Gülerek) Uzun zamandır dövüşmemiştim bu iyi geldi Delikanlı. FREEDOM’a katılmak isteme sebebinizi öğrenebilir miyim ? Ken ve Aoki aynı anda… “İNTİKAM” Julie: Güzel bir sebebiniz var peki neden ve kimden intikam almak istiyorsunuz. İntikam dediğiniz şey ağzınızda oyuncak olacak türden bir kelime değil bunu iyi bilmelisiniz. Ken daha fazla konuşmak istemedi ve Aoki devam etti.”bir mafya patronundan intikam almak istiyoruz sevdiğimiz bir arkadaşımızın katili oldu bu yüzden güç arıyoruz ve sizin bize güç bahşedebilecek bir mafya çetesi olduğunuzu biliyoruz bu yüzden buraya geldik.Bizi kabul edecek misiniz ?. Julie: Pekala. Sizi sevdim güçlü ve akıllısınız ancak mafyamız ihaneti hiç sevmez. Eğer bize ihanet edecek olursanız… BİZ SİZİ ÖLDÜRMEDEN GİDİN VE KAFANIZA SIKIN (JULİE TÜYLER ÜRPERTİCİ BİR KONUŞMAYLA KEN VE AOKİYİ ÇETEYE ALDI GELECEK BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE) 3.Bölüm Julie, Ken ve Aoki yi güçlerini test edip kabul ederek çeteye kabul etti.FREEDOM’un gerçek yüzü Ken ve Aoki çeteye katıldıktan sonra belli olacaktı.Julie,Ken ve Aoki tapınağa adımını attıkları anda yayılan o iğrenç kan kokusunu aldılar. Aşağıya doğru indiklerinde onları 2 kişi karşıladı. Bunlar Julie’nin sağ ve sol kollarıydı. Sağ kolu, İri yarı, yapılı vucudu ve korkunç yüzü ve bakışlarıyla İsao Fugiki, Sol kolu,Uzun boylu uzun saçlı sevecen bir tavrı olan Yasuhiko Zentaro. Julie içeri girdiğinde yanlarında belirerek konuşmaya başlarlar. Fugiki: Yanınızdaki 2 kişi yeni üyeler mi Julie-sama Julie: Evet bugun aramıza yeni katıldılar Zentaro: Sizin pek yeni üye kabul ettiğiniz görülmez Julie-sama nedir bunun sebebi ? Julie: (Gülecen bir tavırla) Güçlüler. Fugiki: Güçlüler demek. Zaten sizin ilginizi çekebildiklerine göre güçsüz olmaları imkansız Zentaro: Peki katılma sebepleri nedir Julie-sama ne istiyorlar? neyi arzu ediyorlar ? Julie: (yine gülecen bir tavırla) İntikam Zentaro ve Fugiki Aynı Anda “ oo İntikam Demek peki neden ve kimden intikam almak istiyorlar” Julie: Ken’in sevdiği bir kız arkadaşı Bir mafya patronu tarafından öldürülmüş onun intikamını almak için bize katıldılar. Zentaro: Bir şırpıntı için intikam mı almak istiyorlar hıh güleyim bari. Ken yavaş adımlarla Zentaro’nun yanına yaklaşarak kulağına birşeyler fısıldar. “Eğer bir daha Kyoko hakkında kötü birşey söylersen seni öldürürüm” Zentaro ve Fugiki Ken’den yayılan öldürme hissini sezdiler ve saldırmaya hazırlandılar. Tam o anda Aoki… Aoki: (Gülerek) Hadi ama Ken bu kadar çabuk galeyana gelme onlar Kyoko’yu daha tanımıyorlar bu yüzden böyle bir şey dediler sakin ol. Ken: Sen nasıl böyle sakin olabiliyorsun Kyoko’ya Şırpıntı dediler Aoki: Evet duydum ama sakin olmalıyız. Daha yeni tanıştık sorun çıkarma bir daha da böyle bir şeye kalkışacaklarını sanmıyorum. Ama eğer bir daha böyle bir söz duyarsam… (ŞEYTANİ BİR BAKIŞLA) O ikisinin kellelerini sana kendi ellerimle teslim edeceğim. (Gülerek) Şimdi sakin olmalıyız değilmi ? Zentaro ve Fugiki içlerinden “ Çift kişilikli demek dikkatli olmalıyız” diye düşündü Julie araya girerek şimdi yapacağımız şey size FREEDOM’un En güçlü 10 üyesini tanıtmak olacak. 10 dan 1 e doğru başlıyorum. 10.üye: Yoshino Yayoi Cinsiyet: Bayan Benim ve sizin gibi bir kılıç ustasıdır Gerçekten Güçlüdür kolay kolay sinirlenmez ve pek kimseyi takmaz. Ama iş dövüşe geldiğinde dünyadaki en merhametsiz insandır. 9.Üye: Hiromitsu Naoto Cinsiyet: Erkek Pek ortalıkta dolaşmaz. Genellike patron çağırdığında gelir Dünyadaki en iyi suikastçilerden biridir. 8. Üye: Hidekata Ayumu Cinsiyet: Erkek Gösteriş yapmayı sever. Bir sihirbazdır. ama bu sihirlerini nasıl yaptığını kimse öğrenemedi. Dünyanın en iyi sihirbazıdır. 7. Üye: Hanaye Au Cinsiyet: Bayan İyi kalpli biridir insanlara yardım etmeyi sever. Neden FREEDOM a katıldığını kimse bilmiyor.Yeteneği ise Şifa. Bir insan ne kadar ağır yaralı olursa olsun onu iyileştirebilir. Ama kullanan kişiye bir yan etkisi varmı bilinmiyor 6. Üye: Ben yani Julie Ukumi Cinsiyet: Bayan Bende sizin gibi bir kılıç ustasıyımdır beni zaten tanıyorsunuz Diğer 5 üyeye gelirsek bu kişilerin yüzlerini ve yeteneklerini sadece Patron biliyor bizlere sadece isimleri ve cinsiyetleri söylendi. Bu kişiler olağanüstü güçteler. Onları yenebilecek birileri henüz varolmadı. Sana isimlerini ve cinsiyetlerini söyleyeyim 5. Üye: Arata Itsuki Cinsiyet: Erkek 4. Üye: Yoshiaki Zen Cinsiyet: Erkek 3. Üye Tomiko Anzu Cinsiyet: Bayan 2. Üye: Chokichi Hajime Cinsiyet: Erkek ve bu kişilerin içinde 1. olan Patrondan sonra en büyük yetki ve güce sahip 1.ÜYE: Mikazuki Saika Cinsiyet Bayan Evet tüm üyeleri tanıdığımıza göre başka birşey kalmadı. Bir sorunuz varmı Ken ayağa kalkar ve o çarpıcı sorusunu sorar. EĞER 10 ÜYEDEN BİRİNİ ÖLDÜRÜRSEK YERİNE GEÇEBİLİYORMUYUZ ? (bu sorudan sorna Julie , Zentaro ve Fukigi şok içinde gelecek bölüm neler olacak ?) 4.Bölüm Ken’den herkesi şaşırtan bir soru gelmişti.Hiç kimse böyle bir şey beklemiyordu Ken’in aklından ne geçiyordu. O sırada Aoki de bu tüyleri diken diken eden soruya katıldı. Aoki: (Şeytani bir gülümsemeyle) Evet Julie-san eğer en güçlü üyelerden birini öldürürsek yerine geçme şansımız varmı. Zentaro: Siz aklınızı mı kaçırdınız ? Ne dediğinizin farkında mısınız ? Aoki: Gayet farkındayız. Biz buraya güç için katıldık ve gücü bu şekilde bulabileceğimizi düşünüyoruz.(aynı gülümsemeyle) Bir itirazınız mı var. Aoki’nin bu sözlerinden sonra Zentaro’nun dili tutulmuştu ne diyeceğini bilemiyordu daha önce böyle bir varlıkla karşılaşmamıştı.Bu soruya nasıl bir cevap verilebileceğini bilemiyordu. Julie gülerek Julie: Ahahaha Siz gerçekten çok İlginçsiniz.İyiki sizi aramıza almışım . Sorunuza cevap verecek olursak. Evet onların yerini alabilirsiniz.Tabi ki ÖLDÜREBİLİRSENİZ Ken: Bunu duyduğuma sevindim. Sizde En Güçlü 10 Üye’nin arasındaydınız değil mi ? Julie: (gülümsemeyle) Evet öyleyim. Ken: (Şeytani bir bakışla) Aramaya gerek kalmayacak demek.Yerinizi almam için seni öldürmem yeterli mi ? Julie: Evet. Tabi yapabilirsen. Ken saldıracakken . Zentaro ve Fugiki Julie’nin önüne geçti ve Zentaro bir şeyler söyledi “Bir şırpıntının intikamını almak iç--” lafının devamını getirmeden Aoki kılıcı ile Zentaro ve Fugiki’nin kellelerini bedenlerinden ayırdı ve şeytani bir bakışla bu sözleri söyledi. “SİZE EĞER BİRDAHA KYOKO’YA ŞIRPINTI DERSENİZ SİZİN KELLENİZİ ALACAĞIMI SÖYLEMİŞTİM” dedi.Daha sonra Zentaro ve Fugiki’nin kellelerini yerden alıp Ken’e doğru yürüdü ve kelleleri Ken’e doğru uzatıp. Gülümseyerek. “Buyur Ken. Eğer bir daha Kyoko’ya şırpıntı derseler.Sana kellelerini kendi ellerimle getireceğime dair söz vermiştim” dedi. Julie ne olduğunu anlayamadan herşey bitmişti.Kılıcını çekip Aoki’ye doğru koşmaya başladı. Tam saldıracak iken Ken kendi kılıcı ile Julie’yi durdurdu. Ken: Senin dövüşün benimle bayan Julie: Siz benim adamlarıma bunu nası yaparsınız ikinizde buradan sağ kurtulamayacaksınız size bu yaptığınızı ödeteceğim Ken: Çok fazla çene yapıyorsun bayan. Ben pek fazla konuşmayı sevmem. Kılıçlarımızla konuşmak ister misin. Julie: Seni adi herif Ken ve Julie arasındaki dövüş başladı.Kılıçlarını çok hızlı sallıyorlardı.Julie bir hışımla Ken’in arkasına geçti ve kılıcını Ken’e geçirmeye çalıştı. Ken sağa doğru adımını attı. Julie’nin saldırısı boşa gitti.Bundan yararlanan Ken kılıcını Julie ye saplamaya çalıştı.Eliyle yere tutunan Julie’ Ken’e tekme atmaya çalıştı. Ken Julie’nin bacağını kılıcıyla kesti.Julie acıyla kıvranırken Ken acımasızca kılıcını Julie’nin kalbine sapladı. Julie sonuna yakındı.Ölmeden önce Zentaro ve Fugiki’ye dermişçesine”Lanet olsun. İntikamınızı alamadım çocuklar.Hepsi benim güçsüzlüğümden oldu.Merak etmeyin yanınıza geliyorum.” Sonra Aoki ve Ken’e dönerek “Sizi affetmeyeceğim bunu bilin. Ama umarım siz intikamınızı alırsınız. Lanet olsun” son sözlerini söyledikten sonra hayata veda etti. Julie öldükten sonra Aoki ve Ken nasıl Julie’nin yerine geçtiklerini nasıl anlayacaklarını düşünürlerken bir telefon sesi duyduydular. Ses Julie’den gelmekteydi.Ken eğilerek Julie’nin telefonunu cebinden aldı ve açtı. Arayan kişi Ken’le konuşmaya başladı. ……:Merhaba,Kıtamura Ken Julie’yi öldürdük demek. Ken: Evet. Sen kimsin. Kido: Ben, FREEDOM Lideri Kido. Seni yeni 6. Üye olduğun için tebrik ederim. Tüm üyelere tanıtacağım bu yüzden telefonda kayıtlı olan adrese gelmeni istiyorum. Yanındaki arkadaşınla birlikte gelirsen sevinirim. Ken: Geliyoruz… Ken ve Aoki telefondaki adrese doğru yola çıktılar. Bu sırada Kido ve FREEDOM’UN En güçlü 5 üyesi ile toplantıdaydılar. Kido: Yeni üyemizle tanışmak için can atıyoruzdur umarım. Tomiko Anzu: Bu toplantıya beşimizden başka birisini çağırdığınız hiç olmamıştı Kido-sama. Chokichi Hajime: O ikisiyle baya ilgilisiniz bakıyorumda. Kido: Senin gözlerinden hiçbir şeyde kaçmıyor Hajime-kun. Ama malesef tek ilgili olan ben değilim. O 2 üyemizi uzun zamandır tanıyan biri var aramızda .(Gülümseyerek) Değilmi Saika-chan (Kido, Ken ve Aoki’yle neden bu kadar ilgiliydi ve Mikazuki Saika onları nereden tanıyordu ??) 5. Bölüm Kido Ken ve Aoki’yi GÜÇLÜ 5 Lİ ‘nin toplantısına çağırmıştı.Bu onlarla ilgilendiğinin bir kanıtıydı.Aoki gitmeden önce Ken’e dikkatli olmaları gerektiğini ne olup ne biteceğini kestiremediğini söyledi.Ama bunları Ken’e söylemek çok anlamsızdı. Yüreğindeki ateş her tarafını yakmıştı onun artık ne olacağını önemsemiyordu.Tek istediği çok sevdiği Kyoko’nun intikamını alarak onu huzura kavuşturmaktı. Toplantının olduğu yere geldiklerinde önlerinde hiçbir şey yoktu.Ken telefonu eline alıp arayacakken birden önlerinde bir bina belirdi. Neye uğradıklarını şaşırmışlardı.Hiçbir şey yokken önlerinde böyle bir şeyin olması onları şaşırtmıştı. Binanın kapısının önünde bir kişi bekliyordu.Birden Ken ve Aoki’ye yürümeye başladı.Bundan tedirgin olup kılıçlarını çektiler. Ama durum beklediklerinden farklıydı.Üstlerine doğru yürüyen kişi başını eğerek. “Hoş geldiniz Ken-sama Aoki-sama ben sizi toplantıya götürecek olan Belgamil sizinle tanıştığıma memnun oldum” dedi.Ken ve Aoki tedirginliklerini üstlerinden attılar ve kılıçlarını kınlarına koydular.Belgamol kafasını kaldırarak”Lütfen beni takip edin sizi toplantının olduğu yere götüreceğim” dedi ve binanın içine girdi.Yeni 6. ve yoldaşı da onu takip ederek arkasından binanın içine girdiler.Toplantının olduğu yere geldiklerinde Belgamil “Bundan sonrasına siz devam edebilirsiniz. Görüşmek üzere”diyerek birden gözden kayboldu. Ken ve Aoki kapıyı açıp içeri girdiler.Girdiklerinde Aniden 2 kişi tüm kana susamışlığı ile 2 sine saldırdı.Aoki ve Ken saldırılarını son anda fark edip güçlükle durdurular. Aoki: (gülümseyerek) Bu kadar ani gelmenizi beklemiyorduk. Keşke biraz ısınsaydık rica etsem kim olduğunuzu sorabilirmiyim. Chokichi Hajime: FREEDOM En güçlü 2. üye Chokichi Hajime Tomiko Anzu: FREEDOM En güçlü 3. üye Tomiko Anzu. Memnum oldum.Sizin gücünüzü test ettikte biraz.Saldırımızı karşıladığınıza göre iyi gibisiniz.Ama karşılamamanızı isterdim. (Şeytani bir bakışla ve sert bir konuşmayla) Sizi ellerimde öldürmek en çok istediğim şeydi Lanet olasıcalar.(Gülümsemeyle) Malesef olmadı. Neyse boşverin. Ken: Sizin deneme tahtanız olduğumu sanmıyorum. Eğer o pis ayaklarını kılıcımın üzerinden çekmezsen seni öldürürüm. Chokichi Hajime: Hayal kurma yumurcak.Böyle birşey olmayacak.Ama ölmek istiyorsan bunu hemen şimdi yapabilirim. Ken: Denemek istermisin ? Kido sert bir ses tonuyla: Yerlerinize geçin Hajime, Anzu Tomiko Anzu: Tabikide Kido-sama Hajime:(iplemeyen bir tavırla) Tamam Kido: Arkadaşların kusuruna bakmayın.Çok arkadaş canlısılar bu yüzden yeni arkadaşlarını biraz tanımak istediler. FREEDOM 5 Lisi toplantısına ve FREEDOM a hoşgeldiniz.Ben Kido FREEDOM un Lideriyim. Diğer arkadaşlarımızı zaten tanıyorsunuz. Sizi neden buraya çağırdımı sormak isterseniz. Sizinle ilgileniyorum.Gerçek gücünüzü umarım bana birgün gösterirsiniz.Asıl konumuza gelirsek burada sizi tanıyan bir arkadaşımız var. Sizinle konuşmak istiyor diyecekleri varmış. Söz senindir Saika-chan Mikazuki Saika: Beni hatırladınızmı ? Ken ve Aoki hayatlarındaki hiç birşeye bu kadar şaşırmamışlardı.Aynı anda ağızlarından bu isim çıktı KYOKO CHAN ? ? ? Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin iyi yada kötü tüm yorumlarınız benim için önemlidir seriyi bırakmayacağım ve devamını getireceğim
  2. ErikaWasHere

    Japon Mitolojisi

    İlk başta herkese iyi forumlar. Buradaki konu başlığı altında Japon mitlerini derlemeye çalışacağım. Yorumlarınızı bekliyorum ^^ Gün geçtikçe eklemeye devam edeceğim ^^ Edit:2 eklemelere devam ^^ Son edit olabilir belki resimleri eklemek için bir daha düzenleyebilirim umarım hoşunuza gider ^^ *-*AİZEN-MYOO*-* *Aizen-Myoo aydınlanmanın sembolü olan bir lotus çiçeğinin üzerinde oturur. Romantik ve erotik aşkın tanrısı olarak görülür. (Japon heykeli, 12. yüzyıl civarı) Popüler Japon inancında aşk tanrısı olarak görülür. Fiziksel ve entellektüel arzuları olan bir tanrıdır ve aydınlanma arzusu vasıtasıyla dönüşen aşkı temsil eder. Vücudu kırmızıdır, üç gözü vardır, saçlarının üzerinde bir aslan başı ve altı kolunun her birisiyle farklı silahlar taşır. Korkutucu görünümüne karşı İnsanoğluna büyük yardımı dokunur. *-*AMATERASU*-* *Amaterasu Mağarasının dışındaki gürültüleri duyar ve meraktan dışarı çıkar, böylece dünya yeniden aydınlanır.(Tahta baskı, Taso Yoşitoşi, 1882) Japon mitolojisinin güneş tanrıçası ve Şinto panteonunun en önemli tanrılarından biridir. Tam adı Amaterasu-O-Mi-Kami'dir ve ''Gökyüzünü Parlatan Aziz'' anlamına gelmektedir. Amaterasu, ilk çiftin erkek olan İZANAGİ ölüler ülkesi YOMİ'den döndükten sonra yüzünü yıkarken oluşmuştur. Güneş tanrıçası İzanagi'nin sol gözünden ve ay tanrısı TSUKİYOMİ de sağ gözünden çıkmıştır. İzanagi, Amaterasu'ya gökyüzünün yüksek düzlüklerini yöneteceğini söyler ve ona kutsal boncuklu kolyesini verir. İzanagi'nin burnundan doğan fırtına tanrısı SUSANO-WO babasının emrettiği gibi suları yönetmektense Yomi'deki annesi İZANAMİ'nin yanına gitmeyi ister ve İzanagi'yi kızdırır. Sonuç olarak İzanagi, Susgano-Wo'yu sürgüne gönderir. Susano-Wo ayrılmadan önce kız kardeşi Amaterasu'ya veda etmek istediğini söyler. Ancak Amaterasu ağabeyinin, krallığını elinden alacağından şüphelenir ve savaşa hazırlanır. Bir yay ve iki kılıf dolusu okla silahlanır. Yayını meydan okurcasına sallar ve dünyayı ayağının altında ezer. Susano-Wo Amaterasu'nun iktidarını gasp etmek niyetinde olmadığını öne sürerç Onun yerine hangisinin daha güçlü olduğunu anlayabilmek için yarışma teklif eder: Hedef erkek tanrılar yaratmaktır. Amaterasu yarışma başlarken ağabeyinin kılıcını üçe böler, parçaları çiğner ve ardından tükürür. Ağzından bir sis bulutu çıkar ve hemen sonra bu bulut üç tanrıça şekline dönüşür. Susano-Wo ise Amaterasu'nun saçlarına ve kollarına taktığı bereket boncuklarını alır. Dişiyle boncukları kırar ve bunlardan beş tane erkek tanrı yaratır. Ve yarışmayı kazandığını ilan eder. Ancak Amaterasu tanrıların kendi takılarından geldiğini söyleyerek yarışmayı kendisinin kazandığını iddia eder. Susao-Wo onun bu protestosunu kaale almaz ve dünyada kargaşa çıkararark zaferini kutlar. Pirinç tarlalarını yok eder, sulama hendeklerine toprakla doldurur ve genç bir midillinin derisini yüzerek bunu Amaterasu ve maiyetindekilerin dokuma yaptıkları kutsal dokuma salonunun çatısına fırlatarak öfkesini çıkarır. Salondaki genç kızlardan biri korkudan ölür ve Amaterasu da telaş ve korkuyla kaçar. Tanrıça bir mağaraya gizlenir ve bu yüzden dünya karanlığa gömülür. Bu, kötü tanrıların çok hoşuna gider çünkü karanlık, onların kötülüklerini gözlerden uzak kalarak yapmalarına olanak sağlamaktadır. Ancak iyi tanrılar Amaterasu'nun dünyaya dönmesi için ona yalvarırlar. Tanrıça reddeder ve bunun üzerine tanrılar bir plan yaparlar. Şafak sökmeden önce öten horozu bulurlar ve mücevherlerle kaplı bir ayna yaparlar. Sonra horozla aynayı Amaterasu'nun gizlenme yerinin dışına bırakırlar , tanrıça AMENNO-UZUME'den ters çevrilmiş bir teknenin üzerinde dans etmesini rica ederler. Horoz ötmeye, tanrıça dans etmeye başlar, ayaklarıyla çılgınca bir patırtı çıkarmaktadır. Sonunda kendi dansının deliliğine kapılarak üzerindekileri çıkarır ve bütün tanrılar gülmeye başlarlar. Merakını yenemeyen Amaterasu mağaradan çıkar ve aynada kendi görüntüsünü yakalar. O kendi güzelliğinin cazibesine kapılmış seyrederken dünya da yeniden aydınlığa kavuşur. Amaterasu ve maiyetinin tanrıların ya da güneş tanrıçasının kültüyle özdeşleşmiş törenlerde görevli rahibelerin giysilerini dokudukları söylenir. Başka bir teoriye göre ise kadınlar yarım kalan evrenin kumaşını dokumaktadırlar. 1945 yılına kadar Amaterasu'ya Japon imparatorluk ailesinin kutsal bir atası olarak tapınılmış ve imparatorluk regalyaları arasında bir ayna da bulundurulmuştur.Tanrıçanın İse'de bulunan en büyük tapınağı her yıl milyonlarca hacı tarafından ziyaret edilmektedir. *-*AME-NO-UZUME*-* *Ame-No-Uzume Amaterasu'yu mağaradan çıkarmak için erotik bir dansla merakını çekerek onun aklını çelmeye yardım eder. (Japon mitleri ve efsanelerinden illüstrasyon) Ya da sadece Uzume, Kapon Şinto mitolojisine göre şafak ve kahkaha tanrısıdır. Fırtına tanrısı SUSANO-WO'nun davranışına öfkelenerek bir mağaraya kapanan güneş tanrıçası AMATERASU'yu dışarı çıkması için ikna etmeye yardım etmiştir. Ame-No-Uzume mağaranın girişinde dans eder, kendi dansının çılgınlığına kapılarak giysilerini çıkarar. Orada toplanan tanrılar gülmeye başlarlar ve bu gürültüpatırtı Amaterasu'nun neler olduğunu anlamak için mağaradan çıkmasına neden olur. Sonuç olarak dünya karanlıktan kurtulur. Başka bir mit de Ame-No-Uzume'nin torunu NİNİGİ veya Honingi'nin gökyüzünden inmesini engellemeye çalışan yerel bir güneş tanrısını, ''Maymun Prens''i şaşırtmasını anlatır. Zaman içinde Maymun Prens'le Ame-No-Uzume evlenirler. *-*BENKEİ*-* *Benkei kahraman Yoşitsune'nin arkadaşıdır. Taira klanının hayaletleri tarafından saldırıya uğramıştır.(Japonya'nın mitleri ve efsanelerinden illütrasyon) Japon mitolojisine göre kahraman YOŞİTSUNE'nin arkadaşıdır. Bir TENGU ya da iblis tarafından doğurulduğu söylenir. Doğduktan sonra çok büyür ve güçlenir. Bununla birlikte Yoşitsune, onu bir düelloda yenmeyi başarır ve bir dev olarak onun hizmetkarı olur. *-*BENTEN*-* *Benten elinde telli bir çalgı ve bir ejderhanın üzerinde EnoŞima'daki mağarasında. Evinde bolluk bahşetmesini dileyen bir asilzade tarafından ziyaret edilir. Tanrıça maddi zenginlikle özdeşleştirilir.(Altın Lakeli Paravan, 19. yüzyıl) Veya Benzai, 17. yüzyılda bir rahibin kendi çağının erdemlerinin sembolü olmaları için bir araya topladdığı bir grup ölümsüz olan ŞİÇİ FUKUJİN ya da yedi şans ve mutluluk tanrısından biridir. Budist cehennemlerinin kralının kız kardeşi olduğu da söylenir. Daha sonraları bir yanlışlık eseri olarak kendisine iyi şans erdemleri yüklenmiş ve yedi mutluluk tanrısından biri olmuştur. Benten insanlara maddi kazançlar sağlamalarından yardımcı olur. Zararsız hale getirmek amacıyla bir ejderhayla evlenir ve bazen bir ejderha ya da deniz yılanına binerken tasvir edilir. Denizle ilişkilendirilir. Aynı zamanda kadınsal becerilerin örneği olduğuna inanılır ve sıklıkla bir müzik aleti çalarken resmedilir. Tanrıça, kumarbazlar ve kıskanç kadınlar tarafından olduğu kadar tüccarlar ve spekülatörler tarafından da büyük itibar görür. Benten'in evlilikte iyi şans getirdiğine ve geyşaların koruyucu azizi olduğuna inanılır. *-*BİŞAMON*-* *Bişamon Japon savaş tanrısıdır. Kutsal nesneleri bir mızrakla dini sadakatin sembolü olan bir pagodadır. Burada bakanlarından biri olan bir iblisle görülmektedir.(Tahta baskı, İsai, 19. yüzyıl) Vaişravana'dan türemiş bir Japon tanrısı ve Budizmin Koruyucu Kralları'ndan biridir. Vaişravana gibi Bişamon da ilk başta kuzeyin tanrısal koruyucusudur ancak sonradan insanları hastalıktan ve iblislerden koruyan yasanın muhafızı olmuştur. Aynı zamanda bir savaş tanrısıdır. Bişamon'un inanılmaz bir servetin sahibi olduğuna ve on türlü hazine veya şans dağıttığına inanılır. Sonuç olarak ŞİÇİ FUKUJİN adı verilern yedi mutluluk ve şans tanrısının arasına dahil edilir. Bunlar 17. yüzyılda o dönemin insanlarının erdemlerini sembolize etmek için üzere bir rahip tarafından bir araya toplanmış tanrılardır. Bişamon normalde silahlı, mavi yüzlü bir savaşçı olarak tasvir edilir. Kutsal nesneleri mızrak ve tanrısal sadakati simgeleyen pagodadır. Bazen Bişamon-tenno veya Bişamonten olarak tanınır ve sıklıkla iki iblisin üzerine atlarken tasvir edilir. 6. yüzyılda Prens Şotoku kendisini çağırarak Budizm karşıtı gruplara karşı başlatacağı savaşta yardımını ister. *-*DAİKOKU*-* Daikoku iyi şans tanrılarından biridir ve sırtında bir çuval pirinç taşıyarak Yeni Yıl dansı yapar. İnsanların dileklerini toplayan ve sallandığı zaman para saçan kemerine takılı bir pirinç tokmağı vardır.(Fundame İnro, 1850'ler civarı) ŞİÇİ FUKUJİN ya da yedi iyi şans tanrısından biridir. Daikoku'nun bir servet tanrısı ve çiftçilerin efendisi olduğu düşünülür. Genellikle, fareler tarafından yenilip bitirilen pirinç balyaları üzerinde ayakta durur veya otururken tasvir edilir. Daikoku farelerin açgözlülüğü yüzünden zarar görmez çünkü çok zengindir. Elinde dilekleri yerine getirmek için bir çekiç bulunur. Resmi bazen mutfaklara asılır ve zaman zaman rahiplerin yiyeceklerini onun verdiği söylenir. *-*DAİNİÇİ-NYORİA*-* Buda Mahavairokana'nın veya ''Ulu Aydınlatıcı''nın Japon versiyonudur. Japonlar Dainiçi-Nyorai'yle diğer Budist figürlerle birlikte 9. yüzyılda tanışmıştır. Bazı ezoterik mezheplerin büyük tanrısı haline gelmiştir ve bazen ''İlk Buda'' olarak görülmüştür. Kutsal şifacı YAKUŞİ-NYORAİ de aynı zamanda Dainiçi-Nyorai'nin bir sureti olarak görülür. *-*EBİSU*-* Japon mitolojisinde ŞİÇİ FUKUJİN veya yedi mutluluk tanrısından birisidir. Ebisu'nun kendisi de dürüstlük erdemi ile onurlandırılmıştır. İşçilerin, servetin ve bolluğun efendisi olduğu ve sıkı çalışmayı teşvik ettiği söylenir. Şinto inanışına göre mitolojik kahraman OKUNİNUŞİ'nin oğlu olduğuna inanılır. Bazen de ilk çift İZANAGİ ve İZANAMİ'nin üçüncü oğulları olduğu söylenir ve bu yüzden de kendisine ilk Japon insanlarının atalarından biri olarak bakılır. Japonya'nın bazı yerlerinde çiftliklerin tanrısına da Ebisu adı verilir; balıkçılar da denize açılmadan önce onu çağırırlar. Ebisu bir oğlan çocuğunun suyun dibinden çıkarması gereken büyük bir taşla simgelenir. Bir köylünün giysileriyle ve gülümser şekilde tasvir edilir. Bir elinde balıkçı oltası, diğerinde de iyi şans sembolü olarak bir sargos(güneş balığı) taşır. *-*EMMA-O*-* *Emma-O Cehennemin kralıdır ve güçlü adam Asahina Saburo ile arası hiç iyi değildir. Onun bacakları arasından emeklemek zorunda bırakılarak aşağılanmıştır.(Kinji İnro, 19. yüzyıl) Japon Budizmine göre cehennemin hükümdarı ve ölülerin yargıcıdır. Emma-O yeraltı cehennemi Jigoku'yu on sekiz general binlerce askerin yanı sıra iblisler ve at başlı muhafızlarla çevrili olduğu halde yönetir. Yeraltı sekiz cehennem ateşiyle sekiz buzlu bölüme bölünmüştür. Bir hikayeye göre ölü, yolculuğuna geniş, boş bir düzlükte başlar. Diğer versiyonunda ise ölüye yolculuğu boyunca şeytani yaratıklar eşlik eder. Cehennemin girişinde dik bir dağ uzanır. Ölüler dağın diğer yanında üç kavşaklı bir nehirle karşılaşmadan önce bu dağa tırmanmak zorundadırlar. Bu kavşakların ilki, sadece küçük günahlar işleyenlerin geçebilecekleri sığ bir geçittir. Diğeri sadece iyi insanların geçebilecekleri bir köprüdür. Üçüncüsü de büyük kötülükler yapmış kişilerin mücadele etmeleri gereken canavarlarla dolu korkunç bir seldir. Bu üçüncü kavşağın diğer tarafında korkunç görünümlü yaşlı bir kadın kurbanları çırılçıplak soyar. Ölüler ondan sonra Emma-O'nun huzuruna çıkarırlar. Emma-O sadece erkekleri yarılar; kadınların kaderini tayin edense kız kardeşidir.Tanrı iki kesik başın arasında oturur ve sihirli bir aynadan ölünün günahlarını yargılar ve onu uygun bir cehenneme gönderir. Ancak ölülerin ruhları Bodhisattva'nın Japon versiyonu olan Bosatsu'ların yardımıyla kurtulabilirler. *-*FUDO-MYOO*-* Bilgeliğin Beş Büyük Buda'sının korkutucu ışınlarına eş olan beş büyük Japon Myoo'larından en önemlisidir. Fudo-Myoo, Buda DAİNİÇİ-NYORAİ'nin karşılığıdır. Genellikle yarısı uzun saçla gizlenmiş korkunç yüzlü biri olarak ve alevlerle çevrili şekilde tasvir edilir. Bu alevlerin hırsları ve tutkuları tükettiğine inanılır. Bir elinde tuttuğu kılıç açgözlülüğü, öfkeyi ve cehaleti yenmek için kullanır. Diğer elinde de Buda'ya karşı çıkanları yakaladığı bir ip bulunur. *-*FUGEN-BOSATSU*-* Geleceğin Buda'sının Japon versiyonudur. Doğuştan gelen akılcılığı simgeler ve insanların ömürlerini uzatabildiğine inanılır. Bir hikayede Fugen-Bosatsu'nun en günahkar kadınlarda bile gizli bir Buda doğası olduğunu göstermek amacıyla saray fahişesi kılığında bir rahibin karşısına çıktığı anlatılır. Genellikle altı hortumlu beyaz bir filin üzerinde oturur biçimde ya da bazen dört fili sürerken tasvir edilir. Yirmi kollu olarak gösterildiği de vakidir. *-*FUKUROKUJU*-* *Fukurokuju uzun ömür ve bilgelik tanrısı kocaman bir beyni olan yardımsever yaşlı bir adam olarak tasvir edilir. (Japon Lake Vazo, 19. yüzyıl) ŞİÇİ FUKUJİN veya yedi iyi şans tanrısından birisidir. Fukurokuju bilgeliğin ve popülarite erdeminin yanı sıra bilgeliği, uzun ömrü, erkeklik gücünü ve bereketi de sembolize eder. Zekasını gösteren çok uzun, ince bir yüz ve kısa, şişman bir bedenle tasvir edilir. Bazen yanında hepsi de uzun ömrü simgeleyen bir turna kuşu, erkek geyik veya kaplumbağa bulunur. Fukurokuju Çin kökenlidir ve Daoist bir bilge de olabilir. Uzun ömür ve mutlu yaşlılık tanrısı JUROJİN'in manevi babasıdır. *-*HAÇİMAN*-* *Haçiman Japon savaş tanrısı ve İmparator Ojin'in tanrılaşmış halidir. Ölümünden yüzyıllar sonra doğum yerinde bir çocuğun görüntüsü belimiş ve kendisini Haçiman olarak simgeleyen bir ideogramla tanıtmıştır.(Heykel, Kaikei, 13. yüzyıl) Japon savaş tanrısıdır. Ancak aynı zamanda bir barış tanrısıdır ve bazen tarım tanrısı ve çocukların koruyucusu olarak da görev yapar. Tarihi bir figür olarak MS 4. yüzyılda ölen ve askerlikteki başarıları ve cesareti ile ünlenen İmparator Ojin'in tanrılaşmış biçimidir. Adı Şintoizmin kutsal metinlerde hiç geçmese de Şinto dininde pek popüler bir tanrı olmuştur. Zaman içinde Budizmin koruyucusu olarak görülmeye başlanmış ve Budistler Tarafından bir Bosatsu ya da Bodhisattva'nın(Geleceğin Buda'sı) Japon versiyonu olarak bilinir. Kutsal hayvanı güvercindir. *-*HİKOHOHODEMİ*-* *Hikohohodemi ilk Japon imparatoru olan Jimmu-Tenno'nun büyükbabasıdır. Japon güneş tanrıçası Amaterasu'nın torununun torunu, Ninigi ya da Honinigi'yle karısı Kono-Hana-Sakuyu-Himme'nin oğullarıdır. Adının anlamı ''ateş gölgesi''dir. Erkek kardeşinin adı da ''ateş ışığı'' anlamına gelen HONOSUSERİ'dir. Hikohohodemi kara hayvanlarını avlar, kardeşi ise balıkçıdır. Bir gün iki kardeş geçim kaynaklarını değiş-tokuş etmeye kalkışırlar ancak birbirlerinin işlerini yapamadıklarını keşfederler. Honususeri'nin oltasını kaybetmiştir ve onun yerine bir başkasını vermeyi önerir. Ancak Honosuseri başka bir oltayı kabul etmez. Üzülen Hikohohodemi deniz tanrısı Watatsumi-No-Kami'yi okyanusun dibinde ziyaret eder. Kaybolan olayı daha önceden bir balığın ağzında bulan deniz tanrısı onu Hikohohodemi'ye geri verir. Bu sırada Watatsumi-No-Kami'nin kızı genç tanrıya aşık olur. İkisi evlenir ve birlikte uzun yıllar yaşarlar. Sonunda Hİkohohodemi eve dönmeye karar verir. Ayrılmadan önce Hikohohodemi'nin kayınpederi ona suların gel gittini sağlayan iki mücevher ve üzerinde yolculuk etmesi için evcil bir timsah verir. Tanrı eve dönünce oltayı Honosuseri'ye verir ancak kardeşi bu jestine rağmen ona küskün durmaya devam etmektedir. Sonunda Hikohohodemi'nin sabrı taşar ve suları yükseltir. Honosuseri neredeyse tamamen suların altında kalmak üzereyken ağabeyinden kendisini affetmesini ister ve ona hizmet etme sözü verir. Bunun üzerine Hikohohodemi suların çekilmesini sağlar. Deniz tanrısının kızı Hikohohodemi ile karada buluşur ve onun çocuğunu taşıdığını söyler ve çocuğa doğururken ona bakmayacağına dair tanrıdan söz alır. Ancak tanrı merakına yenilir ve karısı kulübesinin duvarındaki bir çatlaktan içeri bakar. Ve karısının devasa bir ejderhaya dönüştüğünü görür. Karısı daha sonra denize döner ve çocuğa bakması için kız kardeşini gönderir. Çocuk büyüynce, kendisini yetiştiren ve deniz tanrısının diğer kızı olan teyzesiyle, Tamayori-Hime ile evlenir. İkisinin iki isimli bir oğulları olur: Toyo-Mike-Nu ve Kamu-Yamato-İware-Hiko. Ölümünden sonra JİMMU-TEN-NO adıyla bilinir. Japonya'nın ilk imparatorudur. *-*HONOSUSERİ*-* Japon Şinto dinine göre HİKOHOHODEMİ'nin erkek kardeşidir. Honosuseri çok iyi bir balıkçıdır, ağabeyi de kara hayvanları avlar. İsminin anlamı Ateş Işığı'dır. *-*HOTEİ*-* *Hotei oburluğu değil hoşnutluğu simgeleyen koca bir göbekle tasvir edilen gülümseyen bir rahiptir. Bir yelpaze ile bir çuval taşır.(Fildişi Netsuke,19. yüzyıl sonları) ŞİÇİ FUKUJİN ya da yedi Japon mutluluk ve şans tanrısından birisidir. Hem zenginliği hem de dost karakterini, ayrıca Budizm aracılığıyla ulaştığı dinginliği simgeleyen koca göbeği ile kel kafalı Budist bir rahip olarak resmedilir. Hotei genellikle müritleri için sonsuz hediyelerle dolu olduğuna inanılan büyük bir çuvala yaslanmış şekilde gösterilir. Zayıfların ve çocukların dostu olarak görülür. MS 10. yüzyılda yaşamış olan ve Maitreya'nın enkarnasyonu olduğuna inanılan Budaişi adındaki Çinli bir münzeviden geldiği sanılmaktadır. *-*İDA-TEN*-* Japon mitolojisine göre rahipleri koruyan ve onların iyi davranışlarının muhafızı olan bir tanrıdır. Zırh giymiş ve kılıç taşıyan genç bir adam olarak tasvir edilir. Hindu savaş tanrısı olan Skanda veya Karttikeya'nın Japon eşdeğeridir ve 7. yüzyılda Budizm tarafından da benimsenmiştir. *-*İNARİ*-* Japonya'nın Şinto mitolojisine göre pirinç tanrısıdır. Bereketli bir pirinç hasadını ve dolayısıyla bolluk getirmeyi garanti ettiğinden dolayı kültü çok yaygındır. Popüler bir inanca göre İnari bir pirinç çuvalının üzerinde oturan sakallı, yaşlı bir adam olarak tasvir edilir. Ancak tanrının aynı zamanda uzun saçlı bir dişi formu da bulunmaktadır. Kadın ya da erkek halinde olsun yanında mutlaka iki tilki bulunur. Bazen uzak dağlarda yaşadığı ve bu tilkilerin elçi görevi gördüklerine inanılır. Tanrının kendisinin de bir tilki olduğuna inanılır. Tüm tapınaklarının önünde tilki resimleri bulunur. İnari'nin karısı yiyecek tanrıçası UKE-MOÇİ'dir. SUSANO-WO ya da hikayesinin bir başka versiyonuna göre TSUKİYOMİ Uke-Moçi'ye gözlerinden yiyecek ürettiği için öldürürler. İnari de tarım tanrısı olarak onun görevini üstlenir. *-*İSSUN BOŞİ*-* Japon mitolojisinin küçük kahramanıdır. Adı ''Bir İnçlik Minik'' anlamına gelir. Anne babası çok uzun yıllardır evli olmalarına rağmen bir çocuk sahibi olamamışlarıdr. Umutsuzluk içinde parmak kadar bile olsa bir oğulları olması için dua ederler. Tanrılar onların bu isteklerini kabul eder ve onlara minicik bir çocuk verirler. İssun Boşi on beş yaşına geldiğinde yanına bir piriç kasesi, bir çift yemek çubuğu, ve bambu bir kılıfa saklanmış bir iğne alarak Kyoto'ya doğru yola çıkar. Pirinç kasesini kayık ve yemek çubuklarının da kürek olarak kullanıp nehri geçer. Kyota'ya geldikten sonra asil bir ailenin yanında çalışmaya başlar. Uzun yıllar boyunca çok çalışır ve işverenleri ondan çok memnun kalırlar. Bir gün genç kahraman tapınağa giderken evin genç kızına eşlik etmektedir. Yolda iki dev ONİ, boynuzlu iblisler üzerine atlar. İssun Boşi hemen onların dikkatini üzerine çekerek kızın kaçmasını sağlar. Oni'lerden birisi İssun Boşi'yi yutmayı başarır. Ancak azimli küçük adam iğnesini kılıfından çıkararak iblisin midesine saplar ve onun boğazına doğru tırmanmaya başlar. Bu tırmanış sırasında da iğneyi saplamaya devam eder sonunda Oni onu tükürür. Ancak aynı anda diğer Oni İssun BOşi'ye saldırmak ister ancak kahraman zıplayarak devin gözlerine iğnesini saplamaya başlar. Çok geçmeden iki Oni de kaçarlar ve arkalarında iyi şans getiren bir nesne olan bir topuz bırakırlar. İssun Boşi ve genç kız topuzu yere vurarak bir dilekte bulunurlar. Tam o anda İssun Boşi gerçek boyutlarda bir samuray olur. Çift eve döner ve kızın babası ikisinin evlenmelerine izin verir. *-*İZANAGİ VE TAPINAĞI*-* *İzanami ve Tapınağı ''Gökyüzünün Yüzen Köprüsü'nde durur ve dünyayı yaratmak için semavi mücevherlerle süslü bir mızrakla suları karıştırırlar.(Tahta baskı, 19.yüzyıl) Şinto inancına göre dünya ve gökyüzü kaostan yaratıldıktan sonra ortaya çıkan sekiz çift tanrıdan biridir. Tam adları İzanagi-No-Mikoto ve İzanami-No-Mikoto'dur ve anlamları ''Ağustos Erkeği'' ve ''Ağustos Kadını''dır. İzanagi ve İzanami Japon adalarının yaratılmasını emretmişlerdir. ''Gökyüzünün Yüzen Köprüsü'' üzerinde yan yana durarak semavi mücevherlerle süslü mızrağı aşağıdaki denize sarkıtıp karıştırmaya başlarlar. Mızrağı sudan çıkardıklarında ucundan damlayan sulardan bir ada, ilk kara parçası oluşur. İki tanrı daha sonra adaya inerler ve orada gökyüzüne uzanan bir sütun ve görkemli bir saray inşa ederler. Bir gün tanrılar her birinin vücudunun diğerlerinkinden farklı olduğunu keşfederler. İzanami bedeninde eksik bir yer olduğunun İzanagi ise kendi bedeninde fazla bir parça olduğunu söyler. Bunun üzerine İzanagi bu iki parçayı bir araya getirmeyi önerir. İki tanrı sütunun çevresinde birbirlerine rastlayana kadar dönerler ve bedenlerini birleştirirler. İzanami Hiruko adında bir çocuk doğurur ancak bu çocuk biçimsiz bir varlıktır ve bu yüzden onu denize terk ederler. Tanrılar çocuğun bu görünümünün birleşme ritüelleri sırasında ilk önce İzanami'nin konuşmasından kaynaklandığını düşünürler. Çift bir kez daha sütunun etrafında döner ve bu kez ilk önce İzanagi konuşur. Ardından İzanami Japon adalarının yanı sıra şelalelerin, dağların, ağaçların, bitkilerin ve rüzgarın tanrı ve tanrıçalarını da doğurur. Ateş tanrısı KAGUTSUÇİ'yi doğururken o kadar kötü yanar ki ölür. Ancak ölürken bile tanrılar doğurmaya devam etmektedir. Sonunda ölüler ülkesi YOMİ'de kaybolur. İzanagi çaresizce kederlidir. Gözyaşlarından pek çok tanrı oluşur ve ateş tanrısının kafasını kestiğinde bile tanrılar meydana gelir. İzanagi Yomi'ye giderek karısını aramaya karar verir. Ancak oraya ulaştığında ölülerin yiyeceğini çoktan yemiştir. İzanami, tanrıları yaşayanların dünyasına geri dönmek için ikna etmeye çalışsa da onları reddederler. Bunun üzerine İzanagi tarağının bir dişini yakar ve onu meşale gibi kullanarak ölülerin sarayına fırtına gibi dalar ve İzanami'yi görür. Karısı tanınmayacak bir haldedir: Cesedinde kurtçuklar dolaşmaktadır ve bedenine sekiz tane tanrı yerleşmiştir. İzanami'nin görünüşünden dehşete düzen İzanagi gerisingeri evine döner. Bu davranışı İzanami'yi öfkelendirir ve Yomi'nin büyücü kocakarılarını sayısız tanrı ve savaşçıyla birlikte kocasını yakalamak için gönderir. Ancak İzanagi pek çok hile yaparak onlardan kaçmaya başarır. Sonunda ölüler ülkesinin dışına ulaştığında orada üç tane şeftali bulur. Onları kopararak kocakarıların üzerine atar ve kadınlar kaçarlar. İzanagi şeftalilere o günden sonra kendisini kurtardıkları gibi ölümlüleri kurtaracağını söyler. Bu sırada kendisi de bir iblise dönüşen İzanami, İzanagi'nin peşini bırakmamıştır. Kocası onun yolunu kesmek için Yomi'yi canlıların dünyasından ayıran geçide koskocaman bir kaya yerleştirir. Karı koca bu kayanın iki yanında dururlar ve İzanami, İzanagi'ye bu davranışının cezası olarak her gün bin kişiyi boğarak öldüreceğini söyler. İzanagi de bunun karşılığında her gün bin beş yüz kişinin doğacağını garanti eder. Tanrı daha sonra bir nehirde yıkanarak kendisini arındırır. Giysilerini çıkarırken her parçasının yere düşmesiyle yeni bir tanrı oluşur. Sonunda İzanagi yüzünü yıkar ve bu hareketinden güneş tanrıçası AMATERASU, ay tanrısı TSUKİYOMİ ve fırtına tanrısı SUSANO-WO meydana gelir. İzanagi krallığını bu üç tanrı tarafından eşit olarak bölüştürür. *-*JİMMU-TENNO*-* Japon mitolojisine göre Japonya'nın ilk imparatoru ve bu nedenle emperyal soyun kurucusudur. Güneş tanrıçası AMATERASU'nun soyundan geldiğine ve HİKİHOHODEMİ'nin torunu olduğu söylenir. Jimmu-Tenno yaşamı boyunca iki adla tanınır, Toyo-Mike-Nu ve Kamu-Yamato-İware-Hiko. Ancak ölümünden sonra Jimmu-Tenno olarak anılmaya başlanmıştır. Tahta MÖ 660 yılında geçtiği söylenir. Bir hikayede, yeni ülkeler aramak ve kendisine krallığı yönetecek bir yer bulmak amacıyla ordusuyla birlikte çıktığı bir yolculukta ayı kılığına girmiş bir tanrı tarafından büyülenerek tüm istilacıların uykuya dalmalarını sağlandığı anlatılır. Jimmu-Tenno'nun yandaşlarından biri rüyasında Amaterasu'nın, Yamato olarak bilinen ülkeyi yatıştırmak için Jimmu-Tenno'ya sihirli bir kılıç gönderdiğini görür. Uyandığında bu kılıcı bulur ve liderine verir. Askerler ondan sonraki yolculuklarına bir karganın rehberliğinde devam ederler. Yamato'ya vardıklarında Jimmu-Tenno görkemli bir saray inşa eder ve yerel hükümdarın kızıyla evlenir. *-*JİZİ-BOSATSU*-* Çocukları koruyan Bodhisattva ya da ''Geleceğin Buda'sı'' olan Kşitigarbha'nın Japon versiyonudur. Yolcuları ve hamile kadınları kolladığı da söylenir. Kültü özellikle Japonya'da çok popülerdir, bir tanrıdan çok itibarlı bir kimse olarak saygı görür. Müritleri her yıl ''Jizo'nun İtirafları'' adı verilen bir törenle ona hatalarını itiraf ederler. Bir hikayeye göre aileleri yeniden doğmalarını sağlamak için dualar etmek yerine sadece yas tutan ölü çocuklar cehennemindeki bir kumsala ya da nehir kıyısına gönderilir. Oradaki tüm zamanlarını, geceleri iblisler tarafından yıkılan tapınaklar yapmakla geçirirler. Ancak Jizo sonunda çocukları teselli etmek için gelir. Onları giysisinin kıvrımlarına sarar ve onlara kendisinin anneleri ve babaları olduğunu söyler. *-*JUROJİN*-* ŞİÇİ FUKUJİN ya da yedi iyi şans tanrısından biridir. Uzun ömür ve mutlu yaşlılık tanrısıdır. Uzun, beyaz sakallı, küçük, yaşlı bir adam olarak tasvir edilir ve yanında genellikle uzun ömrün sembolleri olarak bir turna kuşu, kaplumbağa veya geyik bulunur. Tanrı aynı zamanda dünyanın tüm bilgeliğinin içinde bulunduğu söylenen bir kağıt rulosu ya da kitaba iliştirilmiş bir asa taşır. Pirinç şarabını fazlasıyla sevdiği söylenir. *-*KAGUTSUÇİ*-* Veya Homosubi Japon Şinto mitolojisinin ateş tanrısıdır. İlk çiftin kadını olanı İZANAMİ'nin oğludur. İzanami onu doğururken öyle kötü yanar ki sonunda ölür. Kagutsuçi'nin babası İZANAGİ bunun intikamını almak için ateş tanrısına saldırır ve onun kafasını keser. Bunu yaparak pek çok tanrının oluşmasına da neden olmuştur. Japonlar Kagutsuçi'den çok korkarlar. *-*KAMİ*-* Eski Japoncada gizemli veya kutsal sayılan şeyler için kullanılan bir kelimedir. Folk kültlerinin objelerinden önemli tanrılara kadar çok farklı alanlarda kullanılabilen bir kelimedir. Kami'lere insan özellikleri taşıyan doğaüstü varlıklar olarak bakılır. Kimi zaman dağlar, ağaçlar ve nehirler gibi doğa tanrılarıyken kimi zaman da erdemleri veya idealleri cisimleştirmek için kullanılırlar. Koruyucu tanrılar veya önemli insanlar olabilirler. Buda'nın Çin'in Kami'si olduğu düşünülmüş ve daha sonra yerel Kami'lere Budizmin koruyucuları olarak bakılmıştır. Bazıları Budist tanrılarla özdeştirilmişlerdir. *-*KAPPA*-* Japon mitolojisine göre maymun benzeri iblislerin ırkıdır. Göllerde ve nehirlerde yaşarlar ve insanlarla diğer yaratıkları büyüyle kandırarak suyun derinliklerine çeker ve orada onları yerler. Özellikle kandan ve salatalıktan çok hoşlanırlar. Kötü yaratıklar olmalarına rağmen bazen yatıştırılabilirler ya da pazarlık yapılabilirler. Örneğin eğer bir aile üyelerinin isimleri ve yaşları salatalığın üzerine yazılıp bir Kappa'nın yaşadığı suya atılırsa yaratık o aileden kimseye zarar vermez. Kappalar aynı zamanda belirli şekillerde incitilebilirler. Eğilerek verilen selama mutlaka karşılık verirler ve bunu yaparken kafalarının üzerindeki çukurdan su sıçratırlar ki bu da güçlerinin azalmasına yol açar. Çok bilgili oldukları için bazen insanlara yardımları dokunur. Bir hikayeye göre bir Kappa at üzerinde giden bir adama halat çekme oyunu oynamalarını teklif eder. Ancak birbirlerini çekmeye başladıkları anda adam atını mahmuzlar ve Kappa'nın kafasından su fışkırmaya başlar. Kappa adama durması için yalvarır ve ona eğer durursa ona kemikleri nasıl onaracağını söylemeyi vaat eder. Adam razı olur ve ailesi kırık çıkıkçı olarak büyük ün kazanır. Kappalar maymuna benzer yüzleri, perdeli el ve ayakları sarımsı ve yeşil renkte bir tenleri vardır. Kaplumbağa gibi kabukludurlar. *-*KİŞİMO-JİN*-* Japon mitolojisinin ''İblislerin Ana Tanrıçası'dır''. Çocuklarını yediği ve Gautama Bud'nın Hindistan'da yaşamakta olduğu bir kenti yok ettiği söylenir. Kent halkı Buda'ya kendilerini kurtarmaları için yalvarınca Buda, Kişimo-Jin'in oğlunu dilenci kutusunun altına saklar. Dişi iblis çılgına döner ve sonunda Buda'dan yardım ister. Buda da ona oğlunun kaybolmasından duyduğu acının kendisinin diğer insanlara çektirdiği acının aynısı olduğunu söyleyerek Budizme dönmeye ikna eder. Kişimo-Jin Budist olduktan sonra çocukların koruyucu haline gelir. Genellikle kollarında bir çocukla bir koltukta otururken resmedilir. *-*MARİŞİ-TEN*-* Japon Budizmine ait bir tanrıça veya bazen de savaş ve zafer tanrısıdır. Ortaçağlarda Japon savaşçıları Marişi-Ten'in onları görünmez yaptığına inanırlardı. Bir domuzun ya da domuz sürüsünün üzerinde oturur ya da ayakta durur şekilde tasvir edilir. Bazen her birinde farklı silahlarla taşıdığı sekiz kolu ile resmedilir. *-*MOMOTARO*-* Bir şeftaliden doğan Japon kahramandır ve iblisleri yenmesiyle ünlenmiştir. O zamana kadar çocukları olmamış orta yaşlı bir çift bir gün nehirde yüzen bir şeftali görür. Meyveyi alıp açtıklarında içinde küçük bir oğlan çocuğu bulurlar. Bebek oturur ve şeftaliyi yer. Onu bulduklarına çok sevinen çift çocuğa Momotaro ya da ''Şeftali Çocuğu'' adını verir ve onu asil ve cesur bir genç olarak yetiştirirler. Çocuk on beş yaşına geldiğinde ailesine ve arkadaşlarına olan gönül borcunu ödemeye karar verir ve kendilerini sürekli rahatsız eden ONİ adı verilen iblislerin hakkından gelmek için yaşadıkları komşu bir adaya gitmek için yola çıkar. Yanına yaşlı kadının pişirdiği üç parça böreği de almıştır. Bir süre sonra bir köpek, bir sülün ve bir maymuna rastlar. Üç hayvan da ona yolculuğunda eşlik etmeye birer börek karşılığında razı olurlar. Dört maceracı daha sonra bir gemi bulur ve adaya giderler. Orada Oni'ler tarafından esir alınarak hapsedilmiş pek çok kızla karşılaşırlar. Momotaro Oni'nin şatosuna saldırır ve arkadaşlarıyla birlikte tüm iblisleri öldürmeyi başarır. Sonra gemisini Oni'nin köy halkından çaldığı hazinelerle ağzına kadar dolurur, esir kızları da gemiye alarak evine bir kahraman olarak döner. *-*NİNİGİ*-* Japon Şinto mitolojisinde büyük güneş tanrıçası AMATERASU'nın torununun torunudur. Amaterasu bir süredir dünyayı yönetecek birini bulmaya çalışmaktadır. İlkönce oğlu Ame-No-Oşido-Mimi'yi gökyüzünden indirip dünyaya göndermeye karar verir. Ancak tanrı ''Gökyüzünün Yüzen Köprüsü''nden aşağı bakıp aşağıda sürmekte olan kargaşayı görünce gitmekten vazgeçer. Tanrılar bir araya gelerek ne yapacaklarını tartışırlar ve sonunda Ame-No-Hohi'yi aşağı göndermeye karar verirler. Aradan üç yıl geçmesine rağmen tanrılar Ame-No-Hohi'den hiçbir haber alamazlar. Bunun üzerine oğlu Ame-No-Wakahiko'yu dünyaya gönderme kararı alırlar. Ayrılmadan evvel ona bir yay ve oklar verirler. Ame-No-Wakahiko yeryüzüne iner ve çok geçmeden ilaç ve sihir tanrısı OKUNİNUŞİ'nin kızı Şitateru-Hime ile evlenir. Tanrılar bu kez de sekiz yol boyunca dünyadan hiçbir haber alamazlar. Sonunda Ame-No-Wakahiko'nun neler yaptığını öğrenmesi için bir turna kuşunu aşağı gönderirler. Turna tanrının evinin hemen dışındaki bir ağaca tüner Evdeki kadınlardan biri turnayı fark eder ve Ame-No-Wakahiko'ya bunun kötüye işaret olduğunu söyler. Tanrı hemen yayı alır ve okuyla kuşun içinden geçerek gökyüzüne gidip Amaterasu ve tanrı Takami-Masubi'nin ayaklarının dibine düşer. Tanrı oku tanır ve öfkeyle dünyaya atar. Ok Ame-No-Wakahiko'ya gelir ve onu öldürür. Şitateru-Hime üzüntüden yıkılır. Tanrılar aralarından ikisini Okuninuşi'yi ziyaret etmesi için gönderirler ve ona tanrıçanın kendilerini, ülkeyi kendi hükümdarlığına katmaları için güneş tanrıçasının gönderdiğini söylerler. Okuninuşi iki oğluyla konuşur. Büyük oğlu Amaterasu'ya tapınmayı kabul eder ama genç olanı bunu reddeder. Ancak iki tanrı küçük oğlanın üzerinde baskı kurarlar ve güneş tanrıçasına karşı gelmeyeceğine dair kendisinden söz alırlar. Okuninuşi de güneş tanrıçasının yasalarına uymayı bir şartla kabul eder. İzumo'daki ünlü tapınakta tapınılan büyük tanrıların arasında kendisine de bir yer ayrılmasını istemektedir. Amaterasu bu isteği kabul eder. Sonunda Amaterasu torunu Ninigi'yi dünyaya gönderir. Gökyüzünden ayrılmadan evvel Ninigi'ye pek çok kutsal eşya verilir. Bunlar arasında güneş tanrıçasının gizlendiği mağaradan çıktığında kendisine baktığı ayna ve Amaterasu'nun oğullarını yaratan semavi mücevherle ve fırtına tanrısı SUSANO-Wo'nun sekiz başlı yılan Yamato-No-Oroçi'nin kuyruğunda bulunan Kusanagi adındaki kışı. da bulunmaktadır. Bu üç eşya Japon emperyal gücünün simgesi haline gelirler. Ninigi dağ tanrısının kızı Kono-Hana-Sakuyu-Hime ile evlenir. Kono-Hana-Sakuyu-Hime kocasıyla yattığı ilk gece hamile kalınca Ninigi onun kendisine olan sadakatinden kuşku duymaya başlar. Buna karşılık Kono-Hana-Sakuyu-Hime kendisine kapısı olmayan bir ev inşa eder ve doğum yapması yaklaşınca eve girerek eğer kocasına sadık değilse çocuğunun öleceğini söyler. Ve üç oğlan çocuğu doğurur. bunlardan biri olan HİKOHOHODEMİ deniz tanrısının kızıyla evlenir. Onların çocuklarının da bir oğlu olur ve ölümünden sonra JİMMU-TENNO olarak anılmaya başlar. Jimmu-Tenno Japon imparatorluk soyunun kurucusudur. *-*NİO'LAR*-* Japon Budizmine göre iki koruyucu kral ya da mehamet kralıdırlar. Genellikle tapınak ve manastır girişlerini koruyan devler olarak tasvir edilirler ve saronglar içinde ya da silahlı olarak resmedilirler. Kötü ruhları ve hırsızları kovduklarına ve çocukları koruduklarına inanılır. *-*OKUNİNUŞİ*-* Japon Şinto mitolojisine göre ilaç ve sihir tanrısıdır. Adı ''Büyük Ülke Efendisi'' anlamına gelir ve yaratılışından beri dünyayı yönetmektedir. Hükümdarlığı AMATERASU'nun torunu NİNİGİ'yi onun yerini alması için gönderene kadar devam eder. İlaç tanrısı olarak yeni şifa yöntemleri keşfettiği de söylenir. Okuninuşi'nin seksen erkek kardeşi vardır. Tümü de güzel prenses YAKAMİ ya da Ya-Gami-Hime ile evlenmek istemektedirler. Kardeşler prensesi ziyaret etmek için yola çıktıklarında derisi yüzülmüş bir tavşan onları durdurur ve yardımlarını ister. Kardeşler tavşana denizde yıkanmasını ve rüzgarda kurumasını söylerler. Tavşan bunları yaptığında çok büyük bir acı çekmeye başlar ve sonrasında kendisi için üzülen Okuninuşi'ye rastlar. Okuninuşi ona tatlı suda yıkanmasını ve sonra da çimenler üzerinde yuvarlanmasını söyler. Tavşan Okuninuşi'nin söylediğini yapar ve anında daha iyi hissetmeye başlar. Aslında bir tanrı olan tavşan bu iyiliğinin karşılığında Okuninuşi'ye güzel prenses Yakami'nin kendisinin olabilieceğini söyler. Okuninuşi'nin kardeşleri buna çok öfkelenirler. Çok büyük bir kayayı kızarana kadar ısıtarak bir dağın tepesinden ağabeylerinin üzerine yuvarlarlar. Okuninuşi kayayı bir domuz zannederek elleriyle tutar ve o anda yanarak ölür. Ancak annesi Kami-Musubi'nin yardımıyla tekrar canlanır. Kami_musibi oğlunu başka saldırıları önlemek için yeraltına sığınmasını ister. Okuninuşi orada fırtına tanrısı SUSANO-WO ve kızı Suseri-Hime ile karşılaşır. İki genç birbirlerine aşık olurlar. Susano-Wo bunu fark edince Okuninuşi'yi yılanlarla dolu bir odada uyumaya gönderir. Ancak tanrı Suseri-Hime'nin kendisine verdiği bir şalla korunur. Ertesi gece Susano-Wo onu kırkayaklar ve eşek arılarıyla dolu bir odaya gönderir ancak Okuninuşi yine korunmaktadır. Susano-Wo bu kez devasa büyüklükte bir tarlanın ortasına bir ok atar ve Okuninuşi'den onu bulmasını ister. Tam tarlaya girdiği ve ortasına kadar yürüdüğü zaman Susano'wo tarlayı ateşe verir. Ancak bir fare Okuninuşi'ye bir delik göstererek orada ateşten korunmasını kendisinin oku bulup ona getireceğini söyler. Bu sırada Susano-Wo da yavaş yavaş Okininuşi'yi benimsemeye başlamıştır. Ona saçlarını yıkamasını söyler ve uyumaya gider. Susano-Wo uyurken Okuninuşi fırtına tanrısının saçlarını sarayın kirişlerine bağlar ve Suseri-Hime ile kaçar. Yanına Susano-Wo'nun kılıcı, okları ve yayını ve bir de Koto adındaki arpını alır. Okuninuşi ve Suseri-Hime kaçarlarkenn arp bir ağacın dallarına sürtünür ve çıkan ses Susano-Wo'yu uyandırır. Tanrı yataktan fırlar ve bunu yapınca saçlarından bağlı olduğu evi de yıkar. Okuninuşi telaş içinde koşmaya devam eder. Sonunda Susano-Wo aşıkları yeraltının sınırlarında yakalar ve Okuninuşi'ye dünyayı yönetebilmesi için kardeşleriyle savaşırken kendisinin silahlarını kullanmasını öğütler. Okuninuşi'nin kurnazlığı sonunda fırtına tanrısını onun kızına iyi bir eş olabileceği konusundan etkilenmiş gibi görünmektedir. Çünkü sonra tanrıya Suseri-Hime'yle evlenmesini ve Uka Dağı'nın eteklerinde bir saray inşa etmesini söyler. Okuninuşi, İzumo eyaletinin hükümdarı olur. *-*ONİ'LER*-* Dev boynuzlu iblislerdir. Japonya'ya Budizmle birlikte Çin'den geldikleri ve Budist rahiplerin de onları kovmak için yıllık ritüeller düzenledikleri söylenir. Bir Oni çeşitli renklerde olabilir ve üçer tane el ve ayak parmaği ve bazen de üç gözü vardır. Genellikle zalim ve şehvet düşkünüdürler. Sık sık gökyüzünden süzülerek ölmek üzere olan insanların ruhlarını çaldıkları söylenir. Bir hikayede minik bir kahraman olan MOMOTARO'nun Oni'lerin kaçırıp hapsettiği çok sayıda genç kızı kurtardığı anlatılır. Cehennemin Oni'leri öküz ya da at başlıdırlar; günahkarları avlayıp ateş arabalarıyla yeraltının hükümdarı EMMA-O'ya götürürler. Bazı Oni'ler hastalıklardan ve salgınlardan sorumlu tutulurlar, diğerleriyse kıskançlıkları ya da acıları yüzünden iblise dönüşen ölümlü kadınlardır.a *-*ŞAKA-NYORİA*-* Buda Şakyamuni Gautama'nın Japoncadaki adıdır. Japonya'da her ne kadar Şaka'ya da tapınılıyorsa da Budizmin egemen biçimi müritlerinin esas olarak buda Amida veya Amitabha'ya itibar gösterdikleri ''Saf Ülke'' ekolüdür. *-*ŞİÇİ FUKUJİN*-* Japonların yedi mutluluk ve şans tanrısıdırlar. Adları DAİKOKU, EBİSU, BEN-TEN, BİŞAMON, FUKUROKUJU, JUROJİN ve HOTEİ'dir. Bu grup içinde Budizmden, Japon folklorundan ve Çin Daoizminden tanrılar bulunmaktadır. Grup 17. yüzyılda, tanrıların varlık, yüce-gönüllülük, dürüstlük, haysiyet, popülerlik, uzun ömür ve dostluk erdemlerini sembolize etmelerini isteyen rahip Tenkai tarafından bir araya toplanmıştır. Tanrıların bir hazine gemisinde birlikte seyahet ettikleri söylenir ve bu şekilde de tasvir edilirler. *-*ŞOTEN*-* Kültü Japonya'ya 9. yüzyılda gelmiştir. Şoten hem engeller yaratır hem de onların üstesinden gelir. Ezoterik mezhepler tarafından tapınılır ve tanrının dehşetli gücünün insanların aydınlanmaya ulaşmalarına yardım ettiğine inanılır. *-*SUKU-NA-BİKONA*-* Japonya'nın büyük mitolojik kahramanlarından biri olan OKUNİNUŞİ'ye yardım eden bir cüce tanrıdır. Çiftçilik ve şifa konularında bilgili olan yardımsever bir tanrı olarak görülür. Okuninuşi karısı ile birlikte saraya yerleştikten sonra bir dalganın zirvesinde küçücük bir gemiyle gelir. Okuninuşi cüceyi incelemek için avcunun içine koyar, bunun üzerine cüce zıplayıp kahramanın göğsüne vurur. Okuninuşi sinirlenir ve olanları tanrılara anlatır. Tanrılardan biri dünyaya düşen yaramaz bir çocuk olan cücenin kendi oğlu olabileceğini fark eder ve Okuninuşi'den ileride kendi egemenliğini kurmasına yardım edecek olan çocuğa gözkulak olmasını ister. Ancak Suku-Na-Bikona sonunda ortadan kaybolur. *-*SUSANO-WO*-* Japon Şinto mitolojisinde fırtına tanrısıdır. İlk çiftin erkek olanı İZANAGİ ölüler dünyasından döndükten sonra yüzünü yıkarken ortaya çıkmıştır. Susano-Wo, İzanagi'nin burnundan doğar. İzanagi krallığını diğerleri güneş tanrıçası AMATERASU ve ay tanrısı TSUKİYOMİ olan üç çocuğu arasında paylaştırır. Susano-Wo'ya okyanusların hükümdarı olmak düşer. Ancak o, bundan hiç de memnun kalmaz ve babasının kararını protesto edip yeraltındaki annesi İZANAMİ'nin yanına gitmek istediğini söyler. İzanagi de kızını kovar. Susano-Wo gitmeden önce kız kardeşi Amaterasu'yu ziyaret eder. Hangisinin daha güçlü olduğunu belirleyebilmek için onu bir yarışmaya davet eder. Yarışmanın konusu erkek tanrılar yaratmaktır. Susano-Wo, Amaterasu'nun saçlarından ve kollarından bereket boncuklarını alır, dişleriyle kırar ve beş erkek tanrı olarak ağzından tükürür. Ardından kendi zaferini ilan eder. Amaterasu boncukların kendisine ait olduğunu söyleyerek sonuca itiraz eder ve aslında kendisinin kazandığını öne sürer. Susano-Wo kardeşinin itirazlarını duymazdan gelir ve zaferini kutlamak için dünyada büyük bir yıkım başlatır. Asi davranışlarını son olarak Amaterasu'nun maiyetiyle birlikte oturmakta olduğu dokuma salonunun ortasına derisi yüzülmüş bir midilli atarak sonlandırır. Amaterasu buna o kadar sinirlenir ki kendisini bir mağaraya kapatır ve dünya karanlığa boğulur. Her ne kadar sonunda ikna edilerek mağaradan çıkarılsa da tanrılar Susano-Wo'nun cezalandırılmasına karar verirler. Onun kendilerine bir çok armağan vermesini, sakalıyla, el ve ayak tırnaklarını kesmesini emrederler. Sonunda onu gökyüzünden kovarlar. Başka bir hikayeye göre Susano-Wo yiyecek tanrısı UKE MOÇİ'ye kendisine yiyecek bir şeyler vermesini emreder. Tanrıça bu isteğe burnundan, ağzından ve rektumundan yiyecek çıkararak cevap verir ve çok öfkelenen Susano-Wo onu öldürür. Cesedinden tüm temel besin maddeleri filiz verir: Gözlerinden pirinç, kulaklarından darı, üreme organlarından buğday, burnundan kırmızı fasulye, rektumundan da soya fasulyesi yetişir. Efsanenin bazı versiyonlarına göre yiyecek tanrıçasını öldüren Susano-Wo değil ay tanrısı Tsukiyomi'dir. *-*TAWARA-TODA*-* Japon mitolojisinde büyük olasılıkla tarihi kökenleri olan bir kahramandır. Ejderhaların krallığını kırıp geçiren devasa bir kırkayağın üstesinden gelmiştir. Kral bu iyiliğinin karşılığında Tawara-Toda'ya pek çok doğaüstü armağan verir. Bunlar arasında kendi kendisini sürekli olarak olduran bir torba pirinç de vardır. *-*TENGU'LAR*-* *Tengu'lar hain olmalarına rağmen aynı zamanda yardımsever de olabilirler. Kahraman Tameto'yu dev bir balığa yem olmaktan kurtarmışlardır.(Tahta Baskı, Kuniyoşi, 19. yüzyıl) Japon mitolojisinde ağaçlarda ve dağlık alanlarda yaşadıkları söylenen yaratıklardır. Yarı insan yarı kuş olan bu yaratıkların uzun burunları vardır ve bazen yapraklarından ya da tüylerden oluşan pelerinler giymiş şekilde tasvir edilirler. Her ne kadar oyunlar çevirseler de hepten kötü değildirler. *-*TOKOYO*-* Japon mitolojisine göre imparatorun canını sıkan ve bu yüzden de krallıktan kovulan Oribe Şima adındaki bir samurayın kızıdır. Oribe Şima kendisine Oki adaları olarak bilinen ıssız bir takımadada bir ev kurar. Kızını özlediği için çok mutsuzdur. Tokoyo da babasından ayrıldığı için çok üzgündür ve onu bulmaya kararlıdır. İşe tüm mallarını satıp kıyıda, Akasaki olarak bilinen bir yere yerleşerek başlar. Oki adaları bulunduğu yerden ufacık bir nokta halinde görülmektedir. Tokoyo civarındaki balıkçıları kendisini adalara götürmeleri için ikna etmeye çalışırsa da hepsi bu teklifi reddederler çünkü oraya gönderilen birini ziyaret etmek yasaktır. Bir gece Tokoyo bir kayık alır ve tek başına adalara gider. Kıyıya çıktığında yorgunluktan uyuyakalır ve ertesi sabah babasını aramaya başlar. Genç kadın bir balıkçıya rastlar ve ona babasını görüp görmediğini sorar. Adam görmediğini söyler ve çok büyük bir bela açabileceğini için bunun bir daha kimseye sormamasını hakkında onu uyarır. Sonuç olarak Tokoyo tüm adaları gezer, insanların söylediklerini dinler ama babasının nerede olduğunu hiç kimseye sormaz. Bir akşam bir Buda tapınağına gelir ve dua ettikten sonra uyuyakalır. Bir süre sonra bir kızın ağlama sesiyle uyanır ve etrafına baktığında genç bir kızla bir rahip görür. Rahip, kızı kayalıklara doğru götürmüş ve onu denize atmaya hazırlanmaktadır ki Tokoyo koşarak gelip onu durdurur. Rahip ona kötü tanrı OKUNİNUŞİ'yi yatıştırmak için gereken ritüeli uygulamaya çalıştığını itiraf eder. Eğer her yıl bir genç kız gönderilmezse tanrı çok öfkelenmekte ve pek çok balıkçının boğulduğu büyük fırtınalar çıkarmaktadır. Tokoyo babası olmadan çok mutsuz olduğunu ve hayatının anlamını kaybettiğini söyleyerek kızın yerini almayı teklif eder. Sonra tekrar Buda'ya dua eder ve dişlerinin arasında bir hançerle, kötü tanrıyı bulup öldürmek için okyanusun derinliklerine dalar. Okyanusun dibinde Tokoyo muhteşem bir mağara bulunduğunu keşfeder. İçinde kötü tanrının yerine babasını ülkeden kovan imparatorun bir heykeli bulunmaktadır. Heykeli yok etmeye karar verir ancak sonra aklına daha iyi bir fikir gelir ve heykeli yanına alarak mağaradan dışarı çıkar. Tam mağarayı terk etmek üzeredir ki kendisini bir sürüngenle karşı karşıya bulur. Hiç korkmadan ona doğru yüzer ve yaratığın gözünden hançerler. Kör olan hayvan mağaranın girişini bulamaz ve Tokoyo da fırsattan istifade ona saldırıp öldürmeyi başarır. Tokoyo kıyıya ulaştığında rahiple genç kız onu kasabaya taşırlar. Kahramanlık hikayesi çok geçmeden dilden dile dolaşmaya başlar. Bilinmeyen bir hastalığın pençesinde olan ve birdenbire kendini iyileşmiş bulan imparator da neler olduğunu duymuş ve Tokoyo'nun kendisini kötü bir büyüden kurtardığını anlamıştır. Oribe Şima'nın serbest bırakmasını emreder ve baba-kız evlerine dönerler. *-*TSUKİYOMİ*-* Şinyo mitolojisinde ay tanrısıdır. Adı ''Ayları Sayan'' anlamına gelmektedir. Tsukiyomi'nin ilk çiftin erkeği İZANAGİ'nin yeraltından döndükten sonra temizlenirken yaratıldığı söylenir. İzanagi yüzünü yıkarken sağ gözünden Tsukiyomi, sol gözünden güneş tanrıçası AMATERASU ve burnundan da fırtına tanrısı SUSANO-WO çıkar. İzanagi krallığını üç çocuğu arasında bölüştürür ve Tsukiyomi'ye de gecenin ülkesi düşer. *-*UKE-MOÇİ*-* Japon Şinto mitolojisine göre yiyecek tanrıçasıdır. Pirinç tanrısı İNARİ ile evlidir. Fırtına tanrısı SUSANO-WO veya hikayenin bazı versiyonlarına göre ay tanrısı TSUKİYOMİ tanrıçadan yiyecek bir şeyler vermesini ister. Tanrıça da bu isteğe burun deliğinden, ağzından ve rektumundan yiyecek çıkararak cevap verir. Bunun üzerine iğrenen tanrı da Uke-Moçi'yi öldürür. Tanrıçanın ölü bedeninden temel gıda maddeleri yaratılır. Aynı zamanda bir at ve bir inek yarattığı da söylenir. *-*URAŞİMA*-* *Uraşima okyanusun derinliklerinde geçirdiği süreden sonra bir kaplumbağanın sırtına binerek geri döner.(Tahta baskı, Taso Yoshitoshi, 1882) Japon mitolojisinde adı geçen bir balıkçıdır. Bir gün balık avlarken yaşlı bir kaplumbağa yakalar. Onu öldürmek yerine kaplumbağa acır ve suya geri atar. Sıçrayan sulardan çok güzel bir genç kız ortaya çıkar. Uraşima'nın kayığına çıkar, ona deniz tanrısı bir ejderha kralın kızı olduğunu söyleyip onu kendisiyle birlikte okyanusun altındaki saraylarına gelmesi için davet eder. Saray deniz kabukları, inciler ve mercanlardan yapılmıştır ve Uraşima orada kendisini yedi altın tırnaklı ejderhanın beklemekte olduğunu görür. Uraşima dört yıl boyunca karısı, ejderha prensesiyle çok mutlu bir şekilde yaşar. Ancak bir gün ailesini ve oynadığı sokakları çok özlediğini fark eder. Eski evine doğru yola çıkmadan önce karısı ona bir kutu vererek onu hiç açmadığı takdirde sağ salim kendisine geri dönebileceğini söyler. Uraşima evine geldiğinde her şeyin ona yabancı geldiğini fark eder. Sonunda yaşlı bir adama Uraşima'nın kulübesinin yerini sorar. Yaşlı adam da ona Uraşima'nın dört yüz yıl önce bir gün balık avlarken boğulduğunu anlatır. Uraşima o kadar şaşırır ki karısının kendisine söylediklerini unutarak kutuyu açar. O anda kutudan beyaz bir duman çıkar ve denize doğru gider. Uraşima birden yaşlanmakta olduğunu hisseder. Saçı beyazlamış, elleri titremeye başlamıştır. Sonunda tozdan bir tepecik haline gelir ve rüzgara karışarak kaybolur. *-*WAKAHİRU-ME*-* Japon Şinto inancına göre güneş tanrıçası AMATERASU'nın kız kardeşidir. Aynı zamanda SUSANO-WO'nun derisi yüzülmüş bir atı odaya attığı sırada Amaterasu ile birlikte dokuma salonunda oturduğu da söylenir. Kutsal dokuma salonu Amaterasu ve maiyetinin birlikte kendilerini veya güneş tanrıçasının rahibelerinin giysileri için kumaş dokudukları yerdir. Başka bir söylence de tanrıların burada evrenin tamamlanmamış yerlerini dokudukları ile ilgilidir. *-*YAKAMİ*-* Veya Ya-Gami-Hime. Japon mitolojisinde çok güzel bir prensestir. İzumo yakınlarında bir eyalet olan İnaba'da yaşar. Büyük kahraman OKUNİNUŞİ'nin seksen kardeşi de onunla evlenmek istemektedir. Onun kalbini kazanmak için çıktıkları yolda derisi yüzülmüş bir tavşanla karşılaşırlar. Zalim kardeşler tavşana denizde yıkanmasını ve güneşte kurumasını öğütlerler. Doğal olarak bu yöntemler tavşanın acısını daha da arttırır. Daha sonra Okuninuşi tavşanla karşılaşır ve ona tatlı suda yıkanıp kama çimenleri üzerinde yuvarlanarak kurumasını söyler. Söyleneni yapan tavşan iyileşir, kendisinin aslında bir tanrı olduğunu açıklar ve Okuninuşi'nin Yakami ile evleneceğini söyler. *-*YAKUŞİ-NYORAİ*-* Japonya'da itibar gören ilk Budalardan biri ve en önemlileridir. Henüz bir Bodhisattva iken on iki yemin ettiği söylenir. Bunların arasında tüm hastalıkların tedavisini bulmak da vardır. Adı ''İlaçları Olan Bilge'' anlamına gelir ve ''İlaçların Kralı'' veya ''Kutsal Şifacı'' olarak tanınır. Yakuşu aynı zamanda bedenini beril taşına dönüştürerek tüm dünyayı ışığıyla aydınlatacağına da yemin etmiştir. Doğuda bulunan evi ''Saf Beril Ülkesi'' olarak bilinir. Yakuşi-Nyorai genellikle elinde bir ilaç kasesi ile tasvir edilir ve modellerine mucizevi güçler atfedilir. *-*YAMATO TAKERU*-* Japon mitolojisinde adı geçen bir kahramandır. Esas ismi O-Usu-No-İkoto'dur ve imparator Keiko'nun oğludur. İmparator diğer oğlundan kendisine iki güzel genç kız getirmesini ister ama oğlu bu kızlarla kendisi evlenir ve babasına başka iki kız gönderir. Oğlunu cezalandırmayı planlayan imparator Yamato Takeru'ya kardeşini akşam yemeğine getirmesini söyler. Aradan beş gün geçtiği halde kardeşten haber gelmez. Şaşıran imparator Takeru'ya neler olduğunu sorar. Yamato kardeşini öldürünceye kadar ezdiğini ve bacaklarını kopardığını söyler. Oğlunun gücünden etkilenen imparator onu, krallığını tehdit eden asi güçleri yok etmesi için görevlendirir. Yamato ilk macerasında iki kardeşi öldürmek için batıya gönderilir. Kardeşlerin sarayı sayısız savaşçıyla çevrilidir, bunun üzerine Yamato Takeru kadın kılığına girerek bir ziyafet sırasında saraya girmeyi başarır. Herkes yiyip içmekle meşgulken Yamato Takeru kardeşlerden birini yakalar ve hançerleyerek öldürür. Diğer kardeş kaçmaya çalışır ancak Yamato Takeru onu da yakalayıp öldürür. İkinci kardeş ölmek üzereyken katiline Yamato Takeru ya da ''Yamato'nun En Cesuru'' diye seslenir. Eve dönüş yolunda Yamato Takeru tüm dağları, nehirleri, denizleri ve deniz tanrılarını kontrolü altına alır. Ancak evde uzun süre kalamadan imparator onu başka bir göreve gönderir. Yamato Takeru teyzesi Yamato Pime'ye dinlenmeye ve daha fazla korunmaya ihtiyacı olduğundan yakınır. Teyzesi ona bir kılıçla, sadece acil durumda açılması gerektiğini söylediği bir çanta verir. Kahraman bunun üzerine babası imparatorun istediği gibi pek çok düşmanı öldürür. Ancak sonunda bir adam Yamato Takeru'yu tuzağa düşürmeyi başarır. Bu adam kahramandan geniş bir düzlüğün ortasındaki göle gitmesini ve gölün sularında yaşayan bir tanrıyı öldürmesini ister. Yamato Takeru düzlüğün ortasına geldiğinde adam çevreyi ateşe vererek kahramanı alevler içinde bırakır. Ancak çimleri sihirli kılıcıyla biçen Yamato Takeru'ya bir zarar gelmez. Daha sonra teyzesinin kendisine verdiği çantayı açar ve içinde bir çakmaktaşı bulur. Hemen başka bir ateş yakar ve bu ateş ilkini yenerek peşindeki adamı ve yandaşlarını öldürür. Yamato Takeru başka birçok cesur ve görkemli zaferler kazanır. Uzun eve dönüş yolcuğu sırasında karısı Oto Tatiban Pime veya Miyazu-Hime ile bir geminin içinde denizi geçerlerken deniz tanrısı suları karıştırmaya başlar. Oto Tatiban Hime kocasını kurtarmak için kendisini kurban etmek ister ve gemiden atlayarak dalgaların arasında kaybolur. Bir kere daha karaya çıkan Yamato Takeru bir dağ geçidinde biraz yemek için mola verir. O sırada bir geyik görür ve yemeğinden kalan artıkları yemesi için ona atar. Geyiğin, geçidin tanrısı olduğunu anlamamıştır. Geyik yere düşerek ölür. Hemen ardından Yamato Takeru beyaz bir domuz şeklinde başka bir tanrıyla karşılaşır ve onu öldüreceğini söyleyerek büyük bir tabuyu yıkar. Ardından kahramanı sersemleten bir dolu fırtınası başlar. Buna rağmen Yamato Takeru sonunda düşüp ölene kadar mücadelesine devam eder. Ruhu çok büyük, beyaz bir kuşa dönüşür. *-*YOMİ*-* Japon Şinto mitolojisinde ölülerin ülkesidir. Bir cezalandırma yerinden çok pis bir yerdir ve ''Karanlığın Ülkesi'' ya da ''Köklerin Ülkesi'' olarak bilinir. İlk çiftin erkek olanı İZANAGİ karısı İZANAMİ'yi Yomi'ye kadar takip eder ancak onun serbest bırakılmasını sağlamaz. *-*YOŞİTSUNE*-* Aynı zamanda Uşikawa olarak bilinir ve Japon mitolojisine ait bir kahramandır. Savaş sanatları konusunda Tengu tarafından eğitilmiş ve daha sonra halkı Minanoto klanının intikamını almaya başarmıştır. Dev BENKEİ'yi büyük bir düelloda yener ve dev onun hizmetkarı olur.
  3. <<Kitap kapağı, yazım tarzı, konu tamamen bana aittir.>> Bisca - 0,1 "Ruhsuzlar, dünyayı ele geçireli kaç yıl oldu, Jason?" Sıska bedeni, korkuya teslim olmuştu sanki. Yürürken, her yeri kolaçan ediyordu birde. Bisca, Jason'un korkusunu anladı ve sırtından sımsıkı sarıldı. "Of Jason, amma korkak çıktın. Alt tarafı Derin Orman'dayız!" Jason, kendisiyle dalga geçildiğini anladı, Bisca'nın kafasına hafifçe vurdu. "Evet, ruhsuzların olduğu dünyanın ortasındayız şu an." Bisca'yı görmemezlikten gelip yürümeye devam etti. Bastığı dallardan çıkan ses, kulaklarını tırmalıyordu. Jason, uzun saçlarını kulağının arkasına atıverdi. Bisca, dikkatlice saçlarına baktı. "Jason, saçların beyazlıyor galiba." Diyerek her erkeğin korktuğu tepkiyi sergiledi. "Daha saçlarımın beyazlaması için çok erken!" Bisca sırıttı. "Siyahların arasından çok belli oluyor. Hehe, yaşlanıyorsun!" Jason, daha fazla konuşmadan normal ağaçlardan iki kat daha büyük ağaçlara baktı. "Astgrad'a erişemezsek ruhsuzlar kokumuzu alabilir." Bisca, al dudakları ile gülümsedi. Esneyip, Jason'u takip etti. Çalılardan hışırtı sesleri gelince gardını aldı Jason. Her yer ağaçlık olduğundan görünmüyordu hiçbir şey. Bisca, rahatındaydı. "Çok korkuyorsun Jason. Senin kız arkadaşın olmama rağmen, senden daha cesurum!" Diz kenarındaki kından hançeri çıkarıp çalılara fırlattı. Bir şeye saplanmıştı sanki. Evet, evet. Saplanmıştı. Bisca, saplandığını anlayınca iki adım geri çekildi. Jason ise korkudan tir tir titriyordu. Sesler, her yerden gelmeye başlamıştı artık. Jason, dayanamayıp elindeki kılıcı yere attı. "Lanet olası kadın! Senin için hayatımı veremem ben." Diyerek tırıs adımlarla tersine doğru ilerledi. O da neydi? Etrafları sarılmıştı... Bisca, dizüstü düştü yere. "Bunlar, ruhsuzlar... Kaçamayız!" Jason, Bisca'ya küfürler saydırıp çalıların içinden kaçmaya çalıştı. İki-üç saniye sonra çığlıkları duyuldu. "Dur, bırak beni!" Bisca, korkmuş gözlerle sesin geldiği yere baktı. Sesler durdu, kara gözleriyle gökyüzüne baktı. "K-Kusura bakmayın kardeşlerim. Geri dönemeyeceğim..." Tüm yükünü bırakıp var gücüyle koştu. Onu takip eden ruhsuz ekibi, çok hızlıydı. Bisca kafasını arkaya çevirdiği an, siyah saçlarından tutulup fırlatıldı. Bir daha ayağa kalkamadı. Ağlıyordu. Fakat öleceği için değil, arkasında bırakacakları için. Sivri kulaklı, uzun burunlu bir ruhsuz gözlerinin önüne geldi. Ağzını açarak çürük dişlerini göstermiş oldu. Bisca'nın ak teni, kızıla boyandı. Ruhsuz, onu öldürünce tatmin oldu. Ayağa kalktı, uludu. Siyah teni kan olunca elinin tersiyle sildi. Dağlar, denize dik uzanmış güneşlenirken; Bisca'nın ruhu dünyadan gitmiş, bedenini bırakmıştı. Maceracılar, yüzünün hâlini görünce tüyleri ürpermişti. Güzel yüzü, ısırık ısırık parçalanmıştı... Roxas - 1 Yine bir rüzgâr geliyordu doruklardan. İnsanların nefret ettiği rüzgârdı bu. Ama bazıları da seviyordu esintisini, özgürlüğünü... Manzaraya sahip, iki dağ arasında kurulmuş bir şehre bakıyordu rüzgâr. Astgrad... Ne zaman kurulduğu, ilk insanların hangi ara geldiği gibi belirsiz, bencil insanlardan oluşan, bir şehirdi. Fakat sorunları vardı. Ruhsuzlar... Bir anda ortaya çıkmışlardı. Güçlü, güçsüz. İnsanların yaşamlarını çalıp bedenlerinden etlerini koparırlardı. Geride kalan kemikleri olurdu. Astgrad, kapana kısılmış gibiydi. Ruhsuzlar her an kapılarına dayanıp yaşamlarını isteyebilirdi. Ya da ölümüne onları korkutabilirlerdi. İnsanlar, özgür olmaya çalışmıyordu. Yedikleri yerde oturup hayal kurarlardı. Ama insanlık için didinen, hayatlarını maceraya adamış kişilerde vardı. Maceraperestler. Özgürce kanatlarını çırpıp uçan o insanlar kurtarabilirler miydi umutsuzları? Kollarından tutup çıkarabilirler miydi dibi olmayan çukurdan?.. ****** Roxas... Bozulmuş ve dar yoldan geçiyordu Roxas. Kulaklarına gelen ses onu huzursuz etmesine rağmen aldırmıyordu. Ömrü boyunca duyduğu şeylerdi onlar. Soğuktu insanlara karşı. Tek benimsediği şey maceraydı. Sevgisini yıllar önce kaybetmişti. Hatırladığı geçmişi ona acı veriyordu. İnsanlar toplanmıştı Büyük Meydanda. Hepsi bir yere bakıyor gibiydi. Roxas, merak içindeydi. Mırıltılar, sesler gelmeye başladı. "Xanxus'a meydan okuyup galibiyetle ayrılan kişiye yirmi altın mı? Keşke kölelerim olsaydı da üstüne salsaydım!" Roxas, daha da meraklandı. Uzaktan bakan adama yürüdü. Sesini değiştirip kapüşonunu yüzünü görmeyecek şekilde ayarladı. "Hey yaşlı adam! Bu olay nerede olacakmış? Bana bir açıklasan?" Yaşlı adam, sopasına daha da sıkı tutundu. Yüzüne bakmaya çalıştı. Tuhaftı. "Maceraperest misin çocuk?" Roxas, adama kısık kahverengi gözleriyle baktı. "Evet, maceraperestim. Haydi ama söyle bana!" "Kızıl Meydan'da olacakmış." "Saol yaşlı adam. Hakkın ödenmez!" Kızıl Meydana yol aldı Roxas. ****** Büyük bir alandı burası. Her ev farklı farklı dizayn edilmişti. Kocaman kütük ortaya koyulmuştu. Eskiden infaz alanıydı Kızıl Meydan. Kütük, kanı emmiş, kokusu ile yaşıyordu. Kimsenin umurunda da değildi burası. Gelip geçtiğine bakarlardı sadece. Büyük bir halka oluşturmuşlardı. Çizginin ve halatların ötesine adım atmak yasaktı. İçeride, Xanxus kapışıyordu. Karşısındaki çocuk; siyah saçlı olup, kötü bakan mavi gözlü biriydi. Zayıf, kılıç tutmayı bilmeyen fakat tutan biriydi. Xanxus, eğleniyordu onunla. "Hey çocuk! Elindeki oyuncak değil. Onu bırak ve çık buradan. Beni yenecek güç yok sende!" Yine de saldırdı. Xanxus, kara gözleriyle öldürmüştü zaten. Şakak noktasına ters bir tekme yedi. O acıyla yere düştü çocuk. Onu yere yapıştıran Xanxus, yakasından kaldırıp kalın iplerin dışına attı. Tüm insanlara göz gezdirdi önce. Son gücüyle haykırmaya başladı. "Var mı beni eğlendirebilecek? Güçlü kişiler varlığını benden gizlemesin! Korkularınız size hakim olduğu sürece kim varlığı adına savaşabilir ki?" Bir süre sustu. Aldı nefesini iri bedenine, salladı ağır kılıcını. O sırada rüzgâr, halatlardan atladı. Tüm gözler Roxas'ta idi. Herkes siyah, yıprak, kapüşonlu kıyafetine bakıyor, dalga geçiyordu. Xanxus, gözlerini çevirdi sıska bedene. Çıplak göğsünü şişirip kılıcını yerinden oynamış taşlara sapladı. Konuştu Roxas'la. "Hey! Zayıfların gelmesi sorun oluşturuyor benim için! Çık şuradan." Roxas, kapüşonunu çıkardı. Kahverengi saçları dalgalanıyordu esintiden. "Korkularım diyor ki: 'Bu adamın gücü seni incitemez'." Xanxus, dişlerini gıcırdattı. Konuşmasına devam etti Roxas. "Bence korkularım doğru söylüyor. Acemi..." Daha fazla dayanamadı. Kılıcını taşlardan çıkarıp bodoslama daldı üzerine. Kılıcını vargücüyle salladı. Roxas, biraz kenara çekildi. Kolayca sıyrılmıştı. Xanxus, kılıcını geri çekip karnını kesmeye çalıştı. Eğildi, çelmeyi taktı. Dengesini kaybeden Xanxus, uzaklara geri çekildi. Kılıcı düz tutup saldırmasını bekledi. Roxas, birkaç adım ileri gitti. "Kılıç tekniğin sıfır. Sen nasıl kendi üzerine yirmi altın koyabilirsin ki?" "Bunu bana, kılıç çıkarmayan biri mi diyor? Güldürme beni." Tekrardan saldırıya koyuldu Xanxus. Yavaş hareket ediyordu Roxas'a göre. Roxas, Xanxus gelene kadar pozisyonunu aldı. Biraz kamburlaştırdı kendini. Yere sıkıca bastı, hıphızlı ilerledi üstüne. Uçuyordu sanki. İzleyenler, derinden etkilenmişti hızından. Çakışacaklardı. Roxas, kendisini frenleyip gelmesini bekledi. Dimdik durdu bu sefer. Geliyordu, ağır ve sert adımlarla. Roxas, Xanxus'a baktı. Korkutucu gözleri, duygularını açığa çıkarmıştı. Tek istediği şey, onun koca bedenini yere düşürmekti... Son beş adım. Biri zaferin tadını çıkaracaktı. Diğeri ise yenilgisinin acı duygusunu. Ama dövüşün sonucu çoktan belli olmuştu. Yere düşmüştü. Roxas, Xanxus gelir gelmez ters tekmeyi şakak noktasına vurdu. Kılıcı ile beraber yerde yuvarlandı iriyarı adam. Sonunda durmuştu. Zar zor nefes alabiliyordu. Üstündeki şok, çok büyüktü. Yürüdü üstüne. Eğilip baktı yüzüne. "Kusura bakma ama yenildin. Biraz daha güçlen." Xanxus, alnından akan kanı fark etmeden, nefes nefese konuştu. "B-benim yıllardır üzerinde çalıştığım o tekmenin üstünde kaç yıl uğraştın?" Cevabı basitti. Kurnazca sırıtıyordu. "Hiç." Xanxus, donakalmıştı. Kınındaki silahı çıkarmadığına seviniyor, tanrıya şükrediyordu. Çünkü bu yetenekle kolayca öldürebilirdi. Anlamıştı rakibinin kim olduğunu. "Sen Soğuk Katil olmalısın! Küçük yaşında, tıpkı bana baktığın bakışlarla üç kişi öldürdün. Üstüne kız kardeşinin boğazını bıçakla doğradın." Roxas, ses çıkarmadı. Lanetler yağdı insanlar tarafından. Herkes, tek tek dağılmaya başladı. "Tıpkı efsane gibi!" Kahkahayla karışık ses tonuyla tekrardan açtı ağzını. "Kendi kardeşini öldürecek kadar aşağılık bir varlıksın. İnsanlar senden iğreniyor!" Ses daha da çoğaldı. Üzülüyordu bu duruma. Olayı anlamadan böyle düşünmeleri kalp kırıcıydı. Dışarıdan umursamaz olduğunu göstermesi, yüreğinin paramparça olmadığı anlamına gelmezdi. Dayanmasının ve hayata tutunmasının iki nedeni, geçmişinden kurtulmasını sağlayan kahramanı ve kardeşinin ağzından dökülen son sözlerdi. İnsanlardan tepki alıyordu. Roxas, kaşlarını çatıp buruşuk yüzle Xanxus'a döndü. Ayağını kaldırıp tekmeyi karnına bastı. Tekrar ve tekrar... Hırsını çıkarana kadar. Durdu. Kötü görünüyordu insanların gözünde. Herkesin nutku tutulmuştu zaten. Xanxus, ağzından akan kanı sildi zar zor. Roxas, Xanxus'un etrafında yürüdü. Orada kalan insanlar pür dikkat izliyor, herhangi bir olay olacak mı merak ediyorlardı. Yere yığılmıştı Xanxus. Soğuk Katil, etrafında yürürken konuştu biraz. "Kendini öldürtmek isteyen insanları sevmem ama istediklerini yapmak isterim. Fakat karşımdaki yenme ödülümü bana verene kadar, onu öldüremem. Ne de olsa buralara kadar boşuna yürümedim." Xanxus, altın kesesini çıkardı, uzattı. Roxas, hızlıca kaptı elinden. İçinden küfürler saydırdı yenilgiye uğrayan. Soğuk katil, her adım attığında insanlar korkup kaçıyor, kimse kalmıyordu. Halatların üstünden atlayarak bakındı etrafına. Küçük kız ona bakıyor, o da safça bakıyordu mavi gözlerine. Koşmaya başladı Roxas'a doğru. Masum masum bakıyordu. Bir adım daha atacakken ayağı takıldı ve yüzüstü düştü. Roxas içinden, "Ne yapıyor lan bu?" Dedi. Sonunda yanına varmıştı. Yakından daha masum ve tatlı görünüyordu. Dalgalı kızıl saçları, kırmızı teni ve mavi gözleri vardı. Beyaz gömleği, dizine kadar gelen etek onu daha da tatlı yapıyordu. "Merhaba yüce savaşçı. Adınızı öğrenebilir miyim?" Roxas, elini kafasına koyup okşadı. Yumuşacıktı saçları. Bıraktı, gülümseyerek baktı çocuğa. Kötü görünümünden eser yoktu. "İsmim Roxas. Sizin adınızı öğrenebilir miyim küçük prenses?" Küçük kız, kendisine prenses denildiği için sevinmişti. Tebessümle cevap verdi. "Lucy. Çok muhteşem dövüştünüz. Silahınızı çıkarmadan bitirdiniz. Sizin gibi bir insan, insanlığa çok büyük bir yararı olabilir. Fakat insanlar sizden neden nefret ettiğini duyunca kötü oldum. İyi biri gibi görünüyorsunuz. Kan dökmenizin bir sebebi vardır zannediyorum. Ne olduğunu sorabilir miyim?" Roxas, asık suratını saklayamadı. Mutsuzdu, çok mutsuz. "Söyleyemem. Kendimle beraber mezara götüreceğime and içtim." Lucy, al yanakları ile dudaklarını büzüştürdü. Yan gözle baktı. Konuşmasına devam etti Roxas. "Haydi ama! Bu benim küçük bir sırrım." Lucy, bir anda tiz sesiyle, heyecanla konuştu. "Güçsüz bir kızım. Ailem de yok, yapayalnızım. Acaba beni güçlü bir maceraperest yapabilir misiniz?" ****** Güneş; batıp tekrardan doğuyordu. Horozlar daha yeni ötmeye başlamış, Roxas, şehir kapısına doğru koşuyordu. Roxas, Lucy'nin söylediği kelimeleri kulağında duyuyordu. 'Ailem yok, yapayalnızım.' Duyduğu kelimeler, içini yakıyordu. Ailesi olmadığı hâlde, nasıl umutsuz olamıyordu? Aynı şeyleri yaşamıştı. Fakat ona elini uzatıp, oturduğu kuytu köşelerden kurtarmış olmasaydı hâlâ umutsuz olabilirdi. Belki de ölürdü. O parlaklığı aklının bir köşesinde kazılıydı. Onun sayesinde dövüşebildi, özgür olabildi. Şehir kapısının önünde duran kıza baktı. Koskocamandı kale kapısı. Paslanmış demirlerle, kilitli bir kapıydı. Açmak için bir altın, geçmek için bir altın verilirdi. Bu yüzden kapı bekçileri alınan vergiden kendisine pay bırakırdı. Sonuçta ölüm tehlikesi çok yüksek bir iş yapıyorlardı. Kapının önünde duran kızıl saçlı Lucy idi. Zıplaya zıplaya el salladı. "Usta!" Dedi tiz sesiyle. Roxas, onu sevmişti. Kız kardeşini hatırlatıyor, hayatına biraz olsun sevgi katıyordu. Doğru, kapı muhafızları, Roxas'ı en son ne zaman gülümseyerek görmüşlerdi? Koşa koşa yanına geldi Lucy. Yanına gelir gelmez bir tane fiske yedi alnına. Acıdan kıvranan Lucy, isyan etti. "Neden vurdun?! Ah, acıdı." Roxas, kıs kıs güldü. Kardeşine de böyle vururdu. "Lucy, insanlar daha uyanmadı. Uyandırırsan, sıkıntı çıkaracaklar." Lucy, kafasını evet anlamında salladı. Roxas'ın gururunu okşadı. "Tam da ustamdan beklenildiği gibi!" Roxas, kelimelerini umursamadan sırtındaki kılıflardan iki tane tahta kılıç çıkardı. "Dünkü konuşmamızı hatırlıyorsun değil mi Lucy?" Sorusuna, soruyla cevap verdi. "Eğitimden sonrası mı?" Roxas, beden dilini kullanarak onayladı. Minik kız devam etti konuşmasına. "Evet, hatırlıyorum. Bana verdiğin taktik değil mi?" "Bana sırasıyla tekrardan söyler misin?" Kız, anlam çıkaramadan söylediklerini yaptı. "Birinci sırada; silahını çıkarmadan rakibinin yeteneklerini gözle. İkinci sırada; defansif oynayarak bir anda agresifleş ki rakibin ne olduğunu anlayamasın. Üçüncü sırada ise eğer kendi canın tehlikedeyse geri çekilip, savaşı sonlandır." Roxas, alkışladı öğrencisini. Kafasını okşayarak, düzelttiği saçını bozdu. Lucy, kızıl saçlarını düzeltmeye çalışırken, bir yandan ustasını dinliyordu. "Doğru. Fakat üçüncü sıra bazen en önemlisi olabilir. Her ne kadar sıra önemliyse can güvenliği de önemlidir. Bunu dikkate al ve maceracı ol." Talim kılıçları çarpıştı. Rasgele sallıyordu Lucy. Roxas, savunma yapıyordu. Kafasına doğru gelen talim kılıcını, kılıcıyla savundu. Soğuk katil, açığını gördü. Savunmayı bırakıp, adeta Lucy'nin etrafında dönerek, arkasına geçti. Boynuna tuttu kılıcı. Her şey çok aniydi. Lucy, tekrardan başarısız olmuştu. Kılıcı elinden bırakıp sırtüstü uzandı yere. "Galiba başaramayacağım!" Diye sızlandı. Elini uzattı Roxas. "Bence başaracaksın küçük prenses." Elinden tuttu, yardımıyla kalktı ayağa. Kılıcını yerden alıp tekrar denedi. Tekrar, tekrar... Her defasında yorulsa da, o da özgürce uçup dünyayı keşfetmek istiyordu. Denizleri, toprakları, buzla kaplı dağları, çiçekleri, bitkileri... Yere düşmüştü. Kılıcına tutunup, kalktı tüm cesaretiyle. Dişlerini gıcırdattı. Harap olmuş yüzüyle baktı ustasına. Üstüne cesurca atladı. Kılıcını yukarıdan saldırdı. Tekrardan açık bıraktı. İçinden binbir türlü şey geçiyordu zavallı kızın. Ama çevik davranarak açığını kapattı. Ustasının gülümsediğini görünce gururlandı. Bu sefer sağdan saldırdı. Roxas, bir eli arkada diğer eli sürekli defansa oynuyordu. Sağdan gelen saldırıyı yuvarlak kabzasıyla engelledi Roxas. Hatta kılıcını çekmesiyle, rakibinin silahını yere düşürdü. Yine de pes etmedi kız. Geri çekildi. İçinden konuştu. "Mantığımı kullanırsam, onu yenebilirim!" Koşuyordu kalan gücüyle üstüne. Nefes nefese kalmış bedeni, hayallerin peşinden koşuyordu. Yıldız gibi parlıyordu Roxas'ın gözünde. Hayatını değiştirmişti küçük kız. Ama ciddi olmalıydı. Onun gelişmesini sağlamalıydı. Kılıcı daha sıkı kavradı. Hâlâ koşuyordu. Stratejisini çoktan belirlemişti. Küçücük bedeni ve kalan erkesi ile böyle bir şey yapabilir miydi? Bilemiyordu, denemeliydi. Çarpıştılar. Roxas, kılıcı doğruca karın boşluğuna savurdu. Lucy, çevikti, eğilerek kurtuldu. Bacakları açık olan Soğuk Katil, ne yapacağını anladı. Müsaade etmeyecekti. Geriye atıldı. Fakat kılıcı elinden zorla alındı. Şimdi ise elleri boşta kalan Roxas idi. Yavru kaplan gibiydi. Alnından dökülen teri umursamayıp, nefes nefese baktı ustasına. Adım atmayı denedi, atamadı. Bütün enerjisini bir anda harcamıştı. Gözleri kapandı, kendisini salıverdi. Kucakladı minik öğrenciyi. Sırtına attı, bacaklarından tutarak taşıdı omzunda. Evine doğru yürüdü tebessümle. Dar sokaklardan geçiyordu Roxas. Bu sefer mutlu olarak. Başına gelecek olaylardan habersizce yürüyordu... Yorumlarınızı eksik etmeyin. Umarım iyi bir şeyler yazabilmişimdir :D.
  4. Anime Tanıtım Hotarubi no Mori e Tür: Dram, Romantik, Doğaüstü Yayınlanma Tarihi: 5/09/2013 Bölüm Sayısı: 1 Süre: 44 dakika Yönetmen: Takahiro Omori Manga: Yuki Midorikawa Animasyon – Dizayn: Akira Takada Firma/Stüdyo: Brain’s Base Müzik: Makoto Yoshimori Küçük bir kız olan Hotaru, hakkında efsaneler anlatılan Yamagami Ormanı’nın içinde kaybolmuştur. Yolunu bulmaya çalışırken bir oraya bir buraya koşuşturmaktan yorulur ve sonunda olduğu yere oturup, ağlamaya başlar. Tam bu sırada yüzünde maske takılı bir genç (Gin) onu görür. Ormanda biriyle karşılaştığına çok sevinen Hotaru birden Gin’e doğru koşar fakat beklediği sevgi dolu karşılamayı göremez. Gin bir Youkai’dir (ruh) ve eğer ona bir insan dokunacak olursa yok olacaktır. Gin, eli yerine bir odun parçasını Hotaru’ya uzatır ve onu ormandan çıkartır. Hotaru, ona yardımcı olduğu için Gin’e karşı minnet duyar ve yarın bir hediyeyle geleceğini söyleyerek yanından ayrılır. Böylece Hotaru bütün yaz mevsimi boyunca her gün Yamagami ormanına Gin’i görmeye gelir. Yaz bittiğinde ise ayrılık vakti gelip çatmıştır. Hotaru’nun tatili bitmiş artık evine dönme zamanı gelmiştir. Gin’in yanından ayrılırken, ona her yaz geleceğine dair söz verir. Bu şekilde yaz, ikisininde dört gözle beklediği bir mevsim haline gelir. Yıllar boyu sürecek olan bu arkadaşlık Hotaru genç bir kız olunca çok daha derin duygular yaşamasına sebep olacaktır. Peki bu ilişki ne zamana kadar devam edecekti? One-Shot mangadan uyarlanan bu anime kısacık sürmesine rağmen insanın kalbini ısıtacak türde bir hikayeyi anlatıyor. Başarılı çizimleri, animasyonları ve harika müzikleri beni gerçekten derinden etkilemiştir. Eğer şöyle bir 45 dakikanız varsa mutlaka bu anime için ayırın ve izleyin. Pişman olmayacaksınız… İyi seyirler. ___________________________________________________________________ Kaynak: AnimeFantastica: http://www.animefantastica.com/hotarubi-no-mori-e
  5. mert24214

    Fate/Zero

    Anime Tanıtım Fate/Zero Tür: Fantastik, Aksiyon, Doğaüstü Yayınlanma Tarihi: 2011 – 2012 Bölüm Sayısı: 13 + 12 Yönetmen: Aoki Ei Orijinal Hikaye: Urobuchi Gen, Type-Moon Firma/Stüdyo: Ufotable Başlıca Seiyuular: Emiya Kiritsugu (Koyama Rikiya), Kotomine Kirei (Nakata Jouji), Saber (Kawasumi Ayako) Açılış: #1 - Oath Sign – LiSA #2 - To The Beginning” by Kalafina Kapanış: #1 - MEMORIA – Aoi Eir #2 - Sora wa Takaku Kaze wa Utau – Luna Haruna - Manten – Kalafina Hikaye her 60 yılda bir gerçekleşen büyücüler arasındaki Kutsal Kase savaşını konu alıyor. Kutsal Kaseyi ele geçiren kişinin her dileğinin kabul olacağına inanılır. Büyücüler geçmişleriyle, kimileri kendisiyle ilgili sorunlardan kimileri ise aile görevi olarak gördükleri bu kase savaşına katılmak zorundadırlar. Savaş, büyü dünyasının önde gelen aileleri arasında yapılsa da arada istisnai durumlar meydana gelebiliyor. Büyücüler Kutsal Kase savaşında efendi statüsündedirler ve çağırdıkları geçmişin kahraman ruhları ise hizmetkarlarıdır. Hizmetkarlar, tarih kitaplarından bildiğimiz üstün savaş becerileri olan, efsanevi liderlerdir. Çağrılan hizmetkarların, efendilerinin emirlerini dinlememesine önlem olarak büyücülere 3 komut büyücü hakkı tanınır. Kısacası bu savaş taktiksel bir oyundur. Fate serilerine bakacak olursak 2011 yılında çıkan Fate/Zero, Fate/Stay Night serisinde yaşanan savaştan bir 10 yıl önceki Kutsal Kase savaşını anlatıyor. (Ne oldu 60 yılda bir olan savaşa derseniz iş spoiler kısmına girer) Yani Fate/Stay serisindeki karakterlerin annelerinin ve babalarının savaşlarını izliyoruz. Tabii kendi küçüklük hallerini, karşılaşmalarını, intikamlarının sebeplerini öğrendiğimiz ve en önemlisi Kutsal Kase savaşının mantığının çözümlendiği yapımdır. 2011 yapımın yayınlanmasıyla bu seriye yeni başlayacaklar olaylar serisini tarihsel olarak izlemek isteyeceklerdir fakat benim önerim çıkış tarihine göre izlemeniz. Önce Fate/Zero arkasında Fate/Stay izlerseniz serinin hiç bir çekiciliği kalmaz. Fate/Zero’da fark edeceğiniz ufak tefek detaylar ve yerine oturan taşlarla hikaye daha keyifli bir hal alıyor. Benden söylemesi. Hikayeyi biraz daha açarsak ilk serinin ana karakteri olan Emiya Shirou’nun babası Emiya Kiritsugu baş rolde ve hizmetkarı aynı şekilde Saber. Fate/Zero evreninde 4. Kutsal Kase savaşı başlamak üzere ilk 3 savaşta bir sonuca varılamadığı için gözünü hırs bürüyen büyücülerin arası iyice kızışıyor. Kotomine Kirei ise her şeyini kaybetmiş, savaşa ilgisi olmayan kilisenin bir adamıdır. Kirei’nin savaşa olan ilgisizliği, baş düşmanı Kiritsugu’nun savaşa dahil olduğunu öğrenmesiyle dengeler değişir. Spoiler kısmına girmekten çekindiğim için karakterler arası ilişkilerden bahsetmek istemiyorum çünkü hikaye birçok sürprizi barındırıyor. Teknik bilgilere geçersek görsellik hat safhada diyebiliriz. ufotable stüdyosu varını yoğunu Fate/Zero’nun görselliğine harcamış. Şahane savaş sahneleri var. Önceki seriye oranla daha bir sert yapım olmuş, özellikle büyücüler arasındaki psikopat karakterin sayesinde bu seride vahşet ön plana çıkartılmış. Tabii ki hep vahşet, kan, savaş yok; Kiritsugu ve Irisviel aşkı içinizi ısıtırken İskender’in modern dünyaya adapte olma çabası eğlencelik bir seyir hali meydana getiriyor. Hikaye tamamen kusursuz değil maalesef bir dolu mantık hatası var; en basitinden Kiritsugu’nun küçüklüğüne inelim derken zombi savaşı seyretmemiz gibi. Açılış ve kapanış şarkıları çok başarılı özellikle Oath Sing hafızalara yer edecek şekilde. Müzik ekibinde Lisa’nın haricinde Kajiura Yuki’ye rastlıyoruz ve soundtrack albümünü son hızla indiriyoruz. Müzik dışında seiyuu ekibi de oldukça başarılı. Kiritsugu ve Kirie’ye ses veren seiyuuların tonlamaları mükemmel. Görsel şölen haricinde kulak dolgunluğu da yaratan bir yapım. Bağlantılı animeleri gözden geçirecek olursak Fate/Stay Night serisinin ilk rotası Saber karakteriydi. Studio DEEN tarafından 24 bölümlük bir televizyon serisi olarak 2006 yılında Saber’ın hayatı, geçmişi, Shirou ile ilişkisini konu almıştı. Fate/Stay Night serisi ile bağlantılı olan ikinci rota 2010 yapım Unlimited Blade Works filmidir. Bu filmde rota Rin ile Archer’ı konu alır. Fate/Zero serisi 2011-2012 çıkışlı olmak üzere devam niteliğinde 2 sezon şeklinde karşımıza çıkıyor. Araştırmacı ruhlar için hikayede geçen kahraman hizmetkarları da listeleyelim; Saber : Kral Arthur Archer : Gilgamesh Lancer : Diarmuid ua Duibhne Caster : Gilles de Rais Rider : Iskender Assasin : Hasan Sabbah Berserker : Sir Lancelot _____________________________________________________________________ Kaynak: AnimeFantastica: http://www.animefantastica.com/fate-zero
×